Sosyal Medyada Kişilik Haklarının Korunması ve Dava Yolları

by Avukat Erdal Ersoy
Sosyal Medyada Kişilik Haklarının Korunması ve Dava Yolları

Sosyal Medyada Kişilik Hakkı ve Hukuka Aykırılık Şartları

Kişilik hakkı; bireyin yaşamı, sağlığı, vücut tamlığı, şeref ve itibarı, özel hayat alanı, adı, resmi, sesi ve kişisel verilerini kapsayan, herkese karşı ileri sürülebilen mutlak ve kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hukuki değerdir. Üçüncü kişiler bu değerleri zedelememe yükümlülüğü altındadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 23 gereğince hiç kimse hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen dahi vazgeçemeyeceği gibi, özgürlüklerini hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde sınırlayamaz. Kişilik hakkı başkasına devredilemez, mirasçılara intikal etmez ve bu haktan bütünüyle feragat edilemez; kişinin belirli paylaşımlara muvafakat vermesi karşı tarafa sınırsız bir tasarruf serbestisi tanımaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 23Kaynağı aç
Madde 23- Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz. Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz. II. Saldırıya karşı 1. İlke

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 24 çerçevesinde, kişilik değerlerine yönelik her müdahale kural olarak hukuka aykırılık teşkil eder. Bu karinenin aşılması; mağdurun geçerli rızasının bulunması, üstün nitelikte kamusal ya da özel bir yararın mevcudiyeti veya kanunla tanınmış bir yetkinin kullanılması koşullarından birinin gerçekleşmesine bağlıdır. Hukuka uygunluk sebebi taşımayan saldırılar karşısında ilgilinin hâkimden korunma talep etme hakkı doğar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24- Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır. 2. Davalar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1450, K. 2021/1186Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1450 E.  ,  2021/1186 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü. I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin yerel ve uluslararası futbol camiası tarafından tanınan bir futbol adamı olduğunu, 15.05.2013 tarihinde "www.sabah.com.tr" adlı internet sitesinde yayınlanan "… Tutuklandı" başlıklı haberin içeriğinin tamamen gerçek dışı ve hukukî dayanaktan yoksun olduğunu, son dönemde müvekkilinin itibarını ve prestijini zedelemek, toplum nezdindeki saygınlığını azaltmak ve güvenilirliğini tartışılır hâle getirmek amacıyla haberler yapıldığını, otuz üç yıl önce yaşanmış bir olayın tekrar gündeme getirildiğini, üstelik kamuoyunu yanıltarak müvekkilinin tutuklanmış gibi gösterildiğini, haber konusu yapılan olayda müvekkilinin sadece ifadesinin alınması amacıyla gözaltına alındığını, müvekkili hakkında beraat kararı verildiğini, kamuoyunun yanlış bilgilendirildiğini, otuz üç yıl önce yaşanan ve beraat kararı verilen bir olay ile Fenerbahçe-Galatasaray maçında yaşananlar arasında illiyet bağı kurmak suretiyle yayınlanan haberin tamamen müvekkilinin saygınlığı zedelemeye yönelik olduğunu ileri sürerek yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 10.000TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu haberin bu sezon davacının aldığı cezalardan dolayı "Galatarasay-Fenerbahçe" derbisini tribünde izlemesi nedeniyle hazırlandığını, haberde geçmişte "Galatarasay-Fenerbahçe" arasındaki bir derbi karşılaşmasında benzer olaylar yaşandığı için davacının gözaltına alındığının hatırlatıldığını, Yargıtay kararları uyarınca bu şekilde haber yapılmasında hukuka aykırı bir yön bulunmadığını, davaya konu haberin görünen gerçekler doğrultusunda kaleme alındığını, yargılayıcı veya eleştirici bir yaklaşımın mevcut olmadığını, haber başlığında ve içeriğinde konu ile uyumlu olmak koşulu ile çarpıcı ve dikkat çekici ifadeler kullanılmasının gazetecilik mesleğinin bir gereği olarak kabul edildiğini, başlıkta yer alan birkaç sözcüğün tek başına ele alınmaması ve yazı içeriğinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.03.2014 tarihli ve 2013/275 E., 2014/125 K. sayılı kararı ile; basının haber verme hakkının gerçeklik, güncellik, kamu yararı, toplumsal ilgi ve konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık temel kuralları ile sınırlı olduğu, "… Tutuklandı" başlığı ile verilen haberin okuyucuda ilk bakışta kişinin yeni tutuklanmış izlenimi yarattığı, oysa ki haber içeriğinde 1980 yılında yaşanan bir olayın aktarıldığı, bu nedenle haberin gerçek ve güncel olmadığı gibi haberde kamu yararının da bulunmadığı, haber verme sınırlarının ihlal edildiği, davacının kişilik haklarının zedelendiği gerekçesiyle 5.000TL manevi tazminatın 15.05.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 11.03.2015 tarihli ve 2014/7417 E., 2015/2941 K. sayılı kararı ile; "…Dava, basın yoluyla kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, 15/05/2013 tarihli www.sabah.com.tr adlı internet sitesinde yapılan "… tutuklandı!" başlıklı haber ve içeriği ile kişilik haklarına saldırı yapıldığını iddia ederek uğradığı manevi zararın ödetilmesini istemiştir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, haberin güncel olmadığı, kamu yararı bulunmadığı, haber verme sınırlarının ihlal edilerek davacının kişilik haklarının zedelendiği kabul edilerek istem kısmen kabul edilmiştir. Dava konusu "… tutuklandı!" başlığı ile yapılan haberde; "Galatasaray teknik direktörü …'in yıllar önce Fenerbahçe maçının devre arasında polisi yumrukladığı için gözaltına alındığı ortaya çıktı….Bize neler oluyor diye sormadan önce biraz geriye dönüp bakmakta fayda var….1980 yılı Yine bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı.. Bu kez devre arası daha da ilginç bir olay oluyor Galatasaraylı futbolcu Fatih (Terim) güvenlik güçlerine saldırdığı için gözaltına alınıyor! …" şeklindeki beyanlara yer verilmiştir. Dava konusu haberde, olaylı geçen bir Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra geçmişe atıfta bulunularak, iki kulüp arasındaki maçların geçmişte de olaylı geçtiği ve davacının bir maçtan sonra gözaltına alınarak hakkında adli soruşturma başlatıldığı hususu çarpıcı bir başlıkla okuyucuya sunulmuştur. Haberde, davacıyı aşağılama ve küçültme kastının bulunmadığı, eleştiri sınırlarının aşılmadığı, davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırının söz konusu olmadığı kabul edilerek, istemin tümden reddi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçe ile davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir… " gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2015/237 E., 2015/350 K. sayılı karar ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; "www.sabah.com.tr" adlı internet sitesinde "… tutuklandı!" başlığı altında yayınlanan haberin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuyla ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır. 13. Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil, onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu, tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan, acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar manevi tazminat verilebilecek bazı olguları özel olarak düzenlemiştir. 14. Bunlar kişilik değerlerinin zedelenmesi [4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 24], isme saldırı (TMK m. 26), nişan bozulması (TMK m. 121), evlenmenin butlanı (TMK m. 158/2), boşanma (TMK m. 174/2) bedensel zarar ve ölüme neden olma [818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) m. 47, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 56] durumlarından biri ile kişilik haklarının zedelenmesi (818 sayılı BK m. 49, 6098 sayılı TBK m. 58) olarak sıralanabilir. 15. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi diğer yasal düzenlemelere nazaran daha kapsamlıdır. 16. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.” düzenlemesi mevcuttur. 17. Dava konusu haberin yayınlandığı tarihte yürürlükte bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde ise; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir.” hükümleri yer almaktadır. 18. Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddelerinde belirlenen kişisel haklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. 19. Görüldüğü üzere TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik hakları zarara uğrayanların manevi tazminat isteme hakları vardır. 20. Bu genel açıklamalardan sonra uluslararası metinlerde ifade özgürlüğünün nasıl yer aldığının da incelenmesinde yarar bulunmaktadır: 21. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 90. maddesinin son fıkrası; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. 22. Hâl böyle olunca, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS/Sözleşme) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşmenin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM/Mahkeme) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır. 23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. 24. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside/Birleşik Krallık/Başvuru No: 5493/72, 07.12.1976/parag. 49). 25. Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM’nin basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside, parag. 49, Centro Europa 7 S.R.L. And Dı Stefano/İtalya, Başvuru No: 38433/09, 131). 26. O hâlde basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğü, diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Mahkemeye göre basın ancak bu şekilde, kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevi yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda, ulusal makamlara tanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Édıtıons Plon/Fransa, Başvuru No: 58148/00, 44; Bladet Tromsø And Stensaas/Norveç, Başvuru No: 21980/93, 59). 27. Burada şu hususun da ifade edilmesi gerekir ki, sözleşmenin 10. maddesi sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğini değil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de korur (Oberschlick/Avusturya, Başvuru No: 20834/92, 57). AİHM’nin yerleşik içtihadına göre; gazetecilik özgürlüğü ve mesleği, belirli ölçüde abartma, hatta kışkırtma unsurunu da içerir (Prager And Oberschlick/Avusturya, Başvuru No: 15974/90, 38). 28. Basının başkalarının itibarını korumak gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek yine basına düşen bir görevdir. Sadece basının bu tür haber ve fikirleri iletme görevi yoktur, halkın da bunları edinme hakkı da vardır (Sunday Times/Birleşik Krallık, parag. 30, başvuru no: 6538/74, 26.04.1979). 29. Basın özgürlüğünün iç hukukumuzda nasıl yer aldığı konusuna gelince; Anayasa’nın “Basın hürriyeti” başlıklı 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesi basın özgürlüğünü düzenlemiş ve bunun sınırlarını göstermiştir. 30. 5187 sayılı Kanun’un 3. maddesinde; “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir”. Hükmü yer almaktadır. 31. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere; basın özgürlüğü, kişinin dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren olay ve olgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamayı amaçlar. 32. Bunun gereği olarak basın; haber toplamak, fikir ve kanaatleri izleyerek bunları çözümlemek, yorumlamak, eleştirmek ve sonuçta kamuoyunu ilgilendiren konularda doğru ve gerçeğe uygun haber vermek hakkına sahip ve bununla görevlidir. Eş söyleyişle denetim, uyarma, eleştiri ve gerçekleri açıklama, basının doğal görevleridir. 33. Basın özgürlüğü ile bağlantılı kavramlar olarak; Anayasa’da düşünce ve kanaat hürriyeti (m. 25), düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (m. 26) ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Demokratik yaşamın gelişmesinde, ulusal birliğin sağlanmasında, kamuoyunun sağlıklı bir biçimde oluşmasında, sosyal ve siyasal ilerlemede basının çok önemli bir fonksiyonunun bulunduğu açık ve kuşkudan uzaktır. 34. Doğaldır ki basının bu ayrıcalıklı konumu ve hukuk düzeninin kendisine tanıdığı özgürlük, tüm özgürlükler gibi yine hukuk düzenince çizilen sınırlara tabidir. Basın, yaptığı yayınlarda gerek Anayasa’nın “Temel Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan ve gerekse de TMK'nın 24 ve 25. maddelerinde ve ayrıca özel yasalarda güvence altına alınmış olan, kişilik haklarına saygı göstermek, bunlara saldırı niteliği taşıyabilecek tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadır. 35. Bu cümleden olarak basın, belirli bir kişinin fikrini tartışmak zorunda kaldığı durumlarda bile, objektif bilgi vermekle ve eleştirmekle yetinmeli, olayları tahrif etmek veya kuşkuları yaymak gibi hukukun izin vermeyeceği yollara başvurmamalıdır. Özellikle de hakaret niteliğinde ya da yersiz, onur kırıcı söz ve deyimlerin kullanılmasından kaçınmalıdır. 36. Basının kamu görevi yapmasında göz önünde tutulan amaç ile kişilik haklarına verilen zarar arasında açık bir oransızlık varsa, yayının hukuka aykırı olduğu kabul edilmelidir. Objektiflikten ayrılmak, haber sınırını aşmak, genişletici ve yanlış yorumlarda bulunmak, gerçek dışı haber vermek, yersiz şekilde onur kırıcı sözler kullanmak, dürüstlük kurallarına aykırı davranmak, kişisel nedenlerle salt sansasyon için yayın yapmak hukuka aykırıdır. 37. Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki; basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için yayının gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayının haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayının hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı hâlinde mümkündür. Yapılan bir yayın bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.04.2019 tarihli ve 2017/4-1414 E., 2019/464 K.; 10.12.2019 tarihli ve 2017/4-1833 E., 2019/1333 K., sayılı kararları). 38. Önemle vurgulanmalıdır ki yayınlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan hukuka aykırılık gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz. 39. Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir. 40. Haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkân sağlar. 41. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki, basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. 42. Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması TBK’nın 58. (BK’nın 49.) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. 43. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında davaya konu internet haberi incelendiğinde; Galatasaray Futbol Takımının teknik direktörü olan … hakkında haber yapıldığı, haberin “… Tutuklandı!” başlığı ile yayınlandığı, haberin içeriğinde …’in 1980 yılında “Galatasaray – Fenerbahçe” maçının devre arasında polisi yumrukladığı için tutuklanıp serbest bırakıldığına ilişkin ifadelerin yer aldığı anlaşılmaktadır. 44. Dava konusu haber, yıllar öncesi yaşanmış bir olaya ilişkin olduğundan güncel olmadığı ve davacı gözaltına alınmış olmasına rağmen “… Tutuklandı!” başlığının kullanıldığı, böyle olunca haberin güncellik ve gerçeklik unsurlarını taşımadığı, yayınlanan haberde otuz üç yıl önce yaşanmış bir olay kaleme alındığından toplumsal ilgiden de bahsedilemeyeceği için kamu yararının da bulunmadığı, haberlerin veriliş şekli itibariyle öz ve biçim arasındaki dengenin de bozulduğu, basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı, bu nedenle hukuka aykırılık unsurunun gerçekleştiği açıktır. 45. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir. 46. Ne var ki, Özel Dairece tazminat miktarı yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin hükmedilen tazminat miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi gereğince uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Hukuka aykırı içeriğin sahte, takma ya da anonim kullanıcı profilleri üzerinden dolaşıma sokulması fiilin haksız niteliğini ortadan kaldırmaz. Başkası tarafından üretilmiş saldırı niteliğindeki iletilerin yeniden paylaşılması, dolaşımının genişletilmesi veya içeriğe tahkir edici yorumlar eklenmesi de somut olayın koşullarına göre paylaşımı yapan bakımından bağımsız hukuki sorumluluk doğurabilir.

İfade Özgürlüğü ile Kişilik Hakkının Dengelenmesi

Paylaşımların ifade hürriyeti sınırlarında kalıp kalmadığının belirlenmesinde somut dengeler aranır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/1327, K. 2020/921 sayılı kararında ortaya konduğu üzere, basın ve ifade özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi; yayının gerçeği yansıtmasına, haber veya eleştiri niteliği taşımasına, sunumda nesnel ölçütlerin korunmasına ve haberin veriliş biçimi ile özü arasında ölçülülük bulunmasına bağlıdır. Bu şartların tamamı bir arada gerçekleşmedikçe yayının hukuka uygun olduğu kabul edilemez.

Yayında amaca hizmet etmeyen, lüzumsuz ve tahrik edici nitelemeler kullanılması, hedef alınan kişi aleyhine husumet ve kuşku uyandırıcı bir üslubun benimsenmesi durumunda öz ile biçim arasındaki denge bozulur. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E. 2017/445, K. 2019/4111 sayılı kararında belirtildiği üzere, kamu görevlilerine veya siyasetçilere yöneltilen hakaret ve suçlayıcı ifadeler kişisel değer yargısı veya ifade özgürlüğü kapsamında korunmaz; kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğundan manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.

5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 9Kaynağı aç
MADDE 9- (Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.) (İptal:Anayasa Mahkemesinin 11/10/2023 tarihli ve E.: 2020/76; K.: 2023/172 sayılı Kararı ile) Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi[34][35]

Medeni Kanun Kapsamında Koruma Davaları ve Yetkili Mahkeme

Kişilik hakları saldırıya uğrayan kimse, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 25/1 uyarınca hâkimden henüz gerçekleşmemiş ancak tehlikesi bulunan saldırının önlenmesini, devam eden saldırının durdurulmasını ve sona ermiş olsa bile etkileri varlığını koruyan eylemlerin hukuka aykırılığının tespitini talep edebilir. Bu koruma istemleriyle birlikte 4721 sayılı Kanun m. 25/2 uyarınca düzeltmenin yapılması, kararın üçüncü kişilere duyurulması veya yayımlanması da istenebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25- Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir. Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir. Davacının, maddî ve manevî tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hakkı saklıdır. Manevî tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez. Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir. III. Ad üzerindeki hak 1. Adın korunması

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 25/3 gereğince davacının maddi ve manevi tazminat hakları ile hukuka aykırı eylem sebebiyle elde edilen haksız kazancın vekâletsiz iş görme ilkeleri doğrultusunda kendisine verilmesini talep etme hakkı saklıdır. Kanun'un 25/4 maddesi uyarınca manevi tazminat alacağı, borçlu tarafından açıkça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; mirasbırakan tarafından sağlığında dava yoluyla ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez. Koruma davaları, TMK m. 25/5 hükmü doğrultusunda davacının kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde ikame edilebilir.

Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri

Haksız eylem nedeniyle kişilik değerleri zedelenen kişi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 uyarınca manevi zararının karşılanması için parasal tazminat isteyebilir. Hâkim, bu tazminat yerine veya tazminata ek olarak eylemi kınayan bir karar verebileceği gibi bu kararın yayımlanmasına da hükmedebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/1327, K. 2020/921 sayılı kararında açıklandığı üzere manevi zarar, malvarlığı dışındaki kişilik değerlerinde meydana gelen nesnel eksilmedir; kişinin yaşadığı elem ve keder ise bu zararın dışa vuran görünümüdür. İhlal nedeniyle gelir kaybı veya mesleki itibarın zedelenmesine bağlı ekonomik zarar doğmuşsa şartları oluştuğunda maddi tazminat da talep edilebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 58Kaynağı aç
MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. 4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E. 2015/254, K. 2015/14120 sayılı kararında işaret edildiği üzere manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı eksilmesini giderme aracı da değildir; asıl işlevi mağdurda zedelenen huzur duygusunu dengelemektir. Hâkim tazminat miktarını belirlerken eylemin ve somut olayın özelliğini, kusur durumunu, tarafların sıfatlarını, işgal ettikleri makamı ve ekonomik-sosyal şartlarını göz önünde bulundurarak takdirinin gerekçelerini nesnel biçimde açıklamalıdır; amaca uygun olmayan fahiş miktarlar kararın bozulmasını gerektirir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2017/445, K. 2019/4111Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2017/445 E.  ,  2019/4111 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 25/08/2015 gününde verilen dilekçe ile hakaret nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 24/05/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, kişilik haklarının ihlali nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, istem reddedilmiş; karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, müvekkilinin … valisi olduğunu, davalının sosyal paylaşım sitesi olan facebook hesabı üzerinden müvekkilini hedef alan ifadeler kullanması nedeni ile kişilik haklarının zedelendiğini belirterek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı ise; davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır eleştirilere katlanması gerektiği, davaya konu ifadelerin kişilik haklarını ihlal edici nitelikte olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın tutarını belirlerken, saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında, tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumunuda dikkate almalıdır. Dosya kapsamından; davalının 10/08/2015 tarihinde sosyal medya (…) hesabından davacının fotoğrafını koymak suretiyle "Yunanlılara sığınan ve öldüğünde koynunda Yunan berat madalyası çıkan, vatan haini, kambur İzzet’in oğlu’’ ifadelerini kullanıldığı, davacının şikayeti üzerine … 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 05/01/2016 gün, 2015/1452 esas, 2016/4 kararı ile davalı hakkında hakaret suçundan mahkumiyet kararı verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dava konusu ifadeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde, ifade özgürlüğü kapsamında korunması gereken kişisel değer yargısı niteliğinde olmayıp, davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetindedir. Şu durumda; kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı yararına 818 sayılı BK'nın 49. maddesi (6098 sayılı TBK' nın 58. maddesi) uyarınca uygun miktarda manevi tazminata karar verilmesi gerekirken istemin tümden reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 24/09/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Kişisel Verilerin Korunması ve Yasal Başvuru Süreçleri

Kişinin rızası veya meşru bir sebebi olmaksızın iletişim bilgilerinin, adresinin, sağlık verilerinin ya da fotoğraflarının sosyal ağlarda yayımlanması 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında ihlal oluşturur. 6698 sayılı Kanun m. 11 uyarınca ilgili kişi, veri sorumlusuna yönelteceği taleple verilerinin işlenip işlenmediğini öğrenme, bilgi alma, amacına uygun kullanımı denetleme, eksik veya hatalı verileri düzelttirme, mevzuat koşullarında silinmesini ya da yok edilmesini isteme ve bu işlemlerin aktarım yapılan üçüncü kişilere iletilmesini talep etme haklarına sahiptir. Otomatik sistemler aracılığıyla aleyhte sonuç doğuran analizlere itiraz ile zararın tazminini isteme yetkisi de bu maddededir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/20816, K. 2023/2421Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/20816 E.  ,  2023/2421 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/603 E., 2021/1019 K. HÜKÜM/KARAR : İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Davanın Reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/67 E., 2020/41 K. Taraflar arasındaki basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.10.2022 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen gün ve saatte gelen davacı asil … ve vekili Av. … ile davalılar vekili Av. … ve …'ün sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 23.02.2023 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; gerçekleştirilen Umre seyahatinden yaklaşık 3 yıl sonra, davalı … kuruluşunun gazete ve haber sitelerinde müvekkili tarafından bizzat paylaşılan fotoğraflar da kullanılarak müvekkiline iftira atıldığını, müvekkilinin FETÖ imamları olarak bahsedilen kişilerle hiçbir şekilde iletişim kurmadığını, dava dışı …'nın daveti üzerine dini vecibelerini yerine getirmek amacıyla gittiği Umre seyahatinin sözde darbe toplantısı olduğuna yönelik iddiaların davacının FETÖ'ye karşı bugüne kadar verdiği mücadelenin görmezden gelinmesi niteliğinde olduğunu, söz konusu haberlerin müvekkilinin kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle erişimin engellenmesi kararı verildiğini, müvekkili hakkında yapılan haberin iftira niteliğinde olduğunu, yapılan haberin tek amacının müvekkilinin mesleki ünvanını kullanarak ticari saygınlığını sekteye uğratmak, müvekkilini toplum içinde hedef göstererek itibarsızlaştırmak, algı oluşturmak, kamuoyu nezdinde hedef haline getirmeye çalışmak olduğunu belirterek 150.000,00 TL manevi tazminatın haber tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı nedeni ile reddi gerektiğini, müvekkili … yönünden kanunen sorumluluk yüklenebilecek kimselerden olmadığından husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, FETÖ soruşturmaları kapsamında “Bylock” isimli programı kullandıkları ve örgütün üst düzey yöneticisi oldukları tespit edilen …, … ve … başta olmak üzere bu soruşturmalar kapsamında FETÖ terör örgütüne mensup oldukları tespit edilen başkaca isimlerle birlikte Umre seyahatine giden davacının adı geçen örgüt mensupları ile çektirdiği fotoğrafların okuyucuya aktarıldığını, haberde ülke gündeminde önemli yer edinen ve yürütülen FETÖ soruşturmasında bahsi geçen Umre ziyaretine ilişkin seyahat kayıtları, yolcu listeleri, uçak bilgileri ile Milli İstihbarat Teşkilatı Sinyal İstihbarat Başkanı olarak görev yapan ve FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklanan … ’a ilişkin açıklamalara yer verildiğini, haber içeriğinde de davacının kişilik haklarını ihlal eder hiçbir söyleme yer verilmediğini, gerçeğe aykırı iddialarda bulunulduğu iddiasının tamamen haksız ve yersiz olduğunu, haberin somut ve görünür gerçekliğe uygun olduğunun tartışmasız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 2015 Mart ayında davacının sosyal medya hesabında yayınladığı Umre'de çektirdiği fotoğraf üzerinden davacı ile FETÖ terör örgütü arasında bağlantı kurulduğu ve "Fetöcü Okanın Tanımıyorum Dediği İmamlarla Fotoğraf Çektirdiği Ortaya Çıktı" başlıklı haber ile davacının FETÖ'cü olduğunun haber edildiği, her ne kadar FETÖ terör örgütü güncelliğini uzun zamandır korumakta ise de haberde kullanılan fotoğrafın yayınlanmasının üzerinden yaklaşık üç yıl geçtikten sonra haberde kullanıldığı, davacının hakkında FETÖ terör örgütü ile ilgili bir soruşturmanın veya kovuşturmanın bulunmadığı, herhangi bir şekilde FETÖ terör örgütüne iltisakından veya üyeliğinden dolayı ceza almamış olması karşısında davacının FETÖ terör örgütü mensubu gibi gösterilmesinin toplum gözünde terör örgütü mensubu gibi algılanmasına yol açmakla davacının kişilik değerlerini zedelediği, küçük düşürüldüğü ve kişilik değerlerinin saldırıya uğradığı, üzerinden uzun bir süre geçmiş bir fotoğraf üzerinden başkaca hiçbir argüman olmadan doğrudan davacı hakkında yapılan isnadın güncelliğinden bahsedilemediği gibi, basit bir inceleme veya araştırma ile haberin gerçeği yansıtmadığı anlaşılabildiği halde herhangi bir gözaltı dahi yokken haber yapılması da gerçeklik olgusuna aykırı olduğu, basın yayın özgürlüğünün sınırlarının aşılarak kamu yararına aykırı olarak davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ve davacının kişilik değerlerinin zedelendiği kanaatine varılarak davanın kısmen kabulü ile 20.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, kararın tirajı en yüksek ulusal bir gazetenin ana sayfasında manşetten yayınlanmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı tarafından yayınlanan haberin içeriği nedeniyle müvekkilinin toplum nezdinde küçük düşürüldüğünü, ticari itibarının zedelendiğini, kişilik haklarının ihlaline sebebiyet verildiğini, yayınlanan haber ile sistematik bir baskı oluşturmaya ve kamuoyunda bilinçli, kasıtlı ve artniyetli olarak algı oluşturmaya çalışıldığını, hükmedilen manevi tazminatın maruz kalınan saldırıyı tatmin edecek ve yeni bir saldırının oluşmasını önleyebilecek mahiyette olmadığını, mahkemece verilen kararın 1 gün boyunca yayınlanmasının hakkaniyete uygun olmadığını, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğunu belirmiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; yetki itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini, husumet itirazlarının bulunduğunu, FETÖ ile en önde mücadele eden kimseler olarak tanıtan davacının bizzat kendi şahsına ait sosyal medya hesabından FETÖ imamları ile çekilmiş fotoğraflarının bulunduğunu, bunun haber olarak kamuoyuna duyurulmasının hukuka uygun olduğunu, mahkemece haberin güncel olmadığı belirtilmiş olsa da halen devam eden FETÖ haberlerinin bulunduğunu, davacı tarafça paylaşımda bulunulan sosyal medya hesabında da habere konu fotoğrafın bulunduğunun kabul edildiğini, haberin niteliği bir bütün olarak değerlendirildiğinde iddia olunanın aksine davacının kişilik haklarını ihlal edecek bir söylemin bulunmadığını, haberde kullanılan ifadelere davacının kişilik haklarını ihlal etmek için değil, okuyucunun dikkatini çekmek için yer verildiğini, dava konusu haberde davacının terör örgütü üyesi olarak gösterilmediğini, haberin kamu yararı taşıdığı, güncel olduğu, görünen gerçekliğe uygun olduğu, basın özgürlüğü kapsamında hazırlanıp yasal düzenlemeler ve içtihatlara uygun olduğunu, buna rağmen mahkemece verilen tazminat miktarının yüksek olduğunu, davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı avukatın bu haber öncesinde tanımadığını beyan ettiği kişilerle 2015 yılında Umre ziyaretine gitmiş olması, bu şahıslardan bazılarının FETÖ imamı olduğu iddiasıyla aranan firari şahıslar ya da FETÖ üyesi olmak suçlamasıyla tutuklu şahıslar oldukları, seyahat masraflarının Bank Asya hesabına toplu ödendiği yönündeki tespit, bilgi ve iddialar etrafında haberin hazırlandığı, haber içeriğinde davacının Twitter hesabında yayınladığı sohbet fotoğrafına yer verildiği, haberin yapıldığı tarihin FETÖ terör örgütünün darbe girişimi sonrası olduğu, o tarihlerde Türkiye’deki her kurumda terör örgütüyle irtibatı ve iltisakı bulunan kişilerin tespit edilerek, ayıklanması konusundaki toplumsal ve kurumsal hassasiyetin üst seviyede olduğu, davaya konu yazının bütünü nazara alındığında, genel olarak bu hassasiyet kapsamında yazıldığı ve davacının özel hayatına ve şahsiyetine doğrudan bir ithamın bulunmadığı, haberin başlığı çarpıcı ve yazıdaki eleştirel ifadeler sert ve kışkırtıcı mahiyette ise de, davacının kendi sayfasında bu seyahati ve ilgili fotoğrafı daha önce paylaştığı, seyahat ve katılımcılarla ilgili bilginin görünür gerçekliğe uygun olduğu, kaldı ki; yazı tarihi itibarıyla FETÖ ile ilgili her türlü haber ve bilgiye yoğun kamuoyu ilgisi olduğu, haberin başka yayın organları tarafından da verildiği, tartışmanın gündeme getirilmesinde üstün nitelikte kamu yararı olduğu, bu durumda manevi tazminat şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, dava konusu haberin davacının kişilik haklarına saldırı içerdiği, haberin yayınlanmasında kamu yararı bulunmadığı gerekçesiyle davacı lehine tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; haksız fiile sebebiyet veren gazete manşetindeki ifadeler aynı zamanda suç niteliği taşıdığı halde basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesinin hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu, gazete manşetlerinde kullanılan ifadelerin kişilik haklarını zedelediği gibi aynı zamanda suç niteliği taşıdığını, haber başlığı adı altında “Karanlık Avukat”, “Fetöcü …”, “Karanlık Avukat …’ın Fetöcü İmamlarla Seyahati” şeklinde yapılan haberlerle müvekkilinin fetö terör örgütü üyesiymiş gibi lanse edildiğini, müvekkilinin kamu nezdinde tanınan biri olmasının davalı … grubuna müvekkilin suçlu olarak servis edilmesi hakkı tanımayacağını, yapılan haberin güncellik niteliği taşımadığını, öz ile biçim arasındaki dengenin bozulduğunu, müvekkili hakkında fetö terör örgütü ile ilgili hiçbir kovuşturma yahut soruşturmanın yürütülmediğini, üzerinden uzun bir süre geçmiş bir fotoğraf üzerinden başkaca hiçbir argüman olmadan doğrudan müvekkili hakkında yapılan isnadın güncelliğinden bahsedilemeyeceğini, basit bir inceleme veya araştırma ile haberin gerçeği yansıtmadığı anlaşılabildiği halde herhangi bir göz altı dahi yokken haber yapılması da gerçeklik olgusuna aykırı olduğu gibi yanlış algıya neden olması itibariyle de toplumsal ilgi ve faydadan söz edilemeyeceğini, davalı taraflarca basın yayın özgürlüğünün sınırlarının aşılarak kamu yararına aykırı olarak davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu ve davacının kişilik değerlerinin zedelendiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, basın yoluyla 12.01.2018 tarihinde yapılan haberin veriliş şekli, içeriğinde yer alan ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği, buradan varılacak sonuca göre davalıların manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Medeni Kanunu’nun 24 üncü maddesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun 58 inci maddesi, 5187 sayılı Basın Kanunu. 3. Değerlendirme Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Değerlendirme bölümününde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalılara verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 23.02.2023 tarihinde Üye …'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde açıklanan sebeplerle dava konusu yayınlarda davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiği, basın ve ifade özgürlüğüne üstünlük tanınmasına ilişkin koşulların oluşmadığı gözetilerek hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yönde tezahür eden görüşüne iştirak edemiyorum.

6698 sayılı Kanun m. 14/2 uyarınca veri sorumlusuna başvuru yolu tüketilmeden Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet yoluna başvurulamaz. Veri sorumlusuna yapılan başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz görülmesi veya yasal süresi içinde yanıt verilmemesi durumunda; ilgili kişi Kanun'un 14/1 maddesi uyarınca veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz gün ve her hâlde ilk başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir. Kanun'un 14/3 maddesi gereğince kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi nedeniyle kişilik hakları zedelenenlerin genel hükümler doğrultusunda tazminat isteminde bulunma hakları saklı tutulmuştur.

6698 sayılı KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU m. 14Kaynağı aç
MADDE 14- (1) Başvurunun reddedilmesi, verilen cevabın yetersiz bulunması veya süresinde başvuruya cevap verilmemesi hâllerinde; ilgili kişi, veri sorumlusunun cevabını öğrendiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunabilir. (2) 13 üncü madde uyarınca başvuru yolu tüketilmeden şikâyet yoluna başvurulamaz. (3) Kişilik hakları ihlal edilenlerin, genel hükümlere göre tazminat hakkı saklıdır. Şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları

İçeriğin Kaldırılması, Suç Duyurusu ve Delillerin Tespiti

Özel hayata müdahale oluşturan yayınlar bakımından içerik sağlayıcısına veya yer sağlayıcı konumundaki sosyal ağ platformuna başvurularak ihlale yol açan paylaşımın yayından kaldırılması talep edilebilir. 5651 sayılı Kanun'un internet ortamında kişilik haklarının ihlaline ilişkin 9. maddesi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 9/AKaynağı aç
MADDE 9/A- (Ek: 6/2/2014-6518/94 md.) (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, Kuruma doğrudan başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilir. (2) Yapılan bu istekte; hakkın ihlaline neden olan yayının tam adresi (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilere yer verilir. Bu bilgilerde eksiklik olması hâlinde talep işleme konulmaz. (3) Başkan, kendisine gelen bu talebi uygulanmak üzere derhâl Birliğe bildirir, erişim sağlayıcılar bu tedbir talebini derhâl, en geç dört saat içinde yerine getirir. (4) Erişimin engellenmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim, video ile ilgili olarak (URL şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla uygulanır. (5) Erişimin engellenmesini talep eden kişiler, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden bahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunar. Hâkim, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek vereceği kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar ve doğrudan Kuruma gönderir; aksi hâlde, erişimin engellenmesi tedbiri kendiliğinden kalkar. (6) Hâkim tarafından verilen bu karara karşı Başkan tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. (7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (8) Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde doğrudan Başkanın emri üzerine erişimin engellenmesi Kurum tarafından yapılır. (Mülga cümle: 26/2/2014-6527/18 md.) (9) (Ek: 26/2/2014-6527/18 md.) Bu maddenin sekizinci fıkrası kapsamında Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, (…)35 yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar. İdarî yapı ve görevler[36][37]

Sosyal medyadaki fiil hakaret, tehdit, özel hayatın gizliliğini ihlal ya da kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya yayma unsurlarını barındırıyorsa Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusu yapılabilir. Ceza takibatı ile hukuk mahkemesinde açılan tazminat ve koruma davaları birbirinden bağımsız süreçlerdir. İhlal konusu iletilerin silinme veya hesabın kapatılma ihtimaline karşı; paylaşımın bağlantı adresi (URL), kullanıcı kimliği, paylaşım tarihi, saati, yorumlar ve ekran görüntüleri gecikmeksizin güvenceye alınmalı; noter tespiti veya mahkeme aracılığıyla delil tespiti yöntemlerinden yararlanılmalıdır.

Sosyal medyada sahte hesaptan yapılan saldırılarda hukuki sorumluluk doğar mı?

Paylaşımın anonim veya sahte bir hesap üzerinden yapılması eylemin hukuka aykırılığını kaldırmaz; hakları zedelenen kimse hâkimden koruma ve sorumlulardan tazminat talep edebilir.

Sosyal medyada kişilik hakkı ihlali davası hangi mahkemede açılır?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 25/5 uyarınca kişilik haklarının korunması davaları, davacının kendi yerleşim yeri mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Veri sorumlusuna başvurulmadan Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyette bulunulabilir mi?

6698 sayılı Kanun m. 14/2 uyarınca, veri sorumlusuna başvuru yolu tüketilmeden Kişisel Verileri Koruma Kuruluna şikâyet yoluna başvurulamaz.

Kişisel Verileri Koruma Kuruluna başvuru süresi ne kadardır?

6698 sayılı Kanun m. 14/1 uyarınca, veri sorumlusunun cevabının öğrenildiği tarihten itibaren otuz ve her hâlde veri sorumlusuna başvuru tarihinden itibaren altmış gün içinde Kurula şikâyette bulunulabilir.

Başkasının hukuka aykırı paylaşımını sosyal medyada yeniden paylaşmak sorumluluk yaratır mı?

Hukuka aykırı içeriğin yeniden paylaşılması veya saldırıyı artıran yorumlar eklenmesi somut olayın niteliğine göre hukuki sorumluluk doğurabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu