Cezaevindeki Eşle Boşanma Davası: Ehliyet, Kısıtlama ve Nafaka

by Avukat Erdal Ersoy
Cezaevindeki Eşle Boşanma Davası: Ehliyet, Kısıtlama ve Nafaka

Cezaevinde bulunan bir eşe karşı boşanma davası açmak hukuken her zaman mümkündür. Eşin tutuklu mu yoksa hükümlü mü olduğu; hükümlüyse kesinleşmiş cezanın infazı kapsamında kısıtlama kararı verilip verilmediği, davanın nasıl yürütüleceğini belirleyen temel ayrımları oluşturmaktadır.

Tutuklu Eş ile Hükümlü Eş Arasındaki Temel Fark

Hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan tutuklu eş dava ehliyetini korur; boşanma davasını bizzat takip edebilir ya da bir vekile vekâlet verebilir. Hükümlü eşin durumu ise kesinleşmiş cezanın infazına ve kısıtlama kararı verilip verilmediğine göre farklılaşır.

Hükümlü Eşin Kısıtlanması: TMK m. 407

Türk Medeni Kanunu'nun 407. maddesi, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. Güncel düzenlemeye göre kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi ise isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir; vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 407Kaynağı aç
Madde 407- (Değişik:2/3/2024-7499/5 md.) Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır. Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir. Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler. Bu Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanır. IV. İstek üzerine

TMK m. 407, aynı zamanda kayyımlığa ilişkin hükümlerin niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanacağını öngörmektedir. Vesayet işlerinde yetki ise TMK m. 411 uyarınca kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 411Kaynağı aç
Madde 411- Vesayet işlerinde yetki küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine aittir. B. Yerleşim yerinin değişmesi

Kısıtlı Hükümlü Eşin Boşanma Davası Açma Ehliyeti

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/945, K. 2015/11223 sayılı kararında kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlanan davacının sınırlı ehliyetsiz konumunda olduğunu ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını yasal temsilcisinin rızası olmaksızın kullanabileceğini belirlemiştir. Söz konusu kararda TMK m. 16'ya dayanılmıştır. TMK m. 16 ise karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada yasal temsilci rızasının aranmadığını hükme bağlamaktadır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/945, K. 2015/11223Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/945 E.  ,  2015/11223 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, hükümlü olması nedeniyle vasisi aracılığıyla açtığı boşanma davasında eşinin de boşanma talebini kabul ettiğini beyan etmiş, davalı eş de cevap dilekçesi ve duruşmadaki beyanında boşanmayı kabul ettiğini bildirmiştir. Mahkemece, davacının hükümlü olması nedeniyle anlaşmalı boşanmanın mümkün olmadığı belirtilerek davaya çekişmeli olarak devam edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davacı almış olduğu kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlanmıştır. O halde sınırlı ehliyetsiz olan davacı, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını yasal temsilcisinin rızası olmadan kullanabilir (TMK.m.16). Davacının talebi Türk Medeni Kanununun 166/3 maddesinde düzenlenen "anlaşmalı boşanmaya" yöneliktir. Mahkemece, davacı bulunduğu cezaevinden getirtilerek, davalı da davet edildikten sonra beyanlarının alınması ve şartları oluştuğu takdirde "anlaşmalı olarak" boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 01.06.2015(Pzt.)
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16- Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir. Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar haksız fiillerinden sorumludurlar. IV. Hısımlık 1. Kan hısımlığı

Aynı kararda hükümlü davacının anlaşmalı boşanmaya (TMK m. 166/3) yönelik talebi de değerlendirmeye alınmıştır. Mahkemece davacının bulunduğu cezaevinden getirtilerek davalının da davet edilmesi ve her iki tarafın beyanlarının alınması gerektiği belirlenmiş; bu şartların sağlanması hâlinde anlaşmalı boşanmaya karar verilebileceği saptanmış, yalnızca hükümlülük gerekçesiyle talebin reddedilmesi bozma sebebi yapılmıştır.

Vasinin Boşanma Davasındaki Rolü ve Menfaat Çatışması

Boşanma davası açmak isteyen eşin aynı zamanda hükümlü eşin vasisi olması hâlinde menfaat çatışması doğar. Bu durumda önce vesayet makamından vasilikten çekilme talep edilmeli, yeni vasi atandıktan sonra boşanma davası bu yeni vasiye karşı açılmalıdır.

Vasinin anlaşmalı boşanma davası açması ya da açılmış bir anlaşmalı boşanmayı kabul etmesi mümkün değildir.

Anlaşmalı Boşanmada Hâkimin Bizzat Dinleme Yükümlülüğü

TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmaya hükmedilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir; bu değişiklikler taraflarca da kabul edilirse boşanmaya hükmolunur. Anlaşmalı boşanma yoluna başvurabilmek için ayrıca evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I. Konusu

Cezaevindeki hükümlü eşin duruşmaya katılımı, mahkemece ilgili cezaevi müdürlüğüne müzekkere yazılarak Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla sağlanabilmektedir; gün ve saat önceden bildirilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/945, K. 2015/11223 sayılı kararda ise hükümlünün bizzat cezaevinden getirtilmesi yolu esas alınmıştır. SEGBİS aracılığıyla beyan alınmasının bu kararın kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği söz konusu karardan doğrudan çıkarılamamaktadır.

Boşanma Sebebi Olarak Küçük Düşürücü Suç

TMK m. 163 uyarınca eşlerden birinin küçük düşürücü bir suç işlemesi ya da haysiyetsiz bir hayat sürmesi ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenememesi hâlinde, mağdur eş her zaman boşanma davası açabilir. Maddedeki 'her zaman' ifadesi, bu boşanma sebebinin herhangi bir süre kaydına bağlı olmadığına işaret etmektedir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 163Kaynağı aç
Madde 163- Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. IV. Terk[15]

Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması

TMK m. 166/1 uyarınca evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa her iki eş de boşanma davası açabilir. Davacının kusuru davalıya göre daha ağır ise davalının itiraz hakkı doğar; ancak bu itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa yine boşanmaya karar verilebilir (TMK m. 166/2).

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. Bu fıkra 14/11/2024 tarihli değişiklikle yeniden düzenlenmiştir.

Dava Süresince Geçici Önlemler ve Nafaka

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan geçici önlemleri, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin olanları, TMK m. 169 uyarınca re'sen alır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 169Kaynağı aç
Madde 169- Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır. C. Karar I. Boşanma veya ayrılık

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/223, K. 2019/849 sayılı bozma kararında davalının cezaevinde tutuklu veya hükümlü olmasının tedbir ve iştirak nafakasından sorumlu tutulmamasını gerektirmeyeceği açıkça belirlenmiştir. Kararda, TMK m. 169, 182, 185/2 ve 186/3 uyarınca tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetilerek dava tarihinden itibaren davalının mali gücü oranında nafakaya hükmedilmesi gerekirken bu yapılmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu saptanmıştır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/223, K. 2019/849Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2019/223 E.  ,  2019/849 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi VASİ : … DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın tarafından, tazminat miktarları ve reddedilen nafaka talepleri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ortak çocuk 12.07.1999 doğumlu Murat'ın inceleme tarihinde ergin olduğunun anlaşılmasına göre, davacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) ve manevi (TMK m. 174/2) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır. 3-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK m. 186/1), geçimine (TMK m. 185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re'sen) almak zorundadır (TMK m. 169). Yine boşanma veya ayrılık vukuunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK. M. 182). Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. Dosya kapsamından davalı erkeğin cezaevinde hükümlü olduğu anlaşılmaktadır. Davalının cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması, tedbir ve iştirak nafakası ile sorumlu tutulmamasını gerektirmez. O halde; Türk Medeni Kanunu'nun 169, 182, 185/2 ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere velayeti davacı anneye verilen ortak çocuk 2002 doğumlu Nuray yararına davalının mali gücü oranında tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. 4-Ortak çocuk 12.07.1999 doğumlu Murat yararına ergin olduğu tarihe kadar tedbir nafakasına hükmedilmemesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 5-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK m. 186/1), geçimine (TMK m. 185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re'sen) almak zorundadır (TMK m. 169). O halde; Türk Medeni Kanunu'nun 185/3. ve 186/3. maddeleri uyarınca, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek dava tarihinden geçerli olmak üzere davacı kadın yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. 6-Mahkemece davacı kadının çalıştığı ve davalı erkeğin hükümlü olması sebebiyle, yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmişse de, dosya içindeki kolluk araştırmasında davacı kadının ev hanımı olduğunun belirlendiği, ancak bir kısım tanıklarca da organize sanayide çalıştığı beyan edilmiştir. Mahkemece kadının sürekli gelir getiren bir işte çalışıp çalışmadığı, gelir elde ediyorsa bu gelirin kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı, işten ayrılmış ise hangi tarihte işten ayrıldığı, kendi rızası ile işten ayrılıp ayrılmadığı ve davalı erkeğin de herhangi bir geliri ve malvarlığının olup olmadığı araştırılarak sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yoksulluk nafakası hakkında karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.), (3.), (4.), (5.) ve (6.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 11.02.2019 (Pzt.)

Aynı kararda yoksulluk nafakası incelemesinde de eksiklik saptanmıştır: kadının sürekli gelir getiren bir işte çalışıp çalışmadığı, geliri varsa bu gelirin kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmadığı, işten ayrılmışsa tarihi ve ayrılışın kendi rızasıyla olup olmadığı ile davalı erkeğin geliri ve malvarlığı durumu araştırılmadan karar verilmesi eksik inceleme sayılarak bozma sebebi yapılmıştır. Yine aynı kararda davacı kadın yararına takdir edilen maddi ve manevi tazminatın tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kusur dereceleri, paranın alım gücü ve ihlâl edilen menfaatler çerçevesinde yetersiz kaldığı tespit edilmiş; TMK m. 174/1 ve 174/2 kapsamında yeniden değerlendirme yapılmak üzere hüküm bozulmuştur.

Nafaka Kararına Uymama: Tazyik Hapsi

Nafakaya ilişkin kararın gereğini yerine getirmeyen borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine İcra ve İflâs Kanunu'nun 344. maddesi uyarınca üç aya kadar tazyik hapsine tabi tutulabilir. Hapsin uygulanmasına başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse borçlu tahliye edilir. Nafaka borçlusunun nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması hâlinde ise ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir; bu karar mahkemenin takdirindedir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 344Kaynağı aç
Madde 344 – (Değişik: 31/5/2005-5358/15 md.) Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir. Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir. Hükmi şahısların muamelelerinde kimlerin ceza göreceği:

Sık Sorulan Sorular

Tutuklu eşe karşı boşanma davası açılabilir mi?

Evet, tutuklu eşe karşı boşanma davası her zaman açılabilir. Hakkında henüz kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan tutuklu eş dava ehliyetini korur; davayı bizzat takip edebilir ya da bir vekile vekâlet verebilir.

Hükümlü eş kısıtlanmışsa boşanma davasını kim açabilir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/945, K. 2015/11223 sayılı kararında kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlanan hükümlü davacının kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını yasal temsilcisinin rızası olmaksızın kullanabileceğini belirlemiştir; bu sonuç TMK m. 16'ya dayandırılmıştır. Boşanma talebinin kişiye sıkı sıkıya bağlı hak niteliği taşıdığı bu kararda kabul edilmiştir. Öte yandan vasinin anlaşmalı boşanma davası açması ya da açılmış bir anlaşmalı boşanmayı kabul etmesi mümkün değildir.

Cezaevindeki eşin kısıtlanması için ceza süresi ne olmalıdır?

TMK m. 407, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun ile değiştirilmiştir. Güncel hükme göre hükümlü ergin kişi, ceza süresine bakılmaksızın isteği üzerine kısıtlanabilir veya kendisine kayyım atanabilir. Beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin kişi ise isteği bulunmasa dahi gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir.

Cezaevindeki eş anlaşmalı boşanmayı kabul edebilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/945, K. 2015/11223 sayılı kararında hükümlü davacının anlaşmalı boşanma talebinin (TMK m. 166/3) usule uygun biçimde değerlendirilebileceğine hükmedilmiştir. Mahkemece davacının cezaevinden getirtilmesi, davalının davet edilmesi ve beyanların alınması gerektiği belirlenmiş; bu şartlar sağlandığında anlaşmalı boşanmaya karar verilebileceği saptanmış, yalnızca hükümlülük gerekçesiyle talebin reddedilmesi bozma sebebi yapılmıştır. TMK m. 166/3 uyarınca hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi zorunludur.

Cezaevindeki eş nafaka ödemek zorunda mıdır?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/223, K. 2019/849 sayılı bozma kararına göre eşin cezaevinde tutuklu veya hükümlü olması tedbir ve iştirak nafakasından sorumlu tutulmamasını gerektirmez. Hâkimin tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını gözetmesi ve dava tarihinden itibaren davalının mali gücü oranında nafakaya hükmetmesi gerektiği bu kararda açıkça saptanmıştır.

Boşanma davasında hâkim geçici tedbir alır mı?

TMK m. 169 uyarınca boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan geçici önlemleri, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin olanları re'sen alır. Sayılan konuların örnek niteliği taşıdığı madde metninde açıkça belirtilmiştir.

Nafaka borçlusu cezaevindeyse tazyik hapsi uygulanır mı?

Nafakaya ilişkin karara uymayan borçlu, alacaklının şikâyeti üzerine İİK m. 344 uyarınca üç aya kadar tazyik hapsine tabi tutulabilir. Borçlunun nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması hâlinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak tazyik hapsinin bu davanın sonuna bırakılması mahkemenin takdirindedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu