Narsist Eşle Boşanma Davası Neden Zor ve Hukuki Dayanakları

by Avukat Erdal Ersoy
Narsist Eşle Boşanma Davası Neden Zor ve Hukuki Dayanakları

Narsist Eşle Boşanma Sürecinde İspat Güçlüğü

Narsist özellikler sergileyen eşle yürütülen boşanma davalarında vakıaların ispatlanması kolay değildir. Bu durumdaki eşin dışarıya ve toplum içine karşı saygın, güçlü veya sevilen bir görünüm sergileyebilmesine karşılık ortak konutta öfke patlamaları ve psikolojik şiddet uygulayabilmesi, evlilik içerisindeki davranışların mahkeme nezdinde ispatını güçleştirebilir.

Narsist Kişilik Bozukluğunun Boşanma Sebebi Olarak Niteliği

Narsist kişilik bozukluğu, tıbbi açıdan akıl hastalığı değil kişilik bozukluğu olarak sınıflandırılmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesi uyarınca akıl hastalığına dayalı boşanma davası açılabilmesi için hastalığın ortak hayatı diğer eş açısından çekilmez kılması ve iyileşme olanağının bulunmadığının resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmesi şarttır. Kişilik bozuklukları bu çerçevede doğrudan akıl hastalığı sayılmadığından, narsist eşin yarattığı geçimsizlik ve zedeleyici tutumlar Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması vakıası olarak ileri sürülebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 165Kaynağı aç
Madde 165- Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir. VI. Evlilik birliğinin sarsılması

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve İtiraz Dengesi

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesinin ilk iki fıkrasına göre ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede evlilik birliği temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri dava açabilir. Davacının kusuru daha ağır olduğu takdirde davalı eşin davaya itiraz etme hakkı saklıdır. Bununla birlikte davalının yönelttiği bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görülüyorsa ve evlilik birliğinin sürdürülmesinde davalı ile müşterek çocuklar bakımından korunmaya değer bir hukuki yarar kalmamışsa mahkemece boşanmaya karar verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Herhangi bir boşanma sebebiyle ikame edilmiş bir davanın reddine karar verilip bu kararın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçtiği takdirde, her ne sebeple olursa olsun ortak yaşam yeniden tesis edilememişse evlilik birliği kanun gereği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin başvurusu üzerine boşanmaya hükmedilir.

Özel Boşanma Nedenleri ve Hak Düşürücü Süreler

Evlilik sürecinde sergilenen ağır fiiller kanunda belirtilen özel boşanma nedenlerine de vücut verebilir. Eşlerden biri, diğeri tarafından hayatına kastedilmesi, kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir muamelede bulunulması hallerinde Türk Medeni Kanunu'nun 162. maddesine dayanarak boşanma davası açabilir. Bu hak, sebebin öğrenilmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle düşeceği gibi fiili affeden eşin de dava hakkı ortadan kalkar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 162Kaynağı aç
Madde 162- Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. III. Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme

Zina eylemine dayalı boşanma davasında da Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi gereğince öğrenmeden itibaren altı ay ve her hâlde eylemin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer; eylemi affeden taraf dava açamaz. Buna karşın Türk Medeni Kanunu'nun 163. maddesi gereğince eşlerden birinin küçük düşürücü bir suç işlemesi yahut haysiyetsiz bir yaşam sürmesi sebebiyle birlikte yaşaması diğer eşten beklenemez hale gelmişse, hak sahibi eş herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı kalmaksızın her zaman boşanma davası ikame edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 161Kaynağı aç
Madde 161- Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur. II. Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 163Kaynağı aç
Madde 163- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. IV. Terk[15]

Evlilik yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla ortak konutu terk eden ya da haklı bir neden bulunmaksızın ortak konuta dönmeyen eşe karşı Türk Medeni Kanunu'nun 164. maddesi uyarınca terk sebebiyle boşanma davası açılabilir. Diğer eşi ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı sebep olmaksızın ortak konuta dönüşünü engelleyen eş de kanunen terk etmiş sayılır. Terk davasının açılabilmesi için ayrılığın en az altı ay sürmüş olması ve bu durumun devam etmesi gerekir. Dava açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe mahkemeden veya noterden ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe terk sebebiyle dava açılamaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 164Kaynağı aç
Madde 164- Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz. V. Akıl hastalığı

Dijital Kayıtların Delil Niteliği ve Hukuka Uygunluk

Ortak konut içinde kapalı kapılar ardında yaşanan psikolojik şiddet ve hakaretlerin ispatlanmasında kısa mesajlar, elektronik postalar, sosyal medya yazışmaları ve ses kayıtları önemli delil araçları arasında yer alır. Ancak bu verilerin mahkemede değerlendirmeye alınabilmesi, hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmalarına bağlıdır. Hukuka aykırı şekilde temin edilen kayıtlar yargılamada dikkate alınmaz.

Velayet Uyuşmazlıkları ve Sosyal İnceleme Raporları

Narsist ebeveynlerin ayrılık sürecinde çocukları diğer tarafa karşı yönlendirmesi, duygusal baskı kurarak diğer ebeveynin sevgisiz olduğu algısını aşılamaya çalışması çocuğun psikolojik gelişimini zedeler. Boşanma davalarında velayet düzenlemesi çocuğun üstün yararı ilkesi doğrultusunda şekillenir. Pedagog veya uzmanlarca hazırlanan sosyal inceleme raporlarında bu tür manipülasyonların çocuğun gelişimine olumsuz yansıdığı belirlendiğinde, mahkeme velayeti diğer ebeveyne tevdi edebilir.

Maddi ve Manevi Tazminat Koşulları

Boşanmanın fer'isi niteliğindeki tazminat talepleri Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesinde düzenlenmiştir. Boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu olan eş, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Diğer taraftan evliliğin sona ermesine yol açan vakıalar sebebiyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer eşten manevi tazminat olarak uygun miktarda bir paranın ödenmesini talep edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Mal Rejiminin Tasfiyesi ve Mal Kaçırma İddiaları

2002 yılından sonra kurulan evliliklerde yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir. Eşler arasındaki bu rejim Türk Medeni Kanunu'nun 225. maddesi uyarınca mahkemece evliliğin boşanma veya iptal sebebiyle sona erdirilmesine ya da mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Türk Medeni Kanunu'nun 222. maddesi gereğince belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür; aksi ispat edilinceye kadar bir eşin bütün malları edinilmiş mal sayılır ve kime ait olduğu ispat edilemeyen mallar eşlerin paylı mülkiyetinde kabul edilir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/16727, K. 2015/19749Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2015/16727 E.  ,  2015/19749 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı … ile … aralarındaki katılma alacağı davasının kabulüne dair … 12. Aile Mahkemesi'nden verilen … gün ve … sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili, tarafların evlendikten sonra kurulan ve davalının da ortak olarak bulunduğu … İnşaat Mimarlık Ltd. Şti.'nin ve yine … Elektronik Bilgi İşlem Sanayi ve Dış Ticaret Ltd.nin elde ettiği gelirin, yine davalının müteahhitlik yaparak kat karşılığı inşaat sözleşmesi sonucu sahip olduğu … ada … parselde kayıtlı 20 ila 26 nolu bağımsız bölümlerin edinilmiş mal olduğunu, davalının taşınmazların bir kısmını mal kaçırmak amaçlı olarak kardeşi ile amcasına devrettiğini açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak 90.000.TL katılma alacağının faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, evlilik içerisinde tarafların edindikleri malları bulunmadığını, vekil edeninin babasına ait şirket tarafından yapılan inşaatlardan dolayı bu devirlerin yapılmış olduğunu, ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 90.000.TL katılma alacağının karar tarihinden faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir(6100 sayılı HMK 33. m). iddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Kural olarak, mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden(TMK 229.m) ve denkleştirmeden(TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının(TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin(TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır(TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır (TMK 227/1, 228/1, 229, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye anı karar tarihidir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir (TMK 222. m). Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Somut olaya gelince; eşler, … tarihinde evlenmiş, … tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Tasfiyeye konu taşınmazlar, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu … tarihinde edinilerek davalı eş adına tescil edilmiştir. Ancak taşınmazların bağımsız bölümlerinin bir kısmı boşanma davasından kısa bir süre önce bir kısmı ise daha sonra satış suretiyle davalının kardeşi ile amcasına devredilmiştir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m). Mahkemece, bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara dayanak alınan 17.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu edilen şirketler yönünden herhangi bir inceleme yapılmadığı, incelemenin mali konularda uzman bir bilirkişi tarafından yapılmasının gerektiği açıklanmış; mahkemece şirketler yönünden talep edilen alacak hakkında bir hüküm kurulmamıştır. Ancak, bu taleple ilgili olarak davacı temyiz talebinde bulunmadığından, yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir. Dava konusu bağımsız bölümlerin (katların) davalı ile 3. kişiler arasında aktedilen … 27. Noterliğinde düzenleme şeklinde … ve … tarihli Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri uyarınca yapıldığı, tarafların ise bu sözleşmenin imza edilmesinden kısa bir süre önce 08.09.2007 tarihinde evlendikleri görülmektedir. Davalı eş arsa sahiplerine düşen bağımsız bölümler de dahil olmak üzere tamamının inşa bedelinin aynı zamanda müteahhit ve şirket sahibi olan babası tarafından karşılandığını savunmuş; bu husus dinlenen tanıklarca da doğrulanmıştır. Ayrıca evlendikten kısa bir süre sonra kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca gerçekleştirilen imalatlardaki inşaat harcamalarının kişisel maldan karşılanmış olması, hayatın olağan akışına da uygun düşmektedir. Hayatın olağan akışına uygun düşmeyeni iddia eden ispat yükünü üzerinde taşır. Bu bakımdan, bağımsız bölümlerin inşa bedelinin edinilmiş maldan karşılandığı davacı tarafından ispatlanamamıştır. "Kat karşılığı inşaat sözleşmesi"; arsa sahibinin arsasının belirli paylarının mülkiyetini yüklenicinin arsa üzerinde inşa edeceği binanın belirlenen bağımsız bölümlerinin teslimi karşılığında, yükleniciye devretmeyi taahhüt etmesi olarak tanımlanabilir. Bu şekilde yüklenici arsa bedeli yerine arsa sahibine bağımsız bölüm (kat) vermek suretiyle, arsa için ayrıca para ödemekten kurtulmakta, kendisine finansman kolaylığı sağlamakta, kendine düşen bağımsız bölümler üzerinden bir kazanç sağlamak istemektedir. Bu kazanç ise; arsa sahibi ile kendisine kalan tüm bağımsız bölümlerin inşası için yaptığı toplam imalat bedeli ile kendisine kalan bağımsız bölümlerin piyasa değeri arasındaki olası farktan oluşmaktadır. Kuşkusuz paylaşım gereği gibi hesaplanmadığı, imalat ve satış fiyatlarındaki ani artış veya düşüşler kazanç durumunu etkileyebileceği gibi zarar edilmesine de yol açabilir. Yukarıda açıklandığı gibi, davalı, babasının verdiği ve bu nedenle kişisel mal sayılması gereken sermaye ile bağımsız mesleki faaliyet niteliğindeki yüklenici sıfatıyla, kendi bedeni ve fikri çalışması organizasyon becerisi ile kazanç sağlama çabasına girişmiştir. Bu faaliyeti sonunda bir kazanç sağladığı takdirde; bu kazanç, evlilik döneminde elde edilmiş olduğundan; edinilmiş mal niteliğinde olacaktır. ( Suat Sarı Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi Olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi, İstanbul 2007, sh 146). Davalının, yukarıda anılan kat karşılığı inşaat sözleşmeleri uyarınca, inşa edilen binadan kendisine düşen bağımsız bölümlerin bir kısmını mal rejiminin sona erme tarihi olan boşanma dava tarihinden önce bir kısmını ise daha sonra yakınlarına satış yoluya devrettiği hususu tapu kayıtlarının incelenmesinde anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece bir inşaatçı, bir mali müşavir ve birde hesap bilirkişi aracılığıyla taşınmazın bulunduğu yerde keşif ve inceleme yapılarak anılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi inşa edilen binaya uygulanarak, sözleşmeye göre davalıya kalan bağımsız bölümlerin ve inşaat seviyelerinin belirlenmesi; arsa sahibine ve davalıya düşen tüm bağımsız bölümler dahil olmak üzere, tasfiye tarihi olan karar tarihi itibariyle binanın tamamının imalat bedelinin ve aynı tarih itibariyle davalıya düşen bağımsız bölümlerin rayiç (piyasa) değerlerinin tespit ettirilmesi gerekir. Bu tespit sonucu; davalıya düşen bağımsız bölümlerin rayiç değeri toplamı tüm bağımsız bölümleri içeren binanın maliyet bedelinden fazla olduğu takdirde; bu fark davalının kazancı, aynı zamanda edinilmiş mal niteliğinde alacak ve tasfiye hesabına girecektir. Tasfiye hesabına taşınmazın kendisi girmediği, mevcut kazanç girdiğinden burada TMK'nun 232. maddesinin uygulanması söz konusu olmayacak ve bu şekilde hesaplanan farkın yarısının davacının artık değere katılma alacağı olarak hükmedilmesi; aksi halde talebin reddi gerekecektir. Mahkemece açıklanan şekilde inceleme yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde mahkemece yapılacak iş, gerektiğinde keşif yapılarak uzman inşaat ve hesap bilirkişinden rapor alınarak, yukarıda belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılması ve gerçekleşecek sonuca göre talep de göz önünde bulundurularak bir karar verilmesinden ibarettir. Hükmün açıklanan sebeplerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taşınmazlara ilişkin bölümünün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 1.537,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 05.11.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 222Kaynağı aç
Madde 222 – Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir. B. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 225Kaynağı aç
Madde 225 – Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. II. Malların geri alınması ve borçlar 1. Genel olarak

Türk Medeni Kanunu'nun 236. maddesinde yer alan artık değere katılma alacağı yasadan doğan bir hak niteliğindedir ve borçlar düşüldükten sonra kalan artık değerin yarısı üzerindedir. Türk Medeni Kanunu'nun 227. maddesindeki değer artış payı alacağında eşin diğer eşin mal edinmesinde kişisel malı veya geliriyle somut katkısı aranırken, katılma alacağında talepte bulunan eşin herhangi bir gelirinin bulunması veya mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunması gerekmez.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/4834, K. 2014/4775Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/4834 E.  ,  2014/4775 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Hopa Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 28/11/2012 NUMARASI : 2011/170-2012/241 H.. L.. ile A.. S.. aralarındaki katılma alacağı ve değer artış payı alacağı davasının reddine dair Hopa Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 28.11.2012 gün ve 170/241 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı vekili, evlilik birliği içinde edinilerek davalı eş adına tapuya tescil edilen .. ada .. parsel .. numaralı bağımsız bölüme ilişkin ödemelerin vekil edeni tarafından yapıldığını, davalının müşterek haneyi terki sonrası mal kaçırmak amacıyla nizalı taşınmazı danışıklı olarak dava dışı babasına devrettiğini açıklayarak, fazla hakları saklı tutulmak kaydıyla 40.000 TL katılma ve değer artış payı alacağının yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, nizalı taşınmazın satış parasının vekil edeninin babası tarafından ödendiğini, davacının düzenli işi ve geliri olmadığını, davalının babasına satış bedeli ödenemeyince taşınmazın iade edildiğini bildirerek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, nizalı taşınmazın edinilmiş mal olduğu, ödemelerin davalının babası ve davalı tarafından yapıldığı, tarafların ev sahibi olmaya yeterli kazançları olmadığından nizalı evin davalının babasına devrinin kötü niyetli olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar 29.08.2004 tarihinde evlenmiş, 06.01.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 12.09.2011 tarihinde kesinleşmesiyle evlilik birliği son bulmuştur. Dava konusu .. ada .. parselde .. numaralı bağımsız bölüm tapuda satın alma suretiyle 30.03.2009 tarihinde davalı adına tapuya tescil edilmiş; 16.11.2009 tarihinde satış yoluyla davalının babası Z. Y.’a devredilmiştir. Uyuşmazlık konusu taşınmazın tapuda davalı adına tescili tarihi belirtildiği üzere 2009 ise de, aslen müteahhitten 2007 yılından itibaren muhtelif ödemeler yapılarak satın alındığı, tapu kaydının sonraki tarihte davalı üzerine tescil edildiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. TMK'nun 179.maddesine göre mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Taraflar arasında başka bir mal rejimi seçildiği ileri sürülmediğine göre, evlenme tarihinden mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar TMK'nun 202.maddesine göre yasal edinilmiş mallara katılma rejimine tabidirler. Başka bir anlatımla dava konusu taşınmazın edinildiği tarih itibariyle eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Eşler arasındaki mal rejimi TMK'nun 225/2.maddesine göre boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle sona ermiştir. Evlilik içinde 01.01.2002 tarihi sonrası eşlerden biri adına edinilen mal varlığı üzerinde diğer eşin yasadan kaynaklanan artık değerin yarısı oranında katılma alacağı isteme imkanı bulunmaktadır. (TMK'nun 231, 236/1.m.) TMK'nun 222. maddesi gereğince, belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bir eşin bütün mallarının aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilmesi gerekir. Katılma alacağı bakımından talepte bulunan eşin çalışıp çalışmaması veya herhangi bir katkıda bulunup bulunmamasının bir önemi de yoktur. Katılma alacağı yasadan kaynaklanmaktadır. Bu tür davalarda, eklenecek değerden (TMK'nun m. 229) ve denkleştirmeden (TMK'nun m. 230) elde edilen miktarlarda dahil olmak üzere edinilmiş malın (TMK'nun m. 219) toplam değerinden mala ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan artık değerin (TMK'nun m. 231) yarısı üzerinden (TMK'nun m. 236/1) katılma alacağının hesaplanması ve TMK'nun 227. maddesi hükümleri uyarınca; eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyişleştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuş ise, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında değer artış payı alacağının belirlenmesi gerekir. TMK'nun 227. maddesine dayanan değer artış payı alacağında eşlerden birinin diğer eşin mal edinmesinde katkısından söz edilmekte ise de, TMK'nun 236. maddesine dayanan katılma alacağında eşlerden birinin herhangi bir katkısı gerekli olmadığı gibi eşlerden birinin diğer eşin edindiği mal üzerindeki hakkı yasadan kaynaklanan şahsi hak niteliğindedir. Diğer yandan eşlerden birinin bu dönemde diğer eşin edindiği mala TMK'nun 227. maddesinde belirtildiği şekilde kişisel mal veya geliri ile katkıda bulunduğunu ispat etmesi halinde değer artış payı talep etmesine yasal bir engel de yoktur. Ancak, katılma alacağı daha farklı sayal düzenleme içermektedir. Katılma alacağı için yukarıda yazılı olduğu üzere eşin herhangi bir katkısı gerekmemektedir. Bu hak yasadan kaynaklanmaktadır. Resmi evlilik devam ettiği sürece edinilen malların mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olması durumunda (TMK'nun m. 235) tasfiye edileceği yasa gereğidir. Somut olayda; davacı taraf dava dilekçesinde nizalı taşınmazın ödemelerinin bizzat tarafınca yapıldığını ileri sürmüştür. Davalı ise satış parasının babası tarafından ödenmesi nedeniyle, babasına borçlandıklarını, ödeme yapamayınca taşınmazı iade ettiğini bildirmiştir. Dinlenen taraf tanıkları, dosya kapsamındaki belgeler ve temyiz incelemesine konu dosyaya ekli Hopa Asliye (Aile) Mahkemesi'nin 2010/21 Esas ve 2011/41 Karar sayılı boşanma dosyası içeriğindeki davalının yazılı açıklamalarına göre, nizalı taşınmazın tamamlanmamış halde 45.000 TL peşinatla alındığı, bunun 15.000 TL'sinin davalının ailesince karşılandığı, bir kısım ara ödemeler yapıldığı, davalının babasının 27.03.2009 tarihinde inşaat firmasına 7.000 TL daha ödemede bulunduğu görülmüştür. Bu halde uyuşmazlık konusu taşınmazın edinimine davalının ailesi tarafından yapılan katkının davalının kişisel mal grubunda değerlendirilmesi, bakiye ödemelerin ise aksi tarafca ispatlanamadığına göre tarafların çalışma karşılığı gelirlerinden ödendiğinin, dolayısıyla edinilmiş mal olduğunun kabulü gerekir. Nizalı taşınmaz boşanma davasının açıldığı tarih itibariyle davalının babasına satış suretiyle devredilmiş ise de, TMK'nun 229/2. maddesi uyarınca katılma alacağının tespitine esas alınmalıdır. Mahkemece yapılacak iş; nizalı taşınmazın TMK'nun 235/2. maddesi gereğince, devir tarihindeki tamamlanma oranının ve değerinin tespiti ile davalının ailesince yapılan ödemelerin gerekirse devir tarihi itibariyle güncelleştirilmiş değerinin hesap bilirkişisine hesaplatılarak taşınmazın tespit edilecek değerinden düşülmesi, kalan kısmın edinilmiş mal grubundan sayılması ile belirlenecek artık değerin yarısı oranında katılma alacağına hükmedilmesidir. Hatalı niteleme ve çelişik gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve yasa hükümlerine uygun bulunmayan hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 24,30 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 20.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tasfiye aşamasında eşin katılma alacağını azaltma kastıyla yaptığı devirler veya mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi uyarınca edinilmiş mallara değer olarak eklenir. Bu tür devirlerde malın devir tarihindeki durumu esas alınarak tasfiye ve karar tarihindeki sürüm değeri hesaba dahil edilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2016/14281 Esas ve 2018/17838 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, karşılıksız kazandırma veya devrin tespiti halinde işlemin ve tasarrufun iptaline karar verilemez; devrin tespitiyle yetinilir ve borçlu eski eşin mal varlığı borcu karşılamaya yettiği sürece üçüncü kişi katılma alacağından sorumlu tutulmaz. Eşle birlikte üçüncü kişiye dava açılmışsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca üçüncü kişiye yönelik dava ayrılarak borcun eşten tahsil edilebilirliği bekletici mesele yapılır. Tasfiye sırasında borçlu eşin mal varlığı veya terekesi borcu ödemeye yetmediği takdirde, Türk Medeni Kanunu'nun 241. maddesine göre üçüncü kişi aleyhine eksik kalan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabilecektir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/14281, K. 2018/17838Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/14281 E.  ,  2018/17838 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :……… Mahkemesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı … vekili, 16.07.2004 ve 29.05.2006 tarihlerinde satın alınarak davalı eş adına tescil edilen dava dilekçesinde belirtilen taşınmazların edinilmiş mal olduğunu, bu taşınmazların davalı eş tarafından 15.11.2011 tarihinde mal kaçırma kastıyla kardeşi olan diğer davalıya devredildiğini açıklayarak, mal rejiminin tasfiyesi ile davalı eşten fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere şimdilik 10.000-TL katılma alacağının tahsiline, davalı …'den fazlaya ilişkin haklar saklı olmak üzere şimdilik 10.000-TL katılma alacağı ve faizin davalı eşin malvarlığından karşılanamadığı kadarının tahsiline karar verilmesini istemiş, 26.01.2016 havale tarihli dilekçesinde, davalı … yönünden talebini 83.691-TL'ye yükseltmiş, bu miktarın davalı …'dan tahsiline, davalı …'ın ödemede eksik kaldığı miktardan diğer davalı …'nin sorumlu olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar … ve … vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalı …'a karşı açılan davanın reddine, diğer davalı için davanın kısmen kabulüne, (TMK mad. 235/1 dikkate alınarak malın devir tarihindeki sürüm değeri esas alınmak üzere) 63.990-TL değerinin tasfiyenin sona erdiği karar tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı … vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-a) Davacı vekilinin davalı …'ya yönelik dava yönünden temyiz itirazlarına gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 Sayılı HMK mad.33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Somut olaya gelince; eşler, 08.01.1995 tarihinde evlenmiş, 06.06.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad.225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 Sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 Sayılı TKM mad.170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 Sayılı Yasa mad.10, TMK mad.202/1). Tasfiyeye konu ………daki 3330 ada 4 parseldeki 330/2400 hisse, 16.07.2004 tarihinde, ……'deki 10181 parseldeki 23 nolu bağımsız bölüm ise, 29.05.2006 tarihinde eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmişler, boşanma dava tarihinden önce 15.11.2011 tarihinde diğer davalı …'a satılarak devredilmişlerdir. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad.179). Mahkemece, ………daki mesken nitelikli taşınmazın 16.07.2004 tarihinde edinildiği ve 15.11.2011 tarihinde davalı … tarafından diğer davalı …'ye satıldığı, ……'deki dükkan nitelikli taşınmazın 29.05.2006 tarihinde edinildiği ve 15.11.2011 tarihinde davalı … tarafından diğer davalı …'ye satıldığı, her iki taşınmazın da edinilmiş mal niteliğinde olduğu, edinilmiş malların tasfiye hesabında tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılacağı, TMK'nin 235/2. maddesinde edinilmiş mal devredilmişse devredildiği tarihte malın değerinin esas alınacağının belirtildiği, ………daki mesken nitelikli taşınmazın ise devir tarihindeki 79.989-TL, ……'deki dükkan nitelikli taşınmazın ise 47.993-TL olarak belirtildiği anlaşılmakla, bu değerlerin toplamı olan artık değerden davacı hissesine düşen katılma alacağının 63.990-TL olduğu gerekçesiyle, bu miktara hükmedilmişse de, bu karara katılma olanağı bulunmamaktadır. Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken "eklenecek değerler" göz önünde bulundurulur. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesine göre; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir. Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından 229. maddede sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Mahkemece, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının anlaşılması durumunda, söz konusu mal mevcut kabul edilerek yapılan hesaplamada davacı tarafın katılma alacak hakkının olup olmadığı, varsa miktarı saptanarak davalı eşten tahsili yönünde hüküm kurulmalıdır. Tasfiyede devredilen mal varlığının devir tarihindeki durumu (niteliği, seviyesi, yaşı vb.) esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değeri hesaplamada göz önünde bulundurulur (TMK mad.235/2). TMK'nin 232. maddesi “Mal rejiminin tasfiyesinde malların sürüm değerleri esas alınır hükmünü, TMK'nin 235. maddesi “Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar. Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır.” hükmünü içermektedir. Tasfiyeye konu her iki taşınmazın da, boşanma dava tarihinden yaklaşık 5,5 ay önce 15.11.2011 tarihinde aynı gün davalı eşin kardeşi olan diğer davalı …'ye tapuda satış yoluyla devredildiği anlaşıldığına göre, yapılan devirlerin davacının katılma alacağını azaltma kastıyla yapıldığının kabulü gerekir. Mahkemece, tasfiyeye konu taşınmazlar nedeniyle artık değere katılma alacağı hesabı yapılması doğru ise de; taşınmazların devir tarihindeki değerleri olarak belirlenen değerler üzerinden hesaplama yapıldığı görülmektedir. Az yukarıda açıklandığı üzere; tasfiyede devredilen malvarlığının devir tarihindeki durumu (niteliği, seviyesi, yaşı vs.) esas alınarak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm (rayiç) değerinin esas alınması gerekmektedir. (TMK madde 235/2.) Bu itibarla, Mahkemece, yukarıdaki ilke ve esaslar gözetilerek, tasfiyeye konu taşınmazların devir tarihindeki durumları esas alınarak tasfiye tarihindeki (önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihindeki) sürüm (rayiç) değerleri belirlenerek bu değerler üzerinden talep miktarı da gözetilerek hüküm kurulması gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. b) Davacı vekilinin davalı …'a yönelik dava yönünden temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, taşınmazı devir alan tapu maliki davalı …'ın davanın mal rejiminden kaynaklanan alacak davası olması, tescile yönelik bir dava da olmadığı gerekçesiyle bu davalıya karşı açılan davanın reddine karar verilmişse de, gerekçe dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının tespit edilmesi halinde, işlemin (tasarrufun) iptaline karar verilemez ve üçüncü kişi davalı olarak gösterilse dahi bu aşamada davacı lehine hüküm altına alınan katılma alacağından sorumlu tutulmaz. Sadece, üçüncü kişi hakkında 229. maddedeki amaç ve doğrultuda lehine kazandırma veya devrin yapıldığının tespiti ile yetinilmelidir. Zira, ancak tasfiye sırasında borçlu eşin mal varlığı ya da terekesinin borcu ödemeye yetmediğinin anlaşılması durumunda, sonradan üçüncü kişi aleyhine TMK'nin 241. maddesine göre eksik kalan miktarla sınırlı olarak alacak davası açılabilecektir. Başka bir anlatımla, borçlu eşin mal varlığı veya terekesi tasfiye borcunu ödemeye yetiyorsa, hiçbir zaman lehine kazandırma yapılan üçüncü kişi davacıya ödenecek katılma alacağından sorumlu tutulmayacaktır. Mahkemece, mal rejiminin tasfiyesi hakkında nihai karar verilmesiyle başlayan tasfiye süreci, alacak miktarının tahsil edilmesiyle tamamlanır. Borçlu eşin mal varlığının ya da terekesinin tasfiye borcunu karşılamaya yetip yetmediği ancak bu sürecin ilerleyen aşamalarında belli olacağından, üçüncü kişinin daha tasfiyenin başlangıcında (mahkeme kararıyla) borçtan sorumlu tutulması doğru olmaz. O halde, eşle birlikte eşten kazandırma veya devralan üçüncü kişiye karşı dava açılması durumunda, mahkemece yapılması gereken iş; HMK'nin 167.maddesi uyarınca üçüncü kişiye (davalı …'ye) karşı açılan dava hakkında “ayırma kararı” verilerek davanın ayrı bir esasa kaydının sağlanması; bu davada eski eşe karşı açılan katılma alacağı davası sonucunun ve alacağa karar verilmiş ise, eşden tahsil edilebilme durumunun HMK'nin 165/1. maddesi gereğince “bekletici sorun” yapılması olmalıdır. Yukarıda yapılan açıklama ve değerlendirmeler karşısında; mahkemece davalı … hakkında açılan dava için, açıklanan yönde işlem ve inceleme yapılması gerekirken; davalı …'ye karşı açılan davanın reddine karar verilmesi de doğru değildir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2-a) ve (2-b) nolu bentlerde yazılı nedenlerle kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nin 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı … vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle reddine, taraflarca HUMK'nin 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, istek halinde peşin harcın temyiz eden davacıya iadesine, 1.092,73 TL peşin harcın 4.371,15 TL onama harcından mahsubu ile kalan 3.278,42 TL'nin temyiz eden davalı …'dan alınmasına, 24.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 229Kaynağı aç
Madde 229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir: 1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. 3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
Madde 241- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM MAL AYRILIĞI A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf
Narsist kişilik bozukluğu tek başına boşanma sebebi midir?

Narsist kişilik bozukluğu psikiyatri alanında akıl hastalığı değil kişilik bozukluğu sayıldığından Türk Medeni Kanunu'nun 165. maddesindeki akıl hastalığı sebebine doğrudan dayanak yapılamaz; evlilik birliğinin temelinden sarsılması kapsamında genel sebeple dava konusu edilebilir.

Narsist eşin ses kayıtları ve mesajları mahkemede kullanılabilir mi?

Narsist eşe ait yazışma ve ses kayıtları delil olarak sunulabilir; ancak mahkemece bu kayıtların hüküm kurulurken dikkate alınabilmesi hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmalarına bağlıdır.

Narsist eşin üçüncü kişiye kaçırdığı mallar iptal davasıyla geri alınır mı?

Katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirlerde tasarrufun iptali kararı verilemez; Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesi uyarınca devredilen mal edinilmiş mallara değer olarak eklenir ve borçlu eşin mal varlığı yetersiz kaldığında üçüncü kişiden ancak eksik kalan miktarla sınırlı talepte bulunulabilir.

Manipülatif narsist eş çocuğun velayetini alabilir mi?

Velayet belirlenirken çocuğun üstün yararı esas alınır; narsist eşin duygusal manipülasyonlarının çocuğun psikolojik gelişimine zarar verdiği uzman incelemesiyle saptandığında velayet diğer ebeveyne bırakılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu