Sağlık Hukukunda Malpraktis ve Hekim Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Sağlık Hukukunda Malpraktis ve Hekim Sorumluluğu

Sağlık hukuku, hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkileri, tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluk sınırlarını ve tıbbi hatalardan kaynaklanan sorumluluk alanlarını düzenler. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun sayılabilmesinin ilk şartı hastanın bu müdahaleye özgür iradesiyle rıza göstermesidir; hekimin tıp bilimi ve sanatının güncel kurallarına aykırı, hatalı, eksik veya kusurlu davranışıyla hastaya zarar vermesi ise tıbbi malpraktis olarak nitelendirilir. Türkiye'de sağlık alanındaki hukuki uyuşmazlıklar tek bir derlenmiş kanun yerine Anayasa, Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ceza Kanunu, 1219 sayılı Kanun ve Hasta Hakları Yönetmeliği gibi farklı yasal düzenlemelerin birlikte uygulanmasıyla ele alınır.

Aydınlatılmış Onam Kuralı ve Tıbbi Müdahalenin Sınırları

Tıbbi bir müdahalenin hukuka uygun kabul edilebilmesi için hastanın rızasının bulunması zorunludur. Bu rızanın geçerli sayılabilmesi ise hastanın neye onay verdiğini tam olarak bilmesine bağlıdır. Hekim; hastayı konulan teşhis, uygulanması planlanan yöntem, müdahalenin riskleri ve komplikasyonları, tedavi alternatifleri ile tedaviyi kabul etmemesi halinde doğabilecek neticeler hakkında bilgilendirmekle yükümlüdür.

Onam formlarının hastaya sadece matbu metinler şeklinde imzalatılması hukuken yeterli kabul edilmez. Belgelerin hastanın anlayabileceği bir dille hazırlanması, tıbbi terimlerden arındırılması veya bu terimlerin açıkça izah edilmesi ve hastaya karar vermesi adına düşünme süresi tanınması şarttır. Acil durumlar ile hastanın bilincinin kapalı olduğu haller dışında, usulüne uygun aydınlatılmış onam alınmaksızın gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırı oluşturur.

Tıbbi Malpraktis ile Komplikasyon Ayrımı

Tıbbi malpraktis, hekimin mesleki icrası sırasında tıp bilimi ve sanatının güncel standartlarına uymayan, hatalı, noksan ya da kusurlu bir fiiliyle hastanın zarara uğramasıdır. Teşhiste yapılan yanılgılar veya gecikmeler, hatalı tedavi uygulamaları ve operasyon sonrasındaki bakım ile takip süreçlerindeki ihmaller malpraktis türleri arasında yer alır.

Komplikasyon, tıp standartlarına uygun davranılmasına ve tüm önlemlerin alınmasına rağmen gelişebilen izin verilen risk niteliğindedir. Bir durumun komplikasyon olarak nitelendirilmesi hekimi sorumluluktan doğrudan kurtarmaz; hekimin bu tabloyu zamanında fark etmesi ve doğru şekilde yönetmesi gerekir. Komplikasyonun zamanında fark edilmemesi, yanlış müdahale edilmesi veya yönetiminde geç kalınması ise durumu tıbbi malpraktise dönüştürür.

Tıbbi Müdahalenin Niteliği ve Eser Sözleşmesi Kapsamı

Estetik amaçlı cerrahi müdahalelerde hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişki, tedavi amaçlı sözleşmelerden farklı olarak Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde eser sözleşmesi hükümlerine tabi tutulmaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/3416 Esas ve 2023/4080 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, eser sözleşmesinde yüklenici konumundaki hekim vekâletten farklı biçimde bir sonucun meydana getirilmesini taahhüt eder. İstenilen sonucun gerçekleşmesi fen, bilim veya yasal kurallara göre mümkün değilse hekimin Türk Borçlar Kanunu'nun 476. maddesi gereğince işi kabul ederken iş sahibini uyarma borcu bulunur; uyarmaksızın işi kabul eden hekim sonucu üstlenmiş sayılır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/3416, K. 2023/4080Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2022/3416 E.  ,  2023/4080 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/985 E., 2022/1015 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2015 yılının Kasım Aralık aylarında davalı Dr….'e estetik ameliyatı olmak gayesiyle başvurmuş ve yapılan muayene sonucunda estetik ameliyat olmasına mani olacak olumsuzluk olmadığı burnun estetik açıdan düzeltileceği garantisi kendisine verildiğini, davalı doktorun uzmanlığına güvenen müvekkilinin ameliyat olmaya karar verdiğini, ameliyat ücreti olarak da 3200 TL ye anlaşıldığını, müvekkiline tedavi öncesinde uygulanacak tıbbi işlem hakkında gerekli bilgilendirme ve aydınlatma yapılmadığını, estetik ameliyatın, risklerden ari olarak gerçekleşeceği garantisi verildiğini, ameliyat sonrasında müvekkilinin burnunun alçıdan çıkması ve şişliklerin geçmesi ile burnun eğri olduğu anlaşıldığını zamanla daha da eğrilmeye rahatsız edecek şekilde şekil değiştirmeye başladığını, burnun en ön kısmı fark edilir şekilde top şekline dönüştüğünü, ameliyattan sonra müvekkilinde ciddi şekilde soluk alıp vermede rahatsızlıklar oluştuğunu, müvekkilinin söz konusu şikayetini davalıya kontrollere gittiğinde dile getirdiğini ve davalıca söz konusu şikayetleri olağan karşılanmakla "bir şey olmaz, alttan kim görecek sanki" diyerek telafi yoluna dahi gitmediğini, ameliyattan yaklaşık 1 sene geçmesine rağmen burun yapısının bozulması, solunum almakta zorlanma gibi ciddi şikayetlerin artması neticesinde davalı düzeltme ameliyatı yapacağı ve hiç bir sorunun kalmayacağı sözünü vermesi neticesinde davacıyı 8 Nisan 2017 tarihinde ikinci kez ameliyata aldığını, ameliyat sonrası müvekkilinin burnuna tampon konulmadığı için iki kez ciddi seviyede burun kanaması geçirdiğini, ikinci ameliyattan bir hafta sonra kanamaların sık sık nüksetmesi neticesinde kontrole giden müvekkiline davalının tampon koymamakla hata ettiğini kabul ettiğini, geçirmiş olduğu 2 ameliyat ve kontrollerden sonuç alamayan ve kesik kesik nefes alma şikayeti devam eden müvekkilinin Niğde Ömer Halisdemir Üniversite Hastanesi KBB bölümünden Uzman doktor Ahmet Aksoy'a muayene olduğunu ve uygulanan tetkikler ve endoskopi sonucu septumda 6-7 cm yırtılma olduğunu öğrendiğini, Uzm Dr Ahmet Aksoy tarafından kendisine söz konusu yırtılmanın geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklanmış olabileceği bilgisi verildiğini, emin olmak isteyen müvekkilinin o dönem Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine giderek Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr….'a muayene olmuş aynı teşhisle karşılaştığını, müvekkilinin içinde bulunduğu zor durumdan bir an önce kurtulmak için Hacettepe Hastanesi plastik cerrah uzman doktor İbrahim VARGEL'e de muayene olduğunu, tüm doktorların ortak teşhisinde müvekkilindeki rahatsızlıkların doğmasına neden olan olay; davalı doktor …'in gerçekleştirmiş olduğu yanlış tedavi ve yanlış ameliyat yöntemleri olduğunu, meydana gelen zarar ile davacı doktorun uygulaması arasında sebep sonuç ilişkisi mevcut olduğunu, estetik cerrahi ameliyatları, sonuç hakkında garanti verilebilen girişimler olduğunu, burada vekalet akdindeki unsurların aksine çalışma sonunda istenilen belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi amacı güdüldüğünü, eser sözleşmesinde yüklenici eseri meydana getirmekle ve onu teslim etmekle yükümlü olduğunu, davanın kabulu ile kazanç kaybı, iş gücü kaybı , tedavi ve bakım giderleri vesair nedenlerden dolayı fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere ve sonradan artırılmak kaydıyla açılan belirsiz alacak davamızdaki 1.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin tedavi öncesinde yeterli aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasına katılmanın mümkün olmadığını, öncelikle doktorun görevi hastasını aydınlatmak olduğunu, bu çerçevede gerek muayenehane gerekse hastanede müvekkilinin ameliyat ile ilgili bilgileri hastasına verdiğini ve aydınlatılmış onam evraklarını aldığını, aynı hastalık nedeniyle doktora başvuran iki kişiye aynı işlemlerin uygulanması halinde dahi sonuçları farklı olabildiğini, tıp biliminin henüz birçok belirsizliğe sahip olması, insan psikolojisi ve fizyolojisinin bireyden bireye değişken olması, aynı rahatsızlıkların birçok hastalıkta görülebilir olması, davacının ameliyatının literatürde “Bulbous nasal tip” “boxy nazal tip” ya da “ball tip” olarak adlandırılan kalın derili ve geniş burun ucu, burun ucu inceltmesinin çok fazla sağlanamadığı ve yönetimi zor bir burun şekli olduğunu, davacının müvekkili tarafından yapılan muayenesinde kalın derili bir cilde ve geniş etli bir burun ucuna sahip olduğu, bu burun tipindeki hastalarda burun ucu incelmesinin ve yapılan şeklin tam olarak ortaya çıkamayabileceği belirtilmiş, buna rağmen davacıya yapılan ilk operasyonla planlanan en iyi görüntüye ulaşıldığını, ilk ameliyat sonrasında davacının ameliyat öncesi burun şekline göre çok iyi bir görüntü elde edilmesine rağmen davacının burun ucunun daha ince olmasında ısrar etmesi üzerine ikinci ameliyat planlandığını, yapılan ikinci ameliyatta sadece burun ucu açılarak biraz daha inceltme sağlandığını, daha fazla burun ucu inceltmesi burun cildinde nekroza neden olabileceği için, yapılabilecek maksimum düzeyde inceltme sağlandığını, ameliyat öncesi davacının nefes ile ilgili kısımla ilgili muayenesi yapılmış ve herhangi bir patolojiye rastlanmadığını, davacının tampon kullanılmadığı için kanaması olduğu iddiası burun ucu düzeltmesi yapılan ikinci operasyon için olduğunu, bu operasyonda sadece burun ucu revizyonu yapıldığı için herhangi bir alçı ya da nazal tampona ihtiyaç duyulmadığını, davacının daha iyi nefes alabilmesi için tampona ihtiyaç duyulmadığını, ve yalnızca bant ile stabilizasyon sağlandığını, Operasyon sonrası burun tıkanıklığı uzun dönemde konkaların, enfeksiyon, kronik rinit vb nedenlere bağlı olarak tekrar hipertrofiye olmasına bağlı gelişebilir ve rinit gibi durumların kendisi de nefes alma sorunları oluşturabildiğini, bu rinoplasti ameliyatı ile önlenebilecek bir durum olmadığını ve hastanın erken dönemde burun tıkanıklığı yakınması bulunmadığını, davacının davasının reddini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya arasında bulunan ve hükme esas alınan raporlar doğrultusunda davalının, davacıya uyguladığı operasyonlar kapsamında tıp ilminin kurallarına veya aydınlatma yükümlülüğüne bir aykırılık durumu bulunduğu kanaati oluşmadığından ve davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen karar usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme delillerin değerlendirilmesinde ve işin esasına yönelik incelemesinde eksik inceleme ile karar verildiği kanaatinde olduklarını, estetik ameliyatlarda belirli bir fiziksel görüntünün elde edileceği taahhüt edilmişse, bu durumda hasta ile doktor arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, eser sözleşmesinde işin başarısı için güvence verildiğini, vekalet sözleşmesi kapsamında doktorun işin başarısızlıkla sonuçlanmasından sorumlu tutulamaz iken eser sözleşmesinde başarısız sonuçtan dolayı doktorun sorumlu tutulabildiğini, her ne kadar raporda uygulama ve tekniklerden bahsedilmiş olunsa da yapılan ameliyatın sonuç garantisi olan estetik ameliyat olduğunu, raporlarda eser sözleşmesi kapsamında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sadece vekalet sözleşmesine konu maluliyet durumunun rapora konu edildiğini, müvekkilinin yan burun ucu düşüklüğünden kaynaklı yan kemiklerde daraltma yapacak olup, estetik olarak burun şeklinin nasıl olacağı simulasyonda gösterildiğini ancak simulasyonla hiç alakası olmayan bir burun ortaya koyduğunu, bu konuda simulasyon görüntülerinin gelmesi halinde uyuşmazlığı giderebilecek rapor alınabileceğini, davalı yanın savunmasında belirtiği üzere boxy nazal tip ya da ball tip olarak adlandırılan kalın derili geniş burun ucu incelmesinin çok fazla sağlanamayacağı bir burun şekli olduğu dendiğini ancak bu konuda ancak bu konuda hiçbir açıklama ve onam almadığını, bu husus raporda dikkate alınmadığını, ameliyat sonrasında burun şeklinin istediği gibi olmayıp ucunun düştüğünü, Septum perfore olduğunu, davalının ameliyat esnasında kıkırdaktaki açmış olduğu yırtılmanın ameliyat esnasında müdahale ile düzeltilmediğini, kapatıldığını, burun içi septum perfore , burun ucunun düşük ve eskisinden daha kötü durumda olup kalıcı hasar bıraktığını beyan ederek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "Somut olayda davalıdan kaynaklı kusurlu bir eylemin bulunmadığı mahkemece aldırılan her iki raporda belirtilmiş olunması operasyon öncesi davacının geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olunması birlikte değerlendirildiğinde davanın reddi yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmüştür." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde belirttiği itirazlarını temyiz dilekçesinde yinelemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi kapsamındaki estetik ameliyattan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nun 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi özenle yerine getirmek zorundadır. Özen borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece üniversite heyeti ve Adli Tıp Kurumundan alınan rapolar neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesi yapılarak bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TBK nın 476.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın alanında uzman bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği gözönünde tutularak; estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporlarına itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05/12/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporlarına göre usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamamaktayım.

Özel Sağlık Kuruluşlarının ve Adam Çalıştıranın Sorumluluğu

Özel hastaneler, bünyelerinde istihdam ettikleri hekimlerin ve yardımcı sağlık çalışanlarının kusurlu eylemlerinden ötürü adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluk taşır. Bunun yanında enfeksiyonel durumlar, kullanılan tıbbi cihazların bozuk olması veya nöbetçi hekim yetersizliği gibi hastane organizasyonunun kötü yönetilmesinden doğan zararlardan ötürü de özel hastane yönetimi hekimle birlikte müteselsilen sorumlu kabul edilir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi kapsamında adam çalıştıran, personeline verilen işin yürütülmesi esnasında başkalarına verilen zararları gidermekle mükelleftir. Adam çalıştıran; çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimatları verirken, gözetim ve denetim ödevini yerine getirirken zararın meydana gelmesini önlemek amacıyla gerekli özeni sergilediğini ispatlarsa sorumluluktan kurtulabilir. Zararı karşılayan adam çalıştıran, ödediği tazminat tutarı bakımından çalışanın bizzat sorumlu olduğu oranda rücu hakkına sahiptir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 66Kaynağı aç
MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz. Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür. Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir. 2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu a. Giderim yükümlülüğü

Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesi uyarınca bir işletmede adam çalıştıran kişi, işletmenin çalışma düzeninin zararın meydana gelmesini engellemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, bahse konu işletmenin faaliyetleri neticesinde sebep olunan zararları tazmin etmekle yükümlüdür.

Kamu Hastanelerinde Hizmet Kusuru ve Tam Yargı Davası Usulü

Kamu hastaneleri ve devlet üniversitesi hastanelerinde yürütülen kamu hizmeti sırasında doğan tıbbi hatalarda, zarar görenlerin doğrudan hekime karşı adli mahkemelerde tazminat davası ikame etmesi hukuken mümkün değildir. Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası gereğince, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini ifa ederken işledikleri kusurlardan kaynaklanan tazminat davaları münhasıran idare aleyhine açılabilir. Hizmet kusuruna dayanan bu tazminat istemleri, sağlık biriminin bağlı olduğu Sağlık Bakanlığı veya ilgili üniversite rektörlüğü aleyhine idare mahkemelerinde tam yargı davası şeklinde ileri sürülür.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine göre, idari eylemler nedeniyle hakları zarara uğrayan kişilerin idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya sair suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurup haklarının yerine getirilmesini talep etmeleri gerekir. Söz konusu başvurunun kısmen veya tamamen reddedilmesi durumunda red işleminin tebliğinden, başvuruya otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren kanuni dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, görevli olmayan adli yargı merciinde açılmış olan tam yargı davasının görev yönünden reddine karar verilmesi halinde, bu kararın ardından yetkili idari yargı mercilerinde açılacak davalarda idareye ön başvuru yapılması şartı aranmaz.

Malpraktis Davalarında Görevli Mahkeme ve Zamanaşımı Süreleri

Özel hastane, klinik veya tıp merkezi ile hekime karşı yöneltilecek tazminat taleplerinde görevli mahkeme tüketici mahkemesidir.

Borçlar hukukunun temel prensipleri çerçevesinde, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca aksine yasal bir düzenleme öngörülmedikçe her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 146Kaynağı aç
MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. II. Beş yıllık zamanaşımı

Haksız fiile dayalı tazminat istemlerinde ise Türk Borçlar Kanunu'nun 72. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık ve her halde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıllık zamanaşımı süresi işler. Ancak tazminat talebi ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden kaynaklanıyorsa, hukuk mahkemelerindeki tazminat isteminde de ceza hukuku zamanaşımı süreleri tatbik edilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 72Kaynağı aç
MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir. II. Rücu isteminde

Tıbbi Hatalarda Hekimin Cezai Sorumluluğu

Hekimin kusurlu tıbbi müdahalesi hastanın vefatına sebebiyet verdiğinde Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesinde yer alan taksirle öldürme suçu gündeme gelir. İlgili madde uyarınca taksirle bir insanın ölümüne yol açan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin birden çok insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla şahsın ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması durumunda iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin edilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 85Kaynağı aç
Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.[35] İKİNCİ BÖLÜM Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar Kasten yaralama[36][37]

Tıbbi uygulamanın hastanın vücuduna acı vermesi veya sağlığının yahut algılama yeteneğinin bozulması sonucunu doğurması durumunda Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesinin birinci fıkrası gereğince taksirle yaralama suçu oluşur ve fail dört aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 89Kaynağı aç
Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.[45] (2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Vücudunda kemik kırılmasına, c) Konuşmasında sürekli zorluğa, d) Yüzünde sabit ize, e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır. (3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. (4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.[46] (5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz. İnsan üzerinde deney

Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesi kapsamında, kamu görevlisinin görev tanımına aykırı davranarak kişileri mağdur etmesi, kamuyu zarara uğratması veya haksız menfaat sağlaması halinde altı aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Kanunda ayrı bir suç olarak tanımlanan haller saklı kalmak kaydıyla, görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek bahse konu neticelere sebebiyet verilmesi halinde ceza üç aydan bir yıla kadar hapistir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 257Kaynağı aç
Madde 257- (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.) Göreve ilişkin sırrın açıklanması

Mesleki Sorumluluk Kurulu ve Ceza Soruşturması İzni

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesi uyarınca, 2547 sayılı Kanun'un 53. maddesine tabi olanlar ayrık olmak üzere kamu, özel sağlık kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde vazife yapan hekim, diş hekimi ve sağlık meslek mensuplarının mesleki icraları kapsamındaki muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin işlemleri sebebiyle yürütülecek ceza soruşturmalarında 4483 sayılı Kanun tatbik olunur. Soruşturma izni verme yetkisi Sağlık Bakanlığı nezdindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu'na ait olup Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz yoluna başvurulabilir.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek Madde 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

3359 sayılı Kanun'un Ek 18. maddesi uyarınca, kamu kurumları ile Devlet üniversitelerinde çalışan sağlık mensuplarının muayene, teşhis ve tedavi uygulamaları dolayısıyla idare tarafından ödenen tazminatın personele yansıtılması sürecinde rücu gerekip gerekmediğine ve tutarına Mesleki Sorumluluk Kurulu karar verir. Kurul, personelin görevini kötüye kullanıp kullanmadığını ve kusur durumunu gözeterek bir yıl zarfında değerlendirmesini tamamlar; Devlet üniversitelerinde görev yapanlar yönünden ise üniversite, Kurul kararını ve varsa görevi kötüye kullanmaya ilişkin kesinleşmiş mahkeme hükmünü dikkate alarak altı ay içinde nihai kararını tesis eder.

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesi uyarınca, sağlık mesleği icrası kapsamındaki tıbbi işlemlerden kaynaklanan soruşturma izni süreçlerinde 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 7. maddesinde öngörülen inceleme ve karar süreleri iki katı olarak tatbik edilir.

Tedaviyi Reddetme Hakkı ve Sağlıkta Şiddet Hükümleri

Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'nin 18. maddesi uyarınca tabip ve diş tabibi; acil yardım, resmî veya insani bir görevin yerine getirilmesi gereken durumlar ayrık olmak üzere, mesleki ya da kişisel nedenlerle hastaya bakmayı reddedebilir.

412578 sayılı TIBBİ DEONTOLOJİ NİZAMNAMESİ m. 18Kaynağı aç
Madde 18 – Tabip ve diş tabibi, acil yardım, resmi veya insani vazifenin ifası halleri hariç olmak üzere, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir.

Kamu veya özel sağlık kuruluşlarında çalışan personele karşı görevi dolayısıyla işlenen kasten yaralama, tehdit, hakaret ve engelleme suçlarında soruşturma işlemleri şikâyet aranmaksızın kolluk birimlerince doğrudan başlatılır; bu fiilleri işlediği iddia edilen şüpheliler hakkında tutuklama nedenlerinin bulunduğu kanunen varsayılır.

Yükseköğretim Kurumlarında Hasta Hakları ve Klinik Araştırmalar

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesi uyarınca, yükseköğretim kurumlarında vazifeli öğretim elemanlarının bilimsel yayınlarında hasta haklarına riayet etmemesi kınama disiplin cezasını gerektiren bir fiildir. İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda veya diğer klinik çalışmalarda mevzuat kurallarına aykırı hareket edilmesi de kınama cezası kapsamındadır.

2547 sayılı YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU m. 53Kaynağı aç
Madde 53 – a. (Değişik: 2/12/2016 – 6764/26 md.) Yükseköğretim Kurulu Başkanı üst kuruluşlar, rektörler ve bağımsız vakıf meslek yüksekokulu müdürlerinin (…)[48]; rektör, üniversitenin; bağımsız vakıf meslek yüksekokulu müdürü, bağımsız vakıf meslek yüksekokulunun; dekan, fakültenin; enstitü ve yüksekokul müdürleri, enstitü ve yüksekokulların; kadrosu bulunan uygulama araştırma merkezi ile bağımsız enstitü müdürleri, uygulama araştırma merkezi ile enstitünün; bu birimlerin genel sekreter veya sekreterleri de bağlı birim personelinin disiplin amirleridir. b. (Değişik: 2/12/2016 – 6764/26 md.) Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumlarının öğretim elemanlarına uygulanabilecek disiplin cezaları uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarıdır. (Ek cümleler: 15/4/2020-7243/7 md.) Öğretim elemanları dışında iş sözleşmesiyle çalışan personel 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesine tabidir. Memurlar hakkında ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 125 inci maddesi uygulanır.48 (1) (Değişik: 15/4/2020-7243/7 md.) Uyarma: Öğretim elemanına, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir. Uyarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır: a) Maiyetindeki elemanların yetiştirilmesinde özen göstermemek. b) Destek alınarak yürütülen araştırmalar sonucu yapılan yayınlarda destek veren kişi, kurum veya kuruluşlar ile bunların katkılarını belirtmemek. c) Görevin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak. d) Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak. (2) (Ek cümle: 15/4/2020-7243/7 md.) Kınama: Öğretim elemanına, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren fiiller şunlardır:[49] a) (Mülga: 15/4/2020-7243/7 md.) b) Resmi olarak ders vermekle yükümlü bulunulan öğrencilere özel ders vermek. c) (Mülga: 15/4/2020-7243/7 md.) d) Üniversite veya bağlı birimlerin sınırları içinde herhangi bir yeri kurumun izni olmadan hizmetin amaçları dışında kullanmak veya kullandırmak. e) Yayınlarında hasta haklarına riayet etmemek. f) İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda veya diğer klinik araştırmalarda ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranmak. g) İncelemek üzere görevlendirildiği bir eserde yer alan bilgileri eser sahibinin açık izni olmaksızın yayımlanmadan önce başkalarıyla paylaşmak. h) Bilimsel bir çalışma kapsamında yapılan anket ve tutum araştırmalarında katılımcıların açık rızasını almadan ya da araştırma bir kurumda yapılacaksa ayrıca kurumun iznini almadan elde edilen verileri yayımlamak. ı) Araştırma ve deneylerde, çalışmalara başlamadan önce alınması gereken izinleri yetkili birimlerden yazılı olarak almamak. j) Araştırma ve deneylerde mevzuatın veya Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin ilgili araştırma ve deneylere dair hükümlerine aykırı çalışmalarda bulunmak. k) Araştırmacılar veya yetkililerce, yapılan bilimsel araştırma ile ilgili olarak muhtemel zararlı uygulamalar konusunda ilgilileri bilgilendirme ve uyarma yükümlülüğüne uymamak. l) (Mülga: 15/4/2020-7243/7 md.) m) İçeriği itibarıyla şiddet veya nefret amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları teşhir etmek yahut kurumların herhangi bir yerine asmak.[50] n) Yükseköğretim kurumları içinde siyasi parti faaliyetinde bulunmak veya siyasi parti propagandası yapmak. o) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Görevin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, kusurlu davranmak. p) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Mevzuatta öngörülen bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemek. r) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Görevi sırasında amirine sözle saygısızlık etmek. s) (Ek:15/4/2020-7243/7 md.) Görevle ilgili resmi araç, gereç ve benzeri eşyayı özel işlerinde kullanmak, kaybetmek veya kusurlu davranışlarıyla bunlara zarar vermek. t) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) (İptal alt bent: Anayasa Mahkemesinin 28/12/2023 Tarihli ve E: 2020/55, K: 2023/228 Sayılı Kararı ile.) u) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Görevi gereği katılmakla yükümlü olduğu kurul ve toplantılara izinsiz veya özürsüz olarak bir yıl içinde birden fazla katılmamak. (3) Aylıktan veya ücretten kesme: Brüt aylıktan; veya ücretten bir defaya mahsus olmak üzere 1/30 ila 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır. Aylıktan veya ücretten kesme cezasını gerektiren fiiller şunlardır:[51] a) Yükseköğretim üst kuruluşları ile yükseköğretim kurumlarının organlarında yapılan konuşma ve alınan kararları, yetkili olmadığı halde organ veya üyelerinin aleyhinde davranışlara yol açmak maksadıyla dışarı yaymak. b) Kuruma ait araç, gereç, belge ve benzeri eşyayı görevin sona ermesine ve kurumca yazı ile istenmesine rağmen belirlenen süre içinde geri vermemek. c) Araştırma ve deneylerde, hayvanlara ve ekolojik dengeye zarar vermek. d) Bilimsel çalışmalarda, diğer kişi ve kurumlardan temin edilen veri ve bilgileri, izin verildiği ölçüde ve şekilde kullanmamak, bu bilgilerin gizliliğine riayet etmemek ve korunmasını sağlamamak. e) Bilimsel araştırma için sağlanan veya ayrılan kaynakları, mekânları, imkânları ve cihazları amaç dışı kullanmak. f) (Mülga: 15/4/2020-7243/7 md.) g) Bir araştırmanın sonuçlarını, araştırmanın bütünlüğünü bozacak şekilde ve uygun olmayan biçimde parçalara ayırıp birden fazla sayıda yayımlayarak bu yayınları akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak. h) Aktif katkısı olmayan kişileri yazarlar arasına dâhil etmek veya olan kişileri dâhil etmemek, yazar sıralamasını gerekçesiz ve uygun olmayan bir biçimde değiştirmek, aktif katkısı olanların isimlerini sonraki baskılarda eserden çıkartmak, aktif katkısı olmadığı hâlde nüfuzunu kullanarak ismini yazarlar arasına dâhil ettirmek. ı) Dayanaksız, yersiz ve kasıtlı olarak suç isnadında bulunmak. j) Hukuka aykırı olarak kurumun bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına kasten girmek veya orada kalmak. k) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Akademik atama ve yükseltmelere ilişkin başvurularda bilimsel araştırma ve yayınlara ilişkin yanlış veya yanıltıcı beyanda bulunmak. l) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Kasıtlı olarak; görevi tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek. m) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Özürsüz ve kesintisiz 3 – 9 gün göreve gelmemek. n) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Görev yeri sınırları içerisinde herhangi bir yerin toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz olarak kullanılmasına yardımcı olmak, bu yeri kullanmak veya kullandırmak. o) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Yasaklanmış her türlü yayını basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya teşhir etmek. (4) Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme: Devlet yükseköğretim kurumlarında görev yapan aylıklı öğretim elemanlarının bulundukları kademedeki ilerlemelerinin fiilin ağırlık derecesine göre bir ila üç yıl arasında durdurulması; vakıf yükseköğretim kurumları öğretim elemanlarının ise fiilin ağırlık derecesine göre üç ila altı ay süreyle brüt ücretinden 1/30 ila 1/8 arasında kesintiye gidilmesidir. Kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme cezasını gerektiren fiiller şunlardır:[52] a) Hizmet içinde resmi bir belgeyi tahrif etmek, yok etmek, gizlemek veya sahte olarak düzenlemek, sahte belgeyi bilerek kullanmak, kullandırmak. b) Görevi sebebiyle veya görevi sırasında doğrudan veya dolaylı olarak her ne ad altında olursa olsun menfaat sağlamak, iş sahiplerinden veya öğrencilerden borç para istemek veya almak. c) Kamu hizmetlerinin yürütülmesini engellemek, boykot ve işgal eyleminde bulunmak. d) Ders, seminer, konferans, laboratuvar, grafik çalışma ve sınav gibi öğretim çalışmalarının yapılmasına engel olmak; görevlileri, öğrencileri eğitim-öğretim alanı dışına çıkartmak; görev yapılmasına engel olmak; öğrencileri bu tür davranışlara teşvik etmek veya zorlamak ya da bu maksatla yapılacak hareketlere iştirak etmek. e) Basın-yayın veya bilişim sistemlerini kullanarak amiri, iş arkadaşları, personeli, hizmetten yararlananlar veya öğrencileri hakkında gerçeğe aykırı açıklamada veya haksız isnatta bulunmak veya rızaları olmaksızın özel hayatlarıyla ilgili açıklama yapmak. f) İnsanlarla ilgili biyomedikal araştırmalarda ve diğer klinik araştırmalarda ilgili mevzuat hükümlerine aykırı davranmak suretiyle kişilere zarar vermek. g) Bilimsel araştırmalarda gerçekte var olmayan veya tahrif edilmiş verileri kullanmak, araştırma kayıtları veya elde edilen verileri tahrif etmek, araştırmada kullanılmayan cihaz veya materyalleri kullanılmış gibi göstermek, destek alınan kişi ve kuruluşların çıkarları doğrultusunda araştırma sonuçlarını tahrif etmek veya şekillendirmek. h) Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, görevin gereklerine aykırı davranmak suretiyle kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak.52 ı) (Mülga: 15/4/2020-7243/7 md.) j) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Mükerrer yayınlarını akademik atama ve yükselmelerde ayrı yayınlar olarak sunmak. k) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek. l) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek. m) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) İlgili kanunların tanıdığı istisnalar dışında ticaret yapmak, yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak. n) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Görevi gereği öğrendiği ve gizli kalması gereken bilgi ve belgeleri açıklamak. o) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya hizmetten yararlananlara hakarette bulunmak veya bunları tehdit etmek. (5) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma: Akademik bir kadroya bir daha atanmamak üzere üniversite öğretim mesleğinden çıkarmadır. (Değişik cümle: 15/4/2020-7243/7 md.) Üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır: a) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Başkalarına ait özgün fikir, metot, veri veya eserleri bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendisine ait gibi göstermek. b) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Atama ve yükselmelerde, unvan veya derece kazanılmasında; anket uygulama, veri toplama gibi akademik değerlendirme içermeyen katkılar dışında kişisel emek ve birikimine dayanmayan, başkaları tarafından ücret karşılığında veya ücretsiz olarak üretilmiş yayın ve çalışmalar kullanmak. c) (Ek: 15/4/2020-7243/7 md.) Özürsüz veya izinsiz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek. (6) Kamu görevinden çıkarma: Kamu kurum ve kuruluşları ile vakıf yükseköğretim kurumlarında öğretim elemanı ve memur olarak bir daha atanmamak üzere kamu görevinden çıkarmadır. Kamu görevinden çıkarma cezasını gerektiren fiiller şunlardır:[53] a) (Değişik: 15/4/2020-7243/7 md.) Terör niteliğinde eylemlerde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek, kamu imkân ve kaynaklarını bu örgütler için kullanmak ya da kullandırmak. b) Amire, iş arkadaşlarına, personeline, hizmetten yararlananlara veya öğrencilerine fiili saldırıda veya cinsel tacizde bulunmak. c) Kamu hizmeti veya öğretim elemanı sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak. d) Uyuşturucu veya uyuşturucu olarak kabul edilen diğer uyarıcı maddeleri kullanmak, bulundurmak, başkalarına vermek, kullanılmasını özendirmek, satmak, imal etmek. e) Hukuka aykırı olarak kurumun verilerini elde etmek, kaydetmek, kullanmak, depolamak, dağıtmak, değiştirmek veya yok etmek. f) Kurumun bilişim sistemlerinin işleyişini kasten engellemek veya bozmak. c. (Değişik: 14/4/1982 – 2653/3 md.) Ceza soruşturması usulü: Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri ile yükseköğretim kurumları yöneticilerinin, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanlarının ve bu kuruluş ve kurumların 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlarının görevleri dolayısıyla ya da görevlerini yaptıkları sırada işledikleri ileri sürülen suçlar hakkında yetkili makamlarca inceleme başlatılabilir, inceleme sonucunda soruşturma açılmasına karar verilmesi ya da doğrudan soruşturma başlatılması hâlinde aşağıdaki hükümler uygulanır:[54] (1) İlk soruşturma: Yükseköğretim Kurulu Başkanı için, kendisinin katılmadığı, Milli Eğitim Bakanının başkanlığındaki bir toplantıda, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek en az üç kişilik bir kurulca, diğerleri için, Yükseköğretim Kurulu Başkanınca veya diğer disiplin amirlerince doğrudan veya görevlendirecekleri uygun sayıda soruşturmacı tarafından yapılır. Öğretim elemanlarından soruşturmacı tayin edilmesi halinde, bunların, hakkında soruşturma yapılacak öğretim elemanının akademik unvanına veya daha üst akademik unvana sahip olmaları şarttır. (2) Son soruşturmanın açılıp açılmamasına; a) Yükseköğretim Kurulu Başkan ve üyeleri ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri hakkında Danıştayın 2 nci Dairesi, b) Devlet ve vakıf yükseköğretim kurumu rektörleri, rektör yardımcıları ile üst kuruluş genel sekreterleri hakkında, Yükseköğretim Kurulu üyelerinden teşkil edilecek üç kişilik kurul,[55] c) Üniversite, fakülte, enstitü ve yüksekokul yönetim kurulu üyeleri, fakülte dekanları ve dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve yardımcıları ile üniversite genel sekreterleri hakkında, rektörün başkanlığında rektörce görevlendirilen rektör yardımcılarından oluşacak üç kişilik kurul, d) Öğretim elemanları, fakülte, enstitü ve yüksekokul sekreterleri hakkında üniversite yönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulacak üç kişilik kurul, e) 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memurlar hakkında, mahal itibariyle yetkili il idare kurulu, Karar verir. f) Yükseköğretim Kurulu ile üniversite yönetim kurullarınca oluşturulacak kurullarda görevlendirilecek asıl ve yedek üyeler bir yıl için seçilirler. Süresi sona erenlerin tekrar seçilmeleri mümkündür. (3) Son soruşturmanın açılıp açılmamasına karar verecek kurullar üye tamsayısı ile toplanır. Kurullara ilk soruşturmayı yapmış olan üyeler ile haklarında karar verilecek üyeler katılamazlar. Noksanlar yedek üyelerle tamamlanır. Diğer hususlarda bu Kanunun 61 inci maddesi hükümleri uygulanır. (4) Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri hakkında Danıştayın 2 nci Dairesinde verilen lüzum-u muhakeme kararına itiraz ile men-i muhakeme kararlarının kendiliğinden incelenmesi Danıştayın İdari İşler Kuruluna aittir. Diğer kurullarca verilen lüzum-u muhakeme kararına ilgililerce yapılacak itiraz ile men-i muhakeme kararları kendiliğinden Danıştay 2 nci Dairesince incelenerek karara bağlanır. Lüzum-u muhakemesi kesinleşen Yükseköğretim Kurulu ve Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyelerinin yargılanması Yargıtay ilgili ceza dairesine, temyiz incelemesi Ceza Genel Kuruluna, diğer görevlilerin yargılanmaları suçun işlendiği yer adliye mahkemelerine aittir. (5) Değişik statüdeki kişilerin birlikte suç işlemeleri halinde soruşturma usulü ve yetkili yargılama mercii görev itibariyle üst dereceliye göre tayin olunur. (6) Yükseköğretim Kurulu Başkanı ve rektörler hakkında 19/4/1990 tarihli ve 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarından dolayı yapılacak ceza soruşturmasında yukarıda belirtilen ceza kovuşturması usulü tatbik edilir. (Mülga cümle:15/4/2020-7243/7 md.) (…)[56] 3628 sayılı Kanun kapsamına giren suçlarından dolayı kanuni kovuşturma için gereken izin, Yükseköğretim Kurulu üyeleri ile Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkan ve üyeleri ve bu kuruluşların memurları (Üniversitelerarası Kurul memurları dahil) hakkında Yükseköğretim Kurulu Başkanından, üniversite yöneticileri ve öğretim elemanları ile memurlar hakkında üniversite rektörlerinden alınır.56 (7) İdeolojik amaçlarla Anayasada yer alan temel hak ve hürriyetleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü veya dil, ırk, sınıf, din ve mezhep ayrılığına dayanılarak nitelikleri Anayasada belirtilen Cumhuriyeti ortadan kaldırmak maksadıyla işlenen suçlarla bunlara irtibatlı suçlar, öğrenme ve öğretme hürriyetini doğrudan veya dolaylı olarak kısıtlayan, kurumların sükün, huzur ve çalışma düzenini bozan boykot, işgal, engelleme, bunları teşvik ve tahrik, anarşik ve ideolojik olaylara ilişkin suçlar ile ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde, yukarıda yazılı usuller uygulanmaz; bu hallerde kovuşturmayı Cumhuriyet Savcısı doğrudan yapar. (8) Bu Kanunda yer almamış hususlarda 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır.[57] Disiplin soruşturması ve savunma hakkı:

2547 sayılı Kanun'un 53. maddesi uyarınca, insanlarla ilgili klinik ve biyomedikal araştırmalarda mevzuata aykırı hareket ederek kişilerin zarara uğramasına yol açılması kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme disiplin cezasını gerektirir. Yükseköğretim üst kuruluşları başkan ve üyeleri, kurum yöneticileri, kadrolu ve sözleşmeli öğretim elemanları ile memurların görev sebebiyle veya görev esnasında işledikleri iddia edilen suçlar özel ilk ve son soruşturma usulüne tabidir; ancak ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri ile maddede sayılan anarşik ve ideolojik suçlarda bu usul uygulanmayıp soruşturma doğrudan Cumhuriyet savcılığınca yürütülür.

Aydınlatılmış onam formunun imzalatılması hekimi sorumluluktan bütünüyle kurtarır mı?

Onam belgesinin salt matbu bir form şeklinde imzalatılması hekimi hukuki sorumluluktan kurtarmaz; belgenin hastanın anlayabileceği bir dille kaleme alınması, tıbbi terimlerin açıklanması veya terimlerden arındırılması ve hastaya karar vermesi için düşünme süresinin tanınması şarttır.

Estetik operasyonlarda hekimin sorumluluğu genel tedavi uygulamalarından farklı mıdır?

Estetik müdahalelerde hukuki ilişki genel tedavi sözleşmelerinden farklı olarak eser sözleşmesi hükümlerine tabi tutulmakta olup hekim vekâlet ilişkisinden farklı şekilde hedeflenen sonucun meydana getirilmesini üstlenir; fen ve bilim kurallarına göre sonucun gerçekleşmesi mümkün değilse hastayı önceden uyarma borcu altındadır.

Devlet hastanesinde gerçekleşen tıbbi hatada doğrudan hekime tazminat davası açılabilir mi?

Kamu görevlisi olan hekimlerin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan davalar Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası gereği doğrudan hekime açılamaz; davanın idare aleyhine idare mahkemesinde tam yargı davası olarak ikame edilmesi zorunludur.

Adli yargıda görev yönünden reddedilen tam yargı davasında idareye ön başvuru gerekir mi?

Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddedilmesi sonrasında idari yargıda açılacak davalarda idareye ön başvuru şartı aranmaz.

Hekimler hakkında tıbbi işlemlerinden ötürü ceza soruşturması açılması hangi izne bağlıdır?

2547 sayılı Kanun m. 53 kapsamındakiler saklı kalmak üzere kamu veya özel sağlık kuruluşları ile vakıf üniversitelerindeki hekim ve sağlık çalışanlarının tıbbi işlemlerine yönelik ceza soruşturmaları Sağlık Bakanlığı bünyesindeki Mesleki Sorumluluk Kurulu'nun iznine tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu