Hasta Hakları Kapsamı, Bilgilendirme ve Onamın Hukuki Esasları

by Avukat Erdal Ersoy
Hasta Hakları Kapsamı, Bilgilendirme ve Onamın Hukuki Esasları

Hasta hakları, sağlık hizmeti sunumu esnasında bireyin temel hak ve özgürlüklerini teminat altına alır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 17. maddesi uyarınca herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olup tıbbi zorunluluklar ile kanunda gösterilen haller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz ve rızası bulunmaksızın bilimsel ya da tıbbi deneylere tabi tutulamaz. Hasta Hakları Yönetmeliği ise resmi ve özel tüm sağlık kuruluşlarını, sağlık hizmetinin verilmesinde görev üstlenen her kademedeki personeli ve sunulan bu hizmetlerden yararlanan bütün bireyleri kapsamı altına almaktadır.

Sağlık Hizmetine Erişim ve Hizmet Standartları

Sağlık hizmetlerinin herkesin kolayca ulaşabileceği biçimde planlanıp düzenlenmesi ve hizmet sunumunda hastalar arasında ayrım yapılmaması esastır. Sağlık kurumlarına başvuran her hasta, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun teşhis, tedavi ve bakım isteme hakkına sahiptir. Sağlık hizmeti sunucuları tarafından tababet ilkelerine ve mevzuata aykırı ya da aldatıcı nitelikte teşhis ve tedavi uygulanamaz.

Tedavi Sürecinde Bilgilendirme Usulü ve Kapsamı

Hastanın sağlık durumu, planlanan tıbbi işlemler, bu işlemlerin olası yararları ile muhtemel sakıncaları konusunda aydınlatılması esastır. Bu kapsamda hasta, başvurulabilecek diğer alternatif tedavi usullerini, önerilen tedavinin reddedilmesi halinde karşılaşılabilecek riskleri ve hastalığın gidişatını sözlü yahut yazılı olarak öğrenme hakkını kullanabilir.

Bilgilendirmenin yerine getirilme biçimi de mevzuatta özel şartlara bağlanmıştır. Bilgilendirme işlemi gerektiğinde tercüman kullanılarak, hastanın anlayabileceği biçimde, tıbbi terimlerden mümkün olduğunca kaçınılarak, tereddüt ve şüpheye yer vermeden, hastanın ruhsal durumuna uygun ve nazik bir ifadeyle yapılmalıdır.

Tıbbi Müdahalelerde Hasta Rızası ve Şekil Şartları

Tıbbi müdahalelerde kural olarak hastanın rızasının bulunması zorunludur. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 24. maddesi uyarınca hasta küçük veya kısıtlı ise izin velisinden veya vasisinden alınır; ancak veli veya vasinin bulunmadığı, hazır olmadığı veya hastanın ifade gücünün bulunmadığı acil hallerde bu izin şartı aranmayabilir. Bunun yanı sıra, kanuni temsilcinin rıza vermediği ancak müdahalenin tıbben gerekli olduğu durumlarda mahkeme kararı gerekebilir; hayati tehlike bulunması ve izin alınmasının zaman kaybına yol açacak olması halinde ise acil müdahale hükümleri işletilebilir.

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesi gereğince tabipler, diş tabipleri ve dişçilerin yapacakları ameliyeler için hastanın, küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin önceden muvafakatini almaları şarttır. Kanun koyucu, büyük cerrahi ameliyelerde bu muvafakatin yazılı olmasını zorunlu kılmıştır.

Tıbbi müdahaleye dayanak oluşturacak onamın hukuken geçerli bir iradeye dayanması gerekir. Hukuka ve ahlaka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür ve bu nitelikteki bir rızaya dayanılarak tıbbi müdahalede bulunulamaz.

Küçük ve Kısıtlı Hastaların Sürece Katılımı

Kanuni temsilcinin rızasının yeterli kabul edildiği durumlarda dahi hastanın bireysel iradesi tamamen göz ardı edilmez. Anlatılanları anlayabilecek ölçüdeki küçük veya kısıtlı hastanın bizzat dinlenmesi ve tedavisiyle ilgili kararlara mümkün olduğunca katılımının sağlanması esastır.

Tedaviyi Reddetme, Durdurma ve Rızanın Geri Alınması

Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 25. maddesi uyarınca hasta, kanunen zorunlu haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu kendisine ait olmak üzere planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddedebilir ya da durdurulmasını isteyebilir. Tedavinin reddedilmesi veya durdurulması halinde, uygulamanın yapılmamasından doğacak neticeler hastaya veya kanuni temsilcilerine anlatılmalı ve bu durumu gösteren yazılı bir belge alınmalıdır.

Hayati organlardan birini tehdit eden acil durumlar hariç olmak üzere, verilen rıza her zaman geri alınabilir; rızanın geri alınması tedaviyi reddetme sonucunu doğurur. Ancak tıbbi müdahale fiilen başladıktan sonra rızanın geri alınabilmesi, müdahalenin durdurulmasında tıbbi yönden sakınca bulunmaması şartına bağlıdır.

Hasta Dosyası ve Sağlık Kayıtlarının İncelenmesi

Hasta, sağlık durumu ile ilgili bilgilerin yer aldığı dosyayı ve kayıtları doğrudan kendisi veya vekili ya da kanuni temsilcisi aracılığıyla inceleyebilir ve bu kayıtlardan bir suret alabilir. Sağlık kayıtları kural olarak yalnızca hastanın tedavisiyle doğrudan ilgili kişiler tarafından incelenebilir. Hasta ayrıca, sağlık kurum ve kuruluşları nezdindeki kayıtlarında bulunan eksik, belirsiz veya hatalı tıbbi ve kişisel bilgilerin düzeltilmesini talep etme hakkına sahiptir.

Aydınlatma Eksikliği Nedeniyle Tıbbi Sorumluluk

Tıbbi işlem teknik olarak doğru yapılmış olsa dahi, hastaya riskler anlatılmamışsa ve hasta bu riskleri bilseydi müdahaleyi kabul etmeyecek idiyse doktor veya sağlık kuruluşunun sorumluluğu gündeme gelebilir.

Hasta Hakları İhlallerinde Şikâyet, Başvuru ve Tazminat Yolları

Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 42. maddesi kapsamında, hakları ihlal edilen hastaların ve hasta ile ilgili bulunan kişilerin mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikâyet ve dava hakkı mevcuttur. Yönetmeliğin 43. maddesi uyarınca ise personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddi, manevi veya hem maddi hem manevi tazminat davası açılabilir.

4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 42Kaynağı aç
Madde 42- Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır. Hastanın Uyması Gereken Kurallar
4847 sayılı HASTA HAKLARI YÖNETMELİĞİ m. 43Kaynağı aç
Madde 43- Hasta haklarının ihlali halinde, personeli istihdam eden kurum ve kuruluş aleyhine maddi veya manevi veyahut hem maddi ve hem de manevi tazminat davası açılabilir. Ancak, aleyhine dava açılacak merciin kamu kurum ve kuruluşu olması halinde; a) 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 nci maddesine göre; hakkın bir idari işlem dolayısı ile ihlal edilmesi halinde ilgililer, doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açabilirler. b) Aynı Kanun'un 13 üncü maddesi uyarınca, zarar verici eylemin öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde maddi ve manevi tazminat olarak istenilen tazminat miktarı ayrı ayrı gösterilerek idareye müracaat edilmesi ve talebin açıkça veya zımnen reddi halinde kanuni süresi içinde idari yargı mercilerinde dava açılması gerekir. Devlet Memuru veya Diğer Kamu Görevlisi Personelin Sorumluluğu

Aleyhine dava açılacak merci kamu kurum ve kuruluşu ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12 ve 13. maddelerindeki usul kurallarına uyulur. İdari bir işlem dolayısıyla hakkın ihlal edilmesi halinde ilgililer doğrudan Danıştaya, idare veya vergi mahkemelerine tam yargı davası ya da iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilir. İlk önce iptal davası açılmışsa bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği tarihinden, bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlarda ise icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açılabilir; bu durumda ilgililerin idareye başvuru hakları da saklıdır. Zararın idari bir eylemden kaynaklanması halinde ise idari dava açılmadan önce, eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde, talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarları ayrı ayrı gösterilerek ilgili idareye başvurulması gerekir. İdarenin bu istemi kısmen veya tamamen reddetmesi halinde bu işlemin tebliğini izleyen günden, otuz gün içinde cevap verilmemesi durumunda ise bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde idari dava açılabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 12Kaynağı aç
Madde 12 – İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır. Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması:
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:
Tıbbi müdahale öncesinde hastanın rızasının alınması zorunlu mudur?

Evet, tıbbi müdahalelerde kural olarak hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya kısıtlı ise velisinden veya vasisinden izin alınır; ancak hastanın velisinin veya vasisinin bulunmadığı, hazır olmadığı veya hastanın ifade gücünün bulunmadığı acil hallerde bu şart aranmayabilir.

Cerrahi ameliyatlarda onamın yazılı olması gerekir mi?

1219 sayılı Kanun'un 70. maddesi uyarınca tabipler, diş tabipleri ve dişçilerin yapacakları ameliyeler için hastanın, hasta küçük veya vesayet altında ise veli veya vasisinin önceden muvafakatini almaları zorunludur; büyük cerrahi ameliyatlarda ise bu muvafakatin yazılı olması şarttır.

1219 sayılı TABABET VE ŞUABATI SAN´ATLARININ TARZI İCRASINA DAİR KANUN m. 70Kaynağı aç
Madde 70 – (Değişik: 23/1/2008-5728/38 md.) Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Ek cümleler: 21/7/2025-7557/3 md.)  Bu fıkra kapsamında alınacak muvafakat elektronik ortamda da alınabilir. Elektronik ortamda alınacak muvafakat, bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve ilgilinin kimliğinin doğrulama kabiliyetini haiz kimlik belgeleriyle veya biyometrik yöntemlerle ya da elektronik kimlik doğrulanmasına imkân verecek yöntemler kullanılarak alınır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir. (Ek fıkra: 21/7/2025-7557/3 md.) Bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden alınacak muvafakatlerle ilgili usul ve esaslar Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun uygun görüşü alınarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenir.
Hasta daha önce verdiği tedavi rızasını geri alabilir mi?

Hayati organları tehdit eden acil haller dışında rıza her zaman geri alınabilir; ancak müdahale başladıktan sonra geri alma işlemi tıbbi yönden sakınca bulunmaması koşuluna bağlıdır.

Tedaviyi reddeden hastadan belge alınması gerekir mi?

Evet, kanunen zorunlu durumlar dışındaki ret veya durdurma taleplerinde tedavinin uygulanmamasından doğacak neticeler anlatılmalı ve bu durumu gösteren yazılı belge alınmalıdır.

Kamu sağlık kuruluşundaki eylemlerden doğan zararlarda idareye başvuru süresi nedir?

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca, idari eylemlerin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak hakkın yerine getirilmesi istenmelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu