Boşanma Davalarında Evden Uzaklaştırma Kararı ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davalarında Evden Uzaklaştırma Kararı ve Hukuki Sonuçları

Evlilik birliğinin sonlanması aşamasında şiddet mağduru olan ya da şiddet görme tehlikesi bulunan kişilerin güvenliğini temin etmek amacıyla çeşitli önleyici tedbirlere başvurulabilmektedir. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi kapsamında hâkim tarafından verilebilecek önleyici tedbirler arasında, şiddet uygulayanın müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ile konutun korunan kişiye tahsis edilmesi yer alır. Uzaklaştırma kararının verilebilmesi için şiddet eyleminin fiilen vuku bulmuş olması zorunlu görülmemekte, kişinin muhtemel bir şiddet tehlikesi altında bulunması da tedbirin kararlaştırılması için yeterli kabul edilmektedir.

6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN m. 5Kaynağı aç
MADDE 5 – (1) Şiddet uygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçına veya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir: a) Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması. b) Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi. c) Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması. ç) Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması. d) Gerekli görülmesi hâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması. e) Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi. f) Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi. g) Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi. ğ) Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi. h) Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması. ı) Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması. (2) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı en geç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar. (3) Bu Kanunda belirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında karar vermeye yetkilidir. (4) Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir. Suçlara ilişkin saklı tutulan hükümler

Evden Uzaklaştırma Tedbirinin Kapsamı ve Korunan Şahıslar

6284 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 1. fıkrasına göre Kanun'un amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Bu çerçevede hâkim, müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırma ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi yönünde önleyici tedbir kararı verebilmektedir.

6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN m. 1Kaynağı aç
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. (2) Bu Kanunun uygulanmasında ve gereken hizmetlerin sunulmasında aşağıdaki temel ilkelere uyulur: a) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, özellikle Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve yürürlükteki diğer kanuni düzenlemeler esas alınır. b) Şiddet mağdurlarına verilecek destek ve hizmetlerin sunulmasında temel insan haklarına dayalı, kadın erkek eşitliğine duyarlı, sosyal devlet ilkesine uygun, adil, etkili ve süratli bir usul izlenir. c) Şiddet mağduru ve şiddet uygulayan için alınan tedbir kararları insan onuruna yaraşır bir şekilde yerine getirilir. ç) Bu Kanun kapsamında kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddeti önleyen ve kadınları cinsiyete dayalı şiddetten koruyan özel tedbirler ayrımcılık olarak yorumlanamaz. Tanımlar

Mevzuat sistematiğinde koruma yalnızca şiddetin önlenmesi kanunuyla sınırlı değildir. Türk Medenî Kanunu'nun 169. maddesi doğrultusunda boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re'sen) alır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 169Kaynağı aç
Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır. C. Karar I. Boşanma veya ayrılık

Delil Şartı, Tedbir Nafakası ve Görevli Yargı Mercii

6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz; önleyici tedbir kararının ise geciktirilmeksizin verileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca Kanun'un 5. maddesinin 4. fıkrasına göre, şiddet uygulayan kişinin ailenin geçimini sağladığı veya katkıda bulunduğu hâllerde, Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla, hâkim şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.

6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN m. 8Kaynağı aç
MADDE 8 – (1) Tedbir kararı, ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir. Tedbir kararları en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir. (2) Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir. (3) Koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. Bu kararın verilmesi, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeyi tehlikeye sokabilecek şekilde geciktirilemez. (4) Tedbir kararı, korunan kişiye ve şiddet uygulayana tefhim veya tebliğ edilir. Tedbir talebinin reddine ilişkin karar ise sadece korunan kişiye tebliğ edilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ilgili kolluk birimi tarafından verilen tedbir kararı şiddet uygulayana bir tutanakla derhâl tebliğ edilir. (5) Tedbir kararının tefhim ve tebliğ işlemlerinde, tedbir kararına aykırılık hâlinde şiddet uygulayan hakkında zorlama hapsinin uygulanacağı ihtarı yapılır. (6) Gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgileri ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgileri, tüm resmi kayıtlarda gizli tutulur. Yapılacak tebligatlara ilişkin ayrı bir adres tespit edilir. Bu bilgileri hukuka aykırı olarak başkasına veren, ifşa eden veya açıklayan kişi hakkında 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır. (7) Talep hâlinde ilgililere kişisel eşya ve belgelerinin kolluk marifetiyle teslimi sağlanır. İtiraz

6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 1. fıkrasına göre tedbir kararları ilgilinin talebi, Bakanlık veya kolluk görevlileri ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine verilir ve en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer hâkiminden, mülkî amirden ya da kolluk biriminden talep edilebilir. 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun'un 2. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ise aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır.

4787 sayılı AİLE MAHKEMELERİNİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN m. 2Kaynağı aç
Madde 2- Aile mahkemeleri, Adalet Bakanlığınca Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun olumlu görüşü alınarak her ilde ve merkez nüfusu yüzbinin üzerindeki her ilçede, tek hâkimli ve asliye mahkemesi derecesinde olmak üzere kurulur. Aile mahkemelerinin yargı çevresi, kurulduğu il ve ilçenin mülkî sınırlarıyla belirlenir. Ancak yargı çevresi, Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca değiştirilebilir. Gerektiğinde birinci fıkradaki usule göre bir yerdeki aile mahkemesinin birden çok dairesi kurulabilir. Bu durumda daireler numaralandırılır. Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemesince bakılır. Aile mahkemelerinde bir yazı işleri müdürü ile yeteri kadar personel bulunur. Aile mahkemeleri hâkimlerinin nitelikleri ve atanmaları

Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kolluk amirleri de 6284 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 2. fıkrası gereğince müşterek konuttan uzaklaştırma ile korunan kişilerin konut, okul ve işyerine yaklaşmama tedbirlerini alabilmektedir. Ancak kolluk amiri evrakı kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkim onayına sunmak zorundadır. Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayan tedbirler kendiliğinden kalkar.

Tedbir Süresi, İtiraz Kanun Yolu ve Zorlama Hapsi

6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tedbir kararları ilk defasında en çok altı ay süre için tesis edilebilir. Şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin süreceğinin anlaşıldığı durumlarda ise mahkemece resen, korunan şahsın ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin başvurusu üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilmektedir.

Önleyici tedbir kararlarına karşı hukuki itiraz yolu Kanun'un 9. maddesinde düzenlenmiştir. Taraflar, kararın kendilerine tefhim veya tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde aile mahkemesine itiraz hakkını kullanabilirler. İtiraz mercii yapılan inceleme neticesinde kararını bir hafta içinde vermektedir ve verilen bu karar kesindir.

6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN m. 9Kaynağı aç
MADDE 9 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen kararlara karşı tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ilgililer tarafından aile mahkemesine itiraz edilebilir. (2) Hâkim tarafından verilen tedbir kararlarına itiraz üzerine dosya, o yerde aile mahkemesinin birden fazla dairesinin bulunması hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye, son numaralı daire için birinci daireye, o yerde aile mahkemesinin tek dairesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesine, aile mahkemesi hâkimi ile asliye hukuk mahkemesi hâkiminin aynı hâkim olması hâlinde ise en yakın asliye hukuk mahkemesine gecikmeksizin gönderilir. (3) İtiraz mercii kararını bir hafta içinde verir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. Tedbir kararlarının bildirimi ve uygulanması

Hakkında uzaklaştırma tedbiri tesis edilen şiddet uygulayanın kararın gereklerine aykırı davranması ciddi yaptırımlara bağlanmıştır. 6284 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince, fiil bağımsız bir suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliği ve ağırlığı göz önüne alınarak hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsi uygulanır. Tedbir gereklerine aykırılığın tekrarı hâlinde bu süre onbeş günden otuz güne çıkarılmakta; ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçememektedir.

6284 sayılı AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN m. 13Kaynağı aç
MADDE 13 – (1) Bu Kanun hükümlerine göre hakkında tedbir kararı verilen şiddet uygulayan, bu kararın gereklerine aykırı hareket etmesi hâlinde, fiili bir suç oluştursa bile ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre hâkim kararıyla üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur. (2) Tedbir kararının gereklerine aykırılığın her tekrarında, ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre zorlama hapsinin süresi onbeş günden otuz güne kadardır. Ancak zorlama hapsinin toplam süresi altı ayı geçemez. (3) Zorlama hapsine ilişkin kararlar, Cumhuriyet başsavcılığınca yerine getirilir. Bu kararlar Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine bildirilir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Merkezlerin Kurulması, Destek Hizmetleri ve Kurumlararası Koordinasyon Şiddet önleme ve izleme merkezlerinin kurulması

Uzaklaştırma Kararının Boşanma Davasındaki Kusur ve İspata Etkisi

Boşanma davalarında tarafların kusur tespiti yapılırken uzaklaştırma sürecindeki eylemler de değerlendirmeye konu edilebilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2018/4900 Esas ve 2019/5044 Karar sayılı ilamında; evden uzaklaştırma kararı verildiğinde müşterek evin kirasının ödenmemesi, kapı kilidinin değiştirilerek eşyaların alınması, tehdit ve hakarette bulunulması vakıaları tarafların kusur tespiti ve tazminat değerlendirmesi kapsamında yer almıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2018/4900, K. 2019/5044Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2018/4900 E.  ,  2019/5044 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kadının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-İlk derece mahkemesince, davalı-karşı davacı kadının eşine hakaretlerde bulunup, evlilik birliğinin yüklemiş olduğu sorumlulukları yeterince yerine getirmediği, buna karşılık davacı-karşı davalı erkeğin ise kadına ve ailesine karşı hakaret ve tehditlerde bulunup, kadının ailesi ile görüşmesine izin vermediği gerçekleşen bu olaylar karşısında, boşanmaya neden olan olaylarda, davacı-karşı davalı erkeğin kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu kabul edilerek, tarafların davalarının kabulü ile boşanmalarına, davalı-karşı davacı kadın yararına aylık 450 TLyoksulluk nafakasına (TMK m. 169-175), 15.000 TL maddi tazminata, 10.000 TL manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) ile erkeğin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, tarafların istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, görevli Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 2017/1090 esas, 2018/276 karar sayılı kararla; davacı-karşı davalı erkeğin, davalı-karşı davacı kadını ve ailesini tehdit ettiği, evden uzaklaştırma kararı verildiğinde müşterek evin kirasını ödemediği, evin kilidini değiştirerek eşyaları aldığı, hakarette bulunup, baskı uyguladığı, davalı-karşı davacı kadının ise; davacı-karşı davalı erkeğe ve ailesine hakaret ettiği, tehdit ettiği, fal ve büyü gibi işlerle uğraştığı, baskı uyguladığı anlaşılmaktadır. Ancak, mahkemece kabul edilen davalı-karşı davacı kadının evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumlulukları yeterince yerine getirmediği kusuru ile davacı-karşı davalı erkeğin, davalı-karşı davacı kadının ailesi ile görüşmesine izin vermediği kusurunun dosya kapsamı ile sabit olmadığı anlaşıldığından gerekçeden çıkartılması iki tarafın da gerçekleşen bu duruma göre, boşanmaya sebep olan olaylarda eşit derecede kusurlu oldukları belirtilerek davalı karşı davacı kadının tüm istinaf istemlerinin reddi ile davacı karşı davalı erkeğin ise kusur belirlemesi, tazminatlar yönelik istinaf taleplerinin kabulü ile diğer istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesince kadına kusur olarak yüklenilen “fal ve büyü gibi işlerle uğraştığı, baskı uyguladığı” vakıalarının ispatlanmadığı, ispatlanmayan vakıaların da kadına kusur olarak yüklenilemeyeceği, ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkesince belirlenen ve gerçekleşen tarafların diğer kusurlu davranışlarına göre de davacı-karşı davalı erkeğin boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 3- Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda erkek ağır kusurlu olup, erkeğe yüklenen bu kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmektedir. Kadın boşanma sonucu eşin maddi desteğinden yoksun kalacaktır. O halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m.4) dikkate alınarak kadın yararına maddi ve manevi tazminata (TMK m.l74/l-2) karar vermek gerekirken, yanılgılı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 4- Davalı-karşı davacı kadın ilk derece mahkemesi kararını hükmolunan yargılama giderleri ile vekalet ücreti yönünden istinaf ettiği halde bu talep hakkında hükmün A l bendinde istinafa konu edilmeden kesinleştiğinden bahisle yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 2017/1090 esas, 2018/276 karar sayılı kararının yukarıda 2. ve 3. 4. bentlerde gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, oybirliğiyle karar verildi. 29.04.2019 (Pzt.)

Uzaklaştırma süreci içerisindeki eylemler, Türk Medenî Kanunu'nun 161. maddesinde yer alan özel boşanma sebeplerinden zinanın ispatında da değerlendirmeye alınabilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2017/4249 Esas ve 2018/11761 Karar sayılı dosyasında; aleyhine uzaklaştırma kararı verilen erkeğin bu süreçte başka bir kadının evinde kaldığının tanık anlatımı, ceza mahkumiyeti ve fotoğraflarla ortaya konulması karşısında birliktelik yaşadığı kabul edilerek zina sebebine dayalı boşanma davası bakımından yeterli ispat unsuru görülmüştür.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2017/4249, K. 2018/11761Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2017/4249 E.  ,  2018/11761 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, boşanma davasının TMK m. 161'den kabul edilmemesi, kusur belirlemesi, manevi tazminatın miktarı, maddi tazminat ile tedbir ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddi, ortak çocuklar lehine hükmedilen tedbir ile iştirak nafakalarının miktarı ve vekalet ücreti yönünden; davalı erkek tarafından ise, manevi tazminat ve kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı kadın öncelikle zina (TMK m. 161), kabul edilmediği takdirde evlilik birliğinin sarsılması sebeplerine (TMK m. 166/1) dayalı olarak boşanma talebinde bulunmuş, mahkemece erkeğin başka bir kadınla yaşadığı duygusal ilişkinin güven sarsıcı boyutta olduğu zina boyutuna varmadığı gerekçesiyle kadının zina hukuki sebebine dayalı olarak boşanma talebinin reddine, TMK 166/1. maddesi uyarınca ise davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı kadının tanık beyanları ve özellikle dosya içerisine yansıyan … 5.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/223esas sayılı dosyasında yer alan 16.03.2015 tarihli bilirkişi raporunun içeriği ve ilgili mahkemenin kararı incelendiğinde; davalı erkeğin evli olan bir kadının evinde olduğunu gösteren fotoğrafların olduğu, dosyamız davalısı erkeğin diğer kadının eşinin şikayetiyle konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza aldığı, tanık beyanında da belirtildiği üzere erkeğin aleyhine uzaklaştırma kararı verildiğinde bu kadının yanında kaldığı gerçekleşen bu durumlar karşısında erkeğin bir başka kadınla birliktelik yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı erkeğin zinası ispatlanmıştır. O halde, kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen davacı kadının evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası ve boşanmanın fer'ilerine yönelik temyiz itirazları ile davalı erkeğin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.23.10.2018 (Salı)

Aleyhine tedbir kararı verilmiş tarafa tebligat yapılırken usul kurallarına riayet edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/10615 Esas ve 2018/1462 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere; davacının davada hasım konumunda bulunması sebebiyle, müşterek konuttan uzaklaştırılan davalıya aynı zamanda davacının da adresi olan ortak MERNİS adresinde yapılan tebligatlar 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 39. maddesine göre usulsüzdür. Bu usulsüzlük giderilmeden ve usulünce taraf teşkili sağlanmadan davalının gıyabında hüküm kurulamaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/10615, K. 2018/1462Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/10615 E.  ,  2018/1462 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı kadın dava dilekçesinde; davalı eşinin adresi olarak uzaklaştırma kararı verilen "Fener Mah. 1975 Sok. Özbaşaran Sitesi D Blok Daire: 5 No: 49 …/…" adresini göstermiştir. Bu adrese dava dilekçesinin tebliği için çıkarılan tebligat iade edilmiştir. Mahkemece, bu defa davalı adına aynı zamanda davacının da mernis adresi olan adrese dava dilekçesinin tebliği için tebligat çıkarılmış ve Tebligat Kanunu 21/2 maddesine göre tebliğ işlemi yapılmışıtr. Davacı, davada hasım konumunda olduğundan, davalıya aynı zamanda davacının mernis adresi olan adreste yapılan tebligatlar, Tebligat Kanunun 39. maddesine göre usulsüzdür. Davalıya usulüne uygun şekilde tebligat yapılarak taraf teşkili sağlanmadan, davalının yokluğunda yargılamaya devam ile yazılı şekilde hüküm tesisi usül ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 06.02.2018(Salı)

Tedbir Devam Ederken Barışma İddiası ve Kusur Değerlendirmesi

Uzaklaştırma tedbiri yürürlükteyken eşlerin bir araya gelmesi durumunda af olgusu gündeme gelmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2065 Esas ve 2020/46 Karar sayılı ilamına konu uyuşmazlıkta Kurul çoğunluğu; aleyhine uzaklaştırma kararı verilen erkeğin tedbir süresi bitmeden eşi tarafından telefonla aranarak müşterek eve çağrılması ve tarafların barışarak birlikte yaşamayı sürdürmeleri hâlinde, geçmiş şiddet olaylarının affedildiği veya en azından hoşgörüyle karşılandığı sonucuna varmıştır. Kararda, affedilen hadiselerin kusur belirlemesinde nazara alınamayacağı ve Türk Medenî Kanunu'nun 174. maddesi gereğince maddi veya manevi tazminata dayanak teşkil edemeyeceği kabul edilmiştir. Aynı kararda yer alan karşı oy gerekçesinde ise, şiddet eyleminin barışmadan sonra tekrar etmesi hâlinde af durumunun geçmiş şiddeti bertaraf etmeyeceği yönünde görüş bildirilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2065, K. 2020/46Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2065 E.  ,  2020/46 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı boşanma ve ziynet eşyası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Eskişehir 3. Aile Mahkemesince verilen boşanma davasının kabulüne ve ziynet eşyası davasının kısmen kabulüne dair karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkiline fiziksel şiddet uyguladığını, evden kovduğunu, yaşadığı olaylar sebebiyle müvekkilinin psikolojik tedavi görmeye başladığını, müvekkilinin şikâyet hakkını kullanması sebebiyle üzerine yürüdüğünü, ancak müvekkilinin polisi arayacağını söylemesiyle evden ayrıldığını belirterek tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesini, aylık 300,00TL tedbir-yoksulluk nafakası, 200,00’er TL tedbir-iştirak nafakası, 30.000,00TL maddi ve 30.000,00TL manevi tazminat ile evliliğin başında müvekkilinin rızası dışında davalı tarafından alınarak ailesine verilen ziynet eşyaları ve düğün borçları sebebiyle davalı tarafından bozdurulan beş adet bileziğin aynen iadesini, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren yasal faizi ile 37.000,00TL bedeline hükmedilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının iddialarının doğru olmadığını, affedilen olayların boşanma davasına konu edilemeyeceğini, bir ay evden uzaklaştırıldıktan sonra barıştıklarını ve yaklaşık on gün kadar yine beraber yaşadıklarını, ancak davacının ailesinin baskısı ve hakaretlerinden dolayı tekrar ayrıldıklarını, davacının kendi ailesinin baskısı ve evliliğe müdahalesinden dolayı yıllardır psikolojik tedavi gördüğü, düğünde davacıya dava dilekçesinde belirtildiği kadar ziynet eşyasının takılmadığını, davacıya takılan ziynet eşyalarının davacıya, müvekkiline takılanların ise davalıya ait olduğunu, müvekkilinin davacıya takılan ziynet eşyalarıyla bir tasarrufta bulunmadığını, akıbetini bilmediğini ve müvekkiline takılan ziynet eşyalarının da davacıya bağışlanmadığını, mülkiyeti müvekkiline ait olan ziynet eşyalarının bir kısmının düğün borçlarının ödenmesi için kullanıldığını belirterek davaların reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Eskişehir 3. Aile Mahkemesinin 25.02.2014 tarihli ve 2013/337 E., 2014/151 K. sayılı kararı ile; davalının 17.01.2013 tarihinde eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bir ay kadar ayrı yaşadıktan sonra barıştıkları, son olayda tartıştıkları, davacının polise haber vereceğini bildirmesi üzerine davalının evi terk ettiği, davacının 17.01.2013 tarihinden yaklaşık bir hafta kadar önce de fiziksel şiddete maruz kaldığı, davacının şiddete maruz kalması nedeniyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocukların velâyetlerinin davacı anneye tevdiine, davacı lehine aylık 175,00TL tedbir-yoksulluk nafakasına, ortak çocuklar yararına 175’er TL tedbir-iştirak nafakasına, evlilik süresi, kusurun ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da göz önünde tutularak davacı yararına 10.000,00TL maddi tazminat, 5.000,00TL manevi tazminat takdirine, davacıya düğünde on iki adet bilezik, set, yüzük ve yirmi adet küçük altının takıldığı, davacıya ait altın ve bileziklerin düğünden hemen sonra davalı tarafından alındığı ve bozdurulduğu, set takımı ve yüzüklerin ise satılmadığı, müşterek evde bulunduğu, bu sebeplerle ziynet eşyası davasının kısmen kabulü ile 10'ar gram ağırlığında 809,00'ar TL değerinde 22'şer ayar 8 adet bilezik, 14'er gram ağırlığında 1.132,66TL değerinde 22'şer ayar 4 adet bilezik ve 137,00'şer TL değerinde 20 adet çeyrek altının aynen, olmadığı takdirde bedellerinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.11.2014 tarihli ve 2014/12527 E., 2014/23236 K. sayılı kararı ile; "… Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından; kusur belirlemesi, tazminatlar ve ziynet alacağı yönünden, davacı tarafından ise; tazminatlar, nafakalar ve ziynet davasının reddedilen kısmı yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve boşanmaya neden olan olaylarda davalının eşine fiziksel şiddet uyguladığı kusur olarak yüklenmiş ise de; toplanan delillerden, davalının, davacı eşine 17.01.2013 tarihinde fiziksel şiddete başvurması olayından sonra davacı tanıklarının beyanlarından anlaşılacağı üzere davacının, davalı eşi hakkında verilen uzaklaştırma kararı sona ermeden eşini telefonla arayarak eve çağırıp eşiyle barıştığı, böylece davacının kocasını affettiği en azından bu olayı hoşgörüyle karşılamış sayılması gerektiği, bu eylemin kocaya kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşılmaktadır. Bir araya gelmelerinden sonra da taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve deliller tespit edilememiş, Türk Medeni Kanunu’nun 166/1'nci maddesinde yer alan çekilmezlik ve temelden sarsılma unsuru davada gerçekleşmemiştir. Durum böyleyken mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yetersiz gerekçeyle boşanma kararı verilmesi doğru değilse de; boşanma hükmü temyiz edilmediğinden bu husus bozma nedeni yapılmamış; yanlışlık eleştirilmekle yetinilmiştir. 2- Yukarıda 1. bentte açıklandığı gibi, tarafların boşanmayı sağlayan kusurlu davranışları bulunmamaktadır. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmek için nafaka yükümlüsünün kusuru aranmayacağından ve davacının boşanma sonucu yoksulluğa düşeceği (TMK m.175/1) anlaşıldığından; tarafların aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 3- Yukarıda 1. bentte açıklandığı gibi, tarafların boşanmayı gerektiren kusurları bulunmamaktadır Boşanma sonucu maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat yükümlüsünün kusurunun varlığı koşuldur (TMK m.174/1-2). Durum böyleyken davalının ağır kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine göre davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir. 4- Davacı, cins ve adetlerini bildirdiği ziynet eşyalarının aynen, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bedellerine karşılık fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 37.000TL'nin iadesini talep etmiştir. Davalı ise verdiği cevap dilekçesinde düğünde kendi üzerine takılan ziynetleri düğün borçlarını kapatmak için kullandığını, diğer ziynetler yönünden bir tasarrufunun olmadığını, ziynetlerin nerede olduğunu bilmediğini beyan etmiştir. Somut olayda davacı dava konusu ziynet eşyasının varlığını, evi terk ederken bunların zorla elinden alındığını ve götürülmesine engel olunduğunu, evde kaldığını ispat yükü altındadır. Olayda davacı, dava konusu ziynet eşyasının, götürülmesine engel olunduğunu ve zorla elinden alındığını, daha önceden götürme fırsatı elde edemediğini ispat edememiştir. Bununla birlikte yargılama sırasında bilirkişi tarafından yapılan incelemede davalı üzerinde 45 adet çeyrek altın, 22 ayar 10 gram 4 adet bilezik takıldığının tespit edildiği bildirilmiştir. Düğünde takılan ziynet eşyası ve takı paraları eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça hangi eşe takılırsa takılsın eşlerden kadına ait sayılır. Bu fiili karinenin aksini iddia eden bunu kanıtlamalıdır. Davalının bu karinenin aksini ispat edemediği, davacının da yemin deliline dayanmadığının anlaşılmasına göre, davalının beyanı ve bilirkişi raporu doğrultusunda düğün sırasında davalıya takıldığı anlaşılan 45 adet çeyrek altın, 22 ayar 10 gram ağırlığında 4 adet bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak davacı yararına hükmedilen maddi ve tazminata ilişkin bölümleri ile ziynet davası yönlerinden BOZULMASINA, hükmün temyize konu bozma kapsamı dışında kalan bölümlerinin ise yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA…’’ gerekçesiyle karar kısmen bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Eskişehir 3. Aile Mahkemesinin 31.03.2015 tarihli ve 2015/128 E., 2015/246 K. sayılı kararı ile; 17.01.2013 tarihinde davalının davacıya fiziksel şiddet uyguladığı ve tarafların bir ay kadar ayrı yaşadıktan sonra barıştığı konusunda ihtilaf bulunmadığı, tanıkların ayrılmaya esas olan son olay konusunda doğrudan bilgi sahibi olmadıkları, ancak tanık beyanlarıyla davacının polis çağırması üzerine davalının evden ayrıldığının sabit olduğu, davacının davalıdan kaynaklı hiçbir olay yaşanmadan polis çağırması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan davacının son olayda aralarında tartışma çıktığı ve eşinin üzerine yürüdüğüne ilişkin beyanına itibar edilmesi gerektiği, davalı tanıklarının da duyuma dayalı olarak bu yönde beyanda bulundukları, davacının evlilik birliği içerisinde sürekli fiziksel şiddete maruz kaldığı tanık beyanlarıyla sabit olduğuna göre son olayda da davalının fiziksel şiddet uygulamak için eşinin üzerine yürüdüğü, boşanmaya neden olan olaylarda davalının daha ağır kusurlu olduğu; ziynet eşyası davası yönünden ise, davacının iddiası ve tanık beyanları dikkate alındığında davacıya düğünde takılan ve kabule konu olan ziynet eşyalarının davalıya teslim edildiği sabit olup, davacının mahkemedeki beyanı ile davacı tanıklarının ifadeleri dikkate alınarak davacıya düğünde 10'ar gram ağırlığında 8 adet bilezik, 14'er gram ağırlığında 4 adet 22 ayar bilezik, 20 adet çeyrek altın, set takımı ve yüzük takıldığı anlaşıldığından bilirkişi raporuyla bağlı kalınmadan davanın kısmen kabulüne dair verilen kararda da ısrar edildiği, Özel Dairenin "düğünde takılan ziynet eşyası ve takı paraları eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça hangi eşe takılırsa takılsın eşlerden kadına ait sayılır" yönündeki görüşünde de düğüne katılan davetlilerin kime bağışta bulunmak istiyorlarsa takılarını o kişinin üzerine taktıkları ya da o kişi adına ayrılan sandığa attıkları dikkate alındığında isabet bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davalının kusurunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2 maddesinde yer alan maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı ve Davacıya düğünde hangi ziynet eşyalarının takıldığı, burada varılacak sonuca göre bu ziynet eşyalarının davalı tarafından davacıdan alınarak bozdurulup bozdurulmadığı noktalarında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 11. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle; kusur belirlemesi ve kusur belirlemesine bağlı olarak tazminatlar yönünden verilen kararın yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmış olup, ikinci görüşmede oy çokluğuyla ön sorunun bulunmadığı sonucuna varılarak işin esasının incelenmesine geçilmiştir. IV. GEREKÇE A) Davalının kusurunun bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre davacı lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2 maddesinde yer alan maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı uyuşmazlığına ilişkin değerlendirmede; 12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir. 14. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel ve sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir. 15. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). 16. Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2). 17. Yukarıda da belirtildiği üzere, TMK'nin 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar arasında geçen her olay boşanma kararı verilmesi için yeterli olmayıp, bu olayların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet vermesi ve de çekilmez hâle getirmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bazı olayların boşanma davasının konusunu oluşturmadığı durumlar söz konusu olabilmektedir. 18. Buradan hareketle değinilmelidir ki, boşanma davasında af niteliğinde sayılan davranışlar boşanma davasının reddine gerekçe oluşturur. "Af" sözlük anlamı ile bir suçu, bir kusuru veya bir hatayı bağışlama olarak tanımlanmış olup, ceza hukukunda yer verildiği gibi özel hukuk bakımından da kanunlarımızda düzenleme yeri bulan, esasen bir haktan vazgeçmeyi içeren bir his açıklaması veya bir davranış şeklidir (YHGK, 14.03.2019 tarih, 2017/2-2067 E. ve 2019/296 K.). 19. Kural olarak boşanma davalarında da eşlerin boşanma davasına konu ettiği olaylar sonrası barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri hâllerinde "af" niteliğindeki davranışlardan söz edilir. 20. Diğer yandan, boşanma, bozucu yenilik doğuran bir karar niteliğinde olup, boşanma kararının kesinleşmesiyle evlilik birliği sona erer. Boşanmanın eşler bakımından kişisel ve mali olmak üzere bir takım sonuçlarının bulunduğu kuşkusuzdur. Maddi ve manevi tazminat talepleri de boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarındandır. 21. Bu noktada, maddi ve manevi tazminat kavramlarının açıklanmasında da yarar görülmektedir. 22. Maddi tazminat, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan talep ettiği tazminattır (TMK m.174/1). 23. Maddi tazminatın ön koşulu, talep edenin boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatlerinin zedelenmesi, boşanma ve maddi zarar arasında nedensellik bağının bulunmasıdır. Başka bir sebepten kaynaklı kayıplar maddi tazminat kapsamında yer alamaz. 24. Mevcut menfaatlerin belirlenmesinde evliliğin taraflara sağladığı yararlar göz önünde bulundurularak tarafın maddi tazminat talebi değerlendirilir. Evliliğin boşanma ile sona ermesi hâlinde taraflar birliğin sağladığı menfaatlerden ileriye dönük olarak faydalanamayacaklardır. Beklenen menfaatler ise; evlilik birliği sona ermeseydi kazanılacak olan olası çıkarları ifade eder. 25. Yine tazminat talep eden tarafın kusursuz veya daha az kusurlu olması gerekmektedir. Diğer maddi koşulu ise tazminat istenenin kusurlu olmasıdır. 26. Manevi zarar ise, insan ruhunda kişinin iradesi dışında meydana gelen acı, ızdırap ve elem olarak ifade edilmektedir. Bozulan manevi dengenin yerine gelmesi için kanunun öngördüğü bir telafi şeklidir. 22.06.1966 tarih, 1966/7 E. ve 7. K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere manevi tazminat bir yönüyle de insanlardaki kırgınlık ve kızgınlığı, hatta intikam duygusunu tatmin etme aracıdır. Amacı, olaydan duyulan acı, ızdırap, elem ve kızgınlığı kısmen olsun dindirmek, olayı unutturarak tekrar normal hayata dönüşü sağlamaktır. 27. Kişilik hakları ise; kişinin şahsi özelliklerini barındıran ve onu diğer insanlardan ayıran, bedensel ve ruhsal, şeref ve haysiyet, görüntü ve isim üzerindeki haklar gibi geniş kapsamlı hakları ifade eder. 28. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 31.07.2003 tarihinde evlendikleri, davanın 13.05.2013 tarihinde açıldığı, dava dilekçesinde davalının davacıya fiziksel şiddet uyguladığı, evden kovduğu, davacının şikâyet hakkını kullanması sebebiyle üzerine yürüdüğü, ancak davacının polisi arayacağını söylemesiyle evden ayrıldığının belirtildiği, davalının ise; iddiaların doğru olmadığı, affedilen olayların boşanma davasına konu edilemeyeceği, bir ay evden uzaklaştırıldıktan sonra barıştıkları ve yaklaşık on gün kadar yine beraber yaşadıkları savunmasında bulunduğu görülmüştür. 29. Toplanan delillerin değerlendirilmesinde; davacının 09.01.2014 tarihli duruşmada "…evden ayrılırken çocuklarla birlikte babamın evine gidiyorum, kendini iyi hissettiğinde gelirsin diye not bıraktım, bu şekilde evden ayrıldım, ben normal evden ayrılır gibi evden çıktım, hiçbir şey yanıma almadım, ben evden ayrılmak niyetinde değildim…" beyanında bulunduğu, davalının davacıya 17.01.2013 tarihinde uyguladığı fiziksel şiddet vakıasından sonra davacının, tanık ifadelerinde de yer aldığı üzere davalı hakkında verilen uzaklaştırma kararı sona ermeden eşini telefonla arayarak eve çağırdığı, tarafların bu şekilde barışarak birlikte yaşamaya başladıkları anlaşılmaktadır. Affedilen olaylar tarafların kusurlarının belirlenmesinde dikkate alınamayacağından, affedilen olaylar gerekçe yapılarak taraflar lehine maddi ve manevi tazminata da hükmedilemeyecektir. Taraflar bir araya geldikten sonra da aralarında geçimsizliği kabule elverişli ve taraflara kusur olarak yüklenecek bir olayın yaşanmadığı dosya kapsamı ile aşikâr olup duyuma dayalı tanık beyanlarına dayanarak kusur irdelemesi yapılarak, bir tarafın beyanına üstünlük tanıyarak taraflara kusur yüklemek de usul ve yasaya aykırılık teşkil edecektir. 30. İzah edilen sebeplerle; boşanmaya sebep olan olaylarda davalının kusurlu kabul edilmesi ve dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir. 31. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; taraflar barıştıktan sonra davacının davalı tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete maruz bırakıldığı, dava dilekçesinde de bu vakıaların belirtildiği, davalının son eyleminin tehdit içerdiği gibi davacının üzerine yürünmesi şeklindeki fiziksel şiddete teşebbüs vakıasının da polisin çağrılması ile sonlandığı, davacının evlilik birliğini koruma amaçlı olarak daha önce yaşanan şiddeti affettiği, ancak fiziksel şiddet devam edince boşanma davasını açarak iradesini ortaya koyduğu ve affetme olgusunu ortadan kaldırdığı, 09.01.2014 tarihli beyanının da kayıtsız şartsız af niteliğinde olmadığı, bu nedenlerle direnme kararının onanması ve tazminatların miktarları yönünden inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 32. O hâlde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. B) Davacı kadına düğünde hangi ziynet eşyalarının takıldığı, burada varılacak sonuca göre bu ziynet eşyalarının davalı erkek tarafından davacı kadından alınarak bozdurulup bozdurulmadığı uyuşmazlığına ilişkin değerlendirmede; 33. Ziynet eşyaları; eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. 34. Hukuk Genel Kurulunun 05.05.2004 tarih, 2004/4-249 E. ve 2004/247 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. 35. Bu durumda “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır: Türk Medeni Kanunu’nun 220. maddesi gereğince; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevi tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kişisel mal olarak sayılmış olup aynı Kanun’un 222/1. maddesi; “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” hükmü ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu düzenlenmiştir. 36. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m.187/1). Herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz (HMK m. 187/2). 37. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarih, 2015/2 E. ve 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 38. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklinde düzenlendiği gibi usul hukukunun en önemli konularından biri olan ispat yükü kuralı, HMK'nin 190. maddesinde de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." şeklinde hüküm altına alınmıştır. 39. Yukarıda bahsedilen düzenlemelerden hareket edildiğinde, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Olağan olan ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır. 40. Ziynet eşyalarının aynen, olmadığı takdirde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden itibaren yasal faizi ile 37.000,00TL bedeline hükmedilmesinin dava ve talep edildiği somut olayda davacı, dava konusu ziynet eşyasının varlığını, ziynetlerin evliliğin başında rızası dışında davalı tarafından alınarak ailesine verildiğini ve bir kısmının da düğün borçları sebebiyle davalı tarafından bozdurulduğu yönündeki vakıalarını ispatlayamamıştır. Ne var ki davalı cevap dilekçesinde düğünde kendi üzerine takılan ziynetleri düğün borçlarını ödemek için kullandığını ikrar etmiş, 18.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda da davalının üzerinde 45 adet çeyrek altın, 22 ayar 10’ar gram 4 adet bilezik bulunduğu tespit edilmiştir. Ziynet eşyaları, eşler arasında aksine bir anlaşma veya bu konuda yerel bir adet bulunmadıkça evlilik sırasında kim tarafından hangi eşe takılmış olursa olsun kadın eşe ait sayılır. Davalı bu fiili karinenin aksini ispat edememiştir. Davalının beyanı ve bilirkişi raporu doğrultusunda düğünde davalıya takıldığı anlaşılan 45 adet çeyrek altın ve 22 ayar 10’ar gram ağırlığında 4 adet bilezik yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmektedir. 41. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına, bozma ilamında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenle uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının; 1) Kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı (IV- A), 2) Ziynet eşyası yönünden ise, Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenle (IV-B), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Kusur belirlemesi ve tazminatlara ilişkin verilen karar yönünden aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Ziynet eşyasına ilişkin verilen karar yönünden ise aynı Kanun’un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23.01.2020 tarihinde kusur belirlemesi ve tazminatlar yönünden oy çokluğu ile ziynet eşyası yönünden oy birliği ile karar verildi. KARŞI OY 1. İlk derece mahkemesi ile Özel Daire arasındaki temel uyuşmazlık, “yaklaşık 10 yıldır evli olan taraflardan davacı kadının davalı erkeğin fiziksel şiddetine maruz kalıp barışmalarından sonra tekrar tartışmaları ve davalı erkeğin üzerine yürümesi üzerine polis çağırmasının şiddet içerip içermediği, davalı erkeğin evi terk etmesi üzerine davacı kadının evden ayrılırken “kendini iyi hissettiğinde gelirsin” diye not bırakmasının afettiği anlamına gelip gelmediği, bu durumun erkeğin kusurunu kaldırıp kaldırmayacağı, dolayısı ile davacı kadın lehine Türk Medeni Kanunu’nun 174/1-2 maddesinde yer alan maddi ve manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “17.01.2013 tarihinde davalı erkeğin davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığı ve tarafların bir ay kadar ayrı yaşadıktan sonra barıştığı konusunda ihtilaf bulunmadığı, tanıkların ayrılmaya esas olan son olay konusunda doğrudan bilgi sahibi olmadıkları, ancak tanık beyanlarıyla davacı kadının polis çağırması üzerine davalı erkeğin evden ayrıldığının sabit olduğu, davacı kadının davalı erkekten kaynaklı hiçbir olay yaşanmadan polis çağırması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan davacı kadının son olayda aralarında tartışma çıktığı ve eşinin üzerine yürüdüğüne ilişkin beyanına itibar edilmesi gerektiği, davalı tanıklarının da duyuma dayalı olarak bu yönde beyanda bulundukları, davacı kadının evlilik birliği içerisinde sürekli fiziksel şiddete maruz kaldığı tanık beyanlarıyla sabit olduğuna göre son olayda da davalı erkeğin fiziksel şiddet uygulamak için eşinin üzerine yürüdüğü, boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkeğin daha ağır kusurlu olduğu” yönündeki direnme gerekçesi, çoğunluğun görüşü ile Özel Dairenin bozma gerekçesi de benimsenerek “davalı erkeğin, davacı kadına 17.01.2013 tarihinde uyguladığı fiziksel şiddetten sonra davacı kadının, tanıklarının beyanlarından da anlaşılacağı üzere, davalı hakkında verilen uzaklaştırma kararı sona ermeden eşini telefonla arayarak eve çağırdığı ve eşiyle barıştığı, böylece davacı kadının eşini affettiği, en azından bu olayı hoşgörüyle karşıladığı, bu eylemin erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, bir araya gelmelerinden sonra da taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân bırakmayacak nitelikte bir geçimsizliği kabule elverişli ciddi sebep ve delillerin tespit edilemediği, daha sonra yaşanan tartışma ve polis çağrılmasının ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve evlilik birliğinin devamına imkân bırakmayacak bir olay olmadığı, kaldı ki davacı kadının bu eylemi de mahkeme huzurunda “evden ayrılırken çocuklarla birlikte babamın evine gidiyorum, kendini iyi hissettiğinde gelirsin diye not bıraktım bu şekilde evden ayrıldım, ben normal evden ayrılır gibi evden çıktım, hiçbir şey yanımda almadım, ben evden ayrılmak niyetinde değildim” beyanda bulunarak af ettiği, erkeğe kusur izafe edilemeyeceği” gerekçesi ile bozulmuştur. 3. Çoğunluk görüşü, yaklaşık 10 yıldır evli olan ve şiddet maruz kalan, ancak buna rağmen evliliğini sürdürmeye çalışan davacı kadının boşanma istemine, boşanmanın kesinleşmesine ve barışmalardan sonra da şiddetin devam etmesine ve davalının mahkemedeki beyanının af niteliğinde bulunmamasına göre isabetli bulunmamıştır. Zira; 3.1. 4721 sayılı TMK.’un 174. maddesi uyarınca “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir”. 3.2. Boşanma davası açma hakkı, kusur ilkesine göre eşlerden birinin kusurlu olması halinde kural olarak kusurlu olmayan eşe tanınmıştır. Türk Hukukunda 04.05.1988 tarihli 3444 sayılı Yasa ile önceki MK.’nın 134. maddesinde yapılan değişiklik ile deha az kusurlu olan eşe de dava açma hakkı tanınmıştır. Yeni 4721 sayılı TMK'da " kusur ilkesine" yer verilmiştir. Zina, hayata kast, peki kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme ve terk boşanma sebeplerinde kusursuz veya daha az kusurlu eş dava hakkına sahiptir. 3.3. İnsana fiziksel ve ruhsal zarar veren her eylem, şiddet olarak değerlendirilmektedir. Fiziksel şiddet, eşler arası şiddet türleri arasında sağlık kurumlarına en çok yansıyan şiddet türüdür. Vurma, tokat atma, boğazını sıkma, dövme, acı verici veya alçaltıcı şekilde cinsel ilişkiye zorlama fiziksel şiddet olarak sınıflandırılmaktadır. Fiziksel şiddet diğer şiddet türleriyle karşılaştırıldığında belgelenmesi en kolay olanı ve en sık belgelenenidir. Tehdit, usandırma, gözdağı verme gibi çeşitli psikolojik şiddet türleri ise oldukça yaygın olmalarına rağmen çok az çalışılmakta ve bildirilmektedir. Eşe karşı fiziksel veya psikolojik şiddet uygulanması, pek kötü ve onur kırıcı kusurlu davranış olup, boşanma nedenlerindendir. Bir eşin diğer eşe karşı fiziksel şiddet uygulaması, şiddetli geçimsizlik (evlilik birliğinin temelinden sarsılması) nedeniyle genel boşanma nedenleri arasında en önemlisidir. 3.4. Şiddet eyleminden sonra evliliğin devam etmesi, şiddet eyleminin diğer eş tarafından affedilmesi hâlinde boşanma davasının reddedilmesi ve dolayısı ile kusur izafe edilmemesi gerekir. Ancak affın kabul edilebilmesi için kayıtsız şartsız bir irade beyanının mevcut olması ya da en azından affı gösterir fiili bir tutum ve davranışın gerçekleşmiş olması gerekir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, şiddet eylemi barışmadan ve evlilik devam ettikten sonra tekrar etmiş ise af durumu önceki şiddeti ortadan kaldırmaz. 4. Somut uyuşmazlığa gelince; Davacı kadının daha önce yaşananlarla birlikte 17.01.2013 tarihinde fiziksel şiddete maruz kaldığı, bir ay ayrı kaldığı, uğradığı fiziksel şiddetten dolayı koruma kararı aldığı, ancak daha sonra davalı eşi ile barışarak tekrar ortak haneye döndüğü tartışmasız olup, bu durum yerel mahkeme ve Özel Dairenin kabulündedir. Ancak barışmadan sonra tarafların tartıştığı ve davalı erkeğin davacı kadın üzerine yürümesi üzerine, kadının polis çağırdığı, davalının polis çağrılması üzerine evi terkettiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili dava dilekçesinde bu hususu “müvekkilinin psikolojik tedavi görmeye başladığını, müvekkilinin şikâyet hakkını kullanması sebebiyle üzerine yürüdüğünü, ancak müvekkilinin polisi arayacağını söylemesiyle evden ayrıldığını” belirterek somutlaştırmış, tanıklar bunu doğrulamış, davacı kadında duruşmadaki beyanında açıkça “ben eşim hakkında şikayetçi olmuştum, ancak uzaklaştırma kararım ikinci kez uygun görmedi, eşimde beni öldüreceğine dair allah ı şahit göstererek tehdit etmişti, ben korktuğum için eve gidemedim, evden ayrılırken çocuklarla birlikte babamın evine gidiyorum, kendini iyi hissettiğinde gelirsin diye not bıraktım bu şekilde evden ayrıldım, ben normal evden ayrılır gibi evden çıktım, hiçbir şey yanımda almadım, ben evden ayrılmak niyetinde değildim” şeklinde belirtmiştir. 5. Sonuç: Dosya içeriğine göre davacının davalı erkeğin hem fiziksel hem de psikolojik şiddetine uğradığı açıktır. Bir ay ayrı kaldıktan sonra tekrar bir araya gelmeleri af niteliğinde ise de bu barışmadan sonra davacının tekrar şiddete maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu şiddet tehdit içerdiği gibi üzerine yürüme ile fiziksel şiddete teşebbüs şeklinde olup polisin çağrılması ve davalı eşin terk karinesi ile kanıtlanmıştır. Davacı kadın önceki şiddeti evlilik birliğini koruma amacı ile affetmiş ve barışmıştır. Ancak devam edince, artık boşanma davası açarak iradesini ortaya koymuş ve affetme olgusu ortadan kalkmıştır. Davacının duruşmada “ben korktuğum için eve gidemedim, evden ayrılırken çocuklarla birlikte babamın evine gidiyorum, kendini iyi hissettiğinde gelirsin diye not bıraktım bu şekilde evden ayrıldım” beyanı kayıtsız şartsız af niteliğinde olmadığı gibi artık ben bitiriyorum kendi evine dönebilirsin şeklindeki irade açıklamasıdır. Olayda davalı erkeğin kusurlu olduğu, kusurun af edilmediği sabittir. Yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bulduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılınmamıştır.

Türk Medenî Kanunu'nun 166. maddesinin 1. ve 2. fıkraları çerçevesinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz veya az kusurlu olunması gerekmeyip, daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmaktadır; ancak boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı kaçınılmazdır. Eşlerin dava konusu olayların ardından barışmaları, hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleşen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeleri af niteliğindeki davranışlardan sayıldığından, af niteliğindeki bu tür davranışlar boşanma davasının reddine gerekçe oluşturabilmektedir.

Tedbir kararı verilebilmesi için delil veya resmi belge aranır mı?

6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz; önleyici tedbir kararının ise geciktirilmeksizin verileceği belirtilmiştir. Uzaklaştırma tedbirinde ise şiddet içeren eylemin gerçekleşmiş olması şart olmayıp kişinin muhtemel şiddet tehlikesi altında bulunması yeterli görülmektedir.

Uzaklaştırma kararı en fazla kaç ay süreyle verilebilir?

6284 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 2. fıkrası gereğince tedbir kararları ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Şiddet tehlikesinin süreceği anlaşılırsa mahkemece resen veya ilgililerin talebiyle sürenin değiştirilmesine ya da aynen devamına karar verilebilir.

Uzaklaştırma kararına aykırı hareket edilirse hapis cezası uygulanır mı?

Hakkında tedbir kararı verilen kişinin bu karara aykırı hareket etmesi hâlinde 6284 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca üç günden on güne kadar; ihlalin tekrarında onbeş günden otuz güne kadar zorlama hapsi uygulanır. Toplam süre altı ayı geçemez.

Uzaklaştırma kararı varken barışmak tazminat taleplerini etkiler mi?

Uzaklaştırma süresi dolmadan eşlerin barışıp birlikte yaşamaya devam etmesi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış sayılabilmekte; affedilen vakıalar kusur sayılmadığı için maddi ve manevi tazminata dayanak yapılamamaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu