Nafaka Artırım Davası ve Boşanmada Nafakanın Uyarlanması

by Avukat Erdal Ersoy
Nafaka Artırım Davası ve Boşanmada Nafakanın Uyarlanması

Nafaka artırım davası, boşanma sonrasında hükme bağlanan ya da anlaşmayla belirlenen irat biçimindeki nafakanın değişen koşullara uyarlanmasını sağlayan hukuki yoldur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılmasına ya da azaltılmasına karar verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 176Kaynağı aç
Madde 176- Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. 4. Yetki

Yoksulluk Nafakasının Hukuki Niteliği ve Şartları

Evliliğin boşanmayla sonuçlanması nedeniyle yoksulluk tehlikesiyle karşılaşan eş, diğer tarafa nazaran daha ağır bir kusuru bulunmamak kaydıyla, karşı tarafın mali imkanları ölçüsünde süresiz yoksulluk nafakası talebinde bulunabilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi kapsamında borçlunun kusurlu olup olmadığına bakılmaz.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 175Kaynağı aç
Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. 3. Tazminat ve nafakanın ödenme biçimi

Yoksulluk nafakasının amacı evlilik sürecindeki ekonomik ve sosyal durumu korumak değil; yeme, barınma ve giyinme gibi zorunlu ihtiyaçların giderilmesidir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2011/19698, K. 2012/3887Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2011/19698 E.  ,  2012/3887 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen nafaka davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü.Davacı; …Aile Mahkemesinin 2007/376 Esas sayılı dosyası ile 12.7.2007 tarihinde boşandıklarını, davalı için 750,00 TL yoksulluk nafakası ödemesine karar verildiğini, davalının çalışmaya başladığını, yoksulluk nafakası şartlarının ortadan kalktığını, bu nedenle nafakanın kaldırılması ile sebepsiz ödenen 6.000 TL nin iadesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; asgari ücret yoksulluğu ortadan kaldırmadığından, müşterek çocuk da anne yanında olmakla ödenen kısım harcandığından davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının kazancı boşanma öncesindeki ekonomik ve sosyal durumu korumaya yetmeyeceğinden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.TMK’nun 175.maddesinde “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer tarafın mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.” 176/4.maddesinde de “tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir” denilmektedir. Yukarda sözü edilen yasal düzenlemeye göre, iradın artırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir. Ayrıca yoksulluk nafakasının amacı evlilik sürecindeki ekonomik ve sosyal durumu korumak değil, yeme-barınma-giyinme gibi zorunlu ihtiyaçların giderilmesidir.Dosya kapsamından; tarafların 2007 yılında davalının açtığı boşanma davası sonucunda, anlaşmalı olarak boşanmalarına, müşterek çocuğun davacı babaya verilmesine, davalıya aylık 750,00 TL yoksulluk nafakası verilmesine karar verildiği, davalı kadının o tarihte ev kadını olduğu, tarafların müşterek bir konutlarının bulunduğu, pilot olan davacının kazancının 10.000,00 TL olduğu anlaşılmaktadır. Davalının şubat 2010 tarihinde hostes olarak çalışmaya başladığı, net 943,00 TL maaş ve prim aldığı, arabasının bulunduğu tespit edilmiştir.Hakim, nafaka takdirinde nafaka alacaklısı kadının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü kocanın gelir ve sorumluluk durumu arasında bir oranlama yapılarak, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyacak bir karar vermelidir.Davada, davalının gelirinin yetersiz olması gerekçe gösterilerek nafakanın kaldırılması talebi reddedilmiştir. Oysa davalı kadının mali durumunda, çalışmaya başlaması ile yoksulluk nafakasının hükmedildiği duruma göre yoksulluğu azaltacak oranda iyileşme olmuştur.Bu durumda mahkemece yoksulluk nafakasının kaldırılması talebinin azaltılması istemini de içermesi nedeniyle değişen duruma göre miktarın ileride yeniden değerlendirilebileceği de düşünülerek, hakkaniyet oranında indirilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiştir.Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 16.02.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Nafaka Takdirinde Denge İlkesi ve Artış Ölçütleri

Nafaka miktarının belirlenmesinde ve artırılmasında hâkim, nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir ve sorumluluk durumu arasında oranlama yaparak önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi korumalıdır.

Tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında önceki karardan sonra olağanüstü bir değişiklik meydana gelmemişse, taraflar arasındaki dengenin korunması amacıyla artış takdirinde ÜFE veya TÜFE endeksleri gözetilebilmektedir. Hakkaniyete dayalı bu denge gözetilmeksizin artış isteminin tümden reddedilmesi hukuka uygun görülmemektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/19622, K. 2017/8097Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/19622 E.  ,  2017/8097 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki nafaka arttırımı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların boşandıklarını ve davacı müvekkil yararına aylık 150,00TL yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, günün koşullarında bu miktarın yetersiz kaldığını, müvekkilinin yakınlarının yardımlarıyla geçinmeye çalıştığını bildirerek nafakanın 500 TL’ye çıkartılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, tarafların anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma kararına esas olan anlaşmalı boşanma protokolünde yoksulluk nafakası kararlaştırdıkları, hâlihazırda protokol tarihi itibariyle düşük bir nafaka kararlaştırmış oldukları, davacı tarafça, işbu kararlaştırılan nafakanın artırılmasının talep edildiği eldeki davada, ahde vefa ilkesi gereğince uyarlama şartları gerçekleşmediği müddetçe nafakanın değiştirilmesinin mümkün olmadığı, anlaşmalı boşanma protokolünün tasdik edildiği 19.09.2013 tarihi ile işbu davanın açıldığı 18.09.2015 tarihleri arasında ekonomik koşullarda olağanüstü derecede herhangi bir değişimin yaşanmadığı dolayısıyla somut olayda uyarlama şartlarının mevcut olmadığı anlaşılmış olmakla, davanın reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. TMK. nun 176/4. maddesine göre; tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Yukarıda sözü edilen yasal düzenlemeye göre iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerekmektedir. Bu doğrultuda yerleşen dairemiz uygulamasına göre; nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılmalı ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan denge korunmalıdır. Somut olayda; tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında boşanma davasından sonra olağanüstü bir değişiklik olduğu ileri sürülmemiştir. O halde; yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile istemin tümden reddi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

4721 sayılı Kanun'un 176. maddesinin beşinci fıkrası gereğince hâkim, talep edilmesi hâlinde irat biçiminde ödenen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini de önceden karara bağlayabilir.

Durumun Değişmesi Halinde Nafakanın Yeniden Belirlenmesi ve Çocuk Nafakası

Koşulların başkalaşması durumunda nafakanın yeniden ele alınması kanuni bir zorunluluktur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 331. maddesi uyarınca durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 331Kaynağı aç
Madde 331- Durumun değişmesi hâlinde hâkim, istem üzerine nafaka miktarını yeniden belirler veya nafakayı kaldırır. VI. Geçici önlemler 1. Genel olarak

Nafakanın Azaltılması ve Kaldırılması Halleri

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, irat olarak belirlenen nafaka veya maddi tazminat, alacaklının başka biriyle resmi evlilik yapması yahut taraflardan birinin vefatı durumunda kendiliğinden son bulur. Buna karşılık, alacaklının nikahsız olarak fiilen evli gibi bir birliktelik sürdürmesi, yoksulluk durumunun sona ermesi veya haysiyetsiz bir yaşam biçimini benimsemesi hallerinde nafakanın sona erdirilmesi mahkeme kararıyla gerçekleşir.

Yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması talebi, hukuki mahiyeti gereği nafakanın azaltılması istemini de kapsar. Alacaklının durumundaki iyileşme yoksulluğu bütünüyle ortadan kaldırmasa bile değişen koşullar dikkate alınarak hakkaniyet oranında indirim yapılmalıdır.

Nafakanın kaldırılmasına ilişkin koşullar oluştuğunda kaldırma hükmü, emeklilik tarihi gibi geçmiş bir tarihten itibaren değil, davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli olacak şekilde kurulmalıdır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/22844, K. 2017/14728Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/22844 E.  ,  2017/14728 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ :Boşanma Protokolünden Kaynaklanan Alacak-Yoksulluk Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm taraflarca aleyhe olan tüm bölümler yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-davacı erkek 31.08.2015 tarihinde eldeki davayı açtığına ve tarafların sosyal ve ekonomik durumlarında sonradan meydana gelen değişiklikler sebebiyle yoksulluk nafakasının kaldırılması şartları oluştuğuna göre, kadın yararına daha önce hükmolunan yoksulluk nafakasının dava tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, kadının emekli olduğu 01.01.2012 tarihinden geçerli olacak şekilde yoksulluk nafakasının kaldırılması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. 3- Davacı-davalı kadın birleşen davasında, davalı ile 27.04.1999 tarihinde kesinleşen kararla anlaşmalı olarak boşandıklarını, boşanma hükmüne de geçen anlaşmalı boşanma protokolünde; o dönem davalı-davacının babasına ait olan 21/1-D:9 …/… adresinde bulunan konutta kendisi ve ortak çocuğun oturmasının, söz konusu taşınmazdan herhangi bir sebeple çıkartılması durumunda davalı-davacı erkek eşin bu taşınmazla aynı bölgede ve değerde bir taşınmazı temin edeceğinin ve temin edilecek bu taşınmazın kira bedelini davalı-davacı erkek eşin karşılayacağının kararlaştırıldığını, söz konusu taşınmazı mahkeme kararıyla tahliye etmek zorunda kaldığını, bu sebeple boşanma protokolüne dayalı olarak taşınmazı tahliye ettiği tarihten itibaren belirlenecek kira bedelinin hesaplanarak fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL nin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesini, davalı-davacı erkek eş ise birleşen davasında; anlaşmalı boşanma protokolünün üzerinden geçen 15 yıllık sürede karşılıklı edimler arasında mevcut dengenin kendisi aleyhine bozulduğunu, her iki tarafında emekli maaş gelirinin bulunduğunu ayrıca davacı-davalı kadının kendisine ait evde oturduğunu iddia ederek, boşanma protokolünden kaynaklanan tüm yükümlülüklerinin kaldırılmasını talep ve dava etmişlerdir. Mahkemece söz konusu bu istekler yönünden davalı-davacı erkeğin davasının reddine, " davacı-davalı kadının boşanma protokolünde düzenlenen konutu mülkiyet değişikliği nedeniyle 01.10.2012 tarihinde tahliye ettiği, protokol uyarınca benzeri bir taşınmazın kira bedelinin davalı-davacı tarafından karşılanacağının hüküm altına alındığı, yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre taşınmazın 01.10.2012 tarihi itibariyle kirasının aylık 900,00 TL olabileceğinin tespit edildiği ve dava tarihi itibariyle toplam istenebilecek kira tutarının 34.491,00 TL olduğu" gerekçesiyle taleple bağlı kalınarak davacı-davalı kadının davasının kabulü ile 1.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı-davacıdan alınarak davacı-davalı kadına verilmesine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; tarafların 27.04.1999 tarihinde kesinleşen kararla anlaşmalı olarak boşandıkları, boşanma hükmüne de geçen boşanma protokolünde; 21/1 -D:9 …/… adresinde bulunan konutta davacı-davalı kadın ve ortak çocuk 17.10.1987 doğum tarihli Gülce'nin oturmaya devam edeceklerinin, söz konusu taşınmazdan herhangi bir sebeple çıkartılmaları durumunda davalı-davacı erkek eşin bu taşınmazla aynı bölgede ve değerde bir taşınmazı temin edeceğinin ve temin edilecek bu taşınmazın kira bedelini davalı-davacı erkek eşin karşılayacağının kararlaştırıldığı ve davacı-davalı kadının bu taşınmazı 01.10.2012 tarihinde tahliye etmek zorunda kaldığı konularında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Evlilik birliğini sonlandırmak isteyen eşlerin dayanabileceği boşanma sebeplerinden birisi de anlaşmalı boşanmadır. Anlaşmalı boşanmaya hükmedilebilmesi için eşlerin boşanmanın mali sonuçlarına ve çocuğun durumuna ilişkin bir anlaşmayı hâkimin onayına sunması ve hâkimin de bu anlaşmayı onaylaması gerekmektedir. Anlaşmalı boşanmanın maddi koşullarından biri olan bu anlaşmanın yapılabilmesi için hem eşler hem de boşanma kararı verecek hâkim bakımından bazı koşulların yerine getirilmiş olması gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmelerin kurulması, geçerliliği ve hükümlerine ilişkin hükümleri, boşanma hukukunda aksine bir hüküm olmadıkça boşanmaya ilişkin anlaşma bakımından da geçerlidir. Eşler arasında yapılan anlaşma, boşanmanın fer'i sonuçlarına ilişkin taraflarca düzenlenen ve hâkimin onay şartına bağlı özel hukuk sözleşmeleridir (… Türk Hukukunda Anlaşmalı Boşanma, … 2016). Her sözleşme, ifa edilmek amacıyla akdedilmektedir. Ahde vefa ilkesi uyarınca sözleşme kurulduktan sonra meydana gelen hal ve şartlar, tarafların sözleşme ile üstlendikleri ifaları etkilememelidir. Ancak bu ilkenin istisnasız uygulanması mümkün olmamaktadır. Ahde vefa ilkesinin istisnalarından birini işlem temelinin çökmesi oluşturmaktadır (TBK m. 138). Sözleşme kurulduktan sonra gerçekleşen değişiklikler sözleşmenin bir tarafı için katlanılmaz durumda ise mağdur taraf sözleşmenin uyarlanmasını, feshi ya da sözleşmeden dönmeyi talep edebilecektir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. İşlem temelinin çökmesi kavramı altında değerlendirilen aşırı ifa güçlüğü, sözleşmenin yapılmasına temel oluşturan olguların, sözleşmenin kurulması sırasında tarafların öngöremeyecekleri, hesaba katmalarının beklenemeyeceği olağanüstü durumların ortaya çıkmasıyla esaslı şekilde değişmesini, sözleşmede edimler arasında kurulan dengenin alt üst olmasını, borçlu için sözleşme koşullarında borcun ifasının dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde ağırlaşmasını ifade etmektedir (…, “İfa Engelleri ve İfa Engellerine Bağlanan Hukuki Sonuçlar”, Prof. Dr. …’a …, … 2011, s. 335). Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle taraflardan biri aleyhine katlanamayacak derecede bozulmuşsa, taraflar; artık o akitle bağlı tutulmazlar, değişen bu koşullar karşısında Türk Medeni Kanununun 2. maddesinden yararlanarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesini mahkemeden isteyebilirler. Mahkemece yaptırılan tarafların sosyal ve ekonomik durum araştırmalarında; davacı-davalı kadının yaklaşık 1.000,00 TL emekli maaş gelirinin ve …/… adresinde bir adet konut niteliğinde taşınmazının bulunduğu, buna karşılık davalı-davacı erkeğin ise yaklaşık aylık 1.250,00 TL emekli maaş gelirinin olduğu tespit edilmiştir. Somut olayda tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına ilişkin kararın 27.04.1999 tarihinde kesinleştiği gözetilerek tarafların açtıkları davaların tarihine kadar geçen süre de dikkate alındığında, tarafların anlaşmalı boşanma protokolünü düzenledikleri tarihteki ve açtıkları dava tarihlerindeki sosyal ve ekonomik durumlarının emekli maaş bilgileri ilgili kurumdan istenerek araştırılması, boşanma protokolünde anne ile birlikte yaşayacağı belirtilen ortak çocuğun halen anne ile birlikte yaşayıp yaşamadığının tespit edilmesi, tarafların olağan yaşam gereksinimlerinin ve davacı-davalı kadına ait olduğu belirtilen taşınmazın edinilme tarihinin detaylı olarak belirlenmesi ile yukarıda açıklanan ilkeler doğrulusunda Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama istemi yönünden davalı-davacının talebinin değerlendirilmesi ve gerçekleşecek sonucu uyarınca Türk Medeni Kanununun 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi de gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan diğer bölümlerinin ise yukarıda l. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 18.12.2017 (Pzt.)

Anlaşmalı Boşanma Protokollerinde Aşırı İfa Güçlüğü ve Hakkaniyet

Anlaşmalı boşanma protokolünden doğan yükümlülüklerde edimler arasındaki denge sonradan olağanüstü biçimde bozulmuşsa, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü çerçevesinde uyarlama talep edilebilir.

Bu kapsamdaki uyarlama istemlerinde tarafların protokol tarihindeki ve dava tarihindeki ekonomik durumları, yaşam gereksinimleri ve taşınmaz varlıkları araştırılmalı; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hâkimin hukuka ve hakkaniyete göre karar verme yetkisi gözetilerek hüküm tesis edilmelidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 4Kaynağı aç
Madde 4 – Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. C. Genel nitelikli hükümler

Maddi ve Manevi Tazminat ile Yardım Nafakası Ayrımı

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 176. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına göre maddi tazminat ile yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilirken, manevi tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

Boşanmaya bağlı nafakaların dışında kalan yardım nafakası 4721 sayılı Kanun'un 364. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu, altsoyu ve kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin bu nafaka yükümlülüğü ise refah içinde bulunmalarına bağlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 364Kaynağı aç
Madde 364- Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah içinde bulunmalarına bağlıdır. Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin hükümler saklıdır. B. Dava hakkı

Görevli ve Yetkili Mahkeme ile İspat Yükü

Nafakanın uyarlanması ve artırılması davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında yetkili mahkeme ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 177. maddesi uyarınca nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 177Kaynağı aç
Madde 177- Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. 5. Zamanaşımı

Nafaka artırım talebinde bulunan taraf, mevcut nafaka miktarının yetersiz kaldığını ve artan gereksinimlerini fatura, sağlık raporu veya eğitim gideri gibi somut belgelerle ispatlamak zorundadır.

Nafaka artırım davası hangi hâllerde açılabilir?

Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde irat biçiminde ödenen nafakanın artırılması için dava açılabilir.

Nafaka artış oranında hangi ölçüt esas alınır?

Tarafların durumunda olağanüstü değişiklik bulunmadığında önceki denge korunarak ÜFE veya TÜFE endeksleri dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir artış takdir edilir.

Nafakanın kaldırılması davasında miktar indirilebilir mi?

Nafakanın kaldırılması talebi azaltılmasını da kapsadığından, alacaklının durumundaki iyileşme yoksulluğu tamamen bitirmese bile hakkaniyet oranında indirim yapılabilir.

Kaldırılan nafaka hangi tarihten itibaren geçerli olur?

Yoksulluk nafakasının kaldırılması koşulları oluştuğunda karar geçmişe dönük olgular yerine davanın açıldığı tarihten itibaren geçerli sonuç doğurur.

Nafaka artırım davası nerede açılır?

Nafaka artırım davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi olup, boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında yetkili mahkeme nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu