Tıbbi Malpraktiste Özen, Onam ve Komplikasyon

by Avukat Erdal Ersoy
Tıbbi Malpraktiste Özen, Onam ve Komplikasyon

Hekim, vekil sıfatıyla, yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değildir. Sorumluluk, bu sonuca ulaşmak için gösterilen çabanın ve yapılan işlem, eylem ve davranışların özenli olmayışından doğan zarara ilişkindir. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmasına rağmen sonuç değişmemişse doktorun sorumlu tutulmaması gerekir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/8177, K. 2021/13668Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2021/8177 E.  ,  2021/13668 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; 06/04/2011 tarihinde Özel … Hastanesinde mide ameliyatı geçirdiğini, başarılı geçtiği söylenen ameliyat sonrasında şiddetli ağrıları nedeniyle doktorunun talimatı üzerine hemşire tarafından kalça kısmından ağrı kesici iğne vurulduğunu, akabinde sağ bacağında hissizlik başladığını ve aynı günün akşamı bacağını kullanamadığını doktoruna bildirdiğinde ortopediste sevkedildiğini ancak durumunun geçici olduğu söylenince taburcu edildiğini, ağrılarının devam etmesi üzerine başka hastanelere de başvurduğunu ve bacağına vurulan iğne nedeniyle sinir hasarı oluştuğunu ve durumunun ciddi olduğunu öğrendiğini, fizik tedavi gördüğü halde düzelmediğini ve AFO adlı bir cihazla sağ bacağını kullanabildiğini ileri sürerek; şimdilik taşıma, yol giderleri, ilaç, yürüme aracı, iş göremezlik tazminatı olarak 10.000TL maddi ve 50.000TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalılar; yaşadığı mide rahatsızlığı nedeniyle kendilerine başvuran davacının geçirdiği ameliyat öncesinde çok fazla kilo kaybetmiş olduğunu, bu tarz kişilere kaşektik denip bu tarz durumlarda kemikle deri arasındaki destek yağ dokusunun kaybı sonucu bu tür bir olayın gerçekleşebileceğini ve kusurları olmadığını savunarak, davanın reddini istemişlerdir. Mahkemece; davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafın temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 13/10/2014 tarihli ve 2014/15090 E. – 2014/30917 K. sayılı kararıyla; … Üniversitesi Tıp Fakültesi Ana Bilim Dalından alınan 18/01/2013 tarihli rapora göre hastada peroneal nöropatiden ziyade sinir hasarı olduğunun anlaşıldığı ve bu seviyedeki bir peroneal sinir hasarının olayın gelişme şekli ve hastanın vücut yapısı göz önünde bulundurulduğunda ameliyat sonrası kalçadan yapılan hatalı intramuskuler ilaç enjeksiyonuna bağlı gelişmiş olabileceği yönünde rapor düzenlendiği, davalıların itirazı sonucu Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulundan alınan bilirkişi raporunda ise litotomi pozisyonunda yapılan ameliyatlardan sonra da peroneal sinire yakın bölgeden kas içine yapılan ilaç uygulamalarından sonra özellikle aşırı kilo kaybı olan kişilerde paroneal sinirde hasarın oluşabileceği, davacının zayıf ve kaşektik yapıda olduğu ve her iki durumda da oluşabilecek tablonun her türlü özene rağmen oluşabilen komplikasyon olarak nitelendirilmesi gerektiği dolayısıyla davalıların kusurlu olmadığı yönünde görüş bildirildiği, dosya kapsamındaki bu iki rapor arasında çelişki olduğu, dolayısıyla konusunda uzman bilirkişilerden çelişkiyi giderecek ve gerekçede de bahsedilen hususları açıklığa kavuşturacak şekilde taraf ve Yargıtay denetimine elverişli yeniden bir rapor alınması gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemece yapılan yargılama neticesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda meydana gelen olayın bir komplikasyon olduğunu tespit edildiği ve bu sebeple davalılara kusur yüklenemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, ameliyat sonrası yapılan hatalı iğne uygulamasından dolayı uğranılan maddi ve manevi zararın vekâlet ilişkisi kapsamında tahsili istemine ilişkindir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun vekâlet akdini düzenleyen 386 (TBK m. 502 vd.) ve devamı maddeleri uyarınca, davanın temeli vekalet sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurunda bile sorumludur (BK m. 321/1, TBK m. 396/1). O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmalı ve tedavide en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK’nın 394/1. (TBK m. 510) maddesi hükmü uyarınca vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Önemli bir diğer düzenleme de az yukarıda açıklandığı üzere Avrupa Biyotıp Sözleşmesidir. Bu sözleşme 9/12/2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin “Amaç” başlıklı 1. maddesinde; “Bu sözleşmenin tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler” Sözleşmenin 4. maddesinde ise, “Meslek Kurallarına Uyma” başlığı altında; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” denilmektedir. Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “Rıza” konusu düzenlenmiş ve sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatını her zaman serbestçe geri alabilecektir. Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği'nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve "Hekim hastasını,hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir. AİHM kararlarına göre devletler sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 51). AİHM'e göre taraf devletler, uygulanması planlanan tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden bilgi vermelerini sağlayacak gerekli, düzenleyici tedbirleri almak zorundadır. Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet, hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilecektir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No: 28870/05, 25/5/2010). Rızanın geçerliliği bakımından kişinin öncelikle neye rıza gösterdiğini bilmesi gerekir ki bu da ancak hastanın somut olaya uygun yeterli bilgilendirme ile diğer bir ifadeyle aydınlatılması ile mümkün olabilir. Buradan hareketle doktor ile hastası arasındaki ilişkinin güvene dayalı bir ilişki olduğu da gözetildiğinde doktorun hastaya bilgi sunma, bilgiyi anlaşılır kılma ve birlikte en doğru karara varacak şekilde süreci yönetme yükümlülüğü olduğu vurgulanmalıdır. Bu bağlamda hasta veya temsilcisinin (veli-vasi) somut olaya uygun şekilde bilgilendirilerek rızalarının alındığını ispat yükümlülüğünün de hastane ve doktorda olduğu söylenebilir. (Sultan Bulut vd. AY. B. No: 2017/37430 E., 20/10/2021 t.) Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Kimsenin öngöremeyeceği bir neticeden hekim de sorumlu tutulamaz. Örneğin; hastanın bünyesinden kaynaklanan, önceden var olduğu halde olaydan sonra meydana gelen narkoza karşı dayanıksızlık sebep – sonuç bağını kesmez. Ancak davalılara yüklenemeyen ve önceden göremeyecekleri olağan üstü hal nedeniyle (narkozun olağan komplikasyonu) zarar artmıştır. Zararın artması ve ölümle sonuçlanması narkozun olağan komplikasyonu olduğuna göre, zararın tümünden davalıların sorumlu tutulması adalete uygun düşmez”. Somut olayda mahkemece; yukarıda anlatılanlar doğrultusunda bozma ilamı doğrultusunda raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için 2 nöroloji 1 dahiliye uzmanından oluşan yeni bir bilirkişi heyetine tevdiine karar verilmiştir. Hükme esas alınan rapor incelendiğinde; hastada meydana gelen bu sinir hasarının sebebinin ameliyat pozisyonu (litotomi) ve/veya sonradan uygulanan gluteal (kalçadan) intramüsküler enjeksiyonun sebep olabileceğini ancak bu sebebi tam belirlemelerinin mümkün olmadığını, ayrıca hastanın zayıf ve kaşetik olmasının hem ameliyat için hem de enjeksiyon için daha riskli bir durum meydana getirdiğini fakat bu riskin yine de söz konusu müdahalelerin yapılmasına engel teşkil etmeyeceğini sadece daha özenli olunması gerektiğini, söz konusu olayın bir komplikasyon olarak nitelendirilebileceği, dolayısıyla davalıların kusurunun olmadığını bildirmiştir. Komplikasyon, tıbbi standarda uygun bir müdahale yapılmasına rağmen, ortaya çıkabileceği tıp çevreleri tarafından kabul edilen ve her türlü tedbir alınmasına rağmen kaçınılmaz olarak meydana gelen zararlar olarak da tanımlanmaktadır (Hakeri, Hakan; Tıp Hukukunda Malpraktis ve Komplikasyon Ayrımı, s. 24.; Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt: 1 Sayı: 6 Yıl: 2018). Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda; her ne kadar raporda olayın bir komplikasyon olduğu tespiti yapılmış ise de; raporun davalıya yapılan tedavi ve uygulanan ameliyat nedeniyle gerekli özenin gösterilip gösterilmediği, bu tip komplikasyonlara hangi sıklıkta ve ne gibi durumlarda rastlandığı, doğabilecek komplikasyonlara karşı hastanın bilgilendirilip bilgilendirilmediği, tedavi ve ameliyatta herhangi bir hata, ihmal olup olmadığı konularında açıklama içermediğinden olayda davalıların kusurlu olup olmadığının tespitine yeterli değildir. Raporun sonuç ve kanaat kısmının 4. bendinde hasarın yerini dolayısıyla nedenini belirlemeye yardımcı olabilecek olan olayın gelişim sürecinde yapılmış, elektrofizyolojik veriler dışında sağ kalça veya bacağa ait değişik düzeylerde ödem ve hasarı gösterebilecek o döneme ait görüntüleme verisinin de bulunmadığı bildirmiştir. Bu görüntülemenin davalılar tarafından yapılmadığı anlaşıldığı gibi davacı hastaya kaşektik yapıda olmasının özellikle bu komplikasyonlara sebebiyet verebileceği bilgisinin de verildiğinin yani hastanın bu hususta aydınlatılmış olup olmadığı da dosyadan ve rapordan anlaşılamamıştır. Davacı hastanın ameliyat ya da iğne sebebiyle vücudunda kalan sekel’e neyin sebebiyet verdiğinin tespiti açısından önem arz ettiği hususunun bilirkişi raporu ile sabit olduğu ancak görüntüleme yapılmış olsa idi erken müdahale ile bacağın bu duruma düşmesinin engellenebilir olup olmadığı yani tedavi açısından gerekli bir tetkik olup olmadığı yine söz konusu tetkik yapılsa idi hastaya yapılması gereken müdahalenin tespitine etkisi olup hastada meydana gelen sonucun engellenip engellenmeyeceği değerlendirmesi de yapılmamıştır. Ayrıca hükme esas alınan raporun heyet raporu olması gerekirken, 15/02/2017 tarihli kök rapor tek imzalı olarak teslim edilmiş ve ifade tarzından da sadece imzası bulunan bilirkişinin kendi kanaatlerini açıkladığı dolayısıyla heyet incelemesi sonucu hazırlanmadığı görülmüştür. Davacı vekilinin itirazı üzerine alınan ek raporun ise heyet olarak hazırlandığı ancak tek imzalı kök rapordaki görüşlerin tekrarı niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. O halde mahkemece; davacının kaşektik yapısının olaya etkisinin, aydınlatılmış onamının ve davalılar tarafından gelişen komplikasyonu da kapsar biçimde gereken özenin gösterilip gösterilmediği hususunun değerlendirilebilmesi için alanında uzman yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerekirken, yeterli açıklamayı içermeyen raporun dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK' nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Özen yükümlülüğü ve hafif kusur

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 396, işçinin yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorunda olduğunu düzenler. Hüküm genel olarak işçiye yöneliktir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 396Kaynağı aç
MADDE 396- İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. III. Teslim ve hesap verme borcu

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 27/12/2021 tarihli, E. 2021/8177, K. 2021/13668 sayılı kararında vekilin sorumluluğu, işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlanmıştır. Karar, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 321/1 ve Türk Borçlar Kanunu m. 396/1’e atıfla vekilin işçi gibi özenle davranmak zorunda olduğunu ve en hafif kusurunda da sorumlu bulunduğunu belirtir. Karardaki olay tarihi 06/04/2011’dir.

Aynı Dairenin 14/04/2025 tarihli, E. 2024/2691, K. 2025/2093 sayılı kararında meslek alanında iş gören vekilin en hafif kusurundan bile sorumlu olduğu açıklanmıştır. Karara göre doktorun ve hastanenin meslek alanı içindeki kusurları, hafif olsa da sorumluluğun unsuru kabul edilmelidir. Doktorun özen yükümlülüğü, doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir. Bu ilke, sezaryen sonrası bakım uyuşmazlığının temyiz gerekçesinde yer alır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/2691, K. 2025/2093Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2024/2691 E.  ,  2025/2093 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1729 E., 2024/1012 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/639 E., 2022/488 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin, davalı doktor tarafından davalı hastanede yapılan sezaryen yöntemiyle doğumdan sonra ayaklarının altına konulan sıcak su torbalarının uzun süre ayaklarında kaldığı ve narkozun etkisiyle sıcaklığı hissetmemesi sebebiyle ayaklarında ikinci derece yanık oluşmasından dolayı zarara uğradığını ileri sürerek; 20.000,00 TL manevi, 1.000,00 TL maddi tazminatının davalılardan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … vekili; davacının maddi tazminat talebinin açık olmadığı, müvekkili doktorun davacının teşhis ve tedavisinde herhangi bir hata, ihmal veya kusurunun bulunmadığını, hastanın bakım ve takip işlerinin hemşireler tarafından yerine getirildiğini, davacı ve ailesinin kusuru bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı Sağlık Kuruluşu vekili: şartları oluşmadığından davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, davalı hekimin davacının teşhis ve tedavisinde herhangi bir hata, ihmal veya kusurunun bulunmadığını, tamamen hasta ve yakınlarının bilinçsiz davranışları neticesi kızarıklıkların meydana geldiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi kurul raporu ile davacıya uygulanan tedaviye ilişkin tanı, hastaneye yatış, muayene, tetkik, takip ve doktor gözleminin güncel tıbbi kural ve uygulamalara uygun olduğu, ameliyat sonrasında ortaya çıkan olayın her türlü özene rağmen oluşabilecek bir komplikasyon olduğu, davalı doktor ve hastanenin kusur yada ihmalinin bulunmadığı, davacının tıbbi müdahale öncesinde rızasının alındığı, ortaya çıkabilecek komplikasyon hakkında yeterince bilgilendirildiği, onam belgelerinin operasyona uygun şekilde düzenlendiği, bu nedenle davalıların özen yükümlülüğünü yerine getirdiği ve olayın oluşumunda kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, karara karşı, süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi heyet raporu ve tanık olarak dinlenen hemşirenin beyanları ile hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye göre, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; dava konusu yanığın yapılan tıbbi müdahaledeki özen yükümlüğünün ihlal edilmesi neticesinde ortaya çıktığını, müvekkilinin bu duruma önceden bilgilendirme yapıldığından bahisle izin vermesinin mümkün olmadığını, ihmal ve kusur sebebiyle hastanın ayağında unutulan sıcak su torbasının hastanın ayağında derin yanık oluşturmasının komplikasyon olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, komplikasyon dahi olsa eğer zamanında fark edilmez ise, fark edilmesine rağmen gerekli önlemler alınmaz ise, fark edilip önlem alınmasına rağmen bu önlemler yerleşmiş standart tıbbi girişim olarak değerlendirilmez ise yine malpraktisin söz konusu olacağını, hatalı değerlendirme ve tespitler içeren bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı … sağlık kuruluşu ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışları nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolun seçilmesi gerekir. (Tandoğan, Borçlar Hukuk Özel Borç İlişkileri, Cilt, Ank. 1982, Sh.236 vd) Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir. 2. Mahkemece hükme esas alınan 12.04.2022 tarihli bilirkişi heyet raporunda, kişiye yapılan sezaryan operasyonu sonrası hipotermi gelişmesinin beklenen bir durum olduğu, operasyon sonrası gerçekleştirilen ısıtma işleminin tıbben uygun olduğu, hastanın ayağının altına sıcak su torbasının havluya sarılarak konulduğu, hasta takibinde görevli hemşirenin sık aralıklarla hastayı kontrol ettiği, hastanın ayağında çorap bulunduğu, hastanın ayağında ağrı yanma hissetmesi sonrası tekrar bakıldığında her iki topuk bölgesinde yanık olduğu, bunun komplikasyon olarak değerlendirildiği belirtilmiş de; tibbi müdahele sonrası bakım sorumluluğuna giren bu hususta belirtilen görüş, davalıların sorumluluklarına ilişkin kanaat edinmeye yeter nitelikte olmayıp, hüküm kurmaya elverişli değildir. 3. Hal böyle olunca, Mahkemece tam teşekküllü üniversite hastanelerinde görev yapan ilgili alanda uzmanlardan oluşturulacak yeni bilirkişi heyetinden somut olaya uygun şekilde, davacının sezaryan ameliyatında aldığı anestezinin etkisi ile odaya getirilmesi, sonrasında sıcak su uygulaması yapıldığı odadaki süreçte, davalıların özen yükümlülüklerine aykırılık niteliğinde ihmal ve kusurlarının bulunup bulunmadığı, hemşirenin görevini tam ve eksiksiz yerine getirip getirmediği, getirse de aynı sonucun oluşup oluşmayacağı hususlarında davacı tarafın itirazlarını karşılar nitelikte, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine açık, hemşirelik hususunda bir uzmanın da bulunduğu rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aydınlatılmış onam ve ispat

E. 2021/8177, K. 2021/13668 sayılı kararda salt ameliyata rıza gösterilmesinin yeterli olmadığı, komplikasyonların da açıklanması gerektiği belirtilmiştir. Aydınlatılmış onam bakımından ispat yükü hekimde veya hastanededir. Kararda, somut dosyada aydınlatmanın dosya ve rapordan anlaşılamadığı da ayrıca tespit edilmiştir.

Komplikasyon tanımı ve yetersiz bulunan rapor

E. 2021/8177, K. 2021/13668 sayılı kararda komplikasyon, tıbbi standarda uygun bir müdahale yapılmasına rağmen ortaya çıkabileceği tıp çevrelerince kabul edilen ve her türlü tedbire rağmen kaçınılmaz olarak meydana gelen zararlar olarak da tanımlanmıştır. Aynı kararda olayın komplikasyon olduğuna ilişkin bilirkişi tespiti, kusur incelemesini sona erdiren yeterli bir tespit sayılmamıştır.

Daire, raporda tedavide ve ameliyatta gerekli özenin gösterilip gösterilmediğinin, bu tür komplikasyonlara hangi sıklıkta ve hangi durumlarda rastlandığının, doğabilecek komplikasyonlara karşı hastanın bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin ve tedavide veya ameliyatta hata ya da ihmal bulunup bulunmadığının açıklanmadığını kabul etmiştir. Bu nedenle rapor, davalıların kusurlu olup olmadığının tespitine yeterli görülmemiştir.

Daire, heyet raporu olması gereken 15/02/2017 tarihli kök raporun tek imzalı olduğunu ve ifade tarzından imza sahibinin kendi kanaatini açıkladığını, dolayısıyla heyet incelemesi sonucu hazırlanmadığını kabul etmiştir. Ek rapor bu görüşleri tekrarlamıştır. Kaşektik yapının etkisi, aydınlatılmış onam ve özen yönlerinden yeni uzman heyet raporu alınmadan ret kararı verilmesi bozma nedeni sayılmıştır. Bozma, davalıların kusurlu olduğunun kesin olarak saptandığı anlamına gelmez. Tek imza ve ek rapor tespiti bu dosyaya özgüdür.

Hüküm, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 428 uyarınca davacı yararına bozulmuştur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesinin atfıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu m. 440 uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık bırakılmış ve 27/12/2021’de oybirliğiyle karar verilmiştir. Karar düzeltme yolu, bu kararın hüküm fıkrasında öngörülmüştür.

Ameliyat sonrası bakımın ayrıca incelenmesi

E. 2024/2691, K. 2025/2093 sayılı karar, sezaryen sonrasında sıcak su torbasıyla oluşan yanığa ilişkindir. Daire, tıbbi müdahale sonrası bakım sorumluluğuna giren konuda alınan bilirkişi görüşünü davalıların sorumluluğu hakkında hüküm kurmaya elverişli bulmamıştır. Karar, yanığın malpraktis olduğunu tespit etmez. İlk derece ve bölge adliye mahkemesinin komplikasyon ve kusursuzluk gerekçesi de üst mahkemece benimsenmemiştir.

Daire, hemşirelik konusunda bir uzmanın da bulunduğu yeni bilirkişi heyetinden rapor alınmasını gerekli görmüştür. İncelenmesi istenen noktalar anestezi etkisi, sıcak su uygulaması, hemşirenin görevini yerine getirip getirmediği ve aynı sonucun yine oluşup oluşmayacağıdır. Bu inceleme yapılmadan karar verilmesi eksik inceleme sayılmıştır. Hemşirelik uzmanı aranması, bu bakım olayının incelemesine özgüdür.

Daire, ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırmış ve ilk derece mahkemesi kararını davacı yararına bozmuştur. Esastan ret, kaldırılan bölge adliye mahkemesi kararına ilişkindir. Karar 14/04/2025’te oybirliğiyle verilmiştir.

Kusur bulunmadığı kabul edilerek onanan olay

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13/02/2025 tarihli, E. 2024/1579, K. 2025/818 sayılı kararında endotrakeal entübasyon sırasında oluşan trakeal perforasyon, özen gösterilse bile ortaya çıkabilen bir komplikasyon kabul edilmiştir. Hastanın tanısı, anestezi ve ameliyatı ile bu sonucun yönetimi, tıp biliminin genel kabul gören ilke ve kurallarına uygun görülmüştür. Tedavide görev alan sağlık çalışanlarına yüklenebilecek bir kusur da saptanmamıştır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1579, K. 2025/818Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2024/1579 E.  ,  2025/818 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1809 E., 2024/64 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 3. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2016/97 E., 2020/521 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili …'ün, davalı şirkete ait … Hastanesinde 16.01.2015 tarihinde, davalı Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. … ve diğer davalı Anesteziyoloji Uzmanı davalı şirketin ortağı Dr. … tarafından gerçekleştirilen bel fıtığı ameliyatı esnasında, Dr. … tarafından gerçekleştirilen entübe işlemi neticesinde nefes borusunun yırtıldığını, davalı doktorun müvekkili hastanın şikayetini dikkate almadığını, müvekkilinin yakınları hastanın yüzünde şişlik farkedip bu durumu doktora söylediklerinde, davalı doktorun bu uyarıları da dikkate almadığını ve hastayı taburcu ettiğini, davalı doktor … arandığında ise, bu durumun anestezi sırasındaki müdahaleden kaynaklı olabileceğini söylediğini, müvekkili hastanın durumunun ağırlaşması üzerine Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğünü, hastanedeki doktor hastanın soluk borusunda yırtık gözlemlendiğinden cerrahi müdahale gerektiğini, yırtığın bel fıtığı ameliyatı esnasında entübasyon sırasında nefes borusuna verilen zarardan meydana geldiğini söylediğini, müvekkilinin uzun bir süre tedaviye maruz kaldığını, ameliyat sonrası yaşanan durumdan ötürü müvekkilinin çok sıkıntılar ve acılar çektiğini belirterek, fazlaya dair her türlü hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 3.000,00 TL maddi tazminatın, müvekkillerinde oluşan manevi zararlar için ise, davacı … için 200.000,00 TL, davacı … ve …. için 50.000,00 TL'şer olmak üzere toplam 300.000,00 TL manevi tazminatın ameliyatın gerçekleştiği 16.01.2015 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacının 16.01.2015 tarihinde müvekkili Beyin ve Sinir Cerrahi Uzman Dr. … tarafından lDH ameliyatı olmak için Hastaneye başvurduğunu, müvekkili … tarafından usulüne uygun olarak endotrakeal tüpün kolaylıkla nefes borusunun içine hiçbir zorlama olmaksızın yerleştirildiğini, davacının sorunsuz bir ameliyatla servise yollandığını, davacının boğazındaki yırtık nedeniyle müvekkillerine atfedilecek bir kusur olmadığını, müvekkili şirketin durum nedeniyle herhangi bir kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK 2. İhtisas Kurulu raporunda, kişide endotrekeal entübasyon esnasında oluşan trakeal perforasyon tablosunun her türlü özene rağmen oluşabilen herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmal izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, uygulamaların tıp ilke ve kurallarına uygun olduğunun belirtildiği, rapora itiraz edilmesi üzerine Mahkemece Cerrahpaşa Tıp Fakültesine bünyesinde görev yapan anestezi, beyin cerrahi, gögüs hastalıkları uzmanı, adli tıp uzmanı öğretim görevlilerinden oluşan heyet oluşturulduğu, 21.11.2019 tarihli raporda, ameliyat öncesi anestezi yönünden yapılan muayene ve tetkiklerin yeterli olduğu, hastada meydana gelen durumun komplikasyon olduğu, bir ihmalin söz konusu olmadığı, komlikasyon gelişimi, tanısı ve yönetimi ile ilgili davalılara atfı kabil kusur bulunmadığı, komplikasyon yönetiminde de davalılara kusur atfedilmesini gerektirir bir husus olmadığı tespitine yer verildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK raporu ile dört kişilik akademisyen bilirkişi heyeti raporunun birbirini teyit ettiği, raporların denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, davacının bel fıtığı ameliyatında gerçekleşen soluk borusunda yırtığın komplikasyon olduğu, tedavi uygulamasının tıp kurallarına uygun olduğu organizasyonel kusur olarak değelendirilemeyeceği, dosya kapsamı itibariyle tıbbi hatanın bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V.TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; davalı doktorların komplikasyon tanısı koymadığını, müvekkili hasta ve hasta yakınlarının tüm uyarılarına rağmen hastanın boğazı delik halde hastaneden taburcu edildiğini, komplikasyon tanı ve tedavisinin başka doktorlar tarafından yapıldığını, müvekkilinin ameliyatı sırasında boğazında oluşan 4cm yırtığın davalı doktorların mesleki yetersizlikleri ve özensizlikleri neticesinde meydana geldiğini, komplikasyonun ortaya çıkmaması için gereken önlemlerin alınmamış olmasının kusurlu bir durum olduğunu, komplikasyonun özensizlik dolayısıyla fark edilmeyip önlem alınmamasının da hekimin kusurundan kaynaklandığını, komplikasyonun ortaya çıktığının fark edilmesi durumunda komplikasyonun hastaya en az zarar verecek şekilde ortadan kaldırılması için gerekenin yapılması konusunda da hekimin sorumluluğunun olduğunu, hekim komplikasyon dolayısıyla sorumlu tutulamazsa da komplikasyon sürecinin iyi yönetilmemesi sonucu vakanın malpraktise dönüştüğünü, müvekkilinin boğazındaki yırtık durumunun ölümcül hal alması üzerine tedavisinin Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapıldığını, hastaneye götürülmesi gerektiğinin başka bir doktor tarafından söylendiğini ifade ederek; kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle yargılama sırasında alınan Adli Tıp Raporu ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan heyetten alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli, birbiriyle uyumlu ve yeterli olduğu, davacı hasta Dönüş'te endotrekeal entübasyon esnasında oluşan trakeal perforasyon tablosunun her türlü özene rağmen oluşabilen komplikasyon olarak nitelendirildiği, hastaya konulan tanı, uygulanan anestezi, yapılan ameliyat ve oluşan komplikasyonun yönetiminin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hastanın tedavisinde görev alan sağlık çalışanlarına atfı kabil kusur tespit edilemediğinin anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bu nedenle temyiz itirazları reddedilmiş ve bölge adliye mahkemesi kararı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 370/1 uyarınca onanmıştır. Karar metni onama gerekçesini usul ve kanuna uygunluk olarak belirtir. Karar 13/02/2025’te oybirliğiyle verilmiştir. Onama, bu olayın raporları ve komplikasyon yönetimiyle sınırlıdır. Diğer iki dosyadaki eksik inceleme nedeniyle verilen bozma sonuçlarıyla aynı olay veya aynı ölçüt değildir.

Sık sorulan sorular

İstenmeyen sonuç hekimi sorumlu kılar mı?

Hayır. Vekil, sonucun elde edilememesinden değil, sonuca yönelik işlem ve davranışların özensizliğinden doğan zarardan sorumludur. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranışa rağmen sonuç değişmemişse doktorun sorumlu tutulmaması gerekir.

Hafif kusur sorumluluk için yeterli midir?

E. 2021/8177, K. 2021/13668 ve E. 2024/2691, K. 2025/2093 sayılı kararlarda vekil, doktor ve hastane meslek alanındaki en hafif kusurdan da sorumlu kabul edilmiştir. Bu anlatım her istenmeyen sonucu kusur haline getirmez; özen yükümlülüğünün ihlali aranır.

Ameliyata rıza komplikasyonları da kapsar mı?

E. 2021/8177, K. 2021/13668 sayılı karara göre salt ameliyata rıza yeterli değildir; komplikasyonların da açıklanması gerekir. Aydınlatılmış onamda ispat yükü hekimde veya hastanededir.

Komplikasyon raporu kusur incelemesini bitirir mi?

Her dosyada bitirmez. E. 2021/8177, K. 2021/13668 sayılı dosyada özen, sıklık, koşullar, bilgilendirme ve ihmal açıklanmadığı için komplikasyon tespiti yeterli görülmemiştir. E. 2024/1579, K. 2025/818 sayılı dosyada ise perforasyonun yönetimi ve tanı-tedavi süreci uygun bulunmuş, atfedilebilir kusur saptanmamıştır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu