Nafaka Davası, Nafaka Türleri ve Boşanmada Nafaka Talebi

by Avukat Erdal Ersoy
Nafaka Davası, Nafaka Türleri ve Boşanmada Nafaka Talebi

Türk Hukukunda Nafaka Türleri

Türk Medeni Kanunu, nafakayı tek bir kategori olarak değil, farklı hukuki gereksinimlere karşılık gelen dört ayrı tür olarak düzenlemektedir: tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası. Her birinin uygulama koşulları, talep edebilecek kişiler ve sona erme halleri birbirinden farklıdır.

Tedbir Nafakası: Dava Süresince Geçici Koruma

Boşanma veya ayrılık davası açılmasıyla birlikte hâkim, davanın devamı süresince eşlerin barınmasına, geçimine, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ile korunmasına ilişkin gerekli geçici önlemleri re'sen almakla yükümlüdür (TMK m. 169). Bu geçici önlemler çerçevesinde ekonomik olarak daha elverişsiz durumda olan eşe diğer eş tarafından tedbir nafakası ödenebilir; bu nafaka türü için kusur şartı aranmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 169Kaynağı aç
Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır. C. Karar I. Boşanma veya ayrılık

Tedbir nafakası boşanma hükmünün kesinleşmesiyle son bulur; bu tarihten itibaren koşullar oluşmuşsa yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gündeme gelir. Ortak çocuklar yönünden dönemleme yapılırken boşanma hükmünün kesinleştiği tarih esas alınır; kesinleşme tarihine kadar tedbir nafakası, bu tarihten çocuğun ergin olduğu tarihe kadar ise iştirak nafakası söz konusu olur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/4180, K. 2020/6836 sayılı kararında bu geçişin hükümde açıkça gösterilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamış; infazda tereddüt doğuracak biçimde hüküm kurulmasını bozma sebebi saymıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/4180, K. 2020/6836Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2020/4180 E.  ,  2020/6836 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından, tazminat miktarları, ortak çocuklar yararına hükmolunan nafakalar, kendi yararına hükmolunan nafaka miktarları, vekalet ücretleri ve yargılama giderlerine yönünden; davalı-karşı davacı erkek tarafından ise boşanma hakkında yeniden hüküm kurulması, kusur belirlemesi, tazminatlar, reddedilen tazminat talepleri, nafakalar, ziynet alacağı davasının kabulü, yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 23.12.2020 günü duruşmalı temyiz eden davacı-davalı … Akkuyruk vekili Av. …ı geldi. Karşı taraf temyiz eden davalı-davacı … ile vekilleri gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-İlk derece mahkemesince hükmolunan ziynet alacağının miktarı 3.138,50 TL olup, karar tarihindeki kesinlik sınırı olan 3.920 TL' yi aşmadığından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesi gereğince temyiz sınırı altında kalan ziynet alacağına ilişkin karar kesindir. Açıklanan nedenle davalı-karşı davacı erkeğin ziynet alacağı davasının kabulüne ve davacı-karşı davalı kadının ziynet alacağı davasındaki yargılama giderleri ve vekalet ücretine ilişkin temyiz dilekçelerinin reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Tarafların boşanma davalarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; a-Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve özellikle ortak çocuk Ufuk yararına hükmolunan iştirak nafakasına boşanmanın kesinleştiği 09.09.2016 tarihinden itibaren hükmolunduğun anlaşılmasına göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Mahkemece ilk kararda tarafların Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesine dayalı karşılıklı davalarının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının ziynet alacağı davasının kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı-karşı davacı kadının “Ziynet eşyalarının kısmen reddi, ziynetlerin dava tarihi itibarıyla değerlerinin belirlenmesi, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddi ile erkek yararına hükmolunan tazminatlar yönünden, davacı-karşı davalı erkeğin ise “Kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, maddi tazminat miktarı, kadın yararına hükmolunan tedbir nafakası, ortak çocuklar yararına hükmolunan nafakalar, ziynet alacağı, yargılama gideri ve vekalet ücreti” yönünden temyiz yoluna başvurması üzerine Dairemizin 25.12.2018 tarihli ilamıyla karar, boşanma davaları yönünden hükmün gerekçe gösterilmeksizin verildiği, ziynet alacağı yönünden de bir kısım ziynetler yönünden de davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozma sebebine göre tarafların boşanma davalarına yönelik sair temyiz itirazları incelenmememiştir. Bozmaya uyulmakla her iki boşanma davasındaki boşanma talepleri hakkında yeniden hüküm kurularak tarafların karşılıklı davaların kabulüyle tarafların boşanmalarına, boşanmanın ferilerine ve kadının boşanma davasındaki vekalet ücreti ve bozma öncesi yargılama giderleri hakkında yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Ancak; davalı-karşı davacı erkeğin davasındaki boşanma hükmü Dairemizin 25.12.2018 tarihli ilamı öncesinde temyizin kapsamı dışında kalarak kesinleştiğinden kadının boşanma davası konusuz hale gelmiştir. Bu durumda konusuz hale gelen kadının boşanma davasının esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilerek kadının boşanma davasındaki yargılama giderleri ve vekalet ücretinin bozma sebebine göre kesinleşmediği dikkate alındığında dava tarihindeki haklılık durumuna göre kadının boşanma davasındaki yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden yeniden hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. c-Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesi ortak çocuk Deniz ve davacı-karşı davalı kadın yararına hüküm altına alınan nafakalara ilişkin olarak “Müşterek çocuk … 17/08/2017 tarihi itibariyle reşit olduğundan velayet konusunda karar verilmesine yer olmadığına, müşterek çocuk … için dava tarihi olan 25/11/2014 tarihinden itibaren hükmedilen aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasının müşterek çocuğun reşit olduğu 17/08/2017 tarihinden itibaren kaldırılmasına, çocuk reşit olduğundan iştirak nafakası konusunda karar verilmesine yer olmadığına, davacı-karşı davalı kadın lehine dava tarihi olan 25/11/2014 itibaren hükmedilen aylık 750,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi olan 06/03/2020 tarihi itibariyle aylık 400,00 TL azaltılarak takdir edilen aylık 350,00 TL tedbir nafakasının karar kesinleşinceye kadar devamı ile davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine, karar kesinleştiğinde aynı miktarın yoksulluk nafakası olarak devamı ile davalı-karşı davacıdan alınarak davacı-karşı davalıya verilmesine” şeklinde hüküm tesis etmiştir. Dairemizin 25.12.2018 tarihli bozma ilamı öncesinde erkeğin boşanma davasındaki boşanma hükmü ve velayet düzenlemesi temyizin kapsamı dışında bırakılmakla tarafların boşanmalarına ve ortak çocukların velayetinin anneye verilmesine dair hüküm 09.09.2016 tarihi itibarıyla kesinleşmiştir. Ortak çocuk Deniz 25.12.2018 tarihli bozma ilamı öncesinde 17.08.2017 tarihinde ergin olmuştur. Ortak çocuk Deniz yararına boşanma hükmünün kesinleştiği 09.09.2016 tarihine kadar tedbir nafakası ve bu tarihten ergin olduğu tarihe kadar iştirak nafakasına hükmolunması gerekirken, adı geçen çocuk hakkında tedbir ve iştirak nafakaları yönünden infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir d-Yukarıdaki 2-c bendinde gösterilen sebeple davacı-karşı davalı kadın yararına boşanma hükmünün kesinleştiği 09.09.2016 tarihine kadar tedbir nafakası, boşanma hükmünün kesinleştiği bu tarihten itibaren de yoksulluk nafakasına hükmolunması gerekirken, kadın yararına hükmolunan tedbir ve yoksulluk nafakaları yönünden infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2-b, 2-c ve 2-d bentlerinde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 2-a bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, tarafların ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçelerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle REDDİNE, duruşma için takdir olunan 3.050 TL vekalet ücretinin İlhan'dan alınıp Sevda'ya verilmesine, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 23.12.2020 (Çrş.)

Yoksulluk Nafakası: Koşulları ve Süresi

TMK m. 175 gereğince boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Yükümlü tarafın kusurlu olup olmadığı bu değerlendirmede aranmaz; nafaka yükümlüsü için kusur bir ön koşul değildir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/11025, K. 2018/2353Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/11025 E.  ,  2018/2353 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından boşanma davasının kabulü, kusur belirlemesi, tedbir nafakası, reddedilen yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminat yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1- Mahkemece, davalı kadının boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda davacı erkeğe nazaran ağır kusurlu olduğu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, taraflara mahkemece yüklenen ve gerçekleşen kusurlu davranışların yanında davacı erkeğin reddedilen boşanma davasında da belirtildiği üzere eşine fiziksel şiddet uyguladığı, fiili ayrılık döneminde eşini tehdit ettiği, ve birlik görevlerini ihmal ettiği anlaşılmaktadır. Tarafların gerçekleşen kusurlu eylemleri dikkate alındığında, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında iki tarafta kusurlu olmakla birlikte, davacı erkeğin daha fazla kusurlu olduğu, gelişen bu olaylar karşısında, evliliğin devamında taraflar bakımından yarar kalmadığı ve Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesindeki boşanma koşullarının gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerekir. Hal böyle iken, mahkemece davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda daha fazla kusurlu kabul edilmesi doğru değil ise de; davalı kadının da az da olsa kusurlu bulunduğu anlaşılmakla, boşanma kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan, davalı kadının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile boşanma hükmünün kusura ilişkin gerekçesinin değiştirilmek sureti ile onanmasına karar verilmesi gerekmiş (HUMK m. 438/son) ve davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2- Yukarıda 1. bentte belirtildiği üzere boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkek ağır kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder niteliktedir. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu madde 174/1-2 koşulları oluşmuştur. O halde, davalı kadın yararına Türk Medeni Kanununun 174/1-2. maddesi uyarınca uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru bulunmamıştır. 3- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK m.175) Toplanan delillerle, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının daha ağır kusurlu olmadığı, her hangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığı, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiştir. O halde, davalı kadın yararına geçimi için uygun miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken isteğin reddi doğru görülmemiştir. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple boşanma hükmünün gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 22.02.2018 (Per.)

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/11025, K. 2018/2353 sayılı kararında nafaka talep eden tarafın boşanmaya sebebiyet veren olaylarda daha ağır kusurlu olmadığını, herhangi bir geliri ve malvarlığının bulunmadığını ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceğini tespit etmiş; bu koşulların gerçekleşmesine karşın nafaka talebinin reddedilmesini hatalı bulmuştur.

Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ağır kusurlu olan taraf yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/4096, K. 2019/11459 sayılı kararında ağır kusurlu tarafın nafaka talebinin reddedilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Eşit kusurlu olmanın nafakaya engel oluşturup oluşturmadığı ise kusur dağılımının somut olaya göre değerlendirilmesini gerektiren ayrı bir meseledir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/4096, K. 2019/11459Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2019/4096 E.  ,  2019/11459 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından kusur belirlemesi, kadın lehine hükmedilen nafakalar ve reddedilen manevi tazminat talebi yönünden; davalı-karşı davacı kadın tarafından ise kusur belirlemesi, erkeğin kabul edilen davası, reddedilen tazminat talepleri, lehine hükmedilen nafakaların miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesini göre davalı karşı davacı kadının tüm, davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak görülen karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davacı-karşı davalı erkeğin kadına ve kendi kızına fiziksel şiddet uyguladığı, davalı-karşı davacı kadının ise sosyal medya üzerinden yaptığı yazışmalarda erkeğe hakaret ettiği gerekçesi ile tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü ile her iki davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve fer'i taleplerinin reddine karar verilmiştir. Hükme karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince davalı-karşı davacı kadının sosyal medya üzerinden başka erkeklerle sohbet etmesinin güven sarsıcı davranış olacağı, yeğeni ile takma isimle mesajlaşırken eşine hakaret içeren sözler sarfetmesi, bu durumu davacının tesadüfen öğrenmesi ve yaşanan tartışma sonrasında tarafların ayrılması sebebiyle kadının kusurlu olduğu, davacı-karşı davalı erkeğin de, bu mesaj kayıtlarını okuduktan sonra eşini anlaşmalı boşanmaya ikna etmek için psikolojik baskı yaparak, tehdit ve hakaret içeren mesajlar göndermesi, kızı …'ye şiddet uyguladığı sırada araya giren eşini de ittirmesi sebebiyle kusurlu olduğu, ilk derece mahkemesinin tarafların eşit kusurlu oldukları yönündeki tespitinin netice itibariyle doğru olduğu, kusur tespitine bağlı olarak tarafların tazminat taleplerinin reddinin de doğru olduğu, dosya kapsamından kadın lehine bağlanan tedbir nafakasının kaldırılması hatalı olduğu gibi kabule göre de tarafların eşit kusurlu olmaları hali kadın lehine yoksulluk nafakası bağlanmasına engel teşkil etmemesine rağmen, hatalı gerekçe ile yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesinin de yanlış olduğu gerekçesiyle davalı-karşı davacı kadın lehine aylık 350 TL tedbir nafakası ile 10.000,00 TL toplu yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Bölge adliye mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen tarafların kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 3-Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK m. 175). Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere davalı-karşı davacı kadın boşanmaya sebep olan olaylarda ağır kusurludur. Ağır kusurlu kadın yararına yoksulluk nafakası takdir edilemez. O halde, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü doğru bulunmamıştır. 4-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere manevi tazminat isteyen davacı-karşı davalı erkeğin ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, kadının kusurlu davranışlarının onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4) dikkate alınarak erkek yararına manevi tazminata (TMK m. 174/2) karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2., 3. ve 4. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Emetullah'a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 218.50 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Hayati'ye geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 25.11.2019 (Pzt.)

Boşanmadan Sonra Yoksulluk Nafakası Davası Açılabilir mi?

Anlaşmalı boşanma davasında yoksulluk nafakası talep edilmemişse veya bu haktan açıkça feragat edilmişse, boşanmadan sonra ayrı bir dava yoluyla yoksulluk nafakası istemek mümkün değildir. Öte yandan boşanma kararı kesinleştikten sonra açılan yoksulluk nafakası davasında tarafların kusur dağılımı yeniden incelenemez ve yeni vakıalara dayanılamaz; boşanma davasında tespit edilen kusur belirlemesi esas alınır. Kesinleşmiş boşanma kararında tarafların kusurları belirlenmiş olduğundan, nafaka davasında kesin hükmün bağlayıcılığı kuralı gereği bu konuda yeniden inceleme yapılamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1006, K. 2019/1132 sayılı kararında bu ilkeyi somutlaştırmış; boşanma kararında şeklen kusur derecesi belirtilmemiş olsa dahi kararın gerekçesinden hangi tarafın daha az kusurlu olduğu anlaşılabiliyorsa bu gerekçenin nafaka davası bakımından esas alınabileceğini kabul etmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1006, K. 2019/1132Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1006 E.  ,  2019/1132 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “yoksulluk nafakası” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Zonguldak 1. Aile Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.01.2015 tarihli ve 2014/306 E., 2015/18 K. sayılı karar davalı tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 04.11.2015 tarihli ve 2015/9228 E., 2015/17220 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki evliliğin davalının kusurlu davranışları nedeniyle bozulduğunu, davalının üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, çocuğunun ve davacının ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, evliliği sürdürmek istemeyen davacının davalı aleyhine boşanma davası açtığını, Zonguldak 2.Aile Mahkemesinin 2013/472 Esas- 2014/255 Karar sayılı ilamıyla boşandıklarını, davacının nafakaya dair hükümleri bilmemesi nedeniyle tedbir nafakasının boşanmanın kesinleşmesi ile sona erdiğini belirterek, aylık 500,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde; Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 2013/472 Esas- 2014/255 Karar sayılı ilamıyla evliliklerinin sona erdiğini, davacıya bakma yükümlülüğünün bulunmadığını, boşanma davası süresince nafaka talebinin olmadığını, kendisinden nafaka talep edemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacının boşanma sebebiyle yoksulluğa düştüğü, boşanma davasında nafaka talep edilmediği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, dava tarihinden itibaren aylık 300,00 TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2–656–688 sayılı Kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. TMK.'nun 175.maddesine göre; "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir." Somut olayda; taraflar hakkında Zonguldak 2.Aile Mahkemesinin 2013/472 Esas- 2014/255 Karar sayılı ilamıyla boşanma kararı verilmiş, karar 20/06/2014 tarihinde kesinleşmiş, eldeki dava yasal 1 yıllık süre içinde 27/06/2014 tarihinde açılmıştır. Davacı kadın boşanma dosyasında yoksulluk nafakası talep etmemiştir. Zonguldak 2. Aile Mahkemesince verilen boşanma kararında tarafların kusur durumuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. O halde mahkemece; yukarıda belirtilen yasa hükmü uyarınca boşanma yüzünde yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçim için diğer tarafta mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebileceği dikkate alınarak süresinde açılan yoksulluk nafakası talebi içeren eldeki davada, taraf delillerinin toplanması sonucu kusur durumu araştırıldıktan sonra hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, yoksulluk nafakası istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili ile davalının 1981 yılında evlendiklerini, müşterek iki çocuklarının bulunduğunu, çocuklarının reşit olduğunu, müvekkili ile davalının evliliğinin zamanla davalının kusurlu davranışları nedeniyle bozulduğunu, davalının aile reisi olarak üzerine düşen görevleri yerine getirmediğini, eşinin ev ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, Zonguldak 1. Aile Mahkemesinin 2013/209 E., 2013/857 K. sayılı kararı ile 300,00TL tedbir nafakasına hükmedildiğini, daha fazla bu evliliği sürdürmek istemeyen müvekkilinin davalı aleyhine boşanma davası açtığını, Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 2013/472 E., 2014/255 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, boşanma kararının kesinleşmesi ile tedbir nafakasının sona erdiğini, davalının TTK Merkez Laboratuarından şef olarak emekli olduğunu, aylık 1.350,00TL emekli maaşı aldığını ileri sürerek müvekkili için aylık 500,00TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı; davacı ile Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 20.06.2014 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıklarını, boşanma sürecinde davacının herhangi bir nafaka talebi olmadığını, bakma yükümlülüğünün ortadan kalktığını, boşanma tarihinden itibaren kendisinden bir şey isteme hakkı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; tarafların Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 20.05.2014 tarihli kararı ile boşandıkları, kararın 20.06.2014 tarihinde kesinleştiği, kesinleşme ile Zonguldak 1. Aile Mahkemesince bağlanan aylık 300,00TL tedbir nafakasının sona erdiği, davacının ev hanımı, davalının da emekli olduğu, boşanma davası sırasında talep olmaması sebebiyle nafaka hususunda karar verilmediği, davacı kadının yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım ve kültür gibi harcamaları karşılayacak düzeyde herhangi bir gelirinin olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına göre dava tarihinden itibaren davacı için aylık 300,00TL yoksulluk nafakasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; Zonguldak 2. Aile Mahkemesi'nin 2013/472 E., 2014/255 K. sayılı boşanma kararının gerekçesinde; “…davacının harcamalarında sorumsuz bir insan olduğu, yapmış olduğu harcamaları davalı eşine geç haber verdiği ve davalının eve ödenmeyen borçlar nedeniyle ilgili icra kâğıtlarının gelmesi ile borçlardan haberdar olduğu, davacının bu davranışlarını birden çok defalar tekrarladığı, buna karşılık davalının da bir defasında davacı eşini yatak odasına çektiği, davacının odadan ağlayarak ve yüzüne fondöten sürerek çıktığı, bir keresinde de davacının canı çektiği için bakkaldan veresiye tatlı alarak eve geldiği, davalının "bakkala veresiye çok oluyor" diyerek tatlıyı geri gönderdiği, yine davacının çarşıya indiği bir gün davalı eşinden para almak için lokale girdiği, davalının, davacı eşine 5,00TL para verdiği, ancak davacı eşinin arkasından "Allah belanı versin" şeklinde beddualar ettiğinin belirtildiği…”, kararda şeklen hangi tarafın daha kusurlu olduğu belirtilmemekle beraber gerekçeden açıkça davacının davalıdan daha ağır kusurlu olmadığının anlaşıldığı, davacının yoksulluk nafakası talep etme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yoksulluk nafakasına ilişkin eldeki davada, tarafların kusur durumunun araştırılmasının gerekip gerekmediği, Zonguldak 2. Aile Mahkemesinin 2013/472 E., 2014/255 K. sayılı boşanma kararının gerekçesinde yer alan kanaatin eldeki dava dosyasında kusurun tespiti için yeterli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için konu ile ilgili yasal düzenleme ve kavramların kısaca açıklanmasında yarar vardır. Öncelikle belirtilmelidir ki, yoksulluk nafakası, boşanma ile yoksulluğa düşecek olan eş için verilen bir nafaka türü olup, söz konusu bu nafaka boşanma davası kesinleştikten sonra işlemeye başlar. Yoksulluk nafakası boşanmanın eşlerle ilgili mali sonuçlarından biri olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175. maddesinde: “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanunun “Tazminat ve nafakanın ödenmesi” başlıklı 176. maddesi ise; “Maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir…” Hâkim, istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.” hükmünü içermektedir. TMK'nın 178. maddesine göre bir yıllık zamanaşımı süresi içinde açılan yoksulluk nafakası davasında; yeni vakıalara dayanılması, yeniden kusur dağılım ve derecesinin tespit edilmesi mümkün değildir. Bu taleplerin değerlendirilmesinde esas alınacak kusur, boşanma davasında belirlenen ve boşanma sebebi olarak kabul edilmiş olan kusurdur. Mahkeme kesinleşen boşanma davasındaki tarafların kusur dağılım ve derecesine bakıp, nafaka talebini buna göre karara bağlayacaktır. Başka bir anlatımla kesinleşmiş mahkeme kararı ile tarafların kusurları belirlendiğinden bundan sonra bu konuda kesin hükmün bağlayıcılığı kuralı gereği, yeniden inceleme yapılamaz, boşanma davasındaki kusur belirlemesi tarafları bağlar. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde; davacı … tarafından davalı … aleyhine açılan boşanma davasında, tarafların boşanmalarına, davacı tarafından nafaka ya da maddi-manevi tazminat talebi bulunmadığından bu konular hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, verilen karar temyiz edilmeksizin 20.06.2014 tarihinde kesinleşmiştir. Hâl böyle olunca eldeki davada yeniden kusur araştırması yapılması mümkün olmadığı yönündeki mahkemenin direnme gerekçesi usul ve yasaya uygun olup yerindedir. Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazları konusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 3. HUKUK DAİRESİ BAŞKANLIĞINA GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 05.11.2019 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

İştirak Nafakası: Çocuğun Giderlerine Katılım

İştirak nafakası, velayeti kendisine bırakılmayan eşin ergin olmayan müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine kendi ekonomik imkânları oranında katılmasını sağlamak amacıyla hükmedilen nafaka türüdür. TMK m. 182 uyarınca velayeti almayan eş, bu giderlere gücü oranında katılmak zorunda olup hâkim istem hâlinde söz konusu giderlerin irat biçiminde ödenmesine ve gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğine karar verebilir; bu son husus hâkimin takdirine bırakılmıştır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 182Kaynağı aç
Madde 182 – Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 2. Durumun değişmesi

Ana ve babanın bakım borcu kural olarak çocuğun ergin olmasına kadar sürer. Ancak TMK m. 328 gereğince çocuk ergin olduğu hâlde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitim sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlü olmaya devam eder.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 328Kaynağı aç
Madde 328- Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. III. Dava hakkı

Boşanma davasında ortak çocuk yararına dönemleme yapılırken boşanma hükmünün kesinleştiği tarihe kadar tedbir nafakası, bu tarihten çocuğun ergin olduğu tarihe kadar ise iştirak nafakası dönemi esas alınır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2020/4180, K. 2020/6836 sayılı kararında infazda tereddüt doğuracak biçimde hüküm kurulmasını bozma sebebi saymıştır.

İştirak nafakası çocuk lehine hükmedilen bir nafaka olduğundan anlaşmalı boşanmada tarafların bu nafakaya ilişkin feragati hukuken geçerli sayılmaz. Boşanma kararında iştirak nafakasına yer verilmemiş olsa dahi çocuğun üstün yararı ve kamu düzenine ilişkin niteliği gözetilerek ayrı bir dava açılması mümkündür.

Yardım Nafakası: Aile İçi Dayanışma Yükümlülüğü

TMK m. 364 kapsamındaki yardım nafakası boşanma hukukundan bağımsız olarak düzenlenen bir nafaka türüdür. Bu hükme göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu, altsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşler arasındaki nafaka yükümlülüğü ise yükümlünün refah içinde bulunması koşuluna bağlıdır. TMK m. 364 aynı zamanda eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümleri saklı tutmakta; yardım nafakası bu bakım borçlarını ortadan kaldırmamaktadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 364Kaynağı aç
Madde 364- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır. B. Dava hakkı

Nafakanın Ödeme Biçimi, Artırılması ve Kaldırılması

TMK m. 176 uyarınca maddi tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan ya da irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevi tazminatın ise irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

İrat biçiminde hükmedilen nafaka, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden sona erer. Nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise nafakanın kaldırılması için mahkemeye başvurulması gerekir (TMK m. 176/3).

Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılmasına ya da azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim istem hâlinde irat biçimindeki nafakanın ya da maddi tazminatın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini de karara bağlayabilir (TMK m. 176/4-5).

Durumun değişmesi hâlinde hâkim istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır (TMK m. 331).

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 331Kaynağı aç
Madde 331- Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır. VI. Geçici önlemler 1. Genel olarak

Nafaka artırım davalarında hâkim, nafaka alacaklısının ihtiyaçlarını karşılayacak ve nafaka yükümlüsünün gelir durumuyla orantılı olacak biçimde hakkaniyet ölçüsünde nafaka miktarını belirler. Artırım için belirli bir sürenin geçmesi yasal olarak aranmaz; tarafların mali durumunun değişmesi ya da hakkaniyetin artırımı zorunlu kılması yeterlidir. Artırım davasında tarafların ekonomik ve sosyal durumlarındaki değişikliğin önceki nafaka takdirinde sağlanan dengeyi bozup bozmadığı gözetilmelidir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/21259, K. 2017/10239 sayılı kararında bu ölçütleri somutlaştırmış; taraflarda olağanüstü bir değişiklik bulunmadığı hâllerde TÜİK tarafından yayımlanan ÜFE oranının denge ölçüsü olarak dikkate alınabileceğini belirtmiştir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/21259, K. 2017/10239Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/21259 E.  ,  2017/10239 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki yoksulluk nafakasının artırımı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, tarafların ….k Mahkemesinin 2007/72 E. 2009/146 K. sayılı kararıyla boşandıklarını, lehine 175 TL yoksulluk nafakası takdir edildiğini, aradan geçen sürede nafakanın yetersiz kaldığını ileri sürerek, nafakanın aylık 875 TL'ye artırılmasını talep etmiştir. Davalı, yoksulluk nafakasının her ay düzenli olarak ödendiğini, boşanmalarına rağmen davacının halen kendi evinde oturup kira vermediğini, elektrik ve su kullanım bedellerini de kendisinin ödediğini, görevli olduğu okuldan kazandığı aylıktan başka bir geliri olmadığını, talebin fahiş olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile nafakanın aylık 475 TL'ye artırılmasına karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava; yoksulluk nafakasının artırılması istemine ilişkindir. TMK'nın 331. maddesi gereğince; durumun değişmesi halinde hakim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler. Yasada nafakanın yeniden belirlenebilmesi için belli bir zamanın geçmesi aranmamıştır. Buna göre mahkemece iradın arttırılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi ya da hakkaniyetin artırımı zorunlu kılması gerekmektedir. Artırım davasında; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarındaki değişikliğin, önce kurulan dengeyi bozup bozmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle mahkeme, nafaka alacaklısının ihtiyaçlarını karşılayacak, nafaka yükümlüsünün gelir durumu ile orantılı olacak şekilde hakkaniyet ölçüsünde nafakayı artırmalıdır. Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre; nafaka alacaklısı kadının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir ve giderinde, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır. ./.. -2- Somut olayda; taraflar …Mahkemesinin 09.03.2011 tarihinde kesinleşen 2007/72 E. 2009/146 K. sayılı ilamı ile boşanmışlar, boşanma ilamıyla davacı lehine aylık 175 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiş, eldeki artırım davası ise 31.03.2015 tarihinde açılmıştır. Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, önceki nafaka tarihinden itibaren geçen süre, nafakanın niteliği, ekonomik göstergelerdeki değişiklikler ve ÜFE artış oranları dikkate alındığında davacı lehine hükmedilen artış miktarı fazladır. Hal böyle olunca mahkemece; yukarıda açıklanan nedenlerle endekse göre uygun bir miktar nafaka artışına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu fazla miktarda artışa hükmedilmesi doğru görülmemiş, bu husus bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Nafaka davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi bu davalara Aile Mahkemesi sıfatıyla bakar.

Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında TMK m. 177, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesini yetkili kılmaktadır. Bu özel yetki kuralı, HMK m. 6'daki davalının yerleşim yeri mahkemesi genel yetkisini ortadan kaldırmaz; davacı nafaka alacaklısı kendi yerleşim yeri mahkemesinde ya da davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açmayı seçebilir. Kesin yetki söz konusu olmadığından yetki itirazının cevap dilekçesiyle ileri sürülmesi zorunludur; usulüne uygun itiraz edilmezse dava ilk açıldığı mahkemede görülür (HMK m. 116 ve 117).

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 177Kaynağı aç
Madde 177- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. 5. Zamanaşımı

Maddi ve Manevi Tazminat ile Nafaka İlişkisi

Boşanma davasında nafaka talepleriyle birlikte tazminat talepleri de gündeme gelebilir. TMK m. 174/1 uyarınca mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. TMK m. 174/2 kapsamında ise boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini talep edebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 174Kaynağı aç
Madde 174- Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir. 2. Yoksulluk nafakası

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/4096, K. 2019/11459 sayılı kararında manevi tazminat talep eden tarafın ağır ya da eşit kusurlu olmadığını ve karşı tarafın kusurlu davranışlarının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini o davaya özgü olgular çerçevesinde tespit etmiştir. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için söz konusu koşulların somut olayda birlikte gerçekleşmesi aranır.

Sık Sorulan Sorular

Yoksulluk nafakası almak için kusursuz olmak şart mı?

Hayır. TMK m. 175 gereğince yoksulluk nafakası talep edebilmek için kusursuz olmak zorunlu değildir; nafaka talep eden tarafın kusuru, diğer tarafın kusurundan daha ağır olmaması yeterlidir. Buna karşın boşanmaya sebebiyet veren olaylarda ağır kusurlu olan taraf yararına yoksulluk nafakasına hükmedilemez.

Anlaşmalı boşanmadan sonra nafaka talep edilebilir mi?

Duruma göre değişir. İştirak nafakası çocuğun üstün yararı kapsamında kamu düzenine ilişkin olduğundan, anlaşmalı boşanmada feragat edilmiş olsa dahi boşanma sonrasında ayrı bir dava açılması mümkündür. Yoksulluk nafakası ise farklıdır: anlaşmalı boşanmada bu haktan açıkça feragat edilmişse veya nafaka talep edilmemişse, sonradan yoksulluk nafakası davası açmak mümkün değildir.

İştirak nafakası çocuk ergin olduğunda sona mı erer?

Kural olarak evet; iştirak nafakası çocuğun ergin olduğu tarihte sona erer. Ancak TMK m. 328 uyarınca çocuk ergin olmasına karşın eğitimine devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere eğitim sona erinceye kadar bakım yükümlülüğünü sürdürür.

Nafaka miktarı sonradan değiştirilebilir mi?

Evet. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını artırabilir ya da azaltabilir (TMK m. 176/4-5, TMK m. 331). Artırım için belirli bir sürenin geçmesi yasal olarak aranmaz.

Nafaka davası nerede açılır?

Nafaka davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir; bu mahkemenin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi aynı sıfatla bakar. Boşanmadan sonra açılan nafaka davalarında nafaka alacaklısı, kendi yerleşim yeri mahkemesinde ya da davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açmayı seçebilir (TMK m. 177).

Yoksulluk nafakası hangi durumlarda kendiliğinden sona erer?

İrat biçiminde hükmedilen nafaka, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar. Nafaka alacaklısının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâllerinde ise nafakanın kaldırılması için mahkemeye başvurulması gerekir (TMK m. 176/3).

Boşanma davası süresince eş lehine tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için ne gerekir?

Boşanma veya ayrılık davası açılmasıyla hâkim, davanın devamı süresince eşlerin geçimine ilişkin gerekli geçici önlemleri re'sen almakla yükümlüdür (TMK m. 169). Bu çerçevede ekonomik olarak daha elverişsiz durumda olan eş yararına tedbir nafakasına hükmedilebilir; kusur şartı aranmaz. Nafaka miktarının belirlenmesine ilişkin usul ve ölçütler TMK m. 169'da ayrıca düzenlenmemiştir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu