Sağlık hukukunda tazminat davaları, tıbbi müdahaleler sırasında meydana gelen bedensel zararların veya can kayıplarının telafi edilmesini konu alır. Hekim veya sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğunun saptanması ve tazminat tutarlarının tayin edilmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu kuralları dairesinde yürütülür. Taraflar arasındaki hukuki bağ kural olarak vekâlet ilişkisi niteliğinde olup, hekim beklenen sonucun elde edilememesinden ötürü değil; mesleki özen borcunu yerine getirmemesinden ve tıbbi standartları gözetmemesinden kaynaklanan zararlardan sorumludur.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 50Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 54Kaynağı aç
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 190Kaynağı aç
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/4514, K. 2022/1654Kaynağı aç
Hekimin Mesleki Özen Borcu ve Sorumluluk Sınırları
Hekim ile hasta arasındaki sözleşmesel bağ gereğince hekim, tıp biliminin ve teknolojinin sunduğu imkânları kullanarak özen borcunu eksiksiz yerine getirmekle yükümlüdür. Bu çerçevede hekimin mesleki alanı dahilindeki her türlü kusuru, hafif dahi olsa sorumluluğuna vücut verir. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca sağlık alanındaki bütün eylemlerin yürürlükteki mesleki standartlara ve yükümlülüklere uygun yürütülmesi zorunludur.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2015/15350, K. 2017/1911Kaynağı aç
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/4514 Esas, 2022/1654 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere hekim; hastanın durumunu gecikmeksizin belirlemek, lüzumlu tıbbi tedbirleri almak ve uygun tedavi yöntemini vakit kaybetmeksizin tatbik etmek mecburiyetindedir. En ufak bir tereddüt hâlinde koruyucu tedbirlerin alınması ve hastanın sağlığı için en güvenli tedavi yolunun tercih edilmesi gerekir. Buna karşılık, tıp biliminin gerektirdiği tüm kurallara ve mesleki standartlara riayet edilmiş olmasına rağmen sonucun değişmemesi hâlinde hekime hukuki sorumluluk yüklenemez.
Aydınlatılmış Onamın Kapsamı ve İspat Külfeti
Tıbbi müdahalelerin hukuka uygun sayılabilmesi için hastanın müdahaleye salt onay vermesi yeterli görülmez. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 5. maddesi ve Hekim Etiği Yönetmeliği'nin 26. maddesi gereğince hastaya; teşhis, tavsiye edilen tedavi yönteminin türü, başarı ihtimali, olası tehlikeler ve komplikasyonlar ile tedavinin reddi hâlinde karşılaşılacak sonuçlar hastanın kültürel ve ruhsal yapısına uygun biçimde izah edilmelidir.
Tıbbi müdahale tıp kurallarına tamamen uygun gerçekleştirilmiş olsa dahi, meydana gelebilecek komplikasyonlar hakkında hastanın aydınlatıldığı ve rızasının temin edildiği kanıtlanamazsa sorumluluk doğar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/4514 Esas, 2022/1654 Karar sayılı ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2013/19631 Esas, 2013/26901 Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere, aydınlatılmış onamın usulünce alındığını ispat külfeti hekim veya hastaneye aittir. Gelişen tablonun tıbbi bir komplikasyon olması hekimin aydınlatma borcunu bertaraf etmez; bilakis komplikasyon olasılıklarının önceden açıklanması bu yükümlülüğün ayrılmaz bir parçasıdır.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/19631, K. 2013/26901Kaynağı aç
Bedensel Zararlar ve Ölüm Hâlinde Tazminat Kalemleri
Tıbbi müdahale sonrasında bedensel bütünlüğü ihlal edilen kişinin isteyebileceği maddi tazminat kalemleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde düzenlenmiştir. İlgili madde uyarınca bedensel zararlar özellikle; tedavi giderlerini, kazanç kaybını, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpları ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpları kapsar.
Tıbbi uygulama neticesinde hastanın vefat etmesi durumunda tazmin edilecek kalemler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53. maddesine tabidir. Vefat durumunda talep edilebilecek zararlar; cenaze giderleri, ölüm anında meydana gelmemişse bu ana kadar yapılan tedavi harcamaları ile iş gücü kaybından doğan zararlar ve ölenin maddi desteğini yitiren şahısların bu sebeple uğradıkları destekten yoksun kalma kayıplarıdır.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 53Kaynağı aç
Manevi tazminat talepleri bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi esastır. Hâkim, bedensel bütünlüğü zedelenen kişiye somut olayın niteliğini tartarak uygun bir manevi tazminat takdir edebilir. Bedensel zararın ağırlığı söz konusu olduğunda veya hastanın ölümü durumunda, zarar görenin yahut müteveffanın yakınları lehine de münasip bir manevi tazminat ödenmesine karar verilebilir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 56Kaynağı aç
İspat Düzeni ve Zarar Miktarının Hakkaniyetle Belirlenmesi
Hukuk yargılamasında ispat külfeti, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi gereğince, mevzuatta istisnai bir kural bulunmadıkça iddia edilen olgudan lehine hak türeten tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf sadece karinenin zeminindeki vakıayı ispat etmekle yükümlüdür. Bu çerçevede 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinin birinci fıkrası mucibince davacı, meydana gelen zararı ve karşı tarafın kusurlu hareketini ispatlamak durumundadır.
Uğranılan maddi zararın tutarının net bir biçimde ispatlanamadığı durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Bu hükme göre hâkim; hayatın doğal akışını ve zarar görenin meydana gelebilecek hasarı engellemek adına aldığı tedbirleri gözeterek, zararın miktarını hakkaniyet ölçüleri doğrultusunda kendisi tayin eder.
Yargılamada Bilirkişi Raporu, Yetki Sınırları ve İtirazlar
Tıbbi ihmal iddialarında kusur ve maluliyet tespiti teknik uzmanlık gerektirdiğinden, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesi gereği bilirkişi incelemesine başvurulur. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki değerlendirmeler veya genel hayat tecrübesiyle aydınlatılabilecek meselelerde bilirkişiye gidilemez. Hukuk öğrenimi görmüş bireyler, ayrı bir teknik uzmanlıkları belgelenmedikçe bilirkişi seçilemezler. Aynı Kanun'un 279. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bilirkişi, uzmanlığı dışındaki meselelerde fikir bildiremeyeceği gibi hâkimin görev alanındaki hukuki nitelemelerde de bulunamaz.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 266Kaynağı aç
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 279Kaynağı aç
6100 sayılı Kanun'un 279. maddesi gereğince tanzim edilecek bilirkişi raporunda tarafların kimlikleri, görevlendirilen hususlar, incelenen maddi olgular, bilimsel gerekçe, ulaşılan sonuç ve heyet hâlindeki çalışmalarda varsa ayrışan görüşler gösterilmelidir. Azınlıkta kalan bilirkişi kanaatini müstakil bir raporla sunabilir; duruşmada sözlü izahat istenmesi durumunda ise açıklamalar zabta geçirilerek bilirkişiye imzalatılır.
Bilirkişi raporunun tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta zarfında taraflar; rapordaki eksikliklerin tamamlatılmasını, muğlak noktaların aydınlatılmasını veya yeni bir bilirkişi tayinini isteyebilirler. 6100 sayılı Kanun'un 281. maddesi uyarınca, itirazın iki haftalık müddet içinde hazırlanmasının fevkalade güç olması veya özel teknik incelemeyi icap ettirmesi durumunda, bu süre dolmadan müracaat edilmesi koşuluyla mahkemece bir defaya mahsus ve iki haftayı aşmayacak bir ek mühlet tanınabilir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 281Kaynağı aç
Mahkeme, raporda saptanan yetersizlikleri ve çelişkileri gidermek amacıyla bilirkişiden ek rapor talep edebileceği gibi duruşmada bizzat sözlü beyan vermesini de emredebilir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması zorunlu görüldüğünde mahkemece resen yeni bir bilirkişi görevlendirilerek yeniden inceleme yaptırılması da mümkündür.
Tıbbi müdahalede aydınlatılmış onamın alındığını ispat yükü kime aittir?
Aydınlatılmış onamın usulüne uygun şekilde alındığını ve hastanın olası riskler ile komplikasyonlar hakkında bilgilendirildiğini ispat etme yükümlülüğü hekim veya sağlık kuruluşuna aittir.
Bilirkişi raporuna itiraz süresi ne kadardır ve süre uzatılabilir mi?
Bilirkişi raporuna itiraz süresi raporun tebliğinden itibaren iki haftadır; teknik incelemenin güçlüğü hâlinde bu süre içinde talep edilmek şartıyla mahkemece iki haftayı geçmemek üzere bir defaya mahsus ek süre verilebilir.
Tıbbi uygulama hatası sonucu ölüm meydana gelirse hangi zararlar talep edilir?
Ölüm hâlinde cenaze masrafları, vefat öncesinde tedavi yapılmışsa buna ilişkin harcamalar ile çalışma gücü kaybı ve ölenin desteğinden yoksun kalanların uğradığı zararlar talep edilebilir.
Bedensel zarara maruz kalan hasta hangi maddi tazminatları isteyebilir?
Bedensel bütünlüğü zedelenen hasta; tedavi giderlerini, kazanç kaybını, çalışma gücünün azalmasından veya yok olmasından doğan zararları ve iktisadi geleceğinin sarsılmasından kaynaklanan kayıplarını isteyebilir.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispatlanamazsa mahkeme neye göre karar verir?
Maddi zararın tutarı net olarak ispatlanamadığında hâkim, hayatın olağan akışını ve zarar görenin aldığı tedbirleri gözeterek tazminat miktarını hakkaniyete uygun biçimde kendisi belirler.
Bilirkişi mahkemeye sunduğu raporda hukuki nitelendirme yapabilir mi?
Bilirkişi yalnızca çözümü teknik ve özel bilgiyi gerektiren konularda görüş bildirebilir; uzmanlığı dışına çıkamayacağı gibi hâkimin yapması gereken hukuki nitelendirmelerde bulunamaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

