Ortak Hayatın Kurulamaması Nedeniyle Boşanma Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Ortak Hayatın Kurulamaması Nedeniyle Boşanma Davası

Boşanma Davasının Kanuni Şartları ve Bekleme Süresi

Türk Medeni Kanunu m. 166/4 uyarınca, herhangi bir boşanma sebebine dayalı davanın reddine karar verilip bu hükmün kesinleşmesinden sonra bir yıllık süre dolmasına rağmen tarafların evlilik birliğini fiilen devam ettirememeleri durumunda, temelden sarsılma karinesi gerçekleşir ve taraflardan birinin talebiyle boşanma kararı verilir. Kanunda öngörülen fiili ayrılık bekleme süresi, 27.11.2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7532 sayılı Kanun ile üç yıldan bir yıla düşürülmüştür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Bu davada önceki boşanma davasına ilişkin ret kararının kesinleşmiş bulunması dava şartıdır ve mahkemece kendiliğinden gözetilir. Kanunda öngörülen bir yıllık bekleme süresi ise hakkın varlık şartı niteliğinde olduğundan hâkim tarafından re'sen dikkate alınır.

Bekleme süresi, ilk davadaki ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve yeni dava açıldığı anda tamamlanmış olmalıdır. Davaya dayanak teşkil eden ret kararının yabancı bir mahkeme tarafından verilmiş olması hâlinde ise söz konusu kanuni süre, yabancı mahkeme kararının Türk mahkemelerince tanınmasına dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren hesaplanır.

Feragat Durumu ve Dava Hakkı

Önceki boşanma davasının feragat sebebiyle reddedilmiş olması durumunda da kanunda aranan ret şartı gerçekleşmiş sayılır. Sürenin başlangıcı bakımından feragatin mahkemeye ulaştığı tarihin esas alınması veya feragat nedeniyle davanın reddine dair ek kararın kesinleştiği tarihin aranması şeklinde farklı ölçüler mevcuttur.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10698, K. 2023/1693Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/10698 E.  ,  2023/1693 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli 2. Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; davalının Kapatılan Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/57 Esas sayılı dosyası kapsamında müvekkili aleyhine boşanma, velâyet, nafaka ve tazminat talepli dava açtığını, mahkemece tarafların boşanmalarına karar verildiğini, karar kesinleşmeden davalının açmış olduğu davasından feragat etmesi nedeniyle Kapatılan Sultanhisar Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla Nazilli 1. Aile Mahkemesinin 2009/57 Esas – 2010/147 Karar sayılı 30.01.2014 tarihli ek karar ile davanın feragat nedeni ile reddine karar verildiğini, bu ret kararının taraflarca temyiz edilmeyerek 24.11.2015 tarihinde kesinleştiğini, ret kararından sonra tarafların bir araya gelmediklerini, fiili ayrılık süresinin 9 yıldan fazla olduğunu, yasanın tanımladığı eylemli ayrılık süresinin 3 yılını doldurduğunu, tarafların bundan sonra bir araya gelmeleri ve ortak hayatı kurmalarının mümkün olmadığını, 3 yıl geçmesine rağmen tekrar kurulamayan ortak hayat sebebiyle tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı kadın vekili süresinde verdiği cevap dilekçesinde özetle; 30.01.2014 tarihli ek kararın 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası anlamında bir karar olmayıp maddede yazılı hukuki sonucu doğurmaya elverişli olmadığını, müvekkilinin gelirinin yok denecek kadar az olduğunu, davacı erkeğin ise durumunun iyi olduğunu, başka kadın için yuvasını yıktığını, davalı kadına vermemek için kazancını gizlediğini, davacı erkeğin davalı kadını aldatması, fena muamelede bulunması nedeni ile kusurlu olduğunu, davacının boşanma talebini mahkemenin takdirine bıraktıklarını belirterek boşanmaya karar verilirse aylık 700,00 TL tedbir, 900,00 TL yoksulluk nafakasının davacı erkekten alınarak davalı kadına verilmesine, nafakanın her yıl ÜFE artış oranına göre arttırılmasına, 100.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminatın davacı erkekten alınarak davalı kadına verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kesinleşen boşanma davasının reddi kararından sonra 3 yıl geçmesine rağmen davacı ile davalının bir araya gelmedikleri, ortak hayatın yeniden kurulamadığı, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığının kabulünün gerektiği, davalı kadının boşanma davasından feragat tarihi olan 10.01.2014 tarihinden önceki olaylara ilişkin olarak boşanma dava dosyasına yansıyan kusurlu davranışları affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü ile bu tarihten sonraki dönemde davacı erkeğe atfedilecek herhangi bir kusurun varlığının maddî vakıalar ile kanıtlanamadığı, davacı erkeğin de davalı kadına herhangi bir kusur izafe etmediği gibi dosya kapsamında davalının kusurunun kanıtlanmadığı, boşanma kararının kesinleştiği tarihten başlayarak 3 yıl içerisinde tarafların bir araya gelmemeleri sebebi ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması noktasında tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulünün gerektiği, tarafların eşit kusurlu olması nedeni ile davalı kadının tazminat taleplerinin reddi gerektiği, davalı kadının yoksulluğa düşeceği gerekçeleri ile davacı erkeğin davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ortak hayatın yeniden kurulamaması nedeni ile boşanmalarına, davalı kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, 150,00 TL tedbir nafakasının dava tarihinden kararın kesinleşmesine kadar davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 400,00 TL yoksulluk nafakasının kararın kesinleşmesinden itibaren davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bu nafakanın her yıl TÜİK tarafından belirlenen ÜFE oranında arttırılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı kadın vekili, 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına göre boşanmaya karar verilebilmesi için davanın usuli bir nedenle reddine değil, esasa ilişkin bir nedenle reddine karar verilmesi gerektiğini, 30.01.2014 tarihli ek kararın feragate dayalı bir davanın reddi kararı olduğunu, reddedilen önceki boşanma davasında müvekkilinin avukatının vekâletnamesinde boşanma davasına özel bir davadan feragat yetkisinin olmadığını, önceki davanın boşanma davasından ziyade mal varlığı hukukuna ilişkin olduğunu, 3 yıllık fiili ayrılık süresinin geçtiğinin kanıtlanmadığını, tanık Necmiye`nin boşanma davasından feragatten sonra davacı erkeğin … adlı kadınla ilişkisinin devam ettiğini söylediğini, davacı erkeğin ağır kusurlu olduğunu, tazminat taleplerinin kabulünün gerektiğini, davacı erkeğin ekonomik ve sosyal durumunun iyi olduğunun ispatlandığını, nafaka miktarlarının düşük olduğunu belirterek kararın tümü yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların feragatten sonra bir araya gelmedikleri, mahkemece davacı erkeğin boşama davasının kabulüne karar verilmesinde ve davalı aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı kadının daha önce açtığı boşanma davasından feragatinin sözü edilen davaya kadar olan olaylardan dolayı davacı erkeğin kusurlu kabul edilmesine mani olduğu, mahkemenin bu yöndeki kabulünün yerinde olduğu, davalı kadının feragat tarihinden sonra davacı erkeğin sadakatsiz yaşamını sürdürdüğünü eldeki dosyada ispat edemediği, fiili ayrılık döneminde davacı erkekten kaynaklı başka bir kusurlu davranışın da iddia ve ispat edilemediği, reddedilen boşanma davasını açarak fiili ayrılığa sebep olan davalı kadının boşanmada tam kusurlu iken mahkemece eşit kusurlu kabul edilmelerinin doğru olmadığı, ancak hüküm davacı erkek tarafından istinaf edilmediğinden yanlışlığa değinilmekle yetinildiği, tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, tarafların sosyal ekonomik durumlarına, kusur durumlarına göre nafaka miktarlarının hakkaniyete uygun olduğu gerekçeleri ile davalı kadının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı kadın vekili, 3 yıllık fiili ayrılık süresinin gerçekleştiğine ilişkin yeterli ve birbiriyle çelişkili olmayan tanık beyanı yokken davanın kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulünün hatalı olduğunu, tanık Necmiye`nin boşanma davasından feragatten sonra davacı erkeğin … adlı kadınla ilişkisinin devam ettiğini söylediğini, davalı kadının boşanmakla mevcut veya beklenen maddî çıkarlarını kaybedeceğini, davacı erkeğin başka bir kadınla yaşamasının davalı kadının kişilik haklarına ağır bir saldırı olduğunu, bu nedenlerle davalı kadının tazminat taleplerinin kabulünün gerektiğini, davacı erkeğin maddî durumunun iyi olduğunu, hükmedilen nafaka miktarlarının az olduğunu belirterek kararın tümü yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin son fıkrası uyarınca boşanma koşularının oluşup oluşmadığı, oluşmuşsa boşanmaya sebep olan olaylarda kusurun kimden kaynaklandığı, davalı kadın lehine maddî ve manevî tazminat hükmedilmesinin gerekip gerekmediği, davalı kadın lehine hükmedilen nafakaların az olup olmadığı, yargılama giderlerinden hangi tarafın sorumlu tutulması gerektiği noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun`un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ve 175 inci maddesi. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 307 nci, 309 uncu, 310 uncu ve 311 inci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı kadın vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Ortak hayatın yeniden kurulamaması sebebiyle dava açma hakkı bakımından, önceki reddedilen davada davacı veya davalı konumunda bulunmak yahut kusurlu olup olmamak önem taşımaz. Kanuni bekleme süresinin dolması ve ortak hayatın fiilen kurulamamış olması boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/260, K. 2022/1453Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/260 E.  ,  2022/1453 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 09.10.2015 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 01.02.1973 tarihinde evlendiklerini, ortak dört çocuklarının bulunduğunu, evliliğin ilk anlarından itibaren eşlerin anlaşmadıklarını, sorunun temelinde kadının eşine yönelik tutum ve davranışlarının olduğunu, eşinin hiçbir ihtiyacını karşılamadığını, saygısız davranışlar sergilediğini, çocuklar yüzünden zoraki devam eden evliliğin devamında hiçbir yarar bulunmadığını, taraflar arasında … Aile Mahkemesinin 20.12.2011 tarihli ve 2011/494 E., 2011/727 K. sayılı boşanma davasının feragat nedeniyle reddine karar verildiğini, bu davadan sonra ortak hayatın yeniden kurulmadığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 06.11.2015 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının tüm kötü davranışlarına rağmen çocukları uğruna evliliğe devam ettiğini, erkeğin evine ve çocuklarına karşı ilgisiz olduğunu, eşine fiziksel şiddet uyguladığını, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, 2009 yılından itibaren …’da bir başka kadın ile yaşadığını ileri sürerek davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili yararına 1.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 200.000TL maddi ve 200.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemenin Birinci Kararı: 6. … Aile Mahkemesinin 27.05.2016 tarihli ve 2015/893 E., 2016/557 K. sayılı kararı ile; davalı kadın eş tarafından “eşinin başka bir kadınla yaşadığı ve kendisine kötü muamelede bulunduğu” iddiası ile boşanma davası açıldığı, … Aile Mahkemesinin 20.12.2011 tarihli ve 2011/494 E., 2011/727 K. sayılı dosyasında davanın feragat nedeniyle reddine karar verildiği, dolayısıyla davalı kadının öncesinde yaşanılan olayları affettiği, fiili ayrılık döneminde davacı erkeğin başka bir bayanla yaşamaktan başka bir kusurlu davranışının ispatlanamadığı, hâl böyle olunca boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, eşit kusur nedeniyle davalının tazminat taleplerinin reddi ile yararına aylık 550TL tedbir-600TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.06.2018 tarihli ve 2016/20124 E., 2018/7667 K. sayılı kararı ile; “…Yasal sebep bulunmadıkça gösterilen tanığın dinlenmemiş olması savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatasıdır (HMK m. 27). Mahkemece, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edinildiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verilebilir (HMK m. 241). Davalı kadın cevap dilekçesinde davacı erkeğin fiili ayrılık döneminde dahi başka bir kadınla birlikte yaşadığını iddia ettiğine göre bu iddiasının ispatı bakımından dinlenilmesinden açıkça vazgeçmediği tanıkları … ve … yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanununun 241. maddesi koşullarının oluştuğundan söz edilemez. O halde mahkemece, davalı kadın tanıkları … ve …'ın Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243. ve devamı maddeleri uyarınca dinlenilerek, toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma sebebine göre sair temyiz itirazları incelenmemiştir. Mahkemenin İkinci Kararı: 9. … Aile Mahkemesinin 05.02.2019 tarihli ve 2018/955 E., 2019/136 K. sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılamada kadının dinlenmeyen tanıkları … ve …'ın dinlendiği, tarafların 11.06.2012 tarihinde kesinleşen … Aile Mahkemesinin 20.12.2011 tarihli ve 2011/494 E., 2011/727 K. sayılı boşanma davasının reddine ilişkin karardan sonra tarafların ortak hayatı yeniden kurmak amacıyla bir araya gelmedikleri, eldeki davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166/4. maddesinde yazılı üç yıllık sürenin sonunda açıldığı, somut olaya gelindiğinde eşlerin on yıldan beri ayrı yaşadıkları, davalı kadın tarafından açılan eylemli ayrılık sebebine dayalı boşanma davasına dayanak ret ile sonuçlanan boşanma davasında sadakatsizlik vakıasına dayanıldığı ne var ki davadan feragat edildiği, hâl böyle olunca kadının 06.10.2011 tarihli feragati nedeniyle eşinden kaynaklanan tüm kusurlu davranışları affetmiş sayıldığı, nitekim dinlenen tanık beyanlarına göre davalı kadının bu feragati karşılığında karşı taraftan üç daire aldığı, tüm bunlara rağmen eşlerin yeniden bir araya gelmedikleri, ortak hayatın yeniden kurulmadığı, olaya bu yönü ile bakıldığında her iki tarafın uzlaşmaz tavırları neticesinde karşılıklı geçimsizlik oluşturacak davranışlar sergilediği, dolayısıyla boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları, kaldı ki davacı erkeğin fiili ayrılık döneminde başka bir kadınla yaşadığı hususunun ispat edilemediği, bu yönde tanıklık yapan … ve …’nin beyanlarının görgüye değil, davalıdan duyuma dayalı aktarma beyanlar olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına, eşit kusur nedeniyle davalının tazminat taleplerinin reddi ile yararına aylık 550TL tedbir-700TL yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 11. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.09.2019 tarihli ve 2019/4435 E., 2019/8365 K. sayılı kararı ile; “…1- Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Mahkemece tarafların uzlaşmaz tavırları ile karşılıklı geçimsizlik oluşturacak davranışlar sergilemeleri nedeniyle eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle TMK 166/4 maddesi uyarınca fiili ayrılık hukuki sebebiyle boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama toplanan delillerden, davacı erkeğin fiili ayrılık döneminde sadakatsiz davranışlar içerisine girdiği davalı kadının da retle sonuçlanan ilk boşanma davasını açarak birlikte yaşamaktan kaçındığı ve boşanma sebebi yarattığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda, davacı erkeğin ağır, davalı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 3- Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata (TMK m. 174/1-2) karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde davalı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar, 2. ve 3. bentte gösterilen sebepler yönünden bozulmuş, diğer yönlerden ise onanmıştır. Direnme Kararı: 12. … Aile Mahkemesinin 08.01.2020 tarihli ve 2019/587 E., 2020/35 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına TMK’nın 174. maddesinde yazılı tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 16. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166. maddesinin son fıkrası uyarınca, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu fıkrayla “eşlerin sürekli ve fiili olarak ayrı yaşama biçimini benimsemeleri halinin, birlikte yaşama istek ve inancının kalmaması” değerlendirmesiyle evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilerek eylemli ayrılık ilkesi benimsenmiştir. 17. Türk Medeni Kanunu’nun 166/4. maddesinde yazılı “eylemli ayrılık sebebine” dayanan boşanma davalarında, boşanma kararı verilebilmesi için eşlerin kusur durumunun bir önemi bulunmamaktadır. Burada; TMK’nın boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayatın yeniden kurulamamış olması boşanma kararı verilebilmesi için yeterlidir. Eylemli ayrılık sebebine dayalı boşanma davalarında kusur belirlemesi boşanmanın eki niteliğindeki istekler yönünden önem taşımaktadır. 18. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da “kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine” karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunu kabul etmiştir. 19. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve malî olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili malî sonuçlarındandır. 20. Türk Medeni Kanunu’nun “Maddi ve manevi tazminat” başlıklı 174. maddesinde "Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir." hükmü düzenleme altına alınmıştır. Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir. 21. Maddi tazminat, kişinin malvarlığında iradesi dışında gerçekleşen azalmanın karşılığını oluşturan giderimdir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 746). Boşanma nedeniyle, mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen, kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun miktarda tazminat talep edebilir. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder. 22. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenen manevi tazminata boşanmaya sebep olan olayın, kişilik haklarına saldırı teşkil etmesi hâlinde hükmedilir (Türk Hukuk Lugatı, Ankara-2021 Baskı, Cilt-I, s. 763). Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Manevi tazminat da, bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kabul edilen bir telafi şeklidir. Hukuka aykırı ve kusurlu bir davranış sonucu hakkı ihlal edilenin zararının giderilmesi, menfaatinin denkleştirilmesi hukukun temel ilkesidir. Ancak TMK’nın 174/2. maddesi genel tazminat esaslarından ayrılmış, aile hukukunda getirilmiş, kendine özgü bir haksız fiil düzenlemesidir. Eşler arasındaki ilişkinin özelliği itibariyle burada manevi zararı tam olarak belirlemek zordur. Manevi tazminat miktarı, maddi olarak kesin bir miktar değildir. Manevi tazminat talep eden eşin ruhen uğramış olduğu çöküntü ile psikolojik olarak yaşamış olduğu sıkıntılara karşılık olarak onu rahatlatacak olan bir bedeldir. Bu özelliği nedeniyledir ki; yasa, menfaati zedelenen ve kişilik hakları ihlal edilen eşe “uygun bir tazminat” verileceğini belirtmektedir. O hâlde hâkim; manevi tazminatın miktarını belirlerken, kişilik haklarına yapılan saldırının niteliği ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alınarak takdir hakkını kullanmalıdır. 23. Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulabilmesi için üzerinde durulması gereken diğer olgu “af” hususudur. Af; sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (HGK’nın 14.03.2019 tarihli ve 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.). 24. Evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında af niteliğinde davranışlar gerçekleşmişse, artık bu davranışlar boşanma hükmüne esas alınamaz. Boşanma davalarında af olgusunun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için öncelikle bu yönde bir iddia ve bu iddianın; kayıtsız şartsız bir irade beyanı, eğer yoksa en azından affı gösterir nitelikte tutum ve davranış ile ispatlanmış olması gerekmektedir. Genel bir ifadeyle af niteliğinde sayılabilecek davranışlar; barışmış olmak, af iradesini göstermek, hoşgörü ile karşılamak ve olaylara rağmen birliği sürdürmek şeklinde ifade edilebilir. Eşlerin evlilik birliğini kurtarmak maksadıyla birliğin devamı yönünde iyi niyetli girişim ve barış müzakerelerinin boşanma davalarında af niteliğinde sayılamayacağı kuşkusuzdur. Boşanmaya sebep olan olayların hoşgörü ile karşılanması nedeniyle af gerçekleşmeli ve bunun sonucunda da; tarafların yeniden birlikte olmaları yani ortak hayatın yeniden kurulmuş olması gereklidir. 25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya gelince; Mahkeme ile Özel Dairenin de kabulünde olduğu üzere, boşanmaya sebep olan olaylarda, erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı buna karşılık kadının da redle sonuçlanan ilk boşanma davasını açarak boşanma sebebi yarattığı hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık öncelikli olarak; davalı kadın tarafından açılan ilk boşanma davasında “erkeğin bir kadınla ilişki yaşadığı iddiasına” dayanıldığı, sonrasında ise kadının bu davasından feragat etmiş olmasının “af niteliğinde” sayılıp sayılmayacağı hususudur. Her ne kadar kadın tarafından açılan boşanma davası feragat nedeniyle reddolunmuşsa da erkek eş tarafından sadakatsiz davranış tanık beyanlarının açıkça görgüye dayalı bilgisinden anlaşıldığı üzere süregelen şekilde devam etmiştir. Feragat sonucunda eşler arasında barışma gerçekleşerek ortak hayat yeniden kurulmadığı gibi erkek eş tarafından böyle bir iddianın ileri sürülmemiş olduğu gözetildiğinde kadın eşin açtığı boşanma davasından feragat etmesi sonrasında da devam eden erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı eyleminin “affedilmiş” olarak nitelendirilmesi somut olayın özelliğine uygun düşmemektedir. Diğer yandan eşler arasında boşanma kararının kesinleşme anına kadar sadakat yükümlülüğü devam ettiğinden, erkeğin bilinen bu kusurlu davranışlarının affedildiğinden söz etme olanağı bulunmamaktadır. Nitekim aynı ilkeler HGK’nın 11.11.2020 tarihli ve 2020/2-244 E., 2020/881 K.; 18.01.2022 tarihli ve 2019/2-92 E., 2022/13 K. sayılı kararları ile de benimsenmiştir. 26. Hâl böyle olunca; 01.02.1973 tarihinde evlenen ve ortak dört çocukları olan eşler arasında gerçekleşen evlilikte erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranması karşısında kadının da retle sonuçlanan ilk boşanma davasını açarak boşanma sebebi yarattığı eldeki davada eşlerin kusurları birbiri ile kıyaslandığında boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile kadın eş yararına TMK’nın 174. maddesinde yer alan maddi-manevi tazminat şartlarının oluştuğunun kabulu gerekmektedir. 27. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 28. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Ortak Hayatın Kurulmuş Sayılmadığı Haller

Ortak hayatın kurulması, eşlerin evlenmenin genel hükümlerindeki hak ve yükümlülükleri üstlenecek şekilde bir araya gelmesini ifade eder. Çocukların ihtiyaçlarını karşılamak, ölüm veya düğün gibi haklı sebeplerin gerektirdiği hâller dolayısıyla eşlerin bir araya gelmesi ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez.

Ret kararının kesinleşmesinden sonra bir eşin yalnızca müşterek çocuğu görmek gayesiyle diğer eşin yanına gelmesi, ortak hayatın yeniden kurulduğunu kabule tek başına yeterli sayılmamıştır. Aynı şekilde, ayrılık sürecinde barınacak yeri bulunmadığından mecburen aynı evin ayrı odalarında yaşamakla birlikte hiçbir zaman bir araya gelmeyen eşlerin bu durumu da somut olayda ortak hayatın yeniden tesisi olarak değerlendirilmemiştir.

Kusur Belirlemesi, Tazminat ve Af Olgusu

Eylemli ayrılık sebebine dayanan boşanma davalarında eşlerin kusur belirlemesi, boşanma kararı verilebilmesi için değil, boşanmanın fer'îsi niteliğindeki talepler yönünden önem taşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/260 Esas, 2022/1453 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi uyarınca boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş maddi tazminat; kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf ise kusurlu eşten manevi tazminat talep edebilir.

Boşanma davasında af olgusunun varlığı için kayıtsız şartsız bir irade beyanı ya da affı gösteren açık tutum ve davranışlar bulunmalı, evlilik birliğini kurtarmaya yönelik iyi niyetli barış müzakereleri af sayılmamalı ve tarafların ortak hayatı fiilen yeniden kurmuş olması aranmalıdır. Önceki davadan feragat edilmesi kural olarak o tarihe kadarki olayların hoşgörüyle karşılandığına karine oluştursa da feragat sonrasındaki kusur durumu somut olayın ispat koşullarına göre farklı sonuçlar doğurur. Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü karar kesinleşinceye kadar sürdüğünden, feragat sonrasında sadakatsiz yaşamın devam ettiği durumlarda bu eylemler affedilmiş sayılmaz. Buna karşılık, feragatten sonraki fiili ayrılık sürecinde yeni bir kusur veya sadakatsizlik kanıtlanamazsa, önceki davayı açarak fiili ayrılığa sebebiyet veren eş kusurlu kabul edilmektedir.

Boşanma hükmü kesinleşmeden önce eşlerden birinin açtığı diğer boşanma davası ile derdest dava arasında kusur ve fer'îlerin tespiti yönünden hukuki bağlantı bulunduğundan, bu davaların Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 166 uyarınca birleştirilerek görülmesi gerekir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/11558, K. 2023/6291Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/11558 E.  ,  2023/6291 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1455 E., 2022/1551 K. DAVA TARİHİ : … KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulması İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Aile Mahkemesi SAYISI : 2021/6 E., 2022/44 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına, dosyanın yeniden karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı kadın vekili tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 19.12.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde davalı … ve vekili Av. … ile karşı taraf temyiz eden davacı … vekili Av. … geldiler. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki Ankara 4. Aile Mahkemesinin 2012/757 Esas sayılı dosyası üzerinden görülen boşanma davasının reddedildiğini, tarafların ayrı yaşamaya başladıklarını ve hiçbir şekilde bir araya gelmediklerini, üç yılı … süredir ayrı olarak çeşitli adreslerde ikamet ettiklerini, tarafların bir araya gelme olanaklarının da bulunmadığını iddia ederek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı kadın vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 12.06.2012 tarihinde, Ankara 4. Aile Mahkemesinin 2012/757 Esas sayılı dosyasında şiddetli geçimsizlik ve evlilik birliğinin temelden sarsılması sebebine dayanarak boşanma davacı açtığını ancak davacının iddiasını ispatlayamaması, müvekkile isnat edilecek bir kusur bulunmaması ve müvekkilin evlilik birliğini devam ettirmek istemesi nedeni ile davanın reddedildiğini, davacının 30.05.2016 tarihinde Ankara 7. Aile mahkemesinin 2016/201 Esas sayılı dosyası ile aynı nedenlere dayanarak boşanma davacı açtığını, o davanın da reddedildiğini, müvekkili ile davacı arasında 3 yıl kesintisiz fiili ayrılık yaşanmadığını, boşanmada müvekkilinin kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddine, aksi halde lehine aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 100.000,00'er TL maddî ve manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 16.10.2018 tarihli ve 2016/1778 Esas, 2018/1507 Karar sayılı ilamı ile; erkek tarafından 30.05.2016 tarihinde Ankara 7. Aile Mahkemesinde kadın aleyhinde boşanma davası açıldığı, davanın feragat nedeniyle reddedildiği, ayrıca Ankara 4.Aile Mahkemesinin 2012/757 Esas sayılı dosyası ile davalı kadın aleyhine açılan davanın da 28.05.2013 tarihinde, evlilik birliğinin temelden sarsıldığının ve davalının kusurlu olduğununun görgüye dayalı tanık beyanları ile ispat edilemediğinden bahisle reddedildiği, ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıldan fazla süre geçtiği halde tarafların bir araya gelmedikleri gerekçesi ile davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca boşanmalarına, kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine hükmedilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili hükmün tamamı yönünden istinaf yoluna başvurmuştur. 2.Bölge Adliye Mahkemesinin 19.02.2021 tarih ve 2019/1616 Esas, 2021/182 Karar sayılı kararı ile; Mahkemece dilekçeler aşaması tamamlanmadan ön inceleme duruşmasına geçildiği, ön inceleme duruşmasında davalı vekiline cevaba cevap dilekçesinin elden tebliğ edildiği, ikinci cevap dilekçesini sunmak üzere süre verildiği ve aynı celse ön inceleme duruşması tamamlanarak tahkikat için duruşma gün ve saati belirlendiği, bu hususun savunma hakkını kısıtlayan ve adil yargılanma hakkını etkileyen önemli bir usul hatası olduğu belirtilerek davalı kadın vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ön inceleme duruşmasına taraflar usulüne uygun davet edilerek Yasanın öngördüğü şekilde ön inceleme duruşmasının tamamlanarak, tarafların gösterdikleri delillerin toplanılması ve sonucu uyarınca yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, davalı kadının sair istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından davalı aleyhine Ankara 4. Aile Mahkemesinde açılan boşanma davasında, ret kararının kesinleşmesinin üzerinden üç yıldan uzun bir süre geçtiği, boşanma davası açıldıktan sonra tarafların evlilik birliğini devam ettirmek maksadıyla hiç bir araya gelmedikleri, evliliklerinin devam etmediği, davanın kabulü şartlarının gerçekleştiği, taraflar arasında ortak hayatın yeniden kurulamaması ve eylemli ayrılık sebebiyle tarafların boşanmalarına karar verildiği, davalı kadının gelirinin olmadığı anlaşıldığından paranın alım gücü gözetilerek davalı yönünden karar kesinleşinceye kadar tedbir nafakasına hükmedildiği, davalının herhangi bir işte çalışmaması ve kendisini geçindirebilecek sürekli bir gelirinin olmaması ve tarafların sosyal ekonomik durumları hep birlikte değerlendirildiğinde, davalının yoksulluk nafakası talebinin kısmen kabulüne karar verildiği, davacı tarafın, tarafların evlilik birliğinin tekrar kurulamamasında bir kusurunun olduğu ispat edilemediğinden davalı tarafın maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verildiği gerekçesi ile davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca boşanmalarına, davalı kadın yararına aylık 350,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, davalı kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün tamamı yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararının lehine kaldırılmasını talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı erkek tarafından 12.06.2012 tarihinde açılan evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının ispatlanamadığından reddine karar verildiği, ret kararının 19.09.2013 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın yasada öngörülen üç yıllık süreden sonra açıldığı, ret kararından sonra tarafların bir araya gelmedikleri, yargılamada, davalı kadının, tarafların bir araya gelme vakıasına ilişkin yapmış olduğu açıklamalarının birbirinden farklı olduğu, yine bu vakıaya ilişkin davalının tanık beyanlarının da kendi içinde çelişkili olduğu, İlk Derece Mahkemesince de kabul edildiği üzere kadının tanık beyanlarının dosyada mevcut diğer delillerle örtüşmediği, reddedilen dava dosyasında davacı erkeğin o dönemde aynı evde yaşamalarının maddî nedenlerden kaynaklandığını ifade ettiği, ortak hayatın yeniden kurulamadığı, boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği sabit olmakla birlikte reddedilen davayı açan davacı erkek fiili ayrılığa sebep olduğundan davacı erkeğin boşanmaya sebep olan olaylarda tam kusurlu olduğu, davalının tanık beyanlarında yer alan sair ifadeler soyut olduğu gibi ifadelerde net bir tarihin de bulunmadığı, ayrıca bazı vakıalardan sonra evlilik birliği devam ettiğinden tarafların bu vakıalar yönünden birbirlerini affettikleri, en azından yaşanılanları hoşgörü ile karşıladıkları, buna göre İlk Derece Mahkemesince verilen boşanma kararı isabetli olmakla birlikte hatalı kusur belirlemesinin düzeltilmesi gerektiği, tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetildiğinde kadın yararına hükmedilen tedbir nafakasının miktarının az olduğu, davalı kadının ev hanımı oluşu, davalı kadın adına kayıtlı taşınmazlar hisseli olup davalı kadının bu taşınmazlardan gelir elde ettiğine dair bir bilginin dosyada mevcut olmadığı, bu yönde davacı tarafından yapılan bir istinaf itirazının da bulunmadığı, nafakanın niteliği, günün ekonomik koşulları da dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakasının miktarının da az olduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda maddî tazminat isteyen kadının kusurunun bulunmadığı, davacı erkeğin tamamen kusurlu olduğu, davalı kadının boşanma sonucu eşinin en azından maddî desteğini yitirdiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak davalı kadın yararına uygun miktarda maddî tazminat takdir edildiği, toplanan delillerden, davacı erkekten kaynaklı boşanmaya sebebiyet veren olayların kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği, davalının manevî tazminat talebinin reddi gerektiği, Mahkemece de davalının manevî tazminat talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, gerekçesi ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükümlerinin kaldırılmasına, davalı kadın vekilinin kusur belirlemesine yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, boşanmaya yol açan olaylarda gerekçede açıklandığı şekilde davacı erkeğin tam kusurlu, davalı kadının kusursuz olduğunun tespitine, davalı kadın yararına dava tarihinden itibaren hükmedilen aylık 350,00 TL tedbir nafakasının Bölge Adliye Mahkemesi'nin karar tarihinden itibaren aylık 750,00 TL'ye çıkartılmasına, nafakanın boşanma hükmünün kesinleşme tarihinden itibaren yoksulluk nafakası olarak devamına, kadın yararına yasal faizi ile birlikte 30.000,00 TL maddî tazminata, kadının manevî tazminat talebinin reddine, davalı kadın vekilinin sair istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen maddî tazminat ile yoksulluk nafakası yönünden bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı kadın vekili temyiz başvuru dilekçesinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının hükmün tamamı yönünden bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında görülen boşanma davasında, evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet verecek nitelikte geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin son fıkrası koşullarının oluşup oluşmadığı, boşanma hükmünün kesinleşip kesinleşmediği, birleştirme talebinin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, boşanma davasının kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı, kadın yararına yoksulluk nafakası, maddî tazminat, manevî tazminata hükmedilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve yoksulluk nafakası ile maddî tazminatın miktarı, noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 166 ncı, 190 ıncı, 194 üncü, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ve 371 inci maddesi. 4721 sayılı Kanunu'nun 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin son fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 inci maddesi, 51 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Taraflar arasında görülen boşanma davasında verilen boşanma hükmü henüz kesinleşmemiş olup davalı kadın vekili temyiz aşamasında sunmuş olduğu dilekçe ile, davacı erkek aleyhine Ankara 25. Aile Mahkemesinin 2023/904 Esas sayılı dosyasında zinaya dayalı boşanma davası açmış olduğunu belirtmiş ve davaların birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi gereğince, davalar arasında bağlantı bulunması durumunda, davaların birleştirilmesine karar verilebilir. Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması, ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantı var sayılır. Boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan maddî-manevî tazminat, yoksulluk nafakası gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesi, bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesiyle mümkündür. Bu nedenle, davalar arasında bağlantı bulunduğuna göre, eldeki boşanma davası ile açılmış olan diğer boşanma davasının birleştirilerek görülmek suretiyle davaların esası hakkında hüküm kurulması için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Duruşma için takdir olunan 17.100,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya, 17.100,00 TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. …

İspat Yükü

Türk Medeni Kanunu m. 166/4 uyarınca açılan boşanma davasında, ret kararının kesinleşmesinden itibaren kanuni sürenin dolduğunu ve bu süre içinde ortak hayatın yeniden kurulamadığını ispat yükü davacı tarafa aittir.

Ortak hayatın kurulamaması nedeniyle boşanmada bekleme süresi ne kadardır?

Türk Medeni Kanunu m. 166/4 gereğince ret kararının kesinleştiği tarihten itibaren geçmesi gereken bekleme süresi bir yıldır.

Önceki davada kusurlu bulunan eş bu davayı açabilir mi?

Evet; ortak hayatın kurulamaması sebebine dayanan boşanma davasında önceki davadaki taraf sıfatı veya kusur durumu dava hakkını engellemez, her iki eş de dava açabilir.

Müşterek çocuğu görmek için bir araya gelmek ortak hayatın kurulması sayılır mı?

Hayır; ret kararının kesinleşmesinden sonra yalnızca çocuğu görmek ya da çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bir araya gelinmesi ortak hayatın yeniden kurulduğu anlamına gelmez.

Önceki davadan feragat edilmesi kusur durumunu nasıl etkiler?

Feragat, kural olarak feragat tarihine kadarki olayların hoşgörüldüğünü gösterir; ancak boşanma kesinleşene dek sadakat yükümlülüğü sürdüğünden, feragatten sonra sadakatsizliğin devam etmesi hâlinde bu davranışlar affedilmiş sayılmaz. Feragat sonrasında yeni bir kusurlu eylemin ispatlanamaması durumunda ise feragatle sonuçlanan önceki davayı açarak fiili ayrılığa yol açan taraf kusurlu sayılabilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu