Nişanlanmada Şekil Şartı ve Evlenme Vaadinin Geçerliliği

by Avukat Erdal Ersoy
Nişanlanmada Şekil Şartı ve Evlenme Vaadinin Geçerliliği

Nişanlanmanın Hukuki Niteliği ve Kanuni Çerçevesi

Türk Medeni Kanunu'nun 118. maddesinin birinci fıkrasına göre nişanlanma, karşılıklı evlenme vaadiyle meydana gelen bir aile hukuku sözleşmesidir. Kanun metninde nişanlanmanın geçerliliği için resmi, yazılı veya belirli bir törene bağlı herhangi bir şekil şartı öngörülmemiştir. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca, ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlı kişilerin nişanlanması ise yasal temsilcilerinin rızası bulunmadıkça kendilerini bağlamaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 118Kaynağı aç
Madde 118- Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur. Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz. B. Nişanlılığın hükümleri I. Dava hakkının bulunmaması
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/22515, K. 2018/9548Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/22515 E.  ,  2018/9548 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tazminat-alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile ortaokul arkadaşı olup, 2009 yılında aralarında duygusal yakınlaşma başladığını, evlenecekleri inancıyla aile ile yakınları arasında ve toplum içerisinde nişanlı olarak addedilmeye başladıklarını, davalının samimi ve dürüst olduğu inancıyla ve evlenmek üzere davalı ile uzun süre birlikte olduğunu, davalının bedelli askerlik imkânı doğunca bedelli askerliğini yapması halinde evleneceklerini düşünerek bedelli askerlik için gerekli 15.000 TL’yi borç olarak yakınları ve arkadaşlarından tedarik ettiğini ve bankaya birlikte giderek ödediklerini, bu tarihten itibaren de davalının kendisine karşı tutum ve davranışının değiştiğini, bedelli askerlik görevi biter bitmez de bir başkası ile evlendiğini beyan ederek 15,000 TL askerlik bedeli, davalı ile aralarındaki ilişki gereği ve evliliğin gerçekleşeceğine inanarak harcamalar yaptığından şimdilik 7.000 TL maddi tazminat ile davalının başka biri ile evlenerek ağır hayal kırıklığına uğramasına, psikolojisinin bozulmasına, insanlara ve evliliğe olan güveninin sarsılmasına ve çevresinde küçük düşmesine sebebiyet vermesi nedeniyle 25.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 47.000 TL'nin ihtarname tarihi olan 05.12.2012 tarihinden itibaren uygulanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı; davacının bütün iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacı ile olan arkadaşlığını 2011 yılında bitirdiğini ve 2012 Temmuz ayında evlendiğini, ancak arkadaşlığının bitmesini istemeyen ve kabullenemeyen davacının tek taraflı görüşme girişimi yollarına başvurduğunu, insanların nişan yapması ve nişanlı olmasının hayatın olağan akışı içerisinde, iki tarafın ortak niyet ve irade beyanı ile mümkün olduğunu, halbuki davacı ile nişan yapmak konusunda karşılıklı ve ortak bir irade beyanları bulunmadığı gibi kendisinin dahi davacı ile nişanlı olduğundan haberi olmadığını, bir kişinin diğer kişiden beklentisi ile nişanlı olmasının hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini dilemiştir.Mahkemece; taraflar arasında yasanın aradığı anlamda nişanlanmanın gerçekleştiği ve evlilik hazırlıklarına geçildiği, bu süreçte davacının, gerek ev ve gerekse davalının kişisel harcamaları gerekse davalıya aldığı hediyeler ile 7.000 TL'nin üzerinde harcama yaptığı, davalının 15.000 TL askerlik borçlanmasını ödediği ve davalının, davacıya evlenme vaadinde bulunması, aile ve arkadaşlarının nişanlandıkları bilinmesi, evlenecekleri beklentisinin oluşması ve davacı ile birlikte ev bakacak kadar da evlilik hazırlıklarına başlamalarına rağmen davalının, ortada haklı bir neden yok iken ve davacının haberi olmaksızın bu nişanlılık ilişkisine tek taraflı son vererek davacıyı başka bir kadınla aldattığı, bu yönden davacının kişilik haklarının büyük zarar gördüğünün kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7.000 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir. 1- Dava; maddi ve manevi tazminat ve alacak istemine ilişkindir. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4.maddesi uyarınca 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2.kitabı ile (3 kısım hariç) 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanış Şekli Hakkında Kanun kapsamındaki aile hukukundan doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür.04.06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK. madde 33). Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olmasına göre uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hukuki nitelendirme yapılmalıdır.Mahkemece, uyuşmazlığın TMK'nın 121. maddesine dayalı nişanın bozulması nedenine dayalı olduğu belirtilerek, davanın esası hakkında karar verilmiştir.Nişan; evlenme yaşına gelmiş kız ve erkeğin aileleri ile yakın dostları tarafından yörenin örf ve adetleri doğrultusunda evleneceklerine ilişkin bir çeşit söz vermedir. Nişanlanma, bir aile hukuku sözleşmesi olup, TMK'nın 118’inci maddesinde düzenlenmiş ve şekil şartı koyulmamıştır. Nişanın hukuken geçerli olması için belli bir rituel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması(ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir.Davacı dava dilekçesinde nişanın bozulması nedeni ile kişilik haklarının zedelendiğini iddia ederek, maddi ve manevi tazminat ile alacak isteminde bulunmuş ise de; taraflar arasında geleneksel anlamda nişan merasimi bulunmamaktadır.Somut olayda; taraflar gayri resmi şekilde bir araya gelmiş olup, bu durumda nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir birliktelikten söz edilmesi mümkün değildir. Dosya kapsamından tarafların nişanlanmadıkları anlaşıldığına göre, taraflar arasındaki ilişkinin aile hukuku prensiplerine göre değil, borçlar hukuku kurallarına, özellikle de haksız eyleme ilişkin hükümlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Görev kuralları, kamu düzenine ilişkin olup, HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartlarındadır. Mahkeme, görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetmelidir. O halde; eldeki davada, istem nişana dayalı tazminat talebi olmayıp, haksız fiilden kaynaklanmakla, bu çerçevede değerlendirme yapılarak görevsizlik kararı verilmesi ve dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir.Tüm bu açıklamalar ışığında; uyuşmazlığın Aile Mahkemesi'nin görevine girmediği düşünülerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esası hakkında hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklandığı üzere davalının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.10.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Borçlar Hukukunda Şekil Serbestisi ve İradi Şekil

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 12. maddesi gereğince sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda bir sözleşme için geçerlilik şekli getirilmişse, bu şekle uyulmadan yapılan işlemler hüküm doğurmaz. Bunun yanında Türk Borçlar Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca, kanunen şekle tabi tutulmamış bir sözleşmenin belirli bir şekilde yapılması taraflarca kararlaştırılmışsa, bu iradi şekle uyulmaksızın kurulan sözleşme tarafları bağlamaz. Taraflar başka bir belirleme yapmaksızın yalnızca yazılı şekil kararlaştırdıklarında, yasal yazılı şekil kuralları uygulanır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 17Kaynağı aç
MADDE 17- Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan sözleşme tarafları bağlamaz. Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır. C. Borç tanıması
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 12Kaynağı aç
MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir. Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz. II. Yazılı şekil 1. Yasal şekil a. Kapsamı

Öğretide Şekil Serbestisi ve İradenin Açıklanması

Hukuk öğretisinde kabul gören yaklaşıma göre nişanlanma herhangi bir geçerlilik şekline tabi tutulmamıştır. Tarafların evlenme konusundaki iradelerini sözlü veya yazılı olarak açıkça bildirmeleri mümkün olduğu gibi, bu irade örtülü davranışlarla da ortaya konabilir. Bu çerçevede nişan töreni yapılması veya tarafların birbirine yüzük takması kurucu bir geçerlilik şartı olarak değil, yalnızca evlenme yönündeki iradenin varlığını gösteren delil ve fiili durumlar olarak kabul edilir.

Yargı Kararlarında Ritüel, İlan ve Aile Şahitliği Ölçütü

Türk Medeni Kanunu'nun 118. maddesinde açık bir şekil koşulu düzenlenmemiş olmasına rağmen, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2016/22515 Esas, 2018/9548 Karar sayılı ilamında nişan, evlenme çağına gelmiş kadın ve erkeğin aileleri ile yakın dostları huzurunda yörenin örf ve adetleri doğrultusunda evleneceklerine ilişkin bir tür söz vermesi olarak tanımlanmıştır. Karara göre nişanın hukuken geçerli sayılabilmesi için belirli bir ritüel içinde gerçekleştirilmesi, çevresine ilan edilerek duyurulması ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2016/12231 Esas, 2018/2059 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, evlilik planları yapılıp nikah günü alınmış, davetiye bastırılmış ve çeyiz eşyaları taşınmış olsa dahi geleneksel anlamda nişan merasimi bulunmadığında hukuken korunan bir nişanlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmemektedir. Tarafların geleneksel merasim olmaksızın yalnızca fiili birliktelik kurması durumunda aile hukuku anlamında korunması gereken bir nişanlılık ilişkisi oluşmaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/12231, K. 2018/2059Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/12231 E.  ,  2018/2059 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile 2005 yılında tanıştıklarını, giderek duygusal anlamda yakınlaştıklarını, ortak iradeleri ile evlilik kararı aldıklarını, davalıyı ablası ve eniştesi ile tanıştırdığını, anne ve babası olmadığından geleneksel nişan merasiminin yapılmadığını, uzunca süren evlilik planlarının ardından nikah günü aldığını, nikah şekeri, davetiye yaptırdığını ve çevresine dağıttığını, çeyiz eşyalarını davalının …'deki evine yerleştirdiğini, ancak davalının nikaha gelmediğini ve kişilik haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, fazlaya dair hakları saklı tutulmak kaydı ile nişan ve birliktelik için harcadığı çeyizin …'e taşınması, yol giderleri, davalıda kalan eşya bedelleri gibi maddi değerler için şimdilik 1.000 TL maddi tazminat ve 50.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, eşyaların kullanılmamış olması kaydıyla aynen iadesine, aynen iadesi mümkün değilse bedelinin iadesine karar verilmesini istemiştir. Davalı; davacı ile aralarında nişan olmadığını, davacının …'e getirdiği eşyaların bedelini kendisinin ödediğini savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; eşya davasının kabulüne, eşyaların aynen, aynen iade mümkün olmazsa bedelinin iadesine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, 15.000 TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dava; maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4.maddesi uyarınca 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 2.kitabı ile (3 kısım hariç) 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanış Şekli Hakkında Kanun kapsamındaki aile hukukundan doğan dava ve işler aile mahkemesinde görülür. 04.06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK. madde 33). Anılan yasal düzenlemeye göre davayı aydınlatma görevinin mahkeme hâkimine ait olmasına göre uyuşmazlığın çözümüne ilişkin hukuki nitelendirme yapılmalıdır. Mahkemece, uyuşmazlığın TMK'nın 121. maddesine dayalı nişanın bozulması nedenine dayalı olduğu belirtilerek, davanın esası hakkında karar verilmiştir. Nişan; evlenme yaşına gelmiş kız ve erkeğin aileleri ile yakın dostları tarafından yörenin örf ve adetleri doğrultusunda evleneceklerine ilişkin bir çeşit söz vermedir. Nişanlanma, bir aile hukuku sözleşmesi olup, TMK'nın 118’inci maddesinde düzenlenmiş ve şekil şartı koyulmamıştır. Nişanın hukuken geçerli olması için belli bir rituel içinde yapılmış olması, nişanın duyurulması(ilan edilmesi) ve aile bireylerinin şahitliği çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Davacı dava dilekçesinde nişanın bozulması nedeni ile kişilik haklarının zedelendiğini iddia ederek, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuş ise de; taraflar arasında geleneksel anlamda nişan merasimi bulunmadığı gibi, bu husus davacının da kabulündedir. Somut olayda; taraflar belirli aralıklarla gayri resmi şekilde bir araya gelmiş olup, bu durumda nişandan ve yasal olarak korunması gereken bir birliktelikten söz edilmesi mümkün değildir. Dosya kapsamından tarafların nişanlanmadıkları anlaşıldığına göre, taraflar arasındaki ilişkinin aile hukuku prensiplerine göre değil, borçlar hukuku kurallarına, özellikle de haksız eyleme ilişkin hükümlere göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Görev kuralları, kamu düzenine ilişkin olup, HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartlarındadır. Mahkeme, görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetmelidir. O halde; eldeki davada, istem nişana dayalı tazminat talebi olmayıp, haksız fiilden kaynaklanmakla, bu çerçevede değerlendirme yapılarak görevsizlik kararı verilmesi ve dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Tüm bu açıklamalar ışığında; uyuşmazlığın Aile Mahkemesi'nin görevine girmediği düşünülerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın esası hakkında hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2-Bozma sebep ve şekline göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan hükmün HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, ikinci bentte açıklandığı üzere davalının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Görevli Mahkeme ve Hukuki Nitelendirme

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereğince davada maddi vakıaları açıklamak taraflara, bu olayların hukuki nitelendirmesini yaparak uygulanacak kanun hükümlerini belirlemek ise hâkime aittir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 4. maddesi uyarınca Türk Medeni Kanunu'nun ikinci kitabından kaynaklanan aile hukuku uyuşmazlıkları aile mahkemelerinde çözümlenir.

Buna karşılık, geleneksel merasim ve ritüel unsurlarının bulunmaması nedeniyle nişanlanmanın varlığı kabul edilmediğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlık aile hukuku kurallarına göre değil genel hükümler kapsamındaki haksız fiil ilkelerine göre değerlendirilir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı olup kamu düzenindendir. Bu nedenle davanın nişanlılığa değil haksız fiile dayanması halinde aile mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli asliye hukuk mahkemesine gönderilmesi gerekir.

Kanuna göre nişanlanmada resmi bir şekil şartı var mıdır?

Türk Medeni Kanunu'nun 118. maddesi uyarınca nişanlanma karşılıklı evlenme vaadiyle kurulur ve kanunda herhangi bir resmi veya yazılı geçerlilik şekli öngörülmemiştir.

Yargıtay kararlarına göre nişanın geçerli olması için merasim zorunlu mudur?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi kararlarında nişanın hukuken geçerli sayılması için yöresel örf ve adetlere uygun bir ritüel içinde yapılması, ilan edilmesi ve aile bireylerinin şahitliğinde gerçekleşmesi aranmaktadır.

Nikah günü almak veya çeyiz taşımak nişanlanma sayılır mı?

Nikah günü alınması, davetiye basılması ve çeyiz taşınması gibi fiili evlilik hazırlıkları bulunsa dahi, geleneksel anlamda bir nişan merasimi yapılmamışsa bu durum hukuken nişanlılık olarak kabul edilmemektedir.

Merasimsiz birlikteliklerin sonlanmasında dava hangi mahkemede açılır?

Geleneksel merasim yapılmadığı için nişanlılık sayılmayan ilişkilerden doğan talepler aile hukuku yerine haksız fiil hükümlerine tabi olduğundan dava asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Küçük veya kısıtlıların nişanlanması geçerli midir?

Ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlıların yaptığı nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası bulunmadığı sürece kendileri bakımından bağlayıcılık taşımaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu