Mirasta Bağış Bozulur Mu ve Geri Alınabilir Mi?

by Avukat Erdal Ersoy
Mirasta Bağış Bozulur Mu ve Geri Alınabilir Mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 285 uyarınca bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere malvarlığından bağışlanana karşılıksız bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Bununla birlikte ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi, henüz edinilmemiş bir haktan feragat edilmesi veya bir mirasın reddedilmesi bağışlama sayılmaz. Mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği kazandırmaların mirasçılar tarafından geri alınabilmesi ya da etkisiz kılınabilmesi; işlemin saklı payları zedelemesine, mirasta denkleştirme kapsamına girmesine veya hukuki geçerlilik şartlarına bağlıdır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 285Kaynağı aç
MADDE 285- Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir. Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz. B. Bağışlama ehliyeti I. Bağışlayan için

Bağışlama İşlemlerinin Geçerlilik Unsurları ve Eşin Tasarruf Yetkisi

Taşınmaz malların bağışlanmasında geçerlilik, tapu sicil müdürlüğü nezdinde resmi şekil şartının yerine getirilmesine, bağışlayanın bağışlama iradesini tereddüde mahal vermeyecek açıklıkta ortaya koymasına ve mülkiyetin tescil edilmesine bağlıdır. Kurucu unsurlardaki bir sakatlık, yapılan temlikin baştan itibaren hukuki geçerlilik kazanmasını engeller. Mirasbırakanın ölümünden sonra sonuç doğurması öngörülen bağışlama taahhütleri ise ölüme bağlı tasarruf vasfı taşır ve vasiyetname için aranan şekil koşullarına uyulmadığı durumlarda geçersizlik yaptırımıyla karşılaşır.

Bağışlamaya konu taşınmaz üzerinde mülkiyet rejimine bağlı tasarruf sınırları da mevcuttur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 223 hükmü uyarınca eşlerden her biri yasal sınırlar dairesinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan istifade etme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Ancak aksine bir sözleşme veya anlaşma bulunmadıkça, eşlerden biri diğer eşin açık rızası olmaksızın paylı mülkiyete tabi bir maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz. Dolayısıyla paylı mülkiyet konusu bir taşınmaz payının rıza alınmadan bağışlanması tasarruf yetkisi eksikliği doğurur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 223Kaynağı aç
Madde 223 – Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz. C. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

Saklı Payların İhlali Durumunda Tenkis Davası ve Yasal Süreler

Mirasbırakan hayatta iken malvarlığı üzerinde kural olarak dilediği tasarrufta bulunabilse de bu tasarruf serbestisi saklı paylı mirasçıların kanunen korunan asgari miras haklarıyla sınırlıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 560 uyarınca saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini talep etme hakkına sahiptir. Tenkis davası, yapılan bağışlamayı bütünüyle iptal edip malı aynen terekeye döndüren bir tapu iptali yolu değildir; tasarrufun yalnızca mirasbırakanın serbestçe tasarruf edebileceği sınırı aşan ve saklı payı zedeleyen kısmının etkisizleştirilmesini amaçlar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 560Kaynağı aç
Madde 560- Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Yasal mirasçıların paylarına ilişkin olarak tasarrufta yer alan kurallar, mirasbırakanın arzusunun başka türlü olduğu tasarruftan anlaşılmadıkça, sadece paylaştırma kuralları sayılır. 2. Saklı paylı mirasçılar lehine kazandırmalar

Sağlararası yapılan karşılıksız kazandırmaların hangilerinin tenkise tabi olacağı kanunda düzenlenmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 565 uyarınca; mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapılan kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoya malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla sağlanan edimler ile alışılmışın dışındaki çeyiz ve kuruluş sermayesi ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tabidir. Bunların yanı sıra miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar, mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar, ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler haricindeki bağışlamalar ve saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapıldığı açık olan kazandırmalar da tenkis davasına konu edilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 565Kaynağı aç
Madde 565- Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir: 1. Mirasbırakanın, mirasçılık sıfatını kaybeden yasal mirasçıya miras payına mahsuben yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, geri verilmemek kaydıyla altsoyuna malvarlığı devri veya borçtan kurtarma yoluyla yaptığı kazandırmalar ya da alışılmışın dışında verilen çeyiz ve kuruluş sermayesi, 2. Miras haklarının ölümden önce tasfiyesi maksadıyla yapılan kazandırmalar, 3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar, 4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar. b. Geri verme borcu

Tenkis davası açma hakkı kanunda belirtilen hak düşürücü sürelere bağlanmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 571/1 gereğince mirasçılar, saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl içinde bu davayı açmalıdır; her durumda vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmesiyle hak düşer. Bir tasarrufun mahkemece iptal edilmesi önceki bir tasarrufun yürürlüğe girmesine yol açarsa süreler iptal kararının kesinleştiği tarihte işlemeye başlar. Tenkis iddiası ise aleyhine tasarrufun yerine getirilmesi istenen saklı paylı mirasçı tarafından süre sınırlaması olmaksızın def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 571Kaynağı aç
Madde 571- Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. YEDİNCİ AYIRIM MİRAS SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN DAVALAR A. Mirasbırakanın sağlığında mallarını vermesi durumunda

Mirasta Denkleştirme ve Terekeye İade Yükümlülüğü

Mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği karşılıksız kazandırmalar saklı pay sınırlarını zedelemese dahi yasal mirasçılar arasında adalet ve eşitliğin sağlanması amacıyla denkleştirmeye konu edilebilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 669 uyarınca yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları denkleştirmeyi sağlamak amacıyla terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi temin etmek, malvarlığı devretmek yahut borçtan kurtarmak gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu sağlararası kazandırmalar, mirasbırakan tarafından aksi açıkça belirtilmedikçe denkleştirmeye tabidir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 669Kaynağı aç
Madde 669- Yasal mirasçılar, mirasbırakandan miras paylarına mahsuben elde ettikleri sağlararası karşılıksız kazandırmaları, denkleştirmeyi sağlamak için terekeye geri vermekle birbirlerine karşı yükümlüdürler. Mirasbırakanın çeyiz veya kuruluş sermayesi vermek ya da bir malvarlığını devretmek veya borçtan kurtarmak ve benzerleri gibi karşılık almaksızın altsoyuna yapmış olduğu kazandırmalar, aksi mirasbırakan tarafından açıkça belirtilmiş olmadıkça, denkleştirmeye tâbidir. B. Mirasçılık sıfatının kaybı hâlinde

Tapuda Açık Bağış ile Muris Muvazaasının Ayrımı

Murisin sağlığında yaptığı devirleri geri almak isteyen mirasçıların başvurduğu muris muvazaası iddiası, tapu müdürlüğünde açıkça bağışlama olarak akdedilen temliklerde uygulama alanı bulmaz. Tapuda bağış şeklinde yapılan işlemler hukuken geçerli kabul edildiğinden, bu işlemlere karşı muvazaa gerekçesiyle tapu iptal ve tescil davası açılamaz; bu tasarruflara karşı kanuni şartların gerçekleşmesi halinde yalnızca saklı payın ihlali sebebiyle tenkis yoluna başvurulabilir.

Buna karşılık mirasbırakanın gerçek iradesi bağışlama olduğu halde, mirasçılarından mal kaçırmak kastıyla tapu dairesinde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir işlem görünümü vermesi halinde muris muvazaası söz konusu olur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/11064 Esas ve 2019/5912 Karar sayılı ilamında ifade edildiği üzere, uyuşmazlığın adil çözüme kavuşturulabilmesi mirasbırakanın asıl irade ve gayesinin duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açıklığa kavuşturulmasını zorunlu kılar. Gizlenen gerçek amacın tespiti bakımından; yöresel gelenekler, toplumsal eğilimler, hayatın olağan akışı, mirasbırakanın devri gerçekleştirmesinde makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, devralanın mali alım gücü, akit tarihindeki gerçek değer ile resmi bedel arasındaki fark ve tarafların beşeri ilişkileri titizlikle incelenir. Muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde ortaya konulması gerekir ve ispat yükü bu iddiayı ileri süren davacı taraftadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/11064, K. 2019/5912Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/11064 E.  ,  2019/5912 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 19.11.2019 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davacı … vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan …'ın … ada … parsel (yeni … ada … parsel) sayılı taşınmazını oğlu olan davalı …'a satış suretiyle temlik ettiğini, mirasbırakanın başka taşınmazının olmadığını, emekli olan, herhangi bir borcu ve sağlık sorunu da olmayan mirasbırakanın ölene kadar davalı ile birlikte oturduğu taşınmazı temlik etmesi için haklı bir sebenin bulunmadığını, işlemin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini istemiştir. Davalı, mirasbırakanın 1965 yılında zimmet suçundan mahkûm olduğunu, kredi temin ederek kurum zararı karşıladığını, ayrıca ölümüne kadar kendisi ile birlikte yaşayan mirasbırakanın tüm ihtiyaçlarını karşıladığını, mirasbırakanın bunlar karşılığında taşınmazı devrettiğini, devir esnasında davacı ve dava dışı mirasçı …'ın da muvafakatının alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddianın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1909 doğumlu mirasbırakan …’ın 11.07.1994 tarihinde ölümü ile geride mirasçı olarak çocukları olan davacı …, davalı … ile dava dışı …’ın kaldıkları, mirasbırakanın, 08.12.1989 tarihinde … ada … parsel sayılı taşınmazını davalı …’a satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, muvazaa iddiasına dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda HMK'nun 190. maddesi ve TMK'nun 6. maddesi gereğince herkes iddiasını ispatla mükelleftir. Somut olayda, davacının tek tanığı tarafların kardeşi Türkan taşınmazın mirasbırakanın borçlarını ödemesi sebebiyle davalıya devredildiğini, mirasbırakana ölene kadar davalının baktığını ve mirasbırakanın çocuklarını ayırt etmediğini bildirmiş olup, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde mirasbırakanın çekişme konusu taşınmazı borçlarına karşılık ve minnet duygusu ile temlik ettiği sonucuna varılmaktadır. Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mirasbırakanın temliki gerçekleştirirken mal kaçırma amacı taşımadığı, temlikin haklı ve makul gerekçelere dayandığı durumlarda muvazaa davası dinlenmez. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/11064 Esas ve 2019/5912 Karar sayılı ilamında, mirasbırakanın birikmiş borçlarının ödenmesi ve vefatına kadar kendisine sağlanan bakım karşılığında minnet duygusuyla gerçekleştirdiği taşınmaz devrinin mirastan mal kaçırma gayesi gütmediği ve işlemin iptal edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca mirasbırakanın terekesinde işlem dışı bırakılmış başkaca taşınmaz mallarının yer alması ve mal kaçırma iradesi taşısaydı bu mallarını da devredebilecek olması durumu, somut devirde mal kaçırma kastının bulunmadığına ilişkin bir veri olarak değerlendirilebilir.

Dava Ehliyeti, Miras Ortaklığı ve Terekenin Temsili

Birden fazla mirasçının bulunması halinde miras ortaklığının hukuki statüsü dava açma usulünü belirler. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 640/1 ve m. 640/2 uyarınca, mirasın intikaliyle birlikte taksim aşamasına kadar terekeye dahil tüm hak ve borçları içeren bir miras ortaklığı meydana gelir; mirasçılar tereke mallarına elbirliğiyle malik olurlar ve sözleşmeden yahut kanundan kaynaklanan yönetim yetkileri saklı kalmak üzere terekedeki tüm haklar üzerinde kural olarak birlikte tasarruf ederler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 640Kaynağı aç
Madde 640- Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler. II. Mirasçıların sorumluluğu

Terekeye karşı yapılan işlemlerin niteliği dava ehliyetinin sınırlarını çizer. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/13155 Esas ve 2019/5597 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, terekeye karşı haksız fiil mahiyetinde olan muris muvazaası ve elatmanın önlenmesi davalarında her bir mirasçı kendi payı yönünden bağımsız olarak dava ikame edebilir. Ancak ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması ve benzeri hukuksal sebeplere dayanan tapu iptal ve tescil taleplerinde terekeyi temsil eden tüm mirasçıların birlikte dava açması veya açılan davaya onay vermesi şarttır. Onayın temin edilemediği durumlarda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 640/3 uyarınca sulh mahkemesinden terekeye temsilci atanması talep edilerek yargılama yürütülür.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/13155, K. 2019/5597Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/13155 E.  ,  2019/5597 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar asıl ve birleştirilen davada davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'ün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Asıl dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptal ve tescil; birleştirilen dava ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis isteğine ilişkindir. Asıl davada davacılar … ve …, mirasbırakan babaları …’in 334 parsel sayılı taşınmazda yer alan 4 nolu bağımsız bölümünün intifa hakkını uhdesinde bırakarak gelini olan davalıya satış suretiyle devrettiğini, murisin mal satmaya ihtiyacı olmadığın gibi davalının alım gücünün bulunmadığını, temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı, bedelsiz ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişlerdir. Birleştirilen davada davacı …, mirasbırakan …’in 334 parsel sayılı taşınmazdaki 4 nolu bağımsız bölümünün intifa hakkını uhdesinde bırakarak gelini olan davalıya satış suretiyle devrettiğini, işlem tarihinde 92 yaşında ve birçok hastalığı olan mirasbırakanın fiil ehliyetini haiz olmadığını, devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak gerçekleştiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tesciline, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini istemiştir. Davalı, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, ayrıca kayınpederi olan …’in bakımının tarafından yapıldığını, murisin mal kaçırma amacının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1929 doğumlu mirasbırakan …’in 19.12.2014 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı çocukları …,… ve … ile dava dışı oğlu Veysel Karani’nin kaldığı, mirasbırakan …’nin maliki olduğu 334 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümün intifa hakkını üzerinde bırakıp çıplak mülkiyetini 06.08.2013 tarihinde davalı gelini …’e satış suretiyle temlik ettiği anlaşılmaktadır. Mirasbırakanın ölüm tarihi itibariyle terekesi elbirliği mülkiyetine tabidir. Terekeye karşı yapılan mülkiyetten kaynaklanan haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası ve elatmanın önlenmesi gibi davalar dışında ehliyetsizlik, vekâlet görevinin kötüye kullanılması vs. gibi davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca, mirasçılardan birisinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçıların muvafakatlarının sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve yürütülmesi gerekeceği (T.M.K. 640 md.) tartışmasızdır. Somut olayda, üçüncü kişiye karşı açılan pay oranında iptal-tescil istekli birleştirilen davada açıklanan nedenle ehliyetsizlik iddiası bakımından inceleme yapılmamış olmasında bir isabetsizlik yoktur. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin bir başka ifade ile malın bedelinin ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir. Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 günlü 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır. Somut olayda, mirasbırakan …’nin temliki yaptığı tarihte 84 yaşında olduğu, davalı ile aynı apartmanda altlı üstlü oturdukları, murisin bakımının davalı tarafından yapıldığı tanıklarca bildirilmiş olup, temlikin mal kaçırma amacıyla değil bakım karşılığı minnet duygusu ile yapıldığı sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 31.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ortaklığın devamı süresince terekedeki malvarlığının güvence altına alınması da kanuni koruma altındadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 640/4 uyarınca mirasçılardan her biri terekedeki hakların korunmasını mahkemeden talep edebilir ve sağlanan bu hukuki muhafazadan tüm mirasçılar müştereken yararlanır. Ayrıca mirasçılardan birinin borç ödemeden aciz halinde bulunması durumunda diğer mirasçılar, mirasın açılmasıyla haklarının zedelenmesini önlemek adına gerekli acil tedbirlerin alınmasını sulh hukuk mahkemesinden isteyebilirler.

Bağıştan Dönme Sebepleri ve Mirasçıların Geri Alma Hakkı

Bağışlama ilişkisi yalnızca miras hukuku kurallarıyla değil, borçlar hukuku kapsamında bağıştan dönme hükümleriyle de sona erdirilebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 295 gereğince; bağışlananın bağışlayana veya onun yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemesi, bağışlayana veya ailesine karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı hareket etmesi ya da yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep bulunmaksızın yüklemeyi ifa etmemesi hallerinde elden bağışlama veya bağışlama sözü geri alınabilir. Bu koşulların gerçekleşmesi halinde bağışlayan, bağışlananın istem anındaki zenginleşmesi tutarında bağışlama konusunun iadesini talep etme yetkisine haizdir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 295Kaynağı aç
MADDE 295- Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri verilmesini isteyebilir: 1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse. 2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı davranmışsa. 3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse. II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma

Bağıştan dönme hakkının kullanım süresi ve mirasçılara intikali özel kanuni kurallarla düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 297/1 uyarınca bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Bağışlayanın bu bir yıllık süre tamamlanmadan vefat etmesi halinde, geri alma hakkı kanun gereği mirasçılarına geçer ve mirasçılar kalan sürenin bitimine kadar bu hakkı kullanarak bağışlamayı geri alabilirler. Eğer bağışlayan hayattayken geri alma sebebini öğrenemeden ölmüşse, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 297/3 uyarınca mirasçıları mirasbırakanın ölüm tarihinden itibaren bir yıllık süre içerisinde bağışlamayı geri alma hakkını bizzat kullanabilirler.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 297Kaynağı aç
MADDE 297- Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir. Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler. Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alma hakkını kullanabilirler. Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse, mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler. IV. Bağışlayanın ölümü
Tapuda doğrudan bağış yapılan taşınmaz muris muvazaası davasıyla mirasçılarca geri alınabilir mi?

Açıkça bağış olarak tapuda kaydettirilen işlemler gizli bir sözleşme içermediğinden muvazaa iddiasıyla iptal edilemez; bu devir saklı pay kurallarını ihlal ediyorsa mirasçılar yalnızca tenkis davası açabilirler.

Mirasbırakanın borcunu ödeyen evladına yaptığı devir mirastan mal kaçırma sayılır mı?

Mirasbırakanın birikmiş borçlarının karşılanması veya kendisine ömrü boyunca sağlanan bakım karşılığında minnet duygusuyla yaptığı taşınmaz devirleri mirastan mal kaçırma kastı taşımadığından iptal edilmez.

Saklı payı zedelenen mirasçı tenkis davasını hangi süre içinde açmalıdır?

Tenkis davası, mirasçıların saklı paylarının ihlal edildiğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mirasın açıldığı tarihten itibaren on yıl geçmekle düşer.

Tenkis talebi dava süresi geçtikten sonra mahkemede ileri sürülebilir mi?

Evet, tenkis iddiası aleyhine tasarrufun yerine getirilmesi istenen mirasçı tarafından herhangi bir hak düşürücü süreye bağlı kalmaksızın def'i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.

Mirasbırakanın sağlığında çocuklarına yaptığı mal devirleri mirasta denkleştirmeye tabi midir?

Mirasbırakanın altsoyuna karşılıksız yaptığı çeyiz, kuruluş sermayesi, malvarlığı devri ve borçtan kurtarma kazandırmaları, aksine açık bir irade bildirilmedikçe denkleştirmeye tabidir.

Mirasbırakanın sağlığında sahip olduğu bağıştan dönme hakkını mirasçılar kullanabilir mi?

Mirasbırakan bir yıllık süre dolmadan vefat ederse mirasçıları kalan sürede; geri alma sebebini öğrenemeden ölmüşse vefattan başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilirler.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu