Ketmi Verese Davası Nedir ve Şartları Nelerdir?

by Avukat Erdal Ersoy
Ketmi Verese Davası Nedir ve Şartları Nelerdir?

Ketmi Verese Kavramı ve Miras Ortaklığı

Ketmi verese davası, mirasbırakanın terekesinde gerçekte hak sahibi olmasına rağmen diğer mirasçılar tarafından varlığı gizlenerek veya yok sayılarak miras hakkı engellenen mirasçının, hakkı olan payı geri alabilmek amacıyla başvurduğu bir dava türüdür.

Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi uyarınca mirasın açılmasından paylaşımın tamamlanmasına kadar geçen süreçte terekedeki tüm hak ve borçlar mirasçıların oluşturduğu ortaklığa dahil olur. Kanuni ya da sözleşmeye dayalı bir temsil yetkisi bulunmadıkça mirasçılar tereke unsurları üzerinde elbirliği mülkiyeti kurallarına göre birlikte işlem yapmak zorundadır. Mirasçıların bir kısmının dışlanması bu elbirliği yapısını sakatlar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 640Kaynağı aç
Madde 640- Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler. II. Mirasçıların sorumluluğu

Mirasçılık Belgesinin Verilmesi ve İptali Davalarında İspat Kuralları

Mirasçılık belgesi verilmesi istemi kural olarak hasımsız ve çekişmesiz yargı usulüyle incelenir. Re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu bu istemlerde talepte bulunan taraf; mirasbırakanın vefat ettiğini, kendisinin soybağı, evlilik veya evlat edinme ilişkisi yoluyla mirasçı sıfatını kazandığını kanıtlamakla yükümlüdür. Nüfus aile kayıtlarını getirterek mirasbırakanın diğer mirasçılarını belirlemek ve pay oranlarını tespit etmek ise mahkeme hâkiminin görevidir.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/3936, K. 2012/1595Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2011/3936 E.  ,  2012/1595 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmiş ve isteğin süresinde olduğu anlaşılmış ise de HUMK'nun 438/1.maddesinde öngörülen duruşma istenebilecek hallerle ilgili olmadığından duruşma isteminin reddine, dosyanın duruşmasız olarak incelenmesine karar verildi. Dosya incelendi. Gereği görüşüldü: Dava, mirasçılık belgesinin iptali ve yenisinin verilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece kesin süre gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç davanın niteliğine ve yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Bir davada uyuşmazlığın çözümü başka bir uyuşmazlığın çözümüne bağlı ise mahkemenin öncelikle bu uyuşmazlığı çözmenin kendi görevine girip girmediğini incelemesi, kendi görevine giriyorsa bu uyuşmazlığı ön sorun yapması ve uyuşmazlığı kendisinin çözmesi, kendisinin görevini aşıyor ve başka mahkemenin görevine giriyorsa bu halde uyuşmazlığın çözümünü bekletici sorun yaparak ilgili tarafa görevli mahkemede dava açması için yetki ve süre vermesi, dava açıldığında açılan davanın sonucunu beklemesi gerekir. Hukukumuzda mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davaların kural olarak hasımsız olarak ve çekişmesiz yargı yolu ile görülüp sonuçlandırılması gerekir. Resen araştırma prensibi egemen olan bu tür davalarda davacı taraf sadece miras bırakanın öldüğünü, kendisinin soybağı, evlilik veya evlat edinme nedeniyle miras bırakanın mirasçısı olduğunu ve dava dilekçesindeki diğer iddialarını kanıtlamak zorundadır. Nüfus aile kayıtlarını getirterek miras bırakanın diğer mirasçılarını tespit etmek ve tüm mirasçıların miras paylarını belirlemek ise hakimin görevidir. Mirasçıların ve paylarının belirlenebilmesi için gider yapılması gerektiğinde bu giderlerin davacı tarafça karşılanması gerektiği kuşkusuzdur. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında ise mirasçılar arasında zorunlu arkadaşlık bulunmaktadır. Dava sonucunda verilecek hükümle hukuksal durumları etkilenebileceğinden bu tür davalarda iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen kişiler ile, ölmüşlerse bunların mirasçılarının davada taraf olmaları zorunludur. Taraf koşulu kamu düzenine ilişkin olup taraflarca öne sürülmese dahi mahkemelerce kendiliğinden incelenmesi gerekir. Mirasçılık belgesinin iptali davalarında da davacı taraf miras bırakanın mirasçısı olduğunu, iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmediğini ve pay verilmediğini veya mirasçı gösterilmesine rağmen mirastan kendisine olması gerekenden daha az pay verildiğini, bu nedenle önceki günlü mirasçılık belgesinin hatalı olduğunu kanıtlamak zorundadır. Bu tür davalarda da miras bırakanın diğer mirasçılarını tespit etmek ve mirasçıların miras paylarını belirlemek hakimin görevidir. Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan HUMK.'nun 163. maddesine göre kanunda gösterilen veya hakim tarafından verilen kesin süre içinde yapılmasına karar verilen usül işlemi yapılmazsa ilgili tarafın o işlemi yapma hakkı düşer ve bu durumda karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğar. Kesin süre geçtikten sonra artık karşı taraf yararına doğan usuli kazanılmış hakkı zedeleyecek biçimde hüküm verilemez. Bu maddenin kabul edilmesindeki amaç, yargılama aşamasında verilen ara kararlarının ciddiyet ve özenle yerine getirilmesini sağlamak, bu yolla davaların uzun süre elde kalmasını önlemektir. Hakim tarafından verilen kesin süre içinde ara kararı gereğini yapmayan veya gereken giderleri vermeyen taraf, sadece ara kararına konu edilen iş veya işlemin yapılması isteminden vazgeçmiş sayılır. Davadaki bütün istemlerinden vazgeçmiş sayılamaz. Bu olgunun sonucu olarak kesin süre içinde gereğinin yapılmaması halinde ara kararında belirtilen işlemin niteliği ve davanın sonucuna etkisi gözetilerek mevcut delillere göre karar verilir. Kesin süre gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle doğrudan davanın reddine karar verilemez. Kesin süreye uyulmamasının doğurduğu bu ağır sonuç gözetildiğinde, taraflara bir iş veya işlemin yapılması konusunda kesin süre verilebilmesi ve kesin süre gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle kesin süre sonuçlarının uygulanabilmesi için öncelikle yapılması istenilen iş veya işlemin tarafların yükümlülüğünde olan belirli bir iş veya işleme ilişkin olması, kesin süre verilmesine ilişkin ara kararında yapılması gereken iş ve işlemlerin neler olduğunun açıkça ve ayrıntılı olarak belirtilmesi, gider için kesin süre veriliyorsa ara kararında hangi iş için, nereye ve ne kadar gider yatırılması gerektiğinin de açıkça ve ayrıntılı olarak gösterilmesi, verilen sürenin yapılması istenilen iş veya işlemin yerine getirilebilmesine yetecek uzunlukta olması, kesin süre gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının taraflara açıklanması ve tarafların bu konuda açıkça uyarılmış olması zorunludur. Somut olaya gelince, iptali istenilen Mersin 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1992/207-239 esas ve karar sayılı, 19.02.1992 günlü mirasçılık belgesinde … … … ve … …’dan olma 1277 doğumlu miras bırakan … … … … (… …-… …)’nın 1939 yılında bekar olarak ölümü ile geride mirasçı olarak gayrıresmi eşi …’den olma çocukları …, … ve … … ile yine gayrıresmi eşi …’dan olma çocukları … …, … … ve … … …’u bıraktığı, miras bırakanın çocuklarından …’in bekar olarak 31.12.1942 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak ana-baba bir kardeşleri … ve … …’un kaldığı, … …’un 1986 yılında ölümü ile geride mirasçı olarak çocukları … … ve … …’ın kaldığı, … … …’un 25.10.1957 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak eşi … … ile bu eşinden olma çocukları …, … ve … … … ile …’dan olma çocukları …, … ve … …, …’dan olma çocukları … ve … …’un kaldığı, … … …’un çocuklarından … …’un 31.08.1979 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak eşi … ile çocukları …, …, … ve … …’u bıraktığı, … …’un da 03.12.1999 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak eşi … … ile … ve … …’u bıraktığı, miras bırakanın çocuklarından … …’nun 09.11.1970 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak eşi … ile çocukları …, …, … ve … … …’nun kaldığı, …’in eşi …’ın da 22.10.1983 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak …’ten olma çocuklarını bıraktığı, miras bırakanın çocuklarından … …’ın 23.12.1975 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak …, …, … ve … …’ın kaldığı, … mirasçılarından … …’ın 14.10.1989 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak eşi … … ile çocukları …, … ve … …’ı bıraktığı, miras bırakanın bunlardan başka mirasçısının bulunmadığı kabul edilerek mirasın bunlar arasında paylaştırıldığı anlaşılmaktadır. Davacı … annesi …’nin miras bırakanın çocuklarından … …’ın kızı olduğunu, mirasçı olduğu halde mirasçılık belgesinde annesinin ve kendisinin gösterilmediğini ve pay verilmediğini öne sürerek anılan mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesini istemiyle görülen davayı açmıştır. Dosya içeriğinde mevcut nüfus kayıtlarından davacının annesi olduğunu öne sürdüğü miras bırakanın çocuklarından … …’ın kızı …’nin …’den önce 28.02.1953 tarihinde bekar olarak öldüğü, buna rağmen davacı … tarafından Tarsus Sulh Hukuk Mahkemesinin 1976/752-913 esas ve karar sayılı 22.07.1976 tarihli mirasçılık belgesinde … …’ın 23.12.1975 tarihinde dul olarak ölümü ile geride mirasçı olarak çocukları …, …, … ve … ile kendisinden önce ölen kızı …’nin çocukları Kadriye ve …’yi bıraktığı kabul edilerek 8 pay kabul edilen mirasın bunlar arasında paylaştırıldığı, dosya içerisinde mevcut diğer mirasçılık belgelerinden de iptali istenilen mirasçılık belgesinde kendisine pay verilen miras bırakanın çocuklarından … …’un 23.01.1995 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak oğlu … … …’un kaldığı, … … …’un eşi … …’un 11.05.1993 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak çocukları …, … ve … … …’u bıraktığı, … …’un 15.11.2002 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak eşi … … ile çocukları … ve … …’u bıraktığı, … …’un 03.11.1995 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak eşi … … ile çocukları …(…’dan olma), …, …, … …, …, … …’u bıraktığı, … …’un çocuklarından … … …’un 08.12.2002 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak annesi … … ile kardeşleri … … (…), … …, … …, … …,(…) ve … …’u bıraktığı, … … …’un çocuklarından … …’un eşi … …’un 03.10.2004 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak … …, … …, … … ile kendisinden sonra ölen kızı …’in kızı … …’ı bıraktığı, … …’un kızı … …’un 17.12.2005 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak kızı … …’ı bıraktığı, … …’nun çocuklarından … …’nun 05.05.2002 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak eşi … … ile çocukları … ve … …’nu bıraktığı, … …’nun da 12.06.1997 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak çocukları …, … …, … … …’nu bıraktığı, … …’ın çocuklarından … …’ın 25.03.1996 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak eşi … … ile çocukları … …, …, … ve … …’ı bıraktığı, … …(…)'ın 04.07.1993 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak eşi … … ile oğlu … …’i bıraktığı, … …’ın 04.12.1999 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak çocukları …, …, …, … ile ölü Hüseyin’den olma torunu … …’ı bıraktığı, bunların tümünün davadan önce öldükleri belirlenmiştir. Bu ve az yukarıda açıklanan hukuksal olgular gözetildiğinde dava tarihi itibarıyla mirasçı sıfatı bulunan miras bırakanın oğlu … …’un çocuğu … … …, … …’un çocukları … …, … …, … …’ın mirasçılarından …’nin eşi … … ile …’nin çocuğu … …, …’in çocukları … …, … …, … …,… …, torunu … …, …’in eşi … …, çocukları … … …, … …, … …, … …, …’in eşi … …, çocukları … …, … …, … …, … …’nun çocukları … …, … … … ile ölü …’in eşi … …, çocukları … …, … …, ölü …’ın çocukları … …, … … …, … … …, … … …’un çocukları … …, … … …, … …, … …, ölü … eşi … …, çocukları … …, … …, ölü … … çocukları … …, … …, … …, torunu … …, ölü … eşi … …, çocukları … …, … …, ölü … eşi … …, çocukları … …(…), … …, … …, … …(…) ve … …’un davada taraf olmaları gerektiği kuşkusuzdur. Ne var ki, davacı taraf dava ve dahili dava dilekçesinde ölü oldukları ve bu nedenle davada taraf ehliyetleri bulunmadığı halde … …, … …, … …, … …, … … …, … … ve … …’nu gereksiz yere davada taraf olarak göstermiş, davada taraf olması gereken … eşi … …, … eşi … … ile çocukları … …, … … ve … kızı … …’ı ise davada taraf olarak göstermemiştir. Mahkemece yapılan 16.04.2009 günlü duruşmada davacı vekiline ölü oldukları belirlenen … … ve diğer bir kısım mirasçıların mirasçılık belgelerinin alınması için dava açmak üzere 20 gün, belirlenecek mirasçıların davaya dahil edilmesi için de yine mirasçılık belgelerinin verildiği tarihten başlamak üzere 20 gün kesin süre verilmiştir. Dava ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK’nun 8/II-6 maddesine göre mirasçılık belgesinin iptali davaları gibi mirasçılık belgesi verilmesi davaları da Sulh Hukuk Mahkemelerinin görevine girmektedir. Bu ve az yukarıda açıklanan hukuksal olgu birlikte değerlendirildiğinde mirasçılık belgesi verilmesi istemine ilişkin davalara da bakmakla da görevli olan mahkemenin ölü mirasçıların mirasçılık belgelerinin alınması için dava açmak üzere davacı tarafa kesin süre veremeyeceği, henüz kim oldukları belli olmayan mirasçıların davaya dahil edilmesini de isteyemeyeceği kuşkusuzdur. Kendi görevine giren bu konuyu önsorun yapıp öncelikle nüfus aile kayıtlarını getirttikten sonra ilgili kişilerin mirasçılarının kimler olduğunu belirlemesi, daha sonra da belirlenecek mirasçıların dahili dava edilmesi için davacıya kesin süre vermesi gerekir. Usul ve yasaya aykırı olarak verilen böyle bir ara kararına dayanarak kesin süre sonuçları uygulanamaz ve davanın reddine karar verilemez. Hal böyle olunca mahkemece öncelikle Tarsus Sulh Hukuk Mahkemesinin 1976/752-913 esas ve karar sayılı dosyasının ve davacı ve annesinin nüfus kayıtları getirtilerek davacının gerçekten miras bırakanın mirasçısı olup olmadığının belirlenmesi, ara kararı üzerine istenilen mirasçılık belgelerinin büyük çoğunluğunun davacı vekilince dosya içine sunulduğu gözetilerek mirasçılık belgesi bulunmadığı kabul edilen … …’un ölüm tarihini ve tüm mirasçılarını gösterir nüfus aile kayıtlarının ilgili nüfus idaresinden getirtilerek dosya içine alınması, getirtilen kayıtların incelenerek … …’un mirasçılarının da belirlenmesi, gerekirse bu amaçla açıldığı anlaşılan Mersin 4. Sulh Hukuk Mahkemesindeki dava sonucunun beklenmesi, daha sonra mirasçı olduğu halde dava ve dahili dava edilmemiş olan tüm mirasçıların belirlenerek davaya dahil edilmesi ve adlarına tebligat çıkartılması için gereken giderleri vermesi konusunda davacı vekiline yöntemine uygun şekilde kesin süre verilmesi, davaya dahil edilecek bu mirasçılardan da davaya karşı diyeceklerinin, delillerinin sorulup saptanması, gösterecekleri delillerin toplanması, daha sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece açıklanan bu olgular gözardı edilerek, usul ve yasaya aykırı olarak verilen kesin süreye uyulmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde davacı tarafa iadesine, 08.03.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

Mirasçılık belgesinin iptali davasında ise davacı, mirasbırakanın mirasçısı olduğunu, iptali istenen belgede mirasçı olarak gösterilmediğini veya kendisine olması gerekenden daha az miras payı verildiğini kanıtlamak zorundadır. Bu davalarda da mirasbırakanın diğer mirasçılarının saptanması ve pay oranlarının belirlenmesi görevi hâkime aittir.

Mirasçılık belgesinin iptali davalarında mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Verilecek hüküm hukuksal durumlarını doğrudan etkileyeceğinden, iptali istenen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak yer alan kişilerin ya da vefat etmişlerse bunların mirasçılarının davada taraf olarak yer alması kamu düzenine ilişkin bir zorunluluktur ve mahkemece kendiliğinden gözetilir.

Hasımlı Mirasçılık Belgesi ve Yargılama Usulü

Ketmi verese iddiasına dayanan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulabilmesi, hasımlı veraset ilamı istemiyle açılacak bir dava sonucunda mirasbırakanın tüm mirasçılarının belirlenmesine ve davacının da bu mirasçılar arasında bulunduğunun saptanmasına bağlıdır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/18038, K. 2018/413Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/18038 E.  ,  2018/413 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'nin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, ketmi verese (yolsuz tescil) hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat istemine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakanları …’un dava konusu 76 parça taşınmazın maliki kök mirasbırakan …’nın mirasçıları arasında yer almasına rağmen ketmedildiği veraset ilamı ile tescil işlemlerinin gerçekleştirildiğini, tapuda bir kısım davalılara yapılan devirlerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, mümkün olmazsa denkleştirme yapılarak halen davalı mirasçılar adına kayıtlı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini bu da mümkün olmazsa tazminata karar verilmesini istemişlerdir. Bir kısım davalılar, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunmuşlar, taşınmazları tapu siciline güverek iyiniyetle temlik aldıklarını belirtip davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, çekişme konusu 284 Ada 4; 298 ada 1 ile 299 ada 3 parsel sayılı taşınmazlar yönünden davanın tefriki ile ayrı esasa kaydedilmesine, diğer taşınmazlar yönünden ise 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki; ketmi verese (mirasçılığın gizlenmesi) davalarında uyuşmazlığın çözümü, hasımlı veraset ilamı alınmak üzere açılacak bir dava sonucu, mirasbırakanın tüm mirasçılarının belirlenmesi ve davacının bu mirasçılar arasında yer alıp almadığının saptanmasına bağlıdır. Ne var ki somut olayda; davacılar tarafından dosyaya hasımlı veraset ilamı sunulmadığı gibi kendilerine hasımlı veraset ilamı almaları için olanak da tanınmamıştır. Hâl böyle olunca; davacılara hasımlı veraset ilamı almaları için olanak tanınması, alınacak hasımlı mirasçılık belgesinde davacıların mirasçı oldukları ve taraf ehliyetlerinin bulunduğu belirlendiği takdirde işin esasının incelenmesi sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacıların temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/18038 Esas ve 2018/413 Karar sayılı ilamına göre, mirasçılığın gizlenmesi hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında davacılara hasımlı veraset ilamı almaları için olanak tanınmalı; alınacak hasımlı belgede davacıların mirasçı oldukları ve taraf ehliyetlerinin bulunduğu belirlendiği takdirde davanın esası incelenerek karara bağlanmalıdır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2011/3936 Esas ve 2012/1595 Karar sayılı ilamı uyarınca, hâkim tarafından verilen kesin süre içinde ara kararı gereğini yapmayan taraf yalnızca o işleme ilişkin talebinden vazgeçmiş sayılır. Tarafın davadaki bütün istemlerinden vazgeçtiği kabul edilemeyeceğinden, kesin süreye uyulmadığı gerekçesiyle davanın doğrudan reddine karar verilemez ve mevcut deliller gözetilerek hüküm kurulur.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2011/3936 Esas ve 2012/1595 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, taraflara kesin süre verilebilmesi ve sonuçlarının uygulanabilmesi için yerine getirilmesi istenen işlemin açıkça belirtilmesi, gereken giderin tutarı ile nereye yatırılacağının gösterilmesi, sürenin işlemin ifasına yetecek uzunlukta olması ve sonuçların taraflara usulünce açıklanıp ihtar edilmiş olması zorunludur.

Zamanaşımı, Yolsuz Tescil ve Üçüncü Kişilerin Hukuki Durumu

Türk Medeni Kanunu'nun 712. maddesi kapsamında, geçerli bir hukuki sebep bulunmaksızın tapu kütüğüne malik yazılan kişinin mülkiyet kazanabilmesi için taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız on yıl süreyle iyiniyetle sürdürmesi şarttır. Diğer mirasçıları gizleyerek veya yok sayarak gerçeğe aykırı mirasçılık belgesiyle adlarına yolsuz tescil yaptıran mirasçılar iyiniyet koşulunu taşımadıklarından, olağan kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülkiyet edinemezler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 712Kaynağı aç
Madde 712- Geçerli bir hukukî sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez. b. Olağanüstü zamanaşımı

Mirasçıların gizlenmesi suretiyle düzenlenen hatalı mirasçılık belgesine dayanılarak yapılan tescil işlemlerinde, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi gereğince tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle güvenerek ayni hak edinen üçüncü kişilerin kazanımı korunur. Buna karşılık, tescil işleminin yolsuz olduğunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişilerin mülkiyet veya ayni hak iddiaları kanunen korunmamaktadır.

Tereke mallarının korunması hususunda ise Türk Medeni Kanunu'nun 589. maddesi gereğince, mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi istem üzerine veya kendiliğinden tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine intikalini temin etmek üzere mal ve hakların yazımı, mühürleme ve resmen yönetim gibi kanunda öngörülen gerekli tedbirleri alır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 589Kaynağı aç
Madde 589- Mirasbırakanın yerleşim yeri sulh hâkimi, istem üzerine veya re'sen tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine geçmesini sağlamak üzere gerekli olan bütün önlemleri alır. Bu önlemler, özellikle kanunda belirtilen hâllerde terekede bulunan mal ve hakların yazımına, terekenin mühürlenmesine, terekenin resmen yönetilmesine ve vasiyetnamelerin açılmasına ilişkindir. Önlemlerle ilgili giderler, ileride terekeden alınmak üzere, başvuran kişi tarafından; önleme hâkimin re'sen karar verdiği hâllerde Devlet tarafından karşılanır. Mirasbırakan, yerleşim yerinden başka bir yerde ölmüş ise, o yerin sulh hâkimi bu ölümü yerleşim yeri sulh hâkimine gecikmeksizin bildirir ve mirasbırakanın ölüm yerinde bulunan mallarının korunması için gerekli önlemleri alarak bununla ilgili dosyayı ve varsa vasiyetnameyi yerleşim yeri sulh hâkimine gönderir. B. Defter tutma

Mirasçılık Belgesinin İptali Davalarında Yetkili Mahkeme

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 11. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin açılacak davalarda mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesinin yanında mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.

Ketmi verese davası hangi durumlarda açılır?

Mirasbırakanın terekesinde gerçekte hak sahibi olmasına rağmen diğer mirasçılar tarafından varlığı gizlenen veya yok sayılan mirasçıların miras paylarını geri alabilmesi amacıyla açılır.

Mirasçılık belgesinin iptali davasında kimler davalı gösterilmelidir?

Mirasçılık belgesinin iptali davalarında mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, dava iptali istenen belgede mirasçı olarak gösterilen kişilere veya vefat etmişlerse bu kişilerin yasal mirasçılarına karşı yöneltilmelidir.

Yolsuz tescile dayalı tapu devirlerinde üçüncü kişiler korunur mu?

Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca tapu sicilindeki tescile dayanarak iyiniyetle ayni hak kazanan üçüncü kişilerin iktisabı korunur; ancak yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken kötü niyetli kişilerin kazanımları korunmaz.

Mirasçılık belgesinin iptali davasında yetkili mahkeme neresidir?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 11/3 maddesi uyarınca mirasçılık belgesinin iptali davalarında ölenin son yerleşim yeri mahkemesi ile mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu