Munzam Zarar Kavramı ve Hukuki Niteliği
Munzam zarar veya diğer adıyla aşkın zarar; para borcunun ifasında borçlunun temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklının uğradığı ve yasal ya da sözleşmesel temerrüt faiziyle karşılanamayan zararı ifade eder. Borçlu borcunu zamanında ödemiş olsaydı alacaklının malvarlığının bulunacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan fiili durum arasındaki fark bu zararın kapsamını oluşturur. Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi kapsamında düzenlenen bu tazminat borcu, borçlunun temerrüde düştüğü tarih ile borcun fiilen ve tamamen ödendiği tarih arasındaki dönemi kapsar.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 122Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/18-730, K. 2012/373Kaynağı aç
Munzam zarar borcunun hukuki sebebi, asıl alacağın temerrüde uğramasıyla meydana gelen hukuka aykırılıktır. Bu tazminat borcu; asıl alacak ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen bağımsız, ifaya kadar geçen sürede artarak devam eden kendine özgü yeni bir borçtur. Kaynağı sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya kanun olsun, temerrüt faizi yürütülebilir nitelikteki bütün para borçlarında munzam zarar hükümlerine başvurulabilir.
3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2. maddesi uyarınca para borcunda temerrüde düşen borçlu, aksi kararlaştırılmadıkça temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Alacaklı temerrüt faizini talep ederken borçlunun kusurlu olduğunu veya kendisinin zarara uğradığını ispatlamak zorunda değildir; borçlu kusursuz olduğunu kanıtlasa dahi faiz ödeme borcundan kurtulamaz. Buna karşılık Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinin birinci fıkrası uyarınca alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olması hâlinde borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür.
3095 sayılı KANUNİ FAİZ VE TEMERRÜT FAİZİNE İLİŞKİN KANUN m. 2Kaynağı aç
Munzam Zararın Şartları ve Temerrüt Esasları
Munzam zararın talep edilebilmesi için öncelikli koşul para borcunda borçlunun temerrüdünün bulunmasıdır. Alacaklı ayrıca temerrüt faiziyle karşılanmayan zararını ve bu zarar ile temerrüt arasındaki uygun illiyet bağını ispatlamak durumundadır; borçlu ise temerrütteki kusursuzluğunu kanıtlamadıkça sorumluluktan kurtulamaz.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/15444, K. 2012/5956Kaynağı aç
Borçlunun temerrüdü Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi uyarınca belirlenir. Kural olarak muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün taraflarca birlikte kararlaştırılmışsa veya usulüne uygun bildirimle belirlenmişse bu günün geçmesiyle temerrüt kendiliğinden gerçekleşir. Haksız fiillerde fiilin işlendiği tarihte temerrüt doğar. Sebepsiz zenginleşmede ise kural olarak zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte temerrüt oluşmakla birlikte, sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde borçlunun temerrüde düşmesi için bildirim yapılması şarttır.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 117Kaynağı aç
Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinin birinci fıkrası gereğince, alacaklı temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür. Kanun koyucu munzam zarar sorumluluğunda alacaklı yararına kusur karinesi kabul etmiştir. Bu nedenle alacaklının borçlunun temerrütteki kusurunu kanıtlama yükümlülüğü bulunmamakta; borçlu ancak temerrüde düşmesinde hiçbir kusuru bulunmadığını ispatlayarak tazminat sorumluluğundan kurtulabilmektedir.
İspat Yükü ve Yargısal Değerlendirmeler
İspat kuralları bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca aksine kanuni düzenleme bulunmadıkça taraflar dayandıkları vakıaları ispatlamakla yükümlüdür. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesi taraflara dayandıkları vakıaları ispata elverişli biçimde somutlaştırma ve delillerini açıkça gösterme ödevi yükler. Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinde ise zarar görenin zararını ispatla yükümlü olduğu, miktarın tam olarak belirlenemediği durumlarda hâkimin olayların olağan akışını ve alınan önlemleri gözeterek zararı hakkaniyete uygun şekilde takdir edeceği düzenlenmiştir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 194Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 50Kaynağı aç
Munzam zararın ispatlanmasında alacaklı; temerrüde uğrayan asıl alacağını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ve bu zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun nedensellik bağını ispatlamak zorundadır. Munzam zarar; alacaklının ödemenin gecikmesi yüzünden üçüncü kişilere olan borçlarını ifa edemeyerek yüksek faiz ödemek zorunda kalması, borçlarını kapatabilmek için kredi kullanması veya döviz borçları nedeniyle oluşan kur farkı gibi malvarlığı eksilmeleri şeklinde somutlaştırılabilir.
Yargı içtihatlarında munzam zararın ispat yöntemine ilişkin yaklaşımlardan birine göre zararın enflasyon, döviz kurlarındaki genel yükseliş, paranın alım gücündeki aşınma ve mevduat faizleri gibi genel ekonomik olguların ötesinde, alacaklının kendi durumuna özgü somut vakıa ve delillerle ispatlanması gerekir; salt genel ekonomik göstergeler ve paranın değer kaybetmesi alacaklıya karine sağlamaz.
Buna karşılık yer verilen diğer bir yaklaşıma göre yüksek enflasyon ortamında makul bir kişinin parasını atıl tutmayarak gelir getirici araçlara yönlendireceği hayat tecrübelerine dayalı fiili bir karinedir. Bu doğrultuda enflasyon oranları, döviz, vadeli mevduat, devlet tahvili ve yatırım araçlarının getirilerinin temerrüt faizini aştığı durumlarda sepet hesabı yoluyla da zararın gözetilebileceği, kamulaştırma bedelinin veya para alacağının uzun süre tahsil edilememesi hâlinde ispat yükünün çok katı kurallara bağlanmaması gerektiği değerlendirilmektedir.
Hukuk Genel Kurulu kararları içtihadı birleştirme kararı niteliğinde olmadığından kural olarak sadece direnme kararına konu uyuşmazlık yönünden bağlayıcıdır. Mahkemenin bozma ilamına uyması durumunda taraflar yararına usuli kazanılmış hak doğmakta olup, bozma doğrultusunda toplanan deliller ve düzenlenen bilirkişi raporları incelenmeksizin somut zararın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi usul kurallarına aykırılık teşkil eder.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/2172, K. 2025/2190Kaynağı aç
Dava Usulü, İhtirazi Kayıt ve Zamanaşımı
Munzam zarar asıl borçtan bağımsız yeni bir alacak niteliğinde bulunduğundan, asıl alacağın ve faizinin tahsili amacıyla icra takibi başlatılırken veya dava açılırken munzam zarar hakkının saklı tutulduğuna ilişkin ihtirazi kayıt dermeyan edilmesine gerek yoktur. İhtirazi kayıt konulmamış olması munzam zararı talep hakkını ortadan kaldırmaz.
Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa davacının istemi üzerine hâkim esas hakkında karar verirken bu zarara da hükmeder. Zarar o davada talep edilmemiş veya belirlenememişse zamanaşımı süresi içerisinde ayrı bir dava ile talep edilmesi mümkündür. Önceki bir davada belirli bir döneme kadarki munzam zarar isteminin ispatlanamadığı gerekçesiyle reddedilmiş olması, o davanın açıldığı tarihten sonraki dönem yönünden kesin hüküm oluşturmaz.
Munzam zararın tazmini davaları Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde öngörülen on yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Bu zamanaşımı süresi, alacaklının asıl alacağını ve temerrüt faizini tamamen tahsil ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Munzam zarar davası açmak için icra takibinde ihtirazi kayıt koymak şart mıdır?
Hayır, munzam zarar asıl alacaktan bağımsız yeni bir borç niteliği taşıdığından, asıl alacak ve faizi tahsil edilirken ihtirazi kayıt konulmamış olsa dahi zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava ile talep edilebilir.
Munzam zarar davasında borçlunun kusuru nasıl ispatlanır?
Borçlunun temerrütte kusurlu olduğu varsayılmaktadır; alacaklı borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü olmayıp borçlu ancak kusursuzluğunu kanıtlaması hâlinde sorumluluktan kurtulabilir.
Munzam zarar taleplerinde zamanaşımı süresi ne kadardır ve ne zaman başlar?
Munzam zarar davaları Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık genel zamanaşımına tabidir ve bu süre borcun tamamının tahsil edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Önceki munzam zarar davasının reddi sonraki dönem taleplerini engeller mi?
Hayır, önceki davada belirli bir döneme kadarki munzam zarar isteminin reddedilmiş olması, davanın açıldığı tarihten sonraki döneme ilişkin munzam zarar istemi yönünden kesin hüküm teşkil etmez.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

