Miras Davasında Feragat Geçersizliği ve Ayırt Etme Gücü

by Avukat Erdal Ersoy
Miras Davasında Feragat Geçersizliği ve Ayırt Etme Gücü

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 311 uyarınca davadan feragat, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur ve uyuşmazlığı esastan sona erdirir. Mahkeme feragat gerekçesiyle davanın reddine henüz karar vermemiş olsa dahi davacı feragatten dönemez ve feragat ıslah yoluyla hükümsüz kılınamaz. Ancak feragat tarihinde tarafın ayırt etme gücünün bulunmadığı veya iradenin aldatma ya da baskı altında sakatlandığı ileri sürüldüğünde bu kural mutlak biçimde davayı bitirmez; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 15 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 311 kapsamında feragatin geçerliliğinin denetlenmesi gerekir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 311Kaynağı aç
MADDE 311- (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. Feragat ve kabul hâlinde yargılama giderleri
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 15Kaynağı aç
Madde 15- Kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. 3. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2008, K. 2024/3216Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2024/2008 E.  ,  2024/3216 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1627 E., 2022/1854 K. HÜKÜM/KARAR : Kabul / Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/249 E., 2021/88 K. Taraflar arasındaki muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacı asılın istinaf incelemesi sırasında davadan feragati nedeniyle davalının istinaf başvurusunun reddi ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıyla ortak mirasbırakanları …'ın 22.08.2018' de öldüğünü, bir çok taşınmazı mevcut olup zengin olan mirasbırakanın, mirasçı davacıdan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olarak Çanakkale ili, Lapseki ilçesi, … köyünde kain, 117 ada 30 parsel sayılı taşınmazdaki 25/96 payının tamamını 29.06.2016 tarihinde davalıya sattığını, 117 ada 33 parsel sayılı taşınmazdaki bağını önce davalının babası olan oğlu …'e, …'in dava dışı …'ya, …'nın da davalıya devretmesini sağladığını, 125 ada 1 parsel sayılı taşınmazdaki 1/2 payını da 2004 yılında davalıya sattığını, tapuda gerçek değerlerinin çok altında satış bedelleri gösterildiğini, ancak mirasbırakanın herhangi bir bedel almadığını, davalının veya babası …'in dava konusu taşınmazları alacak ekonomik durumları olmadığını, davalı tanığı … ile müvekkilinin husumetli olduğuna dair soruşturma ve kamu davası dosyalarını sunduklarını, söz konusu taşınmazların davalı adına tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında davacı adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 117 ada 30 parsel sayılı taşınmazın 25/96 payını miarsbırakandan bedelini ödeyerek satın aldığını, hatta diğer paydaşlarla ortakçılık sözleşmesi imzaladığını, kooperatife ortak olmak için gereken parayı ödemek amacıyla satış değerini rayiç değerden düşük 44.000 Türk lirası olarak gösterdiğini, 117 ada 33 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak mirasbırakanın kanser tedavisinin müvekkilinin annesinin ziynet altınlarıyla karşılandığını, mirasbırakanın dava dışı üçüncü kişi …'dan aldığı borç karşılığında 33 nolu parsel üzerinde dava dışı … lehine ipotek tesis edildiğini, …'ya olan borcu ödeyen davalının 33 parsel sayılı taşınmazı …'dan devraldığını, 1 parsel sayılı taşınmazı da daha önce …'ya teminat olarak verdiğini, bedelini ödeyip geri aldığını, davacının 1 parsel sayılı taşınmazda payı oranında yararlandığını, oradaki evinde oturduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli ve 2018/249 Esas, 2021/88 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazların satış bedelleri ile tespit edilen gerçek değerleri arasında fahiş fark olduğu, davalının banka hesaplarında mirasbırakana yönelik para giriş – çıkışı olmadığı, davalının, yaptığı ödemelere dair belge sunmadığı, mirasbırakanın taşınmazları satmaya ihtiyacının olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli ve 2018/249 Esas, 2021/88 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının muris muvazaası, üçüncü kişi muvazaası ve kanuna karşı hile gibi birbirinden farklı üç ayrı sebebe dayandığı için davaların ayrılması gerektiğini, dava yığılması olmadığını, olayların en yakın tanığı olan …'ın hükümlü olması nedeniyle Mahkemece dinlenmediğini, dava konusu 30 parsel sayılı taşınmazla ilgili diğer paydaşlarla yapılan ortakçılık-kira sözleşmesine gerekçeli kararda değinilmediğini, 30.11.2019 tarihli delil listelerindeki davacı asilin isticvabı taleplerinin yerine getirilmediğini, 30 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki ipotek ile taşınmazdaki kiracılık durumunun incelenmediğini, davalı tanığı …'ın köye gidip gelmediği hâlde tarafları ve davalının kardeşini tanımadığına dair davacı aleyhine beyanda bulunduğunu, davalı tanığı … ile tanık …'in davacının darp edilme tarihi konusunda çelişkili beyanlarda bulunduklarını, tanık …'un beyanlarının duyuma dayalı olduğunu, tanık …'nın beyanlarının davacının iddialarını çürüttüğünü, tanık …'ın cevap dilekçesi ekinde sundukları mirasbırakanın el yazısıyla altın alındığına ilişkin savunmalarını ve davalının mirasbırakana 29 yıl bakması sebebiyle minnet duygusu olduğu olgusunu teyit ettiğini, tanık …'in mirasbırakanın altın karşılığında taşınmazlarını davalıya sattığını doğruladığını, 2009 yılında köyde yapılan ödemenin banka belgelerine ulaşmanın zor olduğunu, mirasbırakanın satış bedelini altın olarak aldığına dair el yazısı belgeyi cevap dilekçesi ekinde sundukları halde Mahkemece dikkate alınmadığını, satış senedindeki değer ile gerçek değer farkının tek başına muvazaayı ispatlamayacağını, devir tarihinde tarla değerlerinin düşük olduğunu, mirasbırakanın minnet duygusuyla hareket ettiğini, davalının mirasbırakana hep baktığını, beraber çalıştıklarını, davacının ise mirasbırakana hiç yardım etmediğini, davacının kendi annesini bile döven birisi olduğunu, mirasbırakanın sosyal güvencesi olmadığını, davalının kardeşi ve babasının dava konusu tarlalarda çalışarak taşınmazların edinimine katkıda bulunduklarını, davalının da tarlalardan geçimini sağladığını, bu gelirle dava konusu taşınmazlar alınarak mirasbırakan dedeleri adına tescil ettirdiklerini, sonrasında davalıya devredildiğini, davacının hiç katkısı olmadığını, Mahkemece mirasbırakanın mirasçılar arasında makul paylaşım yapıp yapmadığının araştırılmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 07.12.2022 tarihli ve 2021/1627 Esas, 2022/1854 Karar sayılı kararı ile; dosya istinaf incelemesinde iken davacı asılın dosyaya ibraz ettiği 24.10.2022 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun reddi ile İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurmak suretiyle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı hakkında Lapseki Sulh Hukuk Mahkemesinin 2022/345 Esasına kayden 23.12.2022 tarihinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 406 ncı maddesi uyarınca vesayet dava açıldığını, dava sonucunda 23.12.2022 tarihinde kısıtlama kararı verilerek davacının vesayet altına alındığını, bahse konu 24.10.2022 tarihli feragat dilekçesinin de davalı tarafın aldatma ve baskısı sonucunda kısıtlanması gereken davacı asıl tarafından dosyaya ibraz edilmiş olduğunu, hakkaniyet ilkesi gereği Bölge Adliye Mahkemesinin 07.12.2022 tarihli ve 2021/1627 Esas, 2022/1854 Karar sayılı kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muris muvazaası hukukî nedenine dayalı dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup öncelikle çözümlenmesi gereken husus feragatin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 15 inci, 405 inci ve 406 ncı maddeleri; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 27 nci maddesi, 30 ilâ 39 uncu maddeleri; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 311 inci maddesi; 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı. 3. Değerlendirme 1. Dava, muris muvazaası hukukî nedenine dayalı dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, kararın davalı tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince feragat nedeniyle dava reddedilmiştir. 2. Bilindiği üzere, davadan feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Diğer bir anlatımla, davadan feragat ile dava konusu uyuşmazlık esastan sona ermiş olur. Bu nedenle Mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez, feragati ile bağlıdır. Belirtmek gerekir ki feragat, ıslah yolu ile de hükümsüz kılınamaz. Ancak, HMK'nın 311 inci maddesi uyarınca irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali istenebilir. Çünkü, bir hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. İrade bozukluğu hâlleri TBK'da 30 ilâ 39 uncu maddeler arasında "Yanılma", "Aldatma" ve "Korkutma" başlıkları altında düzenlenmiştir. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım ise kesin hükümsüzlük (butlan) hâli olmayıp HMK'nın 311 inci maddesinde de açıkça belirtildiği gibi irade bozukluğu hâllerinde kişiye iptal hakkı tanınmıştır. 3. Öte yandan, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. TMK'nın 15 inci maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere hukuki sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da aynen benimsenmiştir. 4. Dosya içeriğinden, 09.06.2022 tarihinde açılan dava sonucunda Lapseki Sulh Hukuk Mahkemesinin 23.12.2022 tarihli ve 2022/345 Esas, 2022/758 Karar sayılı kararı ile davacının TMK'nın 406 ncı maddesi gereğince vesayet altına alındığı, kararın 16.03.2023 tarihinde kesinleştiği, Dairemizce UYAP üzerinden yapılan sorgulamada, 27.07.2023 tarihinde açılan dava neticesinde ise davacının Lapseki Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.10.2023 tarihli ve 2023/438 Esas, 2023/701 Karar sayılı kararıyla TMK'nın 405 inci maddesi uyarınca vesayet altına alındığı, bu kararın da 15.12.2023 tarihinde kesinleştiği, Dairemizin geri çevirme kararı ile davacının vasisi tarafından husumete izin kararı ile usulünce düzenlenmiş vekaletnamenin dosyaya ibraz edildiği görülmektedir. 5. Somut olayda, davacının istinaf aşamasında 24.10.2022 tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesince feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı vekili temyiz dilekçesinde feragatin davacının gerçek iradesini yansıtmadığını, davalının aldatma ve baskısı sonucu davacının iradesinin sakatlandığını, kaldı ki davacı hakkında kısıtlama kararının da bulunduğunu belirterek feragat nedeniyle davanın reddine dair verilen kararın bozulmasını istemiştir. 6. Yukarıda belirtildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle yapacağı işlemlere hukuki sonuç bağlanamayacağı açık olup davacının feragat tarihinde ayırtım gücünün bulunmamasının saptanması halinde feragatin yok hükmünde olacağı tartışmasızdır. Bu husus kamu düzeninden olmakla resen gözetilmelidir. Ayrıca, feragate ilişkin irade açıklanmasının gerçeği yansıtmadığının bildirilmesi halinde, bu halin ya aynı dava içerisinde HMK'nın 163 üncü maddesine göre ön sorun (hadise) şeklinde ya da ayrı bir dava olarak incelenmesi olanaklı ve gereklidir. 7. Hâl böyle olunca; Mahkemece, konunun ön sorun olarak incelenmesi ve HMK'nın 311 inci maddesi çerçevesinde davacının feragat tarihinde hukuki ehliyeti haiz olup olmadığının belirlenmesi, ehliyetli olduğu saptanır ise feragatin hileye dayalı olduğu iddiasının aynı dava içerisinde her türlü delille ispatının mümkün olduğu gözetilerek bu yöndeki taraf delillerinin toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi için hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyize konu Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, Alınan peşin harcın istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın kararı veren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Muris Muvazaasının Hukuki Çerçevesi ve İspat Ölçütleri

Muris muvazaası, mirasbırakanın tapulu taşınmazını devretme iradesi bulunmasına karşılık, diğer mirasçıları miras hakkından yoksun bırakmak gayesiyle gerçekteki bağışlama iradesini resmi akitte satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde göstermesidir. 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Türk Medeni Kanunu m. 706, Türk Borçlar Kanunu m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 hükümleri çerçevesinde, şekil şartından yoksun gizli bağış sözleşmesi geçersiz sayılır. Bu sebeple saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar muvazaa nedeniyle resmi işlemin geçersizliğinin tespitini ve tapu kaydının iptalini talep edebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/5831, K. 2018/1049Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/5831 E.  ,  2018/1049 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL, TENKİS Taraflar arasında görülen tapu iptal tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.02.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davalı vekili Avukat … geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi …'un tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil olmadığı taktirde tenkis isteğine ilişkindir. Davacılar, muris …’ın, 836 parsel sayılı kargir kahvehane niteliğindeki taşınmazını, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak, satış suretiyle davalıya temlik ettiğini, murisin alt soyu bulunmayıp kardeşi …’ın 19.09.2006 tarihinde ölümü üzerine mirasçı olduklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline olmadığı taktirde tenkisine karar verilmesini istemişlerdir. Davalı; hak düşürücü süre itirazında ve zamanaşımı definde bulunmuş,davacıların saklı pay sahibi mirasçılar olmadıklarından iptal tescil ve tenkis istekli dava açamayacaklarını,mirasçılığın murisin ölüm tarihine göre belirlenmesi gerekip esasen davacıların babası …’ın muris …’nin ölümünden sonra yedi yıllık süre zarfında böyle bir dava ikame etmediğini,murisin mirasçısı olan eşi ve kardeşi …’ın paylaşım yaptıklarını, dava konusu edilen taşınmazın murisin yegane malvarlığı olmadığını,temlikin gerçek bir satış işlemine dayanıp bedelinin de ödendiğini,çekişme konusu taşınmazı alabilmek için bir dairesini sattığını, alım gücünün bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; murisin iradesinin mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olmadığı,saklı pay sahibi olmayan davacıların tenkis isteğinde de bulunamayacakları gerekçesiyle her iki isteğin reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, muris …’ın evli ve çocuksuz olarak 08.07.1999 tarihinde ölümü üzerine eşi … ile kardeşi …’ın mirasçı oldukları, eşi …’ün 2003 yılında,kardeşi …’ın da 2006 yılında ölümü ile davacıların mirasçı oldukları, murisin, 836 parsel sayılı, 168 m2 miktarlı, kargir kahvehane vasıflı taşınmazını 22.04.1999 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l/4/1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213.(6098 sayılı T.B.K. 237) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Öte yandan miras bırakan, sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa, mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur. Somut olaya gelince;murisin çekişme konusu kargir kahvehane vasıflı taşınmazı tapulama yolu ile 25/04/1972 tarihinde edindiği,kahvehane işletmeciliğine 01/01/1992 tarihinde başlayıp 31/03/1997 tarihinde terk ettiği,05/08/1998 tarihinde işyeri kira gelirinden dolayı gayrımenkul sermaye iradı mükellefi olduğu ve bu mükellefiyetin 08/07/1999 ölüm tarihine kadar devam ettiği, murisin emekli ve çocuksuz olup eşiyle ½’şer oranda paydaş olduğu zeytinlik vasıflı başkaca bir taşınmazının olduğu,tanık beyanlarına göre murisin kahvehaneyi ölene kadar kullandığı,borcu olmadığı ve taşınmazını satmayı gerektirir bir ihtiyaç içinde de bulunmadığı,davacı tanığı …’ın, “çekişme konusu taşınmazın davalıya devri ile ilgili olarak murisin bir cahillik ettiğini,aklına girdikleri için parasız olarak davalıya devrettiğini söylediğini” beyan ettiği, temlikin ölüm tarihinden kısa bir süre önce gerçekleştiği,murisin eşi …’ün de davalının kardeşine yapmış olduğu başka bir temlikin muvazaalı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verildiği ve sözkonusu kararın kesinleştiği anlaşılmakla çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikinin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirildiği ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.02.2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil olmasza tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Çekişme konusu 168 m² kargir kahvehane nitelikli taşınmaz muris …'a aitken 22.04.1999 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik edildiği murisin 08.07.1999 tarihinde ölümü ile mirasçıları olarak eşi ile 19.09.2006 tarihinde ölen kardeşi … olma yeğenleri davacıların kaldıkları kayden sabittir. Bilindiği üzere muris muvazaasının en önemli unsuru murisin, temliki mal kaçırma amacı ile yapmış olmasıdır. Somut olayda davalı üçüncü kişidir ve murisle bir yakınlığı kanıtlanmış değildir. Dinlenen davacı tanıkları temlikin mal kaçırma amacı ile yapıldığı yönünde bir beyanda bulunmamışken aksine davalı tanıkları işlemin gerçek satış olduğunu ifade etmişlerdir. Temlik tarihinde eşi ve kardeşi olan ve onlarla bir husumeti olmayan murisin üçüncü kişi lehine mal kaçırması hayatın olağan akışına tersttir. Temlik tarihinden sonra uzun yıllar yaşayan eşi ve kardeşi gerçek satış olduğunu biliyor olmalılar ki, bir dava açmamışlardır. Öte yandan murisin eşi tarafından yapılan temlikin muvazaalı olması yorum yolu ile murisin temlikinin de muvazaalı olduğu sonucunu doğurmaz Bedeller arasındaki aşırı oransızlık da tek başına muvazaanın kanıtı değildir. Davacılar saklı pay sahibi olmadıklarından tenkis davası açamayacakları da kuşkusuzdur. Tüm bu nedenlerle davanın reddinin doğru olduğu ve hükmün onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/5700, K. 2018/1047Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/5700 E.  ,  2018/1047 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.02.2018 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davacı vekili Avukat … geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi …'un tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacı, muris babası …’in maliki olduğu 225 ada 5 parsel sayılı taşınmazın mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak satış gösterilmek suretiyle davalı torunlarına temlik edildiğini ileri sürerek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili, hak düşürücü süre itirazında ve zamanaşımı definde bulunmuş,taşınmazın terekeye döndürülmesi isteğiyle açılan davada davaya katılmayan mirasçıların olurunun alınması ya da tereke temsilcisi atanması gerektiğini,murisin yurt dışında çalıştıktan sonra memleketine döndüğü ve 1997 yılında malvarlığının büyük bir bölümünü çocukları arasında paylaştırdığını,son zamanlarda murisin rahatsızlanıp ilaç masraflarını karşılayamaz olduğu ve bacağının kırılması üzerine bakıma muhtaç hale geldiğini,tedavi giderlerini karşılamakta zorlanan murisin çekişme konusu taşınmazı satmak istediğini ve davacıya teklif ettiğini, fiyat konusunda anlaşamayınca davalı …’ın murisin istediği bedeli ödeyerek taşınmazı satın aldığını,davalı …’ın da taşınmazdaki 2/3 payını davalı …’a sattığını,murisin 1997 yılında 4 kızına birer ev temlik ettiğini ve herkesin hakkına razı olduğunu,murisin mirasçılarından mal kaçırma amacıyla hareket etmediğini, evlatları arasında denkleştirme çabası içinde olduğunu,davacının beş yıl boyunca muris babasıyla ve annesiyle görüşmediğini,murise 2003 yılından itibaren davalılar ile ailesinin baktığını,davacının cenazeye dahi katılmadığını,davalıların taşınmazı alım gücünün bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; çekişme konusu taşınmazın davalılara temlikinin muvazaalı olduğu,satış işleminin satış tarihi itibariyle murisin mirasçısı olmayan davalı …'a yapılmış olması nedeniyle denkleştirme itirazının yerinde olmadığı,davalı …’un, davalı …'ın kardeşi ve davacının da yeğeni olması,davaya konu olaylardan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olması nedeniyle iyiniyetli 3. kişi olarak kabul edilemeyeceği,davacının sadece miras payı yönünden bu davayı açmakta hukuki yararı olduğu gerekçesiyle davacının miras payı yönünden davanın kabulüne,davalılar adına olan tapu kaydının davacının miras payı oranında iptali ile davacı adına tesciline, taşınmazın bütün mirasçılar adına tescili isteğinin reddine,dava dışı …’un davaya katılma isteğinin de reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; muris …’in 09.10.2008 tarihinde ölümü üzerine davacının,dava dışı kardeşleriyle birlikte mirasçı oldukları,davalıların ise murisin kızı …’den olma torunları olup,çekişme konusu 225 ada 5 parsel sayılı,62,06 m2 miktarlı, arsa vasıflı taşınmazın tamamı muris adına kayıtlı iken 21.08.2006 tarihli satış işlemiyle 4.000-Tl bedelle muris tarafından davalı torunu …’a temlik edildiği,davalı …’ın da taşınmazın 1/3 payını uhdesinde tutarak 2/3 payını 08.05.2009 tarihili satış işlemiyle davalı kardeşi …’a devrettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. (Borçlar Kanunu'nun 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; mahkemce dinlenilen tek davacı tanığı … davacının eşi olup beyanında; murisin …’daki iki evinden birini davalıların annesi …’ye, diğerini kızı …’ya,…’teki iki katlı evinin bir katını kızı …’ye,diğer katını da davacı kızı …’e bağışladığını, murisin yurt dışından emekli olup Türkiye’ye geldiğinde davalı …’ın murisi havaalanında devamlı karşıladığını,muris ve torunlarının arasının iyi olduğunu,murisin dava konusu taşınmazı satmasını gerektirecek borcu,hastalığı ya da ihtiyacının bulunmadığını beyan ettiği, tarafsız davalı tanıklarının ise; murisin bazı borçları nedeniyle davalı …’dan para aldığını,davalı …’ın murisle devamlı ilgilendiğini, murisin dava konusu taşınmazı davalı …’a sattığını ve 5.000-Tl satış bedelini alıp 1000-Tl’sini davacı …’e verdiğini,satıştan sonra murisin içinin rahat olduğunu,zira davalıların annesi …’ye küçük bir taşınmaz verdiği için haksızlığın bu şekilde ortadan kaldırıldığını,satış parasıyla davacı …’e olan borcunu ödediğini söylediğini,murisin son zamanlarda bacağının kırılması nedeniyle bakıma muhtaç hale gelip davalı …’ın maddi ve manevi olarak ilgilendiğini beyan ettikleri,tapu kayıtlarına göre murisin çekişme konusu taşınmaz dışında maliki olduğu 255 ada 4 parsel sayılı 35,49 m2 kargir ev vasıflı taşınmazını ve 5 parsel sayılı 15,02 m2 dam vasıflı taşınmazını 25.08.1997 tarihli satış işlemiyle dava dışı kızı …’ya, aynı resmi senetle 224 ada 10 parsel sayılı 33,13 m2 kargir ev vasıflı taşınmazını kızı …’ye, 233 ada 91 parsel sayılı 484,25 m2 kargir apartman vasıflı taşınmazını 1/2’şer paylarla 02/08/1999 tarihli satış işlemiyle kızı … ve davacı kızı …’e temlik ettiği tanık beyanları ve açıklanan olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde,murisin özellikle son zamanlarında bakıma ve ilgiye muhtaç olması,davalı torunu …’ın murisle ilgilenmesi ve çekişme konusu taşınmazın davalıların annesi …’ye verilen taşınmaza yakın olması gibi hususların taşınmazın davalıya satışında ve satış bedelinin belirlenmesinde etkili olduğu,salt bedeller arasındaki oransızlığın tek başına muvazaanın delili olarak kabul edilemeyeceği,murisin yaptığı temlikle ilgili gerçek amaç ve iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olmayıp gerçek bir satış olduğu sonucuna varılmaktadır. Hal böyle olunca; davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Davalıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.12.2017 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.630.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edenlerden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20/02/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. -KARŞI OY- Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle yasal mirasçı olmayan torun davalıların paylaştırma savunması dinlenemeyeceği gibi akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamayacağından olayları çok yakından bilen davacı tanığının sözlerine itibar edilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru olduğundan hüküm onanmalıdır. Sayın çoğunluğun bozma görüşüne iştirak etmiyorum.

Muvazaa iddiasının kanıtlanmasında ülke ve yörenin gelenekleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, devralanın alım gücü, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark ve tanık beyanları dikkate alınır. Buna karşılık, mirasbırakan sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsayan bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırma kastının varlığından söz edilemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/8538, K. 2015/9658Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/8538 E.  ,  2015/9658 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar dahili davalılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, tetkik hakimi ..’ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp, düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan …'ın mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla 43167 ada 14 parsel sayılı taşınmazın intifa hakkını üzerinde bırakıp kuru mülkiyetini satış suretiyle gayri resmi birlikte yaşadığı davalıya temlik ettiğini, murisin taşınmaz mal satmaya ihtiyacının olmadığını, satış bedelinin ödenmediğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında açıldığını, adlarına tesciline karar verilmesi isteğiyle eldeki davayı açmışlardır. Davalı, savunma yapmadan yargılama sırasında ölmüş, mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir. Dahili davalılar, davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra murisin davalı ile 5-6 yıl birlikte yaşadığını, davacıların baskı ve telkinleri ile resmi nikah yapamadıklarını, murisin özgür iradesi ile satışı yaptığını, satışın gerçek olduğunu, murisin hastalığında bakımını davalının yaptığını savunmuşlar, yargılama sırasında ise, gerçekte satış olmayıp, tapuda işlemin satış olarak gösterildiğini bildirmişlerdir. Mahkemece, murisin çekişme konusu taşınmazı bir süre birlikte yaşadığı davalıya satış suretiyle temlikinin mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; mirasbırakan ..'ın çekişme konusu 1368 parsel sayılı taşınmazın ½ payının intifa hakkını üzerinde bırakıp, çıplak mülkiyetin kayıtsız şartsız davalıya hibe suretiyle temlik ettiği, öte yandan, çap (tapu) kaydında davalı adına pay tescilinin 11.03.1987 tarihinde alım suretiyle yapıldığı, ardından 1992 yılında imar uygulaması sonucunda 43167 ada 14 parsel sayılı taşınmazda 114/245 payın ıslah-imar suretiyle 09.10.1992 tarihinde davalı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun 706., Türk Borçlar Kanunu'nun 237. (Borçlar Kanunu'nun 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olayda, dava konusu taşınmaz payının murisin vekili .. tarafından davalı ..ya temlikine konu … Bölge Tapu Sicil Müdürlüğünün 03.03.1983 tarihli yazısına istinaden … Tapu Müdürlüğünce, 10.03.1987 tarihli, 2699 yevmiyeli akitte işlemin “kayıtsız ve şartsız bağış” olarak yapıldığı, ancak anılan işlemin Tapu Müdürlüğünce tapuya tescilinin 11.03.1987 tarihli, 1435 yevmiye ile “alım” olarak yapıldığı, mahkemece de işlemin satış olarak kabul edilerek sonuca gidildiği görülmektedir. Ne varki, akit ile tapu sicili arasındaki uyumsuzluk giderilmeden, başka bir deyişle hukuki sonuçları farklı olacak iki tasarruf arasındaki çelişki giderilmeden karar verilmiş olması doğru değildir. Hâl böyle olunca; yukarıda açıklandığı şekilde tapuda yapılan resmi işlem olarak bağışlamaya dair akdin tapu siciline işlenip işlenmediğinin tespit edilmesi, .. Tapu Müdürlüğünden tekrar tarih ve yevmiye numarası da yazılmak suretiyle düzenlenen resmi akdin kapsamının tayin edilmesi, resmi akit ile çap (tapu kaydı) arasındaki çelişkinin giderilmesi bakımından kayıtlar üzerinde inceleme yetkisi verilecek uzman bilirkişiden rapor alınması ile, işlemin satış olduğu sonucuna varılırsa yukarıdaki ilkeler doğrultusunda muris muvazaasının değerlendirilmesi, eğer işlemin bağışlama olduğu anlaşılırsa, 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. Dahili davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Feragatin Geçerliliği ve Ayırt Etme Gücü Yokluğunun Sonuçları

Davadan feragat tek taraflı bir usul işlemi olmakla birlikte sonuç doğurabilmesi feragat edenin geçerli bir irade beyanında bulunabilmesine bağlıdır. Türk Medeni Kanunu m. 15 uyarınca, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak kaydıyla, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2008, K. 2024/3216 sayılı kararında, feragat tarihinde ayırt etme gücünün bulunmadığının saptanması hâlinde feragatin yok hükmünde kalacağını ifade etmiştir.

Ayırt etme gücü bulunmayan kişinin geçerli bir iradesi bulunmadığından yapılan hukuki işlemlere geçerlilik bağlanamaz ve karşı tarafın iyi niyetli olması bu işlemi geçerli kılmaz. Bu kural 11.06.1941 tarihli ve 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile de benimsenmiştir. Tarafın işlem tarihindeki ayırt etme gücü kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece resen gözetilir ve taraflarca ileri sürülmese dahi araştırılması zorunludur.

Hile İddiası ve İrade Bozukluğu Hâllerinde İnceleme Usulü

Feragat eden tarafın işlem tarihinde hukuki ehliyete sahip olduğunun saptanması hâlinde, feragatin hile veya aldatma sonucu temin edildiği iddiası incelenir. Türk hukukunda irade bozukluğuna bağlanan yaptırım kesin hükümsüzlük yani butlan değildir; Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 311 uyarınca irade bozukluğu hâllerinde feragatin iptali talep edilebilir.

Feragate ilişkin irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığı ileri sürüldüğünde, bu husus ya aynı dava içerisinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 163 uyarınca ön sorun olarak ya da müstakil bir dava yoluyla incelenebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2008, K. 2024/3216 sayılı kararında, ehliyetli olduğu saptanan davacının hile iddiasını aynı dava içerisinde her türlü delille ispatlayabileceğini ve deliller toplanarak sonuca göre karar verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Yargılamada İnceleme Sırası ve Feragatin Tahkiki Zorunluluğu

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/2008, K. 2024/3216 sayılı kararında, davacının istinaf aşamasındaki feragati üzerine bölge adliye mahkemesinin feragatin geçerliliğini araştırmadan feragat gerekçesiyle ret hükmü kurmasını hatalı bulmuş; feragatten sonra davacının vesayet altına alınması ve feragatin ehliyetsizlik yahut hile ile alındığının iddia edilmesi durumunda, feragatin hukuken geçerli olup olmadığı araştırılmadan feragat gerekçesine dayalı bir ret kararı verilemeyeceğini belirtmiştir.

Bu doğrultuda yargılamada izlenecek sıra öncelikle feragat tarihindeki ayırt etme gücünün tespit edilmesidir. Ayırt etme gücünün bulunmadığı belirlenirse feragat yok hükmünde sayılır ve davaya devam edilir. Ehliyetin bulunduğu sonucuna varılırsa bu aşamada hile iddiasına yönelik taraf delilleri toplanarak feragatin iptal edilip edilmeyeceği karara bağlanır.

Sık Sorulan Sorular

Miras davasından feragat eden davacı feragatinden tek taraflı dönebilir mi?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 311 gereğince feragat kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur ve uyuşmazlığı esastan sona erdirir. Mahkemece ret kararı verilmemiş olsa dahi feragatten dönülemez ve feragat ıslah yoluyla hükümsüz kılınamaz; ancak ayırt etme gücü yokluğu veya irade bozukluğu kanıtlanırsa feragat iptal edilebilir veya yok hükmünde sayılabilir.

Feragat tarihinde ayırt etme gücü bulunmayan kişinin feragati hukuken geçerli midir?

Türk Medeni Kanunu m. 15 gereğince ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Feragat tarihinde ayırt etme gücü bulunmadığı saptanan kişinin feragati yok hükmündedir ve bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece resen incelenir.

Ayırt etme gücü olmayan tarafın feragatinde karşı tarafın iyi niyeti feragati korur mu?

Hayır, ayırt etme gücü bulunmayan kişinin geçerli bir iradesi bulunmadığından işlemlerine hukuki sonuç bağlanamaz ve karşı tarafın iyi niyetli olması işlemi geçerli kılmaz.

Feragatin hileyle alındığı iddiası aynı davada ileri sürülebilir mi?

Evet, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 163 çerçevesinde feragatin hileye dayandığı iddiası aynı dava içinde ön sorun şeklinde ileri sürülebileceği gibi ayrı bir dava olarak da açılabilir ve bu iddia her türlü delille ispatlanabilir.

Mirasbırakanın tüm mirasçılar arasında yaptığı paylaştırma muvazaa sayılır mı?

Mirasbırakan sağlığında hak dengesini gözeten, kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsayan bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırma kastının bulunmadığı kabul edilir ve muvazaa iddiasıyla açılan tapu iptali davası reddedilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu