Organ Naklinde Hukuki Sorumluluk ve Hasta Hakları

by Avukat Erdal Ersoy
Organ Naklinde Hukuki Sorumluluk ve Hasta Hakları

Organ Naklinin Yasal Çerçevesi ve Temel Yasaklar

Organ ve doku alınması, saklanması, taşınması, aşılanması ve nakli işlemleri 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun hükümlerine tabidir. Nakil işlemleri hukuken ancak tedavi, teşhis ve bilimsel amaçlarla mevzuatta öngörülen usuller dairesinde gerçekleştirilebilir. 2238 sayılı Kanun gereğince bir bedel veya başkaca çıkar karşılığında organ ve doku alınması ve satılması yasaktır. Ayrıca bilimsel, istatistiki ve haber niteliğindeki bilgi dağıtımı halleri dışında, organ ve doku alınması ve verilmesine yönelik reklam yapılması da kanunen yasaklanmıştır.

Organ nakli hizmetlerinin merkezler, personel standartları, denetim usulleri, kayıt, beyin ölümü, canlı verici, etik komisyon ve yasaklara dair ayrıntıları Organ Nakli Hizmetleri Yönetmeliği ile düzenlenmiştir. Bu düzenleme üniversiteleri, kamu kurumlarını ve özel sağlık kuruluşlarını kapsar. Sağlık Bakanlığından izin alınmadan organ nakli yapmak için özel merkez açılması veya organ nakli yapılması ile alıcı ve verici kaydı bulunmaksızın organ nakli gerçekleştirilmesi mevzuat uyarınca yasaktır. Organ ve doku naklinin Bakanlıkça yetkilendirilmiş, uzman personel ve teknik donanıma sahip sağlık kurumlarınca yürütülmesi kanuni bir zorunluluktur.

Canlı Vericiden Organ Alınması ve Rızanın Geçerliliği

Mevzuata göre reşit olmayan ve ayırt etme yetisi bulunmayan kimselerden organ veya doku temini yasaklanmıştır. Ergin ve ayırt etme gücünü haiz bireylerden organ temini ise ilgilinin en az iki tanığın huzurunda tereddütsüz, aydınlatılmış ve iradesi zorlanmaksızın rıza göstermesine bağlıdır. Söz konusu onamın yazılı ve imzalı şekilde tanzim edilmesi ya da tanıklar önünde sözlü olarak belirtilip tutanak altına alınarak tabip onayıyla belgelenmesi aranır. Uygulamayı yapacak hekimlerin; müdahalenin yol açabileceği muhtemel tehlikeler, tıbbi ve psikolojik tesirler ile ailevi ve sosyal neticeler hakkında vericiyi etraflıca aydınlatması gerekir. Kişi evliyse birlikte ikamet ettiği eşin bu bağış iradesinden haberdar olup olmadığının araştırılması ve durumun tutanağa geçirilmesi usulü benimsenmiştir.

Vericinin aile içi tazyik, maddi imkânsızlık, manevi zorlama, borç münasebeti veya menfaat temini sebebiyle organ vermeye sevk edilmesi durumunda, şeklen imza bulunsa dahi rızanın hukuki geçerliliği tartışmalı hale gelir. Akrabalık bağının bulunması kimseye organ verme yükümlülüğü yüklemez. Tabip kadrosu; ruhsal ve zihinsel durumu serbest iradeyle karar almaya elvermeyenlerin organ bağışlarını geri çevirmek, maddi menfaat yahut insani amaç dışı saiklerle yapılmak istenen müdahaleleri reddetmek mecburiyetindedir. Canlı verici; cerrahi riskleri önceden öğrenme, farklı bir uzmandan görüş alma, serbest iradeyle vazgeçebilme, gizlilik talep etme ve operasyon sonrasında takip edilme haklarına sahiptir. Canlı vericili nakil faaliyeti yürüten birimlerde verici adaylarının haklarının gözetilmesi amacıyla özel koruyucu görevlendirmesi yapılması düzenlenmiştir.

2238 sayılı Kanun, canlı vericinin yaşamını mutlak surette sona erdirecek veya tehlikeye sokacak nitelikteki organ ve dokuların alınmasını yasaklar. Organ ve doku naklinden önce alıcı ve vericinin yaşamı ile sağlığı bakımından tehlikeleri azaltmak adına gerekli tıbbi incelemelerin yapılması ve neticenin bir olurluluk raporu ile tespiti şarttır. Alıcının acil tıbbi gereksinimi, vericinin sağlık güvenliğinin göz ardı edilmesine gerekçe gösterilemez. Gerekli tetkikler yapılmadan müdahalede bulunulması, risklerin anlatılmaması, uygun olmayan kişiden organ alınması veya ameliyat sonrasında vericinin yeterince takip edilmemesi hallerinde tazminat, idari ve cezai sorumluluk gündeme gelebilir.

Kadavradan Organ Temini, Beyin Ölümü ve Bağış İradesi

Yönetmelik çerçevesinde beyin ölümü, tüm beyin ile beyin sapı fonksiyonlarının tam ve geri dönüşsüz biçimde kaybı olarak tanımlanır. Tıbbi ölümün tespiti 2238 sayılı Kanun uyarınca biri nöroloji veya nöroşirürji, diğeri ise anesteziyoloji ve reanimasyon veya yoğun bakım branşından iki uzman tabibin tıp kuralları çerçevesinde oybirliğiyle alacağı kararla gerçekleşir. Alıcıyı tedavi eden hekim ile nakil ameliyesini üstlenen personelin bu tespit kurulunda vazife üstlenmesi yasaktır. Sağlık Bakanlığı uygulamalarında, bağış beyanı bulunsa dahi her ölüm halinin nakle imkân vermediği, müdahale için yoğun bakım şartlarında solunum aygıtına bağlıyken beyin ölümünün gerçekleşmesi gerektiği kabul edilmektedir. Düzenlenen ölüm tutanağı ile eklerinin sağlık kurumunca on yıl muhafaza edilmesi zorunludur.

Ölüden organ veya doku temini, kişinin sağlığında bu amaçla irade açıklamış olmasına ya da bağış iradesinin bulunmadığı durumlarda mevzuatta belirlenen yakınların muvafakatine dayanır. Birey sağlığında tedavi, teşhis veya bilimsel maksatlarla organlarını bıraktığını e-Devlet Kapısı ya da Sağlık Bakanlığı sistemleri üzerinden, resmi veya adi yazılı vasiyetle veya iki tanık huzurunda beyan etmişse vefatından sonra organ alınabilir. Bağışçının sağlığında tespit edilen bu iradesi, yakınlarının aksi düşüncesine rağmen geçerli sayılır. Kişi sağlığında organ alınmasını istemediğini belirtmişse ölüden organ alınması hukuken mümkün değildir. Şayet açıklanmış bir bağış beyanı bulunmuyorsa vefat sırasında hazır bulunan eş, ergin evlatlar, ana, baba veya kardeşlerden birinin, bunların bulunmaması halinde ise hazır bulunan herhangi bir yakının rızasıyla doku ve organ temin edilebilir. Kayıtlar merkezi sisteme işlenir ve beyin ölümü kesinleşmeden yetkisiz kimselerle paylaşılamaz.

Organları başkasına nakledilen bağışçıların eş ve birinci derece yakınlarına, ileride organ nakline gereksinim duymaları halinde acil hastalardan sonra gelmek üzere öncelik hakkı tanınmıştır. Bu öncelik sınırsız olmayıp acil hastalar önceliklidir; dağıtım sistemi tıbbi uygunluk, bekleme listesi, aciliyet ve doku uyumu ölçütleriyle yürütülür ve bağışçı yakını olmak otomatik nakil hakkı sağlamaz. Kan veya sıhri hısımlık ya da yakın kişisel ilişki durumları haricinde alıcı ve vericinin isimlerinin açıklanmaması esastır.

Merkezlerin Denetimi ve Organ Dağıtım Süreci

Organ nakli merkezlerinin organ türüne göre asgari birim, donanım ve personel standartlarını sağlaması zorunludur; bu standartları taşımayan merkezlere ruhsat ve faaliyet izni verilmez. Merkezler yılda en az bir defa denetlenir; merkezde gerçekleştirilen nakillerin art arda ölümle sonuçlanması gibi durumlarda olağanüstü denetim yapılabilir. Organ Nakli Hizmetleri Yönetmeliği; Ulusal Koordinasyon Merkezi, Bölge Koordinasyon Merkezi, organ dağıtım hizmetleri ve Ulusal Koordinasyon Sistemini düzenler. Faaliyetlerde mevzuata aykırı hallerin veya yanlış uygulamaların tespiti durumunda müeyyideler uygulanabilir ve Bakanlık merkezleri izler.

Hastanın bekleme listesine hiç kaydedilmemesi, yanlış sıraya alınması, organ uygunluğu değerlendirmesinde hata bulunması, acil liste talebinin zamanında iletilmemesi veya organ dağıtımında şeffaflık ilkesinin ihlal edilmesi hallerinde sağlık kuruluşlarının hukuki sorumluluğu tartışılabilir.

Alıcının Aydınlatılması ve Tıbbi Risklerin Yönetimi

Alıcıya naklin amacı, başarı ihtimali, cerrahi müdahale riskleri, organ reddi, enfeksiyon, yoğun bakım gereksinimi, ölüm tehlikesi, ömür boyu bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımı ve yan etkileri, takip mecburiyeti ile alternatif tedaviler anlatılmalıdır. Hasta veya verici okuduğunu anlamamışsa, tıbbi riskler açıklanmamışsa, imza müdahale baskısı altında alınmışsa, yabancı hastaya tercüman sağlanmamışsa veya acil olmayan durumlarda yeterli düşünme süresi tanınmamışsa onamın geçerliliği tartışılır.

Mevzuat bağış ve nakil aşamalarında can kaybı, hayati tehlike, daimi maluliyet, çalışma gücü kaybı veya yatış müddetinin uzaması gibi neticeleri ciddi istenmeyen durumlar ve reaksiyonlar kapsamında ele alır. Cerrahi süreçte enfeksiyon veya nakledilen organın reddi tıbbi olarak karşılaşılabilen ihtimallerdir; bu risklerin tek başına ortaya çıkması tabip kusuruna delalet etmez. Buna karşılık söz konusu risklerin tıbbi gerekliliklere uygun idare edilmemesi sorumluluk doğurabilir. Nakil sonrasında ateş, renal işlev kaybı, karaciğer enzimlerinin bozulması, idrarda azalma, solunum sıkıntısı, enfeksiyon bulguları veya ilaç toksisitesi bulgularına karşı gereken tıbbi tedbirlerin alınmaması tazminat yükümlülüğüne sebep olabilir.

Sağlık Kuruluşlarının Hukuki Sorumluluğu ve Yargı Ölçütleri

Özel sağlık kuruluşlarında yürütülen tıbbi müdahalelerde özel hukuk sorumluluğu gündeme gelir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502. maddesinde vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme olarak tarif edilmiş olup kanunda düzenlenmemiş iş görme ilişkilerine de niteliklerine uygun düştüğü ölçüde vekâlet hükümlerinin tatbik edileceği düzenlenmiştir. Özel hastane; cerrahi işlemi icra eden hekimin eylemleriyle sınırlı kalmaksızın merkezin ruhsatı, koordinasyon yapısı, yoğun bakım ve anestezi şartları, enfeksiyon yönetimi, laboratuvar ve doku uyumu analizleri, organın korunması, aydınlatılmış onamın temini ve ameliyat sonrası takip mekanizmalarının tamamı yönünden sorumlu tutulabilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2472, K. 2024/2021Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/2472 E.  ,  2024/2021 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.06.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davalılar vekili Avukat Cemil Deniz Arslan'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin hamileliğinin ilk döneminden doğum sonrasına kadar tüm evrelerinde kontrollerini davalı doktor …'nun yaptığını, 28.01.2019 günü sezeryan doğum için davalı hastanede ameliyathaneye alındığını, doğum sırasında tansiyonunun çıktığını bu nedenle ikinci lokal anestezi daha yapıldığını, bebeğin dünyaya geldiğini, kendisini iye hissetmediğini, halsiz ve ağrı hissettiğini, karnında ve ayaklarında şişlikler olduğunu söylediğini, bu durumun izlenmesi gerektiğinin kendilerine söylendiğini ve müdahale yapılmadığını, 4-5 saat sonra şişliklerinin arttığını, 8 saat sonrasında 2-3 doktorun geldiğini, kanamasının çoğaldığını, hareket edemez olduğunu, ara ara bilincinin kapanır hale geldiğini, Devlet Hastanesinden gelen bir doktorun muayene ettiğini ve sepsis tanısı koyduğunu, bu tanı sonrasından BEÜ hastanesine sevk edildiğini, vekil edenin böbreklerinin ikisinin de çalışmadığı söylenerek diyalize alındığını, 4 Temmuz 2019 tarihinde böbrek nakli ile hayata tutunduğunu, hatalı ve eksik tedaviler neticesinde 2 böbreğinden olduğunu, doğum yapması akabinde çocuğunu dahi göremediğini, maddi ve manevi sıkıntı çektiğini, 1 yıla yakın süre boyunca kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığını, bakıma muhtaç kaldığını, çocuğuna annelik yapamadığını sürekli olarak gerek kendisine gerekse çocuğuna bakıcı tutulduğunu belirterek davanın kabulüne, müvekkili için TBK md 76 uyarınca 100.000,00 TL geçici ödeme yapılmasına, 300.000,00 TL manevi tazminatın ve mahkemece yapılacak inceleme ve alınacak bilirkişi raporları ile alacağının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere şimdilik; geçici iş görememezlik zararı için 5.000,00 TL, sürekli iş göremezlik zararı için 5.000,00 TL, ameliyatlar neticesinde kullandığı ilaçlar, muayene ücretleri, tedavi masrafları, bakıcı, tedavi ve iyileşme giderleri olarak 5.000,00 TL,müvekkili ve yakınlarının yol, yeme-içme, barınma giderleri olarak 5.000,00 TL ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten doğan zararı için de 5.000,00 TL maddi tazminatların olay tarihinden işleyecek olan mevduata uygulanacak en yüksek banka faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacının taleplerinin yasal dayanaktan yoksun olduğunu, hastanın özgeçmişinde kronik sigara kullanımı, astım ve tüberküloz tedavisinin olduğunu, ailesinin diyabetik olduğunu, 06.11.2018 tarihinde gebelik takibi sürecinde şeker takibine alındığını, sol böbrek ağrısı nedeni ile üroloji uzmanı ile birlikte değerlendirildiğini, 28.01.2019 günü ameliyata alınarak sağlıklı kız bebek doğumunun gerçekleştiğini, idrar çıkmayışı, PLT değerinin düşmesi, karaciğer enzimlerinin yükselmesi ile acil ultrasonografi çekimi sonrası dahiliye uzmanından görüş istendiğini, aynı akşam Atatürk Devlet Hastanesi intaniye uzmanı doktordan konsultasyon istendiğini, doktor muayenesi arkası Hellp Sendromu ön tanısı ile 3. basamakta tedavi edilmesi isteği ile BEÜ (Bülent Ecevit) Tıp Fakültesine gönderilmesinin istendiğini, yapılan sezeryan operasyonunda ameliyatla ilgili hiçbir sorun oluşmadığını, diğer doktorlar tarafından yapılan tetkik ve müdahalelerin de yerinde ve zamanında olduğunu, hiçbir cerrahi hatanın olmadığını, hastaya zarar verecek tutum ve davranışın olmadığını, illiyet ve hukuka aykırılık bağı, bilgisizlik, deneyimsizlik, ilgisizlik bulunmadığını, istenilen tazminatın dayanaksız ve fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacıya uygulanan sezaryen sonrasında davacıda Hellp Sendromunun geliştiği, Hellp Sendromunun gebelik sürecinde veya doğum sonrası erken dönemde nadiren ortaya çıkabilen öngörülemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği, birbirini doğrulayan Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor ve İstanbul Adli Tıp 7. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapor uyarınca davalı doktor Ömer'in uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının tespit edilmediği, davacının sezeryan işlemi öncesinde aydınlatılmış onam formu ile ameliyat süresi ve komplikasyonlar hakkında bilgilendirildiği, davacının 02.02.2021 tarihli celsede onam formu altındaki imzanın kendisine ait olduğunu beyan ettiği, davalıların kusurlarının bulunmadığı anlaşıldığından ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili, davalı Hastane ve doktor tarafından süresinde ve yeterli şekilde tanı konulmadığını, süresinde müdahalede bulunulmadığını, organ kaybına kadar ilerleyen rahatsızlığının önceden önlenebileceğini, alınması gereken belli önlemler ve yapılması gereken müdahalelerin yapılmadığını, yeterli donanım ve ekipman olmaması durumunda ise vakit kaybetmeden sevk edilmesi gerektiğini, saat 16.00'ya kadar sevk için hiçbir girişimde bulunulmadığını, iki böbreğin de kaybedilmesinin olağan bir durum olmadığını, hekim uygulamasında özen eksikliği ve ihmali davranış sebebiyle komplikasyonun malpraktise dönüşmesinin söz konusu olacağını, böbrek yetmezliğine ilişkin müdahaleye elverişsiz bir ortamda sezeryan ameliyatının yapılması davalı Hastanenin kusuru olduğunu, hastanın tıbbi geçmişinde böbrek rahatsızlığı ve annesinde kronik böbrek yetmezliği olduğu bilinmesine rağmen sezeryanın ilgili Hastanede gerçekleştirildiğini, Adli Tıp ve bilirkişi raporlarının yetersiz ve itirazları karşılamadığını ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yargılama sırasında alınan birbirini teyit eden bilirkişi raporları ile yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, mahkemece dosyada bulunan delillerin takdirinde hata yapılmadan iddia ve savunma ile birlikte hukuka uygun şekilde değerlendirildiği gerekçesiyle, davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, istinaf dilekçesinde bildirdiği itirazları tekrar ederek kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklı özen yükümlülüğünün ihlali ile tedavide hata yapıldığı iddiasına yönelik maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "vekalet sözleşmesinin tanımı" başlıklı 502 nci ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle Adli Tıp ve bilirkişi kurul raporlarında davacıda gelişen Hellp Sendromunun gebelik sürecinde veya doğum sonrası erken dönemde nadiren ortaya çıkabilen öngörülemeyen komplikasyon olarak nitelendirilmesine, buna göre kusurun olmamasına, yönetim ve organizasyonda aksaklık bulunmamasına, sevk işleminin geç yapıldığı iddia edilmekteyse de sistem kaynaklı olduğundan, hastane veya doktora sorumluluk yüklenemeyeceğinin anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesi uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 502Kaynağı aç
MADDE 502- Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır. B. Kurulması

Özel sağlık kuruluşları, istenmeyen neticelerin salt komplikasyon olduğunu ileri sürerek kendiliğinden sorumluluktan kurtulamaz; gelişen tablonun öngörülebilirliği, aydınlatmanın kapsamı, koruyucu tedbirlerin alınıp alınmadığı ve zamanında müdahale edilip edilmediği yargısal denetime tabi tutulur. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/2472 Esas ve 2024/2021 Karar sayılı ilamına konu sezaryen ameliyatı sonrası organ hasarı uyuşmazlığında; gelişen durumun tıp kuralları çerçevesinde öngörülemeyen bir komplikasyon sayılması, yönetim ve organizasyonda eksiklik bulunmaması ve sevk sürecindeki gecikmenin hekimden değil sistemsel unsurlardan kaynaklanması karşısında kusur yüklenemeyeceğine hükmedilmiştir. Aynı uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesince hastanın komplikasyonlar hakkında aydınlatılmış onam formu ile bilgilendirildiğinin ve imzanın hastaya ait olduğunun tespiti kusur bulunmadığının ispatında dikkate alınmıştır. Zararın mevcudiyeti halinde uyuşmazlığın niteliğine göre tüketici hukuku veya genel özel hukuk yollarına başvurulabilir.

Kamu hastanelerinde yürütülen nakil hizmeti kamu hizmeti mahiyetinde olup hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde idarenin hizmet kusuru gündeme gelebilir. Kamu hastanesinde zarar gören kimseler genel kural olarak idareye başvuruda bulunduktan sonra idare mahkemesinde tam yargı davası ikame etmelidir. Danıştay 10. Dairesinin 2019/5586 Esas ve 2022/3007 Karar sayılı katarakt ameliyatı davasında belirtildiği üzere, Anayasa'nın 125. maddesi ve 2577 sayılı Kanun gereğince idarenin sağlık hizmetindeki tazmin sorumluluğu zararın hizmet kusurundan doğmuş olmasına bağlıdır. Danıştay anılan kararda cerrahi öncesi zorunlu ölçümlerin hasta kayıtlarına işlenmemesini idari hizmet kusuru saymış, hastanın organ hasarının sebebini öğrenememekten duyacağı şüphe ve elem nedeniyle manevi tazminat verilmesini hukuka uygun bulmuştur.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/5586, K. 2022/3007Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5586 E.  ,  2022/3007 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/5586 Karar No : 2022/3007 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / … VEKİLİ : … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 15/05/2012 tarihinde Tokat Devlet Hastanesinde yapılan katarakt ameliyatından sonra görme yeteneğini kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek 70.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararıyla; olayla ilgili olarak Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporda, katarakt ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası büllöz keratopati (kornea ödemi) gelişiminin komplikasyon olduğu, komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirildiğinden, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesince, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, ameliyat öncesinde gerekli tetkiklerin yapıldığına ilişkin dosyada herhangi bir belgenin bulunmadığı, göz tansiyonuna yönelik araştırma yapılmadan gerçekleştirilen ameliyat sonucunda görme yeteneğinin kaybedildiği, Adli Tıp Kurumu raporuna yapılan itirazların dikkate alınmadığı belirtilerek temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ön inceleme kapsamında düzenlenen raporda, ameliyat öncesinde glokom (göz tansiyonu) mevcut olmasının korneal ödem oluşumuna sebebiyet vermeyeceğinin ifade edildiği, olaydaki neticenin meydana gelmesinde hizmet kusuru bulunmadığı belirtilerek davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Dava konusu uyuşmazlık incelendiğinde, katarakt ameliyatı öncesinde göz içi basıncına yönelik ölçüm yapıldığına dair dosyada herhangi bir kaydın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacının, basınç yüksekliğinin ameliyat sırasında fark edildiği, bu hususta daha önce inceleme yapılmadığı yönündeki iddiası da dikkate alındığında, bu durumun korneada ödem oluşumuna ne şekilde etki ettiği, ameliyat öncesinde yüksek basınç tespit edilmesi halinde katarakt ve glokom cerrahisi birlikte uygulanarak ortaya çıkan sonucun önlenip önlenemeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu durumda; konu ile ilgili uzman akademisyenlerin yer aldığı Adli Tıp Üst Kurulundan veya üniversite öğretim üyelerinden teşkil edilecek yeni bir bilirkişi heyetinden, tarafların tüm iddia ve itirazlarının karşılandığı, tutarlı ve anlaşılır bir rapor alınarak uyuşmazlığın çözülmesi gerektiği sonucuna varıldığından, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı, 09/05/2012 tarihinde sağ gözde görme bozukluğu şikayetiyle Tokat Devlet Hastanesine başvurmuş, göz hastalıkları servisine yatırıldıktan sonra 15/05/2012 tarihinde katarakt ameliyatı yapılmıştır. Ameliyat öncesinde göz içi basıncına ilişkin değerler hasta dosyasına işlenmemiştir. Davacının beyanına göre, ameliyatı gerçekleştiren hekim operasyon esnasında kendisine göz tansiyonunun yüksek olduğunu söylemiş ve kontrol önerilerek taburcu edildikten sonra da aynı hekim tarafından ilaç tedavisi uygulanmaya başlanmıştır. Ameliyattan sonra büllöz keratopati (kornea ödemi) oluşması nedeniyle 09/10/2012 tarihinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine başvurduktan sonra burada takip edilen davacıya, bu süreçte ilaç tedavisi uygulanmış, daha sonra başvurduğu özel hastanelerde göz içi basıncı yüksekliği tespit edilmiş ve glokom (göz tansiyonu) tanısı konulmuştur. 17/10/2014 tarihinde Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından, İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen davacıya kornea nakli yapılmıştır. Olayla ilgili olarak düzenlenen ön inceleme raporunda; Tokat Devlet Hastanesinde tüm hastalara ameliyat öncesinde tonometri (göz içi basıncı ölçümü) vb. tetkiklerin yapıldığı, sonuçların bloknot kağıdına yazılarak doktora gönderildiği, başka bir yere kaydedilmediği, doktorların sonuçlardan anormal olanları hasta dosyasına yazdıkları belirtilmiştir. Hastane işleyişi bu şekilde ifade edildikten sonra, … 'ın da bu testlere tabi tutulduğu, sonuçların normal olması nedeniyle dosyaya yazılmamış olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, aksinin kabulü halinde gerekli tedavilerin uygulandığına dair notların mevcut olmasının gerektiği, sonuçlar normal de olsa dosyaya bilgi olarak yazılmamasının doktora ait idari bir kusur olduğu yönünde değerlendirmede bulunulmuştur. Yapılan kornea naklinden istediği neticeyi alamadığını ifade eden davacı tarafından, görme yeteneğini kısmen kaybetmesinin katarakt ameliyatındaki hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla, davalı idareye maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … karar numaralı raporda; "15/05/2012 tarihinde Tokat Devlet Hastanesi'nde sağ katarakt cerrahisi uygulandığı bildirilen 1955 doğumlu, … kızı … adına düzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerin tetkiklerinde, katarakt nedeniyle uygulanan Fako + IOL implantasyonu ameliyatının tıp kurallarına uygun olduğu, büllöz keratopati gelişiminin bu tarz cerrahilerin bir komplikasyonu olduğu, komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Anılan rapor doğrultusunda Mahkemece, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacının istinaf başvurusu da reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli bir tutarı aşmaması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda, katarakt nedeniyle uygulanan ameliyatın tıp kurallarına uygun olduğu, büllöz keratopati gelişiminin bu tarz cerrahilerin bir komplikasyonu olduğu, komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığının belirtilmesi karşısında, davacıda kornea ödemi meydana gelmesi ve sonrasında yaşanan görme kaybının davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle ortaya çıktığı açıkça ortaya konulamadığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte, yukarıda aktarılan ön inceleme raporunda da ifade edildiği üzere, katarakt ameliyatı öncesinde yapılan göz içi basıncına ilişkin ölçümlerin hasta dosyasına işlenmediği sabit olup, olaydaki tıbbi kayıt eksikliği nedeniyle davacının, meydana gelen görme kaybının nedenine hiçbir zaman ulaşamayacağı ve ömür boyu şüphe duyacağı açıktır. Bu durumda; oluşan manevi zararın, manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği de gözetilmek suretiyle tazmini gerekirken, manevi tazminat talebinin reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, 2. Davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 01/06/2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. Dairesinin 2019/5579 Esas ve 2022/5564 Karar sayılı ilamına göre idare, kamu hizmetini gereği gibi yürütecek organizasyonu temin etmek, uygun donanıma sahip tesis ve yetişmiş personel tahsis etmekle yükümlüdür. Anılan kararda tıbbi merkezde donanım eksikliği sebebiyle tahmini kiloya göre ilaç verilmesi hadisesinde hizmet kusurunun varlığı mahkemece doğrudan kesinleştirilmemiş, bilimsel temele dayanmayan bilirkişi görüşünün hükme dayanak yapılamayacağı belirtilerek Adli Tıp Kurumundan tereddütleri giderecek yeni rapor alınması gerektiği vurgulanmıştır. Dolayısıyla hasta bekleme listesine hatalı kaydedilmişse, nakil organizasyonunda veya yoğun bakım takiplerinde aksaklık yaşanmışsa idarenin sorumluluğu somut tıbbi veriler çerçevesinde incelenir.

Danıştay 10. Daire, E. 2019/5579, K. 2022/5564Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/5579 E.  ,  2022/5564 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/5579 Karar No : 2022/5564 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : 1- … 2- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / … VEKİLİ : Huk. Müş. … Huk. Müş. … MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının davacılar tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, müşterek çocukları …'in Van Bölge Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyatı ve tedavisi sonrası vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla baba … için 1.000,00 TL maddi, 99.000,00 TL manevi tazminatın, anne … için 1.000,00 TL maddi, 99.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla dava konusu olayla ilgili düzenlenen Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu raporu hükme esas alınarak davacılar yakınının ölümünün kalça çıkığı ameliyatı sonrası gelişen karaciğer yetmezliği ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiği, bebeğin tanı, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle davacıların istinaf başvurusunun uyuşmazlığın esası yönünden reddine, yargılama gideri yönünden kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun'un 339. maddesinin 2. fıkrası gereğince davacıların yargılama giderlerininden muaf tutulmasına karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, olayda aydınlatma yükümlülüğünün gerçekleştirilmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğu, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davacıların temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacıların müşterek çocukları 14/03/2014 doğum tarihli …, doğumsal kalça çıkığı rahatsızlığı nedeniyle tedavi için götürüldüğü Erciş Devlet Hastanesinden Van Bölge Araştırma Hastanesine sevk edilmiş, 2 ay önce sağ gelişimsel kalça displazisi (doğumsal kalça çıkıklığı) tanısı konulan küçüğe salter ameliyatı yapılması planlanmış, ön hazırlıklara başlanmış ve akabinde ameliyatı 01/10/2015 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Ameliyat sonrasında tedavisine ortopedi servisinde devam edilen küçüğe; tartı olmadığı için 18 aylık ve iri yapılı oluşu, tedaviyi gerçekleştiren doktorun hekimlik ve annelik tecrübelerine dayanılarak yaklaşık 12-13 kilogram civarında olduğu düşünülerek bu kiloya karşılık gelen dozda ilaç tedavisi uygulanmış, ameliyatın ertesi günü durumunun kötüleşmesi üzerine muayene edilen küçük, hepatotoksisite (karaciğer hasarı) ön tanısı ile çocuk yoğun bakım servisine alınmış, gerekliliğinin ortaya çıkması üzerine … Hastanesine sevk edilmiştir. Anılan hastanede yapılan tetkikler sonucunda hastaya karaciğer nakli yapılmasına ve hastanın karaciğer transplantasyonu yapılabilen bir merkeze sevk edilmesine karar verilmiş, hava ambulansı ile Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezine gönderilen küçüğe burada davacı baba …'den alınan karaciğer nakledilmiştir. Sonraki süreçte bir süre yoğun bakımda kalan …'in anılan hastanede takip ve tedavisi devam ederken 25/10/2015 tarihinde vefat etmesi üzerine davacılar tarafından, olayda hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla 25/11/2015 tarihli dilekçe ile davalı idareden tazminat talebinde bulunulmuş, başvurunun zımmen reddi üzerine de bakılan dava açılmıştır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve …karar nolu raporda; "(1) Tıbbi belgelerde ve adli dosyada kayıtlı bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; bebeğin ölümünün kalça çıkığı ameliyatı sonrası gelişen karaciğer yetmezliği ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu,(2) bebeğin şikayetleri ile götürüldüğü Van Bölge Hastanesinde muayenesinin yapılarak doğru tanının konulduğu, gerekli ameliyat öncesi hazırlıklar ve tetkikler tamamlanarak ameliyatın yapıldığı, ameliyat tekniğinin mevcut tanıya uygun olduğu, ameliyat sonrası bebeğin uygun şeklide takibinin yapıldığı ve genel durumunda bozulma olması üzerine gerekli tetkikler yapılarak tanı koyulduğu ve yoğun bakım takibi yapılmak üzere acil olarak sevkinin planlanarak uygun şekilde sevkinin sağlandığı, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, bebeğin tanı, takip ve tedavisine katılan hekimlere ve davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı, (3) bebeğin yoğun bakım takibi amacıyla sevkedildiği … Hastanesinde muayenesinin yapıldığı, gerekli tetkiklerin istendiği, acil müdahale yapılarak klinik tabloya göre medikal tedavisinin düzenlendiği, uygun konsültasyonlar yapılarak erken dönemde karaciğer nakli yapılabilecek bir merkeze sevk edilme kararının uygun olduğu, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle bebeğin tedavisine katılan hekim ve idareye atfı kabil kusur bulunmadığı, (4) bebeğin karaciğer yetmezliği tanısı ile sevk edilerek getirildiği Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinde gerekli muayene, tetkik ve tedavilerinin yapıldığı, sevk tanısı doğrulanarak alınan karaciğer nakli kararının uygun olduğu, preoperatif hazırlıklar tamamlanarak uygun teknikle acil şartlarda kan uyumsuz canlı donör olan babadan alınan karaciğer ile nakil gerçekleştirildiği, ameliyat sonrası yoğun bakım şartlarında günlük takiplerinin düzenli şekilde yapıldığı, konsültasyonları yapılarak tedavisinin düzenlendiği, yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle bebeğin takip ve tedavisine katılan hekimler ile davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı" yönünde görüş bildirilmiştir. Anılan rapor doğrultusunda ilk derece Mahkemesince, davalı idareye yöneltilebilecek bir hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu esas yönünden reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle atıfta bulunulan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiş iken, 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2., 3. ve 16. maddelerinde, yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. Öte yandan; manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek şekilde makul ve hakkaniyete uygun bir miktar olarak belirlenmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, davacıların çocuğu …'e yönelik gerçekleştirilen kalça çıkığı ameliyatı kapsamında anestezide ve post-op (ameliyat sonrası) dönemde kullanılan ilaçların küçükte karaciğer yetmezliğine yol açmış olabileceği, bizzat ameliyatı gerçekleştiren doktorun ifadesinden ve olay kapsamında uzman görüşüne başvurulan doktorların beyanlarından anlaşılmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda da anılan uzman görüşlerine yer verilmiş, davacıların çocuğunun ölümünün kalça çıkığı ameliyatı sonrası gelişen karaciğer yetmezliği ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu belirtilmiştir. Ancak raporda, öncelikle küçükte meydana gelen karaciğer yetmezliğine yol açan nedenin bilinip bilinemeyeceği, bunun tespitinin mümkün olması halinde karaciğer yetmezliğine neyin yol açtığı, karaciğer yetmezliğine şayet ameliyat veya tedavide kullanılan ilaçlar yol açmışsa, kullanılan ilaçların tedavi veya ameliyat kapsamında tıbben uygun olup olmadığı, kullanılan ilaçların dozlarının davacıların çocuğunun yaşı, kilosu, hastalık geçmişi vb. değişkenler dikkate alındığında uygun olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Öte yandan, dava konusu olayda, küçüğün kilosu sağlık merkezinde tartı olmadığından tartılamamış, tedaviyi gerçekleştiren doktor tarafından, "meslek ve annelik tecrübelerinden ve küçüğün iri yapılı ve kilolu olduğundan hareketle kilosunun yaklaşık 12-13 kilo olabileceği düşünülerek ilaç order edildiği" beyan edilmiş fakat Turgut Özal Tıp Merkezinde küçüğün ağırlığı 7,5 kg olarak ölçülmüştür. Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda alıntısına yer verilen uzman görüşlerin birinde de bu ölçümün hatalı olabileceği yönünde bir değerlendirme mevcuttur. Çocuğun kilosunun, tedavi kapsamında kullanılacak ilacın dozu noktasında büyük bir önem arz ettiği de dikkate alındığında belirtilen çelişkili durum hususunda alınacak yeni bilirkişi raporunda ayrıca bir değerlendirme yapılarak bu çelişkinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu amaçla, Adli Tıp Üst Kurulundan tarafların iddialarının dikkate alındığı, yukarıda dile getirilen hususların tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklandığı, tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararına karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusunun uyuşmazlığın esası yönünden reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2.Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 29/11/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Tazminat Talepleri ve Uyuşmazlıklarda Delil Unsurları

Nakil safhasındaki tıbbi kusur veya hukuka aykırılıklardan ötürü zarara uğrayan alıcı yahut canlı verici, yasal şartların vücut bulması kaydıyla maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Maddi tazminat kalemleri arasında ameliyat masrafları, yoğun bakım harcamaları, farmakolojik giderler, revizyon ameliyatları, organ reddi ve enfeksiyon sağaltım masrafları, diyaliz, bakım ve refakat giderleri, seyahat ve konaklama harcamaları ile geçici veya kalıcı çalışma gücü kaybı ve iktisadi geleceğin sarsılmasından doğan zararlar yer alabilir. Canlı verici yönünden ise bağışa bağlı kalıcı bedensel kayıplar, mesleki güç kaybı, ruhsal yıpranma, periyodik sağlık takip giderleri ve hayat standardındaki gerileme tazminat kapsamında değerlendirilebilir.

Manevi tazminat; maruz kalınan elem, ıstırap, hayati tehlike endişesi, kalıcı uzuv zayiatı, ağır yoğun bakım evresi, psikolojik tahribat ve kişilik haklarının zedelenmesi temeline dayanır. Danıştay 10. Dairesinin 2019/5586 Esas ve 2022/3007 Karar sayılı kararında ifade olunduğu üzere manevi tazminat, malvarlığındaki eksilmeyi telafi eden bir müessese olmayıp haksız eylem nedeniyle çekilen acı ve ıstırabı bir nebze hafifletmeyi amaçlayan manevi bir tatmin yoludur. Zarar görenin hayatını kaybetmesi durumunda ise yakınları bakımından destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat hakları doğabilir.

Uyuşmazlıkların aydınlatılmasında alıcı açısından bekleme sırası, organ tahsis belgeleri, nakil heyeti kararları, doku uyumluluk ve antikor testleri, enfeksiyon panelleri, operasyon notu, anestezi takip çizelgeleri, yoğun bakım izlem raporları, biyokimya neticeleri, ilaç kan düzeyi takipleri, organ reddi tahlilleri, biyopsi verileri ve taburculuk sonrası kontrol kayıtları ispat vasıtasıdır. Canlı verici bakımından ise heyet inceleme raporları, psikiyatri muayeneleri, tanıklı onam evrakı, eş haberdarlık tutanağı, olurluluk belgesi, ameliyat notu ve taburculuk sonrası kontroller incelenir. Kadavradan bağışlarda ise beyin ölümü heyet tutanağı, bağış beyanı, aile onayı, organ prezervasyon protokolleri ve dağıtım sistemi kayıtları belirleyici delil teşkil eder.

Yargılama safhasında bilirkişi incelemesinin komplikasyon ile kusurlu ihmal ayrımını bilimsel ölçütlerle ortaya koyması önem taşır; yalnızca genel nitelikteki ameliyat riski tespitleri yeterli olmayıp somut takip, tetkik ve tedavi sürecinin tıp standartlarına uygunluğu denetlenmelidir. Bilirkişi heyetlerinin organın niteliğine göre genel cerrahi, nefroloji, hepatoloji, göğüs cerrahisi, kardiyoloji, yoğun bakım, enfeksiyon, doku tipleme veya adli tıp uzmanlarından teşekkül ettirilmesi değerlendirilmekte olup soyut ve yetersiz bilirkişi tespitlerine itiraz hakkı mevcuttur. Hukuki sorumluluğun tayini salt istenmeyen neticenin gerçekleşmesine değil, rıza sürecinden operasyona ve takip evresine uzanan zincirde illiyet bağının somut verilerle tespit edilmesine bağlıdır.

Cezai Sorumluluk ve Organ Ticareti Suçu

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 91. maddesi organ ve doku ticaretine dair fiilleri ve ceza yaptırımlarını hükme bağlamıştır. 2238 sayılı Kanun da hukuka aykırı fiillerde TCK m. 91 hükümlerine atıf yapmaktadır. TCK m. 91/1 uyarınca hukuken geçerli rızaya dayanmaksızın kişiden organ alan fail beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır; eylemin dokuya yönelik olması halinde öngörülen hapis cezası iki yıldan beş yıla kadardır. Hukuka aykırı şekilde ölüden organ veya doku alan kimse hakkında bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilir. Organ veya dokuyu satın alan, satan ya da satılmasına aracılık eden kimseler hakkında da birinci fıkradaki hapis cezaları uygulanır. Kanun koyucu birinci fıkrada düzenlenen rızasız organ veya doku alma ile üçüncü fıkrada düzenlenen alım, satım ve aracılık suçlarının bir suç örgütünün faaliyeti kapsamında icra edilmesini ağırlaştırıcı neden saymış; bu halde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası öngörmüştür.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 91Kaynağı aç
Madde 91- (1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur. (4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. (8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Zorunluluk hali

Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik ilan veya reklam veren ya da yayınlayan kişiye bir yıla kadar hapis cezası verilir. Suçların bir tüzel kişinin faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. Geçerli rıza bulunmaksızın organ alınması neticesinde mağdurun ölmesi halinde kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler tatbik edilir. Yetkisiz nakil, sahte rıza belgesi veya beyin ölümü usulsüzlüğü gibi hallerde ceza soruşturması gündeme gelebileceği gibi, sağlık personelinin tıbbi ihmali sonucu ağır yaralanma veya ölüm meydana gelmişse somut olaya göre taksirle yaralama veya taksirle öldürme hükümleri tartışılabilir.

Canlı verici organ bağışlama kararından vazgeçebilir mi?

Canlı verici ameliyat öncesi süreçte baskı altında kalmadan karar verme ve işlemden serbestçe vazgeçme hakkına sahiptir. Vericinin ailevi baskı veya çıkar saikiyle hareket etmesi halinde rızanın hukuki geçerliliği tartışılır.

Sağlığında organlarını bağışlayan kişinin ölümünden sonra ailesi işlemi engelleyebilir mi?

Kişi sağlığında organlarını bilişim sistemleri, vasiyet veya iki tanık huzurunda usulüne uygun olarak bırakmışsa bu irade esas alınır ve bağışçının iradesi yakınlarının aksine beyanlarına rağmen geçerli kabul edilir.

Organ reddi veya enfeksiyon gelişimi doğrudan hekim hatası sayılır mı?

Enfeksiyon ve organ reddi bilinen cerrahi riskler olduğundan bu durumların gelişmesi tek başına doktor hatası anlamına gelmez; ancak ortaya çıkan belirtilerin ciddiye alınmaması ve risklerin doğru yönetilmemesi tazminat sorumluluğu doğurabilir.

Özel sağlık kuruluşlarındaki tıbbi müdahalelerde vekâlet sözleşmesi hükümleri nasıl uygulanır?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502. maddesi vekâlet hükümlerinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde kanunda düzenlenmemiş iş görme sözleşmelerine de uygulanacağını belirtmektedir. Yargı kararlarında özel hastanedeki tedavi ilişkisinden doğan özen borcu uyuşmazlıkları vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu