Kusursuz Sorumluluk Türleri ve İdarenin Tazmin Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Kusursuz Sorumluluk Türleri ve İdarenin Tazmin Sorumluluğu

Kusursuz Sorumluluk Kavramı ve Temel İlkeleri

İdare hukukunda kusursuz sorumluluk, idarenin herhangi bir kusuru bulunmasa dahi meydana gelen zararları tazmin etmesini gerektiren hukuki sorumluluk rejimidir. İdarenin kusurundan bağımsız olarak işletilen bu tazmin yükümlülüğü; hukuk güvenliği, hakkaniyet ve kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkelerinden temelini alır. Kamusal faaliyetlerin icrası sırasında bireylerin mal varlığında veya manevi dünyasında ortaya çıkan eksilmelerin karşılanması bu rejimin ana gayesini oluşturur.

Kusursuz sorumluluk rejiminin ana sütunlarını tehlike ilkesi (risk ilkesi), sosyal risk ilkesi ve fedakârlığın denkleştirilmesi (kamu külfetleri karşısında eşitlik) oluşturur. Bu üç ilke, sorumluluğun doğduğu somut olayın niteliğine ve kamusal faaliyetin özelliğine göre ayrı koşullara tabi tutulmuştur.

Kusursuz Sorumluluğun Unsurları ve İlliyet Bağı

Kusursuz sorumluluk kapsamında tazmin yükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için maddi veya manevi bir zararın varlığı ve bu zarar ile idarenin faaliyet alanı, eylemi ya da işlemi arasında makul, hukuken kabul edilebilir bir illiyet bağının bulunması şarttır. Zarar unsuru; kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı, tedavi giderleri ile araç ya da işletme hasarı gibi maddi zararları kapsadığı gibi ilgililerin katlandığı manevi zararları da içine alır.

İdari faaliyet ile gerçekleşen zarar arasındaki illiyet bağı mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru gibi etkenlerle etkilenebilir. Bu haller somut olayın özelliklerine göre idarenin tazmin sorumluluğunu sınırlayabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir.

Tehlike İlkesi (Risk İlkesi) ve Kapsamı

Tehlike ilkesi, idarenin yürüttüğü faaliyetin veya kullandığı araç, gereç ve tesislerin doğasında yüksek tehlike barındırması durumunda devreye girer. Bu tür yüksek tehlike içeren kamusal etkinliklerden ötürü bir zarar doğduğunda, idarenin kusurlu davranışı aranmaksızın tazmin sorumluluğu tesis edilir.

Bu ilkenin tipik uygulama alanlarını patlayıcı ve yanıcı maddelerin depolanması ile mühimmat ve atış alanlarından kaynaklanan patlama, şarapnel, yangın veya sarsıntı zararları oluşturur. Yüksek gerilim altyapısı ve enerji iletim hatlarındaki elektrik kaçakları ile yangınlar, büyük altyapı şantiyelerinde yürütülen derin kazı veya tünel çalışmalarının komşu taşınmazlarda yol açtığı oturma ve çatlaklar ile kolluk faaliyetlerinin tehlikeli yöntemlerle yürütülmesi sırasında üçüncü kişilerin uğradığı zararlar da bu çerçevede değerlendirilir.

Tehlike rejiminde deprem ve sel gibi öngörülemeyen, karşı konulamayan ve dışsal nitelikteki mücbir sebepler illiyet bağını kesebilir. Zarar görenin veya üçüncü bir kişinin ağır kusurunun varlığı halinde ise tazminat tamamen ortadan kaldırılmak yerine çoğunlukla hakkaniyet indirimiyle sınırlandırılır.

Sosyal Risk İlkesi

Sosyal risk ilkesi, idarenin kusuru bulunmasa dahi terör eylemleri, yaygın şiddet olayları veya kitlesel güvenlik ihlalleri gibi toplumsal nitelikteki risklerin tamamen bireyin üzerinde bırakılamayacağı kabulüne dayanır. Toplumun genel huzurunu ve güvenliğini hedef alan bu tür eylemlerden doğan zararların kolektif bir anlayışla tazmin edilmesi hedeflenir.

Sosyal risk dosyalarında mağdurun bizzat olayın faili ile müteselsil bir ilişki içinde yer alması veya ağır kusurunun bulunması tazminat miktarında indirime gidilmesine yol açabilir. Bu ilke altında tam bir telafi amaçlanmakla birlikte, bazı dosyalarda hakkaniyet gerekçesiyle kısmi sorumluluk kurulabilmektedir.

Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi

Fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesi, idarenin hukuka uygun faaliyetlerinin kamu yararı amacıyla belirli kişi veya kişilere olağan dışı ve ağır bir külfet yüklemesi durumunda uygulanır. Toplumun tamamının menfaatine yürütülen bir faaliyetin yarattığı ağır maliyetin tek bir kişinin sırtında kalması hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine aykırılık teşkil edeceğinden, ortaya çıkan zararın idarece karşılanması zorunludur.

Fedakârlığın denkleştirilmesi ile kamulaştırmasız el atma kurumları birbirine karıştırılmamalıdır. Fedakârlığın denkleştirilmesinde idarenin icraatı hukuka uygun olup bireyin katlandığı olağan dışı külfet dengelenirken, kamulaştırmasız el atma halleri idarenin bir taşınmaza malik gibi müdahalede bulunması gibi fiilî ve hukuka aykırı eylemlerinde gündeme gelir.

Kusursuz Sorumluluk Davalarında Görev ve Faiz

İdarenin kusursuz sorumluluğuna dayalı olarak açılacak tam yargı davalarında genel görevli yargı yeri idare mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise zararın gerçekleştiği yer veya davalı idarenin merkezinin bulunduğu yer mahkemesine göre tayin edilir.

Tazminat davalarında hükmedilecek faizin başlangıcı zarar türüne göre değişiklik gösterebilir. Maddi zararlar bakımından çoğunlukla zararın gerçekleştiği tarih ya da idareye başvuru tarihi faiz başlangıcı olarak esas alınırken, manevi zararlar için karar tarihi faiz başlangıcı olarak benimsenebilmektedir.

İdari Başvuru Usulü ve Kanuni Dava Açma Süreleri

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi gereğince, idari bir eylem neticesinde hakkı ihlal edilen kimselerin dava yoluna başvurmadan evvel ilgili idareye müracaat ederek haklarının yerine getirilmesini istemeleri kanuni bir ön şarttır. Bu doğrultuda ilgililerin, eylemi tebliğ veya sair yollarla öğrendikleri günden başlayarak bir yıl ve her durumda eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde idareye başvuruda bulunmaları gerekir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

İdareye sunulan talebin açıkça veya kısmen reddedilmesi durumunda bu işleme dair bildirimin tebliğini izleyen günden itibaren veya idarece otuz gün boyunca cevap verilmeyerek bu sürenin dolduğu tarihten başlayarak dava süresi içerisinde yargı merciine başvurulabilir. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca, özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmemişse Danıştay ve idare mahkemelerinde genel dava süresi altmış gündür; idari işlemlere karşı da özel kanun hükümleri saklı kalmak üzere tebliğden itibaren altmış gün içinde tam yargı veya iptal davası açılması gündeme gelebilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda idareye önceden başvurma şartı aranmaz. Ayrıca somut olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın niteliğine göre özel kanunlardaki sürelerin yanı sıra farklı başvuru usulleri ve arabuluculuk benzeri zorunlu süreçler de gündeme gelebilmektedir.

İdarenin kusursuz sorumluluk türleri nelerdir?

İdare hukukunda kusursuz sorumluluğun ana türleri tehlike ilkesi (risk ilkesi), sosyal risk ilkesi ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesidir.

Kusursuz sorumluluk tam yargı davasında görevli mahkeme hangisidir?

İdarenin kusursuz sorumluluğuna dayanan tam yargı davalarında genel görevli yargı yeri idare mahkemesidir.

İdari eylemden kaynaklanan zararlarda başvuru süresi ne kadardır?

2577 sayılı Kanun m. 13/1 uyarınca, eylemlerin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulması gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu