Nafakanın Kaldırılması veya Azaltılması Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Nafakanın Kaldırılması veya Azaltılması Davası

Boşanma kararıyla birlikte hükmedilen nafaka, koşulların değişmesi hâlinde sabit kalmak zorunda değildir. Türk Medeni Kanunu, irat biçiminde ödenen nafakanın belirli durumlarda mahkeme kararıyla kaldırılabileceğini ya da azaltılabileceğini; bazı hâllerde ise herhangi bir mahkeme kararına gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ereceğini öngörmektedir. Hangi yolun izleneceği nafakanın türüne ve değişen koşulların niteliğine göre belirlenir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

Nafaka Türleri ve Sona Erme Rejimleri

Boşanma sonrasında söz konusu olan başlıca nafaka türleri yoksulluk nafakası ve iştirak nafakasıdır. Bu türlerin her biri farklı hukuki temellere dayanır ve sona erme koşulları da birbirinden ayrışır. Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşe diğer eş tarafından ödenir. İştirak nafakası ise velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin müşterek çocuğun giderlerine geliri oranında katılmasından doğar; dayanağı nafaka alacaklısının yoksulluğu değil, nafaka yükümlüsünün çocuğun giderlerine ortak olma borcudur. Bu nedenle nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması, iştirak nafakasının kaldırılması için geçerli bir gerekçe oluşturmaz. İştirak nafakası çocuğun korunmasına yönelik olup kamu düzenine ilişkindir; hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmedebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1513, K. 2019/1182Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1513 E.  ,  2019/1182 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “nafaka” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 13. Aile Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine dair verilen 23.09.2014 tarihli ve 2013/787 E. ve 2014/608 K. sayılı karar davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.06.2015 tarihli ve 2014/22084 E., 2015/11488 K. sayılı kararı ile: “…Davacı vekili, dava dilekçesi ile tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, davacının o dönemde 10.000.-TL (brüt) maaş aldığını, iş sözleşmesinin ikale yolu ile sona erdiğini, kendi işini kurmak üzere girişimlerde bulunduğunu, davacının yeniden evlendiğini, nafakayı da eşinden aldığı borç ile ödeyebildiğini, şartlarının değiştiğini, geçim sıkıntısı çektiğini ileri sürerek iştirak nafakasının aylık 3.500.00.- TL den aylık 1.500.00.- TL ye indirilmesine ve % 20 artış oranının değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, cevap dilekçesi ile davanın reddini istemiş, bu dava ile birleştirilen dava dilekçesi ile de iştirak nafakasının 1.500.00.- TL daha artırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, iştirak nafakasının aylık 2.000.00.- TL ye indirilmesine, nafakanın her yıl tefe ve tüfe ortalaması oranında artırılmasına, birleşen davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-birleşen davanın davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, sair temyiz itirazları yerinde değildir. TMK.nun 182. maddesine göre; boşanma kararı ile velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. TMK.nun 330.maddesindeki düzenleme ise; nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir, şeklindedir. TMK'nun 331.maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim, nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile, indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder. Bunun gibi, sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Ancak, TBK'nun 26, 27.maddelerine(Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine) aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir. Somut olayda; tarafların, 05/01/2012 tarihinde açılan dava ile anlaşmalı olarak 02/02/2012 tarihli karar ile boşandıkları ,boşanma protokolünde velayetin anneye bırakıldığı, 3.500.00.- TL iştirak nafakası ve her yıl % 20 artış oranı uygulanmasının kabul edildiği ,kararın 27/02/2012 tarihinde kesinleştiği; ortak çocuğun, 11/11/2008 doğumlu olduğu; ekonomik sosyal durum araştırma yazılarına verilen cevaplardan, annenin su altı sporları federasyonu dış ilişkiler şefi olduğu, 2.500.00.- TL maaş aldığı, 1.100.00.- TL kira ödediği, babanın ise 01/02/2013 tarihinde işvereni ile ikale sözleşmesi yaparak kendi isteği ile iş sözleşmesini sonlandırdığı, 17.916.66.- TL toplu ödeme aldığı, halen serbest danışmanlık yaptığı, evlendiği, eşinin yakınının evinde kaldığı, paylı dairesinin olduğu,ortak çocuğun özel okula gittiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, mahkemece; yukarıda açıklanan esaslar çerçevesinde olay değerlendirilip; boşanma kararından sonra davacının mal varlığında ve gelirinde bir azalma olmadığı, kendi isteği ile işvereni ile ikale sözleşmesi imzalayarak iş sözleşmesine son verdiği, kendi işini kurduğu, protokol ile belirlenen iştirak nafakasının azaltılması için yasal bir neden bulunmadığı gibi hakkaniyetin de bunu gerektirmediği, başlangıçtaki dengenin gözetilmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve yasal olmayan gerekçeler ile, iştirak nafakasının azaltılmasına dair karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Asıl dava, iştirak nafakasının azaltılması ve artış oranının indirilmesi; birleşen dava ise iştirak nafakasının arttırılması istemlerine ilişkindir. Davacı-birleşen davada davalı vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, protokolde 3.500TL iştirak nafakasının ödenmesi ve nafaka bedelinin bir sonraki yıl aynı tarihte başlatılmak üzere her yıl için %20 oranında zam uygulanarak arttırılacağının kararlaştırıldığını, müvekkilinin o dönemde 10.000TL (brüt) maaş aldığını, iş sözleşmesinin ikale yolu ile sona erdirdiğini ve kendi işini kurmak üzere girişimlerde bulunduğunu, ayrıca müvekkilinin yeniden evlendiğini ve nafakayı eşinden aldığı borç ile ödeyebildiğini, şartlar değiştiğinden müvekkilinin geçim sıkıntısı çektiğini ileri sürerek, iştirak nafakasının hâlen aylık 4.200TL’den 1.500TL’ye indirilmesine ve protokolde öngörülen %20 artış oranının TEFE+ÜFE oranı olarak değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş; birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı-birleşen davada davacı vekili, taraflar arasında imzalanan protokol esas alındığında iştirak nafakasının indirilmesinin istenemeyeceğini savunarak asıl davanın reddine karar verilmesini istemiş; birleşen davada ise protokolde öngörülen iştirak nafakasının 1.500TL daha artırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Yerel mahkemece, protokoldeki nafaka ve artış oranı ile ilgili küçüğün ihtiyaçları ile TMK’nın 182. maddesindeki eşlerin birlikte katkıda bulunmaları ile ilgili düzenleme değerlendirildiğinde, 11.11.2008 doğumlu çocuğun yıllığı 15.000TL olan okul giderlerinin dışında diğer ihtiyaçları da göz önüne alındığında, yıllık 50.000TL civarında tutan nafaka miktarının hakkaniyete uygun olmadığı, protokolde her ne kadar nafaka ile ilgili değişiklik hakkında dava açılamayacağı kararlaştırılmış ise de, doğmamış bir dava hakkından feragatin hukuken sonuç doğurmayacağı gerekçesiyle, dava tarihinden geçerli olmak üzere iştirak nafakasının aylık 2.000TL'ye indirilmesine, kararın kesinleştiği tarih dönem başlangıç tarihi kabul edilerek nafakanın her yıl TÜİK tarafından açıklanan ve davacının talebinde belirttiği (TEFE+ÜFE) ortalaması oranında artırılmasına, nafaka indiriminin 01.02.2013 tarihinden geçerli olmasına dair talep ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyizi üzerine karar, yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçeler yanında, her ne kadar nafaka borçlusu baba işinden kendi isteği ile ayrılmış ise de, daha sonraki işinde hesap edilen muhtemel nafaka rakamlarını ödeyebileceğine dair mali durumunda bir düzelme görülmediği, işten ayrılma ile alınan toplu paranın 17.916.66TL olduğu, ekonomik koşullar ve iş dünyasındaki konjonktürel değişimlerin aylık gelirlerde değişkenliğin kabulünü gerektirdiği, 2012 yılındaki kabul edilen rakam dava tarihi itibariyle nafaka borçlusunu ekonomik açıdan zorlamayacağı, yıllık %20 artışlar ile nafakanın gelecek yıllar için çekilmez hâle geleceğinin kabulünün gerektiği ve davacının bu artışları karşılayabilecek gücü olduğunun kabulünü gerektirir bir delilin bulunmadığı, nafaka çekilmez hâle geldiği gibi yalnızca %20’lik artış oranının ilerde davacının ekonomik mahvına sebebiyet verebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, davalı-birleşen davada davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, asıl dava bakımından taraflar arasında imzalanan boşanma protokolünde belirlenen iştirak nafakasının ve artırım oranının azaltılması şartlarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının ayrı ayrı ele alınmasında yarar vardır. I) İştirak nafakasının azaltılmasına ilişkin temyiz itirazları bakımından: Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 182/2. maddesi ile velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esası kabul edilmiş; 327. maddesinde de çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı öngörülmüştür. Anılan Kanun'un 328. maddesinde ise ana ve babanın bakım borcunun, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceği, çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü oldukları düzenlemesine yer verilmiştir. Ana babanın bakım yükümünün doğal sonucu olan iştirak nafakası ise, çocuğun korunmasına yönelik olup, kamu düzenine ilişkindir ve hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmelidir. İştirak nafakasının miktarının nasıl belirleneceği ise 4721 sayılı Kanun'un “Nafaka miktarının takdiri” başlıklı 330. maddesinde; “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Nafaka her ay peşin olarak ödenir. Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir” Şeklinde düzenlenmiştir. Bunun yanında iştirak nafakası miktarının yeniden belirlenmesi de mümkündür. Nitekim TMK'nın “Durumun değişmesi” başlıklı 331. maddesi; “Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır”. Hükmünü taşımaktadır. Buna göre hâkim ana baba veya çocuğun durumlarının değişmesine bağlı olarak iştirak nafakasının miktarını artırabilir, azaltabilir veya kaldırabilir. Görüldüğü üzere, iştirak nafakası miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri; diğer bir ifade ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Nafaka, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hâkim tarafından onaylanmış olan nafakanın yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz eder. Ayrıca, Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 19. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 26) ve 20. (TBK 27.) maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden bozulacak olursa sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırmış koşullarla bağlı kalmaları beklenmiyorsa, sözleşmeye hâkimin müdahalesi gündeme gelir. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde, davacı genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığı şirketten kendi iradesiyle iş sözleşmesini 01.02.2013 tarihi itibariyle sona erdirip, kendi işini kurduğu ve mali durumunda bir bozulma olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği ve özellikle küçüğün yaşı ile eğitim düzeyi gözetildiğinde müşterek çocuk için hâlen ödenmekte olan 4.200TL iştirak nafakası uygundur. Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 25.10.2013 olduğu hâlde 10.03.2016 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan sebeplerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. II) İştirak nafakasının gelecek yıllardaki artış oranına ilişkin karara yönelik temyiz itirazları bakımından: Nafaka, nafaka yükümlüsünü cezalandırıcı bir nitelik taşımamalıdır. Taraflar arasında düzenlenen boşanma protokolünde kararlaştırılan iştirak nafakasının her yıl %20 oranında artırılmasına ilişkin hüküm; bir tarafın zenginleşmesine, diğer tarafın ise fakirleşmesine yol açacak niteliktedir. "Hâkim; insana, tabiata, gerçeğe, olağana sırt çevirmeden ve katı kalıplar içinde sıkışıp kalmadan uyuşmazlığa insan kokusu taşıyan bir çözüm getirmek zorunluluğundadır" (Yargıtay 1.H.D. 31.12.1976 tarih ve 1976/9370 E- 13138 K. sayılı ilamı ). Bu sebeple, dava tarihinden sonraki dönemler için yıllık artış oranının ÜFE-TEFE’ye göre belirlenmesi, 4721 sayılı TMK’nın 4. maddesi gereğince hakkaniyete daha uygundur. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. SONUÇ: 1-Yukarıda (I) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 2-Yukarıda (II) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı-birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, aynı Kanun’un 440. maddesine göre kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.11.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Nafakanın Kendiliğinden Sona Erdiği Hâller

TMK m. 176/3 uyarınca irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka iki hâlde kendiliğinden kalkar: nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü. Bu hâllerde mahkemeden ayrıca bir karar almaya gerek yoktur; nafaka yükümlülüğü kendiliğinden son bulur. Bu kendiliğinden sona erme hükmünün yoksulluk nafakasına ilişkin olduğu, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesinin iştirak nafakasını kendiliğinden sona erdirmediği değerlendirilmektedir; zira iştirak nafakasının bağlı olduğu hukuki temel, nafaka alacaklısının kişisel durumundan değil çocuğun giderlerine katılım borcundan kaynaklanmaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/6449, K. 2016/9164Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/6449 E.  ,  2016/9164 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi-Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olmasına, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmamasına göre davacının velayetin değiştirilmesi davasına yönelik temyiz itirazları yersizdir. 2-Davacının yoksulluk nafakasının kaldırılması davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. (TMK m.176/3) Davacı , davalının resmi nikah olmaksızın başka birisiyle birlikte yaşadığını ileri sürerek yoksulluk nafakasının mahkeme kararı ile kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, yargılamanın devamı sırasında 03.09.2014 tarihinde davalının evlendiği ve nafakanın kendiliğinden ortadan kalktığı gerekçe gösterilerek, karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiştir. Dava 23.09.2013 günü açılmış, davalı 03.09.2014 tarihinde yeniden evlenmiştir. Toplanan deliller davanın açıldığı tarih itibariyle değerlendirilerek, davalının başkası ile yaşadığı kanıtlandığı takdirde dava tarihi itibarıyla yoksulluk nafakasının kaldırılması koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple yoksulluk nafakasının kaldırılması davası yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 05.05.2016 (Perş.)
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/1980, K. 2020/3397Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/1980 E.  ,  2020/3397 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması – İndirilmesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, davalı ile 2017 yılında TMK 166/3. maddesi hükmü gereği boşandıklarını, protokol uyarınca mahkemece davalıya aylık 8.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, ancak davalı kadının dava dışı Güray isimli şahısla evliymiş gibi fiilen birlikte yaşadığını, boşanma davasından sonra kendisinin ekonomik durumunda meydana gelen olumsuz değişiklikler sonucu nafakayı ödeyemeyecek duruma geldiğini ileri sürerek daha evvel hükmedilen aylık 8.000 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasını, aksi kanaatte olunması halinde azaltılmasını talep ve dava etmiştir. Mahkemece; dava ile dava dışı Güray isimli şahsın davalının çocukları ile birlikte yaşadığı ikamette olmasa da farklı yerlerde sık sık bir araya gelip birlikte zaman geçirdiği ve fiili olarak evliymiş gibi bir yaşam sürdüğünün anlaşılması sebebiyle yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı kadın tarafından istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesi ilgili hukuk dairesi tarafından, tanıklarca doğrulanan sosyal medya paylaşımları, muhtelif otel kayıtları ve sıklığı, otele giriş/çıkış gün ve saatleri, fotoğraflar, aralarında bir kısım davalı tanıklarının da bulunduğu tanıkların görgüye dayalı somut beyanları, birlikte Kıbrıs'a tatile gitmeleri dikkate alındığında, davalı ile dava dışı Güray isimli şahsın ilişkisinin fiilen evliymiş gibi yaşandığına dair kabule yeterli ve elverişli olduğundan davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. TMK'nun 176/3. maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın birlikte fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. TMK'nın 176/4. maddesinde; "Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir" düzenlemesi bulunmaktadır. TMK'nın 331. maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir. Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz eder. Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyi niyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Ancak, Türk Borçlar Kanunu'nun 26. ve 27. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir. O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın kaldırılmasını veya yeniden belirlenmesini gerektirebilir. Somut olayda taraflar TMK 166/3 maddesi gereği 2017 yılında boşanmışlar, davalı kadın lehine aylık 8.000 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Nafaka alacaklısının, evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluk nafakasının kaldırılması sebebidir (TMK m.176/2). Bu düzenlemeye göre, yoksulluk nafakasının kaldırılması için, aynen evlilik gibi ortak bir hayat kurularak, fiilen birlikte yaşamak gerektiği açıkça belirtilmiştir. Somut olayda ise, dosyadaki tüm deliller bir arada değerlendirildiğinde, davalının davacıdan boşandıktan sonra başka bir şahıs ile "Evlenme olmaksızın fiilen birlikte yaşadığına" dair somut, inandırıcı delil bulunmadığı, yoksulluk nafakasının indirilmesi için yasanın aradığı koşulların da oluşmadığı anlaşıldığından, davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın kabulü yönünden hüküm kurulması doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeple temyize konu bölge adliye mahkemesinin kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oyçokluğuyla karar verildi. 29.06.2020 (Pzt.) KARŞI OY YAZISI Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına, karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Nafaka yükümlülüğünün sona ermesi, o tarihe kadar birikmiş nafaka alacağını ortadan kaldırmaz. Sona erme tarihinden itibaren yeni bir borç doğmayacak olmakla birlikte, önceki döneme ait birikmiş alacağın nafaka yükümlüsü tarafından, nafaka yükümlüsü vefat etmişse mirasçıları tarafından ödenmesi gerekir.

Mahkeme Kararıyla Kaldırma: Üç Temel Gerekçe

TMK m. 176/3, yeniden evlenme ve ölüm dışında nafakanın mahkeme kararıyla kaldırılabileceği üç durumu düzenlemektedir: nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ve haysiyetsiz hayat sürmesi. Bu gerekçelerin her biri için dava açılması ve ilgili koşulun mahkemede ispat edilmesi zorunludur; kendiliğinden sona erme söz konusu değildir.

Fiilen Evliymiş Gibi Yaşama: İspat ve Delil

Nafaka alacaklısının başka biriyle evlilik dışı birliktelik sürdürdüğü iddiasına dayalı kaldırma davalarında bu olgunun somut ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/1980, K. 2020/3397 sayılı kararında davalının davacıdan boşandıktan sonra başka bir şahısla evlenme olmaksızın fiilen birlikte yaşadığına dair somut ve inandırıcı delil bulunmaması hâlinde davanın reddedilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Hangi delil bütününün yeterli sayılacağı her somut davanın koşullarına göre belirlenmektedir.

Bu tür davalarda nafaka alacaklısının kimlerle ikamet ettiğinin ve bu kişilerle ilişkisinin niteliğinin ayrıntılı biçimde araştırılması gerekmektedir; eksik incelemeyle hüküm kurulması bozma sebebi oluşturmaktadır. Dava sürerken nafaka alacaklısının resmî olarak evlenmesi hâlinde ise Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/6449, K. 2016/9164 kararında toplanan delillerin davanın açıldığı tarih itibarıyla değerlendirilerek, davalının başkasıyla yaşadığı kanıtlandığı takdirde dava tarihi itibarıyla yoksulluk nafakasının kaldırılması koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Yoksulluğun Ortadan Kalkması: Ölçüt ve Sınırlar

Yoksulluk nafakasının kaldırılabilmesi için nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkmış olması gerekir. Yargıtay, yoksulluğu yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım ve eğitim gibi zorunlu harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmama hâli olarak tanımlamaktadır. Yoksulluk durumu, günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları birlikte değerlendirilerek takdir edilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/9901, K. 2017/386Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/9901 E.  ,  2017/386 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması, iştirak nafakasının azaltılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı dava dilekçesinde; müvekkili olan davacının müşterek çocuklar için aylık 500'er TL olmak üzere toplam 1.000,00-TL iştirak nafakası, davalı için ise aylık 500 TL yoksulluk nafakası ödediğini, yoksulluk nafakasına hükmolunduğu tarihte herhangi bir işte çalışmayan davalının dava sonrasında sigortalı olarak diyaliz merkezinde çalışmaya başladığını, kendisinin ise ekonomik durumunun bozulduğunu ileri sürerek nafakaların azaltılmasına ve olmadığı takdirde kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde; .şirketinde çalışmakta olduğunu, davacının ödemekle mükellef olduğu (ancak bu mükellefiyetini de yerine getirmediği) toplam 1.500 TL ile kiralık bir evde yuvasını geçindiremediğini, davacının . grubu araçların, turistik acentelerin ve otel servislerinin bakımını yaptığını, pek çok otel ve ticari şirketle anlaşması olduğunu, pek çok gayrimenkulu olduğunu, her şirket gibi kredi çekip geri ödediğini, iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. Mahkemece; davalı lehine boşanma neticesinde hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, müşterek çocukların bakım iaşe giderleri,eğitim giderleri dikkate alındığında müşterek çocuklar için bağlanan iştirak nafakalarının azaltılmasına yönelik talebin reddine karar verilmiş, verilen bu hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava yoksulluk nafakasının kaldırılması, iştirak nafakasının azaltılması talebine ilişkindir. Temyize konu uyuşmazlık; davalının yoksulluk durumunun ortadan kalkıp kalkmadığı noktasında toplanmaktadır. ./.. -2- Kural olarak, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. (TMK m. 176/4) İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, alacaklı tarafın yoksulluğunun ortadan kalkması halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. (TMK m.176/3) Eldeki davada davacı; yukarıdaki yasa hükmü gereğince; davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı iddiasıyla nafakanın kaldırılmasını istemektedir. Bu durumda, öncelikle yoksulluk kavramı üzerinde durmak gerekir. Yoksulluğun hukuksal kavramı yasada tanımlanmamış ise de; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 2-656-688 sayılı kararında; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edileceği vurgulanmıştır. Yoksulluk durumu; günün ekonomik koşulları ile tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları birlikte değerlendirilerek takdir edilmelidir. Yoksulluk nafakasının kaldırılması talebi, azaltılması talebini de içermekte olup, bu durum nafakanın miktarını tayinde ve indirilmesinde etken olarak dikkate alınmalıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; tarafların . karar sayılı ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıkları, davalı için 500 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiği ve kararın 25/06/2012 tarihinde kesinleştiği; davacının sanayi sitesinde kendi işinde oto tamiri yaptığı, aylık 2.500 TL geliri olduğu, 550 TL kira ödediği, yeniden evlendiği ve bir çocuğunun daha olduğu; davalının ise fabrikada işçi olarak çalıştığı, . kayıtlarına göre 2.271 TL maaşı olduğu, boşandığı davacıdan toplam 1500 TL yoksulluk ve iştirak nafakası aldığı, kira ödemediği, annesinin yanında yaşadığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece; davalı kadının Novamed isimli bir serum fabrikasında sigortalı olarak işe başladığı, iki yıldır bu şirkette çalıştığı, . kayıtlarına göre en son aldığı ücretin 2.271,87 TL olduğu, almış olduğu ücretin asgari ücretin çok üstünde bulunduğu ve çalışması nedeniyle davalının yoksulluğunun ortadan kalktığı sabit olduğu gerekçe gösterilerek davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş ise de; davalının çalışmaya başladığı iş, her an için sona erdirilebilecek bir iş olup, sabit ve güvenceli bir iş değildir. Nitekim davalının söz konusu işte sigortalı olarak çalışmakta olduğu dosya kapsamına yansıyan belgeler ile sabittir. Geçici işlerde çalışmak yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez. Davalının günümüz ekonomik koşullarında aldığı nafaka ile geçinmesi mümkün olmadığına göre; işe girip çalışması zorunluluk arzetmektedir. Hal böyle olunca mahkemece; davalının çalıştığı işin sabit ve güvenceli bir iş olmadığı ve her an için sona erdirilebileceği de dikkate alınmak suretiyle, elde ettiği gelirin yoksulluk durumunu ortadan kaldırmayacağı ancak çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, nafakanın kaldırılması isteminin aynı zamanda nafakanın azaltılması istemini de kapsadığı ve davalının aylık düzenli olarak elde ettiği gelirin mali durumunu olumlu yönde değiştirdiği göz önünde bulundurularak, nafaka miktarında indirim yapılması hususu üzerinde durularak bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. ./.. -3- SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK'nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 19.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. .

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/10920, K. 2017/996 sayılı kararında yoksulluğun ortadan kalktığının kabul edilebilmesi için nafaka alacaklısının asgari ücret düzeyinin üzerinde ve sürekliliği olan bir gelire sahip olması gerektiğini belirlemiştir. Asgari ücret düzeyinde çalışmak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik yaklaşımında yoksulluk nafakasını gerektirmeyen ya da ortadan kaldıran bir durum olarak kabul edilmemektedir. Geçici işlerde çalışmak da yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/3339, K. 2015/10532Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/3339 E.  ,  2015/10532 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA 8. AİLE MAHKEMESİ TARİHİ : 25/12/2014 NUMARASI : 2014/599-2014/1671 Taraflar arasında görülen yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında görülen boşanma davası ile davacı lehine yoksulluk nafakası hükmedildiğini, boşanmadan sonra müvekkili davalının sağlığının bozulmaya başladığını ve bu sebeple emekli olmak zorunda kaldığını, davacının ekonomik durumunun ise müvekkilinden çok daha iyi olduğunu belirterek boşanma davası ile bu sebeple boşanma ile hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı ile anlaşmalı olarak boşandıklarını ve davalının yoksulluk nafakası ödemeyi kabul ettiğini, davalının halen uzman doktor olarak özel bir klinikte çalıştığını, ekonomik durumunun ve yaşam koşullarının çok iyi olduğunu, kendisinin ise emekli maaşından başka bir gelirinin bulunmadığını, belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davacının zaman içerisinde sağlık durumunun bozulması sebebiyle çalışamadığı, her iki tarafın da emekli maaşlarından başka gelirleri olmadığı, bunun yanında davacının kirada, davalının ise kendi evinde oturduğu, böylece yoksulluk nafakasının ödenmesini gerektiren şartların ortadan kalktığı gerekçesi ile davanın kabulüne, aylık 750 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. TMK nun 176. maddesine göre; yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkemece nafaka kaldırılabileceği gibi, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına da karar verilebilir. Tarafların sosyal-ekonomik durumlarının araştırmasından; davacının emekli doktor olup aylık 2500 TL emekli maaşı aldığı, yaşadığı evin kira olup olmadığının tüm dosya kapsamı itibari ile tespit edilemediği, davalının ise emekli hemşire olduğu ve aylık 1300 TL emekli maaşı aldığı, kendisine ait evde oturduğu ve kira giderinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hukuk Genel Kurulunun yerleşik kararlarında "asgari ücretle çalışılmakta bulunulması" yoksulluk nafakası bağlanmasını veya yoksulluk nafakasının ortadan kaldırılmasını gerektiren bir durum olarak kabul edilmemiştir. Ancak, yoksulluk nafakasının kaldırılması talebi, azaltılması talebini de içermekte olduğundan, bu durum nafakanın miktarını tayinde ve indirilmesinde etken olarak dikkate alınmalıdır. O halde; çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, nafakanın kaldırılması isteminin aynı zamanda nafakanın azaltılması istemini de kapsadığı gözetilerek, davalının aylık düzenli olarak elde ettiği gelirin davalıyı yoksulluktan tamamen kurtarmadığı ancak mali durumunu olumlu yönde değiştirdiği gözetilerek, tarafların mevcut durum itibariyle sosyal ekonomik durumları da dikkate alındığında, nafakada hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapılması gerekirken davanın tümden kabulü ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/10920, K. 2017/996Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/10920 E.  ,  2017/996 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; tarafların … …. Aile Mahkemesinin 2007/361 E 2008/302 K sayılı ilamı ile boşandıklarını, boşanma kararında 200,00 TL nafaka bağlandığını, … …. Aile Mahkemesinin 2011/529 E 2012/402 K sayılı ilamı ile bağlanan nafakanın …/05/2011 tarihinden itibaren 400,00 TL ye arttırıldığını, müvekkilinin … emeklisi olduğunu, başka bir gelirinin de bulunmadığını, yeniden evlilik yapması nedeniyle fakru zaruret halinde geçimini sağladığını, davalının Sosyal Güvenlik Kurumundan yaşlılık aylığı aldığını, bir iş yerinde çalıştığını, ayrıca kira ve benzeri gelirlerinin de bulunduğunu, bu durumda davalının yoksulluk halinin kalktığını, bu nedenlerle davalıya ödenen yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, yargılama ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının Sosyal Güvenlik Kurumundan yaşlılık aylığı aldığı bir işyerinde çalıştığı ve kira geliri bulunduğu iddia edilmekte ise de dava tarihi itibari ile bunların hiçbirinin doğru olmadığını, davalının geçimini davacının ödediği yoksulluk nafakası ile sağladığını, nafakanın kaldırılmasının davalıyı zor durumda bırakacağı için nafakanın kaldırılması talebinin reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davanın kabulüne, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere … …. Aile Mahkemesinin 2011/529 E 2012/402 K nolu kararı ile davalı lehine hükmedilen aylık 400,00 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, yoksulluk nafakasının kaldırılması talebine ilişkindir. TMK nun 176. maddesine göre; yoksulluğun ortadan kalkması halinde mahkemece nafaka kaldırılabileceği gibi, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına da karar verilebilir. Yerleşik …'ın uygulamalarına göre asgari ücret seviyesindeki gelirin de yoksulluğu ortadan kaldırmadığı ilke olarak kabul edilmiştir (HGK'nun ……..2002 gün …-397 E-339 K. Sayılı kararında olduğu gibi). Tarafların yaptırılan sosyal ekonomik durum araştırmalarında, davacının, ….304 TL emekli maaşı aldığı, yıllık 5000 TL'ye kirada oturduğu ve yeniden evlendiği; davalının ise …'dan 1144 TL aylık aldığı tespit edilmiştir. Davalının yoksulluğunun ortadan kalktığının kabul edilebilmesi için; asgari ücret düzeyinin üzerinde gelirinin bulunması ve gelirinin devam etmesi gerekmektedir. Nafaka alacaklısı kadının eline geçen yetim aylığı miktarı, onu yoksulluktan kurtaracak mahiyette değildir. Davalının ölen babasından dolayı aldığı maaş nafakanın kaldırılmasına değil, azaltılmasına etki edecek olgulardandır. O halde, mahkemece yapılacak iş; davanın açıldığı tarihteki tarafların sosyal ve ekonomik durumları gözetilip, nafaka takdir edilirken taraflar arasında mevcut olan denge durumu da dikkate alınarak, davalının yoksulluğunun ortadan kalkmadığı, ancak ekonomik durumunda iyileşme olduğu kabul edilerek, nafakanın TMK'nın …. maddesinde vurgulan hakkaniyet ilkesi gereğince uygun bir miktarda indirilmesine karar vermek olmalıdır. Bu nedenle; mahkemece, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına karar verilmiş olması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde … atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Nafaka alacaklısının elde ettiği ek gelir onu yoksulluktan tamamen kurtarmaya yetmiyorsa bu durum nafakanın kaldırılmasına değil azaltılmasına gerekçe oluşturabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/10920, K. 2017/996 kararında nafaka alacaklısının ölen babasından aldığı yetim aylığının kaldırma için yeterli olmadığını; ancak nafakanın azaltılmasını etkileyen bir olgu sayılacağını hükme bağlamıştır. Bu tespit o davadaki somut gelir kalemine ilişkindir; farklı gelir türleri için sonucun somut koşullara göre değerlendirileceği gözetilmelidir.

Nafakanın Azaltılması: Koşullar ve Hakkaniyet Denetimi

TMK m. 176/4, irat biçiminde ödenen nafakanın tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde artırılabileceğini ya da azaltılabileceğini öngörmektedir. Bu hüküm yalnızca çekişmeli boşanma kararlarına değil, anlaşmalı boşanma protokolüyle belirlenen nafaka yükümlülüklerine de uygulanır; protokolde nafaka miktarı kararlaştırılmış olması sonradan artırma veya azaltma talep edilmesine engel değildir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/3339, K. 2015/10532 kararında nafaka alacaklısının elde ettiği düzenli gelirin yoksulluğu tamamen ortadan kaldırmadığı ancak mali durumunu olumlu yönde değiştirdiği hâllerde, tarafların sosyal ve ekonomik koşulları da gözetilerek nafakada hakkaniyete uygun bir miktarda indirim yapılması gerektiğini; nafakanın tümden kaldırılmasına hükmedilmesinin ise bozma sebebi oluşturduğunu belirlemiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2016/10920, K. 2017/996 kararında da nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkmadığı, ancak ekonomik durumunda iyileşme olduğu kabul edilen hâllerde nafakanın hakkaniyet ilkesi gereğince uygun bir miktarda indirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Nafaka indirim veya kaldırma davalarında mahkeme, davanın açıldığı tarihteki tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını gözetir; nafaka takdirinde taraflar arasında kurulan denge durumunu da dikkate alır.

Kaldırma Talebinin Azaltma Talebini Kapsaması

Nafakanın kaldırılması talebi, çoğun içinde az da vardır ilkesi gereğince nafakanın azaltılması talebini de kapsar. Bu nedenle mahkeme, kaldırma için yeterli koşulun oluşmadığını tespit etse dahi nafaka alacaklısının mali durumunun olumlu yönde değiştiğini görürse nafaka miktarında indirim yapılması hususunu ayrıca değerlendirmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/3339, K. 2015/10532 ve E. 2016/9901, K. 2017/386 kararlarında, kaldırma için yeterli koşul oluşmayan durumlarda yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına hükmeden kararları bu gerekçeyle bozmuştur.

Sözleşmeye Dayalı Nafakada Kaldırma veya İndirim Talebi

Nafaka iradı, tarafların anlaşmasına ve hâkim onayına dayanıyor olsa bile yasal koşullar gerçekleştiğinde indirilebilir ya da tamamen kaldırılabilir. Bununla birlikte, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hâkim tarafından onaylanmış iradın yasada aranan şartlar gerçekleşmeden kaldırılmasını ya da indirilmesini talep etmek hakkın kötüye kullanılması niteliği taşır. Aynı şekilde, sırf boşanmayı sağlamak amacıyla mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü bilerek üstlenen ya da karşı tarafın nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin sonradan bu yükümlülüğün kaldırılmasını ya da azaltılmasını talep etmesi iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleriyle bağdaşmaz.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/2282, K. 2019/8150 kararında nafaka borçlusunun ekonomik ve sosyal durumundaki kısmi değişikliğin yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmediğini, ancak nafakanın hakkaniyet oranında indirilmesi sebebi olabileceğini hükme bağlamıştır. Aynı kararda, nafaka alacaklısının boşanma öncesine kıyasla sosyal ve ekonomik durumunda önemli bir değişiklik olmadığında nafaka yükümlüsünün gelirindeki azalmanın protokol yükümlülüklerinin tümden kaldırılmasını değil, hakkaniyete uygun biçimde uyarlanmasını gerektirebileceği de belirtilmiştir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/2282, K. 2019/8150Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2019/2282 E.  ,  2019/8150 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Yoksulluk Nafakasının Kaldırılması veya Azaltılması – Anlaşmalı Boşanma Davasında Protokol Hükmünün Kaldırılması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından her iki davaya yönelik olarak temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı; davalı ile Karaman Aile Mahkemesinin 22.08.2013 tarihli ve 2013/693 esas sayılı ilamı ile boşandıklarını, protokol uyarınca mahkemece davalıya aylık 250 TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, ancak boşanma davasından sonra kendisinin ekonomik durumunda meydana gelen olumsuz değişiklikler sonucu nafakayı ödeyemeyecek duruma geldiğini, şu anda evli olduğunu ve bakmakla yükümlü çocuklarının bulunduğunu, davalı kadının ekonomik durumunun kendisinden daha iyi olduğunu ileri sürerek daha evvel hükmedilen aylık 250 TL yoksulluk nafakanın kaldırılmasını, yine anlaşmalı boşanma kararının eki sayılan protokolün 7. maddesinde belirlenen ortak çocuk Emine’nin eğitim giderlerinin ve davalının yakıt giderlerinin davacı tarafından ödeneceğine dair hükmün kaldırılmasını, aksi kanaatte olunması halinde azaltılmasını talep ve dava etmiştir. Mahkemece; davacının ekonomik durumunda olumsuz değişiklikler olduğunu, davalının ise boşanma davası öncesindeki gibi çalıştığını ve gelirinin kendisini yoksulluktan kurtaracak nitelikte olduğunu belirterek yoksulluk nafakasının kaldırılmasına, yine protokolün 7. maddesinin ise davacının ekonomik durumunda olumsuz değişme olduğunu, kadının yoksulluk durumunun ortadan kalktığını yakıt giderlerine yönelik hükmün değişen şartlara göre kaldırılması gerektiğini, yine davacının iştirak nafakası ödediğini ve bunun çocuğun her türlü ihtiyacında kullanılabileceğini belirterek eğitim giderlerine yönelik hükmün de kaldırılması gerktiğinden bahisle protokolün 7. maddesinin kaldırılmasına karar verilmiş; hüküm davalı tarafça temyiz edilmiştir. TMK’nun 176/3.maddesi uyarınca; irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. TMK'nın 176/4.maddesinde; “Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir” düzenlemesi bulunmaktadır. TMK'nın 331. maddesi uyarınca da; durumun değişmesi halinde hakim nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırabilir. Anılan yasal düzenlemeye göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu sağlaması gerekmektedir. Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebileceği gibi tamamen de kaldırılabilir. Ancak, sözleşme ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemek hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arzeder. Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Ancak, Borçlar Kanunu'nun 19. ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesi gerekebilir. O nedenle, işlem temelinin çökmesi veya tarafların mali durumlarının değişmesi irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafakanın kaldırılmasını veya yeniden belirlenmesini gerektirebilir. Somut olayda taraflar, 22.08.2013 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmışlar, kadına 250 TL yoksulluk nafakası, ortak çocuk Emine'ye 250 TL iştirk nafakasına hükmedilmiş, kararın eki sayılan protokolün 7. maddesinde ise kadının yakıt giderleri ile ortak çocuk Emine’nin eğitim giderlerinin davacı tarafından karşılanmasına karar verilmiş ve karar kesinleşmiştir. Davalı kadın boşanma davası öncesinde olduğu gibi çalışmaya devam etmekte olup, davacı erkeğin ise ekonomik durumunda ise olağanüstü bir değişiklik meydana gelmemiştir. Davacı erkeğin ekonomik ve sosyal durumundaki kısmi değişiklik yoksulluk nafakasının kaldırılmasını gerektirmez, ancak nafakanın hakkaniyet oranında indirilmesi sebebi olabilir.Yine davalı kadın açısından sosyal ve ekonomik durumunda boşanma öncesine göre önemli değişiklik olmadığına göre davacı erkeğin gelirindeki azalma yakıt giderleri ve eğitim giderlerinin davacı tarafından ödeneceğine dair protokolün 7. maddesinin kaldırılmasını gerektirmez, hakkaniyete uygun, belirli miktarda uyarlanması sebebi olabilir. O halde mahkemece delillerin bu çerçevede değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken davaların kabulü ile yükümlülüklerin tümüyle ortadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 04.07.2019 (Prş.)

İştirak Nafakasının Kaldırılması veya Azaltılması

İştirak nafakası, ana babanın bakım borcunun bir yansımasıdır ve kamu düzenine ilişkin olduğundan hâkim talep olmaksızın da bu nafakaya kendiliğinden hükmedebilir. TMK m. 331 uyarınca durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır. İştirak nafakasının azaltılması için tarafların mali durumlarının değişmesi ya da hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2613, K. 2019/1191Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2613 E.  ,  2019/1191 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “iştirak nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 24.02.2015 tarihli ve 2013/1354 E., 2015/274 K. sayılı karar davacı vekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.10.2015 tarihli ve 2015/7375 E., 2015/15006 K. sayılı kararı ile: “…Davacı vekili dava dilekçesi ile; tarafların Ankara 8.Aile Mahkemesinin 2007/761 esas ve 768 karar sayılı ilamı ile boşandıklarını, bu karar ile müşterek çocuk …'in velayet hakkının davacı anneye verildiğini, söz konusu karar ile küçüğe iştirak nafakası takdir edilmediğini, aradan geçen sürede müşterek çocuğun ihtiyaçlarının arttığını bu nedenle … için aylık 1.500 TL iştirak nafakasının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma dosyasında düzenlenen protokol gereğince tarafların birbirlerinden her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunmayacaklarının kararlaştırıldığını, ayrıca davalının küçüğün şahsi ve eğitim giderleri için davacıya 156.000 TL verdiğini bu nedenle davanın reddini istemiştir. Mahkemece; tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma kararı ile davalının küçüğün eğitim ve öğretim masrafları için davacıya 156.000 TL tutarında para bıraktığı ,boşanma dosyasında düzenlenen protokol gereğince tarafların birbirlerinden her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunmayacaklarının kararlaştırıldığı, aradan geçen sürede davacının ekonomik durumunda olağanüstü bir kötüleşme ve davalının ekonomik durumunda olağanüstü bir artış da olmadığı , boşanma dosyasında düzenlenen protokolün 4.maddesinin iştirak nafakasının toplu ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği, davalı tarafından protokolün 4.maddesi gereğince toplu olarak yatırılan nafaka miktarının faiz getirisinin enflasyon götürüsünü karşılayabilecek miktarda olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; iştirak nafakası istemine ilişkindir. TMK. 182/2.maddesine göre; "Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır". Aynı Yasanın 328/1.maddesine göre de; "Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de gözönünde bulundurulur" (TMK. 330/1). İştirak nafakasının; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşullarındaki paranın alım gücü ile genel ihtiyaçlarına uygun olarak ana babanın mali durumları da gözetilmek suretiyle takdiri gerekir. TMK. mad. 176/4 hükmüne göre ''Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir." Aynı şekilde 331. madde uyarınca; "durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır." Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemelere göre, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu gerektirmesi gerekmektedir. Dosya kapsamından, tarafların 12.07.2007 tarihinde anlaşmalı boşandığı, anlaşmalı boşanma dosyasında yer alan 10.07.2007 tarihli protokolde, davalı babanın küçüğün eğitim ve öğretim masrafları için davacıya 156.000 TL tutarında para bırakacağı ve tarafların birbirlerinden her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunmayacakları hususlarının kararlaştırıldığ, söz konusu karar ile ; 26.04.2004 doğumlu müşterek çocuk …'in velayetinin davacı anneye bırakıldığı, dosya kapsamındaki 10.07.2007 tarihli protokol gereğince mahkemece istenmemesi nedeniyle taraflar ve müşterek çocuk lehine nafaka takdirine yer olmadığına dair karar verildiği, kararın 12.07 .2007 tarihinde taraflarca temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. Mahkemece; yaptırılan sosyal ekonomik durum araştırmasına göre, davacının emekli olup, aylık 1290 TL maaş aldığı, ayrıca Boğaziçi yazılım şirketinde çalışıp aylık 890.00 TL gelir elde ettiği, kendisine ait evde yaşadığı, davalının ise emekli olup, 2.100TL emekli maaşı aldığı ayrıca çalıştığı özel şirketten 1.000 TL gelir elde ettiği ,kendisine ait evde yaşadığı ,evli olduğu ,bu evliliğinden de ilköğretime giden bir çocuğu olduğu, müşterek çocuğun ise dava tarihi itibariyle 9 yaşında olup, özel okulda eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasındaki denge sonradan, şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar artık o akitle bağlı tutulamazlar, değişen bu koşullar karşısında Medeni Yasanın 2.maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebilirler. Somut olayda, yerel mahkeme; Ankara 8.Aile Mahkemesinin 2007/761 Esas ve 768 Karar sayılı dosyası kapsamında yer alan 10.07.2007 tarihli protokolün 4.maddesi gereğince, davalı babanın müşterek çocuğun eğitim ve öğretim masrafları için davacıya bıraktığı 156.000 TL tutarında parayı iştirak nafakasının toplu olarak ödenmesi şeklinde değerlendirmiş olsa da, TMK.'nun 182/2.maddesi gereği velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu yine anlaşmalı boşanma davasında davacının müşterek çocuk için nafaka istememiş olmasının daha sonra iştirak nafakası talep etmeye engel teşkil etmeyeceği, diğer taraftan müşterek çocuk için protokolle tazminat ödenmesinin davalı babayı iştirak nafakası ödemesi yükümlülüğünden kurtarmayacağı ancak bu husus nafaka miktarının tayininde göz önüne alınmalıdır. Mahkemece; yanılgılı değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Bununla birlikte Ankara 8.Aile Mahkemesinin 2007/761 esas, 768 karar sayılı ve 12.07.2007 tarihli (boşanma) ilamı ile bu davanın açıldığı tarih arasında yaklaşık altı yıllık süre geçmiştir.  Bu süre içinde tarafların sosyal ve ekonomik durumları değiştiği gibi, çocuğun yaşı ve ihtiyaçları da doğal olarak artmıştır. O halde; mahkemece yapılacak iş; tarafların tespit edilen sosyal ekonomik durumları, nafakanın niteliği, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu, ihtiyaçları, ekonomik göstergelerdeki değişim dikkate alınarak, TMK.nun 4. maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun bir miktar nafakaya hükmedilmesidir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, iştirak nafakası istemine ilişkindir. Davacı vekili, tarafların Ankara 8. Aile Mahkemesinin 12.07.2007 tarihli ve 2007/761 E., 768 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, bu karar ile müşterek çocukları …'in velayet hakkının müvekkiline verildiğini, küçüğe ise iştirak nafakası takdir edilmediğini, müşterek çocuğun yıllık eğitim masrafının ortalama 20.000TL, özel piyano kursunun masrafının ise aylık 500TL olduğunu, müvekkilinin 1.287,59TL ücret karşılığında çalıştığını, davalının ise emekli olmasına rağmen halen çalıştığını ve aylık gelirinin ortalama 10.000TL olduğunu, aradan geçen sürede müşterek çocuğun ihtiyaçlarının arttığını ileri sürerek, müşterek çocuk … için aylık 1.500TL iştirak nafakasının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını, düzenlenen protokol gereğince tarafların birbirlerinden her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunmayacaklarının kararlaştırıldığını ve müvekkilinin küçüğün şahsî ve eğitim giderleri için davacıya 156.000TL verdiğini, bu bedelin 6,5 yıllık faiz getirisinin en az 120.000TL olduğunu, müvekkilinin kızının birçok eksik ve ihtiyacını da giderdiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, anlaşmalı olarak boşanan tarafların, düzenledikleri protokolde birbirlerinden her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunmayacakları ve davalının küçüğün eğitim ve öğretim masrafları için davacıya 156.000TL tutarında para vereceğinin kararlaştırıldığı, miktarın davalı tarafından velayeti kendisine verilen davacıya ödendiği, davacının ekonomik durumunda da olağanüstü bir kötüleşme ve davalının ekonomik durumunda olağanüstü bir artış olmadığı, boşanma protokolünün 4. maddesindeki ödemenin iştirak nafakasının toplu ödemesi olarak değerlendirilmesi gerektiği, hâkim tarafından onaylanan anlaşma protokolündeki diğer hükümler ile müşterek çocuğun dava tarihinde henüz ilkokul çağında olması, davalı tarafından protokolün 4. maddesi gereğince toplu olarak yatırılan nafaka miktarının faiz getirisinin enflasyonun götürüsünü karşılayacak miktarda olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçelere yanında, davacı tarafından verilen dava dilekçesinde çocuğun yıllık masrafının ortalama 20.000TL olarak belirtildiği, boşanma davasında iştirak nafakası talep edilmemiş olsa dahi ilerleyen dönemde dava açılmasına engel bir düzenleme bulunmamakla birlikte boşanma davasından altı yıl sonra nafaka artırım davası açıldığı, ancak davacı kabulüne göre çocuğun yıllık giderinin 20.000TL olduğu buna göre dava tarihi itibariyle çocuğun toplam giderinin 120.000TL civarında olduğu, giderlere davacı annenin de katılma yükümlülüğü bulunması karşısında toplu olarak verilen 156.000TL'lik nafakanın dava tarihi itibariyle tükenmediği, bu hususta daha sonra dava açılabilir ise de dava tarihi itibariyle nafaka artırım davası açılmasının yapılan sözleşmeye ve hakkaniyete uygun düşmediği, davacı kabulünde olduğu üzere 20.000TL giderin toplu nafakadan karşılanabilecek durumda olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, boşanma protokolünde, küçüğün şahsî ve eğitim giderleri için peşin ödenen paraya ve tarafların her ne suretle olursa olsun nafaka talebinde bulunamayacaklarının kararlaştırılmış olmasına rağmen, aradan geçen altı yıllık süre sonrasında müşterek çocuk yararına iştirak nafakası talep edilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 182/2. maddesi ile velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılması esası kabul edilmiş; 327. maddesinde de çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderlerin ana ve baba tarafından karşılanacağı öngörülmüştür. Anılan Kanun'un 328. maddesinde ise ana ve babanın bakım borcunun, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceği, çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü oldukları düzenlemesine yer verilmiştir. Ana babanın bakım yükümünün doğal sonucu olan iştirak nafakası ise, çocuğun korunmasına yönelik olup, kamu düzenine ilişkindir ve hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmelidir. İştirak nafakasının miktarının nasıl belirleneceği ise 4721 sayılı Kanun'un “Nafaka miktarının takdiri” başlıklı 330. maddesinde; “Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Nafaka her ay peşin olarak ödenir. Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir ” Şeklinde düzenlenmiştir. Bunun yanında iştirak nafakası miktarının yeniden belirlenmesi de mümkündür. Nitekim TMK'nın “Durumun değişmesi” başlıklı 331. maddesi; “Durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır”. Buna göre hâkim ana baba veya çocuğun durumlarının değişmesine bağlı olarak iştirak nafakasının miktarını artırabilir, azaltabilir veya kaldırabilir. Görüldüğü üzere, iştirak nafakası miktarının çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri; diğer bir ifade ile tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde, davacı emekli olup, aylık 1.290TL maaş aldığı, ayrıca bir yazılım şirketinde çalışarak aylık 890TL gelir elde ettiği , kendisine ait evde yaşadığı; davalının ise emekli olup, 2.100TL emekli maaşı aldığı, ayrıca çalıştığı özel şirketten 1.000TL gelir elde ettiği, kendisine ait evde yaşadığı, evli olduğu, bu evliliğinden de ilköğretime giden bir çocuğunun bulunduğu, müşterek çocuğun ise dava tarihi itibariyle 9 yaşında olup, özel okulda eğitim gördüğü anlaşılmaktadır. Buradan hareketle, mahkemece tarafların boşanmalarına esas alınan 10.07.2007 tarihli protokolün 4. maddesinde düzenlenen ve bankada bulunan 156.000TL tutarındaki meblağın müşterek çocuğun eğitim ve öğretim masrafları için davacı anneye davalı tarafından bırakıldığı, bu nedenle iştirak nafakasının toplu olarak ödendiği kabul edilmiş ise de, öncelikle bahsi geçen paranın tarafların ortak hesabında bulunduğu sabit olup; paranın tamamının davalıya ait olduğu, çocuk yararına harcanmak üzere anneye bırakıldığına yönelik mahkemenin kabulü gerçeği yansıtmamaktadır. İştirak nafakası özelliği gereği, 4721 sayılı TMK’nın 330. maddesine göre “irat” şeklinde karar verilmesi gerektiğinden, bu paranın iştirak nafakası olarak kararlaştırılmadığı da açıktır. Öte yandan, 4721 sayılı TMK’nın 182/2. maddesi gereği velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin, müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğundan, anlaşmalı boşanma davasında davacının müşterek çocuk için nafaka istememiş olmasının koşulların değişmesi, çocuğun ihtiyacı ve üstün yararı gözetilerek daha sonra iştirak nafakası talep etmeye engel teşkil etmeyeceği gibi, diğer taraftan müşterek çocuk için protokolle tazminat ödenmesinin davalı babayı iştirak nafakası ödemesi yükümlülüğünden kurtarmayacak ancak bu husus nafaka miktarının tayininde göz önüne alınabilecektir. Ayrıca, anlaşmalı boşanma protokolü düzenlendiğinde karşılıklı edimler arasındaki denge sonradan, şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar artık o akitle bağlı tutulamazlar, değişen bu koşullar karşısında 4721 sayılı TMK’nın 2. maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebileceklerdir. İşte davacı anne bu zorunluluk nedeniyle davalı babadan müşterek çocuk yararına nafaka talep etmektedir. Önemle vurgulamak gerekir ki, boşanma kararının kesinleştiği tarih olan 12.07.2007 tarihinden dava tarihi 07.10.2013 tarihine kadar 6 yılı aşkın bir sürenin geçmiş olması, boşanma tarihinde 3 yaşında olan müşterek çocuk … Kasım’ın dava tarihi itibariyle 9 yaşında olması, değişen ve gelişen durumlar ile çocuğun ihtiyaçları ve üstün yararı da gözetilip, şahsî ve eğitim giderlerinin doğal olarak artmış olacağı dikkate alınarak, tarafların sosyal ve ekonomik durumları da göz önünde bulundurularak müşterek çocuk yararına 4721 sayılı TMK’nın 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesine göre uygun bir iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, boşanma protokolü davacıya müşterek çocuğun şahsî ve eğitim giderleri için bırakılan 156.000TL’nin dava tarihi itibariyle tükenmesi mümkün olmadığından dava tarihi itibariyle müşterek çocuk yararına iştirak nafakasına hükmedilmesine gerek olmadığı, bu nedenlerle yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Diğer taraftan, gerekçeli karar başlığında dava tarihi 07.10.2013 olduğu hâlde 01.04.2016 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan sebeplerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6217 sayılı Kanun'un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, HUMK’nın 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.11.2019 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. KARŞI OY İştirak nafakası 4721 sayılı TMK 182. maddede düzenlenmiş ise de bu madde soybağının hükümlerinin düzenlendiği TMK 321 vd. maddelerde yer alan hükümlerle birlikte değerlendirilip uygulanmalıdır. Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler (TMK 182/1). Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır (TMK 182/2). Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (TMK 182/3). Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder (TMK 328/1). Çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler (TMK 328/2). Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir (TMK 329/1). Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur (TMK 330/1). Nafaka her ay peşin olarak ödenir (TMK 330/2). Hâkim istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir (TMK 330/3). Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır (TMK 331/1). Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; boşanma protokolünde mülkiyeti … Kasım'da görünen araç, taşınmaz ve ev eşyalarının … Kasım'da kalacağı ve …'ın hak iddia etmeyeceği, yine … Kasım adına olan banka hesabındaki 156.000TL'nin müşterek çocuk …'in şahsi ve eğitim giderleri için kullanılmak üzere annesi …'da kalacağı ve ayrıca iştirak ve yoksulluk nafakası ödenmeyeceği belirtilmiş ve mahkemece de bu protokole bağlı kalınarak iştirak nafakasına hükmedilmemiştir. Protokol içeriğinden tarafların boşanmanın mali sonuçları konusunda da anlaşıp tasfiyeye gittikleri edinilmiş mallara katılma rejimine rağmen tümüyle … üzerinde görünen malvarlıkları ile ev eşyaları üzerinde Şenol'un hak iddia etmediği ancak bankadaki paranın çocuğun şahsi ve eğitim giderleri için harcanacağının kabul edildiği görülmektedir. İştirak nafakasının amacı çocuğun şahsi ve eğitim giderlerini karşılamak olup taraflar da bu amaca uygun olarak bankadaki paranın çocuğun şahsi ve eğitim giderleri için harcanacağını kabul etmişlerdir. Velayet kendisine verilmeyen baba, çocuğun bu giderlerine iştirak nafakası ödemek suretiyle katılmak zorundaysa da bunu sağlayacak başka bir giderim şekli sağlamış ise babanın sorumluluğunda bu da gözetilmelidir. Baba bankadaki para üzerinde hak iddia etmeyerek çocuk için bırakmış olduğuna göre bu paranın yarısı olan 78.000TL'yi peşin vermek suretiyle bunun çocuğun ihtiyaçlarına yeterliliği ölçüsünde bu yükümlülüğünü yerine getirdiğinin kabulü gerekir. Çocuk o tarihte 3 yaşında olup 18 yaşında reşit olacağı ve reşit olma tarihine kadar kalan 15 yıl düşünüldüğünde bu paranın aylık karşılığı 433TL olup o tarihte 352,09TL olan asgari ücret miktarının 1,23 katı etmektedir. Anneye düşen hisse de gözetildiğinde asgari ücretin 2,46 katı etmektedir. Anne bu parayı peşin olarak aldığına göre değerinin düşmemesi ve ileride çocuğun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için altın, döviz, faiz gibi değişik ekonomi araçlarını kullanarak gerekli önlemleri de almak zorundadır. Dava tarihi itibarıyla çocuk için ayrılan bu paranın ihtiyaçları karşılamaya yetmediği ve babanın ek olarak giderlere katılma yükümlülüğü doğduğu ispatlanmış değildir. Baba bağımsız bölüm üzerinde de hak iddia etmemiş olup mevcut evin varlığına rağmen yeni bir ev alınmış olması da ihtiyaçların artmış olduğu şeklinde değerlendirilemez. Artan ihtiyaçlar ölçüsünde anne de giderlere katılmak yükümlülüğünde olup tüm giderleri baba üstlenmek zorunda değildir. İştirak nafakasının aylık ödenmesi gerekmekte ise de bu giderler için toptan ve peşin olarak parayı alan annenin artık aylık ödenmesi gerekir ve kararda da bu şekilde bir nafakaya hükmedilmediği için çocuk adına isteme hakkım var demesi mümkün değildir. Anne ancak artan ihtiyaçlar ile babanın verdiği bu paranın yetmediği tarih itibarıyla nafaka istemesi mümkün ise de çocuk için ayrılan bu paranın dava tarihinde henüz 9 yaşında olan çocuk için yeterli düzeyi koruduğu açık olup davanın reddine dair mahkeme kararı yerinde olduğu için hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1513, K. 2019/1182 kararında nafaka yükümlüsünün kendi iradesiyle işinden ayrılıp kendi işini kurduğu ve mali durumunda bir bozulma olmadığı tespit edilen bir davada, protokolle belirlenmiş iştirak nafakasının azaltılması için yasal koşulun oluşmadığı sonucuna varmış; iştirak nafakasının azaltılmasına ilişkin yerel mahkeme direnme kararını bozmuştur.

Ana babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasına kadar devam eder; ergin olmasıyla birlikte bu bakım borcu sona erer. Ancak çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi sürmekteyse TMK m. 328/2 kapsamında ana babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde eğitim sona erene kadar çocuğa bakma yükümlülüğü devam eder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 328Kaynağı aç
Madde 328- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. III. Dava hakkı

Boşanma davasında iştirak nafakası talep edilmemiş olması, koşulların sonradan değişmesi ve çocuğun üstün yararı gözetilerek ilerleyen dönemde iştirak nafakası talep edilmesine engel değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2613, K. 2019/1191 kararında bu ilkeyi açıkça benimsemiş; boşanma protokolünde müşterek çocuk için peşin tazminat ödenmesinin nafaka yükümlüsünü iştirak nafakası ödemesinden kurtarmayacağını, ancak nafaka miktarının belirlenmesinde dikkate alınabileceğini hükme bağlamıştır.

Hâkimin Gelecek Yıllara İlişkin Nafaka Tespiti Yetkisi

TMK m. 176/5 uyarınca hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine hükkedilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. Bu düzenleme, nafaka miktarını zaman içinde esnetme imkânı tanıyan isteğe bağlı bir yetkiyi ifade etmektedir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Nafakanın kaldırılması veya azaltılması davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir; aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalar asliye hukuk mahkemesinde aile mahkemesi sıfatıyla görülür. Yetki bakımından ise TMK m. 177 uyarınca boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 177Kaynağı aç
Madde 177- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. 5. Zamanaşımı

Sık Sorulan Sorular

Nafakanın kaldırılması davası ne zaman açılabilir?

Bu davalar, nafaka yükümlülüğü devam ettiği sürece her zaman açılabilir. Nafakanın kaldırılması veya azaltılması için herhangi bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre öngörülmemiştir.

Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi iştirak nafakasını da sona erdirir mi?

TMK m. 176/3 kapsamındaki kendiliğinden sona erme hâlinin yoksulluk nafakasına ilişkin olduğu değerlendirilmektedir. Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi iştirak nafakasını kendiliğinden sona erdirmez; zira iştirak nafakasının hukuki temeli, nafaka alacaklısının kişisel durumundan değil müşterek çocuğun giderlerine katılım borcundan kaynaklanmaktadır.

Yoksulluk nafakasının kaldırılması için ne kadar gelir yeterli sayılır?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/10920, K. 2017/996 kararında yoksulluğun ortadan kalktığının kabul edilebilmesi için nafaka alacaklısının asgari ücret düzeyinin üzerinde ve sürekliliği olan bir gelire sahip olması gerektiğini belirlemiştir. Asgari ücret düzeyinde çalışmak ya da geçici işlerde istihdam edilmek, kaldırma için yeterli koşul oluşturmaz. Bu eşiğin somut uygulaması günün ekonomik koşulları ve tarafların sosyal durumu bir arada değerlendirilerek mahkemenin takdirine göre belirlenir.

Anlaşmalı boşanma protokolünde belirlenen nafaka sonradan değiştirilebilir mi?

Evet. TMK m. 176/4'teki artırma ve azaltmaya ilişkin hüküm yalnızca çekişmeli boşanma kararlarına değil, anlaşmalı boşanma protokolüyle belirlenen nafakalara da uygulanır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde protokol nafakasının artırılması ya da azaltılması talep edilebilir. Ancak sözleşme ile kararlaştırılmış ve hâkimce onaylanmış iradın yasal koşullar gerçekleşmeden kaldırılmasını ya da indirilmesini talep etmek hakkın kötüye kullanılması niteliği taşır.

Nafakanın kaldırılması mümkün değilse mahkeme ne yapar?

Nafakanın kaldırılması talebi, aynı zamanda azaltılması talebini de kapsar. Mahkeme, kaldırma için yeterli koşulun oluşmadığını tespit etse dahi nafaka alacaklısının mali durumunun olumlu yönde değiştiğini görürse nafaka miktarında indirim yapılması hususunu ayrıca değerlendirmelidir. Yargıtay, yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına hükmeden kararları, kaldırma için yeterli koşul oluşmadığı durumlarda bozmuştur.

Nafaka yükümlüsü öldükten sonra birikmiş nafaka borçları ne olur?

Nafaka yükümlülüğünün sona ermesi, o tarihe kadar biriken alacağı ortadan kaldırmaz. Nafaka yükümlüsünün ölümü hâlinde vadesi gelmiş ve birikmiş nafaka alacakları, mirasçıları tarafından ödenmesi gereken bir borç olarak varlığını korur.

Çocuk ergin olduktan sonra da iştirak nafakası ödenmeye devam eder mi?

TMK m. 328/1 uyarınca ana babanın bakım borcu çocuğun ergin olmasıyla sona erer. Bununla birlikte çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi sürmekteyse TMK m. 328/2 kapsamında ana babanın durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde eğitim sona erene kadar çocuğa bakma yükümlülüğü devam edebilir. Bu yükümlülüğün hangi hukuki çerçevede karşılanacağı somut koşullara göre değerlendirilmelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu