Tıbbi Teşhis Hatalarında Hekimin ve Hastanenin Hukuki Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Tıbbi Teşhis Hatalarında Hekimin ve Hastanenin Hukuki Sorumluluğu

Tıbbi Teşhis Hataları ve Hekimin Hukuki Sorumluluğu

Hekim ile hasta arasındaki ilişki, istisnai nitelikteki estetik müdahaleler haricinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502. maddesinde düzenlenen vekâlet sözleşmesi hükümlerine dayanır. Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi üstlendiği bir ilişki olup vekâlet hükümleri niteliklerine uygun düştüğü ölçüde kanunda ayrıca düzenlenmemiş işgörme sözleşmelerine de uygulanır. Bu hukuki nitelendirme uyarınca hekim hastaya mutlak bir iyileşme veya kesin bir sonuç garantisi veremez. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/289, K. 2018/1564 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, vekil konumundaki hekim işini yürütürken bir işçi gibi özen göstermekle yükümlüdür ve en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi gereğince de sağlık alanındaki her türlü müdahalenin mesleki yükümlülük ve standartlara uygun icra edilmesi şarttır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 502Kaynağı aç
MADDE 502- Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır. B. Kurulması
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/289, K. 2018/1564Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2018/289 E.  ,  2018/1564 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, diş tedavisinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm, davacı vekilince temyiz olunmuştur.Davacı vekili, müvekkilinin 2007 yılından buyana… Diş Kliniği … Şubesi'ne kontrole gittiğini, 2010 yılında kontrol amaçlı başvurduğunu, muayene sonucunda diş hekimi … tarafından davacının dişlerinde ve ağız sağlığında bir takım rahatsızlıklar olduğunu söyleyerek operasyon yapılacağını söylediğini, operasyon sonucunda 2 dişinin çekildiğini, 1 dişine kanal tedavisi ve 1 dişine de dolgu yapıldığını, doktorun bu operasyonlar, dikkatsizlik ve ihmâl sonucu davacıya zarar verdiğini, 2 dişinin çekilmek zorunda kalındığı, diğer 2 dişinin ise artık işlevsiz hale gelecek dereceye ulaştığını, bu gelişmeler sonucu hastanenin … şubesine yönlendirildiğini, burada davalı… tarafından yapılan muayene ile hatayı örtbas edilmesinin amaçlanarak yeni operasyonlara maruz kaldığını, bunların da başarısız olup, operasyon sırasında alet kırıklarının ağız içerisinde unutulduğunu, klinik yönetiminin de bu olaylara ilgisiz davrandığını, müvekkilinin … Diş Hekimleri Odası'na başvurarak aldığı raporda iki diş hekimi ve klinik şefi … (… ) hakkında kınama cezası verildiğini, manevi yönden de zarar gördüğünü ileri sürerek, toplam 7.500,00 TL maddi zararları bulunduğunu, şimdilik 1.500,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Davalılar vekili davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.Mahkemece, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan rapora dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak Yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HMK'nın 33. maddesi (HUMK'nın 76. maddesi) gereği doğrudan hakimin görevidir. Davada, davacının tedavisini üstlenen davalı hastane işleticisi ve hekimler ve klinik şefi hakkında dava açılmış olup, bu kapsamda bir değerlendirme yapılması zorunludur.Davacı eldeki bu davada; davalı doktorlar tarafından gereksiz ve başarısız diş tedavisi uygulaması nedeniyle maddi ve manevi zararlara uğradığını ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur. Taraflar arasındaki ilişki bir vekâlet ilişkisidir. Dava özen borcuna aykırılık iddiası ile açılmıştır. Sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK'nın 386. maddesinde düzenlenen vekâlet sözleşmesi uyarınca vekil (doktor) işini yaparken bir işçi gibi özen göstermek zorundadır (BK madde 386-390, 321). Bu nedenle en hafif kusurundan dahi sorumludur. Doktor tıbbi açıdan önlemleri eksiksiz biçimde ve gecikmeksizin almalı, olayın gerektirdiği uygun tedaviyi gecikmeden belirleyip uygulamalıdır. Tıbbi gerçek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulamaz.Diğer taraftan 09.12.2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesinde, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında “Araştırma dahil sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Uyuşmazlığın bu çerçevede sonuçlandırılması zorunludur. Davacı, 2010 yılının Ocak ayından itibaren davalı hastaneye muayene olduğunu ve tedavisinin burada gerçekleştirildiğini bildirmiş, alınan Adli Tıp Kurumu'nun 26.11.2014 tarihli raporunda ise, “…kişinin 14 ve 16 nolu dişlerinin çekildiği, bunlardan 16 nolu dişte ki çekimin yapılan kusurlu dolgu işleminden kaynaklandığı belirtilse de, kanal tedavilerinden sonra özellikle ağız hijyeni, kök yapısı, kontrol muayenelerinin aksatılması, geciktirilmesi vs. pek çok nedenden dolayı çekim endikasyonunun doğabileceği ve bunun ilgili diş hekimin insiyatifinde olduğu, 15 nolu dişe yapılan kanal tedavisinin ise tıp kuralları dahilinde olduğu ve herhangi bir komplikasyon geliştiğine dair bulgu tespit edilmediği, 26 nolu dişte çürük tespit edildiği ve kanal tedavisi planlandığı, planlanan kanal tedavisinin tıp kuralları dahilinde olduğu, 26 nolu dişin kök kısmının düzensiz anatomik yapısından dolayı kanal tedavisi esnasında kullanılan eğenin kırılabileceği, bunun herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmâli izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, kırılan eğe konusunda hastanın bilgilendirilmemesinin eksiklik olarak nitelendirildiği ve Dt. … 'nun bu yönden kusurlu bulunduğu, Dt. … ve Dt. … 'ya atfı kabil kusur tespit edilmediği…" açıklanmış, itiraz üzerine Adli Tıp Genel Kurulu'ndan alınan raporda ise, 2. İhtisas Kurulu'nun raporuna atıf yapılmak suretiyle görüş bildirilmiştir. Mahkemece, Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporlara dayanılarak karar verilmiş olup, … Diş Hekimleri Odası tarafından düzenlenen, 08.03.3011 tarihli yazı ekinde gönderilen 22.02.2011 tarih, 2011/13-14-15 nolu kararlarda, Dt. … ile ilgili olarak, diş hekiminin kusurlu olduğu verildiği, Dt. … ile ilgili olarak da, komplikasyonla ilgili bilgilendirme hakkının korunmadığı nedeniyle Kınama cezası verildiği, Dt. … 'nın ise, sorumlu müdürün de kusurlu olduğu gerekçesiyle aynı ceza ile cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Diş Hekimleri Odasında diş hekimleri ve yönetici kusurlu bulunduğu halde, Adli Tıp Kurumu raporunda bu çelişkiler tartışılmadan ve giderilmeden görüş bildirilmiştir. Esasında Dt. … un bilgilendirmede kusurlu olduğu halde mahkemece bu rapordaki bulguya da itibar edilmemiştir.Nitekim … tarafından düzenlenen raporda, davacıya 2007 yılında 16 nolu dişe bir kanal tedavisi yapıldığı, ayırca 15 nolu diş destek alınarak 15-14 nolu dişleri içeren bir kanatlı köprü yapıldığı, ancak bu kanal tedavisinin usulüne uygun olmadığı ve vestibül köklerin yetersiz doldurulduğu, 2010 yılında hastada ağır şikayetleri olunca önceden kanal tedavisi yapılan 16 nolu dişin çekildiği, fakat vestibülköklerin ilk aşamada çıkartılamadığı ve bir süre sonra yapılan ikinci bir operasyonla çıkartıldığı, sorun böyle de çözülemeyince, üzerindeki seramik köprü çıkartılarak 15 nolu dişe de bir kanal tedavisi yapıldığı, bu dişe yapılan tedavinin normal sınırlarda olduğu, buna karşılık perküsyon ve palpasyona çok duyarlı olup dişte AAP'nin var olduğu, bu sırada ağrı nedeniyle DD çürüğü bulunan 26 nolu dişe de, bir kanal tedavisi girişiminde bulunulduğu, bu dişin klinik muayenesinde perküsyon ve palpasyona çok duyarlı olduğu ve dişte AAP olduğu saptandığı, radyografi incelendiği ise MB kökte kanal içinde, P kökte ise, kısmen kanal dışında iki adet alet kırığı görüldüğü, sonuç olarak, 16 nolu dişin iyi bir endodontik tedavi ile kurtulması mümkün olmasına rağmen dişin çekildiğini, yalnızca 15 nolu dişi destek alarak iki üyeli bir kanatlı köprü kapılmış olması, büyük olasılıkla 5 nolu dişte meydana gelen endodontik problemin nedeni olabileceği, hastanın bu bölgedeki sorunlarının halen devam ettiği ve 15 nolu dişinin kaybetme riskinin söz konusu olduğu 26 nolu dişte hastanın problemleri ve özellikle P kökte bulunan kırık aletin çıkartılmasının mümkün olmadığı, bu nedenle bu dişin de çekilmesi gerektiği, aksi halde Maksiller sinüs ile ilgili başka sorunlara yol açabileceği, esasen bu tür komplikasyonların kanal tedavileri sırasında her hekimin başına gelme olasılığının olduğu, ancak zor tedavisinde başarısız veya yetersiz olunduğu durumlarda dişi çekmek yerine hastayı uzmanına veya bir üst tedavi merkezine yönlendirilmesi gerektiği” bildirilmiştir.Gerek Adli Tıp Raporunda gerekse mahkemece gerekçesinde bu raporla ilgili bir tartışma bulunmamaktadır. Yetersiz rapora dayanılarak karar verilmesi doğru olmamıştır.Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, aralarında diş tedavisi, ve protez konusunda uzman akademik kariyere sahip üç kişilik yeni bir bilirkişi kurulu oluşturmak suretiyle, davacı ile davalılar arasında kurulan sözleşmede BK'nın 386. ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet hükümlerinin uygulanacağı ve en hafif kusurdan dahi davalıların sorumlu olacağı (BK'nın 321. md.) gözetilip değerlendirilmek suretiyle, Diş Hekimleri Odası'ndan alınan rapordaki bulgular da tartışılmak suretiyle, davacıya uygulanan tedavi ile uygulanması gereken tedavinin ne olduğunun karşılaştırılarak, yapılan tedavide hekimlerin kendi alanlarıyla ilgili sorumlulukları belirlenmeli ve adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında hastanenin de tüm zararların tamamından sorumlu olduğu gözetilmeli, dişinde alet parçası bırakılan hastaya yönelik eylemde kusurlu olduğu saptanan Dt. … 'nun zarardan sorumluluğu bulunduğu da nazara alınıp, yapılan işlemlerde komplikasyon olduğu kanısına varıldığı taktirde aydınlatma yükümlülüğünün hastane ve hekimde olduğundan davacının istek kalemleri karşılanıp, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmelidir.Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Teşhis hatası; hekimin tıp biliminin güncel standartlarına ve genel kabul görmüş kurallarına aykırı hareket ederek hastanın mevcut hastalığını hiç belirleyememesi, gecikmeli olarak teşhis etmesi veya gerçekte var olmayan bir hastalığı tespit etmesi şeklinde ortaya çıkar. Klinik süreçte konulan teşhisin sonradan hatalı çıkması tek başına kusur isnadı için yeterli değildir; sorumluluğun doğabilmesi için hekimin tanıya ulaşırken gerekli tıbbi araştırmaları savsaklaması, standart protokolleri atlaması ya da mesleki özen yükümlülüğünü ihmal etmesi gerekir. Hekim tıbbi gerçeklere ve kurallara uygun davrandığı halde sonuç değişmemişse hukuki sorumluluktan söz edilemez.

Kanser Teşhisinde Ayırıcı Tanı ve Tetkik Yükümlülüğü

Hayati risk taşıyan hastalıklarda hekimin ayırıcı tanı yükümlülüğü belirleyicidir. Hekimden beklenen, hastanın klinik semptomları karşısında kanser gibi yaşamı tehdit eden en ağır olasılığı ihtimal dışı bırakana kadar tetkik ve araştırmalarını sürdürmesidir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/40392, K. 2015/10447 sayılı kararında vurgulandığı üzere, hekim herhangi bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak, koruyucu tedbirleri almak ve tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastayı riske sokmayacak en emin yolu seçmekle yükümlüdür. Hekimin tedavisinde yetersiz kaldığı veya zorlandığı hallerde hastayı ilgili uzmanlık alanına ya da bir üst merkeze yönlendirme yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/40392, K. 2015/10447Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2014/40392 E.  ,  2015/10447 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davalı avukatınca duruşmalı, davacı avukatınca duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı ….vekili avukat …, diğer davalı … vekili avukat … geldi. Karşı taraftan gelen olmadığından onun yokluğunda duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacılar, murisleri …'in 26.2.2005 tarihinde rahatsızlanıp davalı hastaneye yatırıldığını, yapılan kusurlu müdahale nedeniyle henüz 48 yaşındaki yakınlarını 10 gün içinde kaybettiklerini ileri sürerek, davacılardan … için 1.500 er TL maddi tazminat ile davacı eş …için 20.000 TL kızı… için 15.000 TL oğlu … için 15.000 TL diğer evlatları … için 10.000 er TL manevi tazminatın müteselsilen davalılardan alınmasına karar verilmesini istemiş, sonrasında ıslah dilekçesi ile maddi tazminat taleplerini arttırmışlardır. Davalılar üzerlerine atfı kabil kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davalıların kusurunun bulunmadığı tespit edilmiş ise de, davacılarının murisinin ameliyat sonucu ölümü sebebiyle Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde düzenlenen hak ve nesafet kuralları ve Borçlar Kanununun genel hükümler gözetilerek her bir davacı için takdiren 2.000,00 TL manevi tazminatın 26/02/2005 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte ödenmesine, fazla talebin reddine karar verilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. 1-Dava, hekim hatası nedeniyle ölüme sebep olma iddiası ile maddi manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacılar, murislerinin safra kesesi ameliyatından sonra durumunun kötüleşip kurtarılamadığını, davalıların kusurlu müdahalesinin buna sebep olduğunu ileri sürmüş, davalılar ise ölüm olayının kusurlarından kaynaklanmadığını, ameliyatın beklenen komplikasyonu olduğunu savunmuşlardır. Mahkemece gerek işbu tazminat davasında, gerekse davalı doktor …'ın tedbirsizlik ve dikkatsizlik ile ölüme neden olma suçundan yargılandığı ceza davasında alınan bilirkişi raporlarında ölüm olayının davalıların kusuruna bağlanamadığı belirlenmiş ise de hak ve nesafete göre yakınlarını kaybeden davacılar lehine 2.000,00 er TL tazminat verilmesinin yerinde olacağı sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. Borçlar Kanununun vekâlet akdini düzenleyen 502 ve devamı maddeleri uyarınca davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup,en hafif kusurunda bile sorumludur. Bu nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, TBK.nun 510/1. maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Önemli bir diğer düzenleme de Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşme 9.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler.” Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Bu açıklamalar doğrultusunda yapılması gereken hekimin zarar neticesi ile illiyet bağı olan kusurlu eyleminin bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Teknik bir husus olan bu vakıa ancak tıbbi dökumanları dosyadaki delillerle birlikte irdeleyen bilirkişi incelemesi ile açığa kavuşturulabilir. Mahkemece, tazminat yargılamasında ve ceza kovuşturmasında alınan raporların davalılara kusur atfetmediğine değinilmiş, ne var ki hakkaniyet gereği uygun bir tazminatın yerinde olacağı değerlendirilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kusuru hiçbir surette tespit olunamayan kişiye zarardan dolayı tazminat yüklenemeyeceğinden karar bu haliyle kendi içerisinde çelişmektedir. Bu noktada kusurun varlığını tespit bakımından alınan bilirkişi raporları ve ceza kovuşturmasının tespit ve neticesini irdelemek gerekecektir. Zira hukuk hakimi, ceza mahkemesinin beraat hükmü ile bağlı değil ise de maddi vakıaların tesbiti açısından yargılamanın safahati bağlayıcı olacaktır. Davalı hekim,…. Asliye Ceza Mahkemesinin 529-857 esas-karar sayılı dosyası ile tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu bir kişinin ölümüne neden olma isnadı ile yargılanmış, alınan … ve … raporları sonrasında sanığın beraatine karar verilmiş, hüküm Yargıtay … Ceza Dairesinin 5.10.2011 tarih … sayılı kararı ile onanmış ise de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kurulunun 14.2.2012 tarihli 2011-….sayılı kararı ile onama ilamı kaldırılarak beraat hükmünün yerinde olmadığı tespit edilmiş, ancak zamanaşımının gerçekleşmesi nedeniyle kamu davası yerel mahkemece 11.10.2012 tarihli karar ile ortadan kaldırılmıştır. Esasa ilişkin hüküm mahiyeti arz etmeyen zamanaşımından ortadan kaldırma kararının somut olayda bağlayıcılığının olmayacağı açıktır. Bu halde Ceza Genel Kurulu Kararının tespitleri irdelenmelidir. Bahsi geçen kararda, alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin tanık beyanları ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, sanığın kendi bilgi ve tecrübesine güvenip hastaneden bulunan kolanjiografi görüntüleme cihazını kullanmayarak laparoskopik yöntemle kapalı olarak başlanılıp yeterli görüntü alınamaması nedeniyle açık şekilde gerçekleştirilen ameliyat esnasında gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek koledok kanalını lucka kanalı zannedip kesmesi neticesinde gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelen ölüm olayında kusurlu olduğunun kabulünde zorunluluk bulunduğu, bu itibarla taksirle öldürme suçundan cezalandırılması yerine beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna karar verilmiştir. Bu tespit en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulması gereken davalı hekim ve adam çalıştıran sıfatı ile diğer davalı hastane hakkında kusur ve illiyet bağı yönünden hukuk hakimini bağlayıcıdır. Bir başka deyişle Ceza Genel Kurulunun maddi vakıaları tespit eden bu kararı ile davalıların kusurlu olduğu saptanmış olup, hukuk hakimi bu olgu ile bağlı bulunmaktadır. Ceza Genel Kurulu kararı sonrasında yerel ceza mahkemesince zamanaşımının dolması nedeniyle verilen kararın bu nedenle hukuk hakimini bağlayıcı niteliği yoktur. Bu itibarla, davalıların davaya konu olayda kusurlu davrandıklarının kabulü zorunludur. Mahkemece, davalıların murisinin ölümü olayında davalıların kusurlu oldukları kabul edilmek suretiyle gerekli inceleme ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalıların temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 124,00 TL. harcın davalıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/04/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kanser teşhisinde gecikme yaşanması sebebiyle hastanın yaşama şansının azalması, manevi tazminat taleplerinde dikkate alınan ağır bir durum olarak değerlendirilmektedir; buna karşın kayıp şansın tam bir maddi tazminat hesabına konu edilerek matematiksel bir formüle bağlanması konusunda ihtiyatlı bir yaklaşım sürdürülmektedir. Diğer taraftan, tıbbi uygulama neticesinde gelişen durum öngörülebilir ve önlenemez bir komplikasyon niteliğinde kalmışsa ve sağlık personelinin ayıplı veya eksik hizmeti kanıtlanamamışsa tazminat sorumluluğu doğmayabilir; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/1140, K. 2023/3457 sayılı ilamında bu tür bir olguda dava reddedilmiştir. Olası komplikasyon hallerinde dahi hekim ve hastanenin hastayı aydınlatma yükümlülüğü varlığını korur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1140, K. 2023/3457Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/1140 E.  ,  2023/3457 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalı şirket tarafından işletilen hastaneye karın bölgesindeki şiddetli … şikayeti sebebiyle başvurduğunu, muayeneyi yapan doktor eşliğinde hemşire tarafından davacıya her iki kalçasından iki adet … kesici ilaç enjekte edildiğini, enjeksiyonun hatalı yapılması neticesinde davacıda siyatik sinir lezyonu oluştuğunu ve … gücü kaybına uğradığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tedavi giderlerine karşılık 3.000,00 TL, kazanç kaybına karşılık 15.000,00 TL, … gücü kaybına karşılık 6.000,00 TL, ekonomik geleceğinin sarsılmasından dolayı şimdilik 6.000,00 TL maddi tazminat ile 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili, davacıya uygulanan tedavide herhangi bir hata bulunmadığını, kendilerine kusur izafe edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK 7. İhtisas Kurulunca davacının bacağında oluşan siyatik sinir lezyonu dolayısıyla davalı hastaneden kaynaklanan ayıplı veya eksik hizmet bulunup bulunmadığının tespitinin istenildiği, ilgili kurul tarafından lezyonun olası komplikasyon olarak değerlendirildiği, rapora itiraz edilmesi üzerine … Tüketici Mahkemesi kanalıyla üçlü bilirkişi heyetinden rapor alındığı, ilgili kurul tarafından düzenlenen raporda siyatik sinir lezyonunun olası komplikasyon olarak değerlendirildiği ve enjeksiyon kararı veren doktorun kusursuz olduğunun bildirildiği, böylelikle her iki bilirkişi raporunda da davalı hastanenin enjeksiyon kararı veren doktorun kusursuz olduğunun, siyatik sinir lezyonunun olası komplikasyonlardan olduğunun, önlenmesi için enjeksiyon öncesi yapılması gereken bir işlem bulunmadığının, enjeksiyonun uygun olmayan bir bölgeye yapıldığına dair destekleyici kanıt bulunamadığının, enjeksiyon lokalizasyonunun ilk birkaç gün içinde iyileşerek belirlenemez hale geldiğinin, dolayısıyla enjeksiyonun doğru lokasyona yapılıp yapılamadığının da bilinemeyeceğinin bildirildiği anlaşılmakla; davacıda davalı kurumda yapılan enjeksiyondan dolayı kalıcı sinir hasarı oluşmasına rağmen oluşan hasarın yapılan enjeksiyondan kaynaklanan olası komplikasyon olduğu, davalı hastane veya çalışanının ayıplı veya eksik hizmetinden kaynaklanan bir hasar olmadığı, sinir hasarının kişinin yaşı, kilosu, siyatik sinirin seyrinin varyasyonuna bağlı olarak gelişebilecek bir durum olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, bilirkişi raporlarının birbiriyle uyumlu olmadığını, her iki raporun da eksik ve hatalı olduğunu, davalı şirkete ait hastaneden enjeksiyonun yapıldığı tarihteki davacının tedavisinde bulunan sağlık personelinin işlem kayıtlarının getirtilerek incelenmediğini, enjeksiyonu yapan sağlık çalışanına ait bilgilerin dosyada yer almadığını, davacıya durumun geçici olduğu yönünde bilgi verip önleyici tedbirler almayan hekimlerle ilgili bilginin dosyada bulunmadığını, bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarının mahkemece gözönünde bulundurulmadığını, dosyanın Adli Tıp Genel Kuruluna gönderilerek belirtilen kurumdan rapor alınmadığını, hatalı enjeksiyon sonrasında davalı hastane hekimine davacının sürekli olarak … çektiğini bildirmesine rağmen herhangi bir tedbir alınıp erken tedaviye başlanılmaması hususunun bilirkişi raporlarında incelenmediğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki yazılara, toplanan delillere, mahkemece kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporlarının hüküm kurmaya elverişli mahiyette olmasına, bilirkişi raporlarındaki doğru lokalizasyona enjeksiyon yapılması halinde dahi davacıdaki komplikasyonun oluşma ihtimalinin bulunduğu, enjeksiyonun uygun olmayan bir bölgeye yapıldığına dair destekleyici kanıtın bulunmadığı, bu sebeple enjeksiyonu yapan sağlık personelinin tıbben hata yapıp yapmadığının tespit edilemediği yönündeki görüşün benimsenerek mahkemece hüküm kurulmasına, davacıya uygulanan enjeksiyona ilişkin onam formu dosyada yer almamakla birlikte bu hususta davacının açık istinafının bulunmamasına göre mahkemece tesis edilen kararda herhangi bir hukuka aykırı yön görülmediğinden davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesindeki hususları tekrar ederek, alınan bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu, hükme esas alınamayacağını, ayrıca , enjeksiyon öncesinde hiçbir kontrol yapılmadığı gibi, enjeksiyon sonrası oluşabilecek risklere ilişkin de bir aydınlatılmış onam alınmadığını belirterek bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık verilen sağlık hizmetinin hatalı olması iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502 ve devamı maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266 ve devamı maddeleri. 3.Değerlendirme Davanın temelini vekalet sözleşmesi oluşturmaktadır. Dava, davalı hastanenin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. (Vekil, … görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil, bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır . Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle vekilin meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastalarının zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Vekil, tıbbi çalışmalarda bulunurken, bazı mesleki şartları yerine getirmek, hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak, tedaviyi her türlü tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Vekil, ufak bir tereddüt gösteren durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve en emin yolu tercih etmelidir ( …. …, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cild, Ank…, Sh.236 vd). Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir işgören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle birbirini teyit eden Adli Tıp Kurumu ve Üniversite Hastanesinden alınan raporlara ve dava dilekçesinde dayanılmayan hususların temyiz aşamasında dikkate alınamayacağının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yanlış Teşhise Dayalı Cerrahi ve Hastane İşletmesinin Sorumluluğu

Mastektomi, tiroid veya prostatın cerrahi yolla çıkarılması gibi bedensel bütünlükte geri dönülemez sonuçlar doğuran operasyonlar öncesinde hekimin birden fazla tetkik yapması, patoloji raporunu teyit etmesi ve kuşku durumunda konsültasyon alması gerektiği kabul edilmektedir. Tek bir laboratuvar bulgusuna veya yeterince doğrulanmamış şüpheye dayanarak ağır cerrahi müdahaleye gidilmesi, hekimin kusuru bakımından ciddi bir değerlendirme konusu oluşturur.

Patoloji laboratuvarlarında numunelerin karışması veya barkodlama hataları sağlık kurumunun organizasyon zaafiyetine işaret edebilir. Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca adam çalıştıran, çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Bununla birlikte aynı madde, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken ve denetimde bulunurken zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat eden adam çalıştıranın sorumluluktan kurtulabileceğini de düzenlemektedir. İşletme düzeni bakımından ise çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat edemeyen hastane işletmesi zarardan sorumlu tutulur. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için zarar veren çalışana ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkını kullanabilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 66Kaynağı aç
MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir. 2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu a. Giderim yükümlülüğü

Sağlık Kuruluşunun Türüne Göre Dava Usulü ve Başvuru Süreleri

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 129. maddesinin 5. fıkrası uyarınca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir. Bu anayasal çerçeve gereğince devlet hastanelerinde görev yapan hekimlerin kişisel kusurlarına dayanan talepler idare aleyhine tam yargı davası şeklinde idare mahkemesinde görülür; idare ödediği tazminatı kusuru oranında hekime rücu eder.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 129Kaynağı aç
Madde 129 – Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler. Memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez. (Değişik üçüncü fıkra: 7/5/2010-5982/13 md.) Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz. Silahlı Kuvvetler mensupları ile hakimler ve savcılar hakkındaki hükümler saklıdır. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir. Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılması, kanunla belirlenen istisnalar dışında, kanunun gösterdiği idari merciin iznine bağlıdır. E. Yükseköğretim kurumları ve üst kuruluşları 1. Yükseköğretim kurumları

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin 1. fıkrası gereğince, idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin idari dava açmadan önce bu eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri şarttır. İdareye yapılan başvurunun kısmen veya tamamen reddedilmesi halinde ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren; istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, görevli olmayan adli yargı mercilerinde açılan davanın görev yönünden reddedilmesi durumunda sonradan idari yargıda açılacak davada önceden idareye başvurma koşulu aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Özel sağlık kuruluşlarına karşı açılacak davalarda zamanaşımı değerlendirilirken, TBK m. 146 uyarınca genel zamanaşımı süresi on yıldır; vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar için ise TBK m. 147'nin 5. bendi kapsamında beş yıllık özel süre öngörülmüştür. Eylemin suç teşkil ettiği durumlarda ceza kanunlarında yer alan daha uzun süreli zamanaşımı hükümleri de gündeme gelebilir. Teşhis hatalarında zararın öğrenilme tarihi, ilk muayene veya hatalı teşhisin konulduğu tarih değil; hastanın başka bir kuruluşa başvurarak gerçek ve doğru tanıyı öğrendiği tarih olarak kabul edilmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 147Kaynağı aç
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: 1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler. 2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri. 3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar. 4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar. 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar. 6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar. III. Sürelerin kesinliği

Teşhis Hatalarının Ceza Hukuku Boyutu

Teşhis ve tedavi süreçlerindeki kusurlu eylemler ceza hukuku kapsamında taksirli suçlara vücut verebilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin 1. fıkrasına göre taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına yol açması durumunda ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapistir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2014/40392, K. 2015/10447 sayılı kararında belirtildiği üzere, hukuk hâkimi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmasa da ceza yargılamasındaki maddi vakıa tespitleri hukuk mahkemesi bakımından bağlayıcı olabilmektedir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35] İKİNCİ BÖLÜM Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar Kasten yaralama[36][37]

Teşhis hatasının hastanın beden bütünlüğünde hasar meydana getirmesi halinde Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesi uygulama alanı bulur. Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına yol açan kişi dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Eylemin birden fazla kişinin yaralanmasına yol açması halinde verilecek ceza dokuz aydan beş yıla kadar hapistir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.[45] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır. (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46] (5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. İnsan üzerinde deney

Taksirle yaralama fiili; mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, vücudunda kemik kırılmasına, konuşmasında sürekli zorluğa, yüzünde sabit ize, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma ya da gebe kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına yol açarsa verilecek temel ceza yarısı oranında artırılır. Mağdurun iyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesi, duyularından veya organlarından birinin işlevini yitirmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolması, yüzünün sürekli değişikliği veya çocuğun düşmesi hallerinde ise ceza bir kat artırılarak uygulanır.

Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin 5. fıkrası uyarınca taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması kural olarak mağdurun şikâyetine bağlıdır. Ancak anılan fıkra gereğince, maddenin 1. fıkrası kapsamına giren temel taksirle yaralama hariç olmak üzere, eylemin bilinçli taksirle işlenmesi durumunda şikâyet koşulu aranmaksızın soruşturma ve kovuşturma yürütülür.

Kanser teşhisinde gecikme halinde tazminat zamanaşımı ne zaman başlar?

Teşhis hatasından doğan uyuşmazlıklarda zamanaşımı süresi, hatalı muayenenin yapıldığı tarihte değil, hastanın başka bir sağlık kuruluşuna başvurarak gerçek ve doğru teşhisi öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Özel hastanelere karşı açılacak davalarda vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar için TBK m. 147 kapsamında beş yıllık özel süre, bu sürenin uygulanmadığı hallerde ise TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi gözetilir.

Devlet hastanesindeki teşhis hatasında dava kime karşı açılır?

Anayasa'nın 129. maddesinin 5. fıkrası uyarınca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir; idare ödediği tazminatı kusuru oranında hekime rücu eder.

Özel hastaneler laboratuvar ve numune karışıklığından sorumlu tutulabilir mi?

Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi gereğince hastane işletmesi çalışanlarının verdikleri zarardan kural olarak sorumludur; ancak çalışan seçiminde, talimat vermede ve denetimde gerekli özenin gösterildiğini ya da işletme düzeninin zararı önlemeye elverişli olduğunu kanıtlayabilirse sorumluluktan kurtulabilir.

Adli yargıda görev yönünden reddedilen davadan sonra idareye başvuru şart mıdır?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin 2. fıkrası gereğince, görevli olmayan adli yargıda açılan davanın görev yönünden reddedilmesi üzerine idari yargıda dava açılırken önceden idareye yazılı başvuru yapılması gerekmez.

Tıbbi teşhis hatasında taksirle yaralama suçu şikâyete bağlı mıdır?

Taksirle yaralama kural olarak şikâyete tabidir; ancak Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin 5. fıkrası gereğince 1. fıkradaki temel yaralama hariç olmak üzere eylemin bilinçli taksirle işlendiği hallerde şikâyet aranmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu