Psikiyatri Tedavisinde Hekim Hatası ve Hasta Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Psikiyatri Tedavisinde Hekim Hatası ve Hasta Hakları

Ruh sağlığı hizmeti sunulurken muayene, tanı koyma, psikofarmakolojik ilaç planlaması, klinik gözlem, kriz yönetimi, hastaneye yatırma veya taburcu etme kararları ile hastanın mahremiyet alanına riayet edilmesinde tıbbi standartların dışına çıkılması neticesinde bir zarar meydana gelmesi psikiyatri alanında hekim hatasını oluşturur. Hasta Hakları Yönetmeliği hükümleri kamuya ve özele ait bütün sağlık kuruluşlarında geçerli olup psikiyatri hastaları da diğer bireyler gibi tedavisi hakkında aydınlatılma, bilgilendirilmiş rıza verme, kişisel mahremiyetin gözetilmesini isteme, sağlık kayıtlarına ulaşabilme, tedaviyi reddetme ve hukuka aykırılıklar karşısında idari ya da adli mercilere başvurma yetkisine sahiptir.

Tıbbi Hata ile Komplikasyon Ayrımı ve İlliyet Bağı

Psikiyatri tedavisinde her klinik kötüleşme, hastaneye yatış, ilaç yan etkisi, tedaviye cevap alınamaması veya intihar girişimi kendiliğinden hekim hatası anlamına gelmez. Ruhsal hastalıkların dalgalı seyredebilmesi, kimi durumlarda tedaviye direnç gelişebilmesi, ilaçların kişiden kişiye farklı etki gösterebilmesi veya kriz dönemlerinin yaşanabilmesi sebepleriyle, hekimin özenli bir uzmandan beklenen dikkat ve özeni gösterip göstermediği incelenir.

Psikiyatriye ilişkin tazminat uyuşmazlıklarında yalnızca ortaya çıkan olumsuz neticeye bakılarak sorumluluk tayini yapılmaz. Başvurunun ilk anından itibaren hastanın nasıl muayene edildiği, tanının dayandığı gerekçeler, reçete edilen ilaçların klinik amaçları, intihar ve şiddet risk analizlerinin usulünce yapılıp yapılmadığı, tıbbi dosya kayıtlarının eksiksizliği ile iddia edilen zarar ile tıbbi eylem arasındaki illiyet bağı ayrıntılı biçimde değerlendirilir.

İlaç Düzenlemesi ve İntihar Riskinde Özen Yükümlülüğü

Psikiyatrik ilaç uygulamalarında hatalı etken madde seçilmesi, doz ayarlamasının tıbbi kurallara aykırı yapılması, tehlikeli etkileşimlerin atlanması, yan etkilerin takip edilmemesi ya da ilacın aniden kesilmesi hekimin sorumluluğunu doğurabilir. Özellikle ağır yan etki potansiyeli taşıyan ilaçların kullanımında hastanın ayrıntılı şekilde aydınlatılması zorunludur.

İntihar eylemleri tıbben her koşulda mutlak surette engellenebilir nitelikte olmadığından, bir hastanın intihar etmesi veya intihara kalkışması tek başına hekime kusur yüklenmesini haklı kılmaz. Buna karşın, klinik gözlemde belirgin risk işaretleri saptanan bir hastada hekimin bu tehlikeyi değerlendirmesi, sağlık kayıtlarına işlemesi, kriz planı oluşturması veya hastaneye yatış gibi koruyucu klinik tedbirleri alması gerekir.

Koruma Amacıyla Özgürlüğün Kısıtlanması ve Zorunlu Yatış

Türk Medenî Kanunu'nun 432. maddesi gereğince; akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık ya da serserilik nedenlerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması halinde tedavisi, eğitimi veya ıslahı amacıyla uygun bir kuruma yerleştirilebilir veya orada alıkonulabilir. Bu değerlendirmede ilgilinin çevresine getirdiği külfet de dikkate alınır. Görevlerini yerine getirirken bu sebeplerden birini öğrenen kamu görevlileri vaziyeti gecikmeksizin yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür; kısıtlanan kişinin durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılması kanuni zorunluluktur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 432Kaynağı aç
Madde 432- Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalık veya serserilik sebeplerinden biriyle toplum için tehlike oluşturan her ergin kişi, kişisel korunmasının başka şekilde sağlanamaması hâlinde, tedavisi, eğitimi veya ıslahı için elverişli bir kuruma yerleştirilir veya alıkonulabilir. Görevlerini yaparlarken bu sebeplerden birinin varlığını öğrenen kamu görevlileri, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. Bu konuda kişinin çevresine getirdiği külfet de göz önünde tutulur. İlgili kişi durumu elverir elvermez kurumdan çıkarılır. B. Yetki

Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması kararı verilirken ilgili kişiye kısıtlama nedenlerinin açıklanması ve karara karşı denetim makamına itiraz edebileceğinin yazılı olarak hatırlatılması şarttır. Türk Medenî Kanunu'nun 436. maddesi uyarınca kuruma yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına ya da kurumdan salıverilme isteminin reddine yönelik en geç on gün içinde denetim makamına itiraz edebileceği derhal yazılı olarak bildirilir. Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, madde bağımlılığı veya ağır bulaşıcı hastalık varlığında özgürlüğün kısıtlanmasına ancak resmî sağlık kurulu raporu temin edildikten sonra karar verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 436Kaynağı aç
Madde 436- Koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanması, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa tâbidir: 1. Karar verilirken ilgilinin bunun sebepleri hakkında bilgilendirilmesi ve karara karşı denetim makamına itiraz edebileceğine yazılı olarak dikkatinin çekilmesi zorunludur. 2. Bir kuruma yerleştirilen kişiye, alıkonulma kararına veya kurumdan çıkarılma isteminin reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına itiraz edebileceği derhal yazılı olarak bildirilir. 3. Mahkeme kararını gerektiren her istem, gecikmeksizin yetkili hâkime ulaştırılır. 4. Yerleştirme kararı veren vesayet makamı veya hâkim durumun özelliklerine göre bu istemin görüşülmesini erteleyebilir. 5. Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, ağır tehlike arzeden bulaşıcı hastalığı olanlar hakkında, ancak resmî sağlık kurulu raporu alındıktan sonra karar verilebilir. (Mülga cümle:6/12/2019-7196/53md.) (…) 6. (Ek:6/12/2019-7196/53md.) (Değişik:2/3/2024-7499/7 md.) Resmî sağlık kurulu raporunun alınabilmesini temin amacıyla; kişinin vücudundan kan veya benzeri biyolojik örneklerle kıl, tükürük, tırnak gibi örnekler alınabilir, kişiye gerekli tıbbi müdahaleler yapılabilir ve gerektiğinde kişi, hekim ön raporu üzerine en fazla yirmi gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilir. Hekim ön raporu üzerine verilen yerleştirme kararı derhâl ilgiliye ve yakınlarına bildirilir. İlgili veya yakınları, bu karara karşı bildirimden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir, yapılan itiraz kararın icrasını durdurmaz. İtiraz denetim makamınca ivedilikle karara bağlanır. 7. (Ek:6/12/2019-7196/53md.) Bu madde kapsamında alınan kararların icrası için gerektiğinde ilgili kişi hakkında zor kullanılabilir ve sağlık görevlilerinden gerekli tıbbi yardım alınabilir. II. Yargılama usulü

Resmî sağlık kurulu raporunun hazırlanabilmesini sağlamak amacıyla kişinin vücudundan biyolojik örnekler alınabilir, tıbbi müdahaleler gerçekleştirilebilir ve hekim ön raporuna dayanılarak kişi en fazla yirmi gün süreyle sağlık kuruluşuna yerleştirilebilir. Bu yerleştirme işlemi derhal ilgiliye ve yakınlarına duyurulur; ilgili veya yakınları bildirimden itibaren on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir, ancak yapılan itiraz yerleştirme kararının icrasını durdurmaz. Kararların yerine getirilmesi sırasında lüzumu halinde zor kullanılabilir ve sağlık personelinden tıbbi destek alınabilir.

Tıbbi Kayıtlara Erişim, Mahremiyet ve Çocuk Hastaların Hakları

Hasta Hakları Yönetmeliği çerçevesinde her hasta, klinik durumunu gösteren sağlık dosyası ve evraklarını bizzat inceleme veya yasal temsilcisi ya da vekili vasıtasıyla inceleyip suret alma hakkına sahiptir. Bunun yanı sıra 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca sağlık ve cinsel yaşama ait veriler özel nitelikli kişisel veri sayıldığından, ilgilinin açık rızası bulunmaksızın veya kanunda öngörülen sağlık hizmetlerinin yürütülmesine dair meşru sebepler haricinde bu bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılması hukuka aykırıdır.

Çocuk ve ergen psikiyatrisi uygulamalarında kural olarak kanuni temsilcinin onamı ve katılımı aranır. Bununla birlikte çocuğun üstün yararı temel hareket noktası olup idrak gücü ve gelişimsel olgunluğu ölçüsünde çocuğun görüşünün alınması ve tedavi süreçlerine dahil edilmesi gerekir.

Kamu Hastanelerinde Hizmet Kusuru ve Danıştay Kararları

Kamu idaresinin yürütmekle yükümlü olduğu sağlık hizmetinin kuruluşunda, teşkilatlanmasında veya işleyişindeki nesnel aksaklık, bozukluk veya boşluklar hizmet kusurunu oluşturur. Danıştay 10. Dairesi'nin 2024/3260 Esas ve 2025/141 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere; kamu görevlilerinin idari tasarrufta bulunurken mevzuat ve hizmet kurallarına aykırı olarak resmi görev ve yetkilerinden yararlanarak meydana getirdikleri eylemler görev kusuru mahiyetinde idarenin hizmet kusurunu teşkil eder.

Danıştay 10. Daire, E. 2024/3260, K. 2025/141Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2024/3260 E.  ,  2025/141 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2024/3260 Karar No : 2025/141 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … DİĞER DAVACILAR : 1- … 2- … VEKİLİ: Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri Av. … İSTEMLERİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, davacı … ve davalı idare tarafından aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar vekili tarafından, müvekkili …'un … Şehir Hastanesinde tedavi görmekte iken, 14/02/2020 tarihinde yüksekten düşerek engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık … için 150.000,00 TL (miktar artırımı ile 7.794.953,00 TL) maddi ve 70.000,00 TL (miktar artırımı ile 4.000,000,00 TL) manevi, … için 15.000,00 TL, … için 15.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 7.794.953,00 TL maddi ve 4.030.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 14/02/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dava dosyasına sunulan raporlar doğrultusunda davacı …'un … Şehir Hastanesinde yüksekten düşerek yaralanması ve engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu anlaşıldığından, davacı …'un güç ve efor kaybından kaynaklanan zararı nedeniyle 7.794.953,00 TL maddi tazminatın ödenmesi gerektiği, manevi tazminat yönünden ise, yaşadıkları üzüntü ve sıkıntılar nedeniyle, davacı …'a 1.000.000,00 TL; davacılar (ablaları) … ve …'ye takdiren ayrı ayrı 15.000,00 TL olmak üzere toplam 30.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi, hükmedilen bu tutarların (toplam 1.030.000,00 TL) idareye başvuru tarihinden (09/11/2020) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesice; uyuşmazlıkta; davacılar vekili tarafından ileri sürülen hususlar davanın manevi tazminat talebinin reddine yönelik kısmının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, davacılar vekilinin manevi tazminata yönelik istinaf isteminin reddi gerektiği sonucuna varıldığı, hastanın yapılan tüm muayenelerinde intihar düşüncesi kaydı bulunmadığı, uygun takip ve tedaviye başlanıldığı ve sürdürüldüğü, bu hususta taraflar arasında çekişme bulunmadığı, zararı doğuran olayın; hastanın, bilinci açık, oryante, koopere ve iletişiminin iyi olması gözetilerek bağlama ihtiyacı duyulmaksızın, intörn doktor, taşıma personeli ve güvenlik personeli refakatinde götürülürken ani olarak geliştiği göz önünde bulundurulduğunda ilgili hekim veya yardımcı sağlık/güvenlik personeline kusur izafe edilemeyecek ise de; davalı idarece, dosya kapsamına göre, hastanın düştüğü yaklaşık 14 metre yüksekliğe ulaşan boşluk nedeniyle oluşabilecek zararlara karşı herhangi bir önleyici / engelleyici tedbirin öngörülmediği / alınmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin bu yönü ile hizmet kusurunun bulunduğu ancak olayın davacı hastanın ani olarak gelişen iradi hareketi ile meydana geldiği, davacı hastanın kaçmak isterken tedbirsiz ve dikkatsiz davranmak sureti ile kusurlu olduğu, davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta bulunmadığı hususları dosya kapsamında bulunan diğer bilgi ve belgelerle birlikte bütün olarak değerlendirildiğinde, olayda, davalı idarenin %10 ve davacı tarafın ise %90 oranında müterafik kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı, Mahkemece yaptırılan hükme esas alınabilecek nitelikte bulunan hesap bilirkişi raporu ile davacı … için güç ve efor kaybı oranına göre geçici ve sürekli iş göremezlik nedeniyle maddi tazminat tutarının 7.794.953,00 TL olarak hesaplandığı, olayda tarafların müterafik kusur oranı dikkate alındığında, davalı idarenin %10 kusur oranına göre 779.495,30 TL tutarında maddi tazminatın 09/11/2020 olan başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte anılan davacıya ödenmesi gerektiği fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin ise reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı, davacı …'un yaşadığı olaydan (maluliyet, entübe olduğu ve uzun süre yoğun bakımda kaldığı) duyduğu elem ve ızdırabın karşılığı olarak takdiren 100.000,00 TL manevi tazminatın başvuru tarihi olan 09/11/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece anılan davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı, diğer yandan, davacılar … ve … için Mahkemece belirlenen manevi tazminat tutarının usul ve yasaya uygun bulunmakla; davalı idare vekilinin bu davacılara yönelik istinaf isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun reddine, davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacı … vekili tarafından, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında, hastane içerisinde aşağı düşmeyi önleyecek ağ veya önleyici ip yerleştirmeyen idareye sadece %10 oranında kusur atfedildiği, hastanenin ve çalıştırdığı personelin kusurlarına bağlı olarak hastalarda oluşan zararlarda kusur oranına bakılarak indirim yapılmasının hukuka aykırı olduğu, "…" isimli intihar teşebbüsünü artıran ilacın hastaya verildiği, ALS hastalığı sanrısı yaratan semptomlara rağmen bu ilaca devam eden idarenin ağır hizmet kusurunun bulunduğu, fiziken çok zayıf ve güçsüz olan hastanın ayağa kalktığı anda güvenlik görevlisince yakalanamamasının güvenlik görevlisinin liyakatten uzak olduğunu gösterdiği, öte yandan davalı idare lehine hükmedilen nispi vekalet ücretinin mahkemeye erişimi engellediği, risk taşıyan kişilerin denetim ve gözetiminde ve riskli ortamlarda güvenliği sağlamak amacıyla daha özenli davranılması gerektiği, en temel hak olan yaşama hakkının kişinin kendi eylemiyle sona ermesine yönelik intihar eylemlerine karşı korunması hususunda özel bir hassasiyetin gösterilmesi gerektiği, davalı idare tarafından, hastaya gerekli tıbbi müdahale ve tetkiklerin detaylı olarak yapıldığı, hastanın yakınlarından alınan anamnezinde, geçmişte pek çok psikiyatri ve nöroloji poliklinik başvuruları olduğu, çeşitli tedaviler aldığı, ancak şikayetlerinde hiçbir zaman tam düzelme olmadığının söylendiği, hastanın ilk değerlendirilmesinde tanı ve tedavi sürecinin ayaktan sürdürülebileceği belirtilmiş ise de hasta yakınlarının ısrarlı yatış talebi de dikkate alınarak psikotik bozukluk ön tanısıyla hastanenin psikiyatri kliniğine yatışının sağlandığı, nöroloji ve psikiyatri hekimlerince semptomlarının ALS hastalığı ile uyumlu olmadığının her seferinde ayrıntılı olarak hasta ve yakınlarına anlatılarak tıbbi süreç hakkında bilgilendirme yapıldığı, poliklinik muayenesinde, yatış sürecindeki ve günlük muayeneleri sırasında “intihar düşüncesi” olmayan hastanın 08/02/2020 tarihinde daha önceden randevusu oluşturulan Kranial MRG tetkikinde herhangi bir sorun yaşanmadığı, ancak 14/02/2020 tarihi saat 08.00 de daha önceden randevusu oluşturulan EEG tetkikine her türlü önlem alınarak intörn doktor, taşıma personeli ve güvenlik personeli refakatinde götürülürken ani bir hareketle ve kaçma amacıyla yüksekten atlama eylemini gerçekleştirdiği, olayın gerçekleştiği yer, gerçekleşme biçimi ve tıbbi yaklaşımlar göz önüne alındığında mevcut davranışının birçok etkene bağlı olarak gelişen ve kesin olarak önlenebilmesi mümkün olmayan bir durum olduğunun bir kez daha görüldüğü, hizmet kusurunun bulunmadığı, dosyanın inceleme için Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN_SAVUNMALARI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup davacılar tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava dosyasının incelenmesinden; davacılardan …'un psikolojik sorunları nedeniyle … Şehir Hastanesine başvurduğu ve psikiyatri servisine yatışının yapıldığı, 14/02/2020 tarihinde tekerlekli sandalye ile tetkik için götürülürken yüksekten atladığı ve yaralandığı, bir süre yoğun bakım ünitesinde tedavi gördükten sonra taburcu olduğu, …'un yüksekten düşerek engelli hale gelmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık … için 7.794.953,00 TL maddi ve 4.000.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL, … için 15.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 7.794.953,00 TL maddi ve 4.030.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 14/02/2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Tazminat hukukunda asıl olan, ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması olup, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumluluğuna gidebilmek için ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması şarttır. Zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde öncelikle idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilmeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarenin, eyleminden doğan zararlardan dolayı sorumlu tutulabilmesi, öteki sorumluluk halleri kadar hizmet kusuruna dayalı sorumluluğunun bulunmasına da bağlıdır. Hizmet kusuru; idarenin yapmakla yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, teşkilatın yapısında, personelde ya da işleyişinde gereken emir, direktif ve talimatların verilmemesi gözetim ve denetiminin yapılmaması, hizmete yönelik araçların yetersiz, elverişsiz, kötü olması, gereken tedbirlerin alınmaması, geç hareket edilmesi veya hiç faaliyette bulunulmaması sonucu oluşan bir takım aksaklık, aykırılık, bozukluk, özensizlik, eksiklik, sakatlık halleridir. Ayrıca, kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklarından yararlanarak yaptıkları eylem ve işledikleri kusurları, idareden ayrılamamaları nedeniyle görevle ilgili olarak işlenen "görev kusuru" niteliğinde hizmet kusurunu oluşturmaktadır. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Müterafik kusur (ortak kusur), zarara uğrayanın; zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana veya mirasçılarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında orantısal olarak azaltılmalıdır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava konusu olayda, davalı idarenin, gerek görevli personelinin görev kusuru niteliğindeki ihmali davranışları, gerekse … Şehir Hastanesinde davacılardan …'un düştüğü yaklaşık 14 metre yüksekliğe ulaşan boşluk nedeniyle oluşabilecek zararlara karşı herhangi bir önleyici / engelleyici tedbirin öngörülmemesi / alınmamasından dolayı yürütülen hizmetin eksik olması nedeniyle hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğu açıktır. Bununla birlikte, davacılardan …'un kendini merdiven boşluğuna bırakarak yaralanmasına intihara teşebbüs niteliğindeki eyleminin neden olduğu göz önünde bulundurulduğunda, meydana gelen olayda davacılardan …'un %50 oranında müterafik kusurunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, dava konusu olayın 14/02/2020 tarihinde meydana geldiği, dolayısıyla sigortalı sayılanlar hakkında 01/09/2013 – 28/09/2021 tarihleri arasındaki olaylar yönünden 5510 sayılı Kanun uyarınca sigortalı sayılanların maluliyet tespiti hususunun 03/08/2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği uyarınca hesaplama yapılması gerekirken, Mahkemece hükme esas alınan maluliyet raporunda 11/08/2008 tarih ve 27021 sayılı Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin esas alındığı görülmektedir. Bu durumda, Mahkemece maddi ve manevi tazminata hükmedilirken bu hususun da dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yukarıda belirtilen hususlar gözardı edilerek verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/01/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Psikiyatri servisinde yatan hastanın tetkike götürüldüğü esnada refakat eden personelin ihmali davranışları ile bina içerisindeki yüksek boşluklara yönelik düşmeyi engelleyici emniyet tedbirlerinin alınmaması idare yönünden hizmet kusuru doğurur. Buna karşılık, zarara uğrayan kişinin zararın meydana gelmesine veya artmasına etkide bulunması müterafik kusur oluşturur ve bu durum tazminat miktarından orantısal indirim yapılmasını gerektirir. Danıştay 10. Dairesi'nin 2024/3260 Esas ve 2025/141 Karar sayılı dosyasında, refakat eşliğinde nakledilirken kendisini merdiven boşluğuna bırakan hastanın eylemi nedeniyle idarenin hizmet kusurunun yanında hastanın da yarı oranında müterafik kusurlu olduğu sonucuna varılmıştır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 6. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur. Danıştay 10. Dairesi'nin 2020/648 Esas ve 2024/1861 Karar sayılı ilamında, idarenin kamu hizmeti gereğince gözetim ve koruması altında bulunan intihara meyilli kişinin yaşam hakkı ile beden ve ruh bütünlüğünü korumaya yönelik gerekli önlemleri almayarak, gözlem ve takip yükümlülüğünü yerine getirmemesi hizmet kusuru kabul edilmiştir. Danıştay 10. Dairesi'nin 2019/5612 Esas ve 2022/6224 Karar sayılı dosyasında ise psikiyatri servisinde intihar eden hastanın yakınları tarafından açılan tam yargı davasının reddine dair karar temyizen onanmıştır.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/5612, K. 2022/6224Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5612 E.  ,  2022/6224 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/5612 Karar No : 2022/6224 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … 2- … 3- … 4- .. 5- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı (Mülga … Kurumu) VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. DAVANIN_KONUSU : Davacılar tarafından, psikolojik rahatsızlıkları olan yakınları …'nin, yatarak tedavi gördüğü Diyarbakır Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi Psikiyatri Servisinde intihar ederek hayatına son verdiği ve intihar olayının engellenememesinin davalı idare ile tedaviyi üstlenen doktorun ihmalinden kaynaklandığı iddiasıyla, hizmet kusuru nedeniyle oluştuğunu ileri sürdükleri zararlarına karşılık … için 10.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, … için 10.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, …için 100,00 TL maddi ve 5.000,00 manevi, … için 100,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi, … için 100,00 TL maddi ve 8.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 02/04/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, soruşturma aşamasında alınmış olan bilirkişi raporuna bağlı kalınarak tazminat davasında karar verilemeyeceği, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesinden alınan bilirkişi raporunda davalı idarenin hizmet kusuru ve kusurlu eylem ile oluşan zarar arasında nedensellik bağı bulunduğunun belirtildiği, kilitli olması gereken odanın kilitli olmadığı, toplanması gereken ayakkabı bağcıklarının yakınlarının odasında bulunduğu ve olay günü kameraların çalışmadığı hususlarının ise Mahkemece incelenmediği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Soruşturma aşamasında … Cumhuriyet Başsavcılığınca çelişkinin giderilmesine yönelik alınmış olan ve "davacılar yakınının servis uygulamasına göre 2. kata yatırılmasının daha uygun olduğu, 1. kata yatırılma kararının hatalı olduğu" yönündeki değerlendirmeleri içeren Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü Üst Kurulu raporunun, dosya içerisinde bulunan ve davalı idareye kusur atfedilemeyeceğine yönelik diğer bilirkişi raporu ile davalı idareye kusur atfeden uzman görüşünün, "davacılar yakınının intihar ederken kullandığı ayakkabı bağcığının toplanması gerektiği, hastalarda ve hasta odalarında bulunmasının yasak olduğu, davacılar yakınınca nasıl temin edilmiş olduğunun saptanamadığı" şeklindeki görüşleri de içeren hastane uygulamalarının açıklandığı psikiyatri servisince düzenlenen raporun, davacılar yakınının Diyarbakır Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniğine yatarak tedavi gördüğü tüm zamanlara ilişkin olarak tutulmuş olan ve "kendine zarar verme eğilimi ile daha önceden intihar girişimleri olduğunun da kayda geçirildiği" hasta dosyasının bir bütün halinde değerlendirilmesinden; davalı idareye bağlı sağlık kuruluşunda yakın gözlem altına alınmaya ihtiyaç duyar şekilde yatarak tedavi gören davacılar yakınına, davalı idarece hatalı bir kararla yanlış serviste ve gerekli olan yakın gözlem altına alma yükümlülüğüne aykırı olacak şekilde sağlık hizmeti sunulduğundan, sağlık hizmetinin kusurlu olarak işletildiği ve kusurlu eylemler neticesinde davacılar yakınının kendini asmak suretiyle intihar ederek hayatını kaybettiği anlaşılmakta olup; bu haliyle, davacıların meydana gelen zararlı sonuç (yakınlarının ölümü) nedeniyle ortaya çıkan maddi ve manevi kayıplarının, davalı idarece hizmet kusuru ilkesi uyarınca tazmininin gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine yönelik temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na Ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu'nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na Ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığı'nın hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin REDDİNE, 2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının ONANMASINA, 3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 20/12/2022 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava; davacılar tarafından, psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle Diyarbakır Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde yatarak tedavi gören yakınlarının, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle kendini asmak suretiyle intihar ederek hayatına son verdiği iddiasıyla, maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle açılmıştır. Dosyanın incelenmesinden; davacılar yakınının kendisine ve çevresine zarar vermeye eğilimli olduğunun, daha önceden de intihar girişimlerinde bulunduğunun kayda geçirildiği tıbbi kayıtların mevcut olduğu ve davacılar yakınının daha önceki tedavi süreçlerinde ise, aynı hastanenin akut atak kliniği olarak hizmet verdiği belirtilen 2. kat servisine yatırılarak tedavisinin düzenlendiği ve gözetim altına alındığı, intihar olayı ile son bulan yatışında ise kendisine ve çevresine zarar verme ihtimali daha az olan hastaların bulunduğu 1. kat servisine yatırılarak tedavisinin düzenlendiği ve gözetim altına alındığı görülmektedir. Ayrıca, psikiyatri servisince hastane uygulamalarının açıklanmasına yönelik düzenlenen raporda, -özetle- "2. kat kliniğinin akut atak kliniği olarak işlev gördüğü, 1. kat kliniğinin ise kendisine ve çevresine zarar verme ihtimali daha az olan hastaların yatışı amacıyla hizmet verdiği, davacılar yakınının intihar ederken kullandığı ayakkabı bağcığının toplanması gerektiği, hastalarda ve hasta odalarında bulunmasının yasak olduğu, davacılar yakınınca nasıl temin edilmiş olduğunun saptanamadığı" yönünde açıklamalar yapılmıştır. … Cumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulundan alınan ve İdare Mahkemesince de hükme esas alınan … tarih ve … karar nolu bilirkişi raporunda, "mevcut şikayetleri nedeniyle tedavi gördüğü Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesi'nde muayenesinin yapıldığı, tanısının doğru konulduğu, yatışı esnasında yapılan muayenesinde intihar düşüncesi kaydı bulunmadığı, uygun takip ve tedaviye başlandığı cihetle kişinin muayene, takip ve tedavisine katılan ilgili hekimlere ve yardımcı sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği" yönünde görüş belirtilmiştir. Davacılar tarafından sunulan ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalınca düzenlenen 25/03/2016 tarihli bilimsel mütalaada, "olayda ilgili hastane ve sağlık çalışanlarının 08/05/2014 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 37. maddesinde bildirilen hastanın can güvenliğinin sağlanması ve korunmasına yönelik gerekli tedbirleri yerinde ve zamanında almadığı dolayısıyla dikkat-özen eksikliklerinin ve kusurlu tıbbi uygulamalarının söz konusu olduğu, Hüseyin Bademci isimli hastanın ölümü ile Sağlık Bakanlığı Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi Yönetimi, hastayı yatarak takip ve tedavi eden Psikiyatri Uzmanı Dr. … ve hastanın yattığı serviste görevli yardımcı sağlık personeli ile hemşirelerin dikkat-özen eksiklikleri ile kusurlu tıbbi uygulamalarının bulunduğu ve aralarında nedensellik (illiyet) bağı bulunduğu" yönünde görüş belirtilmiştir. İdare Mahkemesince, Adli Tıp Kurumunun yukarıda özetlenen raporu uyarınca davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; Bölge İdare Mahkemesince de davacıların istinaf başvurusu reddedilmiştir. Davacılar tarafından dosyanın temyiz incelemesi aşamasında sunulan ve … Cumhuriyet Başsavcılığınca iki farklı görüş belirten bilimsel rapor olması nedeniyle çelişkinin giderilmesine yönelik olarak Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü Üst Kurulundan alınan … tarih ve … karar nolu bilirkişi raporunun sonuç kısmında ise, "adli dosyada kayıtlı bulgularda ve tıbbi belgelerde; kişinin 30.03.2015 tarihinde Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesi psikiyatri kliniği 1. kat 7 no'lu odaya tedavi amacıyla yatırıldığı, İnvega 9 mg tb 1×1 saat 20:00, İnvega 3 mg tb 1×1 saat 07:00 tedavisine başlandığı, paliperidon etken maddeli ilacın anti psikotik amaçlı kullanıldığı tıbben bilindiği, tedavi dozda olduğu, kendine zarar verme, tehdit, başkasına zarar verme, saldırganlık, kendi kendine konuşma şikayeti ile 2 yıldır şizofreni tanısıyla takip edildiği, 3 kez hospitalize edildiği, klinik seyirinde şüphecilik, referans ve perseküsyon hezeyanları olduğu, özbakımda azalma, çağrışımlarda gevşeme, saldırganlık semptomlarının gözlenmesi üzerine yatış yapıldığı, hastanın ayakkabı bağıyla intihar ettiği; Uzm. Dr. …'nin alınan ifadesinde şizofreni tanısıyla takip ve tedavi amaçlı yatırdığı, hastanın muayenesinde kendine zarar verecek, yaşamına kastedecek klinik bulgu bulunmadığı, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi psikiyatri kliniği sorumlusu Uz. Dr. … görüş yazısında; 'Psikiyatri kliniğinde uzman hekim tarafından yatış endikasyonu konarak kliniğe yönlendirilen hastalar, sistemden yatışları yapıldıktan sonra üst ve eşya aramasına alındığı (personel tarafından hemşire gözetiminde), arama sırasında kendine ve çevresine zarar verme ihtimali bulunan eşyalar (kesici-delici alet, ziynet eşyası, kemer, ayakkabı bağcığı, ilaç, sigara, yanıcı ve yakıcı maddeler v.b.) alınıp yakınlarına teslim edildiği veya taburculuk sırasında iade edilmek üzere hemşire odasındaki dolapta muhafaza edildiği, hastanede 2 adet erkek psikiyatri kliniği bulunduğu, 2. kattaki kliniği genellikle akut atak kliniği olarak işlev görmekte olup ilk yatışların bu kliniğe yapıldığı, 1. kattaki kliniğe ise kendine ve çevresine zarar verme ihtimali daha az olan hastaların yattığı klinik olarak hizmet verdiğinin' belirtildiği, otopsisinde dış muayenede kişinin boyun bölgesinde yükselici ve yüzeyelleşici vasıfta telem tespit edilmiş olup, ası fiilinin gerçekleşmiş olduğu, kişinin boynunda telem altına uyan bölgede ekimoz, her iki tiroid boynuzunda ekimozlu kırık tespit edilen kişinin ölümünün asıya bağlı mekanik asfiksi sonucu meydana geldiği dikkate alındığında; mevcut şikayetleri nedeniyle tedavi gördüğü Selahaddin Eyyübi Devlet Hastanesi'nde muayenesinin yapıldığı, tanısının doğru konulduğu ve uygun tedavisinin verildiği, ancak bu tür kendisine ve çevresine zarar verme potansiyeli olan kişilerin yatışı sırasında yakın gözlem gerektirdiği, ve bu nedenlerle kişinin servis uygulamasına göre 2. kata yatırılmasının daha uygun olduğu, 1. kata yatırılma kararının hatalı olduğu, ancak bu tür psikotik rahatsızlığı olan kişilerde her türlü tedbire rağmen intihar oranının yüksek olduğu" belirtilmiştir. Dosya içerindeki tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davacılar yakınının, kendisine zarar verme eğilimi olması ve daha önceden de intihar girişiminde bulunması nedeniyle, uygulamada akut atak kliniği olarak geçen 2. kat servisine yatırılarak yakın gözlem altına alınması gerekirken, gerekli olan yakın gözlem altına alma yükümlülüğüne aykırı olacak şekilde 1. kat servisine yatırılarak tedaviye alınmasının ve yatarak tedavi gördüğü esnada bulundurmasının yasak olduğu ayakkabı bağcığını temin edebilmesinin davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan; davacılar yakınının hizmetin kusurlu işletilmesi nedeniyle kendisini asarak intihar ettiği ve bu olayın sonucunda da hayatını kaybettiği değerlendirildiğinde, idarenin kusurlu eylemi ile ortaya çıkan zararlı sonuç (davacıların yakınının ölümü) arasında illiyet bağının mevcut olduğu açıktır. Hal böyle olunca, davacıların zararının hizmet kusuru ilkesi uyarınca davalı idarece tazmin edilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu itibarla; davacıların, hizmet kusurundan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının karşılanmasına yönelik tazminat istemlerinin değerlendirilmesi gerektiğinden, davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı ve anılan kararın bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.
Danıştay 10. Daire, E. 2020/648, K. 2024/1861Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/648 E.  ,  2024/1861 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/648 Karar No : 2024/1861 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- Kendi adına asaleten …, …, … ve …'e velayeten … 2- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacılar tarafından; yakınları …'in … 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak kalmaktayken, 09/07/2018 tarihinde kaldığı koğuşun banyosunda ölü olarak bulunması olayında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle uğradıkları iddia edilen zararlara karşılık eş için 1.000,00 TL, çocukların her biri için ayrı ayrı 1.000,00 TL olmak üzere toplam 5.000,00 TL maddi; yine eş için 100.000,00 TL, çocukların her biri için ayrı ayrı 50.000,00 TL ve müteveffanın annesi için de 50.000,00 TL olmak üzere toplam 350.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin …. tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile maddi olayın birlikte değerlendirilmesinden; davacılar murisinin intihar sonucu hayatını kaybettiğinin sabit olduğu anlaşılmakla birlikte, cezaevi personeli hakkında başlatılan adli ve idari soruşturma evrakının ve bu kapsamda ifadesine başvurulanların beyanları birlikte incelendiğinde, davacılar murisinin hükümlü kaldığı sürede intihar eğilimi göstermediği, intihar edeceğini ima edecek hal ve davranışlar sergilemediği ve bu yönde söylemlerinin olmadığı, intihar olayının aniden geliştiği ve büyük bir sessizlik ve gizlilik içinde gerçekleştiği, cezaevi personeli hakkında yapılan adli ve idari soruşturma sonucu idarenin kendisine düşen gözetim ve bakım görevini yerine getirdiği ve bu konuda ihmal ve kusurunun bulunduğundan söz edilemeyeceği anlaşılmış olup, bu itibarla da olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığından davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu … İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu, davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, müteveffanın 05/04/2018 tarihinde jiletle kesikler oluşturarak kendine zarar verdiği, tedavi altına alındığı, ilerleyen zamanlarda iki kez psiko-sosyal serviste görüşmeye alındığı, 08/07/2018 tarihinde 20 adet ağrı kesici aldığı ve bu nedenle tedavi altına alındığı, bütün bunlar dikkate alındığında müteveffanın kalacağı yerin buna göre hazırlanması, ek ve özel tedbirler alınması gerektiği, idarenin kusursuz sorumluluğunun da bulunduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile usul ve yasaya uygun olmayan Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyada bulunan bilgi ve belgeler incelendiğinde; müteveffanın … 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna, … M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan 31/01/2018 tarihinde zorunlu nedenlerle (kapasite aşımı nedeni ile) nakil geldiği, tanılı bir psikolojik rahatsızlığının bulunmadığı, … 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu süre içerisinde 05/04/2018 tarihinde kalmış olduğu odada vücudunun bazı bölgelerine jilet ile kesikler oluşturarak kendisine zarar verdiği, olay sonrasında müteveffanın … Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkinin yapıldığı, gerekli tetkik ve tedavileri yaptırıldıktan sonra … 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna geri getirildiği, ilerleyen zamanlarda müteveffa ile iki kez psiko-sosyal servisine çıkarılarak görüşme yaptırıldığı, 08/07/2018 tarihinde de bulunduğu oda içerisinde 20 adet (Parol) ağrı kesici tablet içtiği ve ivedi olarak kurumun bulunduğu … ilçesindeki … Devlet Hastanesine sevk edildiği, gerekli tedavisi yapıldıktan sonra … Şehir Hastanesine sevk edildiği, ancak müteveffanın … Şehir Hastanesine tedavisi için götürüldüğünde tedaviyi kabul etmediği, bunun üzerine … Şehir Hastanesinde bir gün yatışının yapıldığı ve sonrasında … Şehir Hastanesinin … tarih ve … prt. No'lu raporlarında müteveffanın mahkum koğuşu bulunan psikiyatri kliniğine (… Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'ne) acil olmamakla beraber sevkinin uygun olduğu bildirilerek ön tanıda, "madde bağımlılığı mı yoksa ani gelişen intihar olayı mı olduğu" yönünde soru işareti konulduğu, 5275 sayılı Kanun'un hastalık nedeni ile nakil alt başlıklı 168/2. maddesinde yer alan, "hükümlülerin başka yerlerdeki tam teşekküllü devlet veya üniversite hastanelerine sevki, sağlık kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal tehlikesi bulunması halinde varsa biri hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman hekim tarafindan verilip, başhekim tarafindan onaylanan ve hastalığın sebebi, tedavinin hangi sebeple bulunduğu hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya nerede ve ne tür bir tedavi gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkün olduğu, bu durumda da en yakın ve hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri tercih edilir." hükmü gereğince müteveffanın sevk raporunda sadece bir doktorun sevk yazısı olmasına rağmen davalı idarece …Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde tedavisi için sevk işlemlerinin başlatıldığı, müteveffanın 09/07/2018 tarihinde … Eğitim ve Araştırma Hastanesinden dönüşünde kalmış olduğu çoklu odalardan C-1 odasına yerleştirildiği, aynı gün (hastane dönüşünde) ailesi ile telefon ile görüştüğü ve yapmış olduğu telefon görüşmesinde ölmek istediğini ve iyi olmadığını ifade eden cümleler sarf ettiği, müteveffanın 09/07/2018 tarihi itibarıyla bulunduğu odanın banyo kısmında kendi ayakkabı bağcığı ile intihar ettiği, … Adli Tıp Şube Müdürlüğünün … tarihli raporunda adı geçenin Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin … tarih ve … sayılı raporu ile Kimya İhtisas Dairesinin … tarih ve … sayılı raporundan bahsedilerek, mütevefanın kanında, mide içeriğinde, safrada ve idrarında ilaç etkin maddelerinden parasetamol bulunduğu belirtilerek, “ası sonucu" öldüğünün tespit edildiği görülmektedir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmakta olup, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının f bendinde, "Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur." hükmü; "Kapalı ceza infaz kurumları" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir." hükmü yer almaktadır. Dava konusu olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan, 06/04/2006 tarih ve 26131 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün "Müdürün görevlerini" düzenleyen 19. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde, “Hükümlülerin iyileştirilmesi, bilgilerinin artırılması, atölye çalışmaları, kişisel uğraşlarının düzenlenmesi ve geliştirilmesinin sağlanması bakımından mevzuat hükümlerini uygulamak ve sağlık durumlarıyla yakından ilgilenmek"; “Güvenlik ve Gözetim Servisi” başlıklı 22. maddesinin 5. fıkrasında, "İnfaz ve koruma memuru, kurumun güvenlik, düzen ve disiplininin sağlanması, hükümlülerin kurum içindeki hareketlerinin takip ve kontrolü ile gözetimi ve kurumun temiz tutulması ile hükümlülerin iç yönetmeliklere uygun surette hareket etmelerini sağlamakla görevli olup, müdür ve ikinci müdür veya bunların bulunmadığı yerlerde idare memuru ile infaz ve koruma başmemuru tarafından verilen görevleri yapar.”; “Psiko-sosyal Yardım Servisi” başlıklı 24. maddesinin 1. fıkrasında, “Psiko sosyal yardım servisi personel ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığı ve bütünlüğüne ilişkin koruyucu, geliştirici programları araştıran, uygulayan ve gerektiğinde tedavi sürecine katılarak psikolojik destek ve müdahalede bulunan, ayrıca hükümlülerin bireysel özelliklerini, yaşam koşullarını ve suç işleme nedenlerini belirleyerek bireysel gelişmelerine yardımcı olan, kurum yaşamına uyumlarını ve toplumsal yaşamla uyumlaşmalarını sağlayan ve bireyin yeniden suç işlemesini engelleyecek önlemleri alan ve bu amaçla gerektiğinde kurum en üst amirinin bilgisi dahilinde, aileler ve sosyal çevreyle görüşme yapan servistir. Psiko-sosyal yardım servisinde, psikolog, sosyal çalışmacı, sosyolog ve çocuk gelişimi uzmanı görev yapar.”; “Sağlık Servisi” başlıklı 25. maddesinde, “(1) Kurumda koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini cezaevi tabibinin başkanlığında yerine getiren servistir. Sağlık servisinde cezaevi tabibi, diş tabibi, eczacı, veteriner, diyetisyen, sağlık memuru ve hayvan sağlık memuru görev yapar. (2) Cezaevi tabibinin görevleri: a) Kurumun sağlık koşullarını düzenleyerek, hükümlülerin ve kurum personelinin muayene ve tedavilerini yapar.” düzenlemeleri yer almaktadır. Yine, anılan Tüzüğün “Hapis Cezalarının İnfazında Gözetilecek İlkeler “ başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının “f” bendi, ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasını zorunlu kılmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Her ne kadar olayla ilgili olarak, kurum personeli hakkında yapılan adli ve idari soruşturma sonucunda, idari yönden … 2 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Disiplin Amirliğinin … tarih ve K:… sayılı kararı ile personelin olayda herhangi bir kusur ve ihmalinin olmadığı gerekçesiyle "disiplin cezası verilmesine yer olmadığına" karar verilmiş, yine konu hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığınca Ceza İnfaz Kurumu personeli hakkında "Görevi Kötüye Kullanmak Suçundan" yürütülen adli soruşturmada … tarih ve … Soruşturma, … sayılı karar ile Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verilmiş ise de, müteveffanın vefat ettiği 09/07/2018 tarihine kadar geçen süreçte 05/04/2018 tarihinde vücuduna jiletle kesikler oluşturarak ve 08/07/2018 tarihinde yirmi tane ağrı kesici ilaç içerek intihara kalkıştığı, ayrıca intihar olayının gerçekleştiği gün müteveffanın annesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinde ölmek istediğinden bahsettiği, bütün bunlar dikkate alındığında müteveffanın intihara meyilli olduğu anlaşılmıştır. Öte yandan, Mahkeme kararında müteveffanın psiko-sosyal servisle yapılan görüşmelerde intihar edebileceği yolunda herhangi bir tespite yer verilmediği belirtilse de, … Şehir Hastanesinin 08/07/2018 tarihli hasta sevk formunda müteveffanın mahkum koğuşu bulunan psikiyatri kliniğine sevkinin uygun olduğunun bildirilerek ön tanıda "madde kullanım bozukluğu mu yoksa ani gelişen intihar olayı mı" olduğu yönünde soru işareti konulduğu, intihara eğilimli müteveffanın 09/07/2018 tarihinde … Eğitim ve Araştırma Hastanesinden dönüşünde tek kişilik oda yerine çoklu odalardan birine yerleştirildiği, idarece ivedi önlemler alınmadığı, sevk sürecinde daha dikkatli takip ve gözlem yükümlülüğünün yerine getirilmediği görülmektedir. Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin gereği olarak gözetim ve koruması altında bulunan hükümlünün yaşam hakkı ile beden ve ruh bütünlüğünü korumaya yönelik gerekli önlemleri almayarak, gözlem, inceleme, değerlendirme ve takip yükümlülüğünü yerine getirmeyerek, yeterli dikkat ve özeni göstermeyerek hizmeti kusurlu işlettiği sonucuna varılmakta olup, Bölge İdare Mahkemesince hizmet kusuru nedeniyle davalı idarenin tazminle sorumlu tutulması gerekmektedir. Bu itibarla, davanın reddi yönündeki …. İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin… tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 13/05/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
5275 sayılı CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN m. 6Kaynağı aç
Madde 6- (1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir: a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesinde tutulurlar. b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir. c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun (…)1 ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır. d) İyileştirmeye gereksinimleri olmadığı saptanan hükümlülere ilişkin infaz rejiminde, bu hükümlülerin kişilikleriyle orantılı bireyselleştirilmiş programlara yer verilmesine özen gösterilir ve bu hususlar yönetmeliklerde düzenlenir. e) Cezanın infazında adalet esaslarına uygun hareket edilir. Bu maksatla ceza infaz kurumları kanun (…)1 ve yönetmeliklerin verdiği yetkilere dayanarak nitelikli elemanlarca denetlenir. f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur. g) Hükümlünün infazın amacına uygun olarak kanun (…)1 ve yönetmeliklerin belirttiği hükümlere uyması zorunludur. h) Kanunlarda gösterilen tutum, davranış ve eylemler ile kurum düzenini ihlâl edenler hakkında Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır. Cezalara, Kanunda belirtilen merciler, sürelerine uygun olarak hükmederler. Cezalara karşı savunma ve itirazlar da Kanunun gösterdiği mercilere yapılır. İyileştirmede başarı ölçütü

Yargı Yolları, Dava Usulü ve Mesleki Sorumluluk Kurulu

Özel sağlık kurumlarındaki hatalı uygulamalar adli yargı mercilerinde dava konusu edilirken, kamu hastanelerindeki eylemler idari yargının görev alanına girer. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca idari eylemlerden hakkı ihlal edilenlerin, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye yazılı başvuru yapması şarttır. Başvurunun reddi veya otuz gün içinde cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi halinde dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir. Görevli olmayan adli yargıda açılan davanın görev yönünden reddi halinde ise idari yargıya başvurulurken ayrıca idareye ön başvuru şartı aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Hatalı tıbbi uygulamalar neticesinde bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56. maddesi gereğince mağdur lehine manevi tazminata hükmedilebilir. Ağır bedensel zarar yahut ölüm gerçekleştiğinde ise zarar görenin veya müteveffanın yakınları da manevi tazminat talebinde bulunma hakkına sahiptir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 56Kaynağı aç
MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. 2. Haksız rekabet

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun Ek 18. maddesi mucibince, Yükseköğretim Kanunu'nun 53. maddesindeki soruşturma usulüne tabi olanlar hariç, kamu, özel ve vakıf üniversitesi sağlık kuruluşlarında çalışan tabipler ve sağlık personelinin tıbbi mesleki uygulamaları sebebiyle adli soruşturma açılması Mesleki Sorumluluk Kurulu'nun iznine bağlı kılınmıştır. Kurul kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesi'ne itiraz edilebilir; soruşturma iznine ilişkin kanuni süreler iki kat olarak uygulanır. Kurul üyeleri, verdikleri rücu kararları sebebiyle görevlerini kötüye kullandıkları kesinleşmiş ceza mahkemesi kararıyla belirlenmedikçe mali ve idari bakımdan sorumlu tutulamaz.

3359 sayılı SAĞLIK HİZMETLERİ TEMEL KANUNU m. Ek 18Kaynağı aç
Ek Madde 18- (Ek:12/5/2022-7406/14 md.) Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. (Ek cümle:21/2/2024-7496/21 md.) Devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, ilgili üniversite tarafından Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa ilgili hakkında görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullandığına dair kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. (Ek fıkra:21/2/2024-7496/21 md.) İdare, kesinleşen mahkeme kararında hüküm altına alınan tazminatı ödedikten sonra hukuken sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle tazminatın ödenmesine sebep olan ve zorunlu meslekî malî sorumluluk sigortası bulunan kamu kurum ve kuruluşları ile devlet üniversitelerinde görev yapan sağlık meslek mensuplarının yerine geçer. Bu sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle her türlü kusuru ve görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek verdikleri zararlardan dolayı idare tarafından ödenen avukatlık vekâlet ücreti ve yargılama masrafları dâhil tazminat sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu malî sorumluluk sigortası yaptırdığı sigorta şirketinden talep edilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, Sağlık Bakanı tarafından belirlenen;[15] a) Bakan yardımcısı, b) Sağlık Hizmetleri, Kamu Hastaneleri, Hukuk Hizmetleri, Yönetim Hizmetleri genel müdürleri veya yardımcıları, c) Profesör veya doçent unvanlı biri dâhilî, diğeri cerrahi branştan iki hekim, olmak üzere yedi üyeden oluşur. Mesleki Sorumluluk Kurulunun başkanı Bakan yardımcısıdır. (c) bendi uyarınca belirlenen üyelerin görev süresi iki yıldır. Mesleki Sorumluluk Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar alır. Oylamalarda çekimser oy kullanılamaz. Sağlık Bakanı gelen işin niteliği ve sayısına göre, başka bir Bakan yardımcısının başkanlığında dördüncü fıkrada gösterilenlerden, yeni kurullar oluşturabilir.[16] Mesleki Sorumluluk Kurulu üyeleri, ikinci fıkra kapsamında verdikleri kararlar sebebiyle görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi dışında mali ve idari yönden sorumlu tutulamaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığı tarafından yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenir. Bilgi toplama, işleme ve paylaşma yetkisi

Kamu kurumları ve devlet üniversitelerinde görevli personelin tıbbi uygulamaları sebebiyle idarece ödenen tazminatın ilgiliye rücu edilip edilmeyeceğine ve miktarına, personelin görevini kötüye kullanıp kullanmadığı gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir. Devlet üniversitesi çalışanlarında nihai rücu kararı ilgili üniversitece altı ay içinde tesis edilir. Tazminatı ödeyen idare, zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası bulunan kamu personeli yerine geçerek kusur oranında ve teminat dahilinde sigortacıya rücu eder.

Psikiyatri hastası tedavi kayıtlarını ve dosyasını alabilir mi?

Hasta Hakları Yönetmeliği uyarınca hasta, sağlık durumuna ilişkin evrakları ve klinik dosyasını doğrudan inceleyebileceği gibi vekili ya da kanuni temsilcisi aracılığıyla da inceleyerek suret talep edebilir.

Psikiyatri kliniğinde intihar gerçekleşmesi hekim kusuru sayılır mı?

İntihar eylemi tek başına hekimin kusurlu olduğunu göstermez; ancak belirgin intihar riskine işaret eden klinik bulgular bulunmasına rağmen hekimin gerekli risk değerlendirmesini yapmaması, durumu kaydetmemesi ya da yatış gibi koruyucu tedbirleri almaması halinde hukuki sorumluluk gündeme gelir.

Koruma amacıyla yerleştirme ve alıkonulma kararına itiraz süresi ne kadardır?

Türk Medenî Kanunu'nun 436. maddesi uyarınca kuruma yerleştirilen kişi alıkonulma kararına veya tahliye isteminin reddine karşı en geç on gün içinde denetim makamına itiraz edebilir; hekim ön raporuyla sağlık kuruluşuna yerleştirme kararına karşı da bildirimden itibaren on gün içinde itiraz mümkündür.

Kamu hastanesindeki hekim hatasında doğrudan tazminat davası açılabilir mi?

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca kamu hastanesindeki tıbbi eylemlerden ötürü eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halde beş yıl içinde ilgili idareye ön başvuru yapılması zorunludur; başvuru reddedildiğinde veya otuz gün içinde cevap verilmediğinde idari yargıda tam yargı davası açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu