Hekimin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü ve Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Hekimin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü ve Sorumluluğu

Hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki kural olarak vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabidir. Vekâlet sözleşmesinde hekim, yöneldiği tıbbi sonucun elde edilmemesinden sorumlu tutulamaz; ancak bu sonuca ulaşmak amacıyla gösterdiği mesleki çabanın, gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin ile davranışların gereken özeni taşımamasından kaynaklanan zararları gidermekle yükümlüdür.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/13748, K. 2019/6766Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/13748 E.  ,  2019/6766 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, davalılardan Özel … Hastanesi Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.’de yüzünden oluşan güneş lekelerinin temizlenmesi ve tedavisinin yapıldığını, bu işlemin cildiye uzmanı davalı Uzman Dr. … tarafından yerine getirildiğini ve doktor tarafından 3 seanslık işlem yapıldığını, her seanstan sonra yüzündeki kızarıklıkların daha da arttığını ve yüzünün yandığını, doktoru her seansta uyardığını, yüzünün yandığını belirttiğini, doktorun bu kızarıklıklar normal diyerek kendisini diğer seansları yapmaya teşvik ettiğini, 3. seansta yanıkların iyice arttığını, canının çok yandığını, doktorunda yüzün anormal tepki verdiğini kabul ettiği, bunun üzerine iki ay boyunca kesinlikle güneşe çıkmaması gerektiğini söyleyerek oluşan lekelerin geçmesi için krem tedavisine başladığını, kullandığı ilaçlarla lekelerin bir nebze azaldığını ancak yüzünde yanık ve lekelerin hala durduğunu, kendisine uygulanan işlemin doğru mevsim ve zamanda uygulanmadığını, hatalı yapıldığını, ilk seanstaki işlemde bile yüzünün olumsuz tepki verdiğini, buna rağmen işleme devam edildiğini, bunun tıbbı bir hata olup, %100 hekimin kusurlu olduğunu, davalı hastanenin 4 ay sonra yapılacak lazer tedavisini ücretsiz yapacağına dair belge vermekle kusurunu kabul ettiğini ileri sürerek, 6.00,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, davalı hekimin işini gerektiği gibi dikkat ve özenle yapmaması sonucu uğradığı zarardan hekim ile birlikte hastaneninde sorumlu olduğu iddiası ile eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, alınan Adli Tıp Kurumu raporunda; uygulanan kimyasal peeling işleminde maddenin türü, kullanma yüzdesi ve deride uygulama süresine göre cilt reaksiyonlarının gelişebildiği, kişide gelişen irritan kontakt dermatitin her türlü özene rağmen oluşabilen, herhangi bir tıbbi ihmal ve kusura izafe edilemeyen komplikasyon olduğu, kişinin tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilmediği, belirlenmiş, davalı raporun yetersiz olduğu, hekimin aydınlatma görevini yerine getirmediği, ilk seans sorası yanık oluşmasına rağmen işleme devam ettiği, hastanenin de yanık sonrası tedaviyi ücretsiz üstlenerek kusurunu kabul ettiği gerekçesi ile itiraz etmiş, mahkemece itiraz red edilip bu rapor esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK 386-390)(TBK 502.506) Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören Vekil özenle davranma zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK 321/1 md)(TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafifte olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, BK 394/1(TBK 510) maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa; mahkemece Adli Tıp Kurumu raporu esas alınarak hüküm verilmiş ise de hekimin ilk seans sonrası işleme devam etmekte kusurlu olup olmadığı, bu konuda gerekli özeni gösterip göstermediği, yapılan kimyasal peeling işlemi sonrasında hastanın yüzünde yanık ve kalıcı iz oluşabileceğine ilişkin hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği hususlarında yeterli açıklamayı içermemektedir. Bu nedenle mahkemece, davacının itirazlarını karşılar şekilde, üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli konusunda uzman ve özellikle içerisinde cildiye uzmanının bulunduğu öğretim görevlilerinden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetinden taraf ve yargı denetimine açık rapor aldırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Hekimin Özen Borcunun Hukuki Dayanağı ve Ölçütü

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yürütmek zorundadır. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun tayininde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin sergilemesi gereken mesleki davranış esas alınır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 506Kaynağı aç
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde

Vekil hekimin ve sağlık kuruluşunun sorumluluğu, işçinin özen sorumluluğu kıstaslarına dayanır. Bu çerçevede hekimin ve hastanenin mesleki faaliyet alanına giren en hafif kusuru dahi hukuki sorumluluğun kurucu unsuru kabul edilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2018/3376, K. 2018/7454Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2018/3376 E.  ,  2018/7454 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacılar, oğulları … n 1995 doğumlu olup, 4 yaşında iken yani 1999 yılından 2004 yılına kadar davalı doktor tarafından göz tedavisine tabi tutulduğunu, tedavinin ilk başında üçer aylık, daha sonra altı aylık aralıklarla sürekli ikamet ettikleri Savaştepe'den …'e özel muayenehanesine tedavi ve kontrole gidildiğini, davalının tedavi ve muayane sırasında mesleğinde gerekli özeni ve dikkati göstermediğini, davalının muayene esnasında hiçbir zaman göz merceklerinin büyümesini ve dolayısıyla teşhisin doğru konulmasını sağlayan göz damlası kullanmadığını, … 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2006/441 Esas 582 Karar sayılı davalının beraatine ilişkin ilamının temyiz edildiğini, ceza yargılaması sırasında verilen 15/05/2006 tarihli Adli Tıp Kurumu'nun raporunda küçük Enes'in her iki gözünde doğuştan, bünyesel nistagmus hastalığı olduğu, hastanın bu nedenle az gördüğü, hekim tarafından reçetelendirilen gözlüğün kişinin klinik bulgularına göre uygun olmadığı, ancak bu gözlüğü kullanmasının kişide ek zarar oluşturmadığının rapor edildiğini, bu suretle doktorun teşhisinin yanlış olduğu, yanlış tedavi ve teşhis sonucunda küçük Enes ve ailesini maddi ve manevi zararlara uğrattığını beyanla fazlaya dair tüm dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00TL. manevi, 5.000,00 TL. maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, tedavi süresince hastanın görme seviyesinde artma olduğunu, bilgisayar muayane burgularına göre gözlük reçetesi düzenlendiğini, asıl sorunun hastanın doğuştan beri varolan ve tedavisi bilimsel olarak imkansız hastalığından kaynaklandığını, ayrıca Adli Tıp raporunda vurgulanan kapama tedavisinin de yapılmadığını, tedavisinin hastada herhangi bir tıbbi kayıp oluşturmadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Davacıların eldeki dava ile, oğulları Enes Gül’ün göz hastalığının tedavisi için yaşadıkları… den, …’e davalı doktorun özel muayenehanesine gidip gelmelerine rağmen çocuklarının tedavi olmadığını, davalının yanlış teşhis koyarak özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle yapmış oldukları yol masrafları, gözlük masrafları, iş ve güçten kalma zararları ile manevi zararın karşılanması talebidir. Mahkemece, yargılama esnasında aldırılan 11-12.02.2010 tarihli Yüksek Sağlık Şurası’ndan alınan raporda; “..hekim tarafından verilen gözlüğün klinik bulgulara uygun olmadığı ancak bunun kişide ek zarar oluşturmadığı,… tıbbi belgeler değerlendirildiğinde klinik bulgulara uygun gözlük verilmemesi ve göz tembelliği tedavisinde çok önemli yer tutan kapama tedavisinin aile tarafından uygulanmaması halinde bile tıbbi anlamda bir kayıp olmadığı….” denilmiş; mahkemece de bu mütalaa uygun görülerek davanın reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bir davada, dayanılan maddi olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak HUMK.76. maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayanılmıştır. (818 s. BK. 386-390) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (BK.321/1 md.) O nedenle, hekimin ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılmak ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta), mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun 394/1 maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Mahkemece, alınan Yüksek Sağlık Şurası Kararı hekim tarafından verilen gözlüğün klinik bulgulara uygun olmadığını ancak ek zarar da oluşturmadığını mütalaa etmesi üzerine davanın reddine karar verilmiştir. Raporda davalının yaptığı tedavinin ek zarar oluşturmadığı belirtilmiş ise de, davacıların çocuğu için yararlı olmayan hatta hiç gerekmeyen bir tedavi yapılması nedeniyle doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Nitekim raporda tedavinin, klinik bulgulara uygun olmadığı da belirtilmiştir. Bu durumda hakim BK.’nun 50. maddesinde yer alan ‘Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler.’ hükmü ve 51. maddesinde yer alan ‘Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.’ hükmü gereğince davacıların talepleri doğrultusunda uygun bir tazminat belirlemesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinin birinci fıkrası uyarınca vekil, kural olarak üstlendiği borcu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği, durumun zorunlu kıldığı veya teamülün mümkün kıldığı hâllerde işin bir başkasına gördürülmesi mümkündür.

Tıbbi Teşhis, Tedavi ve Müdahalede Dikkat ve Özen Standartları

Hekimin öncelikli mesleki ödevi; hastalıkları önlemek, bilimsel gerekleri yerine getirerek hastaları iyileştirmeye çalışmak, insan yaşamını ve sağlığını korumak ve meslek uygulaması sırasında insan onurunu gözetmektir. Hekim bu yükümlülüklerini yerine getirebilmek adına mesleki gelişmeleri yakından takip etmekle yükümlüdür.

Her birey hastalığının her aşamasında mümkün olduğu ölçüde acı ve sıkıntıdan korunma hakkına sahiptir. Sağlık hizmetleri sunumunda hastanın tedavisinin kolay ve rahat geçmesi için gerekli tedbirlerin eksiksiz alınması esastır.

Tıbbi süreçlerde asgari seviyede dahi tereddüt uyandıran durumların mevcudiyeti hâlinde hekim, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve koruyucu tedbirleri almak zorundadır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/13748 Esas ve 2019/6766 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, çeşitli tedavi yöntemleri arasında tercih yapılırken hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmalı, hastayı risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınılarak en emin yol seçilmelidir.

Hastada ek bir bedensel zarar ya da tıbbi kayıp oluşmasa dahi, klinik bulgulara uygun olmayan ve hasta için gerekmeyen bir tedavinin uygulanması hekimin özen borcuna aykırılık teşkil eder. Nitekim Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2018/3376 Esas ve 2018/7454 Karar sayılı ilamında, klinik verilere uymayan ve gereksiz tedavinin özen yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiği ve hakkaniyete uygun bir tazminat takdirini gerektirdiği belirtilmiştir.

Cerrahi müdahaleler sırasında kullanılan cihazların kullanımında gereken dikkat ve özenin gösterilmesi zorunludur. Cerrahi operasyon esnasında dikkatsizlik veya tedbirsizlik sonucu taksirle yanığa ve kalıcı hasara sebebiyet verilmesi hâlinde, müdahale sonrasında yanık tedavisine derhâl başlanmış olması hekimin dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucunu ortadan kaldırmaz.

Aydınlatma Yükümlülüğü ve İspat Külfeti

Tıbbi müdahale öncesinde hastaya tatbik edilecek ve diğer tanı ile tedavi seçenekleri, bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler, hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri ve komplikasyonlar ile tedaviyi reddetme durumunda karşılaşılabilecek riskler açıklanmalıdır. Hastayı aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekim, bu yükümlülüğü mevzuata ve usule uygun biçimde yerine getirdiğini ispat etmekle mükelleftir.

Kimyasal peeling ve benzeri dermatolojik işlemlerde reaksiyon gelişmesi durumunda hekimin seanslara devam etmede kusurlu olup olmadığı ve hastanın yüzünde yanık ya da kalıcı iz oluşabileceğine ilişkin aydınlatma yükümlülüğünün usulünce yerine getirilip getirilmediği, üniversitelerin tıp fakültelerinde görevli ve bünyesinde cildiye uzmanının bulunduğu heyet raporuyla açıklığa kavuşturulmalıdır.

Gebelik takibi sürecinde hekime ilk muayene için başvurulan tarihte gebelik süresi Down Sendromu tarama testinin yapılabilme süresini aşmışsa ve hekim tarafından durumun gerektirdiği diğer inceleme ve bilgilendirmeler usulünce yapılmışsa, hekime dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali ya da aydınlatma kusuru atfedilemez.

Estetik Müdahaleler ve Sorumluluk Türleri

Tedavi gayesi güden tıbbi müdahaleler vekâlet sözleşmesi kapsamında kalırken, belirli bir sonucun garanti edildiği estetik ameliyatlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesinde düzenlenen eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilir. Eser sözleşmesinde hekim, bir eser meydana getirmeyi taahhüt eden yüklenici sıfatıyla dikkat ve özen yükümlülüğüne tabidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 470Kaynağı aç
MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak

Hekimin dikkat ve özen borcuna aykırı davranışı sonucunda kusur, zarar ve illiyet bağı koşullarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde, özel hukuk çerçevesindeki maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun yanında eylemin niteliğine göre cezai, mesleki ve idari sorumluluk türleri de doğabilir.

Hekim tedavi sonucunun elde edilememesinden sorumlu tutulabilir mi?

Hayır, vekâlet sözleşmesine dayalı tıbbi müdahalelerde hekim kural olarak sonucun elde edilmemesinden sorumlu tutulamaz; ancak bu amaca ulaşmak için gösterdiği çabanın, işlemlerin ve davranışların özenli olmamasından kaynaklanan zararlardan sorumludur.

Hekimin en hafif kusuru tazminat sorumluluğu doğurur mu?

Evet, vekil konumundaki hekim işçi gibi özenle davranmak zorunda olduğundan, meslek alanı içine giren en hafif kusuru dahi hukuki sorumluluğun kurucu unsuru kabul edilir.

Hastanın ek bir zarara uğramaması hekimin sorumluluğunu engeller mi?

Hayır, hastada ek bir bedensel zarar ya da tıbbi kayıp oluşmasa dahi klinik bulgulara uygun olmayan ve hasta için gerekmeyen bir tedavinin uygulanması özen borcuna aykırılık teşkil eder ve tazminat takdirini gerektirir.

Tıbbi müdahalede aydınlatma yapıldığını ispat yükü kime aittir?

Uygulanacak tanı ve tedavi seçenekleri, faydalar, muhtemel riskler ve komplikasyonlar konusunda hastanın aydınlatıldığını mevzuata ve usule uygun şekilde ispat etme yükümlülüğü hekime aittir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu