Boşanma Davalarında Tanıklık: Usul ve Hukuki Sonuçlar

by Avukat Erdal Ersoy
Boşanma Davalarında Tanıklık: Usul ve Hukuki Sonuçlar

Boşanma davalarında tanık delili takdiri nitelikte olup tanık anlatımlarının hükme etkisini hâkim, kanunlar ve hakkaniyet sınırları çerçevesindeki takdir yetkisiyle belirler.

Tanık Listesi ve Usule Uygun Bildirim

HMK m. 240 uyarınca tanık dinletmek isteyen taraf, ispat etmek istediği vakıayı, tanıkların adı-soyadını ve tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunmak zorundadır. Listede gösterilmemiş kişiler tanık olarak dinlenemez; aynı amaçla ikinci bir liste de verilemez. Aynı madde uyarınca yalnızca davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 240Kaynağı aç
MADDE 240- (1) Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. (2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez. (3) Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır. Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi

Listede adres gösterilmemişse ya da bildirilen adreste tanığa ulaşılamamışsa mahkeme tarafa adres bildirmesi için işin niteliğine uygun kesin süre verir. Bu süre içinde doğru adres gösterilmezse ilgili tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır (HMK m. 240).

Kaç Tanık Gösterilebilir

Tarafların göstereceği tanık sayısında kanuni bir sınırlama bulunmamaktadır. Bununla birlikte HMK m. 241/1, mahkemeye gösterilen tanıkların bir bölümünü dinleyerek ilgili vakıa hakkında yeterli bilgi edindiği takdirde geri kalanları dinlememek konusunda takdir yetkisi tanımaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
MADDE 241- (1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. Tanıklığın izne bağlı olduğu hâller

Tanıklığa Çağrılan Kişinin Yükümlülüğü

HMK m. 245 gereğince kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak üzere usulüne uygun biçimde çağrılan herkes duruşmaya gelmek zorundadır. Mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirilir; ayrıca gelmemesi nedeniyle doğan giderler ile beş yüz Türk lirasına kadar disiplin para cezasına hükmedilir. Zorla getirtilen tanık, sonradan gelememiş olmasını haklı kılan bir neden bildirirse aleyhine hükmedilen giderler ve disiplin para cezası kaldırılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 245Kaynağı aç
MADDE 245- (1) Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak üzere, tanıklık için çağrılan herkes gelmek zorundadır. Usulüne uygun olarak çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir, gelmemesinin sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Zorla getirtilen tanık, evvelce gelmemesini haklı gösterecek sebepleri sonradan bildirirse, aleyhine hükmedilen giderler ve disiplin para cezası kaldırılır. Tanığa soru kâğıdı gönderilmesi

Tanıklıktan Çekinme Hakkı

HMK m. 248, hukuk yargılamasında belirli yakınlık bağına sahip kişilere tanıklıktan çekinme hakkı tanımaktadır. Bu hakkı kullanabilecekler şunlardır: taraflardan birinin nişanlısı; evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi eşi; kendisinin veya eşinin alt ya da üstsoyu; tarafla arasında evlatlık bağı bulunanlar; üçüncü derece dahil olmak üzere kan veya evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları; koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk. Tanıklıktan çekinme bir hak olup bu kapsamdaki kişilerin tanıklık yapması zorunlu değildir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 248Kaynağı aç
MADDE 248- (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler: a) İki taraftan birinin nişanlısı. b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi. c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu. ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar. d) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları. e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk. Sır nedeniyle tanıklıktan çekinme

Akraba ve Husumetli Tanıkların Beyanlarına Yaklaşım

Tanıkların taraflardan biriyle akraba olması, beyanlarına güvenilmeyeceği anlamına gelmez; yakın akrabaların tanıklığı geçerlidir.

Bir tarafla husumetli olan tanıkların beyanına itibar edilip edilemeyeceği her somut olayın koşullarına göre değerlendirilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/10828, K. 2023/1712 sayılı kararında, tarafla husumetli olduklarına itiraz edilen tanıkların yeminli dinlenmiş olmaları ile dosya kapsamı ve olayların akışının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda bu tanıkların beyanlarına itibar edilmesinde hata bulunmadığına hükmedilmiştir. Aynı dairenin E. 2023/3122, K. 2024/720 sayılı kararında ise tanıkların yalan söylediğine dair somut bir tespitin bulunmadığı durumlarda aslolanın tanıkların gerçeği söylediğinin kabulü olduğu ilkesi benimsenmiş ve taraf tanıklarına dayanılarak kurulan hüküm onanmıştır. Her iki kararda da dosya kapsamı, olayların akışı ve yeminlilik gibi birlikte değerlendirilen unsurların belirleyici olduğu görülmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/10828, K. 2023/1712Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/10828 E.  ,  2023/1712 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı-davalı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-davalı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı-davalı kadın vekili dava, cevaba ve karşı davaya cevap dilekçesinde; müvekkilinin evliliğin başından itibaren eşi tarafından şiddet uygulandığını, eşi, annesi ve eşinin önceki evliliğinden olan çocuğu tarafından sürekli hakaret, küfür ve kötü muamele gördüğünü, müvekkilini, kardeşini öldürmek, işten attırmakla tehdit ettiğini, müvekkiline karşı, annesinin ve oğlu …'nin fiziksel ve psikolojik şiddetlerine de sessiz kaldığını, karşı tarafın iddialarının asılsız, gerçek dışı olduğunu ve kabul etmediklerini, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını beyanla tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin kendisine verilmesine, çocuk için 1.000,00 TL tedbir ve iştirak, müvekkili lehine 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 50.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi tazminata, karşı davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı-davacı erkek vekili davaya cevap ve karşı dava ile cevaba cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde iddiaların asılsız olduğunu ve kabul etmediklerini, kadın eşin müvekkiline ve ailesine saygısız davranışlarda bulunduğunu, kardeşlerinin evliliğe müdahale ettiğini ve müvekkilini tehdit ettiğini, kadının, müvekkilinin önceki evliliğinden olan çocuğunu ortak çocuktan ayrı tuttuğunu, kadının, müvekkiline, annesine, önceki evlilikten olan oğlu …'ye psikolojik ve fiziki şiddet uyguladığını, sürekli iftiralar attığını beyanla, asıl davanın reddine, karşı davalarını kabulüne, tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin müvekkiline verilmesine, müvekkili lehine 100.000 TL maddi, 100.000 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin, eşine hakaret ettiği, önceki evliliğinden olan çocuğu nedeniyle çıkan tartışmada eşine şiddet uyguladığı, kadının ise, eşinin önceki evliliğinden olan çocuğunu, kendisinin çocuk sahibi olması sonrası istemediği, kayınvalidesine şiddet uyguladığı, eşine hakaret ettiği, eşinin önceki evliliğinden olan çocuğa, haberi olmamasına rağmen öz annesi ile babasının gerçekte boşanma sebebini söyleyerek çocuğa karşı psikolojik şiddet ile birlikte boğazını sıkmak suretiyle fiziksel şiddet uyguladığı, kendi çocuğu ile erkeğin önceki evliliğinden olan çocuk arasında öz-üvey ayrımı yaptığı ve eşine "Boşayacağım seni." söyleminde bulunduğu, taraflar arasındaki evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenilmeyecek derecede temelinden sarsılmış olduğu ve evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir yarar kalmadığı, meydana gelen geçimsizlikte kadının ağır kusurlu, erkeğin az kusurlu olduğunun anlaşıldığı gerekçesi ile her iki boşanma davasının kabulüne, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine, kadın lehine aylık 700,00 TL tedbir nafakasına, müşterek çocuk için aylık 400,00 TL tedbir, 700,00 TL iştirak nafakasına, erkek lehine 12.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminata, kadının yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-davalı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı-davalı kadın vekili, mahkemenin kusur tespitinin hatalı olduğu, şiddet uyguladığı söylenen erkeğin annesi ve çocuğunun tanık olarak dinlenip beyanları ile kusur yüklendiğini, husumet olduğunun gözetilmediğini, erkeğin karardan 11 gün sonra mesaj atarak özür dilediğini, bunun af sayıldığını, erkeğin tam kusurlu olduğunu beyanla, karşı davanın kabulü, kusur belirlemesi, aleyhe hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilenkararı ile; davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplanıp değerlendirildiği, usulü işlemlerin kanun'a uygun olarak yerine getirildiği, kanun'un olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, vakıaların doğru olarak tespit edildiği, erkeğin az kusurlu, kadının ağır kusurlu olduğu, kadının kendisine dava açıldıktan 11 gün sonra mesaj atarak özür dilemesinin af sayıldığı yönündeki itirazının kabulünün mümkün olmadığı, erkeğin annesi ve çocuğunun tanık olarak dinlenip beyanları ile kusur yüklendiği, onlarla husumetli olduğu itirazının dosya kapsamı ve olayların akışı birlikte değerlendirildiğinde yeminli dinlenen bu tanıkların beyanına itibar edilmesinde bir hata bulunmadığı, boşanmaya sebep olan olaylarda daha ziyade veya eşit kusurlu olmadığı anlaşılan, mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen, en azından eşinin maddi desteğini yitiren ve kişilik hakkı ihlal edilen erkek yararına, tarafların boşanmaya neden olan olaylardaki kusur dereceleri, tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü ve beklenen menfaatlerin kapsamı, tazminata esas olan fiilin ağırlığı, hakkaniyet kuralları birlikte değerlendirildiğinde, maddi ve manevi tazminat takdir edilmesinde ve takdir edilen tazminatın miktarında, herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile, davacı-davalı kadın vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin (1) inci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-davalı kadın vekilini temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı-davalı kadın vekili, Mahkemenin kusur tespitinin hatalı olduğu, şiddet uyguladığı söylenen erkeğin annesi ve çocuğunun tanık olarak dinlenip beyanları ile kusur yüklendiğini, husumet olduğunun gözetilmediğini, erkeğin karardan 11 gün sonra mesaj atarak özür dilediğini, bunun af sayıldığını, erkeğin tam kusurlu olduğunu beyanla, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; karşı davanın kabulü, kusur belirlemesi, aleyhe hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, karşılıklı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, karşı davanın kabulü, erkek lehine maddi ve manevi tazminat verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, tazminatların miktarı, af iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı-davalı kadın vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/3122, K. 2024/720Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2023/3122 E.  ,  2024/720 K. "İçtihat Metni" … MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/55 E., 2023/170 K. DAVA TARİHİ : 24.06.2021 KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma İLK DERECE MAHKEMESİ : Maçka Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi SAYISI : 2021/129 E., 2022/286 K. Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı erkek vekili ve davalı kadın tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kadın tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı erkek vekili dava dilekçesinde; iki sene kadar müvekkili ile yaşadıktan sonra "ben artık köyde yaşamayacağım; sen köyde çalış, ben şehirde yaşayacağım bizi de bakarsın" diyerek müvekkili ile birlikte yaşamak istemediğini söylediğini, davalı müvekkilinin almış olduğu ineği de satarak çocuklarını yanına aldığını ve Gürgenağaç – köyünden Maçka merkeze taşındığını, davalı ile müvekkilinin ayrı yaşamaya başladıktan sonra baştan beri zayıf olan aile bağları kopma noktasına geldiğini, davalının, müvekkili ile sadece maddî ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla görüşmeye başladığını müvekkilinin davalının evinde kalmak istediğinde davalı tarafından istenilmediğini, kimi zaman "haydi bakalım doğru evine" denilerek geri çevirdiğini, kimi zaman da müvekkilinin bir iki geceliğine salonda kalmasına izin verildiğini, davalı, hiç bir gerekçe göstermeksizin müvekkilinin yanında uyumasına dahi izin vermediğini, müvekkilinin evlilik birliğinde kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesine rağmen davalı her defasında bu sorumluluklardan kaçındığını, evlilik süreci boyunca eş olmanın gerektirdiği sorumlulukları hiç bir zaman yerine getirmediğini, müvekkilinin yıllardır babadan kalma taşınmazlarını işlemekte ve geçimini bununla ve kardeşlerinin yardımıyla sağlamakta iken davalıya taşınmazı devrettikten ve kardeşleri tarafından tapu iptali davası açıldıktan sonra taşınmazlara giremediğini, müvekkilinin ve kardeşlerine miras olarak kalan bir taşınmaz davalı ve ailesi tarafından ekildiğini, müvekkilin tek geçim kaynağı olabilecek bu taşınmazdan faydalanması da davalıca engellendiğini, davalının babası tarafından taşınmaza girmemesi hususunda da tehdit edildiğini, davalı her defasında müvekkiline bir tekme daha vurduğunu, müvekkilini bir başına ortada bıraktığını, taraflar arasında evlilik birliğinin geri döndürülemeyecek şekilde temelinden sarsıldığını ve davalı tarafın kusurlu olduğunun sabit olduğunu, evliliğin devamında tarafların bir faydası kalmadığını belirterek, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, maddî ve manevî tazminat hakları ile boşanma sonucu doğan fer'î haklarının saklı tutulmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı kadın cevap dilekçesinde; önceki evliliğinden üç çocuğu olduğunu, davacının çocuklarının varlığından rahatsız olduğunu, onları hor görerek istemediğini, çocukların gözü önünden kadına fiziksel şiddet uyguladığını, çocuklara da fiziksel şiddet uygulayınca köyden çocuklarını da alarak merkeze taşındığını, erkeğin özür dilese de aynı davranışlara devam ettiğini, çocuklarının babaları boşandıktan sonra vefat ettiği için babalarından kalma maaşa dahi el koymak istediğini, ortak konutun geçimini bizzat kendisinin ve çocuklarının sağladığını, davacının herhangi bir geliri olmadığını, davacı taraf ayın maaş günü yaklaştığı zamanlarda maaşa el koyabilmek için evde sürekli olarak huzursuzluk çıkardığını,evlilik birliğinin kendisine yüklemiş olduğu yükümlülükleri ve sorumlulukları yerine getirmediğini, ortak konutun geçimine hiçbir surette katkı sağlamadığını, erkeğin üzerine kayıtlı taşınmazı kız kardeşine devrettiğini, kız kardeşinin de köydeki evden çıkarsanız size geri veririm dediğini, bunun üzerine erkeğin ev yaparsanız arsayı sana devrederim dediğini, babası ve çocukları ile arsanın üzerine ev yaptıklarını, kadına arsayı devrettiğini, bu sefer kardeşlerinin müdahalesi ile erkeğin boşanma davası açtığını, erkeği etkilediklerini, erkeğin bu sefer de ölümle tehdit ederek evi geri almak istediğini, kardeşlerinin evliliğe bu şekilde müdahale ettiklerini ileri sürerek erkeğin boşanma talebinin kabulüne, lehine yasal faiziyle birlikte 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki fiili ayrılığa sebep olan olayın bu tapu devri sebebiyle başlayan tartışmalar ile gerçekleştiği kanaatine varıldığı, her ne kadar erkek tanıkları kadın hakkında bir takım ithamlarda bulunmuş iseler de tarafların tapu devri olaylarına kadar tarafların birlikte yaşadığı birbirini affetmiş oldukları, yer devrinden sonra erkek tanıklarının da kadın ile husumetli oldukları değerlendirilerek sonraki olaylar hakkındaki erkek tanıklarının beyanlarına itibar edilmediği, taraflar arasındaki fiili ayrılığın asıl sebebinin erkek adına kayıtlı bulunan yeri kadına devretmesi sebebiyle erkeğin ailesinin etkisinde kaldığı, erkeğin ailesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı, kadının taşınmazda ev yapmış olması sebebiyle yeri geri vermek istemediği ve taraflar arasında bu sebeple husumet geliştiği, erkeğin kardeşleri tarafından kadına devrolunan taşınmaz hakkında babalarından kalma taşınmazın kardeşleri Hasan'a ve ondan kadına muvazaalı devrolması iddiasına dayalı dava açılmış olduğu, bu haliyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkeğin ailesinin evlilik birliğine müdahalesine sessiz kaldığı, kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin davasının reddine; davalı kadın boşanma talep etmiş ise de, son celse alınan beyanında 17 yıl bu evliliğe emek verdiğini ev yaptırdıktan sonra erkeğin kardeşlerinin aklına girerek bu davayı açtırdığını, eşini sevdiğini boşanmak istemediğini beyan ettiği beyanı altına imzası alınarak kadının duruşmada alınan beyanına üstünlük verilerek karşı davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı erkek vekili ve davalı kadın istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde; kağıt üzerinde var olan bu evliliğin üstünkörü bir gerekçe ile müvekkilin kusurlu kabul edilerek reddolunmuş olmasının kabul edilemeyeceğini, Mahkeme yer devri olayına kadar tarafların birlikte yaşadığını, tarafların birbirini affettiğini davalının beyanına dayanarak söylediğini, dosyada buna ilişkin başkaca bir beyan olmadığını, tarafların birbirini affetmeleri gibi bir durum söz konusu olmadığını, davalı her dilekçesiyle farklı bir beyan dile getirmiş olduğunu, şiddetle boşanmak isterken aniden karar değiştirdiğini, kendi ile defalarca çelişmiş olmasına karşın ıspat edilen beyanlarına itibar etmeyen Mahkeme cevap dilekçesinde geçen bir cümle ile delilsiz ve asılsız gerekçe kurduğunu, evlilik kurumu eşlerin birbirine karşı saygı sevgi ve sadakatinin bulunduğu taraflara sorumluluk yükleyen ciddi bir kurum olduğunu, sırf tapu iptali ve tescil davası sonucunda dava kabul edilir korkusuyla eşinin miras hakkından yararlanmak amacıyla davacının boşanmak istememiş olmasının samimi gelmediğini, taraflar arasında evlilik birliğinin geri döndürülemeyecek şekilde temelinden sarsıldığı ve süreçte kadının tarafın kusurlu olduğu delilleriyle ispatlanmasına karşın Mahkemece red kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, Mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. 2.Davalı kadın istinaf dilekçesinde; gerekçeli kararda her ne kadar karşı dava açtığı bildirilmiş ise de kendisinin karşı dava açmadığını, kendisinin boşanmak istediğini dile getirerek maddî ve manevî tazminat taleplerinde bulunduğunu, maddî ve manevî taleplerin boşanmanın fer'îsi olup, bu talepler için ayrı bir dava açmaya gerek bulunmadığını, buna rağmen Mahkeme karşı davanın reddine karar vererek, davacı lehine 9.200,00 TL vekâlet ücretine hükmettiğini belirterek, yerel mahkeme kararının bu yönüyle kararın kaldırılması istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada erkeğin tanıklarının beyanlarına itibar edilememesini gerektirir bir durumun bulunmadığı, aslolanın, tanıkların gerçeği söylediklerinin kabulü olup, bu anlamda tanıkların yalan söylediğine dair bir tespitin de olmadığı, dolayısıyla taraf tanıklarına itibar edilerek hüküm kurulması gerektiği, aftan söz edebilmek için aynı eylemde bulunulmamış olmasının gerektiği, kadının evin yapılması sonrasında da eşine hakaret ve aşağılayıcı içerikte konuştuğunun, eşini evde istemediğinin tanık anlatımlarından sabit olduğu, dolayısıyla erkeğin bu eylemleri affettiğinden söz edilmeyeceği, buna mukabil de İlk Derece Mahkemesi kararında da işaret edildiği şekilde erkeğin kendi ailesinin etkisinde kaldığı, eşine verdiği taşınmazı geri istediği ve ailesiyle eşi arasında dengeyi sağlayamadığı bu şekilde tarafların eşit kusurlu oldukları, evlilik birliğinin devamında korunmaya değer bir hukuki yarar kalmadığı, o halde boşanma davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmesi gerektiği, kadının tazminat taleplerinin reddi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, yine kadın tarafından harcı yatırılmak suretiyle açılmış bir dava olmadığı halde varmış gibi hüküm kurulması ile erkek yararına vekâlet ücreti takdirinin doğru görülmediği gerekçesi ile kadının istinaf başvurusunun talebi neticesi ve vekâlet ücreti yönlerinden, erkeğin istinaf başvurusunun kusur belirlemesi, reddedilen davası yönlerinden kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle tarafların eşit kusurlarının olduklarının kabulü ile erkeğin davasının kabulüne, kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, erkeğin sair istinaf taleplerinin ise 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kadın temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı kadın temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinin aksine bu kez hukuka aykırı tespit yapılarak karşı davası olduğunun kabulü gerektiği, adli yardım talebinin kabul edildiğini ve harçtan muaf olduğunu, erkeğin kusurlu davranışları nedeniyle evliliğin bu aşamaya geldiğini, kusuru olmadığını ileri sürerek kusur belirlemesi, erkeğin kabul edilen davası ve kendisinin reddedilen talepleri yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kadının karşı davası olup olmadığı, taraflar arasında evlilik birliğinin sarsılmasına neden olacak nitelikte bir geçimsizlik olup olmadığı, var ise geçimsizlikte kusurun kimden kaynaklandığı, kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, erkeğin davasının kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı ve 194 üncü maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı ve 6 ncı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen …, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı kadın tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tanık Beyanına İtiraz ve Güvenilirliğin Sorgulanması

HMK m. 255 uyarınca tanığın davada menfaatinin bulunması gibi beyanının doğruluğu konusunda kuşku uyandıran sebepler varsa bu durumu taraflardan her biri ileri sürebilir ve ispatlayabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 255Kaynağı aç
MADDE 255- (1) Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir. Tanığa görevinin önemini anlatma

Duruşmada Tanığa Soru Yöneltme

HMK m. 152 gereğince duruşmaya katılan taraf vekilleri, tanıklara duruşma disiplinine uyarak doğrudan soru yöneltebilir. Taraflar ise hâkim aracılığıyla soru sorabilir. Yöneltilen bir soruya itiraz edilmesi hâlinde sorunun sorulup sorulmaması gerektiğine hâkim karar verir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 152Kaynağı aç
MADDE 152- (1) Duruşmaya katılan taraf vekilleri; tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Taraflar ise hâkim aracılığıyla soru sorabilirler. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde, sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine hâkim karar verir. (2) Toplu mahkemelerde, hâkimlerden her biri, birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir. Kayıt ve yayın yasağı

İspat Yükü

Boşanma davalarında ispat yükü, kural olarak iddia ettiği vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Yalan Tanıklığın Hukuki Sonuçları

Türk Ceza Kanunu m. 272, gerçeğe aykırı tanıklığı suç olarak düzenlemekte ve yapıldığı bağlama göre farklı yaptırımlar öngörmektedir. Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapılması hâlinde dört aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmedilir (TCK m. 272/1). Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirilerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı tanıklık yapılması durumunda ise bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası uygulanır (TCK m. 272/2).

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 272Kaynağı aç
Madde 272- (1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır. (5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur. (6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…)[105] hükmolunur. (7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır. (8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adlî veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler

Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması hâlinde ceza iki yıldan dört yıla kadar hapis olarak belirlenmektedir (TCK m. 272/3). Aleyhine yalan tanıklık yapılan kişi gözaltı ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbirine maruz kalmış, ardından beraat etmiş ya da hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişse ceza yarı oranında artırılır (TCK m. 272/4). Kişi gözaltına alınmış veya tutuklanmış ve beraat etmiş ya da hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişse yalan tanıklık yapan kişi ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu hükümlerine göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur (TCK m. 272/5).

Aleyhine tanıklık yapılan kişinin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûm olması hâlinde yalan tanıklık yapan hakkında yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına hükmedilir (TCK m. 272/6). Aleyhine tanıklık yapılan kişi hakkında mahkûm olunan hapis cezasının infazına başlanmışsa, altıncı fıkraya göre belirlenecek ceza ayrıca yarı oranında artırılır (TCK m. 272/7). Hapis cezası dışında adli ya da idari bir yaptırım uygulanmış olması hâlinde ise yalan tanıklıkta bulunan kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır (TCK m. 272/8).

Boşanma davasında eşimin akrabalarını tanık olarak dinletebilir miyim?

Karşı tarafın akrabalarının tanık gösterilmesine engel bir düzenleme bulunmamaktadır. Tanıkların akraba olması, beyanlarına itibar edilmeyeceği anlamına gelmez; yakın akrabaların tanıklığı geçerlidir. Mahkeme, akrabalık ilişkisini dosya kapsamı ve diğer olgularla birlikte takdir yetkisi çerçevesinde değerlendirir.

Tanık listesini ne zaman mahkemeye vermem gerekir?

HMK m. 240 uyarınca tanık listesi mahkemeye sunulmalı ve listede ispat edilmek istenen vakıa, tanıkların adı-soyadı ile tebliğe elverişli adresleri yer almalıdır. Listede gösterilmemiş kişiler sonradan tanık olarak dinletilemez; ikinci bir liste de verilemez. Adres eksikliği veya yanlış adres durumunda mahkeme kesin süre verir; süre içinde doğru adres bildirilmezse o tanığın dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılır.

Tanıklığa çağrıldım ama gitmezsem ne olur?

Usulüne uygun çağrılan bir tanığın mazeret bildirmeksizin gelmemesi hâlinde mahkeme zorla getirtme kararı verir; ayrıca gelmemesinin yol açtığı giderler ile beş yüz Türk lirasına kadar disiplin para cezasına hükmedilir (HMK m. 245). Sonradan geçerli bir mazeret bildirilirse söz konusu gider ve ceza kaldırılır.

Kardeşim veya annem boşanma davamda tanıklıktan kaçınabilir mi?

HMK m. 248 uyarınca üçüncü derece dahil kan hısımları tanıklıktan çekinme hakkına sahiptir. Bu kapsamdaki kişiler için çekinme bir zorunluluk değil haktır; hakkını kullanmak istemeyen kişi tanıklık yapabilir.

Taraf tanıklarına salt husumet gerekçesiyle itibar edilmez mi?

Salt husumet iddiası, tanık beyanlarını kendiliğinden geçersiz kılmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/10828, K. 2023/1712 sayılı kararında, husumet itirazına karşın tanıkların yeminli dinlenmiş olmaları ile dosya kapsamı ve olayların akışı birlikte değerlendirildiğinde beyanlarına itibar edilmesinde hata bulunmadığına hükmedilmiştir. Aynı dairenin E. 2023/3122, K. 2024/720 sayılı kararında da tanıkların yalan söylediğine dair somut bir tespit bulunmadığı durumlarda beyanlarına dayanılarak hüküm kurulabileceği benimsenmiştir.

Boşanma davasında yalan tanıklık yapmanın cezası nedir?

Mahkeme huzurunda gerçeğe aykırı tanıklık yapılması TCK m. 272/2 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasını gerektirmektedir. Aleyhine tanıklık yapılan kişiye hapis dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa TCK m. 272/8 kapsamında üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası söz konusu olabilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu