Muris Muvazaası ve Eşi Koruma Saikiyle Yapılan Devirler

by Avukat Erdal Ersoy
Muris Muvazaası ve Eşi Koruma Saikiyle Yapılan Devirler

Muris Muvazaasının Tanımı ve Hukuki Niteliği

Muris muvazaası, mirasbırakanın tapulu taşınmazını gerçekte bağışlamak istemesine rağmen diğer mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla resmi memur önündeki iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde açıklamasıyla ortaya çıkan bir nisbi muvazaa türüdür. Bu tür işlemlerde mirasbırakan taşınmaz mülkiyetini devretme iradesi taşımakta, ancak asıl amacını gizleyerek resmi sözleşmede farklı bir hukuki işlem kalıbına başvurmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/1347, K. 2016/1034Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2014/1347 E.  ,  2016/1034 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “Tapu İptali ve Tescil -Tenkis” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Düzce 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 25.09.2012 gün ve 2008/653 E., 2012/506 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar ve davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 01.04.2013 gün ve 2013/300 E., 2013/4663 K sayılı ilamı ile; (…Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. Mahkemece, muvazaa iddiasının ispat edilemediği ve dava konusu devrin davacıların saklı payını zedelemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dava dilekçesinden ve dosya içeriğinden anlaşılacağı üzere davacıların, murisin davalıya ölünceye kadar bakma akdi ile devrettiği taşınmazın ölünceye kadar bakımını temin için değil davacıların mirastan mahrum bırakılması amacıyla yapıldığını ileri sürdükleri görülmektedir. Şu hale göre, dava dilekçesinde davacıların muris muvazaası hukuksal nedenine dayanarak dava açtıklarının da kabulü gerekmektedir. Bir davada 11.04.1990 tarih,1990/1-152-236 sayılı Hukuk Genel Kurulu Kararında da belirtildiği üzere birden fazla hukuki sebebe dayanılması olanaklıdır. Bu halde,mahkemece önem sırası dikkate alınmak suretiyle her bir hukuki sebep yönünden araştırma yapılması gerektiği yasal ve yargısal uygulamalar sonucudur. Somut olayda, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali davaları tenkis davasına göre daha geniş kapsamlı olduğundan öncelikle muris muvazaası nedeniyle tapu iptali davasının incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanununun 706, Türk Borçlar Kanununun 237 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince, kayden miras bırakan Ahmet'e ait çekişme konusu 36 ada 13 parselde bulunan 8 numaralı bağımsız bölümü 16.11.2006 tarihinde davalı …'ye ölünceye kadar bakma akdi ile devredildiği, davacıların anılan devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açtıkları, murisin 27.08.2008 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak çocukları olan davacılar Hayri, Hayriye, Mehmet, Ayşe, Kemal, Bahriye, Havva, Hatice, Halit, Orhan, Nurhan, Kenan, Rahmi'nin kaldığı ve dava dışı mirasçının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, saklı payın zedelenmemiş olması da muris muvazaası yapılmadığına gerek olarak gösterilmiştir. Yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılması, öncelikle muris muvazaası isteminin, bu istem yerinde görülmezse davacıların tenkis talebinin değerlendirerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDENLER: Davacılar vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece işin esasına yönelik olarak bozulmuş, yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davacılar vekili temyize getirmiştir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasına geçilmeden önce; Harçlar Kanunu'nun 11, 26, 28, 30 ve 32. madde hükümleri karşısında, dava konusu taşınmazın yargılamanın devamı sırasında mahkemece belirlenen değeri üzerinden alınması gereken eksik karar ve ilam harcı tamamlatılmadan davaya devam edilmesine hukuken olanak bulunup bulunmadığı; dolayısıyla belirtilen harçlar tahsil edilmeden işin esasının çözümlenip çözümlenemeyeceği hususu öncelikli olarak ele alınmıştır. Bilindiği üzere yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır ( 16.12.1983 gün ve E:1983/5, K:6 sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı ) Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür. Yargı harçlarının konusunu oluşturan harçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup; bunlar başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilam harcıdır. Harcın kimden alınacağı konusu, 492 sayılı Harçlar Kanununun “Mükellef” başlığını taşıyan 11. maddesinde düzenlenmiş; bu madde ile, genel olarak yargı harçlarının, davayı açan veya harca konu olan işlemin yapılmasını isteyen kişilerce ödenmesi yükümlülüğü getirilmiştir. 492 sayılı Harçlar Kanununun “Nispi harçlarda ödeme zamanı” başlıklı 28. maddesinin 1.fıkrasında aynen “(1) sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir” denildikten sonra 23.07.2010 gün ve 6009 Sayılı Kanunun 18.maddesi ile değişik (a) bendinde “Karar ve ilam harcı” alt başlığı ile “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir. Şu kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Aynı Kanunun “Harcı Ödenmeyen İşlemler” başlığını taşıyan 32. maddesinde ise “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır.” hükmü getirilmiştir. Yukarıda belirtilen madde hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, karar ve ilam harcının peşin olarak yatırılması gereken miktarı ile maktu başvuru harcı ödenmedikçe, davaya devam edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Nitekim 492 sayılı Kanunun 30. maddesinde, yargılama sırasında tespit olunan dava değerinin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için yargılamaya devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 409 uncu maddesinde de gösterilen süre içinde dosyanın işleme konulmasının noksan olan harcın ödenmesine bağlı olduğu belirtildiğine göre, yargılama sırasında tespit olunan yeni dava değeri üzerinden tarife uyarınca alınması gereken peşin nispi karar ve ilam harcı ilgilisince tamamlanmadan davaya devam edilmesi olanağından söz edilemez. Yukarıda vurgulanan bu ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 29.01.2014 gün ve 2013/1-410 E., 2014/46 K., 10.07.2013 gün ve 2013/14-474E.,2013/1050 K. ile 23.10.2013 gün ve 2013/7-31 E., 2013/1481 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir. Somut olayda, davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. 492 sayılı Harçlar Kanununun 16.maddesi “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır…” hükmü uyarınca eldeki uyuşmazlıkta nispi harç alınması gerekmektedir. Ne var ki; davacılar eldeki davayı açarken dava değerini 7000,00 TL olarak göstermiş ve bu bedel üzerinden peşin nispi karar ve ilam harcını yatırmışlardır. Yargılama sırasında ise, yapılan keşif sonucunda çekişme konusu taşınmazın değeri 102.540,00 TL olarak saptanmış, ancak belirlenen bu değer üzerinden alınması gereken peşin nispi karar ve ilam harcı tamamlatılmadan davanın esası hakkında hüküm kurulmuştur. Oysa ki Harçlar Kanunu, harç alınmasını veya tamamlanmasını yanların isteklerine bırakmamış, değinilen yönün mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesini hükme bağlamıştır. Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler göz ardı edilerek, eksik harç tamamlatılmadan yargılamaya devamla davanın esası hakkında karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi harcı tamamlanmayan bu değer üzerinden davalı taraf yararına vekalet ücretine karar verilmiş olması da doğru değildir. Buna göre mahkemece yapılacak iş; davacılara anılan yargı harcını ödemesi konusunda usulünce önel verilerek, sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce, davalının cevap dilekçesinde dava değerine itiraz ederek, taşınmazın belirlenecek gerçek değeri üzerinden eksik harcın tamamlatılması isteminde bulunmasına karşın davacı tarafın bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, davanın gelinen bu aşamasında ise yerine getirmediği yükümlülüğü nedeniyle kendi lehine sonuç almaya çalıştığı, bu durumda gerçek dava değerinin keşif sonucunda bilirkişilerce saptanan değer olduğu ve mahkemece davalı taraf yararına bu değer üzerinden vekalet ücretine karar verilmiş olmasının da doğru olduğu belirtilerek, esası bakımından da isabetli olduğu belirtilen yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle direnme kararının bozulmasına; bozma nedenine göre, davacılar vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Direnme kararının yukarıda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre işin esasına yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.11.2016 gününde yapılan ikinci görüşmede, oyçokluğu ile karar verildi.

Muvazaanın genel türleri bakımından basit muvazaada görünürdeki işlem tarafların yapmayı arzu etmedikleri bir işlem niteliğinde olup hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; bu işlemin hükümsüzlüğü mahkemece kendiliğinden gözetilir ve süre sınırı olmaksızın herkes tarafından ileri sürülebilir. Nitelikli muvazaada ise bağışlama sözleşmesinin satış arkasına gizlendiği durumlarda görünürdeki satış sözleşmesi muvazaa sebebiyle kesin hükümsüz sayılmaktadır.

Görünürdeki satış akdi tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı için muvazaa nedeniyle hükümsüz kalırken, gizlenen bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706'ncı, Türk Borçlar Kanunu'nun 237'nci ve Tapu Kanunu'nun 26'ncı maddelerinde düzenlenen resmi şekil şartına uyulmadığı için şekle aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz olur. Saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı zedelenen tüm mirasçılar, muvazaalı işlemin geçersizliğinin tespitini ve tescil edilen tapu kaydının iptalini talep etme hakkına sahiptir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2022/32, K. 2022/2188Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2022/32 E.  ,  2022/2188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, İzmir 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20/01/2021 tarihli 2019/378 Esas – 2021/24 Karar sayılı karar, yasal süre içerisinde taraf vekillerince temyiz edilmiş olmakla temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: I. DAVA Davacılar, mirasbırakan babaları … …’ın 1804 parsel sayılı taşınmazını 13/10/2003 tarihinde satış göstermek suretiyle akrabası olan … …’e, …’in de 26/01/2005 tarihinde yine satış göstermek suretiyle mirasbırakanın ikinci evliliğinden olan kızı davalı …’a devrettiğini, temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, sonrasında ise davalı …’nın 2/4 payını, 1/4’er paylarla kendilerine sattığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescile karar verilmesini istemişlerdir. II. CEVAP Davalı, usulsüz yapılan tebligatlar nedeniyle süresinde savunma yapamadığını, mirasbırakanın paylaşım yaptığını ve isteği üzerine taşınmazın yarısının davacılara bedelsiz olarak devredildiğini, taşınmaz üzerinde yer alan binanın 4. ve 5. katının yapımında mirasbırakanın katkısının bulunmadığını, davacıların miras paylarının verildiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 23/12/2014 tarihli ve 2013/497 E., 2014/605 K. sayılı kararıyla; tüm dosya içeriğine göre, mülkiyeti tarafların babaları olan … …'a ait bulunan 1804 parselde kayıtlı taşınmazın murisin sağlığında murisin ikinci eşinden olma davalı kızı …'a satılmış gibi gösterilip aslında bağışlandığı, davalının söz konusu gayrimenkulü alacak bir gelirinin bulunmadığı, murisin terekesinde de gayrimenkulün satışından elde edilen bir paranın bulunmadığı, murisin resmi nikahı olmadan birlikteliğinden çocuğu olan davalıyı korumak saiki ile diğer mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile taşınmazı davalıya devrettiği, satış olarak gösterilen işlemin aslında bağış amacını güttüğü gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 13/06/2019 tarihli ve 2016/10923 E., 2019/3807 K. sayılı kararıyla; "Somut olaya gelince; dava dilekçesinde davalının adresi ''Karacaoğlan mahallesi 6225 sokak no:5 Bornova/İzmir'' olarak bildirilmiş, bildirilen bu adrese tebligat yapılmadan davalının mernis adresi olan ''Karacaoğlan mahallesi 4044 sokak no:51 iç kapı no:4 Bornova/İzmir'' ile ''Sasalı merkez mahallesi 172 sokak no:4B Bornova/İzmir'' adreslerine tebligatlar yapılmış, davalı tahkikat aşamasında yargılamaya katılmış, mahkemece davalının delil bildirme isteği reddedilmiştir. Oysa davalıya yapılan tebligatlar usulsüz olup, davalının delil bildirme isteği mahkemece reddedilip savunma hakkı kısıtlanmıştır. Hal böyle olunca, davalının bildirdiği delillerin toplanması, daha önce toplanan deliller ile birlikte yukarıdaki ilkeler uyarınca mirasbırakanın gerçek irade ve amacı duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken değinilen hususlar gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir." gerekçesiyle bozulmuştur. 3. Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 20/01/2021 tarihli ve 2019/378 E., 2021/24 K. sayılı kararıyla; davalının ve davacıların babası olan …'in amacının tüm taşınmazı davalıya bırakmak olduğu, davacılara mal vermeme saiki ile hareket ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri 5.1. Davacılar vekili, davanın kabulü yönündeki kararın hukuka ve yasalara uygun olduğunu, ancak davalı aleyhine iptal edilen hisse oranında matematiksel/ maddi hataya düşüldüğünü, müvekillerinin davayı kazanmalarına karşın haklarını alamamış gibi olduklarını, Mahkeme kararının "…..'ın 1/2 hissesinin, 4/12 hissesinin iptali ile bu payın davacılar adına 2/12 'şer hisse itibari ile tapuya tespit ve tesciline” şeklinde olarak, tüm mirasçılar yönünden 1/3 miras hissesine denk gelecek şekilde düzeltilmesi gerektiğini, ayrıca harç ve mahkeme masraflarının da eksik hesaplandığını belirterek, kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir. 5.2. Davalı vekili, müvekkilinin ölene kadar babası mütevvefa … …'a baktığını, tüm ihtiyaçlarını elinden geldiğince karşıladığını, müvekkilin babası …’in, kızı …'nın kendisine karşı ilgisine ve bakımına karşı duyduğu minnet sebebiyle gayrimenkulü bağışlamak istediğini, taşınmazın 5.katının tamamını ve kara bina olarak bulunan 4. katını kendi imkanlarıyla inşaa ettiren müvekkilinin taşınmazdaki payının davacılar ile eşit oranda olmasının adalet kavramına tamamen aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satış sözleşmesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. 6.2. İlgili Hukuk Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. 6.3. Değerlendirme Kararın (IV/2.) numaralı paragrafında yer verilen ve hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak yazılı şekilde karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. V. SONUÇ Açıklanan nedenlerle; taraf vekillerinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 21,40 TL bakiye onama harcının temyiz eden davacılardan, 821,30 TL bakiye onama harcının da temyiz eden davalıdan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/03/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mirasçılardan Mal Kaçırma Kastının Varlığı

Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için genel muvazaa koşullarına ilave olarak mirasbırakanın mirasçılarından mal kaçırma kastıyla hareket ettiğinin tespiti aranmaktadır. Mirasbırakan tapulu taşınmazını devretmeyi amaçlasa da esas gayesini gizleyerek tapudaki iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi biçiminde ortaya koymalı ve bu işlemle diğer mirasçılarını terekeden ve miras payından yoksun kılmayı hedeflemelidir.

Eşi Koruma ve Güvenceye Alma Saikiyle Taşınmaz Devri

Mirasbırakanın taşınmazını eşine resmi işlemde satış göstererek devrettiği hallerde satış bedeli fiilen ödenmemiş ve işlem gerçekte bağışlama iradesine dayanmış olsa bile, Borçlar Hukuku çerçevesinde saptanan bu muvazaa muris muvazaası hükümlerinin uygulanması için kafi gelmemektedir. Muris muvazaasının kabulü için mirasbırakanın devri yaparken diğer mirasçılarından mal kaçırma saikiyle hareket ettiğinin ispat edilmesi gerekmektedir.

Ortak çocuklar dışında mirasçısı bulunmayan mirasbırakanın, ileride gerçekleşecek vefatını öngörerek taşınmazın edinilmesinde emeği ve desteği bulunan uzun süreli hayat arkadaşı olan eşini koruma ve güvenceye alma düşüncesiyle gerçekleştirdiği taşınmaz temliki mal kaçırma kastı olarak nitelendirilmemektedir. Eşi güvence altına alma saikinin mal kaçırma kastı sayılmadığı bu hukuki değerlendirme oy çokluğu ile benimsenmiştir.

Mirasçıların Dava Açma Hakkı ve Şartları

Mirasbırakanın tapulu taşınmazını diğer mirasçıları miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği halde tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olması durumunda, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açabilir. Mirasçılar, görünürdeki satış işleminin muvazaalı olduğunu ve gizlenen bağış sözleşmesinin resmi şekil eksikliği taşıdığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil talebinde bulunabilirler.

Mirasbırakanın Gerçek İradesinin Belirlenmesi ve Delillerin İncelenmesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2022/32 E., 2022/2188 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, muris muvazaası iddialarında mirasbırakanın gerçek irade ve amacının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıklığa kavuşturulması zorunludur. Taraflara usulüne uygun tebligat yapılarak delil bildirme imkânı sağlanması savunma hakkının temel bir gereği olup, bildirilen tüm deliller eksiksiz toplanarak murisin esas saiki tayin edilmelidir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2022/32 E., 2022/2188 K. sayılı kararına konu somut uyuşmazlıkta; mirasbırakanın taşınmazını aracı kullanarak devrettiği, devralanın söz konusu taşınmazı alabilecek geliri ve alım gücü bulunmadığı, terekeye satış bedelinin girmediği ve temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı bağış niteliğinde olduğu gerekçesiyle yerel mahkemece verilen tapu iptali ve tescil kararı onanmıştır.

Mirasbırakanın eşine yaptığı satış devri her durumda muris muvazaası oluşturur mu?

Taşınmaz devrinde satış bedeli ödenmemiş ve işlem bağış niteliğinde olsa dahi muris muvazaasından söz edebilmek için mirasçılardan mal kaçırma kastının kanıtlanması gerekir. Ortak evlatlar dışında başka mirasçının bulunmadığı ve eşin taşınmazın edinilmesinde emeğinin bulunduğu somut olayda, vefat sonrası hayat arkadaşını koruma ve güvenceye alma düşüncesi mal kaçırma kastı olarak değerlendirilmemiştir.

Saklı pay sahibi olmayan mirasçılar da muris muvazaası davası açabilir mi?

Mirasbırakanın mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekleştirdiği muvazaalı devirlerde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın hakkı zedelenen tüm mirasçılar tapu iptali ve tescil talebiyle dava açma yetkisine sahiptir.

Basit muvazaa ile muris muvazaası arasında ne fark vardır?

Basit muvazaada taraflar görünürdeki işlemi yapmayı arzu etmezler ve bu işlem hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; nisbi muvazaa niteliğindeki muris muvazaasında ise mirasbırakan taşınmazını devretmek istemekte, ancak mirasçıları yoksun bırakmak amacıyla bağış iradesini resmi satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi kalıbında gizlemektedir.

Muris muvazaasında gizlenen bağış sözleşmesi neden kesin hükümsüzdür?

Türk Medeni Kanunu'nun 706'ncı, Türk Borçlar Kanunu'nun 237'nci ve Tapu Kanunu'nun 26'ncı maddeleri uyarınca taşınmaz mülkiyetini geçiren sözleşmeler resmi şekle tabidir; satış sözleşmesi arkasına gizlenen bağış iradesi tapu memuru önünde resmi şekilde yapılmadığından şekil eksikliği sebebiyle kesin hükümsüzdür.

Devralanın alım gücünün bulunmaması muris muvazaası tespitinde nasıl değerlendirilir?

Taşınmazı devralan kişinin yeterli gelire ve alım gücüne sahip olmaması ile satış bedelinin mirasbırakanın terekesine intikal ettiğinin ispatlanamaması, işlemin gerçek bir satış olmayıp diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı gizli bir bağış olduğunu gösteren temel olgular arasında yer alır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu