Estetik Ameliyat Davası ve Hekimin Hukuki Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Estetik Ameliyat Davası ve Hekimin Hukuki Sorumluluğu

Estetik ameliyat davası, hekim ile hasta arasında kurulan ve hukuki niteliği itibarıyla eser sözleşmesi hükümlerine tabi olan estetik müdahalelerde taahhüt edilen sonucun ortaya çıkmaması, ayıplı ifa veya hekimin özen borcuna aykırılığı nedeniyle açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır. İsteğe bağlı güzelleşme amaçlı operasyonlarda hekim, vekâlet ilişkisinden farklı olarak yalnızca bir iş görmeyi değil, kararlaştırılan amaca ve sonuca ulaşmayı üstlenir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 470Kaynağı aç
MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/1069, K. 2025/1522Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/1069 E.  ,  2025/1522 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1736 E., 2023/1993 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2020/379 E., 2022/487 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Almanya'da yaşamakta iken fazla kiloları nedeniyle kol, bacak karın bölgelerinde meydana gelen sarkmalar nedeniyle davalı doktor ile iletişime geçtiğini ve ameliyat için uygun olduğunu söylemesi üzerine Türkiyeye geldiğini, geldiğinin ertesi günü yapılan muayenede müvekkiline ameliyat sonrasında kollarında çok az ve küçük dikiş izi olacağının söylendiğini ve aynı gün okutmadan evraklar imzalatılarak kol germe ve liposuction ameliyatının yapıldığını, aydınlatılmış onamının alınmadığını, ameliyat ön hazırlık aşamasının usulüne uygun yapılmadığını, ameliyatın olumsuz etkilerinin hala devam ettiğini, ameliyattan sonra doktor ile bir defa görüştüğünü, müvekkili ile ilgilenilmediğini, ameliyat sonrası Almanya'ya giden müvekkilinin söylenen talimatlara uymasına rağmen azalmayan ödem ve ağrılar nedeniyle yoğun acı çektiğini, Almanya'da 25 gün hayati tehlike ile yoğun bakımda kaldığını, kollarında yaşadığı güç kaybı nedeniyle mesleğini icra edemez hale geldiğini, gelir kaybı yaşadığını, psikolojik sorunlar yaşadığını, vücudunun ameliyat öncesinden kötü bir hal aldığını, sarkmaların toparlanmadığını, dikişlerinin orantısız olduğunu, davalı doktorun diğer davalı hastaneyi kiralamak suretiyle kullandığını, davalı hastanenin de hasta kabul etmesi nedeniyle sorumlu olduğunu, müvekkilinin güzel görünüme kavuşmak isterken oluşan yanlış dikiş izleri ve deformasyon nedeniyle manevi çöküntü yaşadığını, belirtilen nedenlerle maddi ve manevi zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen haksız fiil tarihinden itibaren tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı hastane vekili cevap dilekçesinde; davalı doktorun müvekkilinin çalışanı olmadığını, özel muayenehane işlettiğini, sadece ameliyathane kullanımından sorumlu olup, kendi işçisi olmayan Dr. …'nun tıbbi müdahalelerinden sorumluluğunun bulunmadığını, davacıya hastanede verilen ameliyathane hizmeti kapsamında sunulan sağlık hizmetinin (ameliyathane ve anestezi ve postop bakım) tıp bilimin gereklerine uygun olduğunu, bu nedenle hastanenin sorumluluğunu gerektiren bir kusurun olmadığını, hastanenin sunduğu sağlık hizmetinde herhangi bir hata, kusur ve ihmalinin bulunmadığını, maddi manevi tazminat şartlarının oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Davalı … tarafından cevap dilekçesi sunulmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumu ve mahkemece uyuşmazlığa konu alanda uzman hekimlerden oluşturulan bilirkişi kurul raporları ile davacıya uygulanan muayene, tetkik, takip ve doktor gözleminin güncel tıbbi kural ve uygulamalara uygun olduğu, ortaya çıkan ameliyat izlerinin söz konusu ameliyattın kabul edilebilir bir sonucu olduğu, yara izlerinin bulunduğu yerin genel plastik cerrahi literatürüne uygun olduğu, ameliyat sonucununda davacıya daha iyi bir görünüm kazandırıldığı ve davalı doktorun kusur yada ihmalinin bulunmadığının tespit edildiği, sunulan izin, bilgilendirme ve onam formları içeriğinden davacının tıbbi müdahale öncesinde rızasının alındığı, ortaya çıkabilecek komplikasyon hakkında yeterince bilgilendirildiği, onam belgelerinin operasyona uygun şekilde düzenlendiği bu nedenle davalının özen yükümlülüğünü yerine getirdiği ve olayın oluşumunda kusurunun bulunmadığının kabulü gerektiği, davacıya daha iyi bir görünüm kazandırıldığı ve ortaya çıkan durumun davacı tarafından kabul edilebilir olduğundan sözleşme ile kararlaştırılan edimin yerine getirilmesi nedeniyle davalı doktorun tazminat sorumluluğunun bulunmadığı, her ne kadar davacı tarafından davalı hastanenin kusursuz sorumlu olduğu ileri sürülmüş ise de doktorun kusursuz kabul edildiği bir durumda, doktoru çalıştıran hastanenin kusurundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, Adli Tıp Kurumu raporunun gerçeği yansıtmadığını, müvekkiline para kazandıran müşteri gözüyle bakıldığını, vaadedilen eserin verilemediğini ve müvekkilinin sağlığının korunmadığını, onam formunun formalite evrak olarak imzalatıldığını, müvekkiline iki günde düzeleceğinin söylenmesine rağmen uzun süre ağrı çektiğini, mesleğini icra edemez hale geldiğini, kimsenin bilerek bu sonucu kabul etmeyeceğini, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini, raporların yeterli gerekçe içermediğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalede bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalı doktor ve hastaneye başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar mahkemece alınan raporlar neticesinde davacının koltukaltı bölgesindeki ameliyat izlerinin bu ameliyatın doğal sonucu olduğu, ameliyat öncesi resimlerle mukayese edildiğinde ameliyat sonucunun daha iyi bir görünüm kazandırdığı, aksiller girişimli lifting ameliyatlarında ancak bu kadar başarı sağlanabilindiğinin tıbben bilindiği, davalı doktorun eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten hastanenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı, olayın oluşumunda sağlık çalışanı ve hastanenin tıbbi uygulamadan kaynaklı bir hatasının ya da eksikliğinin bulunmadığı, kanaatine varılmış ise de eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, davacıya kol germe ve liposuction ameliyatı yapılmış olup, kollarının istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Düzenlenen raporlar ile her ne kadar ameliyat öncesine göre daha iyi görünümün elde edildiği tespit edilmiş ise de davalı tarafın netice odaklı edimini yerine getirmediği, davacıya vaadedilen sonucun gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının maddi tazminat taleplerinin değerlendirilmesi ve muhik bir manevi tazminata karar verilmesi gerekmesine rağmen mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı davalı doktorun çalıştığı davalı hastanede yapılan estetik ameliyat sonrasında maddi ve manevi zarar gördüğünü belirterek; 300.000,00-TL manevi, 13.250,00-TL maddi tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilleri, davacının davalı hekimce gerçekleştirilen teşhis ve tedavisinde herhangi bir hata, ihmal veya kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacıya 05.01.2020 tarihinde kol germe ve liposuction ameliyatı yapılmış ve her ikisi için onam formları alınmıştır. Davacı ameliyat sonrası 07.01.2020 tarihli davalı doktor izni ile Almanya'ya gitmiş ve şikayetlerine ilişkin tedavilere orada devam etmiştir. Davacı Almanya'da 2020 yılı Ocak, Şubat, Nisan ve Mayıs aylarında aşırı başağrısı, bacaklarda ödem, mide bulantısı, nefes darlığı, şişkinlik alanları şikayetleri ile başvurduğu, davacının rahatsızlıklarına dair Almanca dan Türkçeye çeviri 06.04.2021 tarihli … adına düzenlenmiş Doktor Raporunda; "Bayan … 01.09.2020 tarihinden beri tarafımdan ayaktan tedavi edilmektedir. Teşhisler: Akciğer Embolisi (İlk olarak Türkiye'de ameliyat, üst kol deri parçasının çıkarılması), Felç, Nikotin Bağımlılığı, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Ödem, Akur Stres Reaksiyonu, Keyifsizlik, Yeniden Oluşan Depresif Rahatsızlığı, Psikotik Semptomu Olmayan Şu Anda Şiddetli Epizod, Az Çalışan Tiroid Bezi şeklinde raporun düzenlendiği, 29.05.2022 tarihli mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının bu tedavi kayıtlarının da değerlendirildiği, davalı doktor yapılan işlem sonrasında başkaca bir ameliyatın gerçekleştirilmediği ve neticede davacı bizzat muayene edilerek düzenlenen bilirkişi raporları ile davacının eskisine oranla daha iyi bir görünüme kavuştuğu, uygulanan işlemin uygun olduğu, ancak bu kadar sonuç alınabileceği, onam formları düzenlenerek davacıyı aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği tepsiti yapılmış olmakla davalılara atfedilen kusur olmadığı, yapılan işlemlerin tıbbi kurallara uygun ulup alınan raporun yeterli olduğunun bilirkişilerce tespit edildiği verilen ret kararının usul ve yasaya uygun olduğu ve haliyle hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğundan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayım.

Estetik Müdahalelerin Hukuki Niteliği ve Tıbbi Standartlar

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesi uyarınca eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Estetik amaçlı tıbbi müdahalelerde ameliyat edilen kişi iş sahibi, müdahaleyi üstlenen hekim veya hastane ise yüklenici konumundadır. Bu ilişki, tedavi amaçlı genel tıbbi müdahalelerdeki vekâlet sözleşmesinden farklı olup yüklenicinin sonuç sorumluluğunu ve eseri taahhüt edilen niteliklerde meydana getirme borcunu doğurur.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/3100, K. 2019/332Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2018/3100 E.  ,  2019/332 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Tüketici Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik ameliyat sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı ameliyat edilen iş sahibi, davalı hastane ise yüklenicidir. İlk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonucunda, davanın reddine dair verilen kararın, davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir. 6100 sayılı HMK geçici 3/2. maddede; bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454'üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı, bu kararlara ilişkin dosyaların bölge adliye mahkemelerine gönderilemeyeceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme nedeniyle bir dosyada 20.07.2016 tarihinden önce HUMK hükümlerine göre temyize tabi nihai bir karar verilmiş ise bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olsa bile o dosyada kesinleşinceye kadar verilecek tüm kararlar HMK hükümlerine göre istinafa tabi olmayıp doğrudan HUMK hükümlerine göre temyize tabidir. Bu nedenle daha önce HUMK hükümlerine göre temyize tabi olarak görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmiş ise bu karar temyiz edilmemiş olsa bile sonrasında dosyanın gönderildiği mahkemece verilen karar dahi HUMK hükümlerine göre temyize tabi olacaktır. HMK geçici 3/2. maddedeki ilk düzenlemede “aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan” ibaresi değiştirilerek “verilen kararlar” ibaresi getirildiğinden bu değişiklik açıkça bu sonucu gerektirmektedir. Somut olayda, kanun yoluna başvurulan yerel mahkemenin davanın reddine dair verdiği karar 21.11.2017 tarihli olup kural olarak istinaf kanun yoluna tabi ise de, öncesinde 30.09.2014 tarihinde … 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/530 Esasına kayıtlı olarak açılan davada 25.03.2015 gün 2014/530 sayılı kararla mahkemenin görevsizliğine, dosyanın … Tüketici Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş, bu karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Bunun üzerine dosya … Tüketici 6. Mahkemesi’ne gönderilmiş ve mahkemenin 2015/1948 Esasına kaydedildiği, bu haliyle Bölge Adliye Mahkemeleri'nin göreve başlama tarihlerinden önce ilk derece mahkemesince niteliği ne olursa olsun nihai karar verilmiş olmakla, dosyada, esas hakkında verilecek kararlara karşı kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz kanun yolu olduğu anlaşıldığından, Dairemizin temyiz incelemesi yapmakla görevli ve yetkili olduğu kabul edilerek, istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin verdiği istinaf talebinin esastan reddine dair kararı yok hükmünde olup hukuki sonuç doğurmayacağından, … Bölge Adliye Mahkemesi’nin 4. Hukuk Dairesi’nin 26.02.2018 gün 2018/287 Esas, 2018/287 Karar sayılı kararının kaldırılmasına karar verilerek temyiz incelemesi yapılmıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle … Bölge Adliye Mahkemesi’nin 4. Hukuk Dairesi’nin 26.02.2018 gün 2018/287 Esas, 2018/287 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 6502 sayılı Kanun'un 73. maddesi gereğince tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler, tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü harçtan muaf olduğundan davacıdan harç alınmasına yer olmadığına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 23.01.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bununla birlikte, isteğe bağlı güzellik hedefi taşımayan ve tıbbi bir gereklilik sebebiyle gerçekleştirilen operasyonlar rekonstrüktif cerrahi olarak nitelendirilir. Öte yandan, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca estetik amaçlı müdahaleler de dahil olmak üzere sağlık alanındaki her türlü tıbbi girişimin ilgili mesleki yükümlülüklere ve standartlara uygun olarak yapılması zorunludur.

Hekimin Özen Borcu, Sonuç Taahhüdü ve Sorumluluğu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 471. maddesinin birinci fıkrası gereğince yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle yerine getirmekle yükümlüdür. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre hekimin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenici hekimin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 471Kaynağı aç
MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır. 2. Malzeme bakımından

Eser sözleşmesinde yüklenici hekim kural olarak eseri bizzat yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür; eserin meydana getirilmesinde kişisel özellikler önem taşımıyorsa işi başkasına da yaptırabilir. Aksine adet veya sözleşme bulunmadıkça kullanılacak tıbbi araç ve gereçlerin temini de yükleniciye aittir. Eser sözleşmesinde yüklenici hekim sonucu taahhüt ettiğinden, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesi uyarınca ayıptan doğan sorumluluk için hekimin ayrıca kusurlu bulunması zorunlu değildir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/3416, K. 2023/4080Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/3416 E.  ,  2023/4080 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/985 E., 2022/1015 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2015 yılının Kasım Aralık aylarında davalı Dr….'e estetik ameliyatı olmak gayesiyle başvurmuş ve yapılan muayene sonucunda estetik ameliyat olmasına mani olacak olumsuzluk olmadığı burnun estetik açıdan düzeltileceği garantisi kendisine verildiğini, davalı doktorun uzmanlığına güvenen müvekkilinin ameliyat olmaya karar verdiğini, ameliyat ücreti olarak da 3200 TL ye anlaşıldığını, müvekkiline tedavi öncesinde uygulanacak tıbbi işlem hakkında gerekli bilgilendirme ve aydınlatma yapılmadığını, estetik ameliyatın, risklerden ari olarak gerçekleşeceği garantisi verildiğini, ameliyat sonrasında müvekkilinin burnunun alçıdan çıkması ve şişliklerin geçmesi ile burnun eğri olduğu anlaşıldığını zamanla daha da eğrilmeye rahatsız edecek şekilde şekil değiştirmeye başladığını, burnun en ön kısmı fark edilir şekilde top şekline dönüştüğünü, ameliyattan sonra müvekkilinde ciddi şekilde soluk alıp vermede rahatsızlıklar oluştuğunu, müvekkilinin söz konusu şikayetini davalıya kontrollere gittiğinde dile getirdiğini ve davalıca söz konusu şikayetleri olağan karşılanmakla "bir şey olmaz, alttan kim görecek sanki" diyerek telafi yoluna dahi gitmediğini, ameliyattan yaklaşık 1 sene geçmesine rağmen burun yapısının bozulması, solunum almakta zorlanma gibi ciddi şikayetlerin artması neticesinde davalı düzeltme ameliyatı yapacağı ve hiç bir sorunun kalmayacağı sözünü vermesi neticesinde davacıyı 8 Nisan 2017 tarihinde ikinci kez ameliyata aldığını, ameliyat sonrası müvekkilinin burnuna tampon konulmadığı için iki kez ciddi seviyede burun kanaması geçirdiğini, ikinci ameliyattan bir hafta sonra kanamaların sık sık nüksetmesi neticesinde kontrole giden müvekkiline davalının tampon koymamakla hata ettiğini kabul ettiğini, geçirmiş olduğu 2 ameliyat ve kontrollerden sonuç alamayan ve kesik kesik nefes alma şikayeti devam eden müvekkilinin Niğde Ömer Halisdemir Üniversite Hastanesi KBB bölümünden Uzman doktor Ahmet Aksoy'a muayene olduğunu ve uygulanan tetkikler ve endoskopi sonucu septumda 6-7 cm yırtılma olduğunu öğrendiğini, Uzm Dr Ahmet Aksoy tarafından kendisine söz konusu yırtılmanın geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklanmış olabileceği bilgisi verildiğini, emin olmak isteyen müvekkilinin o dönem Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine giderek Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr….'a muayene olmuş aynı teşhisle karşılaştığını, müvekkilinin içinde bulunduğu zor durumdan bir an önce kurtulmak için Hacettepe Hastanesi plastik cerrah uzman doktor İbrahim VARGEL'e de muayene olduğunu, tüm doktorların ortak teşhisinde müvekkilindeki rahatsızlıkların doğmasına neden olan olay; davalı doktor …'in gerçekleştirmiş olduğu yanlış tedavi ve yanlış ameliyat yöntemleri olduğunu, meydana gelen zarar ile davacı doktorun uygulaması arasında sebep sonuç ilişkisi mevcut olduğunu, estetik cerrahi ameliyatları, sonuç hakkında garanti verilebilen girişimler olduğunu, burada vekalet akdindeki unsurların aksine çalışma sonunda istenilen belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi amacı güdüldüğünü, eser sözleşmesinde yüklenici eseri meydana getirmekle ve onu teslim etmekle yükümlü olduğunu, davanın kabulu ile kazanç kaybı, iş gücü kaybı , tedavi ve bakım giderleri vesair nedenlerden dolayı fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere ve sonradan artırılmak kaydıyla açılan belirsiz alacak davamızdaki 1.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin tedavi öncesinde yeterli aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasına katılmanın mümkün olmadığını, öncelikle doktorun görevi hastasını aydınlatmak olduğunu, bu çerçevede gerek muayenehane gerekse hastanede müvekkilinin ameliyat ile ilgili bilgileri hastasına verdiğini ve aydınlatılmış onam evraklarını aldığını, aynı hastalık nedeniyle doktora başvuran iki kişiye aynı işlemlerin uygulanması halinde dahi sonuçları farklı olabildiğini, tıp biliminin henüz birçok belirsizliğe sahip olması, insan psikolojisi ve fizyolojisinin bireyden bireye değişken olması, aynı rahatsızlıkların birçok hastalıkta görülebilir olması, davacının ameliyatının literatürde “Bulbous nasal tip” “boxy nazal tip” ya da “ball tip” olarak adlandırılan kalın derili ve geniş burun ucu, burun ucu inceltmesinin çok fazla sağlanamadığı ve yönetimi zor bir burun şekli olduğunu, davacının müvekkili tarafından yapılan muayenesinde kalın derili bir cilde ve geniş etli bir burun ucuna sahip olduğu, bu burun tipindeki hastalarda burun ucu incelmesinin ve yapılan şeklin tam olarak ortaya çıkamayabileceği belirtilmiş, buna rağmen davacıya yapılan ilk operasyonla planlanan en iyi görüntüye ulaşıldığını, ilk ameliyat sonrasında davacının ameliyat öncesi burun şekline göre çok iyi bir görüntü elde edilmesine rağmen davacının burun ucunun daha ince olmasında ısrar etmesi üzerine ikinci ameliyat planlandığını, yapılan ikinci ameliyatta sadece burun ucu açılarak biraz daha inceltme sağlandığını, daha fazla burun ucu inceltmesi burun cildinde nekroza neden olabileceği için, yapılabilecek maksimum düzeyde inceltme sağlandığını, ameliyat öncesi davacının nefes ile ilgili kısımla ilgili muayenesi yapılmış ve herhangi bir patolojiye rastlanmadığını, davacının tampon kullanılmadığı için kanaması olduğu iddiası burun ucu düzeltmesi yapılan ikinci operasyon için olduğunu, bu operasyonda sadece burun ucu revizyonu yapıldığı için herhangi bir alçı ya da nazal tampona ihtiyaç duyulmadığını, davacının daha iyi nefes alabilmesi için tampona ihtiyaç duyulmadığını, ve yalnızca bant ile stabilizasyon sağlandığını, Operasyon sonrası burun tıkanıklığı uzun dönemde konkaların, enfeksiyon, kronik rinit vb nedenlere bağlı olarak tekrar hipertrofiye olmasına bağlı gelişebilir ve rinit gibi durumların kendisi de nefes alma sorunları oluşturabildiğini, bu rinoplasti ameliyatı ile önlenebilecek bir durum olmadığını ve hastanın erken dönemde burun tıkanıklığı yakınması bulunmadığını, davacının davasının reddini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya arasında bulunan ve hükme esas alınan raporlar doğrultusunda davalının, davacıya uyguladığı operasyonlar kapsamında tıp ilminin kurallarına veya aydınlatma yükümlülüğüne bir aykırılık durumu bulunduğu kanaati oluşmadığından ve davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen karar usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme delillerin değerlendirilmesinde ve işin esasına yönelik incelemesinde eksik inceleme ile karar verildiği kanaatinde olduklarını, estetik ameliyatlarda belirli bir fiziksel görüntünün elde edileceği taahhüt edilmişse, bu durumda hasta ile doktor arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, eser sözleşmesinde işin başarısı için güvence verildiğini, vekalet sözleşmesi kapsamında doktorun işin başarısızlıkla sonuçlanmasından sorumlu tutulamaz iken eser sözleşmesinde başarısız sonuçtan dolayı doktorun sorumlu tutulabildiğini, her ne kadar raporda uygulama ve tekniklerden bahsedilmiş olunsa da yapılan ameliyatın sonuç garantisi olan estetik ameliyat olduğunu, raporlarda eser sözleşmesi kapsamında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sadece vekalet sözleşmesine konu maluliyet durumunun rapora konu edildiğini, müvekkilinin yan burun ucu düşüklüğünden kaynaklı yan kemiklerde daraltma yapacak olup, estetik olarak burun şeklinin nasıl olacağı simulasyonda gösterildiğini ancak simulasyonla hiç alakası olmayan bir burun ortaya koyduğunu, bu konuda simulasyon görüntülerinin gelmesi halinde uyuşmazlığı giderebilecek rapor alınabileceğini, davalı yanın savunmasında belirtiği üzere boxy nazal tip ya da ball tip olarak adlandırılan kalın derili geniş burun ucu incelmesinin çok fazla sağlanamayacağı bir burun şekli olduğu dendiğini ancak bu konuda ancak bu konuda hiçbir açıklama ve onam almadığını, bu husus raporda dikkate alınmadığını, ameliyat sonrasında burun şeklinin istediği gibi olmayıp ucunun düştüğünü, Septum perfore olduğunu, davalının ameliyat esnasında kıkırdaktaki açmış olduğu yırtılmanın ameliyat esnasında müdahale ile düzeltilmediğini, kapatıldığını, burun içi septum perfore , burun ucunun düşük ve eskisinden daha kötü durumda olup kalıcı hasar bıraktığını beyan ederek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "Somut olayda davalıdan kaynaklı kusurlu bir eylemin bulunmadığı mahkemece aldırılan her iki raporda belirtilmiş olunması operasyon öncesi davacının geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olunması birlikte değerlendirildiğinde davanın reddi yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmüştür." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde belirttiği itirazlarını temyiz dilekçesinde yinelemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi kapsamındaki estetik ameliyattan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nun 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi özenle yerine getirmek zorundadır. Özen borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece üniversite heyeti ve Adli Tıp Kurumundan alınan rapolar neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesi yapılarak bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TBK nın 476.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın alanında uzman bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği gözönünde tutularak; estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporlarına itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05/12/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporlarına göre usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamamaktayım.

Taahhüt edilen sonucun fen, bilim ve yasal kurallara göre gerçekleşmesi mümkün değilse hekimin işi kabul ederken hastayı uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu uyarıyı yapmaksızın ameliyatı üstlenen hekim sonucu taahhüt etmiş sayılır. Hastanın ameliyat öncesine kıyasla daha iyi bir görünüme kavuşmuş olması dahi, kararlaştırılan sonucun tam olarak gerçekleşmemesi hâlinde hekimi sonuç odaklı ifa yükümlülüğünden ve tazminat sorumluluğundan kurtarmaz.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/855, K. 2023/457Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/855 E.  ,  2023/457 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/211 E., 2021/448 K. DAVA TARİHİ : 11.03.2014 HÜKÜM : Red Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan doktor … tarafından burun estetiği ameliyatı yapıldığını, ameliyattan sonra burun ucu eğriliğinin oluştuğunu farkettiğini ve davalı tarafından düzeltilmesi amacıyla tekrar ameliyat yapıldığını ancak yine de düzelmediğini bunun üzerine farklı doktorlara 2 kez daha ameliyat yaptırmak zorunda kaldığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ameliyat sonucu meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğunu ve kendisinin kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31/03/2016 tarihli ve 2014/98 Esas, 2016/101 Karar sayılı kararı; davalı Dr. … tarafından yapılan ilk iki ameliyatta uygulanan tekniklerin Adli Tıp raporları doğrultusunda tıbbi kurallara uygun olduğu, iyileşme sürecinde yaşananların bu tür ameliyatların beklenen sonucu olduğu, ameliyat bölgesinin niteliği, doku cevabı gibi faktörlere bağlı olarak fonksiyonların tam olarak kazanılamadığı, bu durumda doktor hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davacının kanıtlanamayan davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 06.06.2018 tarih 2018/478 Esas 2018/2408 Karar sayılı ilamı ile: estetik operasyonlarda yüklenici yani estetik operasyonu yerine getiren doktorun edimini, iş sahibinin yani hastanın amacına ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesinin zorunlu olduğu, davacının burnundaki şekil bozukluğu tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte, eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici doktor tarafından sonucun garanti edilmesi nedeniyle davacının burnundaki şekil bozukluğunun, ancak 5. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, bu kapsamda, mahkemece yapılması gereken işin 6100 sayılı HMK 266 ve devamı maddelerine uygun olarak, üniversitelerden seçilecek konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek davalının kusuru ve maddi tazminat miktarının tespitine yönelik inceleme yaptırmak ve sonucuna göre gerektiğinde uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekçesiyle kararın bozulması uygun bulunmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; dava konusu uyuşmazlık kapsamında alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığını, anılan 25/05/2021 tarihli raporda özetle; davacıda ortaya çıkan durumun bir komplikasyon olduğunu ve hekim hatası olmadığını, hastanın yazılı olarak bilgilendirildiğini, yapılacak ameliyat ücretinin 25.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini, Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan dava konusu uyuşmazlık alanında uzman bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu kanaatine varılmakla, davalı tarafa isnat edilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamının gerekçesi incelendiğinde davalının kusurlu olduğunun belirlendiği ve buna yönelik tazminat talepleri doğrultusunda yeniden alanında uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğinin belirtildiği mahkemece de bozmaya uyulduğu ancak yeniden ret kararı verildiği, bu kararın aslında eylemli bir direnme olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nun 356/1 (TBK'nun 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece bozmaya uyularak alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2018 tarih ve 2018/478 Esas, 2018/2408 Karar sayılı bozma ilamında belirtilen olgular dikkate alınmadan ve bu kapsamı değerlendiren bilirkişi raporu da alınmadan karar verilmiştir. Bozma ilamında belirtildiği üzere, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesinde bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Yukarıda açıklanan hususları kapsayan bilirkişi raporu alınmadan ve bu olgular değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.'un 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Komplikasyon, Aydınlatılmış Onam ve Hastane Sorumluluğu

Tıbbi müdahale öncesinde hastanın usulüne uygun şekilde aydınlatılması Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesi gereğince zorunludur. Bu bilgilendirmenin belirli, açık, anlaşılır nitelik taşıması ve ispat güvencesi açısından yazılı olması gerekir. Hekim izin verilen risk niteliğindeki komplikasyonlardan sorumlu tutulmasa da komplikasyon sürecinin doğru yönetilmesinden ve bu süreçteki aydınlatma yükümlülüğünden hukuken sorumludur.

Tıbben komplikasyon olarak tanımlanan durumların bulunması, operasyonun iş sahibi yararına sonuç vermediği gerçeğini tek başına ortadan kaldırmaz. Tıbbi cihaz ve korse kullanımına bağlı deri nekrozları komplikasyon olarak değerlendirilse dahi hekimin sonuç borcu çerçevesinde inceleme yapılır. Gerekli durumlarda ilgili uzmanlık dalındaki hekimlere konsültasyon yapılmadan operasyona girişilmesi ve hastanın zarar görmesi hekimin sorumluluğunu doğurur. Buna karşılık hekimin tıbbi müdahaleyi özensiz gerçekleştirmesinden kaynaklanmayıp hastanenin gerekli önlemleri almamasından ve hijyen şartlarını sağlamamasından ileri gelen enfeksiyonlarda sorumluluk hastaneye aittir.

Hastanın Seçimlik Hakları ve Ayıp İhbarı

Estetik ameliyatta meydana gelen ayıp sebebiyle hekimin sorumlu olduğu hâllerde hasta, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesi uyarınca seçimlik haklara sahiptir. Eser, hastanın kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönülebilir. Hasta eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteyebileceği gibi, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde bütün masrafları hekime ait olmak üzere eserin ücretsiz onarılmasını da talep edebilir. Ayrıca genel hükümlere göre tazminat talep etme hakkı saklıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 475Kaynağı aç
MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme. 2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını isteme. İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. c. İşsahibinin sorumluluğu

Eser sözleşmesinde sonuç taahhüt edildiğinden, ameliyat sonrasında gelişen komplikasyon ve deformasyonların giderilmesi ile revizyon ameliyatı için hekimin ek bedel talep etmesi hukuka aykırıdır; bu giderim masrafları yüklenici hekime aittir. Diş protezi uygulamaları gibi teknik müdahalelerden doğan uyuşmazlıklarda da ayıbın sözleşmeden dönmeyi gerektirip gerektirmediği, bedel indirimi veya onarım giderleri teknik bilirkişi incelemesiyle saptanır.

Müdahale sonrasında ortaya çıkan ayıbın hasta tarafından gecikmeksizin hekime bildirilmesi gerekir; bildirim yapılmazsa meydana gelen sonuç kabul edilmiş sayılır. Ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 476. maddesi uyarınca eserin ayıplı olması, hekimin açıkça yaptığı ihtara rağmen hastanın verdiği talimattan doğmuşsa veya herhangi bir sebeple hastaya yüklenebiliyorsa, hasta ayıptan doğan haklarını kullanamaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 476Kaynağı aç
MADDE 476- Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz. d. Eserin kabulü

Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

Estetik ameliyat nedeniyle tazminata hükmedilebilmesi için uygulanan tıbbi müdahale ile uğranılan zarar arasında illiyet bağının kanıtlanması zorunludur. Operasyon neticesinde vücut bütünlüğünün ihlali veya maluliyet meydana gelmişse takdir edilen manevi tazminat miktarı, zararın ağırlığı, olayın özellikleri ve maluliyet durumu karşısında manevi huzuru sağlamaya yeterli düzeyde belirlenmelidir.

Yetkili Mahkeme ve Zamanaşımı Süreleri

Estetik ameliyat davalarında yetkili mahkeme genel yetki kuralı uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Davanın haksız fiile dayandırıldığı hâllerde zararın meydana geldiği yer, zararın meydana gelme ihtimalinin bulunduğu yer veya zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 478. maddesi uyarınca yüklenicinin ayıplı bir eser meydana getirmesi sebebiyle açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın, yüklenicinin ağır kusuru varsa eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Haksız fiile dayalı tazminat istemlerinde ise Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesi gereğince zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl zamanaşımı süresi uygulanır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 478Kaynağı aç
MADDE 478- Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. II. İşsahibinin borçları 1. Bedelin muacceliyeti
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

Tıbbi müdahalenin aynı zamanda suç teşkil ettiği ve ceza kanunlarında daha uzun bir zamanaşımının öngörüldüğü hâllerde ceza zamanaşımı süresi tatbik edilir. Türk Ceza Kanunu'nun 66 ve 67. maddeleri gereğince beş yıldan az hapis veya adli para cezasını gerektiren fiillerde zamanaşımı süresi sekiz yıldır.

Estetik ameliyat davasında hekim neden sonuçtan sorumludur?

Estetik ameliyatlar vekâlet akdinden farklı olarak Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesi kapsamında eser sözleşmesi hükümlerine tabidir; yüklenici hekim iş görmenin ötesinde vaat edilen sonucu meydana getirmeyi taahhüt eder.

Ameliyat sonrası gelişen komplikasyondan hekim sorumlu tutulabilir mi?

Hekim izin verilen risk kapsamındaki olağan komplikasyonlardan bizzat sorumlu olmasa dahi, risklere yönelik aydınlatma yapmaktan ve komplikasyon sürecini doğru yönetmekten hukuken sorumludur.

Estetik ameliyat sonucunun ayıplı olması halinde hastanın seçimlik hakları nelerdir?

Hasta Türk Borçlar Kanunu'nun 475. maddesi uyarınca sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme, aşırı masraf gerektirmediği takdirde sonucun ücretsiz düzeltilmesini talep etme ve genel hükümlere göre tazminat isteme haklarını kullanabilir.

Revizyon ameliyatı için hekim ek bedel talep edebilir mi?

Eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü bulunduğundan ameliyat sonrası ortaya çıkan komplikasyon ve deformasyonların giderimi ile revizyon işlemleri için ek bedel talep edilemez; düzeltme masrafları hekime aittir.

Estetik ameliyat tazminat davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Ayıplı eser sorumluluğunda teslimden itibaren iki yıl ve hekimin ağır kusuru hâlinde yirmi yıl; haksız fiil sorumluluğunda zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlde fiil tarihinden itibaren on yıl zamanaşımı uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu