Organ Naklinin Yasal Çerçevesi ve Temel Yasaklar
Organ ve doku alınması, saklanması, taşınması, aşılanması ve nakli işlemleri 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun hükümlerine tabidir. Nakil işlemleri hukuken ancak tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlarla mevzuatta öngörülen usuller dairesinde gerçekleştirilebilir. 2238 sayılı Kanun gereğince bir bedel veya başkaca çıkar karşılığında organ ve doku alınması ve satılması yasaktır. Ayrıca bilimsel, istatistiki ve haber niteliğindeki bilgi dağıtımı halleri dışında, organ ve doku alınması ve verilmesine yönelik reklam yapılması da kanunen yasaklanmıştır.
Organ nakli hizmetlerinin merkezler, personel standartları, denetim usulleri, kayıt, beyin ölümü, canlı verici, etik komisyon ve yasaklara dair ayrıntıları Organ Nakli Hizmetleri Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Bu düzenleme üniversiteleri, kamu kurumlarını ve özel sağlık kuruluşlarını kapsar. Sağlık Bakanlığından izin alınmadan organ nakli yapmak için özel merkez açılması veya organ nakli yapılması ile alıcı ve verici kaydı bulunmaksızın organ nakli gerçekleştirilmesi mevzuat uyarınca yasaktır. Organ ve doku naklinin Bakanlıkça yetkilendirilmiş, uzman personel ve teknik donanıma sahip sağlık kurumlarınca yürütülmesi kanuni bir zorunluluktur.
Canlı Vericiden Organ Alınması ve Rızanın Geçerliliği
Mevzuata göre reşit olmayan ve ayırt etme yetisi bulunmayan kimselerden organ veya doku temini yasaklanmıştır. Ergin ve ayırt etme gücünü haiz bireylerden organ temini ise ilgilinin en az iki tanığın huzurunda tereddütsüz, aydınlatılmış ve iradesi zorlanmaksızın rıza göstermesine bağlıdır. Söz konusu onamın yazılı ve imzalı şekilde tanzim edilmesi ya da tanıklar önünde sözlü olarak belirtilip tutanak altına alınarak tabip onayıyla belgelenmesi aranır. Uygulamayı yapacak hekimlerin; müdahalenin yol açabileceği muhtemel tehlikeler, tıbbi ve psikolojik tesirler ile ailevi ve sosyal neticeler hakkında vericiyi etraflıca aydınlatması gerekir. Kişi evliyse birlikte ikamet ettiği eşin bu bağış iradesinden haberdar olup olmadığının araştırılması ve durumun tutanağa geçirilmesi usulü benimsenmiştir.
Vericinin aile içi tazyik, maddi imkânsızlık, manevi zorlama, borç münasebeti veya menfaat temini sebebiyle organ vermeye sevk edilmesi durumunda, şeklen imza bulunsa dahi rızanın hukuki geçerliliği tartışmalı hale gelir. Akrabalık bağının bulunması kimseye organ verme yükümlülüğü yüklemez. Tabip kadrosu; ruhsal ve zihinsel durumu serbest iradeyle karar almaya elvermeyenlerin organ bağışlarını geri çevirmek, maddi menfaat yahut insani amaç dışı saiklerle yapılmak istenen müdahaleleri reddetmek mecburiyetindedir. Canlı verici; cerrahi riskleri önceden öğrenme, farklı bir uzmandan görüş alma, serbest iradeyle vazgeçebilme, gizlilik talep etme ve operasyon sonrasında takip edilme haklarına sahiptir. Canlı vericili nakil faaliyeti yürüten birimlerde verici adaylarının haklarının gözetilmesi amacıyla özel koruyucu görevlendirmesi yapılması düzenlenmiştir.
2238 sayılı Kanun, canlı vericinin yaşamını mutlak surette sona erdirecek veya tehlikeye sokacak nitelikteki organ ve dokuların alınmasını yasaklar. Organ ve doku naklinden önce alıcı ve vericinin yaşamı ile sağlığı bakımından tehlikeleri azaltmak adına gerekli tıbbi incelemelerin yapılması ve neticenin bir olurluluk raporu ile tespiti şarttır. Alıcının acil tıbbi gereksinimi, vericinin sağlık güvenliğinin göz ardı edilmesine gerekçe gösterilemez. Gerekli tetkikler yapılmadan müdahalede bulunulması, risklerin anlatılmaması, uygun olmayan kişiden organ alınması veya ameliyat sonrasında vericinin yeterince takip edilmemesi hallerinde tazminat, idari ve cezai sorumluluk gündeme gelebilir.
Kadavradan Organ Temini, Beyin Ölümü ve Bağış İradesi
Yönetmelik çerçevesinde beyin ölümü, tüm beyin ile beyin sapı fonksiyonlarının tam ve geri dönüşsüz biçimde kaybı olarak tanımlanır. Tıbbi ölümün tespiti 2238 sayılı Kanun uyarınca biri nöroloji veya nöroşirürji, diğeri ise anesteziyoloji ve reanimasyon veya yoğun bakım branşından iki uzman tabibin tıp kuralları çerçevesinde oybirliğiyle alacağı kararla gerçekleşir. Alıcıyı tedavi eden hekim ile nakil ameliyesini üstlenen personelin bu tespit kurulunda vazife üstlenmesi yasaktır. Sağlık Bakanlığı uygulamalarında, bağış beyanı bulunsa dahi her ölüm halinin nakle imkân vermediği, müdahale için yoğun bakım şartlarında solunum aygıtına bağlıyken beyin ölümünün gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmektedir. Düzenlenen ölüm tutanağı ile eklerinin sağlık kurumunca on yıl muhafaza edilmesi zorunludur.
Ölüden organ veya doku temini, kişinin sağlığında bu amaçla irade açıklamış olmasına ya da bağış iradesinin bulunmadığı durumlarda mevzuatta belirlenen yakınların muvafakatine dayanır. Birey sağlığında tedavi, teşhis veya bilimsel maksatlarla organlarını bıraktığını e-Devlet Kapısı ya da Sağlık Bakanlığı sistemleri üzerinden, resmi veya adi yazılı vasiyetle veya iki tanık huzurunda beyan etmişse vefatından sonra organ alınabilir. Bağışçının sağlığında tespit edilen bu iradesi, yakınlarının aksi düşüncesine rağmen geçerli sayılır. Kişi sağlığında organ alınmasını istemediğini belirtmişse ölüden organ alınması hukuken mümkün değildir. Şayet açıklanmış bir bağış beyanı bulunmuyorsa vefat sırasında hazır bulunan eş, ergin evlatlar, ana, baba veya kardeşlerden birinin, bunların bulunmaması halinde ise hazır bulunan herhangi bir yakının rızasıyla doku ve organ temin edilebilir. Kayıtlar merkezi sisteme işlenir ve beyin ölümü kesinleşmeden yetkisiz kimselerle paylaşılamaz.
Organları başkasına nakledilen bağışçıların eş ve birinci derece yakınlarına, ileride organ nakline gereksinim duymaları halinde acil hastalardan sonra gelmek üzere öncelik hakkı tanınmıştır. Bu öncelik sınırsız olmayıp acil hastalar önceliklidir; dağıtım sistemi tıbbi uygunluk, bekleme listesi, aciliyet ve doku uyumu ölçütleriyle yürütülür ve bağışçı yakını olmak otomatik nakil hakkı sağlamaz. Kan veya sıhri hısımlık ya da yakın kişisel ilişki durumları haricinde alıcı ve vericinin isimlerinin açıklanmaması esastır.
Merkezlerin Denetimi ve Organ Dağıtım Süreci
Organ nakli merkezlerinin organ türüne göre asgari birim, donanım ve personel standartlarını sağlaması zorunludur; bu standartları taşımayan merkezlere ruhsat ve faaliyet izni verilmez. Merkezler yılda en az bir defa denetlenir; merkezde gerçekleştirilen nakillerin art arda ölümle sonuçlanması gibi durumlarda olağanüstü denetim yapılabilir. Organ Nakli Hizmetleri Yönetmeliği; Ulusal Koordinasyon Merkezi, Bölge Koordinasyon Merkezi, organ dağıtım hizmetleri ve Ulusal Koordinasyon Sistemini düzenler. Faaliyetlerde mevzuata aykırı hallerin veya yanlış uygulamaların tespiti durumunda müeyyideler uygulanabilir ve Bakanlık merkezleri izler.
Hastanın bekleme listesine hiç kaydedilmemesi, yanlış sıraya alınması, organ uygunluğu değerlendirmesinde hata bulunması, acil liste talebinin zamanında iletilmemesi veya organ dağıtımında şeffaflık ilkesinin ihlal edilmesi hallerinde sağlık kuruluşlarının hukuki sorumluluğu tartışılabilir.
Alıcının Aydınlatılması ve Tıbbi Risklerin Yönetimi
Alıcıya naklin amacı, başarı ihtimali, cerrahi müdahale riskleri, organ reddi, enfeksiyon, yoğun bakım gereksinimi, ölüm tehlikesi, ömür boyu bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımı ve yan etkileri, takip mecburiyeti ile alternatif tedaviler anlatılmalıdır. Hasta veya verici okuduğunu anlamamışsa, tıbbi riskler açıklanmamışsa, imza müdahale baskısı altında alınmışsa, yabancı hastaya tercüman sağlanmamışsa veya acil olmayan durumlarda yeterli düşünme süresi tanınmamışsa onamın geçerliliği tartışılır.
Mevzuat bağış ve nakil aşamalarında can kaybı, hayati tehlike, daimi maluliyet, çalışma gücü kaybı veya yatış müddetinin uzaması gibi neticeleri ciddi istenmeyen durumlar ve reaksiyonlar kapsamında ele alır. Cerrahi süreçte enfeksiyon veya nakledilen organın reddi tıbbi olarak karşılaşılabilen ihtimallerdir; bu risklerin tek başına ortaya çıkması tabip kusuruna delalet etmez. Buna karşılık söz konusu risklerin tıbbi gerekliliklere uygun idare edilmemesi sorumluluk doğurabilir. Nakil sonrasında ateş, renal işlev kaybı, karaciğer enzimlerinin bozulması, idrarda azalma, solunum sıkıntısı, enfeksiyon bulguları veya ilaç toksisitesi bulgularına karşı gereken tıbbi tedbirlerin alınmaması tazminat yükümlülüğüne sebep olabilir.
Sağlık Kuruluşlarının Hukuki Sorumluluğu ve Yargı Ölçütleri
Özel sağlık kuruluşlarında yürütülen tıbbi müdahalelerde özel hukuk sorumluluğu gündeme gelir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502. maddesinde vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tarif edilmiş olup kanunda düzenlenmemiş iş görme ilişkilerine de niteliklerine uygun düştüğü ölçüde vekâlet hükümlerinin tatbik edileceği düzenlenmiştir. Özel hastane; cerrahi işlemi icra eden hekimin eylemleriyle sınırlı kalmaksızın merkezin ruhsatı, koordinasyon yapısı, yoğun bakım ve anestezi şartları, enfeksiyon yönetimi, laboratuvar ve doku uyumu analizleri, organın korunması, aydınlatılmış onamın temini ve ameliyat sonrası takip mekanizmalarının tamamı yönünden sorumlu tutulabilir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2472, K. 2024/2021Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 502Kaynağı aç
Özel sağlık kuruluşları, istenmeyen neticelerin salt komplikasyon olduğunu ileri sürerek kendiliğinden sorumluluktan kurtulamaz; gelişen tablonun öngörülebilirliği, aydınlatmanın kapsamı, koruyucu tedbirlerin alınıp alınmadığı ve zamanında müdahale edilip edilmediği yargısal denetime tabi tutulur. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/2472 Esas ve 2024/2021 Karar sayılı ilamına konu sezaryen ameliyatı sonrası organ hasarı uyuşmazlığında; gelişen durumun tıp kuralları çerçevesinde öngörülemeyen bir komplikasyon sayılması, yönetim ve organizasyonda eksiklik bulunmaması ve sevk sürecindeki gecikmenin hekimden değil sistemsel unsurlardan kaynaklanması karşısında kusur yüklenemeyeceğine hükmedilmiştir. Aynı uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince hastanın komplikasyonlar hakkında aydınlatılmış onam formu ile bilgilendirildiğinin ve imzanın hastaya ait olduğunun tespiti kusur bulunmadığının ispatında dikkate alınmıştır. Zararın mevcudiyeti halinde uyuşmazlığın niteliğine göre tüketici hukuku veya genel özel hukuk yollarına başvurulabilir.
Kamu hastanelerinde yürütülen nakil hizmeti kamu hizmeti mahiyetinde olup hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde idarenin hizmet kusuru gündeme gelebilir. Kamu hastanesinde zarar gören kimseler genel kural olarak idareye başvuruda bulunduktan sonra idare mahkemesinde tam yargı davası ikame etmelidir. Danıştay 10. Dairesinin 2019/5586 Esas ve 2022/3007 Karar sayılı katarakt ameliyatı davasında belirtildiği üzere, Anayasa'nın 125. maddesi ve 2577 sayılı Kanun gereğince idarenin sağlık hizmetindeki tazmin sorumluluğu zararın hizmet kusurundan doğmuş olmasına bağlıdır. Danıştay anılan kararda cerrahi öncesi zorunlu ölçümlerin hasta kayıtlarına işlenmemesini idari hizmet kusuru saymış, hastanın organ hasarının sebebini öğrenememekten duyacağı şüphe ve elem nedeniyle manevi tazminat verilmesini hukuka uygun bulmuştur.
Danıştay 10. Daire, E. 2019/5586, K. 2022/3007Kaynağı aç
Danıştay 10. Dairesinin 2019/5579 Esas ve 2022/5564 Karar sayılı ilamına göre idare, kamu hizmetini gereği gibi yürütecek organizasyonu temin etmek, uygun donanıma sahip tesis ve yetişmiş personel tahsis etmekle yükümlüdür. Anılan kararda tıbbi merkezde donanım eksikliği sebebiyle tahmini kiloya göre ilaç verilmesi hadisesinde hizmet kusurunun varlığı mahkemece doğrudan kesinleştirilmemiş, bilimsel temele dayanmayan bilirkişi görüşünün hükme dayanak yapılamayacağı belirtilerek Adli Tıp Kurumundan tereddütleri giderecek yeni rapor alınması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla hasta bekleme listesine hatalı kaydedilmişse, nakil organizasyonunda veya yoğun bakım takiplerinde aksaklık yaşanmışsa idarenin sorumluluğu somut tıbbi veriler çerçevesinde incelenir.
Danıştay 10. Daire, E. 2019/5579, K. 2022/5564Kaynağı aç
Tazminat Talepleri ve Uyuşmazlıklarda Delil Unsurları
Nakil safhasındaki tıbbi kusur veya hukuka aykırılıklardan ötürü zarara uğrayan alıcı yahut canlı verici, yasal şartların vücut bulması kaydıyla maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Maddi tazminat kalemleri arasında ameliyat masrafları, yoğun bakım harcamaları, farmakolojik giderler, revizyon ameliyatları, organ reddi ve enfeksiyon sağaltım masrafları, diyaliz, bakım ve refakat giderleri, seyahat ve konaklama harcamaları ile geçici veya kalıcı çalışma gücü kaybı ve iktisadi geleceğin sarsılmasından doğan zararlar yer alabilir. Canlı verici yönünden ise bağışa bağlı kalıcı bedensel kayıplar, mesleki güç kaybı, ruhsal yıpranma, periyodik sağlık takip giderleri ve hayat standardındaki gerileme tazminat kapsamında değerlendirilebilir.
Manevi tazminat; maruz kalınan elem, ıstırap, hayati tehlike endişesi, kalıcı uzuv zayiatı, ağır yoğun bakım evresi, psikolojik tahribat ve kişilik haklarının zedelenmesi temeline dayanır. Danıştay 10. Dairesinin 2019/5586 Esas ve 2022/3007 Karar sayılı kararında ifade olunduğu üzere manevi tazminat, malvarlığındaki eksilmeyi telafi eden bir müessese olmayıp haksız eylem nedeniyle çekilen acı ve ıstırabı bir nebze hafifletmeyi amaçlayan manevi bir tatmin yoludur. Zarar görenin hayatını kaybetmesi durumunda ise yakınları bakımından destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat hakları doğabilir.
Uyuşmazlıkların aydınlatılmasında alıcı açısından bekleme sırası, organ tahsis belgeleri, nakil heyeti kararları, doku uyumluluk ve antikor testleri, enfeksiyon panelleri, operasyon notu, anestezi takip çizelgeleri, yoğun bakım izlem raporları, biyokimya neticeleri, ilaç kan düzeyi takipleri, organ reddi tahlilleri, biyopsi verileri ve taburculuk sonrası kontrol kayıtları ispat vasıtasıdır. Canlı verici bakımından ise heyet inceleme raporları, psikiyatri muayeneleri, tanıklı onam evrakı, eş haberdarlık tutanağı, olurluluk belgesi, ameliyat notu ve taburculuk sonrası kontroller incelenir. Kadavradan bağışlarda ise beyin ölümü heyet tutanağı, bağış beyanı, aile onayı, organ prezervasyon protokolleri ve dağıtım sistemi kayıtları belirleyici delil teşkil eder.
Yargılama safhasında bilirkişi incelemesinin komplikasyon ile kusurlu ihmal ayrımını bilimsel ölçütlerle ortaya koyması önem taşır; yalnızca genel nitelikteki ameliyat riski tespitleri yeterli olmayıp somut takip, tetkik ve tedavi sürecinin tıp standartlarına uygunluğu denetlenmelidir. Bilirkişi heyetlerinin organın niteliğine göre genel cerrahi, nefroloji, hepatoloji, göğüs cerrahisi, kardiyoloji, yoğun bakım, enfeksiyon, doku tipleme veya adli tıp uzmanlarından teşekkül ettirilmesi değerlendirilmekte olup soyut ve yetersiz bilirkişi tespitlerine itiraz hakkı mevcuttur. Hukuki sorumluluğun tayini salt istenmeyen neticenin gerçekleşmesine değil, rıza sürecinden operasyona ve takip evresine uzanan zincirde illiyet bağının somut verilerle tespit edilmesine bağlıdır.
Cezai Sorumluluk ve Organ Ticareti Suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 91. maddesi organ ve doku ticaretine dair fiilleri ve ceza yaptırımlarını hükme bağlamıştır. 2238 sayılı Kanun da hukuka aykırı fiillerde TCK m. 91 hükümlerine atıf yapmaktadır. TCK m. 91/1 uyarınca hukuken geçerli rızaya dayanmaksızın kişiden organ alan fail beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; eylemin dokuya yönelik olması halinde öngörülen hapis cezası iki yıldan beş yıla kadardır. Hukuka aykırı şekilde ölüden organ veya doku alan kimse hakkında bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Organ veya dokuyu satın alan, satan ya da satılmasına aracılık eden kimseler hakkında da birinci fıkradaki hapis cezaları uygulanır. Kanun koyucu birinci fıkrada düzenlenen rızasız organ veya doku alma ile üçüncü fıkrada düzenlenen alım, satım ve aracılık suçlarının bir suç örgütünün faaliyeti kapsamında icra edilmesini ağırlaştırıcı neden saymış; bu halde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası öngörmüştür.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 91Kaynağı aç
Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik ilan veya reklam veren ya da yayınlayan kişiye bir yıla kadar hapis cezası verilir. Suçların bir tüzel kişinin faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. Geçerli rıza bulunmaksızın organ alınması neticesinde mağdurun ölmesi halinde kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler tatbik edilir. Yetkisiz nakil, sahte rıza belgesi veya beyin ölümü usulsüzlüğü gibi hallerde ceza soruşturması gündeme gelebileceği gibi, sağlık personelinin tıbbi ihmali sonucu ağır yaralanma veya ölüm meydana gelmişse somut olaya göre taksirle yaralama veya taksirle öldürme hükümleri tartışılabilir.
Canlı verici organ bağışlama kararından vazgeçebilir mi?
Canlı verici ameliyat öncesi süreçte baskı altında kalmadan karar verme ve işlemden serbestçe vazgeçme hakkına sahiptir. Vericinin ailevi baskı veya çıkar saikiyle hareket etmesi halinde rızanın hukuki geçerliliği tartışılır.
Sağlığında organlarını bağışlayan kişinin ölümünden sonra ailesi işlemi engelleyebilir mi?
Kişi sağlığında organlarını bilişim sistemleri, vasiyet veya iki tanık huzurunda usulüne uygun olarak bırakmışsa bu irade esas alınır ve bağışçının iradesi yakınlarının aksine beyanlarına rağmen geçerli kabul edilir.
Organ reddi veya enfeksiyon gelişimi doğrudan hekim hatası sayılır mı?
Enfeksiyon ve organ reddi bilinen cerrahi riskler olduğundan bu durumların gelişmesi tek başına doktor hatası anlamına gelmez; ancak ortaya çıkan belirtilerin ciddiye alınmaması ve risklerin doğru yönetilmemesi tazminat sorumluluğu doğurabilir.
Özel sağlık kuruluşlarındaki tıbbi müdahalelerde vekâlet sözleşmesi hükümleri nasıl uygulanır?
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502. maddesi vekâlet hükümlerinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde kanunda düzenlenmemiş iş görme sözleşmelerine de uygulanacağını belirtmektedir. Yargı kararlarında özel hastanedeki tedavi ilişkisinden doğan özen borcu uyuşmazlıkları vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

