Askerde Görev Sırasında Yaralanma Nedeniyle Tazminat

by Avukat Erdal Ersoy
Askerde Görev Sırasında Yaralanma Nedeniyle Tazminat

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde askerlik görevini ifa ederken görevin icrası esnasında veya görevin tesiriyle yaralanan, engelli hale gelen veya vefat eden personele idari nitelikte nakdi tazminat ödenmektedir. Nakdi tazminat, herhangi bir mahkeme hükmüne gerek duyulmaksızın yetkili komisyonlarca doğrudan belirlenip hak sahiplerine ödenen bir tazminat türüdür. Yaralanmanın meydana geldiği görevin niteliği, olayın oluş koşulları ve personelin hukuki statüsüne göre 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 2453 sayılı Kanun, 2629 sayılı Kanun ve 3497 sayılı Kanun hükümleri tatbik edilir. Askerlik görevinin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkan bedensel zararlarda personelin kendi kusuru bulunsa dahi kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca hakları korunur ve tazminat talep hakkı bütünüyle ortadan kalkmaz.

2330 Sayılı Kanun Kapsamı ve Korunan Görevler

2330 sayılı Kanun; barışta iç güvenlik ve asayişin korunması, kaçakçılığın men, takip ve tahkiki, trafik ile yol güvenliğinin temini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakliyle görevlendirilen personeli kapsamaktadır. Bununla birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında yer alan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli ve imhası işlemlerinde görevlendirilenler de kanuni koruma altındadır. Söz konusu personelin bu görevlerinden ötürü veya görevleri sona ermiş olsa dahi yaptıkları hizmet nedeniyle maruz kaldıkları yaralanma halinde kendilerine nakdi tazminat ödenir; engellilik veya ölüm durumunda ise nakdi tazminatla beraber aylık bağlanması hükümleri tatbik edilir. Görevleri dolayısıyla saldırıya uğrayan kamu personelinin yakınları da bu güvenceden yararlanır.

Danıştay 10. Daire, E. 2011/37, K. 2011/1621Kaynağı aç
10. Daire         2011/37 E.  ,  2011/1621 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2011/37 Karar No: 2011/1621 Temyiz Eden (Davalı) : … Genel Müdürlüğü – … Vekili : … Karşı Taraf (Davacı) : … Vekili : … İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Cevap verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : Sözleşmeli personel statüsünde kamu görevlisi olduğu anlaşılan davacıya, güvenlik ve koruma görevini ifa ederken yaralandığı olay nedeniyle 2330 sayılı Yasa kapsamında tazminat ödenmesi gerektiğinden başvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle, dava konusu işemin iptali yolunda verilen kararın anılan gerekçe ile onanması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : … Düşüncesi : İdare Mahkemesince, davacının yaralanmasına sebep olan olayın 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun kapsamında değerlendirilmesi sonucunda, davacıya nakdi tazminat ödenmesi gerektiği belirtilerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ise de; kamu görevlisi olduğu anlaşılan davacıya 2330 sayılı Yasa kapsamında tazminat ödenmesi gerekmekte olup, mahkeme kararının anılan gerekçeyle onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince, dosyanın tekemmül ettiği görülmekle davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmeyerek işin esasına geçildi, gereği görüşüldü: Dava; … Garında koruma ve güvenlik görevlisi olarak görev yapan davacının, 17.1.2010 tarihinde Gar önünde yapılan … işçilerine destek mitinginde darp edilerek yaralanması olayı nedeniyle kendisine nakdi tazminat ödenmesi yolunda yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. … İdare Mahkemesince; 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gereğince, nakdi tazminat ödenebilmesi için ölüm ya da yaralanma olayının anılan Yasanın 1'inci maddesinde sayılan görev ve hizmetlerin etkisiyle meydana gelmesi gerekmekte ise de, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 15'inci maddesinin son fıkrasında yer verilen hüküm uyarınca, 2330 sayılı Yasanın 1'inci maddesinde sayılan görev ve hizmetlerin tesiri ile meydana gelmemiş olsa bile, kamu kurum ve kuruluşlarında 5188 sayılı Yasada yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan veya sakatlanan özel güvenlik görevlilerine 2330 sayılı Yasa hükümlerine göre hesaplanacak tazminatın ödenmesi gerektiğinden, davalı idarede koruma ve güvenlik görevlisi olarak görev yapan ve 5188 sayılı Yasa'da yazılı görevleri yerine getirirken yaralandığı sabit olan davacının başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Davalı idare tarafından, anılan idare mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, Yasanın amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men takip ve tahkikle görevli olanların bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin saptanması olarak belirlenmiş olup; 2. maddesinde, bu Yasanın içgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevlendirilen Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personelini, Silahlı Kuvvetler mensuplarını, Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarını, Çarşı, mahalle ve kır bekçilerini, orman memurları ve personeli ile Gümrük Muhafaza memurlarını; güven ve asayişi ihlal eden eylemlere ve kaçakçılığa ilişkin olayların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürüten adli ve askeri hakimleri, Cumhuriyet savcı ve yardımcılarıyla askeri savcı ve yardımcılarını; güven ve asayişi ihlal eden eylemlerin önlenmesi esnasında güvenlik kuvvetleriyle birlikte olay mahallinde bizzat görev yapan mülki idare amirlerini; ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini sağlamakla görevli bulunan personeli; güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri; iç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce tevsik edilmiş şahısları; Devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlilerini; yukarıdaki bentlerde sayılanların yaptıkları görevler veya yardımlar sebebiyle saldırıya maruz kalan eş, füru, ana, baba ve kardeşlerini kapsadığı hükmüne yer verilmiştir. 2330 sayılı Yasa'nın 10. maddesine dayanılarak çıkarılan Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 2. maddesinde, Yönetmelik kapsamına giren personel sayıldıktan sonra, söz konusu Yönetmeliğin, belirtilen personelin bu görev ve yardımlarından dolayı veya görev ve yardımları sona ermiş olsa bile yaptıkları bu görev ve yardımlar nedeniyle ya da devlet güçlerini sindirme amacına yönelik saldırı sonucu, derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma ve hastalık sonucu ölmeleri halinde Kanunda belirtilen hak sahiplerine verilecek nakdi tazminat ile dul ve yetimlerine bağlanacak aylıkların; sakat kalmaları halinde kendilerine verilecek nakdi tazminat ile bağlanacak aylığın; yaralanmaları halinde ise kendilerine verilecek nakdi tazminatın esaslarını kapsayacağı; anılan Yönetmeliğin 13. maddesinde ise; Yönetmelikte belirtilen tazminatların ödenip ödenmemesi hususunun, ilgili bakanlık veya kurumca belirlenecek personel, maliye, hukuk ve sağlıkla görevli birim amirleriyle konu ile ilgili diğer yetkililerden oluşan bir komisyon tarafından inceleneceği ve komisyon kararlarının ilgili bakanlık veya kurumun en üst amiri veya bunların yetkili kılacağı merci tarafından onaylanacağı kurala bağlanmıştır. 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 1. maddesinde, bu Yasanın amacının, kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmetlerinin yerine getirilmesine ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu; 3. maddesinde, kişilerin silahlı personel tarafından korunması, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulması veya güvenlik hizmetinin şirketlere gördürülmesi özel güvenlik komisyonunun kararı üzerine valilik iznine bağlı olduğu, toplantı, konser, sahne gösterileri ve benzeri etkinliklerde; para veya değerli eşya nakli gibi geçici veya acil hallerde, komisyon kararı aranmaksızın, vali tarafından özel güvenlik izni verilebileceği, Kişi ve kuruluşların talebi üzerine, koruma ve güvenlik ihtiyacı dikkate alınarak, güvenlik hizmetinin istihdam edilecek personel eliyle sağlanmasına, kurum ve kuruluşlar bünyesinde özel güvenlik birimi kurulmasına ya da bu hizmetin güvenlik şirketlerine gördürülmesine izin verileceği; 15. maddesinde, bu Yasada yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, sakatlanan özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlisinin kanuni mirasçılarına, iş sözleşmesinde veya toplu iş sözleşmesinde belirlenen miktar ve esaslar çerçevesinde tazminat ödeneceği; ancak, genel hükümlere göre daha yüksek miktarda tazminat ödenmesine mahkemelerce hükmedilmesi halinde, iş sözleşmesine veya toplu iş sözleşmesine dayanılarak ödenen tutarların mahsup edileceği, birinci fıkra hükümleri gereğince ödenecek tazminatın, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında ödenmesi gerekecek diğer tazminatlarla ilişkilendirilmeyeceği; kamu kurum ve kuruluşlarında bu Kanunda yazılı görevleri yerine getirirken yaralanan, sakatlanan özel güvenlik görevlilerine veya ölen özel güvenlik görevlilerinin kanuni mirasçılarına; iş sözleşmesi, toplu iş sözleşmesi veya 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinde belirtilen tazminat miktarlarından hangisi yüksek ise o miktarın ödeneceği hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca, 2330 sayılı Yasanın içgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevlendirilenler hakkında uygulanacağı; 5188 sayılı Yasanın ise özel güvenlik görevlilerine ilişkin düzenlemeler getirdiği görülmektedir. 5188 sayılı Yasanın 15. maddesiyle, özel güvenlik görevlisi çalışanına işveren tarafından ödenecek tazminatın hesaplanmasında, iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi uyarınca ödenecek meblağdan fazla olması halinde, 2330 sayılı Yasa uyarınca ödenecek miktarın esas alınacağı belirlenmiştir. Dosyanın incelenmesinden; davalı idarede 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca sözleşmeli personel statüsünde koruma ve güvenlik görevlisi olarak görev yapan davacının, 17.1.2010 tarihinde … Garı'nda görevli olduğu sırada Gar önünde toplanan miting katılımcılarından iki kişinin Gar önüne yazmak istedikleri yazıya müdahale etmesi üzerine 15-20 kişilik bir grup tarafından darp edildiği, darp sonucu yaralanan davacıya toplamda 11 gün iş göremezlik raporu verildiği, davacının olay nedeniyle kendisine nakdi tazminat ödenmesi istemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacının 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun uyarınca özel güvenlik görevlisi olarak çalışmadığı, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca sözleşmeli kamu görevlisi olarak görev yaptığı görülmektedir. Bu durumda, yukarıda açıklanan hususlar ve mevzuat hükümleri çerçevesinde, davalı idarede güvenlik ve koruma görevini yerine getirirken yaralanan ve kamu görevlisi olan davacıya, 2330 sayılı Yasa kapsamında nakdi tazminat ödenmesi gerekirken, nakdi tazminat isteminin reddi yolunda tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare mahkemesi kararında sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, … TL yürütmenin durdurulması harcının isteği halinde davalı idareye iadesine, 27.4.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2330 sayılı NAKDİ TAZMİNAT VE AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN m. 1Kaynağı aç
Madde 1 – (Değişik:23/3/2023-7442/33 md.) Bu Kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle, trafik ve yol güvenliğini veya tutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların; Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Teşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imha edilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenler, orman yangınlarını söndürme çalışmalarında fiilen görevli olanlar ile yetkililerce kendilerine bu kapsamda görev verilen kamu görevlileri ve gönüllüler bu görevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya engelli hâle gelmeleri hâlinde ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları hâlinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir. Kapsam[1]

Güvenlik ve koruma vazifesini fiilen yürütürken saldırıya uğrayarak yaralanan personele 2330 sayılı Kanun hükümleri gereğince nakdi tazminat verilmesi kanuni bir zorunluluktur. İdarenin bu doğrultudaki nakdi tazminat taleplerini reddetmesi hukuka aykırı olup Danıştay 10. Dairesinin 2011/37 Esas ve 2011/1621 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, koruma görevini ifa ederken saldırı sonucu yaralanan kamu personelinin nakdi tazminat başvurusunun reddine ilişkin idari işlemlerin iptali gerekir.

Nakdi Tazminatın Hesaplanması ve Ödeme Esasları

Nakdi tazminatın tespitinde, tazminat verilmesine dair idari kararın alındığı tarihteki en yüksek Devlet memuru aylığının ek gösterge dahil brüt tutarı esas alınır. Görevi sebebiyle vefat edenlerin kanuni mirasçılarına bu brüt aylığın 100 katı tutarında ödeme yapılır. Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malul olanlara brüt aylığın 200 katı tazminat tahakkuk ettirilir. Diğer engelli hâle gelenlere ölüm halinde ödenen 100 katlık tutarın yüzde 25'i ile yüzde 75'i arasında, yaralananlara ise aynı 100 katlık tutarın yüzde 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre nakdi tazminat verilir.

2330 sayılı NAKDİ TAZMİNAT VE AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
Madde 3 – Bu kanun kapsamına girenlerden; a) (Değişik: 1/4/1998 – 4356/1 Md.) Ölenlerin kanuni mirasçılarına, en yüksek Devlet Memuru brüt aylığının (Ek gösterge dahil) 100 katı tutarında, b) (Değişik: 1/4/1998 – 4356/1 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz ve hayatını başkasının yardım ve desteği ile sürdürebilecek şekilde malül olanlara 200 katı, diğer engelli hâle gelenlere (a) bendinde belirtilen tutarın % 25'inden % 75'ine kadar, yaralananlara ise % 20'sini geçmemek üzere engellilik ve yaralanma derecesine göre,[4] Nakdi tazminat ödenir. Bu nakdi tazminatın tespitine esas tutulacak aylık; tazminat verilmesine dair karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil) brüt tutarıdır. c) (a) bendi esaslarına göre tespit edilen nakdi tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babasının her birine ayrı ayrı olmak üzere % 15 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödenir. Diğer hallerde miras hükümleri uygulanır. Ancak ana veya babaya verilen tazminat çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. d) (Ek: 7/6/1990 – 3658/2 md.) Kesin raporun alınmasının uzayacağının anlaşılması halinde tazminatın ödenme usüllerine göre, olay tarihi itibariyle, (b) bendine göre hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden avans ödenir. Olağanüstü halin devam ettiği süre içinde, bu maddede yer alan nakdi tazminat miktarlarının yarıya kadar indirilmesine veya nakdi tazminata ilişkin hükümlerin uygulanmamasına Cumhurbaşkanı yetkilidir.[5] Aylık bağlanması[6]

2330 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca engellilik tazminatı, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu gereğince vazife malulü sayılanlar hakkında tatbik edilen Nizamname'deki 6 derece üzerinden ve engellilik derecelerine göre her bir derece için yüzde 10 oranında indirim yapılmak suretiyle hesaplanır. Yaralanma veya maluliyet hallerinde kesin sağlık raporunun alınmasının gecikeceği anlaşılırsa, olay tarihi itibarıyla hesaplanacak miktarın asgari oranı üzerinden ilgililere avans niteliğinde ödeme yapılır.

2330 sayılı NAKDİ TAZMİNAT VE AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDA KANUN m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – Bu Kanuna göre verilecek nakdi tazminatların ödenme şekli ile 3 ncü maddenin (b) bendi uyarınca ödenecek tazminatların tutarları ve bu kanunla ilgili diğer hususlar Cumhurbaşkanınca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir. (Ek cümle: (28/2/1995 – 4082/2 md.) Nakdi tazminat ödenmesine ilişkin işlemler, ilgili Bakan veya yetkili kılınan kişiler tarafından onaylandıktan sonra olayın bu Kanun kapsamına girmediği gerekçesiyle saymanlıklarca ödeme işlemi geciktirilemez.[15] Ancak bu yönetmelikte; engellilik tazminatı, 5434 sayılı kanun uyarınca vazife malulü olanlar hakkında esas alınan 13/7/1953 gün ve 1053 sayılı "Vazife Malullüklerinin Nevileri ile Dereceleri Hakkındaki Nizamname"de gösterilen 6 derece üzerinden ve engellilik derecelerine göre, her derece için % 10 oranında indirim yapılmak suretiyle düzenlenir. [16] Yürürlükten kaldırılan hükümler

Vefat eden personelin hak ettiği nakdi tazminatın mirasçılara intikalinde; ölenin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile birlikte mirasçı olan ve ölüm tarihinde hayatta bulunan anne ve babasının her birine ayrı ayrı yüzde 15 pay verilir, kalan kısım diğer mirasçılara ödenir. Anne veya babaya verilen tazminat tutarı, çocukların her birine ödenen tazminattan fazla olamaz. Nakdi tazminat ödenmesine dair idari karar ilgili bakan veya yetkili makamlarca onaylandıktan sonra, olayın kanun kapsamına girmediği öne sürülerek saymanlıklarca ödeme işlemi geciktirilemez. Olağanüstü halin sürdüğü dönemde ise nakdi tazminat tutarlarını yarıya kadar indirmeye veya tazminat hükümlerini uygulamamaya Cumhurbaşkanı yetkilidir.

Terörle Mücadele Kapsamında Yaralanma ve Sağlanan Haklar

Kamu görevlilerinin gerek yurt içinde gerek yurt dışında görevlerini ifa ederlerken ya da sıfatları kalkmış olsa dahi bu görevlerinden dolayı terör eylemlerine muhatap kalarak yaralanmaları, sakatlanmaları veya vefat etmeleri halinde 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesi yollamasıyla 2330 sayılı Kanun hükümleri uygulanır. Terör eylemlerini engellemek gayesiyle patlayıcı maddelere bağlı olaylarda veya terör olaylarının önlenmesi, takibi ve etkisizleştirilmesi maksadıyla yürütülen görevlerde yahut bu operasyonel görevlere intikal sırasındaki gidiş dönüş kazalarında yaralanan personel de aynı kanuni haklardan yararlandırılır.

3713 sayılı TERÖRLE MÜCADELE KANUNU m. 21Kaynağı aç
Madde 21 – (…)[15] kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, engelli hâle gelen, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. [16] Ayrıca; a) (Değişik: 28/2/1995 – 4082/6 md.) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan; emekli olanların terör nedeniyle öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler, faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil edilir. b) (Değişik birinci ve ikinci cümle: 15/8/2017-KHK-694/86 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7078/82 md.) Yurtiçinde veya yurtdışında kamu konutlarından yararlanmakta iken malul olanların kendileri, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimleri, 9/11/1983 tarihli ve 2946 sayılı Kamu Konutları Kanununda gösterilen özel tahsisli konutlarda oturanlar hariç olmak üzere, herhangi bir kira bedeli alınmaksızın on yıl süreyle kamu konutlarından yararlanmaya devam edebilirler. Kamu konutundan çıkacaklar ile kamu konutundan yararlanmayanlar ve özel tahsisli konutlarda oturanların istekleri halinde ikametgâh olarak kullanacakları yurtiçindeki taşınmazın kira bedeli on yıl süre ile Devletçe karşılanır; ancak kamu konutlarından kira ödemeksizin yararlanılan süre, kira yardımından yararlanılan süreden düşülür. Yurtdışındaki özel tahsisli konutlarda oturanların yurtdışı kira bedelleri de istekleri halinde bir yıl süre ile Devletçe karşılanır. (Ek cümleler: 4/7/2012-6353/75 md.) Bütün hak sahipleri adına bir konut için yapılacak aylık kira yardımının üst limiti ile ödeme usul ve esasları, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle Maliye Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle belirlenir. Bu Kanun hükümlerine göre aylık alan maluller ile hayatını kaybedenlerin dul ve yetimlerine yapılan gayrimenkul hibeleri veraset ve intikal vergisinden, devir işlemleri harçlarından ve döner sermaye ücretlerinden ve bu işlemler nedeniyle düzenlenecek kağıtlar için tahakkuk edecek damga vergisinden müstesnadır. Bu gayrimenkullerin maliyet bedellerinin tamamı bunları hibe edenler tarafından 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi ve 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesi kapsamında dönem gelirinden veya kurum kazancından indirilebilir. c) (Mülga: 12/7/2013-6495/102 md.) d) (Mülga: 12/7/2013-6495/102 md.) e) (Ek: 28/2/1995 – 4082/6 md.; Değişik: 29/6/2006-5532/15 md.) Malûl olanlar ile ölenlerin dul ve yetimleri, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığınca kendilerine verilen tanıtım kartlarını ibraz etmeleri durumunda, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bütün hastanelerde muayene ve tedavi edilirler. Bunların her türlü tedavi giderleri; ilgililerin herhangi bir kamu kurumu veya kuruluşunda çalışmaları halinde bu kurum veya kuruluşça, emekli, yaşlılık, malûllük veya dul ve yetim aylığı almaları halinde bağlı bulundukları sosyal güvenlik kurumunca, herhangi bir kuruma tâbi olarak çalışmamaları, 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında aylık alanlar hariç emekli, yaşlılık, malûllük veya dul ve yetim aylığı almamaları durumunda Millî Savunma veya İçişleri Bakanlığınca karşılanır. Malûl olanların eksilen vücut organları, yurt içi veya yurt dışında en son teknik usûllere göre yapılması mümkün sunileriyle tamamlatılır ve gerekirse tamir ettirilir veya yenisi yaptırılır. f) (Ek: 28/2/1995 – 4082/6 md.) Yurtiçinde tedavileri mümkün olmayanlar, yetkili sağlık kuruluşlarının raporlarına istinaden yurtdışında(…)[17]. g) (Ek: 28/2/1995-4082/6 md.) Yaşamak için gerekli hareketleri yapmaktan aciz olanlar ile kimsesizler, kamu kurum ve kuruluşlarına ait, bunlar bulunmadığı takdirde özel rehabilitasyon ve bakım merkezleri, yurtlar ve huzurevlerinde parasız olarak veya masrafları devlet tarafından karşılanmak üzere barındırılır, baktırılır (…)[18]. h) (Değişik: 4/7/2012-6353/75 md.) Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya engelli hâle gelerek ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanlar, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır. Bu fıkra kapsamında er ve erbaşlar için bağlanacak aylıklar, bitirmiş oldukları okullar neticesinde hak kazandıkları unvanlar üzerinden yürütmüş oldukları kamu görevleri sebebiyle daha yüksek aylık bağlanmasına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla; en az dört yıllık yüksek öğrenim mezunu olanlar sekizinci derecenin birinci kademesindeki, diğerleri ise eğitim durumlarına bakılmaksızın onuncu derecenin birinci kademesindeki “Memur” unvanlı kadrolarda bulunanların emekli keseneğine esas aylıkları üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığı tutarından düşük olamaz ve bunlar için 5434 sayılı Kanunun ek 77 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre yapılacak yükseltmelerde aynı unvan ve derece başlangıç olarak esas alınır ve derece yükselmelerinde kadro şartı aranmaksızın yüksek öğrenim mezunu gibi işlem yapılır. [19] ı) (Ek: 13/11/1995 – 4131/1 md.; Mülga: 3/10/2016-KHK-676/89 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7070/72 md.) i) (Ek: 4/7/2012-6353/75 md.; Değişik: 2/1/2017-KHK-680/64 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/63 md.) Yedek subay ve yedek astsubay okulu öğrencileri, harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarında okuyanlar, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi fakülte ve yüksekokullarında okuyanlar, üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı adına öğrenim görenler ya da kendi hesabına öğrenim görmekte iken Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına okumaya devam edenler, Polis Akademisi ile Polis Meslek Eğitim Merkezlerinde veya üniversitelerin fakülte ve yüksekokullarında Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görenler veya kendi hesabına öğrenim görmekte iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına öğrenim görmeye devam edenler, Emniyet Genel Müdürlüğü veya Millî İstihbarat Teşkilatı hesabına açılan okullarda öğrenim görenler ile Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı veya Emniyet Genel Müdürlüğü adına öğrenim görmek üzere temel ve intibak eğitimine tabi tutulanlardan; 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında sigortalı sayılmamış olup bu öğrenimleri veya eğitimleri nedeniyle bu Kanun kapsamındaki terör eylemlerinde hedef alınarak hayatını kaybedenler ile yaralanan veya engelli hâle gelenlerden ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların kendileri, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Yukarıda sayılanlardan aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır.[20] j) (Ek: 4/7/2012-6353/75 md.) Terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı olanlar bu faaliyetlerinden dolayı hayatını kaybettikleri, yaralandıkları veya engelli hâle geldikleri; ilgili valinin teklifi üzerine Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanan sivillerden Sosyal Güvenlik Kurumunca ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların kendileri, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Yukarıda sayılanlardan aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır.[21][22] (Ek fıkra: 4/7/2012-6353/75 md.) Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hâle gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır.[23] (Ek fıkra: 4/7/2012-6353/75 md.) Birinci fıkranın (h), (i) ve (j) bentlerinde belirtilenlerden bu Kanun kapsamındaki olaylar sebebiyle yaralananlar, tedavileri sonuçlanıncaya veya maluliyetleri kesinleşinceye kadar geçen süre içinde 5510 sayılı Kanuna göre sağlanan sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan, aynı sebeplerle tedavi gören malul kamu görevlilerine ilişkin hükümler çerçevesinde yararlandırılır. Erbaş ve erler için Türk Silahlı Kuvvetlerine ait sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan tedaviler hariç, bu kapsamda yapılacak giderlerin tamamı; ilgililerin genel sağlık sigortalısı olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. Ancak, bu kişilerden 5510 sayılı Kanuna göre genel sağlık sigortası kapsamında yer almayanlar için, Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılmış olan giderler, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından; erbaş ve erler için ilgisine göre Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, diğerleri için Maliye Bakanlığından tahsil olunur. Kendilerine aylık bağlanan dul ve yetimler; ilgili sosyal güvenlik kurumları mevzuatı gereği aylıklarının kesilmesi halinde, bu madde ile verilen diğer haklardan da yararlanamazlar. Terörden zarar gören diğer kişilere yardım
Danıştay 12. Daire, E. 2022/4494, K. 2023/2645Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2022/4494 E.  ,  2023/2645 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2022/4494 Karar No : 2023/2645 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN TARAFLAR : DAVACI : … VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Siirt Jandarma Komando Özel Harekat Tabur Komutanlığında uzman erbaş olarak görev yapmakta iken Diyarbakır Asker Hastanesi Baştabipliğinin … tarih ve … sayılı sağlık raporu uyarınca sözleşmesi feshedilen ve 15/12/2008 tarihi itibarıyla adi malul aylığı bağlanan davacı tarafından, adi malullük kararının "vazife malullüğü" olarak düzeltilmesi ve hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinin uygulanması istemiyle 11/07/2014 tarihinde yaptığı başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile aylık, ikramiye ve sair mali haklar farklarının, adi malul aylığının bağlandığı tarihten itibaren ödeme tarihine kadar işleyecek yasal faizleriyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, Danıştay Onikinci Dairesinin 18/11/2021 tarih ve E:2018/3117, K:2021/5946 sayılı kararı ile Mahkemenin 12/05/2016 tarihli kararının, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının onanması, adi malullük ile 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü arasındaki aylık, ikramiye ve sair mali haklar farklarının, adi malullük aylığı bağlandığı tarihten itibaren ödeme tarihine kadar işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebi hakkında hüküm kurulmaması yönünden bozulması üzerine bozma kararına uyularak; uyuşmazlık, adi malullük ile 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü arasındaki ikramiye farkının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden incelendiğinde, olayda, UYAP üzerinden yapılan incelemede, işbu davanın devamı sırasında davacı tarafından, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… K:… sayılı kararına istinaden adi maluliyete ilişkin emekli ikramiyesi ile 3713 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken emekli ikramiyesi arasındaki farkın ödenmesi talebiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin 05/11/2019 tarihli işlemin iptali istemiyle açılan davada … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline, ikramiye tutarları arasındaki farkın ödenmesine karar verildiği, söz konusu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla reddedildiği ve anılan kararın kesinleştiği görüldüğünden, ikramiye farkının ödenmesi istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığı sonucuna varıldığı, öte yandan; davacının ikramiye farkına kendisinden kaynaklanmayan nedenle geç kavuşması nedeniyle, bu sürede alım gücünde meydana gelen azalmanın karşılanması bakımından davacıya ödenecek ikramiye farkına işletilecek yasal faiz tutarının da ödenmesi gerektiğinden ve yukarıda aktarılan yargı kararında, ikramiye farkına faiz ödenmesine (davacının talebinin olmaması nedeniyle) dair bir hükme yer verilmediğinden, davacının adi maluliyete ilişkin olarak almış olduğu emekli ikramiyesi ile 3713 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken emekli ikramiyesi arasındaki ikramiye farkına davalı idareye başvuru tarihi olan 11/7/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz tutarının davalı idare tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, uyuşmazlığın, adi malullük ile 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü arasındaki aylık farkları ile sair mali haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden incelenmesine gelince, davacı tarafından 11/07/2014 tarihli dilekçe ile idareye başvurulduğu, başvurunun zımnen reddi üzerine 18/09/2014 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçeyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmakta olup, başvuru tarihinden itibaren geriye doğru doğru 60 günlük süre içindeki ilk uygulama tarihi, dava tarihi olan 18/09/2014 tarihinden geriye doğru 120 günü geçeceğinden, davanın açıldığı tarihten geriye doğru 120. gün olan 21/05/2014 tarihini izleyen ilk uygulamanın tekabül ettiği 15/06/2014 tarihten itibaren ödenmesi gereken aylık farkları ve sair mali hakların idareye yapılan başvuru tarihinden, başvuru tarihinden sonra tahakkuk eden aylık farkları yönünden ise, her bir aylık farkının tahakkuk tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi, bu tarihten öncesine yönelik davacının aylık farklarının ödeme talebinin ise süre aşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle, adi malullük ile 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü arasındaki ikramiye farkının ödenmesi istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacının ikramiye farkına yasal faiz işletilmesi talebi yönünden davanın kabulüne, ikramiye farkına davalı idareye başvuru tarihi olan 11/07/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz tutarının davacıya ödenmesine, 15/06/2014 tarihinden itibaren ödenmesi gereken adi malullük ile 3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü arasındaki aylık farkları ve sair mali haklar yönünden idareye yapılan başvuru tarihinden, başvuru tarihinden sonra tahakkuk eden aylık farkları yönünden ise, her bir aylık farkının tahakkuk tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, 15/06/2014 tarihinden öncesine tekabül eden aylık farklarının ödenmesi istemi yönünden ise, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN TARAFLARIN İDDİALARI : Davacı tarafından, sosyal güvenlik hukukunda dava konusu olaya uygulanacak mevzuatın 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun 116. ve 117. maddeleri olduğu, anılan madde hükümleri uyarınca başvuru tarihinden beş yıl geriye gidilerek parasal hakka hükmedilmesi gerektiği, Mahkeme kararının süre aşımı nedeniyle ret kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin hukuka ve mevzuata uygun tesis edildiği, Mahkeme tarafından davacı lehine vekalet ücreti ve ödemelere faiz yürütülmesine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, kararın faiz yürütülmesi ve vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin temyiz dilekçesinde belirtilen hususların hukuka ve mevzuata aykırı olduğu belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğu belirtilerek, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Mahkeme kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacı, 05/08/1996 tarihinde Hatay Jandarma Komando Özel Harekat Grup Komutanlığında göreve başlamış, yaklaşık on yıl burada kalarak Hatay ve çevresinde icra edilen operasyonlarda tim elemanı olarak görev almış, daha sonra Siirt Özel Harekat Tabur Komutanlığına atanmış ve burada da operasyonlara katılmaya devam etmiş, bu süreçte işitme rahatsızlığının oluşması nedeniyle Diyarbakır Asker Hastanesi Baştabipliğinin 31/07/2008 tarih ve 1599 sayılı sağlık raporu uyarınca TSK'da görev yapamayacağına karar verilerek sözleşmesi feshedillmiş, 15/12/2008 tarihi itibarıyla da davalı idarece adi malul aylığı bağlanmış, davacı tarafından 11/07/2014 tarihinde davalı idareye başvurularak; işitme rahatsızlığının görevin sebep ve tesiri ile meydana geldiği belirtilip, adi malullük kararının "vazife malullüğü" olarak düzeltilmesi ve hakkında 3713 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasının istenilmiş, bu talebin cevap verilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine de temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun ''Zamanaşımı'' başlıklı 116. maddesinde; "Emekli, adi malullük, vazife malullüğü, dul ve yetim aylıklarını almak üzere, bu aylıkların tahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız bir yıl sonuna kadar Sandığa müracaat etmiyenlerin aylıkları kesilir. Bunlardan kesilme tarihinden itibaren 5 yıl içinde yazı ile Sandığa müracaat edenlere kesilen aylıkları tekrar bağlanır ve geçmiş müddete ait aylıkları da toptan ödenir. Bu müddetten sonra müracaat edenlerin aylıkları, müracaat tarihlerini takip eden ay başından itibaren yeniden bağlanarak ödenir ve geçmiş müddet için bir şey verilmez. Bu kanunda ayrıca belirtilen haller dışında aylık bağlanmasına istihkak kesbedildiği tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar yazı ile müracaat edilmezse bu aylıklar, müracaat tarihini takip eden aybaşından itibaren bağlanır.'' kuralı; 117. maddesinde ise; "Bu kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren 5 yıl sonuna kadar alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmıyanlar Sandık lehine zamanaşımına uğrar.'' kuralı yer almaktadır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan 21. maddesinin birinci fıkrasının "h" bendinde, "Terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya sakatlanarak haklarında 03/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmış olan erbaş ve erler, bu maddenin (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki haklardan; ölen erbaş ve erlerin dul kalan eşleri ve T.C. Emekli Sandığı dışındaki sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmayan ve bu kuruluşlardan aylık almayan kız çocukları, çalışarak hayatını kazanamayacak derecede malul ve muhtaç olan erkek çocukları, reşit olmayan çocukları ile anne ve babaları ise, bu maddenin (d) bendindeki haklardan aynen yararlanırlar." hükmüne yer verilmiş iken, 12/07/2012 tarih ve 28351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun'un 75. maddesiyle yapılan değişiklik ile "h" bendi, "Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya sakatlanarak ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanlar, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılır. Erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından; aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılır." şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Aynı Kanun ile 21. maddeye eklenen Ek fıkrada, "Kamu görevlileri ile birinci fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan, engelli hale gelen, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına uygun hükümlerinden yararlandırılır." kuralına yer verilmiş, 6353 sayılı Kanun'un 77. maddesiyle 3713 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 11. maddesinin birinci fıkrasında da "Bu maddenin yürürlük tarihinden önce bu maddeyi düzenleyen Kanun ile 21 inci maddeye eklenen haller sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce malul olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ise dul ve yetimleri, müracaatları üzerine bu Kanun'un durumlarına uygun hükümlerinden bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren yararlandırılırlar. Anılan maddenin birinci fıkrasının (h) bendi kapsamına giren er ve erbaşlar yönünden aylıkların yeniden belirlenmesinde müracaat şartı aranmaz" üçüncü fıkrasında "Bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir aylık, aylık farkı, tazminat, tazminat farkı ile ikramiye ve ikramiye farkı ödenmez ve geriye dönük hak talep edilemez.” düzenlemesine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME : İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenerek bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden birinin bulunması halinde mümkün olup, temyize konu Mahkeme kararının ikramiye farkına yasal faiz işletilmesi talebi yönünden davanın kabulüne, ikramiye farkına davalı idareye başvuru tarihi olan 11/07/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz tutarının davacıya ödenmesine ilişkin kısmında 49. maddede belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, kararın bu kısmına yönelik temyiz istemi yerinde görülmemiştir. Dava, Mahkeme kararının "15/06/2014 tarihinden öncesine tekabül eden aylık farklarının ödenmesi istemi yönünden davanın süre aşımı nedeniyle reddine" ilişkin kısmı yönünden incelendiğinde; 12/07/2012 tarih ve 28351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun'un 77. maddesiyle, 3713 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 11. madde uyarınca, bu maddenin yürürlük tarihinden önce bu maddeyi düzenleyen Kanun ile 21. maddeye eklenen haller sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce malul olanların kendileri, hayatını kaybedenlerin ise dul ve yetimlerinin, müracaatları üzerine bu Kanun'un durumlarına uygun hükümlerinden bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren yararlandırılacakları kurala bağlanmış olup, söz konusu Kanun'un 75. maddesiyle yapılan düzenleme neticesinde 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesi kapsamında değerlendirilen dava konusu uyuşmazlık açısından, davacının yoksun kaldığı parasal haklar başlangıcının, 6353 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 12/07/2012 tarihi olarak kabulü gerekmektedir. Bu durumda, temyize konu Mahkeme kararında, davacının yoksun kaldığı parasal haklarının, 6353 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 12/07/2012 tarihinden itibaren hesaplanarak ödenmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken, uygulama tarihi olarak 15/06/2014 tarihi esas alınmak suretiyle anılan tarihin öncesi ve sonrası için ayrı değerlendirme yapılarak hüküm kurulmasında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi kararının ikramiye farkına yasal faiz işletilmesi talebi yönünden davanın kabulüne, ikramiye farkına davalı idareye başvuru tarihi olan 11/07/2014 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiz tutarının davacıya ödenmesine ilişkin kısmının ONANMASINA, 2. Davacının temyiz isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının, 15/06/2014 tarihinden öncesine tekabül eden aylık farklarının ödenmesi istemi yönünden ise, davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Dosyanın bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14/09/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Terörle mücadele görevi icra ederken yaralanan veya engelli hale gelerek vazife malullüğü şartlarını taşıdığı belirlenen erbaş ve erlere 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanır. Bağlanan aylık tutarı, personelin tahsil durumuna göre mevzuatta belirlenen derece ve kademedeki memur kadrolarının emekli keseneğine esas aylığı üzerinden hesaplanacak vazife malullüğü aylığından düşük olamaz. Bununla birlikte terör olayları nedeniyle yaralanan erbaş ve erlerin tedavileri kesinleşinceye veya maluliyetleri karara bağlanıncaya kadar askerî sağlık kuruluşları dışındaki sağlık kurumlarında yapılan tedavi masraflarının tamamı Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır ve ilgili bakanlık veya komutanlıktan tahsil olunur.

3713 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü haklarının doğabilmesi için maruz kalınan eylemin terörist faaliyetle illiyet bağının açık biçimde tespit edilmesi zorunludur. Danıştay 12. Dairesinin 2022/3136 Esas ve 2023/4768 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, ilgilinin yalnızca bir suç mağduru olması kafi gelmeyip mağduriyetin terör faaliyetiyle doğrudan bağlantılı bulunması kanunun sağladığı haklardan faydalanabilmenin ön koşuludur. Danıştay 12. Dairesinin 2018/4671 Esas ve 2020/4995 Karar sayılı ilamında ise kamu otoritesini sindirme gayesi taşıyan saldırılarda veya eylemin bertaraf edilmesinde yararlılık gösterenlerin yakınlarına ilgili valilik teklifi ve komisyon kararıyla yetim aylığı bağlanabileceği belirtilmiştir.

Danıştay 12. Daire, E. 2022/3136, K. 2023/4768Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2022/3136 E.  ,  2023/4768 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2022/3136 Karar No : 2023/4768 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLLERİ : Av. …, Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem : Davacı tarafından, eşi …'ın Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Diyarbakır Merkez … Lisesinde müdür yardımcısı olarak görev yapmaktayken, 19/04/1993 tarihinde görev yaptığı okula gitmekte olduğu esnada faili meçhul kişi veya kişilerce kafasına sert bir cisimle vurulmak suretiyle öldürülmesine neden olan olayın, görevinin sebep veya etkisiyle gerçekleştiğinden bahisle tarafına vazife malullüğü aylığı bağlanarak 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında değerlendirilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince, Danıştay Onikinci Dairesinin 18/03/2021 tarih ve E:2018/4019, K:2021/1457 sayılı bozma kararına uyularak; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun vazife malulü aylığı bağlanmasına ilişkin hükümlerinden yararlandırılabilmek için, kamu görevlilerinin yaralanmaları, sakat kalmaları, ölmeleri veya öldürülmelerine yol açan eylemin niteliğinin tam olarak saptanmasının gerekli olduğu, uyuşmazlıkta, davacının murisi …'ın görevi nedeniyle uğradığı terör eylemi neticesinde hayatını kaybettiğine ilişkin somut belge, bilgi ve tespit bulunmadığından, davacının vazife malullüğü aylığı bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : …'ın ölümüne neden olan olayın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının … Soruşturma sayılı dosyasıyla tekrar soruşturmaya alınarak, yeni bilgi ve bulguların değerlendirmeye alındığı, 1993 yılında OHAL bölgesinde PKK terör örgütünce öğretmenlere yönelik çok sayıda eylem gerçekleştirildiği, bu eylemlerin bir kısmının faillerinin tespit edilemediği, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 1993/3125 Soruşturma sayılı dosyasından Emekli Sandığına yazılan 20/08/1993 tarihli yazıda da olayın terör örgütü tarafından gerçekleştirildiği ve failinin tespit edilemediği hususunun açıkça ifade edildiği, müteveffanın görev yaptığı okula gittiği esnada teröristlerce gerçekleştirilen saldırı neticesinde hayatını kaybettiği hususunun açık olduğu belirtilerek, kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, 25/05/2023 tarih ve E:2022/3136 sayılı ara kararına Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca cevap verildiği görülerek, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacının eşi …, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Diyarbakır Merkez … Lisesinde müdür yardımcısı olarak görev yaparken, 19/04/1993 tarihinde görevine gittiği esnada saat 07:30 sıralarında faili meçhul kişi veya kişilerce kafasına sert bir cisimle vurulmak suretiyle yaşamını yitirmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun … tarih ve … sayılı kararıyla, davacının eşi …'ın durumunun 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğuna, murisine 2330 sayılı Kanun ve Yönetmeliği kapsamında nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Suçun faillerinin tespit edilememesi nedeniyle, … Cumhuriyet Başsavcılığının … tarih ve Soruşturma No:… , Karar No:… sayılı kararıyla zaman aşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı tarafından, vazife malullüğü hükümlerinden faydalandırılması yönündeki başvurusunun … gün ve … sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Vazife Malullüğü Tespit Kurulu kararı ile reddedilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 15/07/2003 tarih ve 4928 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile değişik "Terör" başlıklı 1. maddesinde, "Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini; kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un 21. maddesinde ise, kamu görevlilerinden yurtiçinde ve yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan, ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı; ayrıca malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarının, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan, emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından az olamayacağı, yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve desteğine muhtaç olacak derecede malul olanlar ile ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden, diğerlerine de mevcut aylıkları üzerinden 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi ödeneceği hüküm altına alınmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer alan yasal düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesinden, memur ve kamu görevlilerinin, görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile, bu görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap kalarak yaralanmaları, sakat kalmaları, ölmeleri veya öldürülmeleri halinde, durumlarının 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında sayılarak, anılan Kanun ile tanınan haklardan yararlandırılmaları gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Öte yandan, görevini ifa ederken ya da görevinden dolayı terör eylemlerine muhatap olan kamu görevlilerinin maruz kaldıkları eylemin niteliğinin tam olarak saptanması, terör örgütü tarafından işlenmiş bir suç mağduru olmanın yanında, mağduriyetin terörist faaliyetle ilgili olmasının 3713 sayılı Kanun hükümlerinden yararlandırılabilmek için gerekli bir koşul olduğu açıktır. Temyizen incelenen uyuşmazlıkta, davacı tarafından verilen temyiz dilekçesinde; eşi …'ın öldürülmesine ilişkin soruşturmada, …Cumhuriyet Başsavcılığının E:…, K:…sayılı dosyanın zamanaşımı nedeniyle kapatılması sonrasında, aynı Başsavcılığının …Soruşturma sayılı dosyasıyla tekrar soruşturma açıldığı belirtildiğinden, Dairemizin 25/05/2023 tarih ve E:2022/3136 sayılı ara kararıyla, bahse konu dosyaya ilişkin bilgi ve belgeler ile öldürülme olayına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin onaylı birer örneğinin istenilmesine karar verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 03/08/2023 sayılı cevaptan, maktul …'a karşı kasten öldürme ve PKK/KCK Silahlı Terör Örgütüne üye olmak suçları nedeniyle açılan soruşturmada, dosya kapsamının bir bütün olarak değerlendirilmesinden, olayın Devletin bölünmez bütünlüğüne kast eden PKK Silahlı Terör Örgütü tarafından gerçekleştirildiğinin değerlendirildiği; ancak, dosyada failin tespit edilememesi nedeniyle zaman aşımı sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, yeniden açılan soruşturma dosyasında yapılan araştırmalar neticesinde de olayın açık failinin süregelen zamanda tespit edilmediği anlaşıldığından, mükerrer soruşturma nedeniyle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliğine itiraz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, İdare Mahkemesince, …Cumhuriyet Başsavcılığının …tarih ve Soruşturma No:…, K:…sayılı kararına davacı tarafından itiraz edilip edilmediği, itiraz edilmiş ise, Başsavcılık soruşturmasının akıbeti araştırılmak suretiyle yapılacak değerlendirme sonucunda yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının davacıya iadesine, 5. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10/10/2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 12. Daire, E. 2018/4671, K. 2020/4995Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2018/4671 E.  ,  2020/4995 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2018/4671 Karar No : 2020/4995 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından; askerlik görevini yapmakta iken rahatsızlığı nedeniyle iznini geçirmekte olduğu Şırnak ili, Beytüşşebap ilçesi, … köyünde teröristlerce kurşuna dizilmesi sonucu vefat eden oğlundan dolayı tarafına 2330 ve 3713 sayılı Kanun kapsamında yetim aylığı bağlanması talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile 01/08/2012 tarihinden itibaren tarafına aylık bağlanması ve yetim aylıklarının 01/08/2012 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca, terör eyleminin ortaya çıkarılması, etkilerinin azaltılması veya bertaraf edilmesinin sağlanmasında yardımcı ve faydalı olanların, bu faaliyetlerinden dolayı hayatını kaybettikleri, yaralandıkları veya engelli hâle geldikleri, ilgili valinin teklifi üzerine Nakdi Tazminat Komisyonu tarafından karara bağlanan kişilerin ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocuklarına 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerine göre, aylık bağlanabileceği, bu kapsamda, Nakdi Tazminat Komisyonu kararında, davacının oğlunun kamu güçlerini sindirme amacına yönelik bir terörist saldırı sonucu öldüğünün kuşkusuz olduğu ve olayda kişisel kusuru, askeri şeref ve haysiyete aykırı bir hali de görülmediği, bu nedenle hak sahiplerine nakdi tazminat ödenmesi gerektiğinin belirtildiği, bu nedenle davacıya vefat eden oğlundan dolayı yetim aylığı bağlanması gerektiğinden, davacının bu yöndeki başvurusunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle; dava konusu işlemin iptali ile yetim aylıklarının 19/06/2014 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, İdare Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu, davalı idarenin harçtan muaf olması sebebiyle yargılama giderine hükmedilemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2.Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu işlemin iptali ile yetim aylıklarının 19/06/2014 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının ONANMASINA, 3.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4.Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 5.2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30/12/2020 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) – KARŞI OY : 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 04/07/2012 tarih ve 6353 sayılı Kanun ile değişik 21. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendinde; erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından, terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya engelli hâle gelerek ilgili mevzuatına göre malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit olunanların, 2330 sayılı Kanuna göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c), (d) ve (g) bentlerindeki haklardan, bunların eş, ana ve babaları ile bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giren çocukları da bu fıkranın (d) bendinde düzenlenen haklardan yararlandırılacağı; erbaş ve erlerden veya geçici veya gönüllü köy korucularından, aynı sebeplerle hayatını kaybedenlerin veya bu fıkra kapsamında malul olması sebebiyle aylık almakta iken hayatını kaybedenlerin dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından ve bu fıkranın (c) ve (d) bendindeki haklardan yararlandırılacağı kurala bağlanmıştır. Anılan düzenlemeye göre; erbaş ve erler ile geçici ve gönüllü köy korucularının, terörle mücadele görevini yerine getirirken bu görev dolayısıyla hayatını kaybetmeleri halinde, dul aylığına müstehak eşi, ana ve babaları ile yetim aylığına müstehak çocukları 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre aylık bağlanması hakkından yararlanabilecektir. Dosyanın incelenmesinden; davacının oğlunun, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde er olarak askerlik görevini yapmakta iken izinli olarak köyüne döndükten sonra iznini müteakip istirahat izni kullandığı, izinli olduğu 09/08/1989 tarihinde bitişik köyden kız istemeden grup halinde dönerken teröristlerin saldırısı sonucu vefat ettiği anlaşılmaktadır. Buna durumda; davacının oğlunun ölüm olayının, terörle mücadele görevini yerine getirirken meydana gelmediği, ölümünde görevinin neden ve tesiri bulunmadığından, davanın reddine karar verilmesi gerekirken dava konusu işlemin iptali ile yetim aylıklarının 19/06/2014 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığından bozulması gerektiği oyu ile aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

Emekli İkramiyesi, Faiz ve Hak Sahipliği

Terör olayları sebebiyle başkasının bakım ve desteğine muhtaç düzeyde malul kalanlar ile hayatını kaybeden personelin dul ve yetimlerine en yüksek Devlet memuru aylığı üzerinden, diğer personele ise mevcut aylıkları esas alınarak 30 fiili hizmet yılı doldurulmuş gibi emekli ikramiyesi ödenir. Vazife malullüğünün sonradan tespiti sebebiyle ikramiye farkına hak sahibinden kaynaklanmayan gecikmelerle kavuşulması durumunda, alım gücündeki kaybın telafisi amacıyla Danıştay 12. Dairesinin 2022/4494 Esas ve 2023/2645 Karar sayılı içtihadı uyarınca idareye başvuru tarihinden itibaren ikramiye farkına yasal faiz işletilir.

Danıştay 12. Dairesinin 2024/74 Esas ve 2024/365 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, terörle mücadele mevzuatındaki geçici düzenlemeler esas alınarak geriye dönük herhangi bir aylık farkı, tazminat farkı veya ikramiye farkı talep edilemez. Danıştay 12. Dairesinin 2022/4494 Esas ve 2023/2645 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, 6353 sayılı Kanun kapsamında sonradan koruma kapsamına alınan vazife malullerinin mahrum kaldığı parasal hakların başlangıç tarihi anılan yasal düzenlemenin yürürlüğe girdiği 12/07/2012 tarihi olarak kabul edilir.

Danıştay 12. Daire, E. 2024/74, K. 2024/365Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2024/74 E.  ,  2024/365 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2024/74 Karar No : 2024/365 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (TARAFLAR) : 1- DAVACI : … VEKİLİ :Av. … 2- DAVALI : … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın taraflarca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Bitlis İli, Tatvan İlçesi, 6. Zırhlı Tugay Komutanlığında piyade uzman çavuş olarak görev yapmakta iken 14/11/1997 tarihinde operasyon koordinasyonu görevi esnasında bir başka askerin silahının kaza ile ateş alması sonucu yaralanması nedeniyle vazife malüllüğü aylığı bağlanan davacının, yaralanmasına yol açan olay nedeniyle 6353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler dikkate alınarak 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali ile geçmişe dönük olarak eksik ödenen; aylık, ikramiye ve diğer mali haklar farklarının vazife malüllüğü aylığı bağlandığı tarihten itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen kararla; İdare Mahkemesince verilen kararın Danıştay Onikinci Dairesi'nin 23/01/2020 tarih ve E;2018/4014, K;2020/518 sayılı kararı ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının onanması, parasal haklara ilişkin kısmının bozulması üzerine, bozma kararına uyularak verilen Mahkemenin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının Danıştay Onikinci Dairesi'nin 14/03/2022 tarih ve E:2021/4469, K:2022/1000 sayılı kararı ile aylık ve diğer mali haklara ilişkin farkların 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinde 6353 sayılı Kanun'un 75. maddesiyle yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/07/2012 tarihinden itibaren ödenmesine ilişkin kısmı yönünden düzeltilerek onanıp, vazife malulü aylığının bağlandığı tarih ile 12/07/2012 tarihi arasındaki döneme ait aylık ve diğer mali haklar ile ikramiye ödenmesine yönelik kısmı yönünden bozulması üzerine, bozma kararına uyularak; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrasının, 12/07/2012 tarih ve 28351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6353 sayılı Kanun ile değişik (h) bendi ile, erbaş ve erlerden; terörle mücadele görevi ifa ederken yaralanarak veya sakatlanarak malullük aylığı bağlanması koşullarının oluştuğu tespit edilenlere bu bend hükümlerine göre aylık bağlanması imkanının getirildiği ve davacının da bahse konu hüküm kapsamında bulunduğu sabit olmakla birlikte 3713 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 11. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir aylık, aylık farkı, tazminat, tazminat farkı ile ikramiye ve ikramiye farkı ödenmeyeceği ve geriye dönük hak talep edilemeyeceğine ilişkin düzenleme dikkate alındığında, davacıya vazife malulü aylığının bağlandığı 14/01/1999 tarihi ile 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/07/2012 tarihi arası dönem için geçmişe dönük aylık ve diğer mali haklar farkları ile ikramiye farklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla anılan istem yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle, davacıya vazife malulü aylığının bağlandığı 14/01/1999 tarihi ile 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/07/2012 tarihi arası dönem için geçmişe dönük aylık ve diğer mali haklar farkları ile ikramiye farklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİALARI : Davacının İddiası: Kamu görevlisi olduğu için 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinin (h) bendi kapsamında “er, erbaş” olarak hatalı nitelendirilerek “ikramiye farkının ödenmemesine hükmedildiği”, halbuki kendisinin uzman erbaş olduğu için “ikramiye farkının 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesi gereğince ödenmesi gerektiği, 3713 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 11. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, bu madde esas alınarak geriye dönük herhangi bir aylık, aylık farkı, tazminat, tazminat farkı ile ikramiye ve ikramiye farkı ödenmeyeceği ve geriye dönük hak talep edilemeyeceğine ilişkin düzenleme dikkate alınarak ikramiye farkının ödenmemesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. Davalı İdarenin İddiası: Kaza sonucu yaralanması nedeniyle vazife malüllüğü aylığı bağlanan davacının, yaralanmasına yol açan olay nedeniyle 6353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler dikkate alınarak 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, Mahkeme kararının bozulması istenilmiştir. TARAFLARIN SAVUNMALARI: Davacı tarafından; Davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Davalı idare tarafından: Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davacının temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği, davalı idarenin temyiz isteminin ise; Mahkeme kararının daha önce kesinleşen iptal kısmı hakkında temyiz isteminde bulunulduğundan, dosyanın temyiz isteminin incelenmesi için dosyanın esasının incelenmesi ve yeniden hüküm kurulması hukuken mümkün olmadığından, temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Bitlis İli, Tatvan İlçesi, 6. Zırhlı Tugay 1. Mekanize Tabur Komutanlığında piyade uzman çavuş olarak görev yapmakta iken, 14/11/1997 tarihinde operasyon koordinasyonu görevi esnasında bir başka askerin silahının kaza ile ateş alması sonucunda vurularak yaralanan davacıya; Emekli Sandığı tarafından, … tarih ve … sayılı kararla vazife malüllüğü aylığı bağlanmış, Milli Savunma Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun … tarih ve … sayılı kararı ile de 2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat ödenmesine karar verilmiş ve bağlanacak emekli aylığının %25 oranında artırılarak ödenmesi gerektiği belirtilmiştir. 12/07/2012 tarih ve 28351 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6353 sayılı Kanun ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 21. maddesinde değişiklik yapılması üzerine davacı tarafından, vazife malüllüğü aylığının 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek, hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanması istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacıya vazife malulü aylığının bağlandığı 14/01/1999 tarihi ile 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/07/2012 tarihi arası dönem için geçmişe dönük aylık ve diğer mali haklar farkları ile ikramiye farklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın reddi hakkında davacının temyiz istemi incelendiğinde; İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen Mahkeme kararının 49. maddede belirtilen bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, karar usul ve hukuka uygun olup, davacı tarafından dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Kazaen yaralanması nedeniyle vazife malüllüğü aylığı bağlanan davacının, yaralanmasına yol açan olay nedeniyle 6353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler dikkate alınarak 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerinden yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesine ilişkin davalı idarenin temyiz istemine gelince; Usul hukuku kuralları uyarınca, dava açmakta olduğu gibi kanun yoluna başvurmada da tarafların hukuki yararı bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle, kanun yoluna başvuranın, aleyhine kanun yoluna başvurduğu kararın bozulmasında korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere temyiz, yargı yerince verilen bir kararın hukuka aykırılığı halinde bozulması amacıyla yasa koyucu tarafından getirilmiş bir kanun yolu olup, İdare Mahkemesince lehine karar verilen tarafça bu yolun kullanılması düşünülemeyeceği gibi Mahkeme kararının, dava konusu işlemin daha önce karar düzeltme incelemesi sonucunda onanarak kesinleşmiş bulunan işlemin iptaline kısmının da temyizen incelenme olanağının bulunmadığı kuşkusuzdur. Davalı idare tarafından dosyaya sunulan temyiz dilekçesinde; Mahkeme kararının davalı idare aleyhine olan dava konusu işlemin iptaline hükmedilmesine ilişkin kısmının, Danıştay Onikinci Dairesi'nce temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçtiği ve kanun yollarının tüketilerek kesinleştiği anlaşılmakta olup, bu kısım yönünden davalı idare tarafından hukuka aykırılık iddialarına yer verilerek temyizen bozulması isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda; Mahkeme kararının temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçmek suretiyle kesinleşen dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmı yönünden, İdare Mahkemesi kararının kesinleştiği açık olduğundan, Mahkeme kararının kısmen onanmak suretiyle kesinleşen kısma yönelik iddialar yönünden davalı idare tarafından yapılan temyiz istemine ilişkin olarak, kesinleşen kısım hakkında temyiz isteminde bulunulması, dosyanın esasının incelenmesi ve yeniden hüküm kurulması hukuken mümkün olmadığından, temyiz isteminin incelenmesine yasal olanak bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddi ile davacıya vazife malulü aylığının bağlandığı 14/01/1999 tarihi ile 3713 sayılı Kanun'un 21. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 12/07/2012 tarihi arası dönem için geçmişe dönük aylık ve diğer mali haklar farkları ile ikramiye farklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının ONANMASINA, 2. Davalı idarenin temyiz isteminin İNCELENMEKSİZİN REDDİNE, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 06/02/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İdari Başvuru Usulü, Zamanaşımı ve Husumet

2330 sayılı Kanun kapsamında nakdi tazminat talepleri için ayrıksı bir başvuru süresi yer almadığından genel zamanaşımı ilkeleri işletilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca bir işlem yapılması talebiyle idari mercilere başvuran kişilere otuz gün içinde yazılı bir yanıt verilmezse başvuru zımnen reddedilmiş sayılır ve bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava açma süresi işlemeye başlar. Aynı Kanun'un 11. maddesi gereğince, dava ikame edilmeden evvel işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi yetkili üst makamdan talep edilebilir; bu müracaat işleyen dava açma süresini durdurur ve idarece otuz gün içinde yanıt verilmediğinde talep reddedilmiş kabul edilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.[7] 3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.) Üst makamlara başvurma:

Nakdi tazminatın hiç tahakkuk ettirilmemesi ya da eksik hesaplanması halinde ilgililer, bu konudaki idari kararın tebliğ edildiği tarihi takip eden günden itibaren 60 gün içinde yetkili idare mahkemesinde iptal davası açabilirler. 2330 sayılı Kanun gereğince vazife malullüğü aylığı bağlanması taleplerinde yasal yetki Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına aittir. Danıştay 12. Dairesinin 2020/2811 Esas ve 2022/1333 Karar sayılı ilamı gereğince, vazife malullüğü aylığı istemiyle açılacak idari davalarda ilgili valilik veya idarenin yanında Sosyal Güvenlik Kurumunun da davalı safında hasım gösterilmesi zorunludur.

Danıştay 12. Daire, E. 2020/2811, K. 2022/1333Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2020/2811 E.  ,  2022/1333 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2020/2811 Karar No : 2022/1333 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : …Valiliği / … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, geçici köy korucusu olarak görev yapmakta iken 08/09/1989 tarihinde PKK mensupları tarafından alıkonulması üzerine terör örgütünden kurtulmak için kaçarken vurularak yaralanması nedeniyle, gazilik maaşı bağlanması ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Hakkari Valiliğine yaptığı 30/09/2015 tarihli başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali ile bugüne kadar ödenmeyen gazilik maaşının ve 1.000,00 TL maddi, 249.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ve ilgili Yönetmelik ile ilgililerin nakdi tazminattan yararlandırılmaları veya aylık bağlanması için bir başvuru süresi öngörülmediği, Borçlar Kanunu'nda belirlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinde yapılacak başvurular üzerine tesis edilecek işlemlerin tebliğini izleyen günden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda düzenlenen idari dava açma süresi içinde dava açılması gerektiği, davacı tarafından, 08/09/1989 tarihinde meydana gelen olay nedeniyle 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde nakdi tazminat ödenmesi veya aylık bağlanması istemiyle davalı idareye başvurulması gerekirken, bu süre geçirildikten çok sonraki bir tarih olan 30/09/2015 tarihinde yapılan başvurunun süresinde yapılmış bir başvuru olarak kabulünün hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu …. İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Devam eden zararı olduğu, halen tedavisinin devam ettiği, bu nedenle dava açma zamanaşımından bahsedilemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı, geçici köy korucusu olarak görev yapmakta iken 08/09/1989 tarihinde PKK mensupları tarafından alıkonulması üzerine terör örgütünden kurtulmak için kaçarken vurularak yaralanmıştır. Meydana gelen bu olay nedeniyle kendisine gazilik maaşı bağlanması ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Hakkari Valiliğine yaptığı 30/09/2015 tarihli başvurusu zımnen reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 15. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde; davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğ edileceği hükmüne yer verilmiştir. 442 sayılı Köy Kanunu'nun 74. maddesinin dördüncü fıkrasında, geçici köy korucularının (maddede geçen "geçici köy korucusu" ibaresi 03/10/2016 tarih ve 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesiyle "güvenlik korucusu" olarak değiştirilmiştir) görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, engelli hale gelmeleri veya ölmeleri halinde 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 2330 sayılı Kanun'un 3. maddesinde ise, bu Kanun kapsamına girenlerden görevde bulundukları süre içinde yaralananlara veya engelli hale gelenlere nakdi tazminat ödeneceği; 4. maddesinde de, engelli hâle gelerek bağlı oldukları sosyal güvenlik mevzuatına göre emekliye sevk edilenlere görev malullüğü aylığı bağlanacağı ve ilgili sosyal güvenlik kurumlarınca kendi mevzuatlarına göre bağlanan aylıkların da % 25 artırılarak ödeneceği kurala bağlanmıştır. 2330 sayılı Kanun'un 10. maddesinde, nakdi tazminatların ödenme şekli ve tutarları ile diğer hususların Bakanlar Kurulunca hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüş, anılan maddeye istinaden yürürlüğe konulan Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin "Bağlanacak aylıklar" başlıklı 9. maddesinin (a) bendinde; 2330 sayılı Kanun kapsamında bulunanların engelli hale gelmeleri veya ölmeleri halinde ilgili sosyal güvenlik kurumunca görev malullüğü aylığı bağlanacağı kurala bağlanmış; "Nakdi tazminat verecek makamlar" başlıklı 12. maddesinin (a) bendinde de, güvenlik ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu görülen ve bu amaca yönelik görev verilenlere İçişleri Bakanlığınca nakdi tazminat ödenmesi öngörülmüştür. Bu kapsamda, 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanmasında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının; nakdi tazminat ödenmesinde de İçişleri Bakanlığının yetkili olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun 117. maddesinde, anılan Kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren beş yıl sonuna kadar alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmayanların Sandık lehine zamanaşımına uğrayacağı, hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlanması hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı yetkili bulunduğundan; aylık bağlamaya yasal olarak yetkisi bulunmayan Hakkari Valiliğinin, bu gerekçeyle anılan başvuruyu reddetmesi veya başvuru dilekçesinin bir örneğini Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına göndererek anılan idarece işlem tesisine olanak sağlaması; işbu davanın da, Hakkari Valiliği yanında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı husumetiyle görülmesi ve dava dilekçesi ile eklerinin bu idareye de tebliği sağlanarak dosya tekemmül ettirilmek suretiyle davacı istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, davanın sadece Hakkari Valiliği husumetiyle görülerek karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, 2330 sayılı Kanun'da ve ilgili Yönetmelikte hak sahiplerinin ne şekilde ve ne kadar sürede idareye başvurmaları gerektiğini düzenleyen herhangi bir kural mevcut olmadığından ve ilgililerin aylık bağlanması istemi yönünden herhangi bir başvuru süresi öngörülmediğinden; İdare Mahkemesince, davacının 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması istemi yönünden, 5434 sayılı Kanun'un 117. maddesindeki beş yıllık zaman aşımı süresi dikkate alınarak karar verilmesi gerekeceği tabiidir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davanın süre aşımı yönünden reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/03/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Vazife malullüğü aylığı bağlanması istemlerinde 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 117. maddesindeki zamanaşımı düzenlemesi uygulanır. Bahse konu hükme göre, hak kazanıldığı tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar talep edilmeyen veya yazılı müracaatla aranmayan tahakkuklar zamanaşımına uğrar. Danıştay 12. Dairesinin 2020/2811 Esas ve 2022/1333 Karar sayılı kararında da 2330 sayılı Kanun kapsamındaki aylık bağlama istemlerinde söz konusu beş yıllık zamanaşımı kuralının gözetileceği belirtilmiştir.

Rücu Davaları ve Temyiz İncelemesi

Askerlik görevi esnasında personelin yaralanmasına sebebiyet veren haksız fiil sorumlularına karşı idare tarafından açılan rücu davalarında, idare aleyhine hükmedilen idari yargı kararının kesinleşmesi beklenmelidir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2018/1301 Esas ve 2019/5219 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, idare mahkemesi kararının kesinleşmesi haksız fiil failine karşı açılan rücu davasında bekletici mesele yapılır. Sorumlu failden tazminatın rücuen tahsilinde zamanaşımı süresi haksız fiil tarihinden itibaren değil, idare tarafından zarar görene tazminatın fiilen ödendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2018/1301, K. 2019/5219Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2018/1301 E.  ,  2019/5219 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 12/03/2015 ve 13/04/2015 günlerinde verilen dilekçeler ile rücuen tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 14/04/2016 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 12/11/2019 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davalı adına gelen olmadı, karşı taraftan davacı vekili Avukat Gökçen Yıldız Sönmez geldi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü. Karar başlığında, dava tarihi 12/03/2015 olmasına rağmen 31/12/2015 olarak yazılması, ayrıca birleşen dava tarihinin 13/04/2015 olmasına rağmen karar başlığında yazılmamış olması mahallinde düzeltilebilir maddi hatalar olarak değerlendirilmiş ve bozma sebebi yapılmamıştır. 1-Davalının asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Dava, Borçlar Kanunu uyarınca açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili; davalı sürücünün kamyonu ile seyir halindeyken Aydın Sultanhisar İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli askerlerin devriye aracına arkadan çarptığını, kaza sonucunda dava dışı askerlerin yaralandığını ve bir askerin de öldüğünü, dava dışı Jandarma er …'nun hayati tehlike geçirdiğini, davalı hakkında Nazilli Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/320 esas, 2008/19 karar sayılı dosyası ile taksirle öldürme ve yaralamaya sebep olma suçlarından mahkumiyet kararı verildiğini ve kararın kesinleştiğini, dava dışı asker Serhat Karpuzcu tarafından davacı idare aleyhine Aydın 1. İdare Mahkemesi'nin 2013/115 Esas sayılı dosyası ile manevi tazminat istemli tam yargı davası açıldığını, davanın sonucunda dava dışı asker lehine manevi tazminat ödenmesine karar verildiğini ve tazminatın icra kanalıyla ödendiğini, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğunu belirterek, ödenen tazminatın davalıdan rücuen tahsili isteminde bulunmuştur. Davalı vekili, davanın hem zamanaşımı yönünden hem de esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamından, davaya konu tazminat isteminin dayanağını oluşturan Aydın 1. İdare Mahkemesinin 2013/115 esas sayılı dosyasının henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Şu halde; Aydın 1. İdare Mahkemesinin 2013/115 esas sayılı dosyasının sonucunun iş bu davanın sonucunu etkileyeceği görülmekle, idare mahkemesinin kararının kesinleşmesi beklenmeli ve sonucuna göre yapılacak değerlendirme ile karar verilmelidir. Mahkemece yukarıda açıklanan husus gözetilmeden eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 2-Davalının birleşen davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Birleşen dava, 2330 sayılı Kanun’dan kaynaklanan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, davalı sürücünün kamyonu ile seyir halindeyken Aydın Sultanhisar İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli askerlerin devriye aracına arkadan çarptığını, kaza sonucunda dava dışı askerlerin yaralandığını ve bir askerinde öldüğünü, kaza nedeniyle yaralanan askerlerden dava dışı Serhat Karpuzcu’ya 2330 sayılı yasa gereğince Nakdi Tazminat Komisyon Kararı ile tazminat ödendiğini belirterek, ödenen tazminatın davalıdan rücuen tazminine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, birleşen davanın hem zamanaşımı yönünden hem de esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davalının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 60/1. maddesi gereğince haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davaları failin ve zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, herhalde zararı doğuran olayın gerçekleşmesinden itibaren on yıllık zamanaşımına tabidir. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 72/1 maddesine göre de zamanaşımı süresi zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak 10 yıldır. Yine 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun rücu isteminde zamanaşımını düzenleyen 73. maddesinde; "Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar" hükmü düzelenmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nda rücu davalarında zamanaşımına ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Ödeme tarihinden itibaren bir yıllık sürenin geçmesi ile rücuen tazminat davasının zamanaşımına uğrayacağı kuralı ise yargısal içtihatlar ile geliştirilmiştir. Ancak 6098 sayılı TBK'nın 73. maddesi ile rücu davalarında zamanaşımı süresi ilk defa olarak yasal düzenleme altına alınmıştır. Maddenin ikinci fıkrası ile de, tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişinin, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmemiş olması halinde zamanaşımının, hangi tarihte işlemeye başlayacağı özel olarak düzenlenmiştir. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5. maddesinde ise; "(1) Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur. (2) Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz." hükmü amirdir. Gerek olay tarihi, gerekse de ödeme tarihinde 818 sayılı Borçlar Kanunu, eldeki dosyanın dava tarihinde ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüktedir. Ancak yukarıda anılan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 5. maddesinin amir hükmü uyarınca somut olaya, olay tarihinde ve ödeme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Rücu hakkı başkasına ait borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelen tazminat niteliğinde bir talep hakkıdır. Davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihlerinde gerçekleşmiştir. Davacı, ödeme tarihi itibariyle fiil ve faili bildiği gibi zarar da tam anlamıyla gerçekleşmiştir. Davanın niteliğine göre zamanaşımının başlangıç tarihi zarara neden olan haksız fiil tarihi olmayıp sonucu doğan zararın zarar görene ödendiği tarihtir. Çünkü ortaya çıkan zararı ödeyen kişi ancak bu ödeme tarihinden sonra talep edebilme hakkına kavuşur ve bu süre yukarıdaki açıklamalar ışığında bir yıldır. Somut olayda, olay tarihinin 03/04/2006 olduğu, davacı tarafından dava dışı üçüncü şahsa 2330 Sayılı Kanun uyarınca 14/08/2008 tarihinde ödeme yapıldığı, eldeki rücuen tazminat davasının ise 13/04/2015 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Şu durumda, rücuen tazminat davalarında olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’na göre zamanaşımı süresinin bir yıl olduğu, zamanaşımı süresinin ödeme tarihinden başlayacağı ve davanın açıldığı tarih itibariyle bir yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından mahkemece birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde birleşen davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 12/11/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Dairemiz sayın çoğunluğunca rücu talebinin 1 yıllık zamanaşamı süresi içerisinde ileri sürülmediğinden bahisle mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş ise de iş bu bozma kararına tarafımızca iştirak edilmemiştir. Şöyle ki; 1-818 sayılı Borçlar Kanunu’nda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan (m.73) farklı olarak rücu talepleri yönünden bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bir başka anlatımla BK zararın kendi payından fazlasını tazmin eden müteselsil borçlunun diğer borçlulara hangi süre içerisinde müracaat edebileceği hususunda suskun kalmış, bu boşluğun doldurulmasını uygulamaya bırakmıştır. Yargıtay borcun kaynağına göre rücu talepleri yönünden tayin edilmesi gereken zamanaşımı sürelerini belirlemiş, asıl borç sözleşmeden kaynaklanıyorsa rücu talebinin 5 yıl veya 10 yıl; haksız fiilden veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanıyor ise 1 veya 10 yıl; kanundan kaynaklanıyor ve kanunda borcun talep edilebileceği zamanaşımı süresi öngörülmüş ise bu süre, öngörülmemiş ise 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde ileri sürülebilmesini benimsemiştir. Yani Yargıtay rücu zamanaşımına ilişkin olarak BK’da herhangi bir hüküm bulunmadığından asıl borç haksız fiilden kaynaklanıyor ise rücuda kıyasen 60. maddenin; sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanıyor ise kıyasen 66. maddenin; sözleşmeden kaynaklanıyor ise kıyasen 125. maddenin veya 126. maddenin; kanundan kaynaklanıyor ve kanunda bir zamanaşımı süresi öngörülmüş ise bu sürenin; öngörülmemiş ise kıyasen 125. maddenin uygulanması içtihadında bulunmuştur. 2-Dava konusu olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı taktirde her davanın 10 senelik müruru zamana tabi olduğu” kuralına yer verilmiştir. Anılan madde metninde yer alan, “Bu Kanun” ibaresi ile sadece Borçlar Kanunu kastedilmiş gibi görünse de, genel nitelikteki bu düzenleme, başka kanunlarda zamanaşımı sürelerine ilişkin düzenleme bulunmayan hallerde de uygulanma alanına sahiptir. Dolayısıyla, kanunlarda farklı zamanaşımı süreleri öngörülmediği taktirde bütün alacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. 2330 sayılı Kanun’un ve bu Kanun’un verdiği yetkiye dayanılarak çıkartılan yönetmelikte ilgililerin nakdi tazminattan yararlandırılmaları için herhangi bir başvuru süresi öngörülmediğinden, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 125. maddesinde belirlenen 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Nitekim Danıştay’ın istikrar kazanmış içtihatları da bu yöndedir(Danıştay 12. Daire 21/05/2019 tarih 2019/1558-3865). Bu halde, asıl borç 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğuna göre rücu talebinin de 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olması gerektiği açıktır. 3-Davacının rücu talebine konu olan borcun kaynağının haksız fiilden kaynaklandığı, bu sebeple kıyasen Borçlar Kanunu’nun 60. maddesindeki 1 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiği düşünülse bile zamanaşımının gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Zira anılan madde uyarınca zararın kendi payından fazlasını tazmin eden müteselsil borçlu, borcun tamamını ödediği ve birlikte sorumlu kişiyi öğrendiği tarihten başlayarak 1 yıl ve her halde 10 yıllık süre içerisinde zamanaşımı def’i ile karşılaşmaksızın rücu isteminde bulunabilir. Gerek kısa (1 yıl), gerek uzun (10 yıl) zamanaşımı süresinin başlaması için ön şart borcun tamamının ödenmesidir. 4-2330 sayılı Kanun’un 6/2 maddesinde “Yargı mercilerinde maddi ve manevi zararlar karşılığı olarak kurumların ödemekle yükümlü tutulacakları tazminatın hesabında bu kanun hükümlerine göre ödenen nakdi tazminat ile bağlanmış bulunan aylıklar gözönünde tutulur.” düzenlemesine yer verilmiştir. Maddeden anlaşılacağı üzere kanun koyucunun 2330 sayılı Kanun sebebi ile yaptığı ödemenin amacı gerçek zararın tamamen veya kısmen tazminidir. Zarardan aynı veya çeşitli sebeplerle sorumlu olanlar bakımından gerçek zarar borcun tam miktarını oluşturmaktadır. Bir başka ifade ile 2330 sayılı Kanun, idareye kendi belirlediği kıstaslara göre tazminat yükümlülüğü getirdiğinden anılan Kanun uyarınca yapılan ödemeler her durumda gerçek zararı karşılamaz. Dolayısıyla bu gibi durumlarda yapılan ödemeler ile borcun tamamının ödendiği kabul edilemez. İdare, idare hukuku ilkelerine göre; haksız fiil failleri, borçlar hukuku ilkelerine göre gerçek zarar karşılanıncaya kadar (gerçek zarar karşılığı olan borcun tamamı ödeninceye) zarar görene karşı sorumlu olmaya devam ederler. 5-Somut olayda, tazminata konu olay 03/04/2006 tarihinde; davacı İdare tarafından dava dışı 3. şahsa 2330 sayılı Kanun uyarınca ödeme 14/08/2008 tarihinde; 2330 sayılı Kanun kapsamında karşılanmayan zarar yönünden idare mahkemesi nezdinde dava açılması 22/11/2007 tarihinde; idare mahkemesi kararı uyarınca hükmedilen tazminatın ödenmesi 13/10/2014 tarihinde gerçekleşmiş, eldeki asıl ve birleşen dava ise 12/03/2015-13/04/2015 tarihlerinde açılmıştır. İlk ödeme tarihi olan 14/08/2008 tarihinden, asıl ve birleşen davaların açıldığı tarihe kadar kıyasen uygulanması gereken BK. 125. maddedeki 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığı gibi borcun (idare mahkemesince karar altına alınan) kalan kısmının ödendiği 13/10/2014 tarihinden, davaların açıldığı tarihe kadar 1 yıllık zamanaşımı süresi de dolmamıştır. Açıklanan tüm bu sebeplerle diğer yönlerden de usul ve yasaya uygun olan yerel mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum. 12/11/2019

İdari yargılama hukukunda kararlara karşı kanun yoluna müracaat eden tarafın, kararın bozulmasında korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması zorunludur. Danıştay 12. Dairesinin 2024/74 Esas ve 2024/365 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, kesinleşen veya aleyhe hüküm içermeyen kararlara yönelik kanun yolu başvuruları korunmaya değer hukuki yarar bulunmadığından incelenmeksizin reddedilir.

Askerde görev esnasında yaralanan personele nakdi tazminat nasıl ödenir?

Nakdi tazminat, ilgilinin görevi dolayısıyla yaralanması veya engelli hale gelmesi durumunda dava açılmasına lüzum kalmaksızın yetkili komisyonlarca re'sen belirlenerek doğrudan hak sahibine ödenir.

Yaralanan personelin kendi kusurunun bulunması tazminatı engeller mi?

Hayır, askerde yaralanan personelin kendi kusuru bulunsa dahi idarenin kusursuz sorumluluğu kapsamında hakları korunur ve tazminat alma hakkı tamamen ortadan kalkmaz.

Yaralanma ve engellilik halinde nakdi tazminat hangi oranlar üzerinden hesaplanır?

Tazminat, karar tarihindeki en yüksek Devlet memuru brüt aylığı esas alınarak tespit edilir. Başkasının bakımına muhtaç malullere brüt aylığın 200 katı, diğer engelli kalanlara ölüm için belirlenen 100 katlık tutarın yüzde 25'i ile yüzde 75'i arasında, yaralananlara ise bu tutarın en fazla yüzde 20'si oranında dereceye göre ödeme yapılır.

Nakdi tazminatın reddi veya eksik ödenmesi halinde dava süresi ne kadardır?

Tazminatın ödenmemesi veya eksik belirlenmesine dair idari kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren 60 gün içinde yetkili idare mahkemesinde iptal davası açılması gerekir.

Vazife malullüğü aylığı davasında hangi kurum davalı gösterilmelidir?

Vazife malullüğü aylığı bağlama yetkisi Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olduğundan, açılacak davada idarenin yanı sıra Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının da davalı olarak gösterilmesi zorunludur.

Vazife malullüğü ikramiye farkı için yasal faiz istenebilir mi?

Evet, vazife malullüğünün geç tespit edilmesi sebebiyle ikramiye farkını gecikmeli alan hak sahiplerine alım gücü kaybının karşılanması maksadıyla idareye başvuru tarihinden itibaren yasal faiz ödenir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu