Mirasçılardan Mal Kaçırma ve Muris Muvazaası Davası

by Avukat Erdal Ersoy
Mirasçılardan Mal Kaçırma ve Muris Muvazaası Davası

Muris Muvazaası Nedir ve Hangi İşlemleri Kapsar?

Muris muvazaası, mirasbırakanın mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla yaptığı nisbi muvazaa niteliğindeki devir işlemleridir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2016/14841 Esas ve 2020/748 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, mirasbırakan gerçekte tapulu taşınmazını devretmek ve bağışlamak istemektedir. Ne var ki mirasçılarından mal kaçırma gayesini gizlemek için tapuda düzenlenen resmi işlemde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde beyan eder. Böylece görünürde ivazlı bir işlem yapılmış gibi gösterilse de tarafların asıl amacı gizli bağışlamadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/14841, K. 2020/748Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/14841 E.  ,  2020/748 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde bedel isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan babası …’in 3 parsel sayılı (yeni 22031 ada 7 parsel) taşınmazdaki payını muvazaalı olarak davalı …’e, …’in de …ı’ya, …’ın da tekrar …’e temlik ettiğini, daha sonra taşınmaza bina yapıldığını, 3 ve 7 numaralı bağımsız bölümlerin davalı adına tescil ediliğini, 3 numaralı bağımsız bölümün dava dışı …’ye devredildiğini ileri sürerek 3 numaralı bağımsız bölümün bedelinin payı oranında tahsiline, 7 numaralı bağımsız bölümün de tapu kaydının iptali ile payı oranında adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, mirasbırakana gecekondusunu onarması için para verdiğini ve bu para karşılığında mirasbırakanın payını devrettiğini, diğer kardeşlerinin para vermeye yanaşmadığını, maddi durumunun iyi olduğunu, …’a küçük bir pay satmasının mal kaçırma kastı olmadığını gösterdiğini, 7 numaralı bağımsız bölüm için müteahhide arsa payı haricinde 17.001,00 TL ödediğini, 3 numaralı bağımsız bölümde ise hakkı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle 7 numaralı bağımsız bölüm yönünden davanın kabulüne, davalının müteahhide vermiş olduğu bedel için davacı tarafça depo edilen 1.891,50TL’nin karar kesinleştiğinde davalıya ödenmesine, 3 numaralı bağımsız bölüm yönünden davalının taşınmazda hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’in 20666 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 171/700 payını 27.05.2002 tarihinde davalı oğlu …’e satış suretiyle temlik ettiği, 2002 yılında yapılan imar uygulaması sonucu taşınmazın 22031 ada 7 parsel numarasını aldığı ve davalı payının 15100/119587 olduğu, 08.07.2005 tarihinde …’in 100/119587 payını dava dışı …’ya devrettiği ve 14.07.2006 tarihinde geri aldığı, davalı … ile dava dışı müteahhit tarafından davalıya bir daire isabet edecek şekilde 16.02.2011 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin akdedildiği, 7 parsel sayılı taşınmazdaki 3 ve 7 numaralı bölümlerin 03.10.2012 tarihinde kurulan kat irtifakı ile davalı adına tescil edildiği, 3 numaralı bağımsız bölümün 2013 yılında dava dışı üçüncü kişiye satıldığı, mirasbırakanın 20.02.2006 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak çocukları …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …’in kaldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 190. maddesi ile TMK'nın 6. maddesi gereği davacı tarafa aittir. Somut olayda, mirasbırakanın diğer mirasçılarından mal kaçırmasını gerektirir bir neden ve muvazaanın varlığı konusunda somut bir olgu ortaya konulamadığı gibi davanın kabulü halinde hak sahibi olacak mirasçı Elif’in de mirasbırakanın gecekondusunun yandığı ve davalının onararak kullanılacak hale getirdiği, davalının yapmış olduğu masraflar hariç satış bedelini de mirasbırakana ödediği, satışın gerçek olduğu yönünde beyanda bulunduğu görülmüştür. Dolayısıyla, davacı temlikin muvazaalı olduğu iddiasını kanıtlayamamıştır. Öte yandan, bedeller arasındaki fark da tek başına muvazaanın kanıtı değildir. Hal böyle olunca, davacının iddialarını HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca kanıtlayamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Davalının değinilen yön itibariyle yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 10/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Muvazaalı Devirlere Karşı Dava Hakkı ve Şekil Eksikliği

Mirasbırakan ile devralan arasındaki görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı gibi arkasında gizlenen bağış iradesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706. ve Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddelerinde öngörülen resmi şekil şartlarını taşımaz. 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen bütün mirasçılar resmi sözleşmenin muvazaa sebebiyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak tesis edilen tapu kaydının iptalini talep edebilirler.

Tapu Sicilinin Düzeltilmesi ve Zamanaşımı Kuralı

Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, Türk Medeni Kanunu'nun 1025. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu yüzden ayni hakkı zedelenen kişi tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil talepleri ayni hakka dayandığından zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Ancak aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, bu tescile dayanarak ayni hak kazanan iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları ile her türlü tazminat istemi saklı tutulmuştur.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 1025Kaynağı aç
Madde 1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. II. Aynî hakların sona ermesi

Miras Hukukunda Kanuni Saklı Pay Oranları

Mirasbırakanın tasarrufları kanundaki saklı pay düzenlemeleriyle sınırlandırılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesi kapsamında saklı pay oranları; altsoya mensup mirasçılar açısından yasal hakkın yarısı, anne ve babanın her biri yönünden ise yasal payın dörtte biridir. Sağ kalan eşin saklı hissesi, altsoy yahut anne-baba zümresiyle beraber mirasçı olduğu ihtimallerde kanuni payının tümü, bu durumların dışındaki hallerde ise yasal payının dörtte üçü oranındadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 506Kaynağı aç
Madde 506- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı, 2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, 3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.) 4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü. III. Tasarruf edilebilir kısmın hesabı 1. Borçların indirilmesi

İspat Yükü ve Satış Bedelindeki Oransızlık

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesi ve Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca, kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatlamakla yükümlüdür. Muris muvazaası davasında da mirasbırakanın mal kaçırma kastıyla hareket ettiğini ispat yükü davacı tarafa aittir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2018/450 Esas ve 2019/664 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, devir konusu taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki salt oransızlık tek başına muvazaanın delili sayılamaz; işlemin danışıklı olduğunun diğer somut delillerle ortaya konulması gerekir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2018/450, K. 2019/664Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2018/450 E.  ,  2019/664 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tazminat davası sonunda, İlk Derece Mahkemesince, temliğin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescili, olmazsa tazminat isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan …’ın 285 ada 47 parseldeki 8 nolu bağımsız bölümünü muvazaalı olarak davalıların mirasbırakanı …’e devrettiğini ileri sürerek tapu kaydının 1/3 oranında iptali ile adına tescile, taşınmazın 3. kişilere devredilmiş olması halinde tazminata karar verilmesini istemiştir. Davalılar, taşınmazın bedeli karşılığında satın alındığını, mirasbırakanın mal kaçırma amacı bulunmadığını, paylaştırma maksadıyla tasarruflar yaptığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. İlk Derece Mahkemesince, temliğin muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davalının istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’ın 20.01.2016 tarihinde ölümü ile geriye davacı oğlu … , dava dışı oğlu … ile kendisinden önce 18.10.2013 tarihinde ölen kızı … ’ın çocukları davalılar … ve … ’ın mirasçı olarak kaldıkları, dava konusu 285 ada 47 parsel sayılı taşınmazda bulunan 18 nolu bağımsız bölüm mirasbırakan adına kayıtlı iken 13.08.2010 tarihli akit ile intifa hakkını üzerinde tutarak çıplak mülkiyetini 9.000YTL bedelle kızı … ’a devrettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 190. Maddesinde, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 6. maddesinde, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklinde yer alan hükümlerle, açılmış bir davada ispat yükünün kural olarak davacıya yüklendiği tartışmasızdır. Somut olayda, davacı tanıklarının temliğin muvazaalı olduğu yönünde beyanda bulunmadıkları, ortak tanık … ve diğer davalı tanıklarının davacının borçları nedeniyle mirasbırakanın taşınmazı sattığını ve davalının alım gücü olduğunu bildirdikleri, ayrıca tanıkların mirasbırakanın davacıdan mal kaçırmasını gerektirir bir durum olduğunu ortaya koyamadıkları da açıktır. Salt bedeller arasındaki oransızlıkta tek başına muvazaanın delili değildir. Bu durumda da, toplanan deliller ve yukarıda değinilen ilkeler birlikte değerlendirildiğinde temliğin mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının ispat edilmediği sabittir. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Davalının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren … Asliye Hukuk Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 06.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. II. Resmî belgelerle ispat

Yargılama Usulünde Delillerin Sunulması

Muvazaa iddiasına dayalı yargılamalarda delillerin usul kurallarına uygun olarak sunulması esastır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 140. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, kanuni ihtara rağmen dilekçelerinde bildirdikleri belgeleri mahkemeye sunmayan veya bu belgelerin celbi için gerekli açıklamayı yapmayan taraf, anılan delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 140Kaynağı aç
MADDE 140- (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. (2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder.[16] (3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. (4) Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir. (5) (Değişik:22/7/2020-7251/14 md.) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir. İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi
Muris muvazaası davasını hangi mirasçılar açabilir?

Mirasbırakanın danışıklı işlemi sebebiyle miras hakkı çiğnenen bütün mirasçılar, saklı pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın tapu iptali ve tescil davası açabilirler.

Muris muvazaası davasında zamanaşımı süresi var mıdır?

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları ayni hakka dayandığı için zamanaşımı ve hak düşürücü süreye tabi değildir.

Taşınmazın bedelinin düşük gösterilmesi muvazaayı ispatlar mı?

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi içtihadı uyarınca tapudaki bedel ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki salt oransızlık tek başına muvazaanın kanıtı değildir.

Kanuni saklı pay oranları nasıl hesaplanır?

Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesi gereğince saklı pay altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve baba için dörtte biri; sağ kalan eş için altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçılıkta yasal payının tamamı, diğer hâllerde dörtte üçüdür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu