Ses Kaydı, WhatsApp ve E-Postaların Delil Niteliği

by Avukat Erdal Ersoy
Ses Kaydı, WhatsApp ve E-Postaların Delil Niteliği

Elektronik Belgelerin Hukuki Niteliği ve İspat Değeri

Medeni yargılamada taraflar iddialarını ispat etmekle yükümlüdür ve iddiasını ispatlayamayan taraf davayı kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/1 gereğince taraflar kanunda öngörülen usul ve süreye uyarak ispat hakkını kullanır. Kanunun 199. maddesi uyarınca uyuşmazlığa konu olayları ispata yarayan metinler, fotoğraflar, ses ve görüntü kayıtları ile elektronik ortamdaki her türlü bilgi taşıyıcısı belge sayılır. Bu doğrultuda yasal belge kavramı sırf kâğıt üzerindeki evrakı değil, bilgiyi muhafaza edip sonradan anlaşılır kılabilen tüm verileri kapsar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 199Kaynağı aç
MADDE 199- (1) Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir. Senetle ispat zorunluluğu
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 189Kaynağı aç
MADDE 189- (1) Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. (2) Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. (3) Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. (4) Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir. İspat yükü

E-postalar, WhatsApp, SMS ve diğer dijital sohbet kayıtları, ses ve görüntü kayıtları ile sunucu log kayıtları uygun şartlar sağlandığında elektronik belge veya elektronik delil niteliği taşıyabilir. WhatsApp yazışmaları da kişiler arasındaki yazılı iletişim kaydı olarak elektronik belge kapsamında değerlendirilebilmektedir. Bununla birlikte Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/3 ve 189/4 hükümleri uyarınca kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar başka delillerle ispat olunamaz ve gösterilen bir delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir.

WhatsApp Yazışmaları ve Senetle İspat Kuralı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 202 uyarınca, senetle kanıtlama mecburiyeti olan durumlarda delil başlangıcı mevcutsa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, uyuşmazlık konusu hukuki muamelenin tam ispatını tek başına sağlamasa da onu muhtemel kılan ve aleyhine sürülen şahıs veya temsilcisi tarafından verilip iletilen belgedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/8590, K. 2023/1325 sayılı kararında, HMK m. 199 çerçevesinde belge niteliğindeki WhatsApp iletilerinin aynı Kanun'un 202. maddesi kapsamında yazılı delil başlangıcı sayılması gerektiği ve bu doğrultuda tanık beyanlarına başvurulabileceği belirtilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/8590, K. 2023/1325Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2022/8590 E.  ,  2023/1325 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1543 E., 2022/1297 K. DAVA TARİHİ : 13.10.2020 KARAR : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/335 E., 2022/278 K. Taraflar arasındaki araç kaydının iptali-tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; araç alım satımı ile iştigal ettiğini, Ordu'da bulunan dava dışı kayıt maliki satıcı … ile … plaka sayılı aracın 160.000 TL bedelle satın alınması hususunda anlaştıklarını, yanında çalışan kişinin akrabası olan Ordu İlinde bulunan davalıyla aracın ekspertiz ve noter işlemleri için görüştüklerini, bu işlemlerin davalı tarafından yapıldığını, aracın satış bedelinin aracın malikine, noter ve ekspertiz masraflarının da davalıya banka aracılığıyla gönderildiğini, güven vermesi nedeniyle aracın kaydının davalı adına yapıldığı Aksaray'a getirip kendisine teslim ettiğini, aracı malik sıfatıyla kullanmaya başladığını, davalıdan satış için vekalet istediğini ancak vekaletname göndermediğini, daha sonra Fatsa Cumhuriyet Savcılığına 16.09.2020 tarihinde asılsız olarak ihbarda bulunması üzerine aracın elinden alınıp yediemine teslim edildiğini, davalının hak sahibi olmadığını ileri sürerek, aracın trafik kaydının iptali ile adına tesciline, olmadığı takdirde araç için ödenen 160.000 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı; dava konusu aracın kendisine ait olduğunu, sadece aracı alırken akrabası olan …'ya ekspertiz raporunu gönderdiğini, dava açıldıktan sonra araç bedelinin davacı tarafından …'ın hesabına gönderdiğini öğrendiğini, bu kişiye karşı dava açması gerektiğini, kendisine karşı husumet yönetilemeyeceğini, aracının satışı için …'ya verdiği vekaleti güveninin sarsılması nedeniyle daha sonra azlettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 17.03.2021 tarihli ve 2020/240 E., 2021/59 K. Sayılı kararıyla; dava konusu aracın 28.07.2020 tarihli araç satış sözleşmesi ile satıcı …'dan davalının 160.000 TL bedelle satın aldığı, davacının ise 28.07.2020 tarihli 160.000 TL tutarlı "… Plakalı fort için" açıklamalı banka dekontunu dosyaya ibraz ettiği, soruşturma dosyasında yer alan davacı ve aracın satıcısı …'ın beyanlarının birbiriyle tutarlı olduğu, aracın plakasını belirterek açıklamalı para havale ettiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile, davalı adına kayıtlı … plakalı aracın kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline, aracın davalı tarafından davacıya teslimine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 3. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.10.2021 tarihli ve 2021/1091 E., 2021/1320 K. sayılı kararıyla; uyuşmazlık hakkında inanç sözleşmesine ilişkin hükümlerin tatbik edileceği, yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa inançlı işlem iddiasının ikrar ve yemin gibi kesin delillerle de ispat edilebileceği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 uncu maddesine göre, davalı veya temsilcisi tarafından gönderilen ve dava konusu işlemi tamamen ispat etmemekle birlikte o işlemi muhtemel gösteren sms mesajları, ses kayıtları, e-mail gönderileri, whatsapp mesajları ve facebook yazışmalarının yazılı delil başlangıcı teşkil ettiği ve senetle ispat kuralının istisnasını oluşturarak tanıkla ispata olanak tanıdığı, bu kapsamda ibraz edilen kayıtların delil olarak kabul edilebilmeleri için taraflar arasında ihtilafsız olması, ihtilaflı olanlar yönünden bu kayıtların davacının veya davalının cep telefonundaki mesaj ve yazışmaların asılları ile karşılaştırılmaları, aralarında fark bulunup bulunmadığının tespiti ve yazışmalara ilişkin dökümlerin uzman bilirkişi aracılığıyla cep telefonundan alınarak rapor haline getirilmesi gerektiği, somut olayda, mahkemece dosya kapsamına sunulan whatsapp yazışmaları ve sair kayıtlar incelenmeksizin bu kayıtların yazılı delil başlangıcı olduğu göz ardı edilerek özellikle de tarafların tanıkları dinlenmeksizin eksik inceleme ile karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, yargılamanın yapılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 4. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının dosyaya ibraz ettiği whatsapp mesajları asılları ile karşılaştırıldığı, aralarında fark bulunup bulunmadığı bilirkişi raporu ile kontrol edildiği, mesaj kayıtlarının yazılı delil başlangıcı olarak kabul edildiği, davacı beyanları ile aracın satıcısı olan …'ın beyanlarının birbiriyle tutarlı olduğu, davacının araç satış bedelini banka yoluyla dava konusu aracın plakasını belirterek açıklamalı olarak havale ettiği, dinlenen tüm tanık beyanlarından satış sözleşmesinin dava dışı satıcı olan … ile davacı arasında kurulduğunun anlaşıldığı, davalı ile dava dışı olan … arasındaki uyuşmazlığın başka bir davaya konu olabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı adına aracın kaydının iptali ile davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; dava konusu araç bedelinin dava dışı …'a ödendiğinden husumetin kendisine yöneltilemeyeceğini, davacının kandırıldığı iddiasının doğru olmadığını, dava açıldıktan sonra paranın davacı hesabından gönderildiğini öğrendiğini, davacı ve ortağı olarak bildiği akrabası olan …'nın iyiniyetinden faydalandığını, kuzeni olması sebebiyle aradaki güven ilişkisinden dolayı kendi aracının satış işlemlerini dava dışı …'ya bıraktığını, dosyaya sunulan ses kayıtları ve whatsapp yazışmalarında da açıkça geçtiği üzere, dava dışı …'nın müvekkiline, aracı 175.000.00 TL'ye sattığını söylediğini, bunun üzerine "Ucuz gitmemiş mi abi" diye sorduğunda "Abim alan kişi tanıdıktı anca bu kadar oldu.” şeklinde yanıt verdiğini, hesap verir gibi açıklama yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olup, iddialarının gerçek dışı olduğunun açıkça bir göstergesi olduğunu, aracının satışı için otomobil alım – satım işleriyle uğraşan …'ya yetki verdiğini, vekaletname çıkarıp aracının zilyetliğini satış için dava dışı …'ya bıraktıktan sonra sürekli kendisini oyalayan beyanlarından şüphelendiğini, günlerce dönüş yapmaması üzerine suç duyurusunda bulunduğunu, dosyaya sunulan whatsapp yazışmaları, ses kayıtlarını yeterli olarak incelenmeden hükme vardığını, davalı tanıkları … ve …'nın beyanlarının hükümde dikkate alınmadığını, araç bedelini ödemek için kredi çektiğini, belgelerinin dosya içerisine sunulduğu halde ilgili yerlere sorulmadan karar verildiğini, sadece satmaları aracı davacıya ve … isimli şahsa bıraktığını, aracın davacıya ait olması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davalı aleyhine maktu vekalet ücretine hükmetmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek; ilk derece mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ibraz edilen whatsapp yazışma kayıtları uyarınca dinlenen tanık beyanlarından ve özellikle dava konusu aracın satıcısı olan …'ın anlatımları itibariyle davacının, davalı ile aralarındaki dava konusu aracın satın alınarak davacıya tesciline yönelik inanç sözleşmesi ilişkisini ispat ettiği anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırı bir yön görülmediği, adli yargı yerinde idareyi işlem yapmaya zorlayıcı türden bir karar verilemeyeceği, davaya konu araca ilişkin tescil kararı istenilmiş olmakla, çoğun içinde az vardır ilkesinden hareketle aracın mülkiyetinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi gerekirken, yazılı şekilde trafik siciline tesciline yönelik karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın kabulü ile davalı adına kayıtlı aracın davacıya ait olduğunun tespitine, aracın davacıya teslimine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; trafik tescil kaydının adli yargının görev alanında olduğu, aracın davacı adına kayıt ve tesciline karar verilmesi gerektiğini, davalının istinaf itirazlarına cevap dilekçesi sunulduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince, yeni hüküm kurulmasına karşın, vekalet ücretinin eski hali ile hüküm altına alındığını, karar tarihindeki tarifeye göre hükmedilmesini ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarla, tescil yönünden karar verilmeyeceğinin belirtilmesi neticesinde, terditli taleplerinden birincisinin imkansız hale geldiğini, ikinci talep olan bedel iadesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmistir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalı adına kayıtlı aracın mülkiyetinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 uncu maddesinde belge kavramı; ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları" şeklinde tanımlanmıştır. 2. Aynı Kanunu'nun 202 nci maddesinde de; "(1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir. 3. Değerlendirme Temyize konu araç mülkiyetinin tespitine ilişkin kararda; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru şekilde belirlendiği, dava konusu araç bedelinin davacı tarafından açıklamalı olarak satıcıya gönderildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199 uncu maddesine göre belge niteliğinde bulunan whatsapp yazışmalarının aynı Kanunu'nun 202 nci maddesi uyarınca yazılı delil başlangıcı olarak kabulünün gerektiği, bu kapsamda dinlenen tanık ve araç satıcısının beyanlarına göre de aracın davacı adına alındığının ifade edildiği, ilk derece mahkemesinin 17.03.2021 tarihli ilk kararını istinaf etmeyen davacı taraf yönünden hükmedilen vekalet ücretinin davalı yönünden usuli kazanılmış hak teşkil ettiğinin anlaşılmasına göre tarafların temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Buna karşın WhatsApp ekran görüntüleri kolayca manipüle edilebilir ve haricî müdahalelere açık yapısı nedeniyle tek başına her zaman çok güçlü bir delil sayılmayabilir; ancak karşı tarafça açıkça reddedilmemesi veya banka dekontu, başka iletiler, e-posta ya da tanık beyanı gibi delillerle desteklenmesi hâlinde hâkim tarafından belirli bir ispat değeri tanınabilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 169 gereğince mahkeme kendiliğinden veya talep üzerine tarafların davanın temelini oluşturan vakıalar hakkında isticvabına karar verebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2023/119, K. 2023/1767 sayılı ilamına konu somut olayda, davalının yazışmaları inkâr etmesi, isticvabında kabul etmemesi ve telefon hattının adına kayıtlı olmaması karşısında yazılı delil başlangıcının oluşmadığı ve muvafakat bulunmaksızın tanık dinlenemeyeceği kabul edilmiştir. Ayrıca Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/2168, K. 2023/5683 sayılı kararında onanan gerekçede, davanın tarafı olmayan üçüncü kişiyle yapılan WhatsApp yazışmalarının menfi tespit davasında borcun bulunmadığını ispata elverişli hukuki bir nitelik taşımadığı değerlendirilmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/119, K. 2023/1767Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/119 E.  ,  2023/1767 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1891 E., 2022/1908 K. DAVA TARİHİ : 21.05.2018 KARAR : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 7. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/222 E., 2021/160 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; davalı tarafa borç para verdiğini, davalı tarafın 112.800 euro borcu bulunduğunu, dilekçe eki ile sundukları davalı tarafa ait 0542 440 9353 no lu cep telefonundan kendisine ait 0546 851 5050 numaralı cep telefonuna gönderilen mesajında bu durumu kabul ettiğini, davalı tarafın borcu olduğunu, bu hususta davalının isticvaben dinlenmesini istediklerini, mahkeme tarafından kendisine ait cep telefonu üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını talep ettiklerini, borç ilişkisinin kurulması ve devamı ile ilgili tanıkların dinlenmesini istediklerini belirterek icra takibine ve davaya konu edilen 112.800 euro'nun dava tarihinde karşılığı olan 595.584,00 TL'sine davalı borçlu tarafından Antalya 8. İcra Müdürlüğünün 2018/4776 E. sayılı icra dosyasında yapmış olduğu "itiraz üzerine" itirazın iptali ile takibin devamını ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; davacıya herhangi şekil ve şart altında borçlu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davacının Alman markı verdiğini iddia ettiğini, Alman markının 01.01.2002 tarihinde yasal olarak tedavülden kalktığını, ödünç ilişkisinin 2002 yılından önce mark tedavülde iken kurulduğunu ve iddiaya göre 1.000.000 DM ve faizi 30.000 DM'nin 2002 yılından önce ödendiğini, 17 yıl sonra alacağın talep edildiğini, alacağın zamanaşımı ve hak düşürücü süreler içinde talep edilmediğini, Antalya 8. İcra Müdürlüğünün 2018/4776 E. sayılı dosyasına dayanak olarak gönderilen mesaj, whatsapp ve benzeri kayıtların kendisine ait olmadığını, söz konusu kayıtların kendisine ait telefondan gönderilmediğini, söz konusu kayıtların davacı, elemanları veya üçüncü kişiler tarafından oluşturulmuş olabileceğini düşündüğünü, davacının dayandığı mesaj ve benzeri kayıtların delil değeri bulunmadığını, davacının iddiasını tanık delili ile ispatlamasına imkan bulunmadığını, tanık dinlenmesine muvafakatlerinin bulunmadığını, davacının hukuka aykırı olarak faiz ve benzeri taleplerde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davalıya ödünç para verdiğini ileri sürdüğü, bu hususa ilişkin yazılı belge sunamadığı, davacı tarafça sunulan whatsapp mesajlarının davalı tarafından kabul edilmediği, üzerine ispat yükü düşen davacı tarafça davalıya ödünç para verildiği ispat edilemediği, davacı tarafça sunulan whatsapp mesajlarından "Banka bana 1.000.000,00 markıma 1.270.000,00 DM veriyordu bunun 1.030.000,00 DM Veli ağabey ile gönderdin 240.000 DM sende duruyor bugünkü para ile 125.000 euro tutuyor kardeşim hakkım olan… Kardeşim ben faiz istemiyorum tefeci değilim bankanın verdiğini istiyorum işte banka cüzdanı daha nasıl anlatayım" şeklindeki mesajda davacı tarafın davalıya ödünç olarak verdiğini iddia ettiği 1.000.000 Alman markının davalı tarafça faizi ile birlikte 1.030.000 Alman markı olarak ödendiği, ancak davacının bankanın ödediği faiz kadar faiz istediği ve bu sebeple eksik ödenen faizin talep edildiğinin belirtildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 131 inci maddesinde; " Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde; rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. " şeklinde düzenleme bulunduğu, benzer şekilde 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 113 üncü maddesinde "Asıl borç tediye ile veya sair bir surette sakıt olduğu takdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt olur. Evvelce işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler talep olunamaz." şeklinde düzenleme bulunduğu, her iki kanunda asıl borcun ifa ya da diğer bir sebeple sona ermesi durumunda rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçların da sona ermiş olacağının düzenlendiği, davacı tarafça sunulmuş mesaj kayıtlarında davacının davalıya ödünç olarak verdiğini iddia ettiği 1.000.000 Alman markının davalı tarafça faizi ile birlikte 1.030.000 Alman markı olarak ödendiği belirtildiği, davacının yazdığı ve dosyaya sunduğu mesajdan davacının yapılan ödemeyi olduğu gibi kabul ettiği, ödeme esnasında ise herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürdüğüne dair bir iddiada bulunulmadığı ve ihtirazi kayda ilişkin herhangi bir belge de sunulmadığı, asıl borcun ifası ile faize ilişkin hak ve borçlar sona erdiğinden davacının iddiasını dayandırdığı mesaj içeriklerinden de davacının icra takibine konu parayı talep etme hakkının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı; whatsapp yazışmalarının belge niteliğinde olması sebebiyle yazılı delil başlangıcı olduğunu, tanık dinlenmesinin mümkün olduğunu, tanık delilinin miktar yönünden dinlenmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ihtirazi kaydın tanık beyanıyla da ispat edilebileceğini, söz konusu ihtirazı kaydın yenilik doğurucu bir hak olduğunu, yazışmalarla da alacağının bulunduğunun ispat edildiğini, yazışmaların davalı tarafından inkar edilmesi nedeniyle dikkate alınmadığı belirtilmesine rağmen gerekçede yer verilerek çelişki oluşturulduğunu, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre mahkemece tesis edilen kararda herhangi bir hukuka aykırı yön görülmediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri tekrarla kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ödünç sözleşmesinden kaynaklanan faiz alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Asıl Borca Bağlı Hak ve Alacakların Sona Ermesi başlıklı 131 inci maddesi şöyledir: (eski 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 113 üncü maddesi ile benzer düzenleme içerir.) "Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona ermiş olur. İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir. Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel hükümler saklıdır." 2. 6100 sayılı Kanun'un Belge başlıklı 199 uncu maddesi şöyledir: "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." 3. 6100 sayılı Kanun'un Delil Başlangıcı başlıklı 202 nci maddesi şöyledir: "Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir." 4. 6100 sayılı Kanun'un Konusu başlıklı 169 uncu maddesi şöyledir: "Mahkeme, kendiliğinden veya talep üzerine taraflardan her birinin isticvabına karar verebilir. İsticvap, davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olur." 5. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi'nin 10.03.2022 tarihli ve 2019/1502 E., 2020/3135 K. sayılı ilamı. 6. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi'nin tarihli ve 2016/12900 E., 2018/6753 K. sayılı ilamı. 3.Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davalının whatsapp yazışmalarını inkar ettiğinin, davacının da bu hususta davalının isticvabına başvurulmasını talep ettiğinin, davalının isticvabında söz konusu yazışmaları kabul etmediğinin, telefon hattının da davalı adına kayıtlı olmadığının, bu anlamda yukarıda belirtilen kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatlarına göre yazılı delil başlangıcının bulunmadığının, davalının muvafakati olmadığından tanık dinlenemeyeceğinin, davacının ihtirazı kayda ilişkin iddiasını usule uygun yasal delillerle ispat edemediğinin, (eski 818 sayılı Kanun 113 üncü maddesi) 6098 sayılı Kanun'un 131 inci maddesi gereğince davacı tarafından faize ilişkin hakkının saklı tutulmadığının ve asıl borcun ödenmesi ile faizin de sona erdiğinin anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacının temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacının yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.06.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/2168, K. 2023/5683Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/2168 E.  ,  2023/5683 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafça müvekkili aleyhine Gaziantep 13. İcra Müdürlüğünün 2017/101717 sayılı dosyası ile 700.000,00 TL bedelli bonodan kaynaklı icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin davalıya borcunun bulunmadığını, müvekkilinin dava dışı Fatih Akçakale ile 2016 yılı Nisan ayında o tarihte 150.000,00 TL'ye tekabül eden 1.434,44 gr altını dava dışı İkram Yavuz'dan borç aldığını, İkram Yavuz'un el yazılı hesabında da bu miktarın yer aldığını, İkram Yavuz'un devlet memuru olduğunu ve ticaret yasağı olduğundan icra takibinde alacaklı görülen ve akrabası olan … üzerinden bu tür alışverişler yaptığını, icra takibine konu var olduğu iddia edilen alacağın sebebinin esasen müvekkili ile dava dışı İkram Yavuz arasındaki alışverişe dayandığını, İkram Yavuz'dan alınan bu paranın 90.000,00 TL'sinin müvekkili adına 60.000,00 TL'sinin müvekkilinin arkadaşı olan Fatih Akçakale adına alındığını, müvekkilinin aldığı 90.000,00 TL'nin geri ödemesinin 100.000,00 TL olarak kararlaştırıldığını, İkram Yavuz'un bu anlaşma karşılığında müvekkiline boş bir senet imzalattığını, yapılan anlaşma gereği müvekkilinin 31.05.2016 tarihinde İkram Yavuz'a 80.000,00 TL ödediğini, müvekkilinin arkadaşı olan Fatih Akçakale'nin ise 60.000,00 TL parayı 70.000,00 TL olarak ödemeyi kabul ettiğini, o dönem müvekkilinin tanıdığı olan Fatih Akçakale'ye olan güvene istinaden boş senede yalnızca müvekkilinin imza attığını, ancak bu tarihten sonra Fatih Akçakale ile müvekkilinin arasının bozulduğunu, Fatih'in Akçakale'nin borcunu ödemeden kayıplara karıştığını, müvekkilinin yaşadığı maddi sıkıntılar nedeniyle HITACHI marka iş makinasını değerinden çok düşük bir meblağ ile Fatih Akçakale'nin gayri resmi ortağı olduğu Atasu Sıhhi Tesisat İnş. Yapı Malz. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye sattığını, iş makinasi için ödenecek bedel içinde Fatih Akçakale'nin kalan 20.000,00 TL borcunun da olduğunu, yani bu miktarın dava dışı şirket tarafından üstelenildiğini, dava dışı şirketin ödemeleri yapmadığını, bahse konu aracın, müvekkilinin durumu düzeldiğinde alınacağından, başkasına satılmaması konusunda anlaşılmasına rağmen İkram Yavuz'un akrabasına satıldığını, daha sonra İkram Yavuz'un bu aracı 14.04.2017 tarihinde müvekkiline bedelini alarak devrettiğini, müvekkili ile İkram Yavuz arasındaki dava dilekçesi ekinde sunulan Whatsapp görüşme kayıtlarında da görüleceği üzere 100.000,00 TL ödemeyi 80.000,00 TL'sini banka yoluyla 20.000,00 TL'sini araç satışı yoluyla İkram Yavuz'a müvekkilinin ödediğini, imzalamış olduğu senedi geri istediğini ancak senedin teslim edilmediğini, senette yalnızca imzanın müvekkiline ait olduğunu, kalan yerlerin başkası tarafından doldurulduğunu, borcun olmadığına bir diğer delaletin ise senedin vade tarihi olduğunu, senedin vade tarihinin 01.01.2017 tarihi olduğunu, İkram Yavuz'un resmiyette Kadri Yavuz adına olan ancak esasen kendi namı hesabına geçirdiği iş makinasının devrini 14.04.2017 tarihinde müvekkiline devrettiğini, böyle bir borç söz konusu olsaydı, senedin vade tarihinden çok sonra müvekkiline araç devri yapılmayacağını, icra dosyasına ödenen 15.000,00 TL'nin doğrudan İkram Yavuz adına yapıldığını, bu ödemenin de müvekkili ile davalı arasında alacak borç ilişkisi olmadığını gösterdiğini ileri sürerek takip konusu bonodan dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, bononun iptaline ve %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, takibe konu senedin şarta veya sözleşmeye bağlanmamış mücerret bir alacak olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen ilişkilerin üçüncü kişiyle yapılan işlemler olduğunu savunarak davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takip dayanağı bononun 01.01.2017 vade tarihli, … lehine, 29.04.2016 tanzim tarihli, 700.000,00 TL bedelli, keşidecisinin … olduğu, davacı vekilinin, davaya konu bono altındaki imzanın müvekkili …'a ait olduğunu beyan ederek … tarafından sözleşmeye aykırı bir şekilde senet üzerindeki bedelin ve yazıların sözleşmeye aykırı olarak düzenlendiğini iddia ederek delil listesinde dava dışı İkram Yavuz ile müvekkili arasında geçen whatsapp yazışmaları ile İkram Yavuz'a Finansbank aracılığıyla 31.05.2016 tarihinde göndermiş olduğu 80.000,00 TL havale dekontunu ve bir takım satış sözleşmelerini delil olarak sunduğu, ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 778 inci maddesi yollamasıyla 680 inci maddesinde yer alan "Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası hamile karşı ileri sürülemez, meğer ki hamil poliçeyi kötü niyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun" düzenleme uyarınca bonoda açığa imza atılarak bono keşide edilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu, beyaza imza atılmak suretiyle keşide edilen bononun, keşidecinin rızası hilafına lehtar tarafından anlaşmalara aykırı bir şekilde üzerinin doldurulduğu hususunda ispat yükünün keşideciye ait olduğu, davacı tarafça buna ilişkin herhangi bir delil sunulmadığı, davacı vekilinin 04.03.2020 tarihli celsede, davaya konu bononun iddia edilen ticari ilişkiden kaynaklı olarak düzenlendiğine ve bu ticari ilişkideki anlaşmalara aykırı bir şekilde düzenlendiğine ilişkin davalının imza ve yazılarını içerir herhangi bir sözleşme bulunmadığını beyan ettiği, dava dilekçesinde delil olarak ibraz edilen belgelerin işbu dava yönünden herhangi bir hukuki niteliği olmayan dava dışı 3 üncü kişi ile yapılan whatsapp yazışma tutanakları ve dava dışı 3 üncü kişi ile düzenlenen satış sözleşmesi ve ödeme dekontu olduğu, dava dışı 3 üncü kişiye ait belgeler olduğu, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece tanık dinletme taleplerinin hiçbir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) gereği yazılı delil başlangıcı bulunması halinde tanık dinletilmesinin mümkün olduğunu, dosyaya ibraz ettikleri İkram Yavuz'un el yazısını içerir belgenin yazılı delil başlangıcı olduğunu, mahkemece bu belgenin dikkate alınmadığını, yine mahkemece whatsapp yazışmalarının delil olarak kabul edilmediğini, oysa 6100 sayılı Kanun'un 199 uncu maddesi gereğince elektronik ortamdaki verilerin ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıların belge olarak kabul edildiğini, dava konusu olayların bir bütün olarak ele alınmadığını, müvekkili ile … arasında herhangi bir ticari ilişki olmadığının görüşme kayıtları, ekran görüntüleri ve İkram Yavuz'un kendi elyazısı yazmış olduğu yazı ile sabit olduğunu, eksik inceleme yapıldığını, müvekkilinin tefecilik tuzağına düşürülmüş olduğunu, günümüzde bu suçların kitabına uydurularak böyle işlendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre, mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, yargılamanın 6100 sayılı Kanun’da belirtilen usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, davanın reddine ilişkin kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kambiyo senedine dayalı başlatılan takipten dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 680 ve 778 inci maddeleri. 3. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

E-Postaların Delil Değeri ve Teknik Tespiti

E-postaların doğruluğu konusunda tereddüt bulunması hâlinde mahkemece posta sunucusu kayıtlarının getirtilmesi, alan adını yöneten kuruluştan log kayıtlarının temin edilmesi ve e-posta başlık verilerinin bilirkişi tarafından incelenmesi mümkündür. Yapılacak teknik incelemeler yoluyla iletinin hangi IP adresinden, hangi sunucu kanalıyla ve hangi tarih ve saatte gönderildiği ortaya konabilir.

E-postaların yargılamada değerlendirilmesinde hukuka uygun elde edilmiş olması gözetilir. Çalışma ilişkilerinde kurumsal e-posta hesaplarının denetlenmesi, çalışanların önceden bilgilendirilmesini ve haberleşme özgürlüğü ile özel hayat sınırlarının korunmasını gerektirir. Elektronik iletilerin güvenceye alınmasında noter aracılığıyla yapılan tespitler verinin tarih ve içeriğini güvenceye alırken, Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) sistemi üzerinden yapılan gönderimler gönderim zamanı, alıcıya ulaşma bilgisi ve içerik yönünden güçlü bir ispat aracı teşkil eder.

Ses Kayıtlarının Hukuka Uygunluğu ve İspat Şartları

Medeni yargılamada genel ilke, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin kural olarak mahkeme tarafından dikkate alınmamasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/2 uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Görüşme sırasında tarafların bilgisi ve rızasıyla gerçekleştirilen ses kayıtları kural olarak hukuka uygun kabul edilir ve delil olarak değerlendirilebilir.

Kişilerin kayda alınan sesleri kişisel veri niteliğindedir. Bir tarafın haberi olmaksızın sırf ileride dava açabilmek amacıyla rutin konuşmaları gizlice kaydetmesi kişilik haklarına ve haberleşmenin gizliliğine müdahale oluşturmaya elverişlidir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 133/1 uyarınca kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya ses alma cihazı ile kaydeden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bir kimsenin şifre kırarak, casus yazılım yükleyerek veya telefonunu izinsiz alıp yazışmalarını kopyalayarak delil temin etmesi haberleşmenin gizliliğini ihlal ve kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme suçlarına yol açabileceği gibi, medeni yargılamada da delilin hukuka aykırı elde edildiği gerekçesiyle dikkate alınmaması sonucunu doğurabilir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2017/6841, K. 2017/15004Kaynağı aç
18. Ceza Dairesi         2017/6841 E.  ,  2017/15004 K. "İçtihat Metni" KARAR Hakaret suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Antalya(Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesi'nce verilen 21/02/2014 tarih ve 2012/865 esas, 2014/134 karar sayılı hükmün, sanık tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 02/10/2017 tarih ve 2015/38551 esas, 2017/10072 karar sayılı kararıyla; “Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü. Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre, yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğu, somut olayda ise katılanın sanığın kendisine ses kaydından önce hakaret ettiği ve sonrasında da bunu delillendirmek için sanıkla aralarında geçen konuşmayı sanığın rızasına başvurmadan kayda aldığı, bu kayıt esnasında da tutanağa göre “sen bana neden karaktersizsin diyorsun ki” demek sureti ile sanığın tekrar “karaktersizsin, terbiyesizsin” demesine sebep olduğu, dolayısı ile hükme esas alınan ses kaydının sanığın rızası olmadan kaydedilen konuşma olması nedeni ile hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla, bu ses kaydını içerir tutanağın hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, hatalı delil değerlendirmesi ve gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, Kabule göre de; 1. TCK'nın 3/1. maddesinde açıklanan "suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur" ilkesine uyulmadan ve aynı Kanunun 61. maddesindeki ölçütlere ne surette uyulduğu yönünde yeterli kanuni gerekçe gösterilmeden, sanık hakkındaki temel özgürlüğü bağlayıcı cezanın alt sınırdan, orantısız biçimde uzaklaşılmak suretiyle belirlenmesi, 2. Sanığın aşamalardaki savunması ve ses kaydı inceleme tutanağı karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişmesi değerlendirilerek sonucuna göre TCK'nın 129. maddesi hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması, 3. TCK'nın 61/8. maddesine göre adli para cezası hesaplanırken, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi sırasında artırım ve indirimlerin gün üzerinden yapılması, sonuç olarak ulaşılan miktarın bir gün için belirlenen miktarla çarpımı sonucu ceza verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında hakaret suçundan gün üzerinden belirleme yapılmaksızın, adli para cezasının ay üzerinden tayin edilmesi, Kanuna aykırı, sanık …'in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince yürürlükte olan 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine” karar verilmiştir. I- İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 19/05/2016 tarih ve 4-2014/82338 sayılı yazısı ile; “İtiraza konu uyuşmazlık, sanık …'in katılan …'e yönelik, ses kaydından önce hakaret ettiği ve sonrasında da katılanın bu durumu delillendirmek için sanıkla aralarında geçen konuşmayı sanığın rızasına başvurmadan kayda aldığı, bu kayıt esnasında da tutanağa göre “sen bana neden karaktersizsin diyorsun ki” demek sureti ile sanığın tekrar “karaktersizsin, terbiyesizsin” dediği ve bu ikinci konuşmaya ilişkin ses kayıtlarının hüküm dayanak yapılıp yapılmayacağına ilişkindir, Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle haberleşme hürriyeti ve iletişimin denetlenmesi kavramlarının üzerinde durmak gerekmektedir. Anayasa’nın 22. maddesi gereğince kural olarak herkes haberleşme özgürlüğüne sahiptir ve haberleşmenin gizliliği esastır. Ancak, yine aynı madde uyarınca, ulusal güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerine dayalı olarak hakim kararıyla gizlilik kuralı askıya alınabilir. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz “Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi”nin 8. maddesinde de herkesin haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu kurala bağlanmış, bu hakka bir kamu otoritesinin müdahalesinin ancak, ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için, demokratik bir toplumda gerekli olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz konusu olabileceği belirtilmiştir. Ülkemizde 1412 sayılı CYUY'nın yürürlükte olduğu 1999 öncesi dönemde iletişimin denetlenmesi konusunda herhangi bir düzenleyici kural öngörülmemiştir. Uygulamada CYUY'nın 91. maddesinde yer alan, sanığa gönderilen mektuplar ve sair mersulenin zapt edilebileceğine ilişkin kuralın kıyasen uygulanması suretiyle haberleşmeler denetlenmiş ise de bu tür kanıt derlemeleri özellikle öğretide yoğun eleştirilere konu edilmiştir. İletişimin denetlenmesine ilişkin ilk yasal düzenleme, 01.08.1999 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasında yer almıştır. Bu Yasanın 2. maddesinde; 4422 sayılı Yasada katalog halinde sınırlı olarak sayılan suçların soruşturmasında, başkaca kanıt elde etme olanağı bulunmayan hallerde hakim kararıyla iletişimin dinlenmesi ve tespiti olanaklı hale gelmiştir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde C. Savcısı da bu tedbire başvurabilecek ancak, 24 saat içerisinde hakimden bu konuda karar almak zorunda kalacaktır. Görüldüğü gibi bu düzenleme ancak sınırlı suçlarla ilgili ve sınırlı hallerde iletişimin dinlenmesi ve tespitine olanak tanımaktadır. Bu sınırların dışına çıkılarak iletişimin dinlenmesi ve tespiti halinde elde edilen bilgiler yasa dışı elde edilmiş kanıt niteliğinde olacaktır. İletişimin denetlenmesine ilişkin son düzenleme ise 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında yapılmış, 5320 sayılı Yasanın 18. maddesi ile de 4422 sayılı Yasa yürürlükten kaldırılmıştır. 5271 sayılı CYY'nın Koruma Tedbirleri başlıklı dördüncü kısmının 135 ila 138. maddelerini kapsayan beşinci bölümünde "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi" düzenlenmiş olup, anılan Yasanın 135. maddesi, “(1) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir. (3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar verebilir. (4) Şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, (…) mobil telefonun yeri, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına istinaden tespit edilebilir. Bu hususa ilişkin olarak verilen kararda, (…)mobil telefon numarası ve tespit işleminin süresi belirtilir. Tespit işlemi en çok üç ay için yapılabilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur. (6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir: a) Türk Ceza Kanununda yer alan; 1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80), 2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83), 3. İşkence (madde 94, 95), 4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), 5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103), 6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), 7. Parada sahtecilik (madde 197), 8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220), 9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3) 10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235), 11. Rüşvet (madde 252), 12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282), 13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315), 14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları. b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları. c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar. (7)Bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz” hükmünü taşımaktadır. İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması başlıklı 135. maddenin birinci fıkrasında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasının şartları ve usulü düzenlenmiştir. İletişimin tespiti, belli bir telefon numarasından kimlerin ne zaman arandığı, konuşmanın ne kadar süreyle yapıldığı, elektronik posta yoluyla kimlerle iletişim kurulduğu hususlarının belirlenmesinden ibarettir. İletişimin dinlenmesi, telli veya telsiz telefonla ya da internet üzerinden yapılan konuşmalar açısından da geçerlidir. İletişimin kayda alınması ise, telli veya telsiz telefonla ya da internet üzerinden yapılan konuşmalardaki ses veya görüntüler açısından söz konusu olduğu gibi, elektronik posta yoluyla yapılan iletişimin içeriği hakkında da uygulanabilir. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ve kayda alınmasına dair usul ve esaslar ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkındaki Yönetmeliğin tanımlar başlıklı 3. maddesinin (e) bendinde; iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasının, telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilmekte olan konuşmalar ile diğer her türlü iletişimin uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik işlemleri, (f) bendinde ise, iletişimin tespitinin, iletişimin içeriğine müdahale etmeden iletişim araçlarının diğer iletişim araçlarıyla kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespit edilmesine yönelik işlemleri ifade ettiği belirtilmiştir. 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesi anlamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kaydı alınması, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında iki kişi arasında gerçekleştirilen görüşmenin, ancak bir üçüncü kişi tarafından uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınması halinde mümkün olacaktır. Bu yöntemle elde edilen kanıtların hukuka uygun kabul edilmeleri için de yasada öngörülen usuller dairesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Kendisine karşı suç işlendiği gerekçesiyle bir kişinin, bir başkasıyla yaptığı telefon görüşmeleri ile ortam konuşmalarını kayda alması işleminin 5237 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanaklı değildir. Çünkü yapılan işlemin anılan madde kapsamında değerlendirilmesi için maddede belirtilen işlemlerin bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında bir üçüncü kişi tarafından yerine getirilmesi gereklidir. Katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt ettiği sırada, sanıklar hakkında yetkili organlarca başlatılmış bir soruşturma veya kovuşturma bulunmadığından, dolayısıyla 5271 sayılı CYY'nın 2. maddesinde tanımı yapılan şüpheli veya sanık kavramlarının konuşmaların kayıt edildiği aşamada sanıklar yönünden söz konusu olmaması, 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesinde düzenlenmiş olan iletişimin denetlenmesi tedbirinin yalnızca şüpheli veya sanık sıfatına sahip kişiler hakkında uygulanmasının mümkün bulunması karşısında da, katılan tarafından elde edilen kayıtların 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve hakim kararı olmaksızın gerçekleştirildiklerinden bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi isabetli bir yaklaşım tarzı değildir. Somut olay bu kapsamda değerlendirildiğinde; henüz yasaya göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilerek soruşturmaya başlanılmayan bir aşamada katılan …'in kendisinden araçta meydana gelen hasar için 1000 TL para istenmesi ve sanık …'in parayı alamaması üzerine katılana yönelik sarf ettiği " karaktersizsin, terbiyesizsin" şeklindeki sözlerine ilişkin yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ses kayıtların 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, katılanın kendisinden hakaret edildiği nedenle, sanıklar ile aynı ortamda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ses kayıtların Yargıtay18. Ceza Dairesince, 5237 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve hakim kararı olmaksızın gerçekleştirildiklerinden bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi isabetli değildir. Diğer taraftan, katılan tarafından elde edilmiş olan kayıtların 5237 sayılı TCY'nın Özel Hükümler başlıklı İkinci kitabının kişilere karşı suçlar başlıklı ikinci kısmının dokuzuncu bölümünde düzenlenen özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar kapsamında kabulü de olanaklı değildir. Zira katılan eylemi bir başkasının özel hayatına müdahale olmayıp, kendisine karşı işlendiğini düşündüğü suçla ilgili olarak kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyerek, yetkili makamlara sunmak amacıyla güvence altına almaktır. Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve elde edilememesi söz konusu olacaktır. Öğretide, “Meşru müdafaa olarak değerlendirilebilecek, örneğin hakaret, tehdit veya şantaj suçlarına muhatap olan ve o an konuşmaları kayıt altına alan mağdurun elde ettiği bu delil hukuka uygun sayılacaktır” ‘kayıt altına alma’ gerçekleşen bir haksız saldırıya karşı, ‘kayıtları takip organlarına verme’ ise tekrarı muhakkak bir haksız saldırıya karşı yapılmaktadır. Yani her ikisi de meşrudur. Netice olarak, meşru savunma çerçevesinde hareket ettiğinden, üzerinde durulan sorunda mağdurun eyleminin haberleşmenin gizliliğini ihlal veya kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması ya da benzeri başka bir suça vücut vermediği gibi, yapmış olduğu kayıtların da hukuka uygun olarak ele geçirilmiş olduklarından pekala delil olarak değerlendirilebileceği söylenebilir.” Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Maddi olayda, Katılan …'nın 04/02/2012 tarihinde sanıklar … ve …'ya ait Rent A Car fırmasından araç kiraladığı ve kiraladığı bu araçla daha sonra kaza yaptığı, bunun üzerine katılanın 05/02/2012 günü sanığın işyerine gittiği, sanıkların, katılandan 1.000 TL para istedikleri, katılanın vermek istemediği, bunun üzerine sanık …'in katılana işyerinde "şerefsizsin, karaktersiz bir insansın" şeklindeki sözlerle hakaret ettiği, daha sonra katılan …'in araçla ilgili konuyu konuşmak üzere Üçkapılar'daki Starboks cafeye davet ettim. 06.02.2012 tarihinde buluştuk. … bana " karaktersiz, terbiyesiz bir insansın" sözlerini tekrar etti. Katılanın, sanık …'in sarf ettiği sözleri cep telefonu ile kayda almak şeklinde gerçekleşen eylemde, Katılan …'in, sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ses kayıtlarının, Yargıtay 18 Ceza Dairesince, hakim kararı olmadığından bahisle, hukuka aykırı kabul edilmesine olanak bulunmadığı katılan …'nın, sanık … tarafından kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği hakaret suçla ilgili olarak, bir daha elde edilme olanağı bulanmayan kanıtların yetkili makamlara sunulmak amacıyla toplandığının, dolayısıyla hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, katılanın sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği kayıtları hukuka aykırı kabul ederek, hükme esas almayan Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 02/10/2017 gün ve 2015/38551 Esas, 2017/10072 Karar sayılı ilamında yer alan, bir nolu bozma kararının, kaldırılarak diğer belirtilen nedenlerle hükmün bozulmasına karar verilmesi istemiyle, anılan karara itiraz edilmiştir. SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre, 1- İtirazımızın KABULÜNE, 2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 02/10/2017 gün ve 2015/38551 Esas, 2017/10072 Karar sayılı ilamının bir nolu bozma kararının KALDIRILMASINA, 3- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 02/10/2017 gün ve 2015/38551 Esas, 2017/10072 Karar sayılı ilamında yer alan diğer bozma nedenleri kapsamında hükmün BOZULMASINA, 4- İtirazımız yerinde görülmediği takdirde dosyanın, incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi, itirazen arz ve talep olunur.” denilerek, itirazda bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü: II- İTİRAZIN KAPSAMI İtiraz, katılanın, sanığın bilgisi olmadan bir gün evvel işlenen hakaret suçunu delillendirmek amacıyla sanıkla aralarında geçen konuşmayı kayda alması ve bu kaydın yasal delil olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkindir. III- HUKUKSAL DEĞERLENDİRME A. Dosyanın incelenmesinde; Sanıkla katılan arasında araç kiralama sözleşmesinin kurulduğu, katılanın kiraladığı bu araçla kaza yapması üzerine sanığın katılandan uğradığı zararı gidermesini istediği, bu kapsamda sanığın katılana 05/02/2012 tarihinde, sanığa ait iş yerinde; “şerefsizsin, karaktersiz bir insansın” demek sureti ile hakaret ettiği, katılanın sanığa ait dükkana olaydan bir gün sonrası 06/02/2012 tarihinde tekrar gittiği, aralarında geçen görüşmeyi sanığın bilgisi olmadan katılanın gizli bir şekilde kayda aldığı, konuşma dökümünde katılanın sanığa: “abi sen bana neden karaktersizsin diyorsun ki” dediği, sanığın katılana “karaktersizsin” diye tekrarladığı, katılanın sanığa: “abi neden öyle bişey diyorsun ki” dediği, sanığın katılana: “karaktersizsin, terbiyesizsin…” dediğinin anlaşıldığı, bunun üzerine katılanın sanık ve temyiz dışı sanığın kendisini tehdit ettiği ve sanığın hakarette bulunduğuna ilişkin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada düzenlenen iddianame ile yargılama yapıldığı, yargılama sonunda da sanık ve temyiz dışı sanığın, katılanı tehdit ettiğine yönelik delil yetersizliğinden beraat kararı verildiği, sanığın hakaret eylemi nedeni ile de: “Katılanın sanıklara ait Rent A Car'dan araç kiraladığı ve kiraladığı bu araçla kaza yaptığı, bunun üzerine katılanın 05/02/2012 günü sanığın işyerine gittiği, sanıkların katılandan 1.000 TL para istedikleri, katılanın vermek istemediği, bunun üzerine sanık …'in katılana işyerinde "şerefsizsin, karaktersiz bir insansın" şeklindeki sözlerle hakaret ettiği, sanık …'in böylece üzerine atılı hakaret suçunu işlediği, iddia, sanığın kaçamaklı ikrarı, katılanın kayıt ettiği ses CD'sinde bu sanığın 3. şahıs olarak bu sözleri söylediğinin CD dökümünde yer alması ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesi ile sanığın mahkumiyetine karar verildiği, mahkumiyet hükmünü sanığın temyiz etmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/220569 sayılı, 30/06/2015 tarihli tebliğnamesi ile hükmün onanması yönünde görüş bildirdiği, Dairemizin yukarıda ayrıntıları ile belirtilen kararı ile de hükmün bozulmasına karar verildiği görülmüştür. B. Olayın Değerlendirilmesinde; Ceza yargılamasının asıl amacı; hukukun toplanmasına izin verdiği delillerin yine hukuka uygun yöntemlerle toplanarak, bu şekilde maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, şüpheden ari ve kesin olarak belirlendiğinde ceza yargılaması amacına ulaşacaktır. Olayla fail arasındaki irtibatı deliller sağlamaktadır. Ceza yargılamamızda delil serbestisi prensibi kabul edilmiş olup hakim, hukukun toplanmasına izin verdiği deliller hukukun izin verdiği yöntemlerle toplanmışsa bu delillerle hükmünü verecektir. Bu ilkeye 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 217. maddesinde: “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” denilmek suretiyle atıf yapılmıştır. Delil serbestisi sınırsız bir serbesti olmayı delil yasakları ile sınırlandırılmaktadır. Delil yasakları delil elde etme ve delil değerlendirme yasakları olarak iki bölümde incelenmektedir. Hukuka uygun olarak elde edilmeyen yani delil elde etme yasağı ihlal edilerek elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınamayacağı alanı öğreti ve uygulamada tartışmalı bir alandır. CMK'nın 217. maddesi her somut olay bakımından ayrı ayrı değerlendirilmeli, korunan menfaat ile ihlal edilen menfaat arasındaki denge her olayda ayrıntılarıyla irdelenmeli, tüm sonuçları ile birlikte değerlendirildikten sonra bir hükme varılmalıdır. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak elektronik ortamda yapılan işlemlerin sayısının artması ile kişisel verilerin korunması ve gizliliği konusu da gündeme gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunlarında kişisel verilerin gizliliği ve korunmasıyla alakalı bir takım düzenlemeler mevcuttur. Türkiye Cumhuriyeti 1982 Anayasasının 20.maddesi ile düzenlenen “herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı”, 21. maddesinde düzenlenen “konut dokunulmazlığı”, 22. maddesinde düzenlenen “haberleşme hürriyeti”, 24.maddesinde düzenlenen “din ve vicdan hürriyeti”, 25. maddesinde düzenlenen “düşünce ve kanaat hürriyeti”, ifadelerinin hepsi kişilik haklarının korunmasına yönelik tedbirlerdir. Yine Türk Medeni Kanununda da kişiliğin korunmasına yönelik maddeler mevcuttur. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda (TCK) ise kişisel verilerin korunmasına yönelik kişilere karşı suçları düzenleyen ikinci kısmının, “özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar” başlıklı dokuzuncu bölümünde düzenleme yapılmıştır. Kişisel veri ulusal ve Uluslar arası pek çok hukuksal düzenlemede: “Belirli ya da belirlenebilir nitelikteki bir kişiye ilişkin her türlü bilgidir.” Şeklinde tanımlanmaktadır. (Elif Küzeci, Kişisel Verilerin Korunması, 1. Baskı, Ankara, 2010. s.9) Bu tanımdan yola çıkarak kişilerin kayda alınan seslerinin de kişisel veri olduğu açıktır. Kaldı ki TCK'nın 133/1. maddesinde: “Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenleme yapılmak sureti ile kişisel veri olan konuşmanın hukuka aykırı olarak kayda alınamayacağı güvence altına alınmıştır. Öte yandan temel sorun kaydedilen görüşme/konuşma içeriğinde, kaydeden kişiye yönelik suç teşkil eden bir ifade içeriği olması durumunda, bu kaydın hukuka uygun olup olmayacağı ve ceza yargılamasında hükme esas olup olmayacağı her somut olaya göre değerlendirilmelidir. Yargılamaya konu olayda; katılan, 05/02/2012 tarihinde sanığın kendisine hitaben “şerefsizsin, karaktersiz bir insansın” demek sureti ile hakaret ettiğini beyan etmektedir. Ancak suçun işlendiği bu tarihte suçla ilgili herhangi bir yasal başvuru yapmak yerine ertesi gün olan 06/02/2012 tarihinde sanığın yanına tekrar giderek onun bilgisi haricinde önceden görüşmeyi kayıt altına almaya başlamıştır. Sanığa 06/02/2012 tarihli görüşme içeriğinde henüz sanığın bir hakaret söylemi yokken “abi sen bana neden karaktersiz” diyorsun ki demek sureti ile onun kendisine tekrar hakaret etmesi durumunda bunu kayda almayı amaçlamıştır. Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğu itiraza konu edilen kararımızda da belirtilmiştir. Oysa burada kişiler arasındaki görüşmenin ani gelişen bir durum olmadığı, katılanın amacının bir gün öncesinde sanığın kendisine hakaret ettiği iddiasını delillendirmek olduğu, ihlal edilen menfaat ile korunan menfaat dengesinde, sanığın özel hayatının gizliliğinin ve hayatının gizli alanının korunması hakkının ağır basan menfaat olduğu dolayısıyla Mahkeme tarafından hükme esas alınan görüşme kaydının hukuka uygun bir delil olmadığından hükme esas alınamayacağı anlaşılmaktadır. IV- KARAR Dairemizin 02/10/2017 tarih ve 2015/38551 esas, 2017/10072 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE, 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308. maddesinin 3. fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na GÖNDERİLMESİNE, 18/12/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Ses kayıtlarının sahte olup olmadığı, montaj içerip içermediği ve hangi cihaza ait olduğu hususları bilirkişi raporuyla belirlenir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin E. 2014/522, K. 2016/11334 sayılı ilamında belirtildiği üzere, huzura sunulan kaydın kanıtların kaybolması tehlikesini önlemeye yönelik zorunlu bir tedbir niteliğinde bulunup bulunmadığı, ne zaman ve hangi şartlarda yapıldığı, teknolojik imkânlarla ekleme-çıkarma içerip içermediği tartışılmalı ve gerektiğinde uzman kriminal incelemesiyle konuşmacıların kimliği ve olayın bütününü kapsayıp kapsamadığı saptanmalıdır.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2014/522, K. 2016/11334Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2014/522 E.  ,  2016/11334 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇLAR : Tehdit, hakaret HÜKÜMLER : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; A-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 20. ve 22. maddelerinde, kişilerin özel yaşamlarının ve haberleşmenin gizliliği ilkeleri güvence altına alınmış, 38/6. maddesinde, kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği ifade edilmiş, öte yandan uluslar arası metinlerden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde özel yaşamın gizliliği korunmuş, 6. maddesinde de adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarında, özel yaşamın gizliliği ilkesine aykırı olarak elde edilen hukuka aykırı delillerin anılan Sözleşme hükümlerine aykırılık teşkil edeceği kabul edilmiştir. (bkz. 6. madde yönünden 12.7.1988 tarihli Shenk-İsviçre kararı, prg. 30-48; Dr. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı, 3.B. 2008, s. 291; 8. madde yönünden 26. 4. 1985 tarihli Malone-İngiltere ve 24.4.1990 tarihli Fransa-Kruslin/Huoin kararı vd., Prof.Dr. Durmuş Tezcan-M.R.Erdem-O.Sancaktar, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 2004, s. 387) İç hukukumuzdaki düzenlemeye gelince, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 206/2-a ve 217/2. maddelerinde, yasa ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağı açıklanmıştır. Öte yandan, önceden yürürlükte bulunan ve ceza yargılamasını düzenleyen 1412 sayılı CMUK'nın 18.11.1992 tarihli ve 3842 sayılı Kanun ile değişik 254/2. maddesinde de, “soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı” belirtilmiştir. Anılan Kanun döneminde özel kişilerin elde ettiği deliller hakkında Anayasa Mahkemesinin 22.6.2001 tarihli ve 1999/2 esas, SPK 2001/2 sayılı kararında ise şu saptamalar yapılmıştır: "CMUK'nın 254/2. maddesinde yasaklanan deliller hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerdir. Hukuka aykırılıktan kasıt ise, tüm pozitif hukuk kuralları ile birlikte hukukun kabul edilmiş evrensel ilkelerine aykırılıktır. Bu anlamıyla yasadışılıktan daha geniş bir içeriğe sahiptir. …Anayasal haklara ağır bir müdahale söz konusu ise, özel kişiler tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delillerin de delil yasakları kapsamına girmesi gerekir. Çünkü delil yasaklarının asıl amacı, temel insan hak ve özgürlüklerini korumaktır. …Buna aksi bir görüşü savunmak, özel kişilere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal etme imkanı verir ki, bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. …İnsan hakları çiğnenerek elde edilen delillerin mahkemeler tarafından dikkate alınması CMUK 254/2 hükmü nedeniyle mümkün değildir. Özel konuşmaları kaydedilen kişilerin en temel hakları ihlal edilmiştir. Çünkü Anayasanın 20. maddesinde özel hayatın gizliliğine dokunulamaz, 22. maddesinde ise haberleşmenin gizliliği esastır’ kuralı yer almaktadır. Bu yol bir kez açılacak olursa, hukuk devletinin temel kurallarından birisi olan ve varlığını Anayasanın 2. maddesindeki ‘hukuk devleti ilkesinden alan delil yasaklarına ilişkin kanun maddesi tüm etkisini yitirecektir. Usul hukukumuzdaki ilkelerden olan "dürüst işlem ilkesi" de bu şekilde elde edilen bir delilin kullanılmasına olanak vermez. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil/dürüst yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devletinin kuralları çerçevesinde yargılanmalarını öngörür. Bu kurala aykırılık, işlemin adil olmasını ve dürüst işlem ilkesini ihlal edecektir.” Açıklanan kanuni düzenlemeler ve yargısal içtihatlar karşısında, kişilerin yalnızca hukuka ve yöntemine uygun biçimde kaydedilen ses ve görüntü kayıtlarının delil niteliği bulunmaktadır. Buna karşın bir kişinin yaptığı görüşmenin gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı olduğundan, delil olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir. Ancak Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.05.2013 tarih ve 2012/5 esas 2013/248 sayılı kararında belirtildiği üzere, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları ve görüntüleri kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur. Belirtilen ve meşru bir amaca dayanan bu hal dışında, faili kışkırtarak, tuzağa düşürerek, iradesini sakatlayarak, önceden planlanmış yöntemler, kurgulanmış senaryolar ve çeşitli düzenler uygulanarak elde edilen kanıtlar ise, hukuka uygun kanıt niteliğinde kabul edilemez. Suç kanıtı olarak kullanılan ses ve görüntü kayıtlarının hangi şartlarda hukuka uygun elde edilmiş sayılacağı hususunda getirilen bu istisnai ölçütler, suç isnadı ile yargılanan kişilerin suçsuz olduklarını kanıtlamada kullanacakları ses ve görüntü kayıtları bakımından da geçerlidir. Öte yandan ceza yargılamasının amacı, kanıt denilen yargılama araçlarından yararlanılarak maddi gerçeğin ortaya çıkartılmasıdır. Soruşturma ve kovuşturma evrelerinde yargılama makamının önüne getirilen kanıtların CMK'nın 230/1-b maddesindeki emredici kural gereği, son karar/bitirici karar denilen hükmün gerekçesinde tartışılması ve değerlendirilmesi, bu bağlamda, bunlardan hükme esas alınan ve reddedilenlerin belirtilmesi; hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği kabul edilen delillerin neler olduğunun ayrıca ve açıkça gösterilmesi, yine kanıtların elde ediliş yöntemindeki hukuka aykırılığın da denetime olanak verecek biçimde değerlendirip tartışılması zorunludur. Yargılama konusu olayda, sanık …'in, eşi ile komşusu olan katılan arasında yaşanan tartışmadan haberdar edilmesi sonrasında, oturdukları apartmanın önünde, akrabaları olan diğer sanıklarla birlikte, mahalle sakinlerinden oluşan başkaca kişilerin de bulunduğu ve mahkemece aleni kabul edilen bir ortamda, katılana tehdit ve hakaret içerikli sözler söyledikleri iddia edilmektedir. Sanıkların savunmalarında, olayın gerçekleşme şeklini ana hatlarıyla kabul etmekle birlikte, yaşanan tartışmalar sırasında tehdit ve hakaret içerikli söz ve davranışlarının olmadığını, aksine katılanın kendilerini gördüğünde hakaret etmeye başladığını, kendilerinin ise yatıştırmaya çalıştıklarını ileri sürdükleri, bunu kanıtlamak için de, sanıklardan … tarafından cep telefonu kamerası ile çekilen olay anına ilişkin görüntüleri CD'ye aktararak müdafileri aracılığıyla duruşmada mahkemeye sunup çözümünün yaptırılmasını talep ettikleri, yerel mahkemenin ise görüntülerin yasak delil niteliğinde olduğunu belirterek bu istemi reddettiği, CMK'nın 230/1-b maddesinde açıkça vurgulanmasına karşın, reddedilen delili gerekçeli kararda da göstermediği ve ne suretle hukuka aykırı biçimde elde edildiği hususunu tartışıp değerlendirmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut olayda; olay anına ilişkin ses ve görüntüleri içerdiği belirtilen ve savunmayı teyit amaçlı olarak sanık müdafii tarafından sunulan CD kaydının alınarak, yukarıda belirtilen ölçütlere uygun olarak elde edilip edilmediği, ses ve görüntü kaydının kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi tehlikesini ortadan kaldırmaya yönelik zorunlu bir önlem niteliğinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği hususları ile ne zaman, hangi ortamda ve şartlar altında yapıldığı, üzerinde teknolojik imkanlarla ekleme-çıkarma yapılıp yapılmadığının belirlenerek denetime olanak verecek biçimde tartışılıp değerlendirilmesi, ayrıca hukuka uygun yöntemle elde edildiği sonucuna varılması halinde, gerektiğinde konusunda uzman bir kriminal laboratuarında yapılacak araştırma ile ses ve görüntülerin kimlere ait olduğu ve olay anının bütününü kapsayıp kapsamadığı da saptandıktan sonra, sanıkların hukuki durumlarının tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle tayin ve takdiri gerekirken, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak biçimde, eksik kovuşturma, yetersiz gerekçe ve hatalı delil takdiri ile mahkumiyet kararı verilmesi, B- Kabule göre de; 1-TCK'nın 125/1. maddesinin temel ceza olarak hapis veya adli para cezası biçiminde seçenek yaptırım öngörmesi karşısında, sanıklar hakkında hapis cezasının tercih edilme gerekçesi gösterilmemesi, 2- CMK'nın 231/6. maddesi uyarınca, engel mahkumiyeti bulunmayan ve mahkemece “ hapis cezalarının ertelenmesi halinde bir daha suç işlemeyecekleri yönünde olumlu kanaat” oluşan sanıkların kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak, yeniden suç işleyip işlemeyeceği konusunda bir değerlendirme yapılıp, ayrıca suç nedeniyle maddi bir zarar doğup doğmadığı belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, “sanıkların fiilden sonra pişmanlıklarını açıkca dile getirmemeleri, yargılama sürecindeki tutum ve davranışları” biçimindeki kanuni olmayan gerekçe ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi, Kanuna aykırı ve sanıklar …, …, …, …, … ve … müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ceza Muhakemesinde Delil Yasakları ve İstisnalar

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 217/2 uyarınca yüklenen suç, ancak hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Ceza yargılamasındaki delil serbestisi delil yasaklarıyla sınırlandırılmıştır ve kanuna aykırı deliller CMK m. 206/2-a gereğince reddedilir. CMK m. 230/1-b uyarınca mahkeme, hükmün gerekçesinde delilleri değerlendirmek, hükme esas alınan ve reddedilenleri açıkça belirtmek ve elde ediliş yöntemindeki hukuka aykırılığı denetime imkân verecek biçimde göstermekle yükümlüdür.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2018/39, K. 2020/485Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2018/39 E.  ,  2020/485 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi Mahkemesi :Sulh Ceza Sayısı : 865-134 Sanık …'in hakaret suçundan TCK’nın 125/1, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 6.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Antalya (Kapatılan) 7. Sulh Ceza Mahkemesince 21.02.2014 tarih ve 865-134 sayı ile verilen hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 18. Ceza Dairesince 02.10.2017 tarih ve 38551-10072 sayı ile: "Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması hâlinin hukuka uygun olduğu, somut olayda ise katılanın sanığın kendisine ses kaydından önce hakaret ettiği ve sonrasında da bunu delillendirmek için sanıkla aralarında geçen konuşmayı sanığın rızasına başvurmadan kayda aldığı, bu kayıt esnasında da tutanağa göre 'Sen bana neden karaktersizsin diyorsun ki?' demek sureti ile sanığın tekrar 'Karaktersizsin, terbiyesizsin.' demesine sebep olduğu, dolayısı ile hükme esas alınan ses kaydının sanığın rızası olmadan kaydedilen konuşma olması nedeni ile hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla, bu ses kaydını içerir tutanağın hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, hatalı delil değerlendirmesi ve gerekçe ile mahkûmiyet kararı verilmesi, Kabule göre de; 1. TCK'nın 3/1. maddesinde açıklanan 'suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur' ilkesine uyulmadan ve aynı Kanun'un 61. maddesindeki ölçütlere ne surette uyulduğu yönünde yeterli kanuni gerekçe gösterilmeden, sanık hakkındaki temel özgürlüğü bağlayıcı cezanın alt sınırdan, orantısız biçimde uzaklaşılmak suretiyle belirlenmesi, 2. Sanığın aşamalardaki savunması ve ses kaydı inceleme tutanağı karşısında, olayın çıkış nedeni ve gelişmesi değerlendirilerek sonucuna göre TCK'nın 129. maddesi hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması, 3. TCK'nın 61/8. maddesine göre adli para cezası hesaplanırken, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi sırasında artırım ve indirimlerin gün üzerinden yapılması, sonuç olarak ulaşılan miktarın bir gün için belirlenen miktarla çarpımı sonucu ceza verilmesi gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında hakaret suçundan gün üzerinden belirleme yapılmaksızın, adli para cezasının ay üzerinden tayin edilmesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 26.10.2017 tarih ve 220569 sayı ile; "… Henüz yasaya göre yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilerek soruşturmaya başlanılmayan bir aşamada katılan …'in kendisinden araçta meydana gelen hasar için 1000 TL para istenmesi ve sanık …'in parayı alamaması üzerine katılana yönelik sarf ettiği 'Karaktersizsin, terbiyesizsin.' şeklindeki sözlerine ilişkin yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ses kayıtların 5271 sayılı CYY'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi olanağı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, katılanın kendisine hakaret edildiği nedeniyle, sanıklar ile aynı ortamda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ses kayıtlarının Yargıtay 18. Ceza Dairesince, 5237 sayılı CYY'nin 135. maddesi kapsamında değerlendirilmesi ve hâkim kararı olmaksızın gerçekleştirildiklerinden bahisle hukuka aykırı kabul edilmesi isabetli değildir. Diğer taraftan, katılan tarafından elde edilmiş olan kayıtların 5237 sayılı TCY'nin Özel Hükümler başlıklı ikinci kitabının kişilere karşı suçlar başlıklı ikinci kısmının dokuzuncu bölümünde düzenlenen özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar kapsamında kabulü de olanaklı değildir. Zira katılanın eylemi bir başkasının özel hayatına müdahale olmayıp, kendisine karşı işlendiğini düşündüğü suçla ilgili olarak kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyerek, yetkili makamlara sunmak amacıyla güvence altına almaktır. Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması hâlinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve elde edilememesi söz konusu olacaktır. Öğretide, 'Meşru müdafaa olarak değerlendirilebilecek, örneğin hakaret, tehdit veya şantaj suçlarına muhatap olan ve o an konuşmaları kayıt altına alan mağdurun elde ettiği bu delil hukuka uygun sayılacaktır' ‘kayıt altına alma’ gerçekleşen bir haksız saldırıya karşı, ‘kayıtları takip organlarına verme’ ise tekrarı muhakkak bir haksız saldırıya karşı yapılmaktadır. Yani her ikisi de meşrudur. Netice olarak, meşru savunma çerçevesinde hareket ettiğinden, üzerinde durulan sorunda mağdurun eyleminin haberleşmenin gizliliğini ihlal veya kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması ya da benzeri başka bir suça vücut vermediği gibi, yapmış olduğu kayıtların da hukuka uygun olarak ele geçirilmiş olduklarından pekala delil olarak değerlendirilebileceği söylenebilir.' Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Maddi olayda, katılan …'nın 04.02.2012 tarihinde sanıklar … ve …'ya ait Rent A Car fırmasından araç kiraladığı ve kiraladığı bu araçla daha sonra kaza yaptığı, bunun üzerine katılanın 05.02.2012 günü sanığın işyerine gittiği, sanıkların, katılandan 1.000 TL para istedikleri, katılanın vermek istemediği, bunun üzerine sanık …'in katılana işyerinde 'Şerefsizsin, karaktersiz bir insansın' şeklindeki sözlerle hakaret ettiği, daha sonra katılan …'in araçla ilgili konuyu konuşmak üzere Üçkapılar'daki Starbucks cafeye davet ettiği, 06.02.2012 tarihinde buluştukları, …'in katılana 'Karaktersiz, terbiyesiz bir insansın' sözlerini tekrar ettiği, katılanın, sanık …'in sarf ettiği sözleri cep telefonu ile kayda almak şeklinde gerçekleşen eylemde, Katılan …'in, sanıklar ile aynı ortamda ve telefonda yaptığı görüşmeleri cep telefonuna kayıt etmek suretiyle elde ettiği ses kayıtlarının, Yargıtay 18 Ceza Dairesince, hâkim kararı olmadığından bahisle, hukuka aykırı kabul edilmesine olanak bulunmadığı katılan …'nın, sanık … tarafından kendisine karşı işlendiğini iddia ettiği hakaret suçuyla ilgili olarak, bir daha elde edilme olanağı bulanmayan kanıtların yetkili makamlara sunulmak amacıyla toplandığının, dolayısıyla hukuka uygun olduğunun kabulü gerekmektedir." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 18.12.2017 tarih ve 6841-15004 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık … ile inceleme dışı sanık … hakkında tehdit suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanığın katılana yönelik hakaret suçuyla sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılan ile sanık arasındaki suç konusu görüşmeleri içeren ses kaydının hukuka uygun delil niteliğinde olup olmadığının ve bu bağlamda hükme esas alınıp alınmayacağının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Polis memuru bilirkişi… tarafından soruşturma aşamasında düzenlenen tarihsiz rapora göre; incelemeye konu bir adet CD içerisindeki ses kaydının çözümünün yapıldığı, “07 ses klibi” isimli dosya açıldığında 3 dakika 49 saniye olduğunun görüldüğü, diyalog hâlinde aktarılan ses kaydı içeriğinin; “Şahıs 1: devam et abi, Şahıs 2: gerek yok yarın getirecekmiş Şahıs 1: getirmesin ben onunla görüşmek istemiyorum Şahıs 2: iyi o zaman gel seninle konuşalım Şahıs 1: ben yarın getircem tamam mı sıkıntıya gerek yok Şahıs 2: ama bana şiddet uyguluyor gibi yani kaza yapan benim ama sanki ama tamam acil para da lazım olabilir adamda para yok tamam bunların da farkındayım ama yani beni ilgilendirmez kimse benimle bu şekilde de konuşamaz konuşursa da işte 35 bin ya da işte ne kadar Şahıs 1: ya işte Şahıs 2: ya ben neden kötü olayım insanlarla Şahıs 1: kimse bişey yapamaz bu durumda Şahıs 2: yo yapar kanun adaletle de yapar merak etme bu (anlaşılmadı) bildirir halledersin abi sen bana neden karaktersiz diyorsun ki Şahıs 3: karaktersizsin Şahıs 2: abi neden öyle bişey diyorsun ki Şahıs 3: karaktersizsin terbiyesizsin sen boluyu aramışın, boluyu sen aramışın onu bunu aramanla sen hiçbir şey çözemezsin ki arabayı parçaladın sen ya Şahıs 2: ben parçalamadım diyor muyum ben sana Şahıs 3: koskoca arabayı parçaladın sen ya Şahıs 2: olabilir abi siz arabanın Şahıs 3: ne istiyorsan yap abi gereğini yap Şahıs 1: bu fotokopiyi kime gösterirsen göster yarın öğleye kadar Şahıs 3: ne yarın öğleye kadar yav şimdi yoksa o zaman yok bu iş zaten yaş Şahıs 2: abi ben sana zaten para getircem yani adresim belli yerim belli 100 bin lira vergi ödeyen şirketsiniz ya Şahıs 3: ney 100 bin lira mı Şahıs 2: evet Şahıs 3: 100 bin lira mı yılda 260 bin lira vergi ödüyorum Şahıs 2: öyledir ben her şeyi biliyorum toplamı öyledir Şahıs 3: güzelim sen istediğin yere dava et Şahıs 2: ne davası ben kesmeyi dava etmiyorum Şahıs 3: kalk buradan tamamı Ömer abi para mara almıyorsun bundan icra dairesine veriyorsun para da almıyorsun icra dairesinden kararı çıkartıp bekliyorsun tamamı belgeler filan var hazır bekliyor ben tanımıyorum abi istediğin yere şikâyet edebilirsin Şahıs 2: sen bilirsin ben insan gibi yanaşmaya çalıştım” Şeklinde metin hâline getirildiği anlaşılmıştır. Katılan … aşamalarda; 04.02.2012 tarihinde Antalya’da bulunan “Kaleiçi Rent A Car” isimli şirketten bir araç kiraladığını, bu araçla arkadaşlarını gezdirirken kaza yaptığını, kaza sonrası görüşmek için aracı kiraladığı iş yerine gittiğinde iş yeri çalışanlarından inceleme dışı sanık …’in kendisine "1000 TL getirmen gerekiyor, getirmezsen okuluna gelip seni rezil ederim!" dediğini, işletmenin sahibi olan sanık …’in ise "Şerefsizsin, karaktersiz bir insansın, parayı getirmezsen açık senedin elimde seni icraya vereceğim!" dediğini, daha sonra konuyu konuşmak üzere bu şahısları Üçkapılar'daki Starbucks'a davet ettiğini, 06.02.2012 tarihinde buluştuklarını, burada sanığın "Şerefsizsin, karaktersiz bir insansın…" sözlerini tekrar ettiğini, konuşmaları cep telefonu ile kayda aldığını, bilirkişi raporunda “Şahıs 1” diye geçen kişinin inceleme dışı sanık …, “Şahıs 2”nin kendisi, “Şahıs 3”ün ise sanık … olduğunu, İnceleme dışı sanık … Yalçınkaya soruşturma aşamasında; katılanın 04.02.2012 tarihinde bir günlüğüne araç kiraladığını, bu araçla kaza yaptığını, 05.02.2012 tarihinde katılanla yüz yüze görüştüğünde, araç 20 günlük tamir süresi boyunca yatacağı için kendisinden 1000 TL yatma parası istediğini, tamir parası istemediğini, katılanın yanından ayrılıp gittiğini ve bir daha görüşmediklerini, Kovuşturmada ise katılanın firmadan kiraladığı arabayla kaza yaptığını, Antalya dışına bıraktığı arabayı defalarca söylemelerine rağmen getirmediğini, gidip kendilerinin aldığını, katılanın, arabanın hasarına ilişkin herhangi bir ödeme yapmayacağını beyan ettiğini, bu sebeple gerekli işlemleri başlattığını, Beyan etmişlerdir. Sanık … soruşturma aşamasında; “Kaleiçi Rent A Car” isimli iş yerinin şirket müdürü olduğunu, yaklaşık on beş gün önce bu iş yerini bırakarak ayrıldığını, katılanın 04.02.2012 tarihinde kendisi şirket müdürü iken adı geçen iş yerinden bir araç kiraladığını, ertesi gün geceleyin katılanın kendisini telefonla arayarak kaza yaptığını söylediğini, kendisinin bir şeyleri olup olmadığını sorduğunu ve aracı sabah olunca havaalanı tarafında bulunan oto servisine getirmesini söylediğini, aynı gün serviste görüştüğü katılandan aracın kullanılamayacağı süre için 1000 TL kaparo ile tamirat sonucu çıkacak bedeli vermesini istediğini, katılanın buna itiraz edip “Hiçbir para vermeyeceğim, babamla görüşün.” diyerek ayrıldığını, daha sonra katılanın kendisine telefon açarak “Üçkapılar Starbucks’ta görüşelim.” dediğini, bu yerde yaklaşık iki dakikalık bir konuşmaları olduğunu, katılanın aracın yatma parası ile tamirat bedelini ödemeyeceğini söylediğini, kendisinin de hukuki işlemlere başvuracağını belirterek ayrıldığını, Kovuşturmada ise Antalya'da bulunan araç kiralama firmasının suç tarihinde ortağı olduğunu, katılanın kendilerinden kiraladığı araçla kaza yapması üzerine, aracı servise götürdüklerini ancak belirtildiği gibi araçta 1000 TL’lik bir hasardan çok daha fazla hasar çıktığını, miktarını şu an hatırlayamadığını, hatta aracın perte çıkartıldığını, kendilerinin de katılandan bu zararı gidermesini istediklerini, katılanın ise ödemeyeceğini söylediğini, ancak kesinlikle ne kendisi tarafından ne de diğer sanık … tarafından katılana yönelik bir tehdit veya hakaret olayı olmadığını, Savunmuştur. İstikrar kazanmış yargı kararlarında ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğe ulaşılmasında kullanılan araç delillerdir. Ceza Muhakemesi Kanununun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasındaki; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." şeklindeki hükümle, ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun bir şekilde elde edilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş ve "delillerin serbestliği" ilkesine de vurgu yapılmıştır. Buna göre bütün deliller hukuka uygun olarak elde edilmeli ve değerlendirilmelidir. Ceza muhakemesinde bir hususun hangi delille ispat olunacağı konusunda sınırlama bulunmayıp yargılamayı yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilen delilleri kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine delilleri de araştırıp değerlendirerek, her türlü şüpheden arınmış bir neticeye ulaşmalıdır. Dolayısıyla yargılamaya konu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilmiştir. Ancak maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun değil, hukuk kuralları içerisinde, şüpheli ve sanığın hakları korunarak araştırılmalıdır. Öğretide, delilleri elde etmek amacıyla yürütülen soruşturma işlem ve yöntemlerinin çoğunluğuyla, koruma tedbirlerinin tamamı, kişilerin temel hak ve özgürlüğüne müdahaleyi gerektirdiği, ceza muhakemesinin, toplumun suçun aydınlatılmasındaki menfaati ile bireylerin temel hak ve özgürlüklerine müdahaledeki çıkarının dengelenmesi esasına dayandığı, maddi gerçeğe ulaşma gayesiyle delil elde edilmeye çalışılırken, insan onuru ve hakları ile hukukun ve ceza muhakemesinin temel ilkelerinden ödün verilemeyeceği belirtilmektedir (Murat Volkan Dülger, Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi, Seçkin Yayınları, Ankara, 2014, s. 38). Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde; ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmesi halinde reddolunacağı belirtilmiş, 217. maddesinin ikinci fıkrasında ise yüklenen suçun, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Madde metninden anlaşılacağı üzere, hukuka uygun olarak elde edilmeyen deliller, ceza yargılama sistemimizde ispat aracı olarak kullanılamayacaktır. CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hükmün gerekçesinde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan veya reddedilen delillerin belirtilmesi, bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi zorunludur. Ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçeğe ulaşabilmek için, delil elde edilmesi aşamasında şahsi ve toplumsal değerlerin korunması da gereklidir. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğreti ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan birtakım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları; "delil elde etme" ve "değerlendirme" yasakları olarak ikiye ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları" hukuka uygun olarak elde edilmiş bulunsa bile bir delilin yargı mercilerince ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir. İfade alma ve sorgunun yasak usullerle gerçekleştirilmesi, tanıklıktan çekinme hakkı olanlara bu hakkın hatırlatılmaması, aramanın herhangi bir karara dayanmadan yapılması, ses veya görüntülerin montajlanması delil elde etme yasağına; tanıklıktan çekinen şahidin önceki ifadelerinin okunamaması, iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK'nın 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir. Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken gerek pozitif hukuk metinlerine gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmelidir. Ceza muhakemesinde temel hak ve özgürlükleri sınırlayan kurallar ihlal edilerek toplanan deliller hukuka aykırı sayılacaktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de kararlarında istikrarlı bir biçimde; dürüst ve adil bir yargılamadan söz edilebilmesi için, delillerin elde edilme yol ve yöntemi dahil olmak üzere yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, AİHM, ceza davalarında adil yargılanma hakkının savunma hakkı ile bağlantılı olduğunu vurgulamakta, delillerin kabul edilebilirliği ile ilgili olarak somut davada kullanılan delillerin sanığın hazır bulunduğu duruşmada “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmamasına etkisini değerlendirmektedir (Tamminen/Finlandiya, B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40, 41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 67, 68, 81-89). AİHM, Sözleşme’nin 8. maddesinde güvence altına alınan “özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı” kapsamındaki güvencelere aykırı olarak elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınmasının yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılması bakımından tek başına yeterli bir ölçüt olmadığını vurgulamaktadır. Bunun için yürütülen ceza soruşturmasının iç hukukta bir dayanağının var olması, delillerin doğruluğu veya gerçekliği konusunda kuşkuya düşülmesini haklı kılan sebeplerin bulunmaması veya bulunsa dahi destekleyici diğer deliller sayesinde bu kuşkuların giderilmiş olması ve sanığa etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmış olması şartlarını aramaktadır (Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§ 45, 46, 48; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 124, Khan/Birleşik Krallık, B. No: 35394/97, 12/5/2000, §§ 36-38). AİHM’e göre, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş materyallerin yargılamada delil olarak kullanılması kural olarak (başvurucuya gerekli usule ilişkin güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek yöntemlerle elde edilmemiş olması koşuluyla) adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 63831/00, 26/9/2002). Konuya ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi 1.2.2018 tarihli ve 2014/4704 sayılı bireysel başvuru kararında; "…Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir. … Mahkeme kararından anlaşıldığına göre mahkûmiyet hükmü, belirleyici olarak hukuka aykırı arama sonucunda elde edilen delillere dayandırılmıştır (bkz. § 18). Mahkûmiyet hükmünün esaslı ve belirleyici delilleri, aramada ele geçirilen hassas terazi ve uyuşturucu maddelerdir. Dayanılan diğer deliller ise arama yapan ve rüşvet suçundan mahkûm olan polis memurlarının ifadeleri ile başvurucunun uyuşturucu madde kullandığına dair beyanıdır. Hâlbuki mahkûmiyet kararı uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilmiştir. Kararda, başvurucunun aramanın icra ediliş şekline yönelik iddia ve itirazları hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapan mahkemeye ait olmakla birlikte somut olayda, hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilen arama sonucu elde edilen delillerin belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği görülmektedir. Aramanın icrasındaki ‘kanuna aykırılığın’ yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu… (§§ 45, 54, 55)." sonucuna ulaşmıştır. Öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.11.2014 tarihli ve 1183-960 sayılı kararında vurgulandığı üzere; bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ile usulsüz olarak yaratılması farklı kavramlardır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilir ise de usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde kabulü olanaklı değildir. Anılan kararda, davacının konuşmalarının kendisinden habersiz olarak davalı B.’nin yönlendirmesi ile diğer davalılarca kaydedildiği ve kayıt yapan davalıların davacıyı konuşmaya ve kendisini yönlendirmeye çalıştıkları bilirkişi tarafından dökümü yapılan ses kayıtlarından anlaşılarak, bu delilin hukuka aykırı olarak elde edildiği kabul edilmiştir. Diğer taraftan Ceza Genel Kurulunun süregelen kararlarında vurgulandığı üzere CMK’nın 135. maddesi anlamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturma sırasında iki kişi arasında gerçekleştirilen görüşmenin, ancak bir üçüncü kişi tarafından uygun teknik araçlarla dinlenmesi ve kayda alınması hâlinde mümkün olacaktır. Bu yöntemle elde edilen kanıtların hukuka uygun kabul edilmeleri için de kanunda öngörülen usuller dairesinde bu işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak, kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkânının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması hâlinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusudur. Öğretide de “Meşru müdafaa olarak değerlendirilebilecek, örneğin hakaret, tehdit veya şantaj suçlarına muhatap olan ve o an konuşmaları kayıt altına alan mağdurun elde ettiği bu delil hukuka uygun sayılacaktır.” (Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme, Gizli Soruşturmacı, X Muhbir, 2. Baskı, s. 74), “… ‘Kayıt altına alma’ gerçekleşen bir haksız saldırıya karşı, ‘Kayıtları takip organlarına verme’ ise tekrarı muhakkak bir haksız saldırıya karşı yapılmaktadır. Yani her ikisi de meşrudur. Netice olarak, meşru savunma çerçevesinde hareket ettiğinden, üzerinde durulan sorunda mağdurun eyleminin haberleşmenin gizliliğini ihlal veya kişiler arasındaki konuşmaların kayda alınması ya da benzeri başka bir suça vücut vermediği gibi, yapmış olduğu kayıtların da hukuka uygun olarak ele geçirilmiş olduklarından pekâlâ delil olarak değerlendirilebileceği söylenebilir.” (Ali İhsan Erdağ, TBB Dergisi, 2011(92), s. 54) şeklinde görüşler mevcuttur. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılan …’in, sanık …’in ortağı olduğu iş yerinden kiraladığı bir araçla kaza yapması üzerine sanığın katılandan uğradığı zararı gidermesini istediği, katılanın beyanına göre, istenen parayı karşılamayacağını söylemesi üzerine 05.02.2012 tarihinde iş yerinde çıkan tartışmada sanığın “Şerefsizsin, karaktersiz bir insansın!” dediği, ertesi gün katılanın sanıkla yine aynı meseleyi konuşmak üzere sanığı bir kafeye davet ettiği, sanıkla inceleme dışı sanığın söylenen yere geldiği, katılanın aralarında geçen görüşmeyi sanığın bilgisi olmadan gizli bir şekilde kayda almaya başladığı, ses kaydına ilişkin konuşma dökümünden görüldüğü üzere konuşma sırasında önceki gün yaşanan olaydan bahisle katılanın sanığa "Abi sen bana neden karaktersizsin diyorsun ki?" demesi üzerine, sanığın katılana "Karaktersizsin." şeklinde karşılık verdiği, katılanın sanığa yeniden "Abi neden öyle bir şey diyorsun ki?" diye sorması üzerine, sanığın katılana "Karaktersizsin, terbiyesizsin…" şeklinde sözler söylediği ve hukuki yollara başvuracağını belirttiği, daha sonra katılanın sanıktan şikâyetçi olarak bu kaydı yetkili makama delil olarak sunduğu ve yargılama sonucu ses kaydının hükme esas alındığı anlaşılan dosya kapsamında; Katılanın, sanığın kendisine hakaret ettiğini iddia ettiği olaydan bir gün sonra bu durumu delillendirmek maksadıyla sanıkla buluşma ayarlayıp aralarındaki konuşmayı gizlice kaydetmeye başlaması, konuşmayı yönlendirerek sanığın hakaret içerikli sözleri söylemesine neden olması ve kayıt oluşturulduktan sonra şikâyetçi olması karşısında, kayda alma esnasındaki durumun ani geliştiğinden ve katılana karşı işlenen bir suç bulunduğundan bahsedilemeyecek olup sırf delil oluşturmak maksadıyla ve sanık yönlendirilerek elde edilen ses kaydının hukuka uygun olarak elde edildiğinden söz edilemeyeceği, CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu kayıtların belirleyici delil olarak kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği ve hükme esas alınamayacağı kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan itirazın reddine karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.12.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kişilerin görüşmelerinin rızaları hilafına gizlice kaydedilmesi kural olarak hukuka aykırılık teşkil eder ve delil vasfı taşımaz. Buna karşılık, kişinin maruz kaldığı bir suç esnasında yetkili makamlara başvurma yahut başka bir yolla kanıt elde etme imkânının kalmadığı ani gelişen durumlarda konuşmayı kayda alması hukuka uygun görülmektedir. Nitekim tarafların kendi temel haklarını gözetmek adına son çare olarak başvurdukları kayıtlar bakımından mahkemelerce daha esnek değerlendirmeler yapılabilmekte; başka şekilde ispatlanamayan sistematik tehdit, şantaj, ağır hakaret veya aile içi şiddet hâllerinde alınan kayıtlar bütünüyle göz ardı edilmeyebilmektedir. CMK m. 217 uyarınca yapılacak değerlendirmede ihlal edilen değer ile korunan hukuki menfaat dengesi her somut olayda etraflıca irdelenir.

Ani gelişen bir durum olmaksızın, önceden işlendiği iddia edilen bir suçu delillendirmek amacıyla karşı taraf yönlendirilerek, kurgu yapılarak veya tuzak kurularak elde edilen gizli ses kayıtları hukuka aykırı olup hükme esas alınamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun E. 2018/39, K. 2020/485 sayılı ve Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin E. 2017/6841, K. 2017/15004 sayılı kararlarında, bir gün önce gerçekleştiği ileri sürülen hakaret iddiasını delillendirmek için planlı buluşma ayarlanıp karşı taraf yönlendirilerek alınan gizli ses kayıtlarının hukuka aykırı olduğu ve mahkûmiyete dayanak yapılamayacağı tespit edilmiştir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin E. 2014/522, K. 2016/11334 sayılı kararında da faili kışkırtarak, tuzağa düşürerek, iradesini sakatlayarak ve önceden planlanmış senaryolarla elde edilen kayıtların hukuka uygun delil kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır.

CMK m. 135 anlamında iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması koruma tedbiri, bir suç soruşturması veya kovuşturmasında iki kişi arasındaki görüşmenin üçüncü bir kişi tarafından teknik araçlarla dinlenip kayda alınması hâlinde söz konusu olur; tarafların kendi aralarındaki konuşmayı kaydetmesi bu madde kapsamında değildir. Bununla birlikte gizlice alınan ses ve görüntü kayıtlarının meşru amaçla veya zorunluluk gereği hukuka uygun sayılmasına ilişkin istisnai ölçütler, yalnızca suç isnat edilen failler aleyhine değil, suç isnadı altında yargılanan sanıkların masumiyetlerini ispatlamak amacıyla sundukları kayıtlar bakımından da geçerlidir.

WhatsApp ekran görüntüsü tek başına mahkemede delil sayılır mı?

WhatsApp ekran görüntüleri kolayca manipüle edilebildiğinden tek başına her zaman çok güçlü bir delil sayılmayabilir. Karşı tarafça inkâr edilmemesi veya banka dekontu, mesajlar, e-posta ya da tanık beyanı gibi yan delillerle desteklenmesi hâlinde hâkim tarafından belirli bir ispat değeri tanınabilir.

Gizli ses kaydı hangi durumlarda delil olarak dikkate alınabilir?

Sırf ileride dava açabilmek amacıyla rutin konuşmaların gizlice kaydedilmesi hukuka aykırı kabul edilmeye müsaittir. Ancak kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suç karşısında ani gelişen, başka türlü delil elde etme ve yetkili makamlara başvurma imkânının bulunmadığı istisnai durumlarda son çare olarak alınan kayıtlar hukuka uygun kabul edilebilmekte veya mahkemece tamamen göz ardı edilmeyebilmektedir.

İnkâr edilen WhatsApp yazışması delil başlangıcı oluşturur mu?

Davalının WhatsApp yazışmalarını inkâr etmesi, isticvapta kabul etmemesi ve telefon hattının da adına kayıtlı olmaması hâlinde yazılı delil başlangıcı oluşmaz ve karşı tarafın açık muvafakati bulunmaksızın tanık dinlenemez.

İzinsiz olarak telefondan ele geçirilen mesajlar delil olur mu?

Bir kimsenin şifresi kırılarak, casus yazılım yüklenerek veya telefonu izinsiz ele geçirilip iletileri kopyalanarak elde edilen kayıtlar haberleşmenin gizliliğini ihlal ve kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme suçlarına yol açabilir. Medeni yargılamada ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 189/2 uyarınca hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu