Mal Kaçıran Eşe Karşı Açılacak Dava ve Haklar

by Avukat Erdal Ersoy
Mal Kaçıran Eşe Karşı Açılacak Dava ve Haklar

Hukuki Nitelendirme ve Artık Değere Katılma Alacağı

Evlilik birliği sürerken eşlerden birinin malvarlığını elden çıkararak diğer eşin tasfiye payını karşılıksız bırakmaya çalışması hâlinde, yargılamada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 33 gereğince maddi vakıaları bildirmek taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hâkime aittir. Eşin mal devirleri yoluyla gerçekleştirdiği eylemler, uygulamada artık değere katılma alacağı talebi olarak değerlendirilir.

Artık değere katılma alacağı kanundan doğan bağımsız bir haktır. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 219, m. 229, m. 230, m. 231 ve m. 236/1 çerçevesinde; eklenecek değerler ile denkleştirme tutarları hesaba katılarak edinilmiş malların toplamından borçlar indirilir ve kalan artık değerin yarısı üzerinden talep hakkı doğar. Bu hakkı ileri süren eşin ayrıca bir gelirinin bulunması veya malvarlığının edinilmesine, korunmasına ya da iyileştirilmesine fiilen katkı sağlamış olması zorunlu değildir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/16956, K. 2017/6714Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2015/16956 E.  ,  2017/6714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne ve karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Davacı … vekili, davalı adına edinilen taşınmaz nedeniyle 40.000,00 alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulü ile, 40.000,00 TL alacağın tahsiline karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK m. 229) ve denkleştirmeden (TMK m. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK m. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK m. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK m. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 s.lı TMK’nun m. 235/1). Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken "eklenecek değerler" göz önünde bulundurulur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesine göre; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir. Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından 229. madde sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Mahkemece, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının anlaşılması durumunda, söz konusu mal mevcut kabul edilerek yapılan hesaplamada davacı tarafın katılma alacak hakkının olup olmadığı, varsa miktarı saptanarak davalı eşten tahsili yönünde hüküm kurulmalıdır. Tasfiyede devredilen malvarlığının devir tarihindeki niteliği gözönünde bulundurularak tasfiye (karar) tarihindeki sürüm değeri esas alınır (TMK'nun m. 235/2). Somut olaya gelince; eşler, 04.08.1988 tarihinde evlenmiş, 01.04.2013 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 13863 ada 3 parsel 2 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 27.09.2007 tarihinde satın alınarak davalı eş adına tescil edildiği anlaşılmıştır. Davalı eş taşınmazı 04.04.2011 tarihinde 3. kişiye satmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179). Yukarda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; Tüm dava dosyası kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, mahkemece, tasfiyeye konu taşınmazın satışından elde edilen paranın davalı tarafından evin ve çocukların ihitiyaçlarına harcandığını savunmasına karşı davacının harcanmadığına yönelik yeminli beyanına göre taşınmazın davacının katılma alacağını azaltma kastı ile devredildiği kabul edilerek katılma alacağına hükmedildiği, davalı adına satın alınan tasfiyeye konu 13863 ada 3 parsel 2 nolu bağımsız bölümün boşanma dava tarihinden yaklaşık iki yıl önce devredildildiği anlaşılmıştır. Mal rejimin sona erdiği tarihte tasfiye konu mevcut mal olmadığına göre, TMK 229 maddesine göre eklenecek değerlerin varlığını yani, mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devir olduğunu davacının ispatlaması gerekir (TMK m. 6, HMK m. 190). Taraf ve tanık beyanları ile toplanan tüm delillere göre, davacı tarafından taşınmazın devir parasının mevcut olduğunun iddia ve ispat edilmemiş, ayrıca davalının diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devir yaptığı ispatlanamamıştır. Kaldı ki ispat külfeti davacı da olmasına rağmen mahkemece yemin hakkı yanlış tarafa yöneltilmiştir. O halde Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 09.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tasfiye hesabında esas alınan edinilmiş mallar Türk Medenî Kanunu m. 219 hükmünde düzenlenmiştir. Bu kapsamda çalışma karşılığı elde edilen edinimler, sosyal güvenlik kurumlarının veya personel yardım sandıklarının yaptığı ödemeler, çalışma gücü kaybı sebebiyle bağlanan tazminatlar, kişisel malların gelirleri ile edinilmiş malların yerine geçen ikame değerler tasfiyeye dahil edilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 219Kaynağı aç
Madde 219- Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler. III. Kişisel mallar 1. Kanuna göre

Edinilmiş Mallara Değer Olarak Eklenecek Kazandırma ve Devirler

Mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olan edinilmiş malların tasfiyesi asıl olmakla birlikte, evlilik sona ermeden önce devredilen bazı malvarlığı değerleri Türk Medenî Kanunu m. 229 uyarınca mevcutmuş gibi hesaba eklenir. Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan gerçekleştirilen olağan hediyeler haricindeki karşılıksız kazandırmalar değer olarak edinilmiş mallara ilave edilir. Bunun yanında, süre sınırı aranmaksızın mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılmış devirler de hesaba dahil edilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 229Kaynağı aç
Madde 229- Aşağıda sayılanlar, edinilmiş mallara değer olarak eklenir: 1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. 3. Kişisel mallar ile edinilmiş mallar arasında denkleştirme

Bu kapsamdaki devir ve kazandırmalardan kaynaklanan uyuşmazlıklarda mahkemece verilecek kararın, devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için davanın bu kişilere ihbar edilmiş olması şarttır.

Eklenecek değerlerin hesaplanmasında Türk Medenî Kanunu m. 235 fıkra 2 hükmü malın devredildiği tarihin esas alınacağını belirtmektedir. Yargı kararlarında ise devredilen malın devir tarihindeki fiziki ve hukuki niteliği korunmak suretiyle tasfiye anındaki sürüm değerinin hesaba katılması yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 235Kaynağı aç
Madde 235- Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılırlar. Edinilmiş mallara hesapta eklenecek olanların değeri, malın devredildiği tarih esas alınarak hesaplanır. V. Artık değere katılma 1. Kanuna göre

İspat Yükü, Yemin Yasağı ve Kastın Tespiti

Mal rejiminin sona erdiği tarihte fiilen mevcut olmayan bir malvarlığı yönünden, devrin diğer eşin katılma alacağını azaltma kastıyla yapıldığını veya devir karşılığında alınan bedelin mal rejiminin sona erdiği tarihte halen mevcut olduğunu kanıtlama yükü davacı tarafa aittir. İspat külfeti iddia eden tarafta bulunduğundan mahkemenin davalı tarafa bu konuda yemin yöneltmesi kanuna aykırıdır.

Katılma alacağını azaltma kastı doğrudan belgelenemediğinde hâkim somut ve dışa yansıyan olayları değerlendirir. Boşanma davasının açılmasından hemen önce veya aile içinde yaşanan ciddi uyuşmazlıkların ardından yapılan tasarruflar şüpheli kabul edilir. Eşler arasında darp, ayrılık ya da kavga gibi olaylardan hemen sonra gerçekleştirilen banka havaleleri azaltma kastı kapsamında görülebilir. Gönderilen paranın ticari ilişkiye dayandığı yönündeki savunmaların soyut beyanlarla sınırlı kalmayıp sözleşme, fatura veya ticari kayıt gibi yazılı belgelerle doğrulanması gerekir.

Boşanma davası açılmasından yaklaşık iki yıl önce elden çıkarılan ve tasfiye anında bulunmayan bir mal yönünden, azaltma kastı veya paranın mevcudiyeti kanıtlanamadığında ve malın değeri dikkate alınarak devir karşılığının evlilik birliği içinde tüketilmiş olduğu kabul edildiğinde katılma alacağı talebi reddedilebilir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/13949, K. 2019/2926Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/13949 E.  ,  2019/2926 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Ziynet Ve Katılma Alacağı Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine dair kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 26.06.2018 tarihli ve 2016/6847 Esas, 2018/14371 Karar sayılı ilamı ile bozulmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü: KARAR Davacı … vekili, evlilik birliği içinde edinilen davalı erkek adına kayıtlı devremülk ve araç bulunduğunu, ayrıca davalı eş tarafından davacının apar topar baba evine götürülüp bırakılması nedeniyle ziynet eşyalarının davalı tarafta kaldığını açıklayarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ziynetlerin aynen iadesine, bu mümkün değilse bedeli olan 50.000,00 TL ve edinilmiş mallara katılma rejiminden kaynaklanan 26.500,00 TL alacağın faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kısmen kabulüyle 5.585,82 TL araçtan kaynaklı, 5.625,00 TL devremülkten kaynaklı olmak üzere 11.210,82 TL katılma alacağı ve ziynetlerin aynen iadesine mümkün olmaması halinde 50.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, kabul edilen kısım yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairenin 26.06.2018 tarihli ve 2016/6847 Esas, 2018/14371 Karar sayılı ilamı ile ziynetlere yönelik kısım bozulmuştur. Davalı vekili süresi içerisinde karar düzeltme isteğinde bulunmuştur. 1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan, yerinde olmayan ve HUMK'un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 2. Davalı vekilinin devremülke yönelik itirazlarının incelenmesine gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK mad. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK mad. 229) ve denkleştirmeden (TMK mad. 230) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK mad. 219) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK mad. 231) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK mad. 236/1). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar tasfiye edilir (4721 sayılı TMK mad. 235/1). Edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesinde, artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken "eklenecek değerler" göz önünde bulundurulur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 229. maddesine göre; eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edilir. Bu tür uyuşmazlıklarda; öncelikle, davalı eş tarafından 229. maddede sayılan amaç ve doğrultuda kazandırma veya devrin yapılıp yapılmadığı araştırılıp belirlenmelidir. Mahkemece, karşılıksız kazandırma veya devrin yapıldığının anlaşılması durumunda, söz konusu mal mevcut kabul edilerek yapılan hesaplamada davacı tarafın katılma alacak hakkının olup olmadığı, varsa miktarı saptanarak davalı eşten tahsili yönünde hüküm kurulmalıdır. Tasfiyede devredilen malvarlığının devir tarihindeki değeri esas alınır (TMK mad. 235/2). Somut olaya gelince; eşler, 25.08.2000 tarihinde evlenmiş, 02.02.2012 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK mad. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nin yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM mad. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Yasa mad. 10, TMK mad. 202/1). Tasfiyeye konu Hilal Termal'de bulunan devremülkün, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 29.04.2009 tarihinde davalı eş adına satın alındığı anlaşılmıştır. Davalı eşin talebi üzerine devremülkün tapusu 03.06.2010 tarihinde 3. kişi adına çıkarılmıştır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK mad. 179). Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede; Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Mahkemece, tasfiyeye konu devremülkün evlilik birliği içinde satın alınması yeterli kabul edilip devredildiği gözardı edilerek katılma alacağına hükmedildiği, davalı adına satın alınan devremülkün boşanma dava tarihinden yaklaşık iki yıl önce devredildildiği anlaşılmıştır. Mal rejimin sona erdiği tarihte tasfiyeye konu mal mevcut olmadığına göre, TMK'nin 229 maddesine göre eklenecek değerlerin varlığını yani mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devir olduğunu davacının ispatlaması gerekir (TMK mad. 6, HMK mad. 190). Taraf ve tanık beyanları ile toplanan tüm delillere göre, davacı tarafından taşınmazın devir parasının mevcut olduğunun veya davalının diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla devir yaptığının iddia ve ispat edilmediğinin, ayrıca devremülkün değeri dikkate alındığında devir bedelinin evlilik birliği içinde harcanmış olacağının kabulü gerekir. O halde, Mahkemece, davanın devremülk yönünden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken, konuya ilişkin temyiz itirazı reddedildiğinden karar düzeltme talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 Sayılı HUMK'un 442. maddesi gereğince, davalı vekilinin devremülke yönelik karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairenin 26.06.2018 tarihli ve 2016/6847 Esas, 2018/14371 Karar sayılı bozma ilamındaki, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine ilişkin bölümünün devremülke yönelik olarak kaldırılmasına, açıklanan sebeplerle Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'unn 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin diğer karar düzeltme taleplerinin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 20.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Artık Değerin Belirlenmesi ve Paylaşım Esasları

Türk Medenî Kanunu m. 231 uyarınca artık değer; eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar dahil edilerek eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar düşüldükten sonra kalan tutardır. Hesaplama yapılırken değer eksilmeleri göz önüne alınmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 231Kaynağı aç
Madde 231- Artık değer, eklenmeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Değer eksilmesi göz önüne alınmaz. IV. Değerin belirlenmesi 1. Sürüm değeri

Tasfiye neticesinde Türk Medenî Kanunu m. 236 fıkra 1 uyarınca her eş ya da mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olur ve alacaklar takas edilir. Kanunun 236. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, zina veya hayata kast gerekçesiyle boşanmaya hükmedilmesi durumunda hâkim, kusurlu olan eşin artık değer üzerindeki pay oranını hakkaniyete uygun biçimde indirebilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 236Kaynağı aç
Madde 236- Her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar. Alacaklar takas edilir. Zina veya hayata kast nedeniyle boşanma hâlinde hâkim, kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete uygun olarak azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilir. 2. Sözleşmeye göre a. Genel olarak

Şirket Varlıkları, Gelirler ve Aile İçi Taşınmaz Edinimi

Eşin ortak olduğu şirket tüzel kişiliğine ait taşınır veya taşınmaz mallar tasfiyeye dahil edilemez ve bu şirket malları üzerine ihtiyati tedbir konulamaz. Çünkü şirket bağımsız bir tüzel kişiliktir. Menfaatlerin korunması amacıyla borçlu eşin şirket paylarını devretmesini engelleyici tedbirler istenebilir; alacağın tahsili sürecinde ise İcra ve İflas Kanunu hükümleri dairesinde pay veya kâr haczi uygulanabilir.

Eşin şirket veya banka gelirlerinin varlığı ve akıbeti incelenirken banka hesap kayıtları, bilançolar ve mali tablolar ayrıntılı olarak değerlendirilir. Gelirin fiilen elde edilip edilmediği, yatırıma veya sermaye artırımına dönüştürülüp dönüştürülmediği ve mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olmamasının hayatın olağan akışına uygun olup olmadığı denetlenir.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/507, K. 2016/13581Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/507 E.  ,  2016/13581 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Alacak … ile … aralarındaki alacak davasının reddine dair … 1. Aile Mahkemesi'nden verilen … sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.10.2016 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davacı vekili Avukat … geldi. Karşı taraftan davalı vekili Avukat … geli. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı … vekili, davalı eşin kişisel mallarından evlilik birliği içerisinde elde ettiği gelirlerin yasa gereği edinilmiş mal olduğunu belirterek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 500.000,00 TL katılma alacağının davalıdan tahsilini ve yapılacak hesaplamada 01.01.2002 sonrası davacının katılma alacağını azaltmak kasdıyla yapılan devirlerin de dikkate alınmasını talep etmiştir. 20.04.2006 tarihli dilekçe ile davalıya ait kira, intifa ve zirai gelir getiren kişisel malları taşınmazlar ile davalının ortağı olması nedeniyle kar payı, yönetim ücreti ve yapılan yatırımlardan gelir elde ettiği … Çelik sanayi ve Ticaret A.Ş, … Ziraat Aletleri Sanayi ve Ticaret A.Ş, … Traktör Makina Sanayi ve Ticaret A.Ş ve … Sanayi ve Ticaret Ltd Şti olmak üzere 5 adet şirket açıklanmıştır. Davalı … vekili, katılma alacağı talep edilebilmesi için ortada edinilmiş bir mal ya da hak olması gerektiğini, davacının kumar müptelası olup bu nedenle bir hayli giderini müvekkilin karşıladığını, katılma alacağını azaltmak kasdıyla yapılmış bir devir olmadığını, tarafların parayı harcadıklarını, yurt dışı gezilerine gittiklerini belirtmiş, tasarruf ederek satın alınan tek edinilmiş malın da Kuşadası'ndaki yazlık olduğunu, bunun da 1/2 hisse ile davacı ile davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının kişisel mallarının gelirlerinin boşanma dava tarihi olan 20/10/2005 tarihinde davalının mal varlığında mevcut olmadığı, bu nedenle kural olarak tasfiye hesabına mal rejiminin sona erdiği esnada mevcut olan mal varlıklarının dahil edilebileceği göz önünde tutulduğunda davacı lehine katılma alacağının doğmadığı ve edinilmiş mallara katılma rejiminde hakimin takdir hakkı bulunmadığından 6098 sayılı TBK'nun 50 ve 51 maddeleri gereğince hakkaniyete uygun değerlendirilme yapılmasının mümkün olmadığı, ayrıca Kuşadası'nda 5 numaralı bağımsız bölüm taşınmazın 11/04/2005 tarihinde edinildiği belirlenmiş ise de 1/2 şer hissesi taraflara dolayısı ile 1/2 hisse davacı kadına verilmiş olduğundan bu taşınmaza göre hesaplama yapılması ve bilirkişiden yeniden ek rapor aldırılması sonuca etkili bulunmayacağından kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK 33. m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacak hakkı vardır. Artık değere katılma alacağı; eklenecek değerlerden (TMK 229.m) ve denkleştirmeden (TMK 230.m) elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere, eşin edinilmiş mallarının (TMK 219.m) toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıktıktan sonra kalan artık değerin (TMK 231.m) yarısı üzerindeki diğer eşin alacak hakkıdır (TMK 236/1.m). Katılma alacağı Yasa'dan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Artık değere katılma alacak miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki sürüm(rayiç) değerleri esas alınır(TMK 227/1, 228/1, 232 ve 235/1. m). Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal olarak kabul edilir(TMK 222. m). Değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. Somut olaya gelince taraflar, 28.10.1991 tarihinde evlenmiş; 20.10.2005 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 27.10.2008 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM 170.m), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın 10, TMK 202/1.m). Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK 179.m). Mahkemece, davaya konu kişisel malların gelirinin tespiti amacıyla bankalardan tarih aralığı belirtilmeksizin "davalı … adına bankanızda kayıtlı çeksiz mevduat hesaba ilişkin bilgilerin" gönderilmesi istenmiş, … A.Ş Genel Müdürlüğü, …. Bankası A.Ş … şubesi, … Bankası A.Ş … şubesi ve … A.Ş Genel Müdürlüğü dosyaya gönderdikleri karşılık yazılarda davacı adına açılmış banka hesabı bulunduğu ancak hesapta bakiye para bulunmadığını bildirmişlerdir. Yazışma yapılan diğer bankalar ise davalı adına açılmış herhangi bir hesabın bulunmadığını bildirmişlerdir. Diğer yandan davacı tarafça açıklama dilekçesinde geçen şirketlerden … Çelik sanayi ve Ticaret A.Ş, … Ziraat Aletleri Sanayi ve Ticaret A.Ş, Aygüpaş … Gıda Üretim ve Pazarlama A.Ş ve … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. yönünden davalı eşin şirketlerde hissedar olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar dosya arasında getirtilen mali tablolar ve vergi kayıtlarında adı geçen şirketlerin 2002-2005 yılları arasında kar zarar durumu bildirilmiş ise de adı geçen şirketlerden elde edilen gelirin yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği sermaye arttırımı yapılıp yapılmadığı konusunda herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yukarıda adı geçen dört bankaya yeniden yazı yazılarak 01.01.2002 ve mal rejiminin sona erdiği 20.10.2005 tarihi itibariyle davalının banka hesap hareketlerinin gönderilmesinin istenmesi, bundan sonra ihtiyaç duyulması halinde gelen evrakların bankacı bilirkişiye gönderilmesi, TMK 229. maddesi gereği eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler mal rejiminin sona erdiği anda mevcutmuş gibi tasfiyeye dahil edileceğinin gözönünde bulundurulması; belirtilen dört şirket yönünden ise 01.01.2002 ve mal rejiminin sona erdiği 20.10.2005 tarihleri arası döneme ilişkin şirket bilançoları getirtilerek aynı zaman diliminde elde edilen karın yatırıma dönüştürülüp dönüştürülmediği, sermaye arttırımında kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi için hesap uzmanı ve mali müşavir bilirkişiden rapor aldırılıp tüm deliller toplandıktan sonra belirtilen dönem içinde şirket gelirinin olup olmadığı, gelirin bulunması durumunda mal rejiminin sona erdiği anda mevcut olup olmadığı, gelir gerçekleşmiş ancak mevcut değilse bunun hayatın olağan akışına uygun bulunup bulunmadığı göz önünde tutularak iddia ve savunma doğrultusunda karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesisi hatalı olmuştur. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davacının diğer temyiz itirazlarının yukarıda (1). bentte gösterilen nedenle reddine, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.350,00 TL Avukatlık Ücreti'nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalıya verilmesine ve taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın temyiz eden davacıya iadesine, 11.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1618, K. 2019/1370 kararında ele alındığı üzere, kooperatif ödemelerinin bir eşin geliriyle yapılıp mülkiyetin diğer eş adına tescil edildiği somut uyuşmazlıklarda bu işlem bağışlama değil aile dayanışması sayılmış; ödemelerin gerçekleştirildiği mal rejimi dönemine göre katkı payı, değer artış payı veya artık değere katılma alacağı talebine konu olabileceği değerlendirilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1618, K. 2019/1370Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1618 E.  ,  2019/1370 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Beykoz Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 29.04.2013 tarihli ve 2013/195 E., 2013/390 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli ve 2014/182 E., 2014/2488 K. sayılı kararı ile: "…Davacı vekili, tarafların 1973 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde edinilen 219 ada 1 parsel üzerindeki 6 nolu dairenin vekil edenin gelir ve birikimleriyle alındığını, taşınmazın her an için elden çıkarılabileceğini ileri sürerek söz konusu dairenin vekil edenine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, harcını yatırmak suretiyle verdiği 27.03.2013 tarihli ıslah dilekçesinde, mal rejiminin tasfiyesi hükümleri uyarınca taşınmazın tapu kaydının 1/2 oranında iptaliyle müvekkili adına tapuya tesciline, olmadığı takdirde tasfiye hükümleri uyarınca mal rejiminin tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, taşınmazın müvekkilinin kişisel malı olduğunu, davacının katkısı bulunmadığını ileri sürerek yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, taşınmazın davalı adına tescili işleminin “gizli bağış” niteliğinde olduğu ve bağıştan rücu koşullarının gerçekleşmediği görüşünden hareketle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili tarafından dilekçesinde yazılı nedenlerle bozma istekli olarak temyiz edilmiştir. Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; Taraflar 10.09.1973 tarihinde evlenmişler, Uyap üzerinden alınan nüfus kaydına göre 29.04.2013 tarihinde boşanmışlardır. 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinden sonra bir yıl içinde başka mal rejimi seçilmediğinden, taraflar arasında bu tarihe kadar 743 Sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten sonra ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TMK'nın 202, 4722 SK.10 m.).Yanlar arasındaki mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihte sona ermiştir (TMK'nın 225/2). Dava konusu 219 ada 1 parsel üzerindeki 6 nolu dubleks daire 01.10.2009 tarihinde ferdileştirme yoluyla davalı … Sönmez adına tescil edilmiş, kooperatif üyeliği ise 28.01.1999 tarihinde davalı tarafça devralınmıştır. Toplanan deliller ve dosya kapsamından, dava; 1999 yılında devralınan kooperatif üyeliği yoluyla edinilen taşınmazdan kaynaklanan mal rejiminin tasfiyesi isteğine ilişkindir. Mahkemece, yapılan katkının bağış niteliğinde olduğu, bağıştan dönüldüğünün kanıtlanamadığı açıklanarak davanın reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve yasa ile toplanan delillere uygun düşmemektedir. Hemen belirtmek gerekir ki; davacı vekili, dava konusu taşınmazın müvekkilinin kendi gayreti ve çalışmasından elde ettiği gelirle alındığını ileri sürerek mal rejiminin tasfiyesine karar verilmesini istemiştir. Bağışı çağrıştıracak başka bir kavram, kelime veya söze dosya kapsamında rastlanılmamıştır. Karşılıklı güven ve sadakat, gerek örf ve adet, aile bütünlüğü kavramı ve gerekse olağan yaşam koşulları gereği, eşin birinin diğerine para intikal ettirmek suretiyle mal edinilmeleri mümkündür. Bunda bağış iradesi ve kastının olduğu sonucuna varmak oldukça güçtür. Dava dilekçesindeki açıklamalar gereği taşınmazın davalı adına tescil edilmiş olması Dairemiz ve Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamasına göre, tek başına davacının gizli bağış iradesini ortaya koyduğunu göstermez. Mahkemece, kooperatif üyeliği ve ödemelere ilişkin kayıt, belge ve ödeme makbuzlarının getirtilmesi, taraf delillerinin eksiksiz olarak toplanması, 743 sayılı TKM'nın 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önceki döneme ilişkin ödemeler ile 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemeler gözönünde bulundurularak davacı alacağının belirlenmesi, kooperatiften edinilen dairenin tamamlanmış ya da eksik haliyle teslim edilip edilmediğinin ve teslim tarihinin ilgili kooperatiften sorulması veya bu konuda taraflara süre ve imkan tanınması ve işin esasına ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken bağış nedeniyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru olmamıştır…" gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; kooperatif üyeliği yoluyla edinilen taşınmaz hakkında mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı vekili Beykoz Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 27.06.2012 havale tarihli dava dilekçesinde; tarafların müşterek hayatları devam ederken ve hâlen davalının ikamet ettiği Beykoz Hisarevleri 912 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın müvekkilinin emek, gayret ve çalışması neticesinde yapıldığını ancak tapuda davalı adına tescil edildiğini, şiddetli geçimsizlik nedeniyle taşınmazın her an satılabileceğini ileri sürerek 912 ada 1 parselde D: 21/6 nolu bağımsız bölümün müvekkiline ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, Asliye Hukuk Mahkemesince; uyuşmazlığın aile hukukundan kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesinden sonra, Beykoz Aile Mahkemesine sunduğu 27.03.2013 havale tarihli ıslah dilekçesinde; Beykoz Anadolu Hisarı Mahallesi 912 ada 1 parselde D: 21/6 numaralı bağımsız bölümün evlilik birliği sırasında 23.07.2009 tarihinde davalı adına satın alındığını, mal rejiminin tasfiyesi gereği 1/2'sinin davacı adına tesciline, ayrıca taşınmaz kooperatif kanalı ile alınmış olduğundan 01.01.2001 tarihinden öncesi için değerlendirme yapılırsa eski mal rejimi hükümlerine göre tasfiyesine (terditli) ve ıslah taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; tarafların 1973 yılında evlendiklerini ve Beykoz Aile Mahkemesinin 24.05.2012 tarihli kararı ile boşandıklarını, dava konusu taşınmazın müvekkilinin çalışmaları sonucunda satın alındığını, davacının katkısı bulunmadığını, taşınmaz 1999 yılında satın alınmış olduğundan edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel Mahkemece; davaya konu taşınmazın evlilik birliği içinde önce davalı adına kooperatif hissesi ve hak sahipliği olarak satın alındığı ve sonrasında taşınmazın bitimi ile bağımsız tapu oluşturulduğu, ilk satın alınma tarihinde de davalı adına işlem yapıldığı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'da düzenlenen "Edinilmiş Mallara Katılma" rejiminin uygulanmasından önceki tarihlerde satın alınan taşınmazın kural olarak kimin adına satın alınmış ise onun kişisel malı olarak kabul edileceği, kaldı ki; evlilik içerisinde bir kişinin bedelini kendi gelirinden ya da parasından ödeyerek üçüncü kişiden eşi ya da aile efradı veya bir yakını adına taşınmaz mal veya trafikte tescilli bir otomobil vs. satın alınması hâllerinde bu işlemin gizli bağış olduğu dolayısıyla bağış yapan kişinin bundan rücu edemeyeceği ve böyle bir davanın dinlenemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oy çokluğuyla bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; davacı vekilince evlilik birliği içinde edinilen dava konusu taşınmazın edinilmesi sürecinde davalının öğretmen olduğu ve evlilik birliğinin devamı sırasında ailenin geçimine katkısı olduğu tamamen yadsınarak davaya konu taşınmazın sadece davacının kazancı ile alındığının iddia edildiği, davacının iddia ettiği şekilde tamamının davacının kazancı ile satın alındığı kabul edilse ve öğretmen olan davalının gerek davaya konu taşınmazın alınmasında gerekse aile birliğinin geçimine katkısı olmasa dahi taşınmazın davalı adına satın alınmış olması nedeniyle gerek yerleşik Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları gerekse 2012 yılı ortalarına kadar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin emsal içtihatları (2012 yılı ortalarından itibaren sapma gösterse dahi) ile karşı oy yazısında belirtilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde bu şekilde kararların mevcut olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; evlilik birliği içerisinde bedeli davacı (erkek) tarafından ödenerek satın alındığı iddia edilen taşınmazın tapu kaydının davalı (kadın) adına tescil edilmesinin, davacı (erkek) tarafından davalıya (kadın) yapılmış bir bağış olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Konunun aydınlatılması açısından mal rejiminin tasfiyesi hakkındaki yasal düzenlemelere değinmekte yarar bulunmaktadır: 01.01.2002 tarihinden önce 743 Sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin (Medeni Kanun (MK)) yürürlükte olduğu dönemde, kural (yasal) mal rejimi mal ayrılığı olup ( MK m. 170), istenilirse mal birliği ve mal ortaklığı rejimlerinden biri de seçilebilmekteydi. MK'da, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri mal varlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun'un 5. maddesi yollamasıyla mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanun'un tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (BK m. 544, TBK m. 646). Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (MK m. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (MK m. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği mal varlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir. Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alınan tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle (maaş, gündelik, kar payı vb.) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) ise "edinilmiş mallara katılma" rejimi yasal mal rejimi olarak kabul edilmiştir. Anılan mal rejiminde, eşler arasındaki dayanışmanın bir gereği olarak, evlilik birliği içinde edinmiş mallar üzerinde diğer eşe bir alacak hakkı tanınmıştır. Öğretide “katılma alacağı” olarak adlandırılan bu alacak "edinilmiş mallara katılma" rejimine ilişkin bir kavram olup, TMK’nın 218-241. maddelerinde düzenlenmiştir. TMK ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar (TMK m. 218). Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Kişisel mallar ise TMK’nın 220. maddesinde sayılmıştır. Buna göre; “1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevi tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.” kanun gereğince kişisel mal sayılırlar. Öyle ise, eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı onların kişisel malı kabul edilecektir (TMK m. 220/2) . Eşler arasındaki mal rejiminin ne zaman sonra ereceği de 4721 sayılı TMK’nın 225. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin 2. fıkrasında, mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceği belirtilmiştir. Yasal mal rejiminin tasfiyesi sırasında, alacağa ilişkin olarak iki taleple karşılaşılabilir. İlki katılma alacağı, diğeri ise değer artış payı alacağıdır. Katılma alacağına ilişkin talepte mahkemece yapılacak iş eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlarda dahil olmak üzere edinilmiş malların toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra, varsa kalan miktarın yarısının davacı eşe verilmesidir.(TMK m. 231) TMK’nın 229. maddesinde ise edinilmiş mallara eklenecek değerler düzenlenmiştir. Buna göre; “1. Eşlerden birinin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan, olağan hediyeler dışında yaptığı karşılıksız kazandırmalar, 2. Bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler. Bu tür kazandırma veya devirlere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme kararı, davanın kendisine ihbar edilmiş olması koşuluyla, kazandırma veya devirden yararlanan üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.” Gelinen bu aşamada uyuşmazlığın çözümü için “bağış” kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nda; bağışlama sözleşmesi, “bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, mal varlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmıştır (TBK m. 285/1). Öğretide de; “Bağışlama, bağışlayanın bir karşılık (ivaz) almaksızın, bağışlananın malvarlığında bir artış sağlamak amacıyla mal varlığından belirli değerleri ona vermeyi üstlenmesi ya da vermesi yoluyla bu iki kişi arasında yapılan sözleşme” olarak tanımlanmaktadır (Aydoğdu, M./Kahveci, N.: Türk Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, İzmir 2013, s. 344). Bağışlamanın unsurları öğretide çeşitli şekillerde ortaya konulsa da, somut uyuşmazlık açısından “causa donandi” unsuru önemlidir. Causa donandi ilkesi yani kazandırmanın bağışlama sebebiyle yapılmış olması; bağışlayanın bağışlanana kazandırmayı bir ivaz (karşılık) almaksızın, onu zenginleştirme amacıyla yapmasını ifade eder (Yavuz, C.: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 2002, s.222). Bu nedenledir ki, bir kısım kazandırmalar, bağışa benzese de salt kazandırmanın bağışlama amacıyla yapılmaması nedeniyle bağışlama olarak nitelendirilemez. Esasen bu nitelikteki kimi kazandırmalar TBK'da örnekleme yoluyla sayılmıştır. Buna göre; “Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir. Ahlâki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz” (TBK m. 285/2-3). Bu gibi kazandırmalarda amaç bağışlama değildir. Sözgelimi “ahlaki bir görevin yerine getirilmesi”, “eksik bir borcun ödenmesi”nde bağışlama (causa donadi) değil, ifa (causa solvendi) amacı güdülmektedir (Yavuz, s. 222-223). Bağışlamanın açıklanan bu öğesi nazara alındığında öğretide, bir eşin diğer eşe ait bir mal varlığına yaptığı katkının açıklanan kapsamda bağışlama olmayacağı kabul edilmektedir (Gümüş, M.A: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre Borçlar Hukuku Özel Hükümler, C. I, İstanbul 2013, s. 205; Zeytin, Z.: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Ankara 2008, s.144). Yapılan açıklamalar ışığı altında somut olaya gelince, davacı dava ve ıslah dilekçesinde dava konusu Beykoz Hisarevleri 912 ada 1 parselde D: 21/6 numaralı bağımsız bölümünün tamamının kendi emek ve gayretleri ile yapıldığını ancak davalı adına tescil edildiğini ileri sürerek mal rejiminin tasfiyesi hükümlerine dayalı istekte bulunmuştur. Mahkemenin, 4721 sayılı TMK'da düzenlenen "edinilmiş mallara katılma" rejiminin uygulanmasından önce satın alınan taşınmazın kimin adına alınmış ise onun kişisel malı kabul edileceği, kaldı ki evlilik birliği içerisinde davalı adına satın alma işleminin gizli bağış niteliğinde bulunduğu şeklindeki gerekçesi doğru değildir. Az yukarıda da ifade edildiği üzere evlilik birliğinin ömür boyu süreceği inancının hakim olduğu düşüncesiyle ortak yaşamı ve ailenin geleceğini güvence altına almak, daha rahat yaşam sağlamak amacıyla beraberlikten doğan dayanışma ile karşılıklı güvene dayanarak, örf ve adete uygun olarak eşlerin birlikte yatırım yapmalarının bağış olarak değerlendirilmeyeceği kuşkusuzdur. Zira eşler arasında dayanışma, güven ve sadakat esastır. Gelecekte aile üyelerinin yararlanacakları beklentisiyle birlikte malvarlığı edinme çabaları, eşlerden birinin sebepsiz zenginleşmesiyle sonuçlanmamalıdır. Öte yandan; eşler, 10.09.1973 tarihinde evlenmiş, 11.04.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 29.04.2013 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (MK m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı Kanun m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 912 ada 1 parseldeki D:21/6 nolu bağımsız bölüm, kooperatife üye olunmak suretiyle edinilmiş, davalı tarafından 28.01.1999 tarihinde kooperatifin üyeliği devralınmış, 02.10.2009 tarihinde ferdileşme yoluyla davalı eş adına tescil edilmiştir. Tasfiyeye konu taşınmazın kooperatif üyeliği yoluyla edinilmesi hâlinde, kooperatife yapılan ödemelerden ve bu ödemelerin isabet ettiği dönemlerden hareketle, mal rejiminin tasfiyesi ile eşlerin alacak miktarları belirlenmelidir. Kooperatif ödemelerinin 743 sayılı MK'nın 170. maddesi gereğince mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önceki dönemde yapılmış olması durumunda, eşler lehine katkı payı alacağı, 4721 sayılı TMK'nın 202/1. maddesi gereğince edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden sonraki dönemde yapılan bölümler yönünden ise değer artış payı ve/veya artık değere katılma alacağı hakkı doğabilecektir. Kooperatif ödemelerinin bir kısmının mal ayrılığı, bir kısmının da edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemlerde yapılması halinde; mal ayrılığı dönemindeki ödemelere diğer eşin yaptığı katkı oranı, daha sonra geçerli olacak edinilmiş mallara katılma rejimine kişisel mal olarak geçeceği kabul edilmektedir. Bunun için, öncelikle iddia ve savunmalar doğrultusunda kooperatif üyeliğine ve ödemelere ilişkin belgeler, eşlerin katkıda bulundukları ileri sürdükleri malvarlıkları (miras, ziynet, bağış vb.) ile mal ayrılığı dönemine ilişkin düzenli ve sürekli gelirlerine (maaş, gündelik, kar payı vb.) ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilerek uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmalıdır. İhtiyaç duyulması hâlinde, değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi için konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır. O hâlde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için Özel Daire bozma kararında da belirtildiği üzere, kooperatif üyeliği ve ödemelere ilişkin kayıt, belge ve ödeme makbuzlarının getirtilmesi, taraf delillerinin eksiksiz olarak toplanması, 743 sayılı MK'nın 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 01.01.2002 tarihinden önceki döneme ilişkin ödemeler, bu dönemde her iki tarafın da gelir elde etmesi, tasarruf miktarları ile MK'nın 152. maddesi nazara alınarak davacı eşin, 4721 sayılı TMK'nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki yasal edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde yapılan ödemeler, bu dönemde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olması sebebiyle kişisel mallarla ödemeye katkı yanında katılma alacağı yönünden eşin herhangi bir katkıda bulunması gerekmediği de göz önünde bulundurularak davacı alacağının dönemlere göre ayrı ayrı hesaplanarak belirlenmesi, hesaplamanın yukarıda açıklanan ilke ve uygulamalara göre yapılması, kooperatiften edinilen dairenin tamamlanmış ya da eksik hâliyle teslim edilip edilmediğinin, teslim tarihinin ilgili kooperatiften sorulması veya bu konuda taraflara süre ve imkân tanınması, işin esasına ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gereklidir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluk ve Hak Düşürücü Süreler

Tasfiye sürecinde borçlu eşin malvarlığı ya da terekesi katılma alacağını ödemeye yetmezse, alacaklı eş veya mirasçıları Türk Medenî Kanunu m. 241 fıkra 1 uyarınca hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden isteyebilir. Üçüncü kişilerin sorumluluğu, borçlu eşten karşılanamayan eksik kalan miktarla sınırlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
Madde 241- Tasfiye sırasında, borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, katılma alacağını karşılamadığı takdirde, alacaklı eş veya mirasçıları, edinilmiş mallarda hesaba katılması gereken karşılıksız kazandırmaları bunlardan yararlanan üçüncü kişilerden eksik kalan miktarla sınırlı olarak isteyebilir. Dava hakkı, alacaklı eş veya mirasçılarının haklarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mal rejiminin sona ermesinin üzerinden beş yıl geçmekle düşer. Yukarıdaki fıkra hükümleri ve yetki kuralları dışında mirastaki tenkis davasına ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. ÜÇÜNCÜ AYIRIM MAL AYRILIĞI A. Yönetim, yararlanma ve tasarruf

Borçlu eşin malvarlığının borcu karşılamaması sebebiyle üçüncü kişilere yöneltilecek katılma alacağı talebi kanunen belirli sürelere tabi tutulmuştur. Türk Medenî Kanunu m. 241 uyarınca bu hak, zedelenmenin öğrenildiği andan itibaren bir yıl ve her hâlükarda mal rejiminin sona erdiği tarihten itibaren beş yıl geçmesiyle düşer. Bu hükümlerde öngörülen süreler ve yetki kuralları haricinde mirastaki tenkis davasına dair düzenlemeler kıyas yoluyla tatbik edilir.

Eşin başkasına devrettiği mallar tasfiyeye nasıl dahil edilir?

Mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan olağan hediyeler dışında yapılan karşılıksız kazandırmalar ile mal rejiminin devamı süresince katılma alacağını azaltmak kastıyla yapılan devirler Türk Medenî Kanunu m. 229 gereğince hesaba değer olarak eklenir.

Mal kaçırma iddiasında ispat kime aittir ve yemin teklif edilebilir mi?

Mal kaçırma kastıyla devir yapıldığını veya devir bedelinin halen mevcut olduğunu ispat yükü davacı eşe aittir; mahkemece davalı eşe bu konuda yemin teklif edilemez.

Eşin ortağı olduğu şirketin taşınmazına tedbir konulabilir mi?

Şirket tüzel kişiliği bağımsız olduğundan şirkete ait mallara ihtiyati tedbir konulamaz; ancak borçlu eşin şirket hisselerinin devrini önleyici tedbirler istenebilir veya pay ve kâr haczi uygulanabilir.

Eşin malvarlığı borcu karşılamazsa üçüncü kişiye dava açılabilir mi?

Borçlu eşin malvarlığı veya terekesi katılma alacağını karşılamaya yetmediğinde, Türk Medenî Kanunu m. 241 uyarınca karşılıksız kazandırmadan yararlanan üçüncü kişiden eksik kalan miktar istenebilir; bu dava öğrenmeden itibaren bir yıl ve mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu