Mülkiyet Hakkının İhlali: Anayasal Çerçeve ve Hukuki Koruma

by Avukat Erdal Ersoy
Mülkiyet Hakkının İhlali: Anayasal Çerçeve ve Hukuki Koruma

Mülkiyet hakkının ihlali, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan bir temel hakkın kanuna veya kamu yararı amacına dayanmaksızın ya da ölçülülük ilkesine aykırı biçimde kısıtlanması ya da ortadan kaldırılması anlamına gelir. Hakkın çerçevesi Anayasa'da çizilmiş olmakla birlikte, ihlalin koşulları ve hukuki koruma yolları birden fazla anayasa hükmünü birlikte kapsar.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 35 (1/2)Kaynağı aç
Madde 35 – Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. XIII. Hakların korunması ile ilgili hükümler A. Hak arama hürriyeti
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 13Kaynağı aç
Madde 13 –  (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.) Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. III.  Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması

Anayasal güvencenin kapsamı

Anayasa'nın 35. maddesi, mülkiyet ve miras haklarını herkese tanır. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Madde ayrıca kullanım boyutuna da bir sınır getirir: mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. Bu son cümle hakkı ortadan kaldırmaz; kullanım alanını toplum yararıyla sınırlar.

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi de her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğunu düzenler. Buna göre bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle, yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Protokol hükmü, devletlerin mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin, başka katkıların ya da para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama yetkisini saklı tutar.

Sınırlamanın geçerlilik koşulları

Mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlamanın anayasal açıdan geçerli sayılabilmesi için önce Anayasa'nın 13. maddesi karşılanmalıdır. Bu madde; temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini hükme bağlar. Mülkiyet ve miras hakları bakımından 35. maddede belirtilen sebep kamu yararıdır.

Kanunilik şartını karşılamak tek başına yeterli değildir. Anayasa'nın 13. maddesine göre sınırlamalar, Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de aykırı olamaz. Sınırlamanın bu koşulların tümünü karşılayıp karşılamadığı, her olay özelinde ayrı değerlendirilir.

Mülkiyetin korunan kapsamı ve meşru beklenti

Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı, hâlihazırda mevcut olan mal, mülk ve varlıkları kapsar. Gelecekteki olası ihtimallere dayanılarak mülkiyet hakkının varlığından ve ihlalinden söz edilemez. Bununla birlikte, belli durumlarda ekonomik bir değer ifade eden ve icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru beklentinin bu kapsamda değerlendirilebileceği ileri sürülmüştür. Bir kanun hükmüne dayanan ya da başarılı olma ihtimali yerleşik yargı içtihadına göre yüksek olan somut bir beklentinin de mülkiyet kapsamına girebileceği savunulan bu yaklaşım, zorunlu bir sonuç değil, olaya özgü bir değerlendirme ölçütü olarak ortaya konmuştur.

İdari müdahalelere karşı anayasal güvence

Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu hükme bağlar. Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğuyla sınırlıdır; hiçbir surette yerindelik denetimi biçiminde kullanılamaz ve takdir yetkisini kaldıracak nitelikte yargı kararı da verilemez.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 125Kaynağı aç
Madde 125 – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. (…) (Ek cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) (…)[68] Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. (Değişik birinci cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Kanun, olağanüstü hallerde, (…)[69] seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. C. İdarenin kuruluşu 1. Merkezi idare

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Anayasa'nın 125. maddesindeki bu hüküm, ödeme yükümlülüğünü kurar; ödemenin usulünü, kapsamını veya hesap yöntemini bu cümlede göstermez.

Kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde, bunlardan doğan uyuşmazlıkların millî veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı ise yargı yolu açıktır.

İdari davada süre ve yürütmenin durdurulması

İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. Anayasa'nın 125. maddesi bu başlangıcı belirler; sürenin gün sayısını bu hükümde göstermez.

Yürütmenin durdurulmasına karar verilebilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi aranır. İdari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğmalı ve işlem açıkça hukuka aykırı olmalıdır. Bu iki koşul birlikte gerçekleşirse, gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Hüküm, bu şartları taşıyan her olayda durdurma kararının zorunlu olduğunu söylemez.

Kanun; olağanüstü hâllerde, seferberlik ve savaş hâlinde, ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni ve genel sağlık nedenleriyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.

Temerrüt faizini aşan zarar ve munzam zarar

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesine göre alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğrarsa borçlu bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Borçlu, yükümlülükten ancak kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat ederek kurtulabilir; bu ispat yükümlülüğü borçlunun üzerindedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 122Kaynağı aç
MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. 4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde a. Süre verilmesi

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa ve davacı bu konuda istemde bulunmuşsa, hâkim esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder. Hüküm, hem miktarın davada belirlenebilmesi hem de davacının istemini açıkça iletmesi şartlarına bağlıdır.

Mülkiyet hakkı hangi durumlarda sınırlanabilir?

Mülkiyet ve miras hakları ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Bunun yanı sıra sınırlama, hakkın özüne dokunmamalı; Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamalıdır. Bu koşulların birinin bile karşılanmaması sınırlamayı anayasaya aykırı kılabilir.

Mülkiyet hakkı gelecekteki beklentileri de kapsar mı?

Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkı hâlihazırda mevcut mal, mülk ve varlıkları korur; salt gelecekteki olası ihtimallere dayanarak mülkiyet hakkının varlığından veya ihlalinden söz edilemez. Ancak bir kanun hükmüne dayanan ya da yerleşik içtihada göre başarı ihtimali yüksek olan somut ve icrası mümkün bir alacağa yönelik meşru beklentinin de mülkiyet kapsamında değerlendirilebileceği ileri sürülmüştür; bu yaklaşım zorunlu bir sonuç değil, olaya özgü bir değerlendirme ölçütüdür.

İdarenin mülkiyet hakkını ihlal eden işlemine karşı ne yapılabilir?

İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. İşlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğacaksa ve işlem açıkça hukuka aykırıysa, bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulması istenebilir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle de yükümlüdür.

İdari davada süre ne zaman başlar?

İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. Gün sayısı Anayasa'nın 125. maddesinin bu hükmünde gösterilmez.

Temerrüt faizini aşan zararı kim ispat eder?

Alacaklı temerrüt faizini aşan zarara uğramışsa borçlu bu zararı gidermekle yükümlüdür. Borçlu ancak hiçbir kusurunun bulunmadığını ispat ederek bu yükümlülükten kurtulabilir; ispat yükü borçlunun üzerindedir.

Yargı, idarenin kararlarını her yönden denetleyebilir mi?

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır ve hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun biçimde yerine getirilmesini kısıtlayacak ya da takdir yetkisini kaldıracak nitelikte yargı kararı da verilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu