Boşanma Davasının Kanuni Şartları ve Bekleme Süresi
Türk Medeni Kanunu m. 166/4 uyarınca, herhangi bir boşanma sebebine dayalı davanın reddine karar verilip bu hükmün kesinleşmesinden sonra bir yıllık süre dolmasına rağmen tarafların evlilik birliğini fiilen devam ettirememeleri durumunda, temelden sarsılma karinesi gerçekleşir ve taraflardan birinin talebiyle boşanma kararı verilir. Kanunda öngörülen fiili ayrılık bekleme süresi, 27.11.2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7532 sayılı Kanun ile üç yıldan bir yıla düşürülmüştür.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Bu davada önceki boşanma davasına ilişkin ret kararının kesinleşmiş bulunması dava şartıdır ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Kanunda öngörülen bir yıllık bekleme süresi ise hakkın varlık şartı niteliğinde olduğundan hâkim tarafından re'sen dikkate alınır.
Bekleme süresi, ilk davadaki ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve yeni dava açıldığı anda tamamlanmış olmalıdır. Davaya dayanak teşkil eden ret kararının yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş olması hâlinde ise söz konusu kanuni süre, yabancı mahkeme kararının Türk mahkemelerince tanınmasına dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren hesaplanır.
Feragat Durumu ve Dava Hakkı
Önceki boşanma davasının feragat sebebiyle reddedilmiş olması durumunda da kanunda aranan ret şartı gerçekleşmiş sayılır. Sürenin başlangıcı bakımından feragatin mahkemeye ulaştığı tarihin esas alınması veya feragat nedeniyle davanın reddine dair ek kararın kesinleştiği tarihin aranması şeklinde farklı ölçüler mevcuttur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10698, K. 2023/1693Kaynağı aç
Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle dava açma hakkı bakımından, önceki reddedilen davada davacı veya davalı konumunda bulunmak yahut kusurlu olup olmamak önem taşımaz. Kanuni bekleme süresinin dolması ve ortak hayatın fiilen kurulamamış olması boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/260, K. 2022/1453Kaynağı aç
Ortak Hayatın Kurulmuş Sayılmadığı Haller
Ortak hayatın kurulması, eşlerin evlenmenin genel hükümlerindeki hak ve yükümlülükleri üstlenecek şekilde bir araya gelmesini ifade eder. Çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, ölüm veya düğün gibi haklı sebeplerin gerektirdiği hâller dolayısıyla eşlerin bir araya gelmesi ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez.
Ret kararının kesinleşmesinden sonra bir eşin yalnızca müşterek çocuğu görmek gayesiyle diğer eşin yanına gelmesi, ortak hayatın yeniden kurulduğunu kabule tek başına yeterli sayılmamıştır. Aynı şekilde, ayrılık sürecinde barınacak yeri bulunmadığından mecburen aynı evin ayrı odalarında yaşamakla birlikte hiçbir zaman bir araya gelmeyen eşlerin bu durumu da somut olayda ortak hayatın yeniden tesisi olarak değerlendirilmemiştir.
Kusur Belirlemesi, Tazminat ve Af Olgusu
Eylemli ayrılık sebebine dayanan boşanma davalarında eşlerin kusur belirlemesi, boşanma kararı verilebilmesi için değil, boşanmanın fer'îsi niteliğindeki talepler yönünden önem taşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/260 Esas, 2022/1453 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi uyarınca boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş maddi tazminat; kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise kusurlu eşten manevi tazminat talep edebilir.
Boşanma davasında af olgusunun varlığı için kayıtsız şartsız bir irade beyanı ya da affı gösteren açık tutum ve davranışlar bulunmalı, evlilik birliğini kurtarmaya yönelik iyi niyetli barış müzakereleri af sayılmamalı ve tarafların ortak hayatı fiilen yeniden kurmuş olması aranmalıdır. Önceki davadan feragat edilmesi kural olarak o tarihe kadarki olayların hoşgörüyle karşılandığına karine oluştursa da feragat sonrasındaki kusur durumu somut olayın ispat koşullarına göre farklı sonuçlar doğurur. Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü karar kesinleşinceye kadar sürdüğünden, feragat sonrasında sadakatsiz yaşamın devam ettiği durumlarda bu eylemler affedilmiş sayılmaz. Buna karşılık, feragatten sonraki fiili ayrılık sürecinde yeni bir kusur veya sadakatsizlik kanıtlanamazsa, önceki davayı açarak fiili ayrılığa sebebiyet veren eş kusurlu kabul edilmektedir.
Boşanma hükmü kesinleşmeden önce eşlerden birinin açtığı diğer boşanma davası ile derdest dava arasında kusur ve fer'îlerin tespiti yönünden hukuki bağlantı bulunduğundan, bu davaların Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 166 uyarınca birleştirilerek görülmesi gerekir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/11558, K. 2023/6291Kaynağı aç
İspat Yükü
Türk Medeni Kanunu m. 166/4 uyarınca açılan boşanma davasında, ret kararının kesinleşmesinden itibaren kanuni sürenin dolduğunu ve bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığını ispat yükü davacı tarafa aittir.
Ortak hayatın kurulamaması nedeniyle boşanmada bekleme süresi ne kadardır?
Türk Medeni Kanunu m. 166/4 gereğince ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren geçmesi gereken bekleme süresi bir yıldır.
Önceki davada kusurlu bulunan eş bu davayı açabilir mi?
Evet; ortak hayatın kurulamaması sebebine dayanan boşanma davasında önceki davadaki taraf sıfatı veya kusur durumu dava hakkını engellemez, her iki eş de dava açabilir.
Müşterek çocuğu görmek için bir araya gelmek ortak hayatın kurulması sayılır mı?
Hayır; ret kararının kesinleşmesinden sonra yalnızca çocuğu görmek ya da çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir araya gelinmesi ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez.
Önceki davadan feragat edilmesi kusur durumunu nasıl etkiler?
Feragat, kural olarak feragat tarihine kadarki olayların hoşgörüldüğünü gösterir; ancak boşanma kesinleşene dek sadakat yükümlülüğü sürdüğünden, feragatten sonra sadakatsizliğin devam etmesi hâlinde bu davranışlar affedilmiş sayılmaz. Feragat sonrasında yeni bir kusurlu eylemin ispatlanamaması durumunda ise feragatle sonuçlanan önceki davayı açarak fiili ayrılığa yol açan taraf kusurlu sayılabilmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

