Maluliyet Tazminatı Şartları ve Hesaplama Esasları

by Avukat Erdal Ersoy
Maluliyet Tazminatı Şartları ve Hesaplama Esasları

Maluliyet Tazminatının Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Bedensel zararlar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ile ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar olarak sıralanmıştır. Haksız eylem ya da kaza neticesinde vücut bütünlüğü bozulan kimselerin uğradığı bu tür eksilmeler maddi tazminatın konusunu oluşturur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 54Kaynağı aç
MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır: 1. Tedavi giderleri. 2. Kazanç kaybı. 3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar. c. Belirlenmesi
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/4618, K. 2017/10383Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/4618 E.  ,  2017/10383 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki, trafik kazası sonucu oluşan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın kabulüne ilişkin verilen hüküm, davacılar vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacılar vekili, davalının trafik sigortacısı olduğu iki aracın çarpışması ve park halindeki aracın savrulmasına yol açıp bu aracın da kaldırım üzerindeki davacı çocuklara çarpmasıyla oluşan kazada, davacı çocukların yaralandığını, hastane ve evde tedavi süreleri boyunca kazanç kaybına uğrayan davacıların ayrıca daimi işgücü kaybına uğradığını, davalının zarardan sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla her bir davacı için 5.000,00 TL. maddi tazminatın kaza tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 02.10.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle, taleplerini davacı … için 25.453,31 TL'ye ve davacı … için 37.769,80 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili, davaya konu kaza nedeniyle davacı …'a 10.856,32 TL. tazminatı 08.03.2013'te ödediklerini, bu davacı yönünden poliçeden doğan sorumluluklarının son bulduğunu, sigortalının kusuru oranında ve poliçe limitiyle sınırlı olarak zarardan sorumlu olduklarını, diğer davacı … tarafından yapılmış başvuru olmadığından temerrüde düşmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davacıların davasının kabulü ile davacı … için 25.453,31 TL'nin 08.03.2013 tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; davacı … için 37.769,80 TL. tazminatın dava tarihinden işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, Borçlar Kanunu'nun 46. maddesi (6098 sayılı TBK md. 54) gereğince çalışma gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı taraf, davacı çocukların davaya konu kazada yaralanıp kısmi işgöremezliğe uğradığı iddiası ile maddi tazminat isteminde bulunmuş; mahkemece, 06.09.2014 tarihli hesap bilirkişi raporu ile belirlenen miktarlar hüküm altına alınmıştır. Ancak, mahkemenin hükme esas aldığı rapor yapılan hesaplama yerinde değil hükme esas alınamaz. Sorumluluğu doğuran olayın, zarar görenin vücut bütünlüğünü ihlâl etmesi hali BK m. 46/1'de özel olarak hükme bağlanmıştır (6098 sayılı TBK m. 54). Bu hüküm gereğince "Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya kısmen çalışmaya muktedir olamamasından ve ileride iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün masraflarını isteyebilir". Bu hüküm gereğince, vücut bütünlüğünün ihlâli halinde mağdurun malvarlığında meydana gelmesi muhtemel olan azalmanın ve dolayısıyla maddî zararın türleri; masraflar, çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından doğan zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanunu'nun 46. maddesinde belirtilen “bütün masraflar” deyimi çok geniş kapsamlıdır. Bu giderlere zarara uğrayanın katlanmak zorunda kaldığı bütün giderler dahildir. Sorumluluk hukukunun temel amacı, bir kimsenin malvarlığında iradesi dışında meydana gelen eksilmeleri aynen veya nakden gidererek zarar görenin zarar verici olay sonucunda malvarlığında eksilen değer yerine nitelik veya nicelik yönünden eş bir değer koymaktır. Zarar görenin malvarlığında eksilen değer yerine aynı nitelikte bir değer konulması mümkün olduğu takdirde bu değer; bu mümkün olmadığı takdirde, nicelik yönünden, yani para ile ona denk bir değer konulur ve zarar verenin yerine getirmek zorunda olduğu bu yükümlülüğe tazminat yükümlülüğü adı verilir. Tazminat yükümlülüğünün, bir diğer ifadeyle zarar verenin ödeyeceği tazminat miktarının tespit edilebilmesi için, öncelikle zararın hesaplanması gerekmektedir. Zarar görenin malvarlığının zarar verici olaydan sonraki durumu ile böyle bir olay meydana gelmeseydi göstereceği durum arasındaki farkı ifade eden zarar, eşyaya ilişkin olabileceği gibi kişiye ilişkin de olabilecektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zararların da kişiye ilişkin zarar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma gücü, zarar görenin iş gücünün, yani beden ve fikir gücünün, gelir getirici şekilde kullanılması demektir. Burada asıl önem arz eden kazanç kaybı veya azalması değil, kazanma gücünün kaybı veya azalmasıdır. Bu kayıp ve azalmadan doğan olumsuz ekonomik sonuçlar, zararı oluşturur (EREN Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, B. 9, … 2006, s. 713). Bununla birlikte …'ın yerleşik uygulaması gereğince kişinin vücut bütünlüğünün ihlâli nedeniyle ortaya çıkan beden gücü kayıplarının, gelirinde veya malvarlığında bir azalma meydana gelmese dahi tazminat gerektirdiği kabul edilmekte ve bu husus güç kaybı tazminatı olarak ifade edilmektedir. Bu durum, ilk bakışta sorumluluk hukukundaki zarar kavramına aykırı gibi görünse de, burada vücut bütünlüğü ihlâl edilen kişinin aynı işi zarardan önceki durumu ve diğer kişilere göre daha fazla güç sarf ederek yaptığı gerçeğinden hareket edilmekte ve zararı, fazladan sarf edilen bu gücün oluşturduğu kabul edilmektedir. Bunun gibi çalışma yaşına gelmemiş küçükler yönünden de, bedensel zarar sonucu oluşan maluliyet nedeni ile evde ya da dışarıda aileye yardımcı olma, eğitim alma, yeme, içme vb. gibi tüm yaşamsal faaliyetlerin sürdürülmesinde emsallerine göre sarfetmesi gereken fazla çaba veya güç (efor) bir ekonomik değer olarak görülmeli ve bu nedenle bir zarar oluştuğu kabul edilmelidir. Somut olayda; hükme esas alınan 06.09.2014 tarihli bilirkişi raporunda, beden gücü kaybına uğrayan davacılar … ve …'ın 18 yaşından itibaren kazanç sağlamaya başlayacağı kabul edilerek, bu yaştan itibaren zarar hesabı yapılmış ise de; yukarıda yapılan açıklamalar gözönünde tutularak davacı çocukların sürekli çalışma gücünü yitirdiği tarihten itibaren zararın oluşacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerektiğinden, yazılı olduğu şekilde eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir. 2-Hükme esas alınan 06.09.2014 tarihli bilirkişi raporunda, davacı çocukların % 10,3 oranındaki sürekli işgöremezlikten kaynaklanan zararları için, 18 yaşından itibaren gelir elde edecekleri kabul edilerek bu yaştan itibaren hesaplama yapılmış; davacıların 18 yaşına ulaşacakları tarihteki gelirleri de, en son bilinen asgari ücretin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle ulaşacağı değer olarak esas alınmıştır. Ayrıca davacıların zararları 18 yaşından itibaren doğacağı ve yaşları nedeniyle davacı …'ın tazminatı 5 yıl ve …'nin 4 yıl erken alacağı gerekçesiyle, bu süreler için tazminatlarından ayrıca % 10 iskonto yapılmıştır. Davacı çocuklar için kaza tarihinden itibaren zararın doğacağı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekliliği yukarıda ifade edilmiş olmakla birlikte, rapordaki hesap biçimi yönünden bakıldığında da davacıların 18 yaştan itibaren elde edecekleri gelirin zaten iskontoya tabi tutulması nedeniyle, tazminatın erken alınması gerekçesi ayrıca % 10 iskontoya gidilmesi de yerinde olmadığından, hatalı hesaplamaları içeren rapora göre, eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 13.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Beden gücünde meydana gelen eksilmeler, mağdurun gelirinde ya da mevcut malvarlığında anında somut bir azalma meydana getirmese dahi güç kaybı tazminatı kapsamında karşılanması gereken bir maddi zarar olarak kabul edilir.

Çalışma ve meslekte kazanma gücündeki kayıplar; geçici, kalıcı, tam ve kısmi maluliyet olmak üzere dört ayrı grupta sınıflandırılır.

Sosyal Güvenlik Hukukunda Malullük Ölçütü ve Tespit Usulü

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca, ilgilinin ya da işverenin başvurusu üzerine yetkili sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca düzenlenecek tıbbi belgeler değerlendirilir. Bu inceleme neticesinde sigortalıların çalışma gücünün veya iş kazası ya da meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az yüzde 60'ını kaybettiğinin saptanması halinde malul sayılma şartı gerçekleşir. Kamu görevlileri yönünden de vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücünün yitirilmesi veya çalışma gücünün en az yüzde 60 oranında kaybedilmesi aranır.

Maluliyet durumunun resmi olarak saptanması için sigortalıların kayıtlı bulundukları sosyal güvenlik il müdürlüklerine veya merkez müdürlüklerinin yetkili birimlerine müracaat etmeleri gerekir.

Sigortalıların başvuru yaptıkları tarihten geriye doğru son altı ay içinde yetkilendirilmiş resmi hastanelerce düzenlenmiş sağlık kurulu raporları varsa, yeni bir sevk işlemi yapılmadan mevcut rapor üzerinden dosya sonuçlandırılır.

Maluliyet ve çalışma kaybı tespitlerinde 28 Eylül 2021 tarihli ve 31612 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Maluliyet ve Çalışma Kaybı Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanır. Bu tarihten önceki tespit taleplerine yönelik kontrol ve itiraz işlemleri bakımından ise yürürlükten kaldırılan mülga yönetmelik kuralları geçerliliğini korur.

Maluliyet Oranının Belirlenmesi ve Aktüeryal Hesaplama İlkeleri

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/1927 Esas ve 2024/4338 Karar sayılı ilamı gereğince, tazminat davasında hükme dayanak kılınacak maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte yer alan ilgili sağlık kurulu mevzuatına uygun tanzim edilmiş olması gerekir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/1927, K. 2024/4338Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2024/1927 E.  ,  2024/4338 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2022/2942 D.İş-2022/942 K. SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ SAYISI : 2022/KIT-1718 HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü /İtirazın kısmen kabulü SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ SAYISI : K-2019/37622 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Dairece İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulmasına karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyetince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda vekalet ücreti dışındaki hükmün aynen icrasına karar verilmiştir. İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 05.02.2016 tarihinde müvekkilinin sevk ve idaresinde olan araç ile davalıya sigortalı aracın çarpışmasına bağlı gerçekleşen çift taraflı kazada müvekkilinin yaralandığını ve malul olduğunu belirterek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik bakiye toplam 5.100,00 TL sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslahla talebini 214.493,44 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya yeterli ödemenin yapıldığını kendisine başka borçlarının kalmadığını, kusur oranlarının kusur raporu ile belirlenmesi gerektiğini, maluliyet raporunun yanlış yönetmeliğe göre alındığını, tazminat hesaplamasının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz kullanılarak yapılması gerektiğini ve son 3 aylık vergilendirilmiş gelirin esas alınması gerektiğini, maluliyetin olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatının teminat dışı olduğunu, davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi gerektiğini, faizin başlangıç tarihinin komisyona başvuru tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin asliye mahkemelerinde hükmedilen vekalet ücretinin beşte biri oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kabulüyle 214.493,44 TL tazminatın 26.10.2018 tarihinden itibaren kanuni faiz oranı üzerinden sigorta şirketince davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili; maluliyet raporunu kabul etmediklerini, sorumluluklarının teminat limiti ile sınırlı olduğunu, TRH 2010 Yaşam Tablosunun ve %1,8 teknik faizin tazminat hesaplamasında uygulanması gerektiğini, son 3 aylık vergilendirilmiş gelirin dikkate alınması gerektiğini, gerekli ödemeyi yaptıklarını ve başkaca borçlarının kalmadığını, geçici iş göremezlik tazminatının teminat dışı olduğunu, davacıya Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından rücuya tabi herhangi bir ödemenin yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi gerektiğini, faiz başlangıcının ancak komisyona başvuru tarihi olabileceğini ve yasal faiz uygulanabileceğini ve başvuran lehine tam vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyan etmiştir. B. Gerekçe ve Sonuç İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davalının itirazlarının reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı İtiraz Hakem Heyetinin 26.11.2019 tarih, 2019/İHK-13448 sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 31.05.2021 tarihli 2021/3158 E., 2021/2009 K. sayılı ilamı ile; "… davacının maluliyet oranının belirlenmesi açısından düzenlenen ve hakem heyetince hükme esas alınan 07.12.2018 tarihli maluliyet raporunun olay tarihinde yürürlükte olan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması Ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri esas alınarak hazırlanmadığı; aktüerya raporunda, davacının bakiye ömür süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenmesi ve işleyecek (bilinmeyen) devre hesaplamasında her yıl için gelirin % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi esasına dayanan progresif rant yönteminin kullanılmasıyla hesaplamanın yapıldığı bilirkişiden ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre hükmü temyiz eden davalı yönünden usuli kazanılmış haklar gözetilerek karar verilmesi gerektiği; yine hükme esas alınan 22.02.2019 tarihli aktüer raporunda, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan geçici iş göremezlik ödemesinin tamamının ve varsa diğer ödemelerin hesaplanan tazminattan indirilmesi gerektiği gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulmasının ve Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen kararda davacı lehine hükmedilecek vekalet ücreti için Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmeliğin 16. Maddesinin 13 nolu fıkrasının uygulanması gerektiği gözönüne alınarak AAÜT'nin 17. maddesi gereğince hesaplanan vekalet ücretinin 1/5'i oranında vekalet ücretine hükmedilmesinin ,hesaplanan miktarın maktu ücretin altında kalması halinde maktu ücrete hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi ve davalı vekilinin bu yöndeki itirazlarının reddi doğru görülmemiştir". denilerek bozma kararı verilmiştir B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılamada yapılan aktüeryal hesaplama neticesinde tespit edilen meblağın tesis edilen hükümden daha fazla olduğu ve aleyhe bozma yasağı gereği Hakem kararının sadece vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, kararın geri kalan kısmının aynen infazına karar verilmiş, tüm talepler ile ilgili ayrıntılı hüküm kurulmamıştır. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; itiraz aşamasında ileri sürdüğü nedenlere dayanarak kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalıya sigortalı araç ile davacının sürücü konumunda olduğu aracın karıştığı 05.02.2016 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacının uğradığı sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 51 ve 54 üncü maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 inci maddeleri, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 297/2 nci maddesi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi ve Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik'in 16 ncı maddesinin on üçüncü fıkrası, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 17 nci maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinin 2 nci fıkrasında, “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Söz konusu düzenleme, kamu düzenine ilişkindir. Somut olayda; Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından başvurunun kabulüne karar verilmiş, davalı vekilinin karara itirazı üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından davalının itirazının reddine karar verilmiştir. Davalının kararı temyizi üzerine Dairemizce hükmün bozulmasından sonra İtiraz Hakem Heyetince vekalet ücreti dışındaki hükmün aynen icrasına karar verilmiştir. Ancak bozma ilamı sonrası itirazlar değerlendirilerek sonucuna göre yeniden hüküm kurulması gerekirken vekalet ücreti dışındaki hükmün aynen icrasına karar verilmekle yetinilmiş olması doğru değildir. Yukarıdaki düzenleme ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen ilk hüküm davalı temyizi sonrasında İtiraz Hakem Heyeti tarafından itirazın reddine karar verilmiş, söz konusu karar Dairemiz bozma kararı ile kalkmış olup, bu durumda İtiraz Hakem Heyetince verilen, "vekalet ücreti dışındaki diğer kararların aynen infazına" dair 26.09.2022 tarihli karar infaz edilebilir nitelikte olmayıp, HMK 297 nci maddesinde belirtilen unsurları taşımadığından İtiraz Hakem Heyeti kararının re'sen bozulması gerekmiştir. 2. Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. VII. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 07.05.2024 tarihinde Üye …'nin karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karara karşı davalı vekilinin itirazı üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın reddine karar verilmiştir. Söz konusu karar davalı tarafça temyiz edilmekle Dairemizce karar tarihinde yürürlükte olan yönetmelik hükümlerine göre yeniden maluliyet raporu alınması ve aktüerya raporunda davacının bakiye ömür süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre belirlenmesi ve progresif rant yönteminin uygulanması hususunda ek rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma kararından sonra yapılan yargılama sırasında bozmaya uyularak alınması gereken maluliyet raporu ve aktüerya bilirkişi raporu alınmıştır. Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ödeme araştırılmıştır. Bozma kararı ile önceki İtiraz Hakem Heyeti kararı bütün sonuçları ile birlikte ortadan kalktığından, İtiraz Hakem Heyeti yeni bir karar verme hakkına sahiptir. İtiraz Hakem Heyetince Dairemizin bozma kararı doğrultusunda aktüerya bilirkişisince tespit edilen meblağ tesis edilen hükümden daha fazla olduğu için aleyhe bozma yasağı gereği Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkrası kaldırılarak geri kalan kısmın aynen infazına karar verilmiştir. Söz konusu Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararı taraflara yüklenen borç ve tanınan hakları, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermektedir. Bu nedenle HMK'nm 297 nci maddesinde belirtilen niteliklere uygun bir karar olup infaza el verişli bir karardır. Yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizin değerli çoğunluğunun bozma kararındaki görüşlerine katılmıyorum.

Maluliyet tazminatının parasal tutarı hesaplanırken tarafların kusur oranları, tıbbi raporla kesinleşen maluliyet derecesi, kazazedenin gelir durumu ve yasal olarak tatbik edilmesi gereken indirim kalemleri birlikte gözetilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/15582 Esas ve 2023/6813 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, bakiye yaşam sürelerinin takdirinde Türkiye nüfus dinamiklerine uygun hazırlanan TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu tatbik edilir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında yüzde 1,8 teknik faiz ve devre başı ödemeli rant formülü uygulamadan kalkmış olup hesaplamalar progresif rant esasına göre gerçekleştirilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/15582, K. 2023/6813Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2022/15582 E.  ,  2023/6813 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/227 E., 2021/230K. SAYISI : 2021/İHK-5762 HÜKÜM/KARAR : İtirazın kısmen kabulü/ Davanın kabulü SAYISI : K-2021/14276 Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince itirazın kısmen kabulüne karar verilmiştir. … kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile davalı … şirketine Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı aracın 29.06.2019 tarihinde karıştığı kazada başvuru sahibinin malul kaldığını, daha önce davalı … şirketi tarafından yapılan ödemenin fazlaya ilşkin haklar saklı tutularak kabul edildiğini, ancak davacının hak kazandığı tazminat miktarı ile ödeme yapılan miktar arasında aşırı orantısızlık olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 20.000,00 TL sürekli işgöremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslah dilekçesiyle taleplerini 176.597,09 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvuru sahibinin daha önce müvekkili şirkete müracaat ettiğini, müracaat üzerine yapılan aktüeryal hesap neticesi tespit edilen 123.299,20 TL'nin ödendiğini, böylece sorumluluklarının kalmadığını, bakiye tazminat tespitinde ödeme tarihi verilerinin dikkate alınması gerektiğini, başvuru sahibinin kaza sırasında koruyucu tertibat kullanmadığından, tespit edilecek tazminattan müterafık kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. … KARARI …'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Ödenen miktarla ödenmesi gereken miktar arasında 95.100,00 TL'den fazla bir fark mevcut olduğundan ibraname alındığı hususunun KTK 111. maddesi karşısında geçerli bir iddia olarak kabul edilemeyeceği, davalıya sigortalı araç sürücüsünün kazada tam kusurlu olduğu, davacının sunduğu raporda davacının maluliyet oranının % 19 olarak tespit edildiği ve bu raporun karara esas alındığı, PMF-1931 ve progresif rant tekniğiyle tazminatın hesaplandığı aktüer raporunun benimsendiği" gerekçesiyle davanın kabulü ile ıslah ile birlikte toplam 176.597,09 TL bakiye maddi tazminatın, 10.08.2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte Allianz Sigorta A.Ş.'den alınarak başvuru sahibine verilmesine, karar verilmiştir. IV. İTİRAZ A. İtiraz Yoluna Başvuranlar …'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur. B. İtiraz Sebepleri Davalı vekili itiraz dilekçesinde; davalı şirket tarafından başvurana 11.08.2020 tarihinde 123.299,20 TL ödeme yapıldığını, ödeme yapılmış olması nedeniyle bakiye tazminat bulunmadığından başvurunun reddi gerektiğini, hükme esas alınan maluliyet raporunun hatalı düzenlendiğini, raporun hükme esas alınamayacağını, kask ve koruyucu tertibat kullanılmadığından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, kaza sebebiyle elde edilen gelir ve tazminatların belirlenecek tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, aktüer raporunun TRH 2010 Yaşam Tablosuna göre hazırlanması gerektiğini, davacı vekili lehine hükmedilen vekâlet ücretinin asliye hukuk mahkemeleri için hesaplanacak vekâlet ücretinin 1/5'i oranında olması gerektiğini belirterek Uyuşmazlık Hakem Heyetince verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç …'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "…Maluliyet raporunda belirlendiği üzere maluliyetin belirlenmesine etki eden hususlar sıralanırken Kas İskelet Sistemine ait olarak sağ dirsek fleksiyonu, sol el bileği fleksiyonu, sol dirsek fleksiyonu, sağ el bileği fleksiyonu ve diz eklemi hareket kısıtlılığı ile hipertrofik skardan söz edildiği, bu durumun maluliyetin ortaya çıkması ile kask takmama arasında illiyet bağının bulunmadığını gösterdiğini, ayrıca kazanın oluşumu bakımından kaza tespit tutanağında sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olduğu, başvuranın kusurunun bulunmadığına da işaret edildiği gerekçesiyle davalı … şirketinin bu duruma yönelik itirazının reddine, ancak, davalı … şirketinin aktüer hesabına yönelik itirazının değerlendirilmesinde, genel şartlar uyarınca TRH 2010 Yaşam Tablosunun kullanılması gerektiği gerekçesiyle yeniden rapor alınarak" davalı … şirketinin itirazının kısmen kabulüne, bu doğrultuda anılan Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, yeniden karar verilmesine, başvurunun kısmen kabulü ile, 101.713,99 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 10.08.2020 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte Allianz Sigorta A.Ş.'nden alınarak başvuru sahibine verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar …'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; TBK 54 üncü maddesi uyarınca; bedeni zarar hesaplamalarının Yargıtay İçtihatlarına ve PMF 1931 Yaşam Tablosuna göre yapılması gerektiğini, bir an için TRH 2010 Yaşam Tablosunun uygulanacağı kabul edilse dahi, %1,8 teknik faiz uygulanmadan sadece TRH 2010 Yaşam Tablosu ve prograsif rant esas alınarak tanzim ettirilecek rapora göre hüküm kurulması gerektiğini, davalının temerrüt tarihinden itibaren ticari faiz üzerinden sorumlu olduğunu belirterek … kararının bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; … kararına karşı yaptığı itiraz başvurusunda bildirdiği sebepler ile … kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı … şirketi tarafından karayolları motorlu araçlar zorunlu mali sorumluluk sigortası (…) poliçesi ile teminat altına alınan aracın davacı sürücüye çarpması sonucu davacının yaralanması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı vekilinin 2 numaralı, davalı vekilinin 3 numaralı bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Trafik kazası sonucu bedensel zarara uğrayan ve buna dayalı olarak iş gücü kaybı tazminatı isteminde bulunan hak sahiplerinin bakiye ömürlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Gerçek zarar hesabı, özü itibariyle varsayımlara dayalı bir tespit olduğundan gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle yapılan bilimsel çalışmalar sonucu “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmış olup bu tablonun ülkemize özgü ve güncel verileri içermesi ve yargı mercileri arasında tazminat hesabında birliğin sağlanması açısından Dairemizce de tazminata esas bakiye ömür sürelerinin belirlenmesinde TRH 2010 Yaşam Tablosu’nun kullanılmasının uygun olacağına karar verilmiştir. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin 17.07.2020 tarihli ve 2019/40 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararıyla 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 90 ıncı maddesindeki Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (…) Genel Şartlar’a yapılan atıf hükmü iptal edilmiştir. Söz konusu iptal kararı sonrası, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Genel Şartlar ve ekindeki cetvellerle getirilen ve iş gücü kaybı tazminatının hesaplanmasında uygulama alanı bulan %1,8 teknik faiz ile devre başı ödemeli belirli süreli rant formülünün uygulanması artık mümkün değildir. Tazminatın, %1,8 teknik faiz uygulanmadan, Yargıtayın yerleşik uygulamaları ile kabul edilen progresif rant formülü kullanılarak hesaplanması gerekir. Somut olayda; davacının hak kazanabileceği işgücü kaybı tazminatının hesaplanması için alınan ve Uyuşmazlık Hakem Heyetince hükme esas kabul edilen 17.01.2021 tarihli aktüer raporunda; PMF-1931 Yaşam Tablosuna göre ve progresif rant formülü uygulanarak tazminatın hesaplandığı, … tarafından karara esas kabul edilen 13.03.2021 tarihli aktüer ek raporunda ise; TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre ve % 1,8 teknik faiz uygulanarak tazminat hesabı yapıldığı; … tarafından da bu hesaba göre karar verildiği görülmektedir. Davacı vekilinin temyiz dilekçesinde PMF-1931 Yaşam Tablosu ve progresif rant formülü gözetilerek karar verilmesini talep etmesi karşısında; davacının talebi aşılmayacak şekilde PMF-1931 Yaşam Tablosuna göre muhtemel bakiye ömrün belirlenmesi ve bilinen son gelirin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi yönteminin kullanıldığı 17.01.2021 tarihli aktüer raporunun hükme esas alınması gerekirken, İtiraz Hakem Heyetince yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiş, davacı yararına hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3.5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesinin (17) numaralı fıkrası, Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16 ncı maddesinin (13) numaralı fıkrası ve Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi (AAÜT)’nin 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücreti, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biridir. Yine AAÜT’nin anılan fıkrası uyarınca, konusu para ile ölçülemeyen işlerde, asliye mahkemeleri için öngörülen maktu vekâlet ücretine, ancak talebi kısmen ya da tamamen reddedilenler aleyhine öngörülen maktu ücretin ise beşte birine hükmedileceği, Sigorta Tahkim Komisyonlarınca hükmedilen vekâlet ücretinin, kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği öngörülmüştür. Açıklanan nedenlerle; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, fazla vekalet ücretine karar verilmesi doğru görülmemiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin, (3) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan … kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine, Dosyanın …'ne iletilmek üzere mahkemesine gönderilmesine, 22.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/1927 Esas ve 2024/4338 Karar sayılı kararı uyarınca, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hak sahibine yapılan geçici iş göremezlik ödemelerinin ve kuruma rücu hakkı veren sair ödemelerin hesaplanan tazminat miktarından indirilmesi şarttır.

Küçüklerin Bedensel Zararlarında Efor ve İş Göremezlik Tazminatı

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/16716 Esas ve 2024/1897 Karar sayılı ilamı uyarınca, kaza anında 18 yaşından küçük olan ve gelir getiren bir faaliyette çalışmayan çocukların fiilen mahrum kaldıkları bir kazanç bulunmadığından geçici iş göremezlik zararı oluşmaz.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/16716, K. 2024/1897Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2022/16716 E.  ,  2024/1897 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1588 E., 2022/2007 K. DAVA TARİHİ : 27.09.2018 HÜKÜM/KARAR : Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne / davanın kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ: İskenderun Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/342 E., 2021/72 K. Taraflar arasındaki maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı … şirketine Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile sigortalı olan aracın yaya olarak karşıdan karşıya geçmekte olan davacıya çarpması sonucu davacının yaralanarak malul kaldığını, tedavi döneminde okuluna devam edemediğini, stajyer öğrenci olarak çalışamadığını, üniversite sınavlarına katılamadığını, kaza sebebiyle maluliyetinden kaynaklı halen çalışamadığını ve kazanç kaybına uğradığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL sürekli iş göremezlik, 100,00 TL geçici iş göremezlik, 100,00 TL tedavi giderleri olmak üzere toplamda 300,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiş; 05.01.2021 tarihli dilekçesi ile taleplerini toplam 140.303,13 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının başvurusunda sunduğu belgelere göre sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olması nedeniyle talebin reddedildiğini, sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sigortalı araç sürücüsünün kusur oranı ile sınırlı olduğunu, geçici iş göremezlik zararının poliçe teminat kapsamında olmadığını, tarafların kusur durumunun ve davacının maluliyetinin doğru yönetmelik hükümlerine göre belirlenmesi gerektiğini, davacının gelirinin somut belgelerle ispatlanması gerektiğini, SGK tarafından davacıya yapılan ödemelerin tespit edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının meydana gelen trafik kazasında yaralanması nedeniyle %37 oranında maluliyetinin oluştuğunun ve 6 ay iyileşme süresinin belirlendiği, %25 oranında kusurlu bulunan sürücünün kullandığı aracın davalı … şirketi tarafından sigortalı olduğu gerekçesi ile ekonomik geleceğin sarsılmasından ve tedavi giderlerinden kaynaklı talebin feragat nedeniyle reddine, 1.193,55 TL geçici iş göremezlik, 139.109,59 TL sürekli iş göremezlik olmak üzere toplamda 140.303,13 TL tazminatın temerrüt tarihi olan 09.10.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı istinaf dilekçesinde; davalı şirketin ancak sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında ve poliçedeki teminat tutarıyla sınırlı olarak sorumlu olabileceğini, mevcut poliçenin sağladığı teminat kapsamında olmayan hiçbir talepten şirketin sorumlu tutulamayacağını, sosyal inceleme tutanağında davacının öğrenci olduğu, çalışmadığı yazmakta iken davacının geliri olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, kaza tarihinde davacının 18 yaşından küçük ve düzenli gelir elde ettiğine dair dosyada somut bir veri bulunmadığını, bu nedenlerle geçici işgöremezlik tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini, kaza tespit tutanağı ve 28.08.2019 tarihli bilirkişi raporu ile uyumlu olmayan 18.03.2020 tarihli bilirkişi raporundaki değerlendirmelere itibar edilmemesi ile davanın reddini, aksi kanaatte olunması halinde ise çelişkinin giderilmesi için yeniden rapor aldırılmasını, iddia ve savunmaları ile delilleri belirtilmeksizin ve de değerlendirilmeksizin, tartışılmadan hüküm verilmiş olduğunu açıklayarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile meydana gelen kazada davalı şirkete sigortalı araç sürücüsünün tedbirsiz, dikkatsiz, trafik güvenliği ve düzeni ile ilgili özen yükümlülüğüne aykırı şekilde seyrettiği, hatalı sevk ve idaresinin olaya %25 kusur ile etkili olduğu, geçici iş göremezlik süresi sonunda 18 yaşını halen doldurmamış olan davacı hakkında geçici iş göremezlik tazminatına karar verilemeyeceği anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle ekonomik geleceğin sarsılmasından ve tedavi giderlerinden kaynaklı talebin feragat nedeniyle reddine, davacının 1.193,55 TL geçici iş göremezlik tazminatı talebi yönünden davanın reddine, 139.109,59 TL kalıcı iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihi olan 09.10.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dileçesinde; davacının 18 yaşından küçük olmasına rağmen haftanın üç günü gündelik işlerde çalışarak gelir elde ettiğini, bu durumun sosyal ve ekonomik durum araştırma tutanağı ile de belirlendiğini, geçici iş göremezlik tazminatının reddedilmesinin hatalı olduğunu belirtmiştir. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalı … şirketi tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yayanın uğradığı sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 86, 88, 89 ve 90 ıncı maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, hükme esas alınan kusur raporunda detaylı şekilde çelişkinin de giderilmesine, davacının geçici iş göremezlik süresinde 18 yaşından küçük olduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir 2. Davacının hak kazanabileceği iş gücü kaybı tazminatının hesaplanması için alınan ve hükme esas kabul edilen bilirkişi raporunda; davacının geçici iş göremezlik süresi olan 6 ay süresince %100 maluliyet oranı üzerinden hesaplama yapılmış, geçici iş göremezlik süresi sonunda ise sürekli iş göremezlik hesabı maluliyet oranı üzerinden hesaplanmıştır. İlk Derece Mahkemesince bu hesaplamaya itibar edilerek davacının sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatına hak kazandığı gerekçesi ile kabul kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise davacının geçici iş göremezlik süresince 18 yaşından küçük olduğu, bu süreçte gelir getirici bir işte çalıştığını da ispat edemediği gerekçeleri ile davacının geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar vermiştir. Kaza tarihinde 18 yaşından küçük olan davacının, gelir getirici bir işte çalışmadığı, dolayısıyla geçici iş göremezlik süresince mahrum kaldığı herhangi bir kazancı bulunmadığı anlaşılmakla geçici iş göremezlik zararı da doğmamıştır. Ancak; kaza tarihinde 18 yaşından küçük olan ve gelir getirici bir işte fiilen çalışması bulunmayan davacı çocuk için iş gücü kaybı (efor kaybı) tazminat hesabı yapılırken kaza tarihinden fiilen çalışmaya başlayacağı 18 yaşına kadar AGİ bedeli dâhil edilmemiş asgari ücret üzerinden ve 18 yaştan sonraki aktif devre için AGİ bedeli dâhil edilmiş asgari ücret üzerinden hesap yapılması gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, henüz çalışma çağına gelmemiş küçüklerin bedensel zarara uğraması halinde kişisel bakım, aileye destek, eğitim ve benzeri yaşamsal faaliyetlerde emsallerine nazaran sarf etmek durumunda kaldıkları ilave güç ve çaba ekonomik bir değer taşır. Bu sebeple sürekli iş göremezlik niteliğindeki efor kaybı zararı kaza tarihinden itibaren hesaplanmalıdır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/16716 Esas ve 2024/1897 Karar sayılı ilamına göre, fiilen çalışmayan küçükler için efor kaybı hesabı yapılırken kaza gününden 18 yaşına kadar asgari geçim indirimi eklenmemiş asgari ücret, 18 yaşından sonraki aktif dönem için ise asgari geçim indirimi eklenmiş asgari ücret esas alınır. Bilirkişi uygulamalarında reşit olana kadar tazminat hesabı yapılmayıp yalnızca 18 yaş sonrasına asgari ücret varsayımıyla yaklaşılması yargısal kararlarla bağdaşmamaktadır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, reşit olmayan bireylerin 18 yaşından sonraki gelirleri aktüeryal aşamada zaten iskonto edildiğinden, tazminatın erken tahsil edileceği öne sürülerek ikinci defa mükerrer iskonto uygulanamaz.

Tıbbi Hatalardan Doğan Maluliyetlerde Hekimin Sorumluluğu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesi ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2023/4972 Esas ve 2024/602 Karar sayılı ilamı çerçevesinde, vekil statüsündeki hekim ve istihdam eden sağlık kuruluşu mesleki gerekleri yerine getirmekle yükümlüdür. Hastanın tıbbi durumunun gecikmeden tespit edilmesi, somut durumun gerektirdiği önlemlerin eksiksiz alınması ve uygun tedavinin gecikmeksizin belirlenip uygulanması hekimin özen borcunun kapsamındadır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/4972, K. 2024/602Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/4972 E.  ,  2024/602 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/989 E., 2023/1374 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/232 E., 2020/457 K. Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle incelemenin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda 13.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir Belli edilen günde gelen davacılar … ve … ile davalı vekili Avukat …'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; davacılardan …'in 7,5 aylık hamile iken doğumun başlaması nedeniyle, 03.06.2011 tarihinde davalı hastaneye başvurduklarını, müvekkilinin sezeryanla …ve …adında iki çocuklarının dünyaya geldiğini, doğumun erken gerçekleşmesi nedeniyle bebeklerin ikisinin de kuvöze alınarak 45 gün süre ile burada tutulduklarını, kuvözde kaldıkları sürede çocuklarla Dr. …ın ilgilendiğini, müvekkillerinin ikiz bebeklerini çıkarıldıktan yaklaşık 1 ay sonra kontrol amaçlı olarak aynı hastaneye götürdüklerini, çocukların gözleri ile ilgili herhangi bir şey söylenmediğini, doğumdan yaklaşık 3,5 ay sonra müvekkillerinin çocukları tekrar kontrol amaçlı hastaneye götürdüklerinde muayeneyi …isimli doktor'un yaptığını, doğumdan yaklaşık 5 ay sonra çocukları hastaneye götürdüklerinde doktorların çocuklarda katarakt oluştuğunu belirttiklerini, oysaki yeni doğmuş çocukların katarakt olmasının normal olan bir şey olmadığını, bunun üzerine müvekkillerinin çocukları Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürdüklerini, söz konusu hastanede yapılan muayene sonucu düzenlenen raporlarda süresinden önce doğan prematüre çocukların gelişimlerinin tam olarak tamamlanmadan doğduklarından 1.2.3. veya en son 4. evreye kadar ROP denen muayenelerinin yapılarak tedavi edilmesi gerektiği, süresinde müdahale edilmediğini, doktorların ihmali nedeniyle çocukların artık % 100 oranında görme engelli oldukları ve yine artık görmelerinin mümkün olmadığına dair rapor tanzim edildiğini, gerekli müdahaleler yapılması gerektiği halde önemli olan bu müdahalenin ihmal edildiğini ileri sürerek, davacı anne ve baba adına asaleten ve çocuklar adına velayeten maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkili hastaneye ve doktorlarına yükletilecek bir kusurun mevcut olmadığını, yapılan tüm müdahalelerin tıp literatürüne uygun olup her hangi bir ihmalin veya sorumsuzluğun mevcut olmadığını, bebeklerin oksijen tedavisi görerek tedavi süreçlerinin geçtiğini, bebeklerin hayati tehlikeyi atlatmaları sonrasında bebeklere hidrosefali, kalça çıkıklığı kontrolü yapıldığını, her iki bebeğin de gözlerinde gözle görünür bir bulguya rastlanmadığını, ancak oksijen tedavileri bittikten sonra ROP kontrolü için göz doktoruna gönderildiklerini, doğar doğmaz ağır hastalıklar geçiren ve oksijen tedavisi görmeye başlayan bebeklerin oksijen maskelerinin çıkarılarak göz muayenelerinin yapılmasının mümkün olmadığını, bebeklere yapılan muayenede gözlerinde alerjik konjonktivitin dışında bir bulguya rastlanmadığını, bahsedilen rahatsızlığın ilk kontrolden sonra oluşmuş olma ihtimalinin yüksek olduğunu, ayrıca iddia edildiği gibi bahsi geçen rahatsızlığın %100 tedavi şansı olduğu beyanının tıp literatürüyle bağdaşmadığını, davacı tarafından imzalanan aydınlatılmış rıza formunda önlenemeyen, istenmeyen durumlar nedeniyle ekip elemanları ve Gelişim hastanesinden hak talep etmeyeceğinin beyan edildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi heyeti raporunda, çocuk doktoru …'ın en geç doğumdan sonraki 4. haftada göz muayenesi yaptırılması gerekir iken, ilk muayeneyi çocuklar yaklaşık 3,5 aylık olduğunda yaptırmış olması dolayısıyla hatalı olduğunun belirtildiği, ikizlerin ventilatörde izlenmesi veya göz kapaklarının ödemli olmasının muayene olmasına engel teşkil eden bir durum olmadığı bu nedenle Evr V ROP gelişiminde illiyetin bulunduğunun tespit edildiği, ilk muayeneyi yaptırmak çocuk doktorunun sorumluluğunda iken daha sonraki muayeneler ve izlem göz hastalıkları uzmanın sorumluluğunda olduğu, bu nedenle 26.09.2011 tarihinde bebeklerin muayenelerini yapan Dr. …'in ayrıntılı göz dibi incelemesi yapması gerektiği, herhangi bir nedenle yapılamadıysa daha ileri bir merkezde incelenmelerini sağlaması ve düzenli sıklıklarla izlenmeleri gerektiği bu halde bunların sağlanmadığı ve ileri evre ROP saptanarak tedavi edilemez düzeye geldiği, Evre V ROP gelişiminde illiyetin bulunduğunun tespit edildiği, İskenderun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/93 E. sayılı dosyası ile başlayan yargılamanın da sonucunun beklenilmesine gerek görülmediği, somut olayda olduğu gibi hasta, doğrudan hekime değil de, hastaneye başvurmuşsa ve hastane yönetimi onun bakımı için bir hekimi görevlendirmişse, hekim hastanenin “yardımcı kişisi” konumunda olduğundan hastaya karşı hastane sözleşme içi “kusursuz sorumlu” ve görevlendirdiği hekimin kusuru nedeniyle “yardımcı kişiden sorumlu” (BK. m.100, TBK. m.116) olduğu, Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre “hekim en hafif kusurdan dahi tam kusurlu” sayıldığından, her ikisi hastaya karşı tam kusur esasına göre tazminat ödemekle yükümlü olacağı, hastanın açtığı davada hastane ile hekim ve diğer hastane personeli arasında kusur oranlarının paylaştırılmasına gerek bulunmadığı, bu paylaştırma ancak tarafların birbirlerine karşı açacakları dönme (rücu) davasında söz konusu olabileceği, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporlarda küçüklerin %100 malül olduğunun tespit edildiği, 18 yaşından önce daimi maluliyet zararının oluşmadığına ilişkin görüşün, hukuka, hakkaniyete ve adalete uygun olmadığı, "daimi iş göremezlik" terimini yalnızca çalışma hayatına özgüleyen dar yorum, davacı küçüğün hayatı boyunca hiç karşılanmayacak bir zarara mahkum etmek sonucunu doğuracağı, "efor tazminatı" şeklindeki uygulamanın kabulü ile 18 yaşına kadar iş göremezlik tazminatının hesaplanarak ödetilmesine gerektiği, somut olayda ölüm söz konusu olmadığından davacıların destekten yoksun kalma tazminatları yönünden taleplerinin yerinde olmadığı, bakıcı gideri hesaplaması yapılırken aktüer bilirkişi raporunun brüt asgari ücretle hesaplama yapan kısmının dikkate alındığını, davacıların herhangi bir kusurunun bulunmayışı, zarar görenin yaşı, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, küçüklerin maluliyetinin derecesi ile tedavi tam olarak yerine getirilseydi küçüklerin gelirinden böyle bir pay ayırmasının gerekmeyeceği ve salt eksik bilgilendirilmekle bu zarara katlanmak zorunda olan aileye bakım yükümlülüğü de yüklenemeyeceği dikkate alındığında, bakıcı giderinden hakkaniyet indirimi yapılmasına dair koşulların oluşmadığı, eylemin ağırlığı, olayın oluş şekli, küçüğün ve anne babasının kusurunun bulunmayışı, maluliyetin derecesi ve tarafların ekonomik sosyal durumları değerlendirilerek küçükler yararına 100.000,00'er TL manevi tazminat ile küçüklerin uğradığı bedensel zarardan davacı anne ve babaya manevi tazminat verilmesi hususunda küçüğün %100 oranında malul olması, sürekli bakıcı muhtaçlığı ve tedavisinin hayat boyu süreceği dikkate alındığında anne ve babanında birlikte çocuğa baktığı anlaşıldığından hem küçük için hem de anne ve baba için 80.000,00'er TL tazminata hükmedildiği, faiz başlangıç tarihi dikkate alınarak bulunacak toplam tazminat tutarının yargılama sırasında TBK nın 76 ncı maddesi uyarınca davalının yaptığı geçici ödemelerin tutarını geçebileceği düşünülerek geçici ödemenin, işlemiş faizle bulunacak toplam tazminat tutarından mahsubunun gerektiği, eldeki dava haksız fiilden kaynaklandığından, olay tarihi olan 03.06.2011 tarihinden itibaren faiz alacağına hükmedildiği gerekçesiyle, ıslah dilekçesi ve taleple bağlı kalınarak davacı …Ücel’in maddi tazminat talebinin (sürekli iş göremezlik zararı) kabulü ile, 831.654,66 TL'nin olay tarihi olan 03.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı küçüğe velayeten davacılara verilmesine, davacı …’in maddi tazminat talebinin (sürekli iş göremezlik zararı) kabulü ile, 831.654,66-TL'nin olay tarihi olan 03/06/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı küçüğe velayeten davacılara verilmesine, davacıların bakıcı giderine yönelik taleplerinin kabulü ile, küçük …Ücel İçin 1.091.179,73 TL ve Küçük …Ücel için 1.091.179,73 TL olmak üzere toplam 2.182.356,46 TL’nin olay tarihi olan 03.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı küçükler adına velayeten davacılara verilmesine, koşulları oluşmadığından bakıcı giderine yönelik tazminattan indirim yapılmasına yer olmadığına, davacıların kendi adlarına talep ettikleri destekten yoksun kalma tazminat taleplerinin reddine, davacı küçük …Ücel’in manevi tazminat talebinin kabulü ile, 100.000,00 TL'nin olay tarihi olan 03.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı küçüğe velayeten davacılara verilmesine, davacı Küçük …Ücel’in manevi tazminat talebinin kabulü ile, 100.000,00 TL'nin olay tarihi olan 03.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı küçüğe velayeten davacılara verilmesine, davacı … 'in manevi tazminat talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile, 80.000,00 TL'nin (…Ücel’den dolayı 40.000,00 TL, …Ücel’den dolayı 40.000,00 TL) olay tarihi olan 03.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacıya verilmesine, davacı …'in manevi tazminat talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile, 80.000,00 TL'nin( …Ücel’den dolayı 40.000,00 TL, …Ücel’den dolayı 40.000,00 TL) olay tarihi olan 03/06/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1- Davacılar vekili; davacıların müşterek çocuklarının artık geriye dönüşü mümkün olmayacak şekilde %100 malül kaldıklarını, manevi tazminat alacaklarından indirim yapılmadan ve talep edilen tam miktar üzerinden manevi tazminatlara karar verilmesi gerektiğini belirtirek, kararın manevi tazminata ilişkin talepleri yönünden kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. 2- Davalı vekili; müvekkili hastaneye ve ilgili hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığını, Mahkemece gerektiği gibi kusur incelemesi yapılmadığını, talep dışında karar verildiğini, ceza dosyasının bekletici mesele yapılmamış olmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, dosyada mevcut kusur raporlarında ebeveynlerin sorumluluğunun değerlendirilmediğini, davacıların göz muayenesi hususunda özellikle kontrol bakımından gerekli şekilde bilgilendirildiği ancak davacıların gereken yükümlülüğü yerine getirmediğinin dinlenen tanık beyanı ve hastane kayıtları ile sabit olduğunu, maluliyet tespiti yönünden alınan raporların eksik ve hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile, bakıcı gideri tazminatının net asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini, bakıcı gideri tazminatında davacılara yapılan evde bakım ücreti ödemesinin dikkate alınmaması bu kapsamdaki ödemelerin hesaplanan tazminattan mahsup edilmemesinin ve bakıcı gideri tazminatından hakkaniyet indirimi yapılmamasının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat tutarlarının fahiş derecede yüksek olduğunu, alacak kalemleri için olay tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Mahkemece geçici ödeme tutarlarının mahsubuna karar verilmesinin isabetli olduğunu, ancak kabul anlamına gelmemek kaydıyla söz konusu ödemelerin işlemiş faizleri ile birlikte hükmedilen toplam tazminattan mahsubu ile doğrudan kalan bakiye tutara hükmedilmesi gerekirken Mahkeme tarafından sadece belirtilen ödemelerin mahsup edilmesine şeklinde karar verilmesi ile yetinilmesinin özellikle kararın icra ve infazında tereddüte sebebiyet verdiğini belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı hastanede izlenimi yapan çocuk doktoru …'ın 4. haftada göz muayenesi yaptırması gerekirken ilk muayeneyi çocuklar yaklaşık 3.5 aylık olduğunda yaptırdığı, göz doktoru …'in gerekli incelemeyi yapması gerekirken bunu yapmayarak hastalığın tedavi edilemez bir aşamaya gelmesine neden olduğu ve çocukları üst bir sağlık merkezine sevkini sağlamadığı, bu haliyle yapılması gereken muayenenin süresinden sonra gerçekleştiği, çocukların bu işlemler nedeniyle görme duyusunu kaybettikleri, küçüklerin ailesinin gerekli tedavinin yapılması için aydınlatmaması nedeniyle dava dışı doktorların kusurlu olduğu, davalı hastane bakımından ise olayın meydana gelmesinde gerek organizasyon olarak gerekse çalıştırdığı personelin ihmali nedeniyle zamanında göz muayenesinin yerine getirilmemesi ya da daha donanımlı başkaca bir sağlık kuruluşuna zamanında hastanın sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, somut olayın özellikleri gözetildiğinde, davalı hastanenin kusur durumu, küçüğün görme yetisini kaybetmesi ve bunun hayatı boyunca olası sonuçları birlikte değerlendirildiğinde hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğu, mahkemesince tarafların kusur durumu ve maluliyet oranı belirlendikten sonra uzman bilirkişi aktüerya bilirkişisinden rapor alınarak bu bedele hükmedilmesinde, küçüklerin "görme yetisini" kaybetmesi nedeniyle hayatı boyunca emsallerine oranla daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağı, bu haliyle sürekli iş gücü kaybının on sekiz yaşına kadar "efor tazminatı" olarak hesaplanmasında, sürekli bakıma muhtaç olması dikkate alınarak birleşen dosyada bakıcı giderine hükmedilmesine ve görme yetisi kaybı nedeniyle olayın somut özelliklerine göre bu ücrette hakkaniyet indirimi yapılmamasına ve ücretin belirlenmesindeki esaslarda benimsenen gerekçelere göre de, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrar ederek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle oluşan maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 502, 506, 508 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 2. Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamında yer alan raporlarda; küçük çocukların takip ve tedavisini yapan doktorların kusurlu olduğu, ailenin herhangi bir sorumluluğu olmadığının belirtildiği, kusur ve maluliyet oranlarının tespiti için alınan raporların dosya kapsamına uygun, yeterli ve maddi tazminat için yapılan hesaplamanın hakkaniyete, hukuk kurallarınına uygun olduğu, davacıların dava dilekçelerinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kendi adına asaleten ve çocuklar adına velayeten talep bulundukları ve yargılama sırasında verilen ıslah dilekçesine uygun hüküm kurulduğu da anlaşıldığından, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 506Kaynağı aç
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde

Trafik Kazalarında Sigortacıya Başvuru ve Zamanaşımı

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında dava açılmadan veya Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulmadan önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuru yapılması zorunludur. Başvuru tarihinden itibaren sigorta şirketine 15 günlük cevap süresi tanınmış olup bu sürede cevap verilmemesi ya da uyuşmazlığın çözülememesi durumunda yargı yoluna gidilebilir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 97Kaynağı aç
Madde 97 – (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir. Sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi:[73]

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi gereğince motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 109Kaynağı aç
Madde 109 – Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır. Görevli ve Yetkili Mahkeme:[78]

2918 sayılı Kanun'un 109. maddesi doğrultusunda, tazminat sorumlusuna karşı zamanaşımının kesilmesi sigorta şirketine karşı da kesilmesine yol açar; aynı şekilde sigortacıya karşı zamanaşımını kesen işlemler tazminat yükümlüsü bakımından da zamanaşımını keser.

Maluliyet tazminatı hesabında hangi bakiye yaşam tablosu esas alınır?

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/15582 Esas ve 2023/6813 Karar sayılı ilamı gereğince bakiye ömür tespitinde TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu uygulanır.

Trafik kazası nedeniyle sigortaya yazılı başvuru zorunlu mudur?

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi uyarınca dava veya tahkim öncesinde sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunulması ve 15 günlük yasal cevap süresinin beklenmesi zorunludur.

SGK tarafından yapılan geçici iş göremezlik ödemeleri tazminattan mahsup edilir mi?

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2024/1927 Esas ve 2024/4338 Karar sayılı kararına göre, Sosyal Güvenlik Kurumunca ödenen geçici iş göremezlik tutarları ve rücuya tabi sair ödemeler belirlenen tazminattan indirilir.

Trafik kazalarından doğan maluliyet taleplerinde zamanaşımı süresi ne kadardır?

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109. maddesi gereğince zarar ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve herhalde kaza tarihinden itibaren on yıl içinde dava açılmalıdır; fiil suç teşkil ediyorsa uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.

Çalışmayan küçükler için efor kaybı tazminatı talep edilebilir mi?

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2015/4618 Esas ve 2017/10383 Karar sayılı ilamı uyarınca, gelir getiren bir işte çalışmayan küçüklerin günlük yaşamsal faaliyetlerini yürütürken harcadıkları fazladan efor ekonomik bir değer kabul edildiğinden kaza tarihinden itibaren efor kaybı tazminatı hesaplanır.

Son 6 ay içinde alınmış hastane raporuyla malullük tespiti yapılabilir mi?

Müracaat tarihinden önceki son 6 ay içerisinde yetkilendirilmiş resmi hastanelerce düzenlenmiş sağlık kurulu raporu bulunması durumunda yeniden hastane sevki yapılmaksızın mevcut rapor doğrultusunda işlem yürütülür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu