Miras Paylaşımı, Zümre Sistemi ve Yasal Miras Payları

by Avukat Erdal Ersoy
Miras Paylaşımı, Zümre Sistemi ve Yasal Miras Payları

Mirasbırakanın vefatı ile birlikte tereke malvarlığının kimler arasında ve hangi oranlarda paylaşılacağı, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan zümre sistemi ve yasal miras payı kurallarına göre belirlenir. Yasal mirasçılıkta mirasbırakanın birinci derece mirasçıları kendi altsoyudur. Çocuklar mirasta eşit paya sahip olup mirasbırakandan önce vefat etmiş çocukların payı her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoylarına geçer.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 495Kaynağı aç
Madde 495- Mirasbırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar. Mirasbırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alır. II. Ana ve baba

Yasal Mirasçılıkta Zümre Sistemi ve Mirasçıların Belirlenmesi

Mirasın intikalinde zümre sistemi esas alınır. İlk olarak mirasbırakanın çocukları ve torunlarından oluşan birinci zümre altsoy miras hakkına kavuşur; altsoy hayatta olduğu sürece üstsoya miras geçmez. Altsoyun bulunmaması halinde miras, mirasbırakanın anne, baba ve onların altsoyu olan kardeşler ile yeğenleri kapsayan ikinci zümreye intikal eder. İkinci zümrede de mirasçı bulunmadığı takdirde tereke, büyükanne, büyükbaba ve onların altsoyunu içeren üçüncü zümreye kalır. Hiçbir zümrede mirasçı bulunmaması halinde ise miras Devlete geçer.

Anne karnındaki cenin, miras hakkını sağ doğmak şartıyla elde eder. Mirasbırakan vefat ettiğinde eşi gebe ise mirasın paylaştırılması için doğumun gerçekleşmesi beklenir. Bebeğin sağ doğması halinde geriye dönük olarak ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyeti doğar ve bebek diğer kardeşleri gibi mirasçı olur. Bebeğin ölü doğması durumunda ise hiç miras hakkı kazanmamış sayılır.

Yasal mirasçılık sıfatının doğabilmesi için resmî evlilik bağının bulunması şarttır. Resmî nikah bağı bulunmayan eş yasal mirasçı sıfatıyla terekeden hak talep edemez. Bununla birlikte mirasbırakan sağlığında yapacağı mirasçı atama tasarrufları veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi işlemlerle muayyen mal vasiyetinde bulunarak resmî nikahlı olmayan kişiye pay kazandırabilir.

Sağ Kalan Eşin Miras Payı Oranları

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 499. maddesi uyarınca sağ kalan eşin miras payı, birlikte mirasçı olduğu zümreye göre farklılaşmaktadır. Sağ kalan eş mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payı terekenin dörtte biridir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 499Kaynağı aç
Madde 499- Sağ kalan eş, birlikte bulunduğu zümreye göre mirasbırakana aşağıdaki oranlarda mirasçı olur: 1. Mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte biri, 2. Mirasbırakanın ana ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, mirasın yarısı, 3. Mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, mirasın dörtte üçü, bunlar da yoksa mirasın tamamı eşe kalır. C. Evlâtlık

Sağ kalan eş mirasbırakanın ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olursa miras payı terekenin yarısı olarak gerçekleşir. Eşin mirasbırakanın büyük ana ve büyük babaları ile onların çocuklarıyla birlikte mirasçı olması durumunda miras payı terekenin dörtte üçüdür; bu zümrede de kimsenin bulunmaması halinde ise mirasın tamamı sağ kalan eşe kalır.

Mirasçıların Saklı Pay Oranları

Mirasbırakanın ölüme bağlı tasarruflarıyla dahi ihlal edemeyeceği saklı paylar, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre mirasbırakanın altsoyunun saklı payı, yasal miras payının yarısıdır. Ana ve babadan her birinin saklı payı ise kendi yasal miras paylarının dörtte biridir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 506Kaynağı aç
Madde 506- Saklı pay aşağıdaki oranlardan ibarettir: 1. Altsoy için yasal miras payının yarısı, 2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri, 3. (Mülga: 4/5/2007-5650/2 md.) 4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü. III. Tasarruf edilebilir kısmın hesabı 1. Borçların indirilmesi

Sağ kalan eşin saklı payı; altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olması durumunda yasal miras payının tamamı, bu zümreler dışındaki hâllerde ise yasal miras payının dörtte üçü oranındadır.

Mirasın Paylaşılması ve Paylaşma Sözleşmesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 676. maddesi gereğince mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması ya da aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar. Mirasçılar paylaşma sözleşmesi ile tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetini miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürmeyi de kararlaştırabilirler. Miras paylaşma sözleşmesinin geçerliliği ise yazılı şekilde yapılması şartına bağlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 676Kaynağı aç
Madde 676- Mirasçılar arasında payların oluşturulması ve fiilen alınması veya aralarında yapacakları paylaşma sözleşmesi mirasçıları bağlar. Paylaşma sözleşmesiyle mirasçılar, tereke mallarının tamamı veya bir kısmı üzerindeki elbirliği mülkiyetinin miras payları oranında paylı mülkiyete dönüştürülmesini de kabul edebilirler. Paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır. II. Miras payı üzerinde sözleşme

Atanmış mirasçıların veraset ilamı talep edebilmesi usulü bakımından, atanmış mirasçılık sıfatına karşı kanuni bir aylık itiraz süresi içinde itiraz edilmemiş olması zorunludur.

Miras Paylaşımında Yetkili Mahkeme

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 576. maddesi uyarınca miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali, tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları da mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesinde görülür.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 576Kaynağı aç
Madde 576- Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır. Mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür. C. Açılmanın hükümleri I. Mirasa ehliyet 1. Hak ehliyeti

Mirastan Mal Kaçırma ve Muris Muvazaası İddiası

Mirasbırakanın mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda görünüşte satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devretmesi halinde muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil davası açılabilir. Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığı, asıl iradeyi oluşturan gizli bağış sözleşmesi de kanunun öngördüğü resmi şekil şartından yoksun bulunduğu için, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar resmi sözleşmenin muvazaa sebebiyle geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini talep edebilirler.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/8337, K. 2022/35Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2021/8337 E.  ,  2022/35 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TAZMİNAT Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil-tazminat davası sonunda, Pınarhisar Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 29/06/2016 tarihli ve 2014/154 Esas, 2016/87 Karar sayılı davanın kabulüne dair kararın Dairece bozulması üzerine, Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda verilen 25/03/2021 tarihli ve 2021/43 Esas 2021/104 Karar sayılı davanın reddine dair karar süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların mirasbırakan anneleri … …’nın maliki olduğu 520, 706, 915, 856, 1165, 1220, 1278, 1553, 2656 ve 2795 parsel sayılı taşınmazlardaki paylarını 20.06.2012 tarihinde davalı oğlu …’e tapuda satış göstererek temlik ettiğini, yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, mümkün olmazsa miras payları karşılığı bedele hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının mirasbırakana ölünceye kadar baktığını, her türlü ihtiyaçları ile ilgilendiğini, mirasbırakanın sosyal güvencesi olmadığından sağlık giderlerini karşıladığını, mirasbırakanın da taşınmazlarını satmak zorunda kaldığını bildirip, davanın reddini savunmuştur. III. MAHKEME KARARI İlk Derece Mahkemesinin 29/06/2016 tarihli ve 2014/154 E., 2016/87 K. sayılı kararıyla; davacıların murisi … …'nın 12.09.2013 tarihinde ölmeden kısa bir süre önce 20.06.2012 tarihinde adına kayıtlı 10 adet taşınmazdaki hissesini davalı oğluna devrettiği, yapılan temlikin diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairece “…Somut olaya gelince; tanık beyanları uyarınca, uzun süre mirasbırakanın davalı oğlu ile birlikte yaşadığı, mirasbırakanın bir yıldan fazla yatalak bir vaziyette yaşadığı, öncesinde de yaşlılıktan kaynaklanan sağlık sorunlarının bulunduğu, bu zaman zarfında mirasbırakana davalı ve eşinin baktığı, tüm ihtiyaçları ile ilgilendikleri, diğer çocuklarının mirasbırakan ile yeterince ilgilenmediği anlaşılmıştır. Hem davacı tanıkları hem de davalı tanıkları mirasbırakan …’ye davalı ve eşinin aynı evde yaşayarak uzun süre baktığını beyan etmişlerdir. Hemen belirtilmelidir ki; satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olacağı kuşkusuzdur. Semenin (bir başka ifade ile malın bedelinin) ise mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.04.2009 tarihli ve 2009/1-130 sayılı kararı). Esasen, yukarıda da değinildiği üzere muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında mirasbırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulü gerekir. Başka bir ifade ile murisin iradesi önem taşır. O halde, yukarıda değinilen somut olgular, açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; mirasbırakanın taşınmazlarından bir kısmını davalı oğluna devrettiği, geriye azımsanmayacak derecede taşınmazlar bıraktığı, mevcut deliller ile de saptandığı üzere mirasbırakanın asıl irade ve amacının kendisine uzun süre bakan, tüm ihtiyaçları ile ilgilenen oğluna karşı minnet borcunu ödemek olduğu, mal kaçırma amacı ile hareket etmediği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmuştur. 3. Mahkemece Bozma İlamına Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 25/03/2021 tarihli ve 2021/43 E., 2021/104 K. sayılı kararıyla; mirasbırakanın uzun süredir davalı oğlu ile birlikte yaşadığı, bir yıldan fazla yatalak bir vaziyette yaşadığı, öncesinde de yaşlılıktan kaynaklanan sağlık sorunlarının bulunduğu, bu zaman zarfında mirasbırakana davalı ve eşinin baktığı, tüm ihtiyaçları ile ilgilendikleri, diğer çocuklarının mirasbırakan ile yeterince ilgilenmediği, malın devrinin karşılığı olan semenin mutlaka para olmasının şart olmadığı, belirli bir hizmet ya da emek de olabileceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası Mahkeme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri Dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarına göre dava konusu taşınmazların mirasbırakana ait olduğu, ancak davalı oğlu ve dava dışı torunu … tarafından kullanıldığını, davalının taşınmazları satın alabilecek ekonomik gücü bulunmadığını, mahalli bilirkişilerin köydeki genel uygulamanın aile reisi olan kişinin taşınmazlarını ölmeden önce kendisine bakan kişiye bıraktığını beyan ettiklerini, tanık olarak dinlenen davalının eşinin mirasbırakana para vermediklerini beyan ettiğini, Mahkemece semenin hizmet, bakım olduğunun kabul edildiğini, ancak mirasbırakanın amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğu ve davalıyı koruduğunu, ayrıca mirasbırakanın yeşil kartlı olup davalının sağlık harcaması yapmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğine ilişkindir 6.2. İlgili Hukuk Bilindiği üzere uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 6.3. Değerlendirme Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1928 doğumlu mirasbırakan … …’nın 12.09.2013 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı çocukları … ile kendisinden önce ölen oğlu …’ın çocukları davacı … ve dava dışı…’i bıraktığı, mirasbırakanın maliki olduğu 520, 706, 915, 856, 1165, 1220, 1278, 1553 ve 2795 sayılı parsellerdeki 2/8’er payları ile 2656 sayılı parseldeki 2/16 payını 20.06.2012 tarih ve 1675 yevmiye no’lu akit ile davalı oğlu …’ya satış suretiyle temlik ettiği kayden sabittir. Öte yandan, mirasbırakanın ölümü ile geriye 68 sayılı parseldeki 3/16 payı ile 366, 644, 868, 1393, 1819, 1834, 2298, 2227, 2572 ve 2573 sayılı parsellerdeki 95/256’şar payları bıraktığı, anılan taşınmazların dava konusu taşınmazlar ile aynı ilçede bulunduğu anlaşılmıştır. Mirasbırakanın taşınmazlarından bir kısmını davalı oğluna devrettiği, geriye azımsanmayacak derecede taşınmaz bıraktığı, mirasbırakanın asıl irade ve amacının kendisine uzun süre bakan, tüm ihtiyaçları ile ilgilenen oğluna karşı minnet borcunu ödemek olduğu, mal kaçırma amacı ile hareket etmediği sonucuna ulaşıldığından, yazılı şekilde karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; hükmüne uyulan bozma kararında gösterildiği şekilde işlem yapılarak karar verilmiştir. Davacıların yerinde bulunmayan temyiz itirazının reddiyle, usul ve yasaya ve bozma kararının gerekçelerine uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 21,40 TL onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10/01/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/865, K. 2024/293Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2022/865 E.  ,  2024/293 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1119 E., 2021/1166 K. KARAR : Davanın kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.03.2021 tarihli ve 2018/2742 Esas, 2021/1482 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasında birleştirilerek görülen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: ASIL DAVA I. DAVA 1. Davacılar vekili asıl dava dilekçesinde; boşanmış ve çocuksuz olarak ölen mirasbırakanları …’ın maliki olduğu 3525, 435 ada 328, 418 ada 40 parsel sayılı taşınmazlar ile 8271 ada 13 parsel sayılı taşınmazda bulunan 1, 2 ve 6 No.lu bağımsız bölümleri mirastan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle davalıya temlik ettiğini, mirasbırakanın hukuki işlem ehliyeti bulunmadığını, mirasbırakan henüz sağ iken davalının 1 ve 6 No.lu bağımsız bölümleri üçüncü kişiye sattığını ileri sürerek Bornova’da bulunan asıl dava konusu 435 ada 328 parsel sayılı taşınmaz ile 8271 ada 13 parselde bulunan 2 No.lu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin mirasçı olmadığını, mirasbırakanla geçerli şekilde yapılan ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyarınca bakım görevini yerine getirdiğini, saklı paylı mirasçı olmayan davacıların tenkis isteklerinin dinlenemeyeceğini, mirasbırakanın mal kaçırma iradesiyle hareket etse idi bağış yoluyla temliki yapabileceğini, zira bu durumda davacıların böyle bir dava açma hakları olmayacağını, ancak hasta ve yaşlı olan mirasbırakanın asıl amacının bakılmak olduğunu, mirasbırakanın fiil ehliyeti bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. BİRLEŞTİRİLEN DAVA I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; asıl davada ileri sürülen nedenlerle Urla’da bulunan birleştirilen dava konusu 3525 parsel ile 418 ada 40 parsel sayılı taşınmazların davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini, olmadığı takdirde tenkise karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; asıl dava dilekçesine cevap dilekçesinde belirtilen nedenlerle davanın reddini savunmuştur. II. İLK DERECE MAHKEMESİNİN BİRİNCİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli ve 2013/357 Esas, 2016/358 Karar sayılı kararıyla; sözleşme tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporuyla anlaşıldığı, ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle yapılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı, saklı paylı mirasçı olmayan davacıların tenkis de isteyemeyecekleri gerekçeleriyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. III. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç 1. Bölge Adliye Mahkemesinin 25.01.2017 tarihli ve 2017/56 Esas, 2017/56 Karar sayılı kararıyla; Sağlık Kurulundan alınan rapor ile Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan rapor arasındaki görüşlerde, varsa çelişkilerin giderilmesi için Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınması gerektiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2. İlk Derece Mahkemesinin 24.10.2017 tarihli ve 2017/57 Esas, 2017/305 Karar sayılı kararıyla; mirasbırakanın sözleşme tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun Adli Tıp Kurumu Genel Kurul raporuyla da anlaşıldığı, ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle davalıya yapılan temliklerin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olmadığı, saklı paylı mirasçı olmayan davacıların tenkis de isteyemeyecekleri gerekçeleriyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. 4. Bölge Adliye Mahkemesinin 02.03.2018 tarihli ve 2018/140 Esas, 2018/333 Karar sayılı kararıyla; murisin bakım ihtiyaçlarının murisin sağlığında muristen alınan vekâletname ile avukat olan davalı tarafından bir kaç taşınmazının satılması suretiyle karşılanması bir yana oldukça değerli taşınmazların ve dolayısıyla murisin tüm mal varlığının ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile davalıya temlik edildiğinin anlaşıldığı, murisin daha azı ile bu bakımı gerçekleştirebileceği olgusu, devrin bakım borcunun karşılığını aşar miktarda ve hayatın olağan akışına aykırı oluşu ve yine (davalı tarafından da iddia edilen) muris ile davacıların arasının iyi olmadığı hususu göz önüne alındığında murisin gerçek amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğu, muvazaalı olarak ölünceye kadar bakım sözleşmesi ile devirlerin yapıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurulmak suretiyle; asıl ve birleşen davanın kabulü ile asıl davada; 435 ada 328 parsel sayılı 154m2 yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmazın, 8271 ada 13 parsel 192m2 yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmazda bulunan mesken nitelikli 2 No.lu bağımsız bölümün; birleşen davada 418 ada 40 parselde kayıtlı 6271m2 yüzölçümlü zeytin eşçarlı tarla vasfındaki taşınmazın, 3525 parsel sayılı 260m2 yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmazın davalı adına olan tapu kayıtlarının veraset ilâmındaki miras payları oranında iptali ile, davacılar adına tapuya tesciline oy çokluğuyla karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1933 doğumlu mirasbırakan …’ın 18.09.2012 tarihinde dul ve çocuksuz olarak ölümü üzerine davacı kardeşleri …, … ile …’ten olma davacı yeğenleri …, …, … ve …’dan olma davacı yeğenleri …, … ve … ile …’den olma dava dışı yeğenleri …, … ve …’nin mirasçı kaldıkları, Manisa 2. Noterliğinin 16.09.2009 tarih 16405 yevmiye no’lu ölünceye kadar bakma sözleşmesine göre, mirasbırakanın, asıl davada dava konusu olan ve Bornova’da bulunan 435 ada 328 parsel sayılı taşınmaz ile 8271 ada 13 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 no’lu bağımsız bölümü, yine aynı ada parselde bulunan dava dışı 1 ve 6 no’lu bağımsız bölümleri; birleştirilen davada dava konusu olan ve Urla’da bulunan 418 ada 40 ve 3525 parsel sayılı taşınmazları ölünceye kadar kendisine bakması karşılığında mirasçısı olmayan davalıya temlik ettiği, davalının da anılan sözleşmeye istinaden 18.09.2009 tarihinde dava konusu 435 ada 328 parsel sayılı taşınmaz ile 2 no’lu bağımsız bölümü ve 23.09.2009 tarihinde de dava konusu 418 ada 40 parsel ile 3525 parsel sayılı taşınmazları tapuda adına tescil ettirdiği, Adli Tıp Kurumu raporlarına göre, mirasbırakanın 16.09.2009 sözleşme tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 611. maddesine göre, ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir. (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (TBK m. 614 (BK) m. 514). Diğer yandan; bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (TBK m. 19 (BK m. 18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur. Mirasbırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde mirasbırakanın yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Somut olaya gelince, mirasbırakanın sözleşme tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun Adli Tıp Kurumu raporlarıyla sabit olduğu, saklı paylı mirasçısı bulunmayan mirasbırakanın bir kısım mirasçı kardeşi ve yeğenleri tarafından eldeki davanın açıldığı, toplanan deliller, tanık beyanları ve mirasbırakanın kısıtlanması için açılan vesayet davasında mirasbırakanın alınan beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde, 76 yaşında, tekerlekli sandalyeye mahkum olarak ve tek başına yaşayan mirasbırakanın sözleşme tarihinden önce de kendisiyle ilgilenen davalıyla bakım sözleşmesi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunduğu, sözleşme tarihinden sonra mirasbırakan ile bakım borçlusu davalının aynı evde yaşadıkları, mirasbırakanın içinde bulunduğu koşullar nazara alındığında bakım ihtiyacı içinde olduğunun ve davalı tarafından bakım görevinin yerine getirildiğinin tartışmasız olduğu, mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla hareket etmiş olsa idi, çekişmeli taşınmazları bağış yoluyla ya da ölüme bağlı tasarrufla davalıya temlik edebileceği, bu durumda saklı paylı mirasçı olmayan davacıların muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak eldeki davayı açamayacakları, ne var ki; mirasbırakanın ivazlı sözleşmelerden olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmayı tercih ettiği, davacılarla ve dava dışı akrabaları ile iletişimi olmayan mirasbırakanın davalıyı ise kızı gibi gördüğü, davalıyla sözleşme yapmaktaki amacı bakılmak olan mirasbırakanın, mal kaçırmak iradesiyle hareket ettiğinden söz edilemeyeceği, çekişmeli taşınmazların davalıya temlikinin muvazaalı olmadığı sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca, asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir…" gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleştirilen davada davalı vekili; direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalının mirasbırakanın ne evladı, ne yeğeni, ne de akrabası olduğunu, mirasbırakanın bakım ihtiyacının bulunduğunun da dosyada sabit olduğunu, davacıların hiçbirisinin saklı payı, mahfuz hissesinin olmadığını, muris …'ın mallarının tamamını bağışlama hakkına sahip olduğunu, davalının mirasbırakanın bakımını üstlendiğini, mirasbırakanın da bakılma koşulu ile dava konusu taşınmazlarını davalıya devrettiğini, mirasbırakanın mirasçıları aldatmak için bir nedeninin bulunmadığını, temliklerin muvazaalı olmadığını belirterek, hükmün bozulmasını istemiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda miras bırakanın asıl davada 435 ada 328 parsel sayılı 154m2 yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmaz, 8271 ada 13 parsel 192m2 yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmazda bulunan mesken nitelikli 2 No.lu bağımsız bölüm; birleşen davada 418 ada 40 parselde kayıtlı 6271m2 yüzölçümlü zeytin eşçarlı tarla vasfındaki ve 3525 parsel sayılı 260m2 yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmaza ilişkin olarak davalıya ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle yaptığı temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının davacı tarafça ispat edilip edilemediği noktasında toplanmaktadır D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun, TBK) 19 uncu [mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun, BK) 18 inci] maddesinin birinci fıkrası, 6098 sayılı Kanun'un 611 inci ve devamı maddeleri 2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas 1974/2 Karar sayılı kararı 2. Değerlendirme 1. Asıl ve birleştirilen dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis istemine ilişkindir. 2. Türk Borçlar Kanunu'nun 19 uncu (BK md 18) maddesinin birinci fıkrası; "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" şeklindedir. 3. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819). 4. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir. 5. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. 6. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. 7. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve muris muvazaası olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır. 8. İlgili hukuk kısmına yer verilen 6098 sayılı Kanun'un genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır. 9. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir. 10. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir. 11. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda tam muvazaa özelliği de taşınmaktadır. 12. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise 6098 sayılı Kanun'un 611 inci (BK'nın 511 inci) maddesinde düzenlenmiş ve bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir mal varlığını veya bazı mal varlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşme şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Diğer bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür. Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır. 13. Diğer yandan ölünceye kadar bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. 14. Ne var ki, muris muvazaasını öteki nispi muvazaalardan ayıran unsur mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği üzere bu muvazaa türünde miras bırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır. Bu nedenle bu tür uyuşmazlıkların çözümünde bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, eş söyleyişle mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması önemlidir. Bunun için de miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, murisin yaşı, sağlık durumu, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. 15. Muris muvazaasına dayalı bir davanın kabul ile sonuçlanabilmesi için mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır. 16. Bu tür davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190/1 inci maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır. 17. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır. 18. Yapılan açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında;1933 doğumlu mirasbırakan … 18.09.2012 tarihinde dul ve çocuksuz olarak ölmüş, mirasçı olarak geriye davacı kardeşleri …, … ile …’ten olma davacı yeğenleri …, …, … ve …’dan olma davacı yeğenleri …, … ve … ile …’den olma dava dışı yeğenleri …, … ve … kalmıştır. Özetle eldeki dava saklı paylı mirasçısı bulunmayan mirasbırakanın bir kısım mirasçı kardeşi ve yeğenleri tarafından mirasçı olmayan davalıya yöneltilmiştir. 19. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile celbedilen kayıtlardan, mirasbırakanın Manisa 2. Noterliğinin 16.09.2009 tarihli ve 16405 yevmiye numaralı ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle asıl davada dava konusu olan ve Bornova’da bulunan 435 ada 328 parsel sayılı taşınmaz ile 8271 ada 13 parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 numaralı bağımsız bölümü, yine aynı ada parselde bulunan dava dışı 1 ve 6 numaralı bağımsız bölümleri; birleştirilen davada dava konusu olan ve Urla’da bulunan 418 ada 40 ve 3525 parsel sayılı taşınmazları ölünceye kadar kendisine bakması karşılığında mirasçısı olmayan davalıya temlik ettiği, davalının da anılan sözleşmeye istinaden 18.09.2009 tarihinde dava konusu 435 ada 328 parsel sayılı taşınmaz ile 2 numaralı bağımsız bölümü ve 23.09.2009 tarihinde de dava konusu 418 ada 40 parsel ile 3525 parsel sayılı taşınmazları tapuda adına tescil ettirdiği sabittir. 20. Adli Tıp Kurumu raporlarına göre, mirasbırakanın 16.09.2009 sözleşme tarihinde fiil ehliyetine sahip olduğu uyuşmazlık dışıdır. İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1601 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacısının …, kısıtlı adayının ise mirasbırakan … olduğu, davacı tarafından dayısı …'ın yaşlılığı nedeniyle kendi işlerini takip edemez durumda olduğundan kısıtlanması ve kendisinin vasi tayin edilmesini talep ettiği, mirasbırakanın mahkemeye sunduğu dilekçe ile; eşinin ölümünden sonra zor günler yaşadığını ve hastalandığını, daha sonra yaptığı evlilikte de eşinin kendisine kötü davrandığını, bu nedenle çok kısa bir süre sonra ikinci eşinden de boşandığını, akrabaları ile ilişkilerinin hiçbir zaman iyi olmadığını, hastalık sürecinde de kendisiyle ilgilenmediklerini ve arayıp sormadıklarını, davalıyı (işbu davanın davalısı) on seneden beri tanıdığını, ailesini bildiğini, zamanla ilişkilerinin baba-kız ilişkisi kadar yakın boyuta vardığını, davalının hastalığının tüm evrelerinde kendisiyle yakından ilgilendiğini, ölünceye kadar bakma sözleşmesinden önce de davalı ile aynı evde kaldıklarını, vasi tayinine ihtiyacı olmadığını belirtmiştir. Vasi tayini talebi bakım ihtiyaçlarının karşılandığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Dosya kapsamından murisin davalıya duyduğu güven, sevgi, şefkat, yaşı ve sosyal statüsü, iki kez evlenmiş, bir kez boşanmış ve çocuksuz bir kişi olarak davalıyla arasında özel bir bağ kurulduğu, davalıyı manevi kızı gibi benimsediği, davalının da kendisiyle işini iyi yapan herhangi bir bakıcı gibi değil, kızı gibi baktığı duygusuna haiz olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Davalı ile murisin sözleşme tarihinden önce birlikte yaşadıkları, bakımının da davalı tarafından karşılandığı hususu dosya kapsamında bulunan davacı tanıklarının beyanlarıyla da doğrulanmıştır. 21. Davacı vekilinin dilekçesinde bahsedildiği, bir kısım davacı tanıklarınca da doğrulandığı ve Adli Tıp Kurumu ve diğer sağlık raporlarında belirtildiği üzere mirasbırakanın sözleşmenin yapıldığı tarihte yetmiş altı yaşında ve yüz kilo ağırlığında olduğu, fiziksel durumu ve rahatsızlıkları nedeniyle kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı, kilosu ve rahatsızlığından ötürü ihtiyaçlarının kimi zaman üç dört kişi tarafından ancak sağlanabildiği, yemeklerinin en az bir buçuk iki saatte yedirilebildiği, özetle bu nevi hastalıkları olan yaşlı bir kişiye karşı bakım ihtiyacının yerine getirilmesi için diğerlerine oranla çok daha fazla efor ve güç sarfedilmesi gerektiği, dolayısıyla yetmiş altı yaşında, tekerlekli sandalyeye mahkum olarak ve tek başına yaşayan mirasbırakanın sözleşme tarihinden önce de kendisiyle ilgilenen davalıyla bakım sözleşmesi yapmakta haklı ve makul nedeninin bulunduğu hususu tartışmasızdır. Murisin ivazlı bir sözleşme olan ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapmayı tercih ettiği, söz konusu temlikte mirasçıdan mal kaçırma iradesinin değil bakımını sağlama iradesini üstün tuttuğu, davalının da bakım borcunu yerine getirdiği, mirasbırakanın içinde bulunduğu özel durum, bakım ihtiyacının ağırlığı ve devredilen taşınmazların niteliği gözetildiğinde; tüm taşınmazların devredilmiş olması sebebiyle makul sınırın aşıldığından da söz edilemeyeceği sonucuna varıldığından asıl ve birleştirilen davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. 22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mirasbırakanın dava konusu edilmeyen başka taşınmazlarının devrinden sonra kalan tüm taşınmazlarını da davalıya devrettiği, daha azı ile bakımın sağlaması mümkün iken tüm malvarlığını devretmek suretiyle makul karşılanabilecek sınırın aşıldığı ve davalılar ile mirasbırakanın akrabalık ilişkilerinin de iyi olmadığı gözetildiğinde temliklerin muvazaalı olduğu sonucuna varıldığından davanın kabulüne dair kararın onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 23. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 29.05.2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

Muris muvazaası davalarında devrin ivazı olan semenin nakit para olması zorunlu olmayıp belirli bir hizmet veya emek de bedel sayılabilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2021/8337 Esas ve 2022/35 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, mirasbırakanın gerçek iradesinin tespitinde yörenin gelenekleri, olayların olağan akışı, sözleşmenin yapılmasında haklı ve makul bir nedenin bulunup bulunmadığı, devralanın alım gücü, satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark ve taraflar arasındaki beşeri ilişkiler değerlendirilir.

Mirasbırakanın kendisine uzun süre bakan ve ihtiyaçlarıyla ilgilenen evladına minnet borcunu ödeme saikiyle taşınmaz devretmesi ve terekesinde başkaca azımsanmayacak malvarlığı bırakması durumunda, mal kaçırma kastı bulunmadığından muris muvazaası iddiası kabul görmez. Dava sürecinde muvazaa iddiasıyla birlikte ehliyetsizlik iddiası da ileri sürülmüşse, kamu düzenini ilgilendiren hukuki ehliyetsizlik iddiası Adli Tıp Kurumu incelemesiyle öncelikle incelenir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/10606, K. 2019/6020Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2016/10606 E.  ,  2019/6020 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TAZMİNAT Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil- tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 21.11.2019 Perşembe günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen davalılar … vd. Vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, hukuki ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakan annesi …’nın maliki olduğu … parsel sayılı taşınmazını 12.05.2008 tarihinde ölünceye kadar bakma akdiyle davalı oğullarına devrettiğini, devir tarihinde mirasbırakanın hukuki ehliyetinin bulunmadığı, ayrıca yapılan devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, mirasbırakanın oğlu Türkyılmaz’a verdiği vekaletname ile dava dışı bir araba ve evinin de üçüncü kişilere yakın tarihlerde satıldığını, davalıların mal kaçırması için annelerini etkilediğini ileri sürerek, çekişmeli taşınmazın tapu kaydının iptali ile miras payı oranında adına tescilini, olmazsa tazminini istemiştir. Davalılar, iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, ölünceye kadar hasta ve yaşlı olan annelerine baktıklarını, bakım borçlarını yerine getirdiklerini, akit tarihinde mirasbırakanın akli melekelerinin de yerinde olduğunu, mirasbırakanın geriye taşınmazlar bıraktığını, mal kaçırma amacı olsa idi bunları da devredebileceğini bildirip, davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, akit tarihinde mirasbırakanın hukuki ehliyete haiz olduğunun Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan rapor ile sabit olduğu, muvazaa iddiasının da kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 1938 doğumlu mirasbırakan …’nın 30.01.2009 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı kızı Yasemin ( 1978 d’lu ) ile davalı oğulları İbrahim ( 1966 d’lu ) ve Türkyılmaz’ı ( 1958 d’lu ) bıraktığı, mirasbırakanın maliki olduğu çekişme konusu 384 parsel sayılı taşınmazını ( 21.104,00 m2’lik incir ve zeytin bahçesi ) 12.05.2008 tarih ve 2694 yevmiye no’lu ölünceye kadar bakma akdi ile davalılara 1/2’şer oranda devrettiği kayden sabittir. Hemen belirtilmelidir ki, kamu düzenini ilgilendiren hukuki ehliyetsizlik iddiası üzerinde öncelikle durularak Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan rapor ile mirasbırakanın temlik tarihinde fiil ehliyetine sahip olduğu saptanmak suretiyle diğer nedene geçilmesi doğrudur. Muris muvazaası hukuksal nedeni yönünden olaya bakıldığında, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda, Mirasbırakanın … Noterliği’nin 12.05.2008 tarih ( çekişmeli temlik ile aynı gün ) ve … yevmiye no’lu vekaletnamesi ile; … ada … sayılı parseldeki 4 no’lu bağımsız bölümünü ( dubleks mesken ), … ada … sayılı parseldeki 6 no’lu bağımsız bölümünü ( mesken ), … sayılı parseldeki 7/8 payını ( 12060 m² tarla) ve adına kayıtlı bulunan tüm araçları satmaya, emekli maaşını almaya oğlu …'ı vekil tayin ettiği, anılan vekaletname kullanılmak suretiyle vekil …’ın murise ait 1999 model … plakalı Nissan marka aracı … 2. Noterliğin’in 26.09.2008 tarihli araç satış sözlemesi ile …'a 15.150,00 TL bedelle, … ada … sayılı parseldeki 6 no’lu bağımsız bölümü ise 04/12/2008 tarih ve … yev no’lu akit ile …’a 13.000,00 TL bedelle sattığı, bu devirler nedeniyle … tarafından ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenlerine dayalı dava açıldığı, UYAP üzerinden yapılan sorgulamada bozma sonrası … Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.01.2016 tarih ve 2015/444 esas 2016/34 karar sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verildiği, temyiz incelemesinin devam ettiği anlaşılmıştır. Davacı tarafından dayanılan davalılara ait yurda giriş ve çıkış kayıtları incelendiğinde, davalı …’ın 07.01.2006 – 18.03.2007 tarihleri arasında giriş çıkış kayıtlarının olduğu, davalı …’ın da 07.08.2006 – 04.12.2010 tarihleri arasında giriş çıkış kayıtlarının bulunduğu, İbrahime’e ait akitten sonrakiler incelendiğinde; 07.05.2008 tarihinde giriş yaptığı, 17.05.2008 tarihinde çıkış yaptığı, 09.08.2008 tarihinde giriş yaptığı, 30.08.2008 tarihinde çıkış yaptığı, 06.12.2008 tarihinde giriş yaptığı, 03.01.2009 tarihinde çıkış yaptığı, 31.01.2009 tarihinde giriş yaptığı, murisin de 1 gün öncesinde öldüğü tespit edilmiştir. Getirtilen kayıtlardan, murisin ölümü ile geriye … ada … sayılı parseldeki 4 no’lu dubleks mesken ile 99 sayılı parseldeki 7/8 payı bıraktığı görülmüştür. Dinlenen davacı tanıkları özetle; muris ile kızı …’in ilgilendiğini, oğulları ve gelinlerinin ilgilenmediğini, murisin fiziksel rahatsızlıklarının bulunduğunu, kızı …’in bakıcı da tuttuğunu, Almanya ülkesinden emekli maaşı aldığını, ekonomik durumunun iyi olduğunu, mirasbırakanın oturduğu evi hastanede yattığı sırada oğullarının başkasına sattığını, davalı tanıkları ise özetle; murisin başta kızı … ile arasının iyi olduğunu, daha sonra bozulduğunu, küstüklerini, oğulları ile arasının iyi olduğunu beyan etmişlerdir. Ayrıca ölümünden önce iki yıl kadar bakıcılığını yaptığını beyan eden davalı tanığı …, kendisini işe alanın … olduğunu, maaşını …’ın verdiğini beyan etmiş, …’nın eşi olan davalı tanığı … ise, eşinin bakıcı maaşını murisin verdiğini, …’ın da bazen murise destek olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır. Yukarıda yer verilen kayıt, vaka ve beyanlar bir bütün halinde değerlendirildiğinde, mirasbırakan ile davacı kızının altlı üstlü oturdukları, başlangıçta aralarının iyi olduğu, murisin fiziksel rahatsızlıklarının bulunduğu ve kendisi ile kızı …’in ilgilendiği, ancak tanıkların da beyan ettiği üzere bilahare muris ile kızının arasının açıldığı, bu aşamada davalıların devreye girerek murise ilgi gösterdiği, somut olay özelinde bakıldığında davalıların etkisi ve kızına olan kızgınlığı nedeniyle mirasbırakanın erkek çocuklarını kayırarak onlara daha çok mal bırakma amacı gütmeye başladığı, murise bakan bakıcının maaşını …’ın verdiği şeklindeki beyanlar ile çelişen davalı tanık beyanlarının bulunduğu, davalılardan İbrahim’in akitten sonra yurda giriş çıkış kayıtları değerlendirildiğinde; murisin bakıma ihtiyaç duyduğu dönemlerde yurt dışında olduğu, hatta murisin ölümünden 27 gün önce yurt dışına çıkıp, ölümünden 1 gün sonra geri döndüğü, davalı …’in bakım borcunu bir bakıcı aracılığıyla yerine getirdiğine dair herhangi bir tanık beyanı da bulunmadığı, ne var ki çekişmeli taşınmazın ½ payını edindiği, öte yandan mirasbırakanın başka taşınmazlarını satması için davalı …’a çekişmeli temlik ile aynı gün vekaletname de verdiği, bu vekaletname ile yapılan devirlerin yukarıda yer verilen davaya konu edildiği, bu dava dosyasında aldırılan ATK 4. İhtisas Kurulu’nun raporunda, murise ait … ada … sayılı parseldeki 6 no’lu bağımsız bölümün vekil Türkyılmaz tarafından 3. kişiye satışı sırasında ( 04.12.2008 tarihinde ) murisin hastanede yattığı ve hukuki ehliyete haiz olmadığının tespit edildiği, mirasbırakanın ölünceye kadar bakma akdi ile kendisine baktırma amacı gütmediği, davalılar ile birlikte mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak hareket ettiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre, dava konusu taşınmazın 1/3 payı iptal ve tescile konu edilmesine karşın taşınmazın tamamının değeri üzerinden davalılar yararına vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalıdır. Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 02.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 2.037.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21/11/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmazsa bedel isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Miras bırakan (1938 doğumlu …'nın 30.01.2009 tarihinde öldüğü, davacının murisin kızı davalıların da oğulları olduğu, 384 parsel sayılı taşınmaz murise aitken 12.05.2008 tarihinde yarı yarıya davalılara ölünceye kadar bakma akdi ile temlik ettiği kayden sabittir. Türk Borçlar Kanunu'nun 611 ve devamı maddelerinde düzenlenen ölünceye kadar bakma sözleşmeleri, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmelerdir. Bireylerin yaşlanma ve yaşlılıkta yalnız kalma korkusu ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin doğumuna ve yargısal içtihatlarla gelişmesine yol açmıştır. Ölünceye kadar bakma sözleşmeleri taraflara hak ve borçlar yükleyen ivazlı sözleşme türlerindendir. Öte yandan TBK'nın 611.maddesi bakım alacaklısı yönünden gerçek kişi olması dışında özel bir nitelik ön görmemiş, bakım alacaklısının özel bakım ihtiyacı içinde bulunmasını zorunlu kılmamıştır. Bu ihtiyacın akitten sonra doğması ya da bakım alacaklısının ölümüne kadar çok kısa sürmüş bulunması da aktin geçerliliğine etkili olmaz. Bu özelliği itibariyle de talih ve tesadüfe bağlı sözleşmelerdir. Bu bakımdan bakım alacaklılarının akit anında özel bakıma muhtaç olmasını aramak, kanunda bulunmayan bir unsuru ilave etmek olur. Bir başka hususta ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasını ileri sürmek bakım alacaklısına tanınmış bir haktır. Bakım alacaklısının ölümünden sonra bu iddia mirasçılar tarafından ileri sürülmüş ise dinlenmez. Bakım alacaklısı sağlığında bakım borcunun yerine getirilmediğini ileri sürmemişse ölümü halinde artık bakıldığının kabülu zorunludur. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (6098 sayılı Türk Borçlar Yasasının m.19)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakım gözetilme koşulunu değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı bunun makul karşılanabilecek sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Somut olaya gelince, muris akit tarihinde 70 yaşında olup, bizzat davacının beyanlarına göre hastadır ve davacı ile aynı apartmanda altlı üstlü oturmaktadır. Murisin davacıdan mal kaçırmasını gerektirir somut bir bilgi ortaya konulamamıştır. Muris sağlığında bakılmadığı iddiası ile bir dava açmadığına göre davalıların bakım borcunu yerine getirdiklerinin kabulü zorunludur. Yine davacı dava dilekçesinde murisin bakımının tarafından yapıldığını ileri sürmüştür. Bu iddia karşısında, murisin kendisine bakan çocuğundan mal kaçırması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bir başka hususta, murisin mal kaçırmak gibi bir niyeti olması halinde tüm taşınmazlarını devredebilecekken bunu yapmamış, muristen kalan taşınmazlar ortaklığın giderilmesi davasına konu edilmiştir. Tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde temlikin mal kaçırma amacı ile değil, gerçekten bakılmak amacı ile yapıldığı davalıların da bakım borçlarını yerine getirdikleri, akit tarihi itibari ile murisin hukuki ehliyete haiz olduğu da saptandığından davanın tümden reddinin doğru olduğu ve hükmün onanması düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.

Ölünceye kadar bakma akdinin geçerliliği bakımından sözleşme tarihinde bakım alacaklısının özel bakım ihtiyacı içinde bulunması zorunlu değildir; bu gereksinimin sonradan doğması veya ölüm öncesi kısa bir süre devam etmesi geçerliliği etkilemez. Ancak bakım borçlusu edimlerini yerine getirmemişse ve asıl amacın mirastan mal kaçırmak olduğu tespit edilirse, işlem ivazlı sayılamaz ve muvazaa sebebiyle geçersiz kabul edilir. Buna karşılık Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/21562 Esas ve 2016/8809 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, bakım borçlusunun görevlerini yerine getirdiği ve mirasbırakanın başkaca taşınmazlarının bulunduğu hallerde temlikin muvazaalı olduğu söylenemez. Bu tür sözleşmelerde muvazaa denetimi yapılırken murisin sözleşme tarihindeki yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile ilişkileri, elindeki malvarlığı miktarı ile devredilen malın tüm mamelekine oranı ve makul karşılanabilecek sınırda kalıp kalmadığı göz önünde tutulur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/21562, K. 2016/8809Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/21562 E.  ,  2016/8809 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ-TESCİL,TENKİS Taraflar arasında görülen tapu iptali-tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.09.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı … ve vekili Avukat … geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Davacı, mirasbırakanı …'ın 8443 ada 15 parsel sayılı taşınmazın 1 ve 11 nolu bağımsız bölümlerini 4542 ada 7 parsel sayılı taşınmazın tesbit edemediği bir bağımsız bölümünü mirasçılardan …'ın eşi …'a ölünceye kadar bakma akdi ile tescil ettirdiğini, mirasbırakanın bakıma muhtaç olmadığını, davalının bakım borcunu yerine getirmediğini, mirasbırakanın asıl amacının mirasçılardan mal kaçırmak olduğunu ve muvazaalı işlem yaptığını öne sürerek tapu kayıtlarının miras payı olan 1/2 oranında iptal edilerek adına tapuya tesciline, bu istek kabul edilmediği takdirde saklı payına tecavüz eden kısmın tenkisine karar verilmesini istemiştir. Davalı, taşınmazların kendisine mirasbırakana ve mirasbırakanın eşine bakması karşılığı temlik edildiğini, kendisininde yaşlı, hasta ve yatalak olan mirasbırakan ve eşine baktığını, sözleşmedeki edimlerini yerine getirdiğini ileri sürüp davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Getirtilen kayıt ve belgelerden, davaya konu 8443 ada 15 parsel(yeni-4542 ada 7 parsel) sayılı taşınmazdaki kat irtifakı kurulu (1), (3) ve (11) numaralı bağımsız bölümler muris … adına kayıtlı iken, muris ile davalı …(murisin küçük oğlu olan …'in karısı) arasında noterde düzenlenen 27.01.2003 tarihli ölünceye kadar bakım sözleşmesi uyarınca anılan bağımsız bölümlerin davalıya devrinin kararlaştırıldığı, sözleşmede “1997 yılından beri felçli olan eşime ve bana bakıp gözetmekte olduğundan ve bundan böyle de bakıp gözetmesini temin kaydıyla..” ibaresinin de yer aldığı, davalı …'nın da bu sözleşmeya dayanarak 28.01.2003 tarihinde tapu müdürlüğüne tescil başvurusu yaparak(1), (3) ve (11) numaralı bağımsız bölümleri kendi adına tescil ettirdiği, murisin 1926 doğumlu olduğu, 21.02.2013 tarihinde öldüğü ve geride mirasçıları olarak oğlu … ile kendisinden daha önce ölmüş olan oğlu Lütfi'den olma torunu …'nın kaldığı görülmektedir. Davacı …, ölünceye kadar bakım aktiyle yapılan temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmıştır. Bilindiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 611. maddesine göre ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir akittir (818 s. Borçlar Kanununun (BK) m. 511). Başka bir anlatımla, ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer (TBK m.614 BK m.514)). Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz. Kural olarak, bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikin de muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır (TBK m. 19 (BK m. 18)). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 günlü ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı olayda uygulama yeri bulur. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi içinde, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların göz önünde tutulması gerekir. Somut olayda, dosya içeriği ve toplanan deliller yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde; davalı tarafın ölünceye kadar bakım aktinin yüklediği tüm görevleri yerine getirerek murise ve eşine uzun zamandır baktığı, bu hususun gerek muris ve eşine ait sağlık raporlarıyla gerekse tanık anlatımlarıyla doğrulandığı; diğer taraftan, murisin başkaca taşınmazlarının da bulunduğu, çekişmeli bağımsız bölümlerin davalıya temlikinin mirastan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirildiğinin söylenemeyeceği anlaşılmaktadır . ../… Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabul edilmesi doğru değildir. Kabule göre de; mahkemece yazılan kararda, dosyaya toplanan belgeler ve delillerin açıklanmasının ötesinde kararın gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı da yoktur. Anayasanın 141. maddesi hükmü gereği bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması zorunludur. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenden ötürü (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesi yollamasıyla) 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.09.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. ( Muhalif) -KARŞI OY- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, bu talep kabul edilmediği takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın muris muvazaası talebi yönünden kabulüne karar verilmiştir. Muris muvazaası davalarında- çoğunluk görüşünde de belirtildiği üzere- mirasbırakanın gerçek iradesine bakılmak gerekir. Taşınmaz veya taşınmazlar, mirasbırakanın gerçek iradesine uygun bir hukuki tasarrufla temlik edilmiş ise, muris muvazaasından söz edilemez ve bu temliki tasarrufa itibar etmek gerekir.Ancak mirasbırakanın görünürdeki iradesi gerçek iradesine uymuyor ise gerçek iradesine itibar edilmelidir. Somut olayda, mirasbırakan gelini olan davalıya- alınan bilirkişi raporuna göre- toplam değeri 275.000 TL. üç bağımsız bölümü ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile aktarmıştır. Mirasbırakanın daha az taşınmaz aktarmak suretiyle ölünceye kadar bakımı sağlaması mümkün iken fazla miktarda taşınmaz aktarması gerçek iradesinin ölünceye kadar bakımını sağlamak değil, terekeden mal kaçırmak olduğu sonucuna varılmaktadır. Gerek yukarıda açıklanan gerekçelere, gerek mahkeme kararında belirtilen gerekçelere göre,- kabule ilişkin- mahkeme kararının onanması görüşünde olduğumdan, kararın bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Çocuklar arasında miras paylaşımı eşit mi yapılır?

Evet, Türk Medeni Kanunu'nun 495. maddesi uyarınca mirasbırakanın birinci derece mirasçıları olan çocuklar mirastan eşit pay alırlar.

Miras paylaşma sözleşmesi hangi şekilde yapılmalıdır?

Türk Medeni Kanunu'nun 676. maddesi uyarınca mirasçılar arasındaki paylaşma sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Sağ kalan eş çocuklarla birlikte mirasçı olursa payı ne kadardır?

Türk Medeni Kanunu'nun 499. maddesine göre sağ kalan eş mirasbırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payı terekenin dörtte biridir.

Saklı paylı mirasçılar ve saklı pay oranları nelerdir?

Türk Medeni Kanunu'nun 506. maddesine göre saklı pay; altsoy için yasal miras payının yarısı, ana ve babanın her biri için yasal miras payının dörtte biri, sağ kalan eş için ise altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olduğunda yasal miras payının tamamı, diğer durumlarda ise dörtte üçüdür.

Miras paylaşımı ve tenkis davalarında yetkili mahkeme neresidir?

Türk Medeni Kanunu'nun 576. maddesi gereğince mirasın paylaştırılması, tasarrufların iptali, tenkisi ve miras sebebiyle istihkak davalarında yetkili mahkeme mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu