Psikolojik Zarar ve Ruhsal Travma Tazminatı Koşulları

by Avukat Erdal Ersoy
Psikolojik Zarar ve Ruhsal Travma Tazminatı Koşulları

Sağlık hizmeti sunumunda ortaya çıkan hatalı teşhis, tedavi veya estetik operasyonlar neticesinde bireylerin yaşadığı psikolojik sarsıntılar ve ruhsal travmalar; olayın somut niteliğine göre haksız fiil sorumluluğu, sözleşmeye aykırılık ya da kişilik haklarının zedelenmesi temellerine dayanılarak maddi ve manevi tazminat taleplerine konu edilebilir. Bu tür hukuka aykırı fiiller bireyin onur, beden ve ruh bütünlüğü ile manevi varlığı üzerindeki zararlar kapsamında değerlendirilir.

Ruhsal Travmanın Maddi Tazminat Kapsamı

Ruhsal travmanın bedensel bütünlüğe verilen bir zarar olarak nitelendirildiği uyuşmazlıklarda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde belirtilen bedensel zarar kalemleri talep edilebilir. İlgili hüküm çerçevesinde bedensel zararlar; mağdurun katlandığı tedavi giderleri, yoksun kaldığı kazanç kaybı, çalışma gücünün kısmen ya da tamamen kaybedilmesinden doğan zararlar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklanan kayıplardan oluşur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 54Kaynağı aç
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi

Meydana gelen bedensel zararın kapsam ve boyutunun hüküm anında kesin olarak belirlenemediği durumlarda, 6098 sayılı Kanun'un 75. maddesi hâkime önemli bir takdir alanı sunar. Bu düzenleme gereğince hâkim, kararın kesinleşme tarihinden itibaren iki yıllık süre boyunca tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir. Bu olanak, travmaya dayalı zararların zaman içerisinde artması veya etkilerinin sonradan kesinleşmesi ihtimalinde zararın tam olarak karşılanmasını amaçlar.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 75Kaynağı aç
MADDE 75- Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı tutabilir. III. Geçici ödemeler

Manevi Tazminatın Hukuki Niteliği ve Belirlenme Ölçütleri

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi uyarınca bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda hâkim, olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde ise kanun koyucu, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilmesini düzenlemiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 56Kaynağı aç
MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. 2. Haksız rekabet
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/2450, K. 2025/928Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2024/2450 E.  ,  2025/928 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2365 E., 2024/1500 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/789 E., 2023/280 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin burun kenarından dudaklara inen çizgi nedeniyle davalı tarafından focus ultrason uygulaması yapıldığını, uygulamanın riskleri ve komplikasyonları hakkında bilgilendirilmediğini, müvekkilinin yüzünde yanık oluştuğunu, 1-2 ay sonrasında ise müvekkilinin yüzünde erime hissettiğini, derisinin elastikiyesini kaybettiğini, cilt kalitesini yitirdiğini, sonrasında müvekkiline davalının mezoterapi yapmayı önermesi üzerine 23.04.2019 tarihinde bu uygulamanın yapıldığını, ancak bu uygulamanın da işe yaramadığını, davalının operasyon öncesi tanı ve teşhis koyma ve müvekkili aydınlatma yükümlülüğü varken bu hususun ihlal edildiğini, davalının hastasının işlem sonrasında takibini yapmadığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 37.500,00 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin mesleki bilgisinin tüm icaplarını yerine getirdiğini, davacı tarafa uygulamış olduğu tüm tıbbi iş ve işlemleri ile müdahalelerinde kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının operasyonu ve operasyon sonrası takibinin tıbbi gerekçelere uygun gerçekleştirildiği ve davalı tarafın uygulama hatası ve kusuru olmadığı, davalı doktorun uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, TBK’nın 470 ve devamı maddeleri uyarınca edimi gereği gibi ifa etmiş sayılacağından zarar gördüğü iddiasında olan davacının ispat yükü altında olduğu zararını, illiyet bağını ve zarar verenin kusurunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Adli Tıptan rapor alınmadığını, yapılan işlemin eser sözleşmesine göre irdelenmesi gerektiğini, yapılan müdahale ve risklere dair dinlenen tanıkların gerekçede değerlendirilmediğini, dosyaya sunulmuş onam evrakı bulunmadığını, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğunu, değerlendirme hatası yapıldığını, taahhüt edilen sonuç ile gerçekleşen sonuç arasındaki durumun tartışılması gerekirken salt kusur olmadığı yönündeki raporun dikkate alınmasının mümkün olmadığını, raporun eser sözleşmesine uygun hazırlanamadığını, bilirkişinin raporunun objektif olmaktan uzak ve hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, raporda ameliyat için komplikasyon olduğu ve istenilen sonuca ulaşılamadığının kabul edildiğini, doktorun müvekkiline garanti verdiğini, sözleşmenin bu şekilde kurulduğunu, davalının hastasını takip etmediğini, davalının süresinden sonra sunduğu delillerin davalı lehine değerlendirildiğini, tanık beyanlarının kararda değerlendirilmediğini, dosyada risklere onam verildiğine dair bir kayıt olmadığını, gerekçede onam hususuna da değinilmediğini, tanık beyanlarında belirtildiği üzere davalının dosyadaki mevcut onamları prosedür olarak aldığını, olası komplikasyonlarının anlatılmadığını, dava konusu olayın hukuki niteliği tartışılmadan genel bilgiler verilerek bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulduğunu, sadakat borcu ve yüksek özen gösterme borcunun davalı tarafça ihlal edildiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı ile davalı arasında eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tıbbi zorunluluk sebebiyle gerçekleştirilen tedaviye ilişkin vekalet sözleşmesinden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlandığından meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise, aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. İş sahibinin ayıptan doğan hakları TBK'nın 475. maddesinde düzenlenmiştir. Bu haklar; sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim ya da ücretsiz onarım isteme hakları ile genel hükümlere göre tazminat isteme hakkıdır. Bunlardan ilk üçü, yani dönme, bedelden indirim ve ücretsiz onarım isteme hakları seçimlik haktır. Tazminat isteme hakkı ise iş sahibinin zarar görmesi şartıyla her üç seçimlik hakla birlikte istenebilir. Bu haklar sınırlı olarak sayılmış olduğu için bunlar genişletilemez. Dava konusu işlemin yapıldığı tarih ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ilk derece mahkemesince, uygulanan işlemin tıbbi kurallara uygun şekilde gerçekleştiği, işlem sonucunda belirgin kalıcı komplikasyon meydana gelmediği, yanak bölgesinde gelişen cilt yanığının gösterilecek özene rağmen meydana gelebilecek komplikasyon olduğu belirtilerek hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava reddedilmişse de; davacıya uygulanan işlemin niteliği itibariyle estetik operasyon olup eser sözleşmesi hükümlerine göre değerlendirilmesi gerekirken bu yönde değerlendirme içermeyen bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu halde mahkemece yapılacak iş; davalının eser sözleşmesi kapsamında sonuç taahhüdünü gerçekleştirip gerçekleştirmediği hususunda bilirkişi heyeti oluşturularak rapor alınması, sonuç taahhüdünün gerçekleşmemesi halinde davacının maddi tazminata ilişkin taleplerinin incelenerek ve manevi tazminata ilişkin de uygun bir miktarda rakam belirlenerek hüküm kurulması gerekirken Mahkemenin izah edilen kurallara aykırı kararının bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.03.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Hukuk düzeninde manevi tazminat bir ceza yaptırımı veya malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanması niteliğinde olmayıp; asıl işlevi kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerine yönelen saldırıyı gidermek, bozulan manevi dengeyi bir ölçüde eski haline getirmek ve bizzat çekilen acı ile elemi hafifletmektir. Zarar gören kişi, yaşadığı elem ve ızdırabın giderilmesi amacıyla öngördüğü tutarı belirterek talepte bulunabilir. Tazminat miktarı, zarara uğrayan kişide hedeflenen doyum ve manevi huzur etkisini sağlamak için gerekli olan ölçüde tespit edilir.

Maddi zararlardan farklı olarak manevi tazminatta kesin bir matematiksel hesaplama yapılamaz. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki takdir yetkisi çerçevesinde hâkim; somut olayın niteliğini, kusurun ağırlığını, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, paranın satın alma gücünü, zararın kalıcılığını ve mağdurun duyduğu veya ileride duyacağı elem ve ızdırabı gözeterek nesnel ölçülere göre gerekçelendirilmiş bir miktara hükmeder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. C. Genel nitelikli hükümler

Kişilik Hakkının Zedelenmesi ve Manevi Giderim Yolları

6098 sayılı Kanun'un 58. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişilik hakkı hukuka aykırı şekilde ihlal edilen kişi, maruz kaldığı manevi zararın giderilmesi gayesiyle parasal tazminat isteyebilir. Bireyin ruh sağlığı, vücut tamlığı, şeref ve özel yaşam alanı kişilik hakkı kapsamına dahil olduğundan, hatalı müdahaleler neticesinde ortaya çıkan psikolojik çöküntüler bu madde çerçevesinde ileri sürülebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 58Kaynağı aç
MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. 4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı

Kişilik hakkı tecavüze uğrayan mağdurun manevi tatmini yalnızca parasal tazminat ile sınırlandırılmamıştır. 6098 sayılı Kanun'un 58. maddesinin ikinci fıkrası gereğince hâkim, para yerine veya bu tazminatın yanında başka bir giderim biçimi belirleyebilir. Bu doğrultuda hâkim somut duruma göre özellikle haksız saldırıyı kınayan bir karar tesis edebilir ve bu kınama kararının yayımlanmasına hükmedebilir.

Estetik Operasyonlarda Eser Sözleşmesi ve Ayıp Sorumluluğu

Estetik amaçlı tıbbi müdahaleler, klasik hekimlikteki vekâlet ilişkisinden farklı olarak 6098 sayılı Kanun'un 470. maddesi kapsamında eser sözleşmesi niteliğinde kabul edilir. Vekâlet akdinde yalnızca özenli bir iş görme borcu bulunurken, eser sözleşmesinde hekim veya klinik belli bir sonucu meydana getirmeyi ve kişiye sağlıklı bir estetik görünüm kazandırmayı taahhüt eder. Bu kapsamda yüklenici hekim, kullandığı yöntem ne olursa olsun ortaya çıkan eseri ayıpsız şekilde meydana getirmekle yükümlüdür.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2021/4602, K. 2022/3189Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2021/4602 E.  ,  2022/3189 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Tüketici Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik tıbbı müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Davacı vekili, müvekkilinin burnundan estetik operasyon yaptırmaya karar verdiğini ve operasyondan önce gerekli tetkik ve tahlillerin yapılarak davalı tarafından 11/06/2011 tarihinde ilk operasyonun gerçekleştirildiğini, ancak müvekkilinin şikayetlerinin giderilmemesi nedeni ile 08/05/2013 tarihinde ikinci bir operasyonun daha gerçekleştirildiğini, ancak ikinci operasyondan sonra müvekkilinin durumunun iyileşmek yerine daha kötüye gittiğini, Almanya’da yaşayan müvekkilinin oradaki doktorlara başvurduğunu ve burnun ek kıkırdak yardımı ile yeniden yapılandırılması gerektiğini bildirdiklerini, dilekçe ekinde yurt dışında tespit edilen durumun giderilmesi için yapılan operasyonun ayrıntıları ve masraflarının sunulduğunu belirterek, gerekli özen yükümlülüğünü yerine getirmeyen davalıdan hatalı ameliyatların sonuçlarının giderilmesi için yapılan masraflara karşılık 10.000 Euro ve ruhsal sağlığını yitiren müvekkili için 20.000 Euro manevi tazminat bedelinin tahsilini talep etmiştir. Davalı süresinde cevap dilekçesi sunmamış, yargılama sürecindeki beyanlarında ise; yapılan işlemde bir kusurunun bulunmadığını, davacıya gerekli bilgilendirmenin yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece, dosya kapsamında alınan 26/08/2019 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak davalının uygulamasının tıbbi standartlara uygun olarak gerçekleştirildiği, davacının şikayetlerinin burun ameliyatlarından sonra görülebilecek şikayetler olduğu, davalının belirtilen şikayetlerde bir kusurunun bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, bu karar davacı vekilince istinaf edilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi, dosya kapsamında alınan 26/08/2019 tarihli raporun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olduğu ve 12/06/2011 tarihli aydınlatılmış onam formunda operasyonun olası sonuçları hakkında davacının bilgilendirildiği gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiş, bu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir. Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nun 356/1 (TBK'nun 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yerel mahkemece, genel cerrahi ve adli tıp uzmanı, plastik cerrahi uzmanı ve hukukçu bilirkişiden alınan 26/08/2019 tarihli raporda davacı şikayetlerinin, herhangi bir tıbbi ihmal ve kusura izafe edilemeyen komplikasyon olarak değerlendirildiği açıklanmış, bu rapor yerel mahkemece ve bölge adliye mahkemesince denetime elverişli olduğu belirtilerek davacının talepleri reddedilmiş ise de, eser sözleşmesi hükümlerine göre yüklenicinin sonuç taahhüdü olup, ayıptan sorumluluğu için kusurlu olmasının zorunlu olmadığı değerlendirilmediğinden raporun hükme yeterli olduğunun kabulü mümkün değildir. Bölge Adliye Mahkemesince aydınlatılmış onama formunda davacıya bilgilendirmenin yapıldığı belirtilmiş ise de; davacıdan alınan 12/06/2011 tarihli aydınlatılmış onam formunda davacı tarafından yazılıp paraf edilmesi gereken kısımların boş olduğu, komplikasyonlar arasında ‘’ nadir olarak burun tıkanıklığının tekrarlaması nedeniyle ileride başka bir ameliyat gerekebilir.’’ aydınlatması dışında, davacının şikayetlerini kapsayan bir aydınlatmanın yerine getirilmediği, aynı aydınlatılmış onam formunu imzalayan hekimin ise, davalı … değil dava dışı Serdar Öztürk olduğu, 08/05/2013 tarihli ikinci operasyon için ise, aydınlatılmış onam formu bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu haliyle aydınlatmanın da yeterli olduğundan söz edilemez. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın üniversitelerin plastik ve rekonstrüktif cerrahi ve kulak burun boğaz rinoplasti uzmanı öğretim üyelerinden oluşturulacak bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği gözönünde tutularak; estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporuna itibar edilerek davanın redi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK 373. madde hükümleri gözetilerek dosyanın İlk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ise bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 08.06.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Eser sözleşmesinde yüklenicinin 6098 sayılı Kanun'un 475. maddesine göre ayıptan sorumlu tutulabilmesi için ayrıca kusurlu olması şartı aranmaz. Yapılan estetik müdahalenin kararlaştırılan amaca ulaşıp ulaşmadığı ve ayıplı yapılıp yapılmadığı esas alınır. İş sahibi ayıba karşı sözleşmeden dönme, bedelden indirim veya ücretsiz onarım seçimlik haklarından birini kullanabileceği gibi, zarar görmesi şartıyla genel hükümlere göre tazminat talep etme hakkını da bu haklarla birlikte ileri sürebilir.

Avrupa Biyotıp Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca estetik operasyonlar dahil olmak üzere sağlık alanındaki her türlü müdahalenin mesleki yükümlülüklere ve tıbbi standartlara uygun yapılması zorunludur. Tıbbi standart; hekimin amacına ulaşması için gerekli, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarını kapsar. Estetik müdahale sonrasında yaşanan komplikasyon ve görünüm bozukluğunun yanı sıra ortaya çıkan ruhsal sıkıntılar ve bozulan psikolojiye dair iddialar, kişinin mesleki gelir ve yaşam koşullarıyla birlikte manevi tazminat talebinde değerlendirilebilir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/3906, K. 2025/315Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/3906 E.  ,  2025/315 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1151 E., 2023/1228 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 4. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2022/124 E., 2023/289 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı hastanede meme büyütme ameliyatı olduğunu, işlem sırasında kalçasından yağ alınarak sorunlu bölgeye aktarıldığını, ameliyattan sonra müvekkilinin sol bacağında his ve hareket kaybı yaşadığını, ameliyatın gerçekleştiği yer olan davalı hastanenin doktorları tarafından ameliyatta kalçadan yağ alınması sırasında bacağa giden sinirlere zarar verildiğini, bu yüzden bacakta sorun olduğunu, siyatik sinir lezyonu tanısı konulduğunu, siyatik sinir sisteminin ağır hasar gördüğünü belirterek, şimdilik 2.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın 13/09/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı Özel Sağlık Hizmet Tic. A.Ş. vekili; davacının operasyonunun başarıyla gerçekleştirildiğini, davacıda gelişen şikayetin operasyona bağlı olduğunun sabit olmadığını, şikayetin kalıcı olmayıp davacının maddi ve manevi zararının bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı …; davacıda ortaya çıkan sol ayakta oluşan his azalması ve hareket kısıtlılığının uygulanan cerrahi işleme bağlı oluşmadığını, yapılan tahlillerde sol siyatik sinirde ödem etkilenme olduğunun saptandığını, bunun bacak yan kısmında yüzeyel yağ alımına bağlı oluştuğuna dair bir bulgu ya da raporun bulunmadığını, davalının tedavisinin tam olarak tamamlanmadığını, maluliyet yaratıp yaratmayacağının tespiti için sürecin çok erken olduğunu belirtmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirkete ait hastanede davalı doktor tarafından davacıya bilateral meme büyütme ameliyatı yapıldığı, ameliyat tekniğinin tıbben uygun olduğu, davacıya intramusküler dikloron enjeksiyon yapıldığı, ortaya çıkan nörolojik defesit ile karakterize klinik durumun enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu, dava konusu olayda enjeksiyon tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delilin tanımlanmadığı, operasyonun hukuka uygun bir şekilde yapıldığı, operasyon öncesinde operasyonla ilgili olabilecek komplikasyonlar konusunda davacının bilgilendirildiği, tedaviyi düzenleyen hekimin ve enjeksiyonu uygulayan sağlık personelinin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, operasyon sonrası davacıda oluşan komplikasyonlar nedeniyle davacının maddi ve manevi tazminata yönelik taleplerinin sübut bulmadığı gerekçesiyle davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Hükme esas alınan bilirkişi raporuna itirazları dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, b. 16/12/2022 tarihli Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını beyan ederek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi niteliğinde estetik müdahaleyi kapsayan hukuki ilişki bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı iş sahibi-hasta, davalılardan hekim müdahaleyi gerçekleştiren, diğer davalı ise hastane işletmecisidir. Davacıya uygulanan işlemin estetik yönü ağır basan bir ilişki olduğu dosya kapsamından ve davalının beyanlarından da anlaşılmaktadır. Estetik müdahalelerde yüklenici, somut olayda hastane ve hekim hastanın istediği sonucu elde etmesini garanti etmektedir. Esasında eser sözleşmesiyle tedavi sözleşmesinin farkı da sonucun garantisiyle ilgilidir. Estetik müdahale, sonucu garanti edilen bir sözleşmedir. Diğer yandan yüklenicinin borçları TBK'nın 471. maddesinde düzenlenmiş olup, "(1) Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. (2) Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır." denilmiş olup, yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır. Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin/hastane işleticisinin) sorumluluğundadır. 3. Diğer yandan, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Avrupa Biyotıp Sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya hastane ortamında tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standartın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki estetik müdahalelerde de uygulanacağının kabulü zorunludur. 4. Ameliyat ve dava tarihinde yürürlükte olan TBK’nın 56. maddesinde; "Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir” düzenlemesi mevcuttur. Zarar görene tanınmış olan manevi tazminat hakkı, kişinin sosyal, fiziksel ve duygusal kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda öngörülen bir tazminat türüdür. Amacı ise kişinin, hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, kişinin duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar vereni bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkoyması gibi olguları karşıladığı bir gerçektir. Manevi tazminat, kişinin çekmiş olduğu fiziksel ve manevi acıları dindirmeyi, hafifletmeyi amaçlar. Bu tazminat bizzat yaşanan acı ve elemin karşılığıdır. Bu tazminat türü, kişinin haksız eylem sonucu duyduğu acı ve elemin giderilmesini amaçladığı için, zarar gören kişi, öngördüğü miktarı belirleyerek istemde bulunabilir. Maddi zararda olduğunun aksine manevi tazminatta kesin bir hesabın yapılması olanaksızdır. Bunun için miktarı, somut olayın özelliği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak TMK’nın 4. maddesi uyarınca hakim tarafından takdir ve tayin edilir. Hakim, manevi tazminatın miktarını belirlemede geniş bir yetkiye sahiptir. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim, bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir. Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir. 5. Yukarıda yer verilen ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesince, Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu raporunda bilateral meme büyütme ameliyatının kişinin isteğine bağlı yapılabileceği, ameliyat tekniğinin tıbben uygun olduğu, kişiye intramusküler dikloron enjeksiyon yapıldığının tıbbi kayıtlardan anlaşıldığı, ortaya çıkan nörolojik defisit ile karakterize klinik durumun laboratuvar ve klinik bulgular birlikte değerlendirildiğinde; enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, dava konusu olayda enjeksiyon tekniğinin yanlışlığına ya da uygulanan bölgenin uyumsuzluğuna dair herhangi bir tıbbi delil tanımlanmadığı, intramuskuler enjeksiyon uygulamalarında enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyon olarak nitelendirildiği, komplikasyonun tanı ve tedavisine yönelik gerekli girişimlerin yapılmış olduğu dolayısıyla tedaviyi düzenleyen hekimin ve enjeksiyonu uygulayan sağlık personelinin eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğunun bildirildiği ve hükme esas alınan rapor doğrultusunda dava reddedilmişse de; taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu, yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde davacının meme büyütme ile ilgili isteminin yüklenici tarafından daha güzel bir görünüme kavuşturulacağı yönünde bir garanti verilmesi ve müdahale sonrası sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi niteliğinde olduğu, ancak yapılan ameliyat sonrasında taahhüt edilen sonucun sağlıklı şekilde gerçekleşmediği, davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşılmakla, dava konusu tıbbi müdahalenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetilmesine rağmen bu hususta değerlendirme içermeyen bilirkişi raporuna dayanılması hatalı olmuştur. 6. Somut olayda, davacıya estetik yönden garanti verilmiş, ancak tam olarak sağlıklı bir şekilde edimler yerine getirilmemiştir. Davalılar illiyet bağını kesen geçerli bir savunmada bulunmadıkları gibi, davacının kusurunu da kanıtlayamamışlardır. Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalıların sorumlu olduğu kabul edilerek davacının maddi tazminatla ilgili istek kalemleri açıklattırılıp, deliller toplanıp maddi ve manevi tazminat yönünden somut olayın özelliklerine, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre araştırma ve inceleme yapıp karar vermekten ibaret olmalıdır. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Aydınlatılmış Onam Eksikliği ve Komplikasyon Yönetimi

Tıbbi müdahale öncesinde hekimin hastayı uygulanacak işlem, alternatif yollar, muhtemel neticeler ve olası riskler hususunda tam olarak aydınlatması ve geçerli rızasını alması zorunludur. Hastanın bilgilendirilmemesi veya rızasının gereği gibi temin edilmemesi durumunda, ortaya çıkan netice bir tıbbi komplikasyon olsa dahi hukuka aykırılık devam eder. Yüklenici hekim komplikasyon halinde hem aydınlatma borcunu hem de komplikasyon yönetimini kurallara uygun biçimde yürütmekle yükümlüdür; aksi halde ruhsal ve bedensel zararlardan ötürü tazminat sorumluluğu doğar.

Yargı Kolunun Belirlenmesi ve Arabuluculuk Şartı

Sağlık hizmetinden doğan tazminat taleplerinde davanın hangi yargı yolunda açılacağı, hizmeti sunan tarafın hukuki yapısına göre belirlenir. Özel klinik, özel hastane veya serbest çalışan hekimlerle olan uyuşmazlıklarda tüketici mahkemeleri görevli olurken; kamu hastanelerinde yürütülen kamu hizmetindeki kusurlar idarenin hizmet kusurunu teşkil ettiğinden idari başvuru aşamaları ve idari yargıda tam yargı davası gündeme gelir.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca, tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan evvel arabuluculuk yoluna başvurulmuş olması kural olarak dava şartıdır. Dolayısıyla özel sağlık kurumlarına ve hekimlere karşı açılacak davalar öncesinde arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekmektedir.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 73/AKaynağı aç
MADDE 73/A- (Ek:22/7/2020-7251/59 md.) (1) Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Şu kadar ki, aşağıda belirtilen hususlarda dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz: a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar (2) 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin onbirinci fıkrası tüketici aleyhine uygulanmaz. (3) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya tarafların anlaşmaları ya da anlaşamamaları hâlinde tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Ancak belirtilen hâllerde arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin Birinci Kısmına göre iki saatlik ücret tutarını geçemez. (4) Arabuluculuk faaliyeti sonunda açılan davanın tüketici lehine sonuçlanması hâlinde arabuluculuk ücreti, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre davalıdan tahsil olunarak bütçeye gelir kaydedilir. Üretimin veya satışın durdurulması ve malın toplatılması

Dava şartı arabuluculuk kuralının istisnaları 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesinde düzenlenmiştir. Tüketici hakem heyetinin görev alanına giren başvurular, bu heyetlerin kararlarına karşı yapılan itirazlar, Kanun'un 73. maddesinin altıncı fıkrası ile 74. maddesinde sayılan davalar ve taşınmazın aynından kaynaklanan uyuşmazlıklar arabuluculuk dava şartına tabi değildir. Ayrıca 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin on birinci fıkrası tüketici aleyhine tatbik edilemez.

Psikolojik travmaya bağlı maddi tazminat neleri kapsar?

Ruhsal travmanın bedensel zarar sayıldığı hallerde 6098 sayılı Kanun'un 54. maddesi uyarınca tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar maddi tazminat olarak talep edilebilir.

Manevi tazminat miktarı hangi ölçütlere göre tayin edilir?

Manevi tazminat miktarında matematiksel bir formül uygulanmaz; 4721 sayılı Kanun'un 4. maddesi gereğince hâkim olayın özelliklerini, kusur derecesini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, paranın alım gücünü ve duyulan ızdırabı dikkate alarak tatmin sağlayacak nesnel bir miktarı takdir eder.

Estetik operasyondaki kusur tazminat için zorunlu mudur?

Estetik müdahaleler eser sözleşmesi kapsamında kabul edildiğinden, 6098 sayılı Kanun'un 475. maddesi gereğince hekimin veya yüklenicinin ayıptan sorumlu tutulması için ayrıca kusurlu olması şart aranmaz; sonucun ayıpsız ortaya çıkması esastır.

Bedensel zararın kapsamı sonradan değişirse karar uyarlanabilir mi?

6098 sayılı Kanun'un 75. maddesi uyarınca, bedensel zararın boyutu hüküm anında tam belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden itibaren iki yıl içinde tazminat hükmünü değiştirme hakkını saklı tutabilir.

Özel hastaneye dava açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mudur?

6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen sağlık hizmeti uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulması kural olarak dava şartıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu