Ölmeden Önce Yapılan Taşınmaz Devirlerinin İptali

by Avukat Erdal Ersoy
Ölmeden Önce Yapılan Taşınmaz Devirlerinin İptali

Mirasbırakanın Sağlığında Yaptığı Taşınmaz Devirleri ve Hukuki Sınırları

Mirasbırakan sağlığında mal varlığı üzerinde serbestçe tasarruf etme hakkına sahiptir; gayrimenkullerini devredebilir, satabilir veya nakde dönüştürebilir. Mirasçılık hakkı ancak murisin ölümüyle birlikte doğduğundan, mirasbırakan henüz hayattayken mirasçıların devir ve satışları engelleme veya işleme karşı dava açma yetkisi bulunmaz. Sağ kalan bir kişinin mirasçısı sıfatıyla işlem yapılması hukuken mümkün değildir.

Mirasbırakan yaşarken ilerideki miras payının kaçırıldığı ya da saklı payın çiğnendiği iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil davaları, aktif dava ehliyeti ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle mahkemelerce usulden reddedilir. Ancak mirasbırakan akıl zayıflığı, demans, Alzheimer, yaşlılığa bağlı savurganlık veya ağır hastalık sebebiyle mal varlığını bilinçsizce devredecek bir durumda bulunuyorsa, yakınları sulh hukuk mahkemesine başvurarak vesayet altına alınmasını ve bir vasi atanmasını isteyebilir.

Muris Muvazaası Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Mirasbırakanın asıl iradesi taşınmazı bağışlamak olduğu halde tapuda işlemi satış gibi göstermesi danışıklı işlem yani muris muvazaası oluşturur. Murisin vefatıyla birlikte mirasçılar muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası açarak tescilin miras payları oranında düzeltilmesini talep edebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 10.02.2022 tarihli ve E. 2021/2180, K. 2022/958 sayılı kararında vurgulandığı üzere, muris muvazaasında görünürdeki satış sözleşmesi gerçek iradeyi yansıtmadığından, gizli tutulan bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen resmi şekil şartından yoksun bulunduğundan geçersizdir. Bu nedenle saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm yasal mirasçılar tapu iptal ve tescil davası açabilir. Buna karşılık, yapılan muvazaalı devre kendi rızasıyla katılmış veya devir anında açık onay vermiş olan mirasçılar sonradan bu davayı açamaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/2180, K. 2022/958Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2021/2180 E.  ,  2022/958 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istemli dava sonunda Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince verilen 31/03/2021 tarihli 2019/815 Esas ve 2021/554 Karar sayılı ilamı yasal süre içerisinde davacılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla; duruşma günü olarak saptanan 10.02.2022 Perşembe günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davalılar … Koop. vekili Avukat ……, davalı … vekili Avukat … geldiler, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar dava dilekçesinde, mirasbırakan …'ın 567 parsel sayılı taşınmazını üvey oğlu olan davalı …’e temlik ettiğini, Ziyaettin’in de taşınmazı diğer davalı Kooperatif’e devrettiğini, davalılardan Kooperatif’in dava konusu taşınmazı daha önceden de almak istediğini ancak mirasbırakanın satmadığını, temlikin mirasbırakanın fiil ehliyetini haiz olmadığı dönemde yapıldığını, mirasbırakanın hileye maruz kaldığını ve taşınmazı muris muvazaası nedeniyle birlikte yaşadığı üvey oğluna devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemiş, Mahkemece 15.03.2016 tarihli celsede dava konusu talebinin hukuki dayanağını açıklaması için süre verilmesi üzerine davanın hukuki dayanağının muris muvazası olduğunu bildirmişlerdir. II. CEVAP Davalı … cevap dilekçesinde, zamanaşımının ve hak düşürücü sürenin geçtiğini, mirasbırakanın işlem sırasında fiil ehliyetini haiz olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. Davalı Kooperatif cevap dilekçesinde, iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF 1. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.İstinaf Nedenleri Davacılar istinaf dilekçelerinde özetle, sair delil ibaresi ile yemin deliline dayanmalarına rağmen yemin delili hatırlatılmadan ve sözlü yargılama için ayrı gün tayin edilmeden dosyanın karara bağlanmasının hatalı olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmeden gerekçesiz bir ara karar ile reddedildiğini, ilamın gerekçesiz olduğunu, iddialarını ispatlamalarına rağmen davanın reddedildiğini, davalı …’in alım gücüne dair bir delil sunulmadığını, temlik bedellerinin düşük olduğunu, işlem tarihinde murisin ehliyetli olduğunun ispat edilemediğini, sahtecilik iddialarının incelenmediğini ileri sürerek, kararın kaldırılması ile davanın kabulüne karar verilmesini istemişlerdir. 3. Gerekçe ve Sonuç Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 31/03/2021 tarihli 2019/815 Esas ve 2021/554 Karar sayılı ilamı ile; davacı tarafça bildirilen tanıkların beyanlarında ve toplanan diğer delillerde muris muvazaasına ilişkin herhangi bir ispatın olmadığı, sırf satış bedeli ile gerçek değer arasında fark bulunmasının muris muvazaasına delalet etmeyeceği, davacılar vekilinin dava dilekçesinde açık bir şekilde yemin deliline dayanmadığı, usul hükümlerinin derhal yürürlüğe girdiği hususu da gözetildiğinde, somut dosyada, karar celsesi olan 07/02/2019 tarihli duruşmada, Mahkemece tahkikatın bitirilip sözlü yargılamaya geçildiği, dosyanın tüm taraflarının duruşmada hazır olduğu, sözlü yargılama için süre verilmesi veya ayrı bir gün tayin edilmesinin istenmediği 07/02/2019 tarihli duruşmada dosyanın karara bağlanmasında usule aykırılık bulunmadığı görüldüğünden, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Temyiz Nedenleri Davacılar temyiz dilekçelerinde özetle, yemin haklarının hatırlatılmadığını, sair deliller diyerek yemin deliline dayanmış olduklarını, son celse tahkikatın usulüne uygun bitirilmediğini ve sözlü yargılama için gün verilmediğini, taraflara süre talep edip etmediğinin de sorulmadığını, bilirkişi raporlarına itirazlarının gerekçesiz olarak reddedildiğini, hukuki dinlenilme haklarının kısıtlandığını, raporlar arasında çelişki olduğunu, format gerekçeli karar hazırlandığını, delillerin eksik toplanıldığını, adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar hakkı ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlandığını, sahtecilik nedenlerinin araştırılmadığını, sadece ispatlanamadığı belirtilmiş buna nasıl savunma yapılacağını bilemediklerini, mahkeme kararının çelişkili olduğunu, mahkemenin makul oran araştırması taleplerini olumlu karşılamasının usuli kazanılmış hak oluşturduğunu, taşınmazın davalı …'e devrinin muvazaalı olduğunu, aradan geçen zamanın bir önemi olmadığını, taşınmazı aldıktan kısa süre sonra 1 katı karşılığında diğer davalıya temlik ettiğini, murisin ekonomik durumunun iyi olduğunu, birlikte yaşadığı üvey oğluna taşınmazı devrettiğini, kendilerinin köyde yaşadığını, murisin 1976 yılında davalının annesi ile evlendikten sonra eşi ve onun oğlu ile yaşadığını, mal kaçırma amacıyla temlikin yapıldığını, murisin ikinci eşi ve ailesinin baskısı ile taşınmazı devrettiğini, davalının mal varlığındaki artışın hesaplanmadığını, davalının alım gücü olmadığını, davalı Kooperatifin de taşınmazı kötüniyetle iktisap ettiğini, vekil İbrahim'in davalı Kooperatif'in emlakçısı diğer davalının da yakın arkadaşı olduğunu, Kooperatif adresinin aynı köy içerisinde olduğunu, davalı …'in murisin temlik anında ehliyetli olduğunu ispat edemediğini, sahtecilik iddialarının araştırılmadığını, parmak izinin murise ait olup olmadığının tespit edilmediğini, bu konuda olumlu olumsuz bir hüküm kurulmadığını, resmi senet tanıklarının da işlemde orada olmadığını, murisin imzasının da incelenmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemişlerdir. 3. Gerekçe 3.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 3.2. İlgili Hukuk 3.2.1. Muris muvazaasında 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci ve Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 3.2.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190 ıncı maddesinin birinci fıkrası ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmünü düzenlemiştir. 3.3. Değerlendirme Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yukarıda (V.3.2.) numaralı paragrafta açıklanan yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre (IV.3.) numaralı paragrafta belirtilen kararın verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. VI. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 20/11/2021 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen davalılar vekilleri için 3.815,00 TL duruşma vekâlet ücretinin temyiz eden davacılardan alınmasına, aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının davacılardan alınmasına, 10/02/2022 tarihinde kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörülmemiştir. Mirasbırakanın ölümünden sonra devir tarihinin üzerinden ne kadar süre geçmiş olursa olsun mirasçılar tarafından her zaman dava açılabilir.

Muvazaa İddiasında Araştırılan Ölçütler ve İspat Yükü

Muris muvazaası iddiasında mahkemeler mirasbırakanın gerçek iradesini ve amacını, taşınmazı devretmesinde haklı ve makul bir sebebinin bulunup bulunmadığını, diğer mirasçılara mal veya nakit verilip verilmediğini değerlendirir. Bununla birlikte taşınmazı edinen kişinin o tarihteki alım gücü ve ekonomik durumu, tapuda gösterilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek rayiç değeri arasındaki fark ve taraflar arasındaki ailevi ilişkiler incelenir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi gereğince kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 07.05.2018 tarihli ve E. 2018/104, K. 2018/9993 sayılı kararında belirtildiği üzere, açılan davada muris muvazaası iddiasının varlığını ispat yükü kural olarak davacı tarafa düşmektedir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2018/104, K. 2018/9993Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2018/104 E.  ,  2018/9993 K. "İçtihat Metni" …. Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar bir kısım davalılar tarafından yasal süre içerisinde duruşma istemli temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, duruşma isteğinden feragat edildiğinden inceleme evrak üzerinden yapılıp gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir. Davacı, muris babası …… dava konusu taşınmazını mirastan mal kaçırmak amacıya davalıların murisi olan oğlu….emlik ettiğini; sonrasında da, muvazaayı örtmek için taşınmazın danışıklı biçimde 3. kişiye devredilip tekrar geri alındığını ileri sürerek payı oranında tapu iptali-tescile karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, temliklerin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılardan ….tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu 27 ada 1 parsel (465 m2. ev) sayılı taşınmazın 12.07.1962 tarihinde alım suretiyle muris …. adına kayıtlı iken, muris tarafından 18.07.1962'de oğlu …… satış suretiyle devredildiği, …., 15.03.1967'de dava dışı….satış suretiyle aktardığı,….. de, 05.03.1968'de tekrar…. satış yoluyla temlik ettiği, ….. ölümüyle taşınmazın mirasçılarına intikal ettiği, sonrasında da ifraz-tevhit görerek 27 ada 21 parsel numarası aldığı ve 25791/47002 payının …. mirasçıları olan davalılar adına, 21211/47002 payının da dava dışı üçüncü kişi …… adına tescil edildiği, muris…..24.01.1987 tarihinde, eşinin de 16.03.1987 tarihinde ölmeleriyle; geride mirasçıları olarak kızı ….. ile oğlu …. kaldıkları; …. da 05.10.1991 tarihinde ölünce, geride eşi … ile çocukları …..ve 2010 yılında ölen kızı …. olma torunları Merve ve Buğra'nın kaldıkları kayden sabittir. ./.. Murisin kızı Saadet tarafından ağabeyi ….. mirasçıları aleyhine 12.06.2012 tarihinde eldeki dava açılmıştır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Hemen belirtilmelidir ki, bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, Ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı hususlarının araştırılmasında ve satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 190. maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklinde yer alan hükümlerle, açılmış bir davada ispat yükünün kural olarak davacıya yüklendiği tartışmasızdır. Somut olayda, yukarıda değinilen ilke ve olgular tüm dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde, soyut tanık beyanlarının ve salt değerler arasındaki farkın muvazaanın ispatı için yeterli bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabul edilmesi isabetsizdir. Temyiz eden davalılar….. temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 08.05.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. ….. Dava, muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve hisse oranında tescile ilişkindir. Davacı vekili, murisin taşınmaz satmaya ihtiyacı olmadığını, ekonomik durumunun iye olduğunu, asıl amacın tek oğlu olan (davalıların murisi) …. lehine, davacı aleyhine kazındırmada bulunmak olup yapılan temlikin muvazaalı olduğunu iddia etmiştir. Davalı vekili, murisin asıl amacının davacılardan mal kaçırmak olmayıp, taşınmazın belediyeden kök muris ….. adına satın alınırken bedelinin büyük kısmını …… ödediğini belirterek davanın reddini istemiştir. Yapılan yargılama sonucu temlikin muvazaalı olduğu belirlenerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, somut olayda öncelikle davalılar arasında el birliği (iştirak halinde )mülkiyeti bulunması nedeniyle davalılardan ikisinin temyize gelip gelemeyeceği, esasa ilişkin ise muris muvazaasının şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. Davalıların, dava konusu taşınmaza elbirliği halinde malik oldukları tapu kaydıyla sabittir. Bu nedenle davacı tarafından bütün malikler davalı gösterilmek suretiyle dava açılmıştır. İştirak halinde maliklerin mecburi dava arkadaşı oldukları tartışma konusu değildir. (TMK 640/2) Yine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 60. maddesinde açıkça “Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır. Ancak duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davaet edildiği halde duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm ifade eder.” demektedir. ……. sayfasında “ Maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığında dava arkadaşları, birlikte hareket etmek zorunda olduklarından, hükmü de ancak birlikte kanun yoluna götürebilirler…” Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku 15. Bası 1.cilt 713. sayfada “ …Mecburi dava arkadaşlığında, özellikle maddi hukuktan kaynaklanan mecburi dava arkadaşlığında, mahkeme dava arkadaşları bakımından aynı kararı verir, dava arkadaşları da hükme karşı birlikte istinaf ya da temyiz yoluna başvurabilirler.” demektedir. Kararın temyizi halinde ,temyiz dilekçesinin de bir dava dilekçesi olup söz konusu davanın adının da temyiz davası olduğu gerek öğretide gerekse uygulamada kabul edilmektedir. Bu nedenle temyiz dilekçesinde bulunması gereken unsurlar aynı dava dilekçesinde olduğu gibi HMK 364. maddesinde ayrıntılı sayılmış, yine aynı dava dilekçesi gibi, harçlandırmadan temyiz mümkün görülmemiştir. Bu durumda somut davanın davalıları olan altı kişi dava açacak olsalardı birlikte hareket etmek zorundaydılar. Bunun aksini ileri süren yoktur. Aynen bunun gibi temyiz davasını da birlikte açmak zorundadırlar. Bunun istisnası, bir kısım ortakların dava açması halinde, ya diğer ortakların muvafakatlarını almalılar, ya da terekeye temsilci atanmalıdır. HMK nın 60. maddesinde bahsi geçen “duruşmaya gelme” hali ancak, duruşma sırasında yapılan usulü muamelelere ilişkindir. Eğer somut dosyada davalılar hep birlikte temyiz etseler, ancak temyiz duruşmasına bir kısım temyiz edenler gelmeseydi, o zaman gelmeyen temyiz edenler açısından da duruşma yapılmasına engel bir hal bulunmayacaktı. 60.maddedeki istisnanın bu şekilde anlaşılması gerektiği düşüncesindeyim. Anlatılan bu nedenlerle, öncelikle bu usulü eksikliğin tamamlanması, temyiz eden iştirak halindeki davalılara, diğer ortakların izinlerini almaları veya terekeye temsilci atanmasını sağlamaları bakımından süre verilmeli bunun sonucuna göre temyiz incelemesi yapılmalıdır. …/…. Bu usulü eksikliğin aşılması halinde işin esasına gelince; Muris muvazaasının tespitinde uygulanacak ilkeler hususunda sayın çoğunluk ile aramızda bir farklılık bulunmamaktadır. Bu nedenle çoğunluk görüşünde yazılan ilkelerin tekrar yazılmasına ihtiyaç duyulmamıştır. Ne var ki bu ilkeler somut olaya uygulandığında ulaşılanan sonuç bakımından sayın çoğunluğa katılmak mümkün değildir. Somut olaya döndüğümüzde, davacı murisin kızı, Davalı ise …. olma torunlarıdır. …. dava konusu taşınmazını oğlu …… temlik etmiş, Hıfzı bir müddet sonra ara malik dava dışı …..devretmiş, ondan da yaklaşık bir yıl sonra tekrar geri almıştır.. Murisin tasarruf tarihinde taşınmaz satmasını gerektirecek her hangi bir ekonomik sıkıntısı bulunmamaktadır. Davalılar taşınmazın muristen satın alındığını savunmamışlar, aksine muris alırken bedelinin büyük kısmının Hıfzı tarafından ödendiğini savunmuşlar ancak bu savunmalarını destekleyen bir delil ortaya koyamamışlardır. Şüphesiz ki muris muvazaası davalarında ispat külfeti davacıya düşmektedir. Ne var ki bu ilke, dosya kapsamında bulunan diğer delillerin davacı lehine değerlendirmeyeceği anlamına gelmemektedir. Dinlenen tanık beyanları ile, murisin mal satmaya ihtiyacı bulunmamaktadır. Murisin davacı kızı ile davalıların babası olan oğlundan başka mirasçısı yoktur. Muris oğlu ile birlikte yaşamaktadır. Ayrıca ….. taşınmazı hiç gereği yokken ara malik…..devredip kısa bir süre sonra tekrar geri alması da muvazaa olgusunu güçlendirmektedir. Yine bu tür davalarda hak düşürücü süre veya zamanaşımının söz konusu olmayacağı 01.04.1974 tarihli ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğidir. Sonuç itibariyle; öncelikle usulü eksiklik tamamlanmalı, bunun mümkün olmaması halinde temyiz talebi reddedilmeli, eğer usulü eksiklik tamamlanırsa yukarıda açıkladığım gerekçelerle karar onanmalıdır. Bu gerekçelerle sayın çoğunluğun sonuçta bozma görüşüne katılmakla birlikte bozma gerekçesine katılmıyorum.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. II. Resmî belgelerle ispat

Açık Bağışlamalarda Saklı Payın Zedelenmesi ve Tenkis Davası

Mirasbırakanın taşınmazı tapuda satış göstermeyip açıkça bağışladığı hallerde muvazaa değil tenkis hükümleri gündeme gelir. Yapılan devir gerçek bir bağışlama olmasına karşın mirasçıların saklı payını ihlal ediyorsa işlem bütünüyle iptal edilmez. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 560. maddesinin birinci fıkrası uyarınca saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan kazandırmaların tenkisini dava edebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre yasal mirasçıların paylarına ilişkin kurallar, tasarruftan aksine bir arzu anlaşılmadıkça yalnızca paylaştırma kuralı sayılır. Bu davayla saklı payı zedelenen mirasçılar paylarını aşan kazandırmanın indirilmesini veya nakit olarak ödenmesini isteyebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 560Kaynağı aç
Madde 560- Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır. 2. Saklı paylı mirasçılar lehine kazandırmalar

Türk Medeni Kanunu uyarınca saklı pay sahibi mirasçılar altsoy, anne-baba ve sağ kalan eştir; kardeşlerin yasal saklı pay koruması bulunmadığından tenkis talebinde bulunma hakları yoktur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 571. maddesi doğrultusunda tenkis davası hakkı, mirasçıların saklı pay ihlalini öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer kazandırmalarda ise mirasın açılmasından itibaren 10 yıllık hak düşürücü sürede kullanılmalıdır. İptal edilen bir kazandırma sebebiyle önceki tasarrufun yürürlüğe girmesi durumunda süreler iptal kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar; tenkise ilişkin hak def'i yoluyla süreye bağlı olmaksızın her zaman savunma olarak ileri sürülebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 571Kaynağı aç
Madde 571- Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. YEDİNCİ AYIRIM MİRAS SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN DAVALAR A. Mirasbırakanın sağlığında mallarını vermesi durumunda

Ehliyetsizlik ve Vekalet Görevinin Kötüye Kullanılması

Mirasbırakan devir işlemi sırasında yaşlılık, akıl zayıflığı, Alzheimer, demans veya ağır hastalık sebebiyle hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip değilse gerçekleştirilen tüm işlemler hukuken geçersizdir. Sağlık raporları, hastane kayıtları ve tanık beyanlarıyla ehliyetsizliğin kanıtlanması halinde mirasçılar ehliyetsizliğe dayalı tapu iptal ve tescil davası açabilir. Fiil ehliyeti kamu düzenini ilgilendirdiğinden bu davada hak düşürücü süre veya zamanaşımı bulunmaz; ölümden sonra her zaman dava açılabilir.

Taşınmaz devri vekaletname ile yapılmış ve vekil yetkisini mirasbırakanın zararına, kendisinin ya da iş birliği yaptığı kişilerin menfaatine hileli biçimde kötüye kullanmışsa, mirasçılar vekalet görevinin kötüye kullanılması sebebiyle tapu devrinin iptalini mahkeme yoluyla isteyebilir.

Taşınmazı Sonradan Edinen Üçüncü Kişilerin Durumu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi gereğince, tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı kanunen korunur. İlk alıcıdan taşınmazı devralan üçüncü kişi, önceki muvazaayı bilmeyen ve tapu siciline güvenerek bedeli karşılığında edinen dürüst bir kimse ise mirasçılar bu kişinin mülkiyetini iptal ettiremez.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1023Kaynağı aç
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3. İyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı

İyiniyetli üçüncü kişinin mülkiyeti korunduğunda mirasçılar haklarını tamamen yitirmez; mirasbırakandan haksız devri alan ilk kişiye karşı tazminat davası açarak miras paylarına düşen rayiç bedelin tahsilini isteyebilir. Buna karşılık, taşınmazı sonradan devralan üçüncü kişi mal kaçırma kastını bilen, muvazaalı işleme iştirak eden ya da hayatın olağan akışına aykırı şartlarda edinen kötü niyetli bir kimse ise tapusu korunmaz ve mirasçılar bu kişiye karşı da tapu iptal ve tescil davası açabilir.

Mirasbırakan hayattayken mal kaçırma davası açılabilir mi?

Mirasbırakan sağlığında mal varlığını dilediği gibi elden çıkarabilir; mirasçılık hakkı ölümle doğduğu için muris hayattayken satışları engellemek amacıyla tapu iptal ve tescil davası açılamaz ve açılan davalar usulden reddedilir. Ancak mirasbırakan akıl zayıflığı veya hastalık sebebiyle mal varlığını bilinçsizce tüketiyorsa sulh hukuk mahkemesinden vesayet altına alınması talep edilebilir.

Muris muvazaası davasında zamanaşımı süresi var mıdır?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Mirasbırakanın ölümünden sonra işlemin üzerinden kaç yıl geçerse geçsin her zaman dava açılabilir.

Kardeşler saklı pay ihlali sebebiyle tenkis davası açabilir mi?

Türk Medeni Kanunu uyarınca saklı pay sahibi mirasçılar altsoy, anne ve baba ile sağ kalan eştir. Kardeşlerin saklı pay hakkı bulunmadığı için saklı pay ihlali gerekçesiyle tenkis davası açamazlar.

Taşınmaz iyiniyetli birine devredilmişse mirasçılar ne yapabilir?

Tapu kütüğüne güvenerek taşınmazı iyiniyetle iktisap eden üçüncü kişilerin tapusu korunur; ancak mirasçılar haksız devri yapan ilk kişiye karşı tazminat davası açarak paylarına düşen rayiç bedelin ödenmesini talep edebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu