İdari Yargıda Tazminat, Tebligat ve Personel Devri

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Yargıda Tazminat, Tebligat ve Personel Devri

İdari Sorumluluk ve Tazminatın Hukuki Temeli

Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu açıkça düzenlemektedir. Kamu idareleri, hukuka aykırı işlem veya eylemlerinden dolayı kişilerin uğradıkları zararları bu hüküm çerçevesinde tazmin etmek zorundadır. İdari yargı yerlerince verilen iptal kararları, idari işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak işlemden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar.

Danıştay 13. Daire, E. 2016/4305, K. 2021/5439Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2016/4305 E.  ,  2021/5439 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2016/4305 Karar No : 2021/5439 DAVACI : … Madencilik Ar-Ge İnşaat ve Elektrik Üretim A.Ş. VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Başkanlığı VEKİLLERİ : Av. …, Av. … DAVANIN KONUSU : Dairemizin 05/11/2015 tarih ve E:2011/1714, K:2015/3771 sayılı iptal kararına konu işlem nedeniyle tam yargı davası olarak fazlaya ilişkin tüm hak ve tazminat istekleri saklı kalmak kaydıyla, 1. Davalı idarece irat kaydedilen 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 56.286,99 ABD Doları'nın 28/09/2016 tarihinden itibaren, 2. 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 33.731,51 ABD Dolarının 08/06/2011 tarihinden itibaren, 3. 5.000 ABD Doları kâr mahrumiyetinin iptal davasının açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle; 4.5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin iade tarihindeki dolar kurundan hesaplanmaması nedeniyle kur farkından doğan zarara karşılık 372.210,00-TL’nin 08/06/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca, idarenin hukuka aykırılığı yargı kararıyla saptanmış bir işlemi sonucunda bir hakkın ihlâline neden olması durumunda sorumlu tutulmasının hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu, 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesine göre kamu bankalarınca ABD Doları üzerinden açılan 1 yıla kadar vadeli döviz tevdiat hesaplarına uygulanacağı bildirilen azami faiz oranlarının uygulanması gerektiği, 03/05/2011 tarihinden teminatın anaparasının iadesinin gerçekleştiği 28/09/2016 tarihine kadar 5 yıl 4 ay 25 gün süreyle 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın haksız olarak idarenin elinde tutulduğu, bu paranın nemasından istifade edilemediği, gecikmeden doğan zararın 56.286,99 ABD Doları olduğu; ihale bedeli olan 5.700.000,00 ABD Dolarının TL karşılığı 8.671.980,00-TL'nin 02/05/2011 tarihinde yatırıldığı, 02/05/2011 – 08/06/2011 tarihi arasında 1 ay 6 gün süreyle bu paranın nemasından istifade edilemediği gibi kur farkından da zarar görüldüğü, iade tarihi olan 08/06/2011 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ABD Doları Satış Kurunun 1,5867-TL olduğu, 5.700.000,00 ABD Dolarının anapara olarak iade tarihinde 9.044.190,00-TL'ye tekabül ettiği hâlde, davalı idarece 08/06/2011 tarihinde sadece 8.671.980,00-TL'nin iade edildiği, 372.210,00-TL kur farkından doğan zarara sebebiyet verildiği, 03/05/2011 tarihinden 08/06/2011 tarihine kadar gecikmeden doğan zararın da 33.731,51 ABD Dolarını bulduğu, gecikmeden doğan zararın en az faiz kadar olduğu; faizin bağımsız bir zarar olduğu, tekrar davaya sebebiyet verilmemesi için faiziyle tazmini gerektiği, tam yargı davasının dayanağı iptal davasının açılış tarihinin 06/05/2011 olduğu, faiz başlangıç taleplerinin iptal davasının açıldığı tarihten sonra olduğu, geçici teminat anaparası 28/09/2016 tarihinde iade edildiğinden, bu tarihe kadar ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık ve anaparayla birlikte ödenmeyerek ayrı bir alacak hâline gelen alacağın 28/09/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesi gerektiği, ihale bedeli 08/06/2011 tarihinde iade edildiğinden, bu tarihe kadar işlemiş faizi ve 08/06/2011 tarihindeki kur karşılığı anaparasıyla birlikte ödenmeyerek ayrı bir alacak hâline geldiğinden 08/06/2011 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte iadesi gerektiği, davalı idarece söz konusu işlem tesis edildiğinden Grup-8 tesislerinin işletilemediği, kâr mahrumiyetine uğranıldığı, kâr mahrumiyetinin dava konusu tesislerin nitelik ve nicelikleri gözetilerek bilirkişi vasıtasıyla belirlenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 ABD Doları kâr mahrumiyetinin de iptal davası açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren kamu bankalarınca döviz tevdiat hesaplarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tazmini gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Öncelikle, usule ilişkin olarak, özel hukuk hükümlerine tâbi bir sözleşmenin imzası ile ilgili olarak iddia olunan tazminat alacağına ilişkin uyuşmazlığın adlî yargı merciince çözüme kavuşturulması gerektiğinden davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasa ilişkin olarak ise, 03/05/2011 tarihli yazı ile, devir için gerekli işlemler tekemmül etmediği hâlde 02/05/2011 tarihinde idare hesabına yatırılan ihale bedelinin iadesi için hesap numarasının idarelerine bildirilmesinin istenildiği, idarelerince herhangi bir ödeme yapılması talep edilmediği hâlde davacı tarafından tek taraflı olarak yapılan ödemenin iadesini teminen gerekli işlemlerin yapılması için girişimde bulunulduğu, şirketin yükümlülüklerini tamamlayamamasında idarenin kusurunun bulunmadığı, Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin iptal kararının geçici teminatın iadesi talebine ilişkin olduğu, İhale Şartnamesi'nin 7.3. maddesi uyarınca davacının faiz talebinin mümkün olmadığı, geçici teminatın ve ihale bedelinin geç iade edilmiş olduğu iddiası ile ileri sürülen faiz taleplerinin reddi gerektiği, davacının bu bedellerin iadesine ilişkin her türlü tazminat talebinden vazgeçtiğini, hiçbir ad altında bir talep ileri sürmeyeceğini taahhüt ettiği, faize faiz yürütülmesine ilişkin talebin hukukî dayanağının bulunmadığı, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 113. maddesinin dayanak olamayacağı, davacı tarafından faiz talep hakkının saklı tutulduğuna dair önceden ileri sürülmüş bir beyanın olmadığı, faiz talebinin ileri sürülemeyeceği, davacının geçici teminatının iadesi istemiyle açtığı davada faiz isteminde bulunulmadığı, yatırım yapılmadan ve yatırım riskleri alınmadan gelir elde etme amacıyla yoksun kalınan kazancın talep edildiği, kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak iddia edemeyeceği, İhale Şartnamesi'nin 18. ve 22.6. maddeleri uyarınca da katılımcıların tazminat isteminde bulunamayacağının taahhüt altına alındığı savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Davalı idarece irat kaydedilen 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 56.286,99 ABD Dolarının 28/09/2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden, davanın kısmen kabulü ile davacı tarafından idareye ödenen 231.870,00-TL için 09/05/2011 tarihinden 28/09/2016 tarihine kadar hesaplanan 112.574,47-TL'nin 28/09/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine, fazlaya ilişkin tazminat isteminin ise reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'NUN DÜŞÜNCESİ : Dava; 24/05/2010 tarihinde yapılan "Grup-8 Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrali" ihalesini kazanan davacı şirket tarafından, işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanması için ek süre verilmesi konusunda yapılan başvurunun reddine ve ihale aşamasında verilen teminatın irat kaydedilmesine ilişkin davalı idarenin 03/05/2011 tarih ve 2968 sayılı işleminin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 05/11/2015 tarih ve E:2011/1714, K:2015/3771 sayılı kararıyla, "davacı şirketin ihale bedelini ödediği ve yükümlülüklerini yerine getirmek üzere ilgili kurum ve kuruluşlara başvurduğu, kendilerine sözleşme imzalamak için tanınan 02/05/2011 tarihine kadar idareler nezdinde üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği, ancak üretim lisansının anılan tarihe kadar temin edilemediği, bununla birlikte, lisans için gerekli bütün belgelerin tam olduğu ve bu çerçevede Elektrik Piyasası Dairesi Başkanlığı'nca konunun "üretim lisansı verilmesinin uygun olduğu" görüşüyle Kurul'a arz edildiği görülmekte olup, bu aşamada davacı şirketin müdahale edemeyeceği Kurul toplantı tarihinden ötürü sorumluluğun kendilerine yüklenemeyeceği, tüm belgeler tamam iken lisans başvurusunun değerlendirileceği Kurul toplantısının kendilerine tanınan süreden sonra yapılacak olmasının "idareden kaynaklı" bir sebep olarak değerlendirilerek bu toplantı tarihini esas alan ek süre isteminin karşılanması gerektiği, kaldı ki, anılan sürecin belirliliği karşısında davacı şirketin Kurul kararından çıkacak sonucun beklenmesine yönelik süre uzatım başvurusunun ihale sürecini sekteye uğratmayacağı ve diğer isteklilerin haklarını etkilemeyecek nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, davalı idarenin 28/02/2011 tarihli yazısı ile, davacı şirketin bir talebi olmaksızın "resmi kurumlardaki iş ve işlemlerin devam etmesi" sebebiyle 2 aylık ek süre verildiği görülmektedir. Öte yandan, EPDK tarafından üretim lisansı işlemleri için davacıya verilen 90 günlük süre içinde yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sonrasında davalı idareden görüş istenildiği, davalı idare tarafından ise davacı şirkete tanınan 02/05/2011 tarihine kadar üretim lisansı verilmesine ilişkin işlemlere devam edilmesinde sakınca görülmediğinin bildirildiği, buna istinaden EPDK tarafından sürece devam edildiği, belgelerin bu süreden önce tamamlanmasından sonra Kurul toplantısından çıkacak kararın davacı şirket açısından "haklı beklenti" olarak kabulü ile talebin bu takvim çerçevesinde karşılanması gerekmektedir." gerekçesiyle iptal edilmesi nedeniyle; irat kaydedilen teminatın iadesi sırasında ödenmeyen, gecikmeden doğduğu ileri sürülen zarara karşılık 56.286,99 USD'nin 28/09/2016 tarihinden itibaren; ihale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen, gecikmeden doğduğu iddia edilen zarara karşılık 33.731,51 USD'nin 08/06/2011 tarihinden itibaren; kar mahrumiyeti olduğu belirtilen 5.000 USD'nin iptal davasının açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/(a) maddesine göre işletilecek faiziyle, ihale bedelinin iade tarihindeki dolar kurundan hesaplanmaması nedeniyle kur farkından doğduğu ileri sürülen zarara karşılık 372.210,00-TL'nin 08/06/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin usule yönelik iddiaları yerinde görülmemiştir. Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olduğu vurgulanmakta ve 138. maddesinin son fıkrasında, "yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiç bir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" yolunda kesin ve buyurucu bir kurala yer verilmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 4001 sayılı Yasayla değişik 1. fıkrasındaki "Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiç bir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez» şeklindeki hükümle Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesine uygun bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddenin 3. fıkrasında da, Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay veya ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır. Anayasanın 2. maddesinde yer alan, "Hukuk Devleti" ilkesinin doğal sonucu olarak idarenin mahkeme kararlarını "aynen" ve "gecikmeksizin" uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Bu kural, idareye kararın tebliğ tarihinden başlayıp otuz günün dolmasına kadar geçen sürede yargı kararını uygulamama yetkisi tanıyan bir hüküm değildir. Aksine maddede, kararların derhal uygulanması ilkesi benimsenmiş olup, her durumda bu sürenin otuz günü aşamayacağı, kararların uygulanması için idarelerin gereksinim duydukları sürenin nihayet otuz günle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır. Diğer taraftan, Anayasa'nın 11. maddesinde; Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu belirtilerek Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü vurgulanmış; bu bağlamda olmak üzere 129. maddenin 1. fıkrasında da, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları hükme bağlanarak Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığı ve üstünlüğü kamu görevlileri yönünden de teyit edilmiştir. Bu nedenle bir kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında, hukuk kurallarına uyulmaması, hizmeti yürüten idarenin ağır hizmet kusuru işlediğini gösterir ve tazmin sorumluluğunu doğurur. Diğer taraftan, bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı, kural olarak hizmet kusuru sayılmakta ise de, her aykırılığın kendisinin veya doğurduğu sonucunun tazminat sorumluluğuna yol açmıyacağı da idare hukuku ilkelerindendir. İdari işlemlerin iptalini gerektiren nedenlerle hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında bir bağlılık ve özdeşlik de yoktur. Bir işlemin herhangi bir yönden yasalara ve hukuk kurallarına aykırı görülerek iptal edilmiş olması, hizmet kusurunun varlığını kabule yetmez. Bir başka deyişle işlemin iptalini gerektiren her hukuki yanlışlığı ve aykırılığı, kendiliğinden hizmet kusuru olarak niteleme olanağı yoktur. İdare işleminin yapılması ve uygulanmasında hizmet kusuru işlemiştir diyebilmek için, saptanan hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerekmektedir. Her idarenin işleyebileceği türden, olağan nitelikteki hukuki yanlışlık ve aykırılıklar hizmet kusuruna yansımaz. Hizmet kusurunun oluşabilmesi için saptanan yanlışlık ve aykırılığın, hizmetin iyi kurulmadığını, düzenli işlemediğini gösterecek derecede ağır ve belirgin olması gerekir. Bakılan uyuşmazlıkta, davacı şirket tarafından, işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanması için ek süre verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ve ihale aşamasında verilen teminatın irat kaydedilmesine ilişkin davalı idarenin 03/05/2011 tarih ve 2968 sayılı işlemi hukuka aykırı bulunarak Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 05/11/2015 tarihli, E:2011/1714, K:2015/3771 sayılı kararıyla iptal edilmiş bulunduğundan; dava konusu 150.000-USD teminatın irat kaydedildiği 03/05/2011 tarihli ile teminatın iade edildiği 28/09/2016 tarihi arasında geçen süre için 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre hesaplanacak faizinden oluşan zararın davalı idarece davacıya ödenmesi gerekmektedir. İhale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen, gecikmeden dolayı doğduğu ileri sürülen zarardan dolayı 33.731,51-USD tazminat istemine gelince; dava konusu ihaleye ilişkin ihale şartnamesinin, "Teklif Bedeli ve Ödeme Koşulları" başlıklı 11. maddesinde, peşin ödemede, ihale bedeli olarak teklif edilen tutarın tamamının sözleşmeyi imza tarihinde peşin olarak ödenmiş olacağı belirtilmiş olup, olayda devir için gerekli işlemler henüz tamamlanmadan ve idarenin herhangi bir talebi de bulunmaksızın davacı tarafından 02/05/2011 tarihinde idarenin hesabına ihale bedelinin yatırıldığı, idarenin durumu farketmesi üzerine, ihale bedelinin iadesi için gerekli işlemlerin gecikmeksizin gerçekleştirerek anılan ihale bedelini 08/06/2011'de iade edip, … tarih ve … sayılı yazısıyla davacıya bildirdiği anlaşıldığından bu oluşumda davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir kusur ve tazminat sorumluluğu bulunmadığından bu konudaki tazminat talebi yerinde görülmemiştir. Davalı idarenin Danıştay kararıyla iptal edilen işlemi tesis etmemiş olsaydı, davacı şirketin dava konusu tesisleri işleterek kar edeceğinden bahisle, kar mahrumiyetine uğradığı iddiasıyla 5000 USD tazminat talebi ise; iptal kararına konu işlemin hiç tesis edilmemiş olması halinde de davacının anılan yeri işletebilmesinin koşullarının oluşabilmesi ve kar edebilmesinin kesin olarak kabulü ve tespitine hukuken imkan bulunmadığından varsayımlara dayanılarak talep edilen tazminat isteminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 02/05/2011 tarihinde; ihale bedeli olan 5.700.000 ABD dolarının TCMB Dolar satış kuru olan 1.520,00-TL kurdan ödeme tarihindeki TL karşılığı 8.671.980,00-TL olarak yatırılmasına karşılık, davalı idare tarafından 08/06/2011 tarihinde (1 ay 6 gün sonra) bu paranın aynen iade edilmesi ve 1.586,70-TL'lik kurun dikkate alınmamış olmasından dolayı uğranıldığı öne sürülen 372.210,00-TL kur farkının ödenmesi talebinde ise; idarenin talebi olmaksızın ve henüz ödeme şartları gerçekleşmeden davacı tarafından kendiliğinden yatırılan bu paranın idarece kısa sürede iade edilmiş olması ve ödeme yapılmasında idarenin herhangi bir kusurunun bulunmaması nedeniyle, anılan tazminat isteminde hukuki isabet bulunmamaktadır. Tarafların diğer iddiaları ise yerinde görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın kısmen kabulüyle, davalı idare tarafından, 150.000-USD teminatın irat kaydedildiği 03/05/2011 tarihinden, yargı kararı üzerine iade edildiği 28/09/2016 tarihine kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanun'un 4/(a) maddesine göre hesaplanacak faizinden oluşan davacı zararının ayrıca 28/09/2016 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacıya verilmesine; davanın, davacının diğer taleplerine yönelik kısımlarının reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Dava dosyasının, Dairemizin E:2011/1714 sayılı dosyasıyla birlikte incelenmesinden; Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun (Kurul) … tarih ve … sayılı kararıyla Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrallerinin özelleştirme kapsamına alınarak hazırlık işlemine tâbi tutulmasına karar verilmiş, Kurul'un … tarih ve … sayılı kararıyla da anılan santrallerin özelleştirme programına alınmasına ve santrallerin işletme hakkı verilmesi yöntemiyle özelleştirilmesine karar verilmiştir. Anılan kararlar çerçevesinde son teklif verme tarihi 19/02/2010 olan ihale sürecinde nihai pazarlık görüşmeleri 24/05/2010 tarihinde yapılan ihale sonucunda, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla 5.700.000,00 ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren … Girişim Grubuna (… Madencilik Ar-Ge İnşaat ve Elektrik Üretim A.Ş.) İhale Şartnamesi çerçevesinde işletme hakkının devredilmesine, Grubun sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde teminatın idare lehine irat kaydedilmesine karar verilmiştir. Bu süreçte, davalı idare tarafından … tarih ve … sayılı yazı ile … Girişim Grubuna İhale Şartnamesi hükümleri çerçevesinde sermaye şirketinin kurulması, üretim lisansı başvuruları için yeni kurulacak şirket için Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'na (EPDK) başvurulması, su kullanım anlaşmalarının yenilenmesi için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) nezdinde girişimde bulunulması, EPDK ve DSİ'den lisans ve su kullanımlarına ilişkin gerekli prosedürün tamamlanarak ihale bedelinin yatırılması ve teminat mektuplarının teslim edilerek işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması için 01/11/2010 tarihine kadar süre verildiği bildirilmiş, bu süre davalı idarece 03/01/2011 tarihine kadar uzatılmış, davacı şirketin süre uzatım talepleri üzerine önce 04/03/2011, sonrasında da 02/05/2011 tarihine kadar uzatılmıştır. Davacı şirket tarafından 02/05/2011 tarihli yazı ile kendilerine kısa bir süre verilmesi davalı idareden istenmekle birlikte aynı tarihte ihale bedeli olan 5.700.000,00 ABD Dolarının TL karşılığı olan 8.671.980,00-TL idare hesabına yatırılmıştır. Davalı idarenin … tarih ve … sayılı yazısıyla (Dairemizin 2011/1714 esas sayılı dosyasındaki dava konu işlem), 02/05/2011 tarihine kadar işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanması gerektiği hâlde bu süre içinde üretim lisanslarının temin edilip idarelerine sunulamadığından santrallerin devrinin mümkün olmadığı, ilgili Kurul kararına istinaden geçici teminatın irat kaydedildiği belirtilerek ikinci en yüksek teklif sahibine işletme hakkı devir işlemlerinin başlanıldığı, devir için gerekli işlemler tekemmül etmediği hâlde yatırılan ihale bedelinin iadesi için şirketin TL veya Döviz hesaplarının ivedilikle bildirilmesi istenilmiş; … tarih ve … sayılı yazısıyla, … tarih ve … sayılı yazı ile hesapların bildirilmesi istenilmiş ise de bugüne kadar bir bildirimde bulunulmadığı belirtilerek ihale bedelinin iadesi için şirket hesaplarının ivedilikle bildirilmesi yeniden talep edilmiş; … tarih ve … sayılı yazısıyla da, davacı şirketin 08/06/2011 tarihli faksında bildirilen hesaba … tarih ve … sayılı talimat ile ihale bedelinin yatırıldığı davacı şirkete bildirilmiştir. Davacı şirket tarafından, işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanması için ek süre verilmesi konusunda yapılan başvurunun reddine ve ihale aşamasında verilen teminatın irat kaydedilmesine ilişkin davalı idarenin … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle Dairemizin 2011/1714 sayılı esasına kayden açılan davada, Dairemizin 05/11/2015 tarih ve E:2011/1714, K:2015/3771 sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, anılan karara karşı davalı idarece yapılan temyiz başvurusu sonucunda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 02/06/2016 tarih ve E:2016/1994, K:2016/2349 sayılı kararıyla anılan kararın onandığı görülmüştür. Geçici teminatın irat kaydı işleminin yargı kararlarıyla iptal edilmesi üzerine, davacı şirket vekilinin … tarih ve … sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, irat kaydedilen 150.000,00 ABD Dolarının irat kaydedildiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte şirket hesabına gönderilmesinin istenilmesi üzerine, davalı idarece 28/09/2016 tarihinde 150.000,00 ABD Doları davacı şirkete ödenmiştir. Bakılan dava, Grup 8- Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrallerinin özelleştirilmesini teminen gerçekleştirilen ihalede davacı şirket tarafından verilen 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 56.286,99 ABD Dolarının 28/09/2016 tarihinden itibaren, 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 33.731,51 ABD Dolarının 08/06/2011 tarihinden itibaren, 5.000,00 ABD Doları kâr mahrumiyetinin iptal davasının açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle; 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin ise iade tarihindeki ABD Doları kurundan hesaplanmaması nedeniyle kur farkından doğan zarara karşılık 372.210,00-TL’nin 08/06/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Dairemizin 02/06/2017 tarihli ara kararıyla, davacıdan ve davalı idareden, 24/05/2010 tarihinde yapılan Grup-8 Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrali ihalesine ilişkin olarak, davacı tarafından teminat ve ihale bedellerinin davalı idareye ödenmesi ve geri alınmasına ilişkin dekont ve diğer belgelerin gönderilmesinin istenilmesine karar verilmiş; dosyaya sunulan cevabi yazı ve eklerinden, ihale bedeli olan 5.700.000,00 ABD Dolarının TL karşılığı olan 8.671.980,00-TL'nin 02/05/2011 tarihinde idareye yatırıldığı, davalı idarece 09/06/2011 tarihinde ihale bedelinin 8.671.980,00-TL olarak davacıya iade edildiği; geçici teminatın irat kaydı işlemi üzerine davacı şirket tarafından 09/05/2011 tarihinde … Bankası'ndan davalı idareye 150.000,00 ABD Doları teminatın karşılığı olarak 231.870,00-TL'nin yatırıldığı; İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 02/06/2016 tarih ve E:2016/1994, K:2016/2349 sayılı kararı gereği geçici teminatın iadesi olarak 150.000,00 ABD Dolarının davacı şirketin hesabına yatırıldığı anlaşılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN Dairemizin 02/06/2017 tarihli görevlilik kararıyla davalı idarenin görev itirazının reddine karar verilmiş olup, esasın incelenmesine geçildi. ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." kuralına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." kuralı yer almıştır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine Dair Kanun'un 1. maddesinde, "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir."; 2. maddesinin 1. fıkrasında, "Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur." kurallarına yer verilmiştir. 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 37. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, özelleştirme uygulamaları ile ilgili olarak, bu Kanun hükümleri gereğince yapılacak uygulamalar ile ihale usullerine ilişkin esasların İdarece çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceği kurala bağlanmıştır. Özelleştirme Uygulamalarında Değer Tespiti ve İhale Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 3. maddesinin (g) bendinde, İhale Şartnamesi, "İhale konusu işin genel ve özel şartlarına ilişkin belgeyi … ifade eder." şeklinde tanımlanmıştır. Elektrik Üretim A.Ş.'ye Ait Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrallerinin İşletme Hakkı Verilmesi Yöntemiyle Özelleştirilmesine İlişkin İhale Şartnamesi'nin 2. maddesinin 6. fıkrasında, teklif sahibi/alıcının ihale ilanı ve işbu İhale Şartnamesindeki hükümleri aynen kabul etmiş sayılacağı; 7. maddesinde, geçici teminat tutarının 150.000,00 ABD Doları olduğu; 7.4. maddesinin 2. fıkrasında, komisyon tarafından ihale sonucu verilen nihai kararın onayına ilişkin ÖYK kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakip, ÖYK kararında işletme hakkının devrinin kendisine yapılmasına karar verilen teklif sahibinin idare tarafından bildirilecek süre içerisinde işletme hakkı devir bedelini/peşinatı yatırmaması ve/veya sözleşmeyi imzalamaktan imtina etmesi ve/veya işbu Şartname'nin kesin teminat maddesinde belirtilen kesin teminatı vermemesi ve/veya idarece verilen süre içinde sermaye şirketi kurmaması ve/veya Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'ndan lisans alamaması ve/veya işbu Şartname'de belirtilen diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde, geçici teminatın idare lehine irat kaydedileceği; 18. maddesinin 3. fıkrasında, alıcının EPDK nezdinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'na lisans başvurusunda bulunacağı; 19. maddesinin 3. fıkrasında ise, ihale sonucunda teklif sahibinin kuracağı sermaye şirketinin EPDK nezdinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'ndan lisans alarak idareye başvuracağı belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava, davalı idarece irat kaydedilen 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 56.286,99 ABD Dolarının 28/09/2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden incelendiğinde; İdarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali kararları, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağlar. Kamu idareleri, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorundadırlar. Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için kanunî faiz uygulanması gerekmektedir. İdarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan bir zararın bulunması hâlinde bu zararı tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin gereği olup, mahrum kalınan para nedeniyle kanunî faiz hesabının yapılması ve ortaya çıkan tutarın iade edilen tutarla karşılanmamış olması hâlinde bu miktarın tazminine karar verilmesi gerektiği açıktır. Dairemizin 02/06/2017 tarihli ara kararı üzerine dosyaya sunulan cevabî yazı ve eklerinden, 150.000 ABD Doları bedelli geçici teminatın irat kaydedilmesi üzerine davacı şirket tarafından 09/05/2011 tarihinde Kuveyt Türk Katılım Bankası'ndan davalı idareye 231.870-TL'nin ödendiği; geçici teminatın irat kaydı işleminin iptali üzerine de davalı idare tarafından davacı şirkete 28/09/2016 tarihinde 150.000 ABD Doları ödemenin yapıldığı anlaşılmıştır. Her ne kadar davacı şirket tarafından irat kaydedilen 150.000 ABD Doları cinsinden geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık olarak hesaplanan 56.286,99 ABD Dolarının 28/09/2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiş ise de, davacı şirket (Ortak Girişim Grubu) tarafından, geçici teminatın idareye nakit olarak verilmediği, ihaleye geçici teminat mektubunun sunulduğu, söz konusu teminat mektubunun irat kaydedilmesi nedeniyle davacı şirket tarafından idareye Türk Lirası cinsinde ödeme yapıldığı, davalı idarece ise yargı kararının yerine getirilmesini teminen Türk Lirası cinsinden yapılan ödeme tutarını faiziyle ödemek yerine 150.000 Amerikan Dolarının davacıya ödendiği ve Amerikan Doları cinsinden yapılan bu ödemenin Türk Lirası karşılığının 447.270-TL olduğu anlaşılmaktadır, Öte yandan, davacı şirket tarafından idareye ödenen 231.870-TL üzerinden bir faiz ödenmesi gerektiği düşünülse dahi bu miktarın 09/05/2011 – 28/09/2016 tarihleri arasındaki hesaplanan yasal faiz tutarının yaklaşık 112.575,00-TL olduğu, davalı idare tarafından ise davacı şirkete 150.000 ABD Doları (28/09/2016 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ABD Doları Satış Kuru olan 2,9818 üzerinden yapılan hesaplamaya göre 447.270-TL) ödemenin yapıldığı; başka bir anlatımla, davalı idarece davacı şirkete iade edilen tutarın TL karşılığının davacı şirket tarafından idareye yapılan ödemeden 215.400-TL fazla olduğu, bu miktarın hesaplanan yasal faizden daha yüksek olduğu, idareye ödenen 231.870-TL üzerinden faiz hesaplanması davacı açısından aleyhe sonuç doğuracağından, bu kapsamda da davacı şirketin tazmini gereken bir zararının bulunmadığı görülmektedir. Dava, 5.700.000 ABD Doları ihale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 33.731,51 ABD Doları'nın 08/06/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faizi ile 5.700.000 ABD Doları ihale bedelinin iade tarihindeki ABD Doları kurundan hesaplanmaması nedeniyle kur farkından doğan zarara karşılık 372.210-TL’nin 08/06/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden incelendiğinde; Davalı idarenin … tarih ve … sayılı yazısıyla, … Girişim Grubuna İhale Şartnamesi hükümleri çerçevesinde sermaye şirketinin kurulması, üretim lisansı başvuruları için yeni kurulacak şirket için EPDK'ya başvurulması, su kullanım anlaşmalarının yenilenmesi için DSİ nezdinde girişimde bulunulması, EPDK ve DSİ'den lisans ve su kullanımlarına ilişkin gerekli prosedürün tamamlanarak ihale bedelinin yatırılması ve teminat mektuplarının teslim edilerek işletme hakkı devir sözleşmesi imzalanması için 01/11/2010 tarihine kadar süre verildiği, gelinen aşamada ise davacı şirkete yükümlülüklerin yerine getirilmesi için son olarak 02/05/2011 tarihine kadar süre verildiği; ancak İhale Şartnamesi ve sözleşmeye davet yazısı uyarınca davacı şirketçe gerekli yükümlülükler yerine getirilmeden (gerekli prosedür tamamlandıktan sonra ihale bedelinin yatırılması gerektiği hâlde) ve davalı idarece de bu hususta bir talep olmadan ihale bedelinin 02/05/2011 tarihinde davalı idare hesabına yatırıldığı; akabinde davalı idarenin … tarih ve … sayılı ile … tarih ve … sayılı yazılarıyla davacı şirketten, devir için gerekli işlemler tekemmül etmediği hâlde yatırılan ihale bedelinin şirkete iadesi için TL veya Döviz hesaplarının ivedilikle bildirilmesi istenilmiş ise de, davacı şirketin 08/06/2011 tarihli faksı ile hesap numarasının bildirilmesi üzerine davalı idarenin … tarih ve … sayılı talimatı ile ihale bedelinin davacı şirket hesabına yatırıldığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır. İdarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için idarenin bir işlem veya eyleminin bulunması, bu işlem veya eylemden bir zararın doğması ve idarenin işlem veya eylemi ile meydana gelen zarar arasında bir nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Bu itibarla, davacı şirketçe yerine getirilmesi gerekli yükümlülükler tamamlanmadan ve ihale bedelinin yatırılması hususunda davalı idarenin bir talebi bulunmadan davacı şirket tarafından ihale bedelinin davalı idare hesabına yatırıldığı; davalı idarenin davacı şirketin hesap numarasının bildirilmesine ilişkin yazıları uyarınca davacı şirket tarafından davalı idareye hesap numarasının bildirilmediği, bu yazılardan çok sonra davacı şirket tarafından davalı idareye faks ile hesap numarasının bildirilmesi üzerine, davalı idarece aynı tarihte ihale bedelinin iade edildiği, ihale bedelinin iadesine ilişkin olarak davacı şirketin bir talebi olmaksızın iadenin idarece re'sen gerçekleştirildiği hususları dikkate alındığında, davacının uğranıldığı belirtilen zararının kendi kusurlu davranışından kaynaklandığı, anılan zararın davalı idarenin herhangi bir işlem veya eyleminden kaynaklanmadığı, dolayısıyla, davacı şirketin bu kapsamda davalı idarece tazmini gereken bir zararı bulunmadığı anlaşıldığından, bu kısım yönünden de davanın reddi gerekmektedir. Dava, 5.000 ABD Doları kâr mahrumiyetinin iptal davasının açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden incelendiğinde; İdarelerin her türlü işlem ve eylemlerinden kaynaklı olarak kusurlu ve kusursuz sorumluluğu bulunmakta olup, kusura dayanan sorumlulukları hizmet kusuru olarak adlandırılmaktadır. Hizmet kusuru, idari hizmetin kuruluş ve işleyişinden kaynaklanmaktadır. Kamu hizmetinin yürütülmesi dolayısıyla idarenin, tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için, ortada bir idarî işlem veya eylemin bulunması, bu işlem veya eylemden zarar meydana gelmesi ve bu idarî işlem veya eylem ile zarar arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Öte yandan, idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi için zararın varlığı yeterli olmayıp, tazmini istenilen bu zararın gerçekleştiğine ilişkin somut bir delil bulunması, başka bir anlatımla, zararın, gerçekleşmiş, kesin ve belirli yani gerçek bir zarar niteliğinde olması gerektiğinden, henüz doğmamış ve doğması muhtemel zararlar ile doğması kuvvetle muhtemel olmakla birlikte belli bir miktar olarak ispatlanamayan zararların ise idare tarafından tazminine karar verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır. İdare tarafından tesis edilen işlemlerin yargı kararıyla iptaline karar verilmesinin davacı şirket ile davalı idare arasında sözleşme imzalanması sonucunu doğurmayacağı, nitekim iptal kararı sonrasında da davacı şirket ile davalı idare arasında sözleşme imzalanmadığı gibi, davacı şirket tarafından ihale nedeniyle herhangi bir hizmetin de yürütülmediğinin açık olduğu, davacı şirket tarafından kâr kaybı oluştuğu belirtilmiş ise de söz konusu kâr kaybının farazi nitelikte olduğu ve olası koşullara bağlı olarak kazanılması muhtemel bir kazanç kaybına dayandırıldığı anlaşıldığından, davacı şirketin yoksun kaldığı kâr miktarı olarak belirlenen 5.000,00 ABD Doları maddi zararın davalı idareden tazminine hukuken imkân bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 33.731,51 ABD Doları'nın 08/06/2011 tarihinden itibaren; 5.000,00 ABD Doları kâr mahrumiyetinin iptal davasının açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faizi ile 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin iade tarihindeki ABD Doları kurundan hesaplanmaması nedeniyle kur farkından doğan zarara karşılık 372.210,00-TL’nin 08/06/2011 tarihinden işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönlerinden DAVANIN REDDİNE oybirliğiyle; 2. Davalı idarece irat kaydedilen 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 56.286,99 ABD Dolarının 28/09/2016 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DAVANIN REDDİNE oyçokluğuyla; 3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 5. Posta gideri avansından artan tutarın ve istemi hâlinde …-TL maktu harcın düşülmesinden sonra kalan …-TL nispî harcın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 6. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 29/12/2021 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." kuralına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." kuralı yer almıştır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine Dair Kanun'un 1. maddesinde, "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir."; 2. maddesinin 1. fıkrasında, "Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur." kurallarına yer verilmiştir. İdarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali kararları, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağlar. Kamu idareleri, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorundadırlar. Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin faiz konusundaki kararlarına bakıldığında, konunun genel olarak mülkiyet hakkı çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir. Genel olarak faiz, paranın belli bir sürede getirdiği pay tutarını ifade etmektedir. Faiz, paraya karşılık alınan kâr anlamına gelmektedir. Kâr ise bir faaliyetin gerçekleşmesi sonucunda elde edilen gelir ile faaliyet için yapılan giderler arasındaki farkı ifade etmektedir. Bu anlamda, sermayenin belli bir süre kullanımı sonucu ödenen bedele faiz denilmektedir. Başka bir ifadeyle faiz, vade sonunda iade edilmek üzere başkasına kredi olarak verilen anaparaya ilave olarak borçlu tarafından alacaklıya ödenen bedeldir. Bu durumda faiz, parayı muvakkat bir zaman için kullanmanın bedeli olmaktadır. "Faiz, paranın kirasıdır" şeklinde de ifade edilebilir. Aslında faiz, alacaklının alacak olarak istemeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalınması sebebiyle kendisine ödenen bir karşılıktır. Ekonomi bilimi açısından faiz, sermayenin geliri olarak tanımlanabilir. Hukuken faiz yan edim olup, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten bir yan haktır. Bu nedenle faiz borcunun varlığı ve devamı, her şeyden önce asıl alacak hakkının varlık ve devamına bağlı bulunmaktadır. Asıl alacak hakkı doğmamışsa faiz borcu da doğmaz. Faiz yan bir hak olmakla birlikte asıl alacağın bir parçası (unsuru) olmayıp, sadece ona bağlı bir yan hak ve edimdir. Doğmuş faiz alacağı hukuken asıl alacaktan bağımsız bir nitelik taşımaktadır. Talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması da kural olarak aranmaz. Dava dosyasının incelenmesinden, Grup 8- Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrallerinin özelleştirilmesini teminen gerçekleştirilen ihalenin Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla 5.700.000,00 ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren … Girişim Grubu (… Madencilik Ar-Ge İnşaat ve Elektrik Üretim A.Ş.) üzerinde kalması üzerine … Girişim Grubunun sözleşmeye davet edildiği, ancak anılan … Girişim Grubunun sözleşmeyi imzalamaması ve İhale Şartnamesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle davalı idarenin 03/05/2011 tarih ve 395 sayılı Başkanlık Makamı Oluru ile geçici teminatın irat kaydedildiği ve bu hususun … tarih ve … sayılı yazı ile davacıya bildirildiği anlaşılmaktadır. Davacı şirket tarafından, işletme hakkı devir sözleşmesinin imzalanması için ek süre verilmesi konusunda yapılan başvurunun reddine ve ihale aşamasında verilen teminatın irat kaydedilmesine ilişkin davalı idarenin … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle Dairemizin 2011/1714 sayılı esasına kayden açılan davada, Dairemizin 05/11/2015 tarih ve E:2011/1714, K:2015/3771 sayılı kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar verildiği, anılan karara karşı davalı idarece yapılan temyiz başvurusu sonucunda, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 02/06/2016 tarih ve E:2016/1994, K:2016/2349 sayılı kararıyla anılan kararın onandığı görülmüştür. Geçici teminatın irat kaydı işleminin yargı kararlarıyla iptal edilmesi üzerine, davacı şirket vekilinin … tarih ve … sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, irat kaydedilen 150.000,00 ABD Dolarının irat kaydedildiği tarihten itibaren işleyecek faiziyle birlikte şirket hesabına gönderilmesi istenilmiştir. Dairemizin 02/06/2017 tarihli ara kararı üzerine dosyaya sunulan cevabi yazı ve eklerinden, geçici teminatın irat kaydı işlemi nedeniyle davacı şirket tarafından 09/05/2011 tarihinde … Bankası'ndan davalı idareye toplam 231.870,00-TL'nin yatırıldığı; Dairemizin davacı şirketin geçici teminatının irat kaydı işleminin iptali kararının İdari Dava Daireleri Kurulu kararıyla onanarak kesinleşmesi üzerine de davalı idare tarafından geçici teminatın iadesi olarak 28/09/2016 tarihinde 150.000,00 ABD Dolarının davacı şirketin hesabına yatırıldığı anlaşılmıştır. Bakılan dava, Grup 8- Dere ve İvriz Hidroelektrik Santrallerinin özelleştirilmesini teminen gerçekleştirilen ihalede davacı şirket tarafından verilen 150.000,00 ABD Doları geçici teminatın iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 56.286,99 ABD Dolarının 28/09/2016 tarihinden itibaren, 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin iadesi esnasında ödenmeyen gecikmeden doğan zarara karşılık 33.731,51 ABD Dolarının 08/06/2011 tarihinden itibaren, 5.000,00 ABD Doları kâr mahrumiyetinin iptal davasının açılış tarihi olan 06/05/2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle; 5.700.000,00 ABD Doları ihale bedelinin ise iade tarihindeki ABD Doları kurundan hesaplanmaması nedeniyle kur farkından doğan zarara karşılık 372.210,00-TL’nin 08/06/2011 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Teminat mektubunun ABD Dolarına endekslenmek suretiyle güncelleştirilerek ödenmiş olduğu dikkate alındığında, bu (davacı tarafından ödeme yapılan) miktara ayrıca faiz uygulanmaması, ekonomi bilimine ve sermayenin finansmanına, bankacılık sistemine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Belirtmek gerekir ki faiz ödememenin doğru olabilmesi için; – Yabancı para cinsinden dövize bankalarca faiz verilmemesi gerekir. Bunun böyle olmadığı kuşkusuzdur. – Yine, altın sertifikası ile bankaların yaptığı işlemler dikkate alınırsa Daire kararının maddi gerçeğe de ne denli aykırı olduğu anlaşılacaktır. Nitekim bankaların uyguladığı altın tahvili/altına dayalı kira sertifikası işlemlerine bakıldığında altının değerini koruduğu tartışmasız olmasına karşın kira geliri adı altında faiz anlamına gelen gelir getirmesi durumunun açıklaması yapılamaz. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yabancı para ile olan alacağa faiz uygulanacağına ilişkin içtihadı bulunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında özetle, "Alacaklının takip talebinde asıl alacağı ve asıl alacağa işlemiş faizi yabancı para olarak gösterdiği ve toplam yabancı para alacağının faiziyle birlikte tahsilini istediği, bu hâliyle fiili ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yapılmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; alacaklı, yabancı para alacağı olan asıl alacak içim 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işlemiş faiz talep edebilir… Takip talebinde, alacaklının yabancı parayı Türk parasına çevirme zorunluluğu yanında yabancı para alacağı için temerrüt faizi talep etmek isterse vade tarihi ile takip tarihi arasında işlemiş temerrüt faizini yine yabancı para olarak hesaplayıp (3095 sayılı Kanun m.4/a), takip tarihindeki kur üzerinden Türk parası olarak talep etmesi gerekir (Hukuk Genel Kurulu'nun 18/12/2002 gün ve E:2002/12-1058, K:2002/1064 sayılı ilamı) … 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar Devlet Bankalarının Amerikan Doları ile açılmış bir (1) yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre işlemiş faiz isteyebilir. …" gerekçesine yer verilmiştir. Davacı şirket tarafından, 150.000,00 ABD Doları bedelli geçici teminat mektubunun irat kaydedilmesi nedeniyle 150.000,00 ABD Dolarının 09/05/2011 tarihindeki TL karşılığı olarak toplam 231.870,00-TL'nin davalı idareye ödendiği, 150.000,00 ABD Doları tutarındaki geçici teminatın irat kaydı işleminin yargı kararıyla iptali üzerine de, davalı idarece yargı kararının yerine getirilmesini teminen 150.000,00 ABD Dolarının veya iade tarihindeki Türk Lirası karşılığının davacı şirkete ödenmesi gerektiği, bu kapsamda davalı idarece irat kaydedilen geçici teminat tutarı olan 150.000,00 ABD Dolarının davacıya ödendiği, irat kaydı üzerine davacı tarafından ödenen 231.870,00-TL ile 150.000,00 ABD Dolarının davalı idarece iade edildiği tarihteki TL karşılığı olan 447.270,00-TL (150.000,00 ABD Doları x Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın 28/09/2016 tarihindeki Döviz Satış Kuru 2,9818-TL) arasındaki farkın davacıya faiz ödendiği anlamına gelmediği, aradaki farkın ödeme ile iade tarihleri arasındaki kur farkından kaynaklandığı, bu nedenle, davacı şirket tarafından yapılan ödemenin, ödeme tarihinden davalı idarece teminatın iade edildiği tarihe kadar ki yasal faizinin davacı şirkete ödenmesi gerektiği açıktır. İdarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan zararı tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin gereği olup, davacı şirketin geçici teminatının irat kaydı işlemine ilişkin olarak açılan davada, Dairemizin 05/11/2015 tarih ve E:2011/1714, K:2015/3771 sayılı kararıyla teminatın irat kaydı işleminin hukuka aykırı olduğuna karar verildiğinden, hukuka aykırı işlem nedeniyle 03/05/2011 tarihinde irat kaydedilen geçici teminatın anılan karar uyarınca 28/09/2016 tarihinde davacıya ödenmesi nedeniyle; irat kaydedilen 150.000,00 ABD Dolarının 09/05/2011 tarihindeki TL karşılığı olarak idareye ödenen toplam 231.870,00-TL için 09/05/2011 tarihinden 28/09/2016 tarihine kadar hesaplanan 112.574,47-TL yasal faizinin davacıya ödenmesi gerekmektedir. Davacı şirketin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan irat kaydı işlemi nedeniyle geçici teminat bedelinin irat kaydedildiği 09/05/2011 tarihi ile davalı idarece ödemenin yapıldığı 28/09/2016 tarihleri arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, bulunan tazminat miktarının faiz niteliğinde olmadığı, davacı şirket açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabule aykırılık teşkil etmeyecektir. Bu itibarla, davanın kısmen kabulü ile davacı tarafından idareye ödenen 231.870,00-TL için 09/05/2011 tarihinden 28/09/2016 tarihine kadar hesaplanan 112.574,47-TL'nin 28/09/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi gerektiği oyuyla, bu kısım yönünden davanın reddi yolundaki karara katılmıyorum.
Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/2486, K. 2022/135Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/2486 E.  ,  2022/135 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/2486 Karar No : 2022/135 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … Yapı İmar İnşaat ve Ticaret Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Onüçüncü Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/1688, K:2021/1947 sayılı kararının davanın kabulüne ilişkin kısmının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 18/09/2015 tarihi itibarıyla asıl alacağa dönüştüğü ileri sürülen 59.288,48-TL yasal faiz alacağının 18/09/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/1688, K:2021/1947 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule yönelik itirazı yerinde görülmemiş; Özelleştirme Yüksek Kurulunun …tarih ve …sayılı kararıyla özelleştirme kapsam ve programına alınan Adana ili, Seyhan ilçesi, …Mahallesi, …ada, …nolu parsel üzerinde bulunan 7.210,55 m² yüzölçümlü Hazine adına kayıtlı taşınmazın satış yöntemiyle özelleştirilmesini teminen 21/12/2012 tarihinde gerçekleştirilen ihalenin, Kurulun …tarih ve …sayılı kararıyla davacı şirket üzerinde bırakılmasına karar verildiği; Davalı idarece, davacı şirket satış sözleşmesinin imzalanması için davet edilmiş ise de, gelinen aşamada davalı idare tarafından …tarih ve …sayılı işlem ile 10/06/2013 tarihinde varlık sözleşmesinin imzalanmaması hâlinde geçici teminatın idareleri lehine irat kaydedileceğine yönelik karar alındığı, davacı şirketin belirtilen tarihte sözleşme imzalamaya gelmemesi üzerine de …tarih ve …sayılı işlem ile davacı şirketin geçici teminatının irat kaydedildiği; Davacı şirket tarafından, davalı idarenin, varlık sözleşmesinin 10/06/2013 tarihi saat 15.00'e kadar imzalanması, aksi hâlde geçici teminatın irat kaydedileceğine ilişkin …tarih ve …sayılı işleminin iptali istemiyle Dairelerinin 2014/3030 sayılı esasına, satış sözleşmesinin 10/06/2013 tarihi saat 15.00'e kadar imzalanmadığından bahisle geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin …tarih ve …sayılı işleminin iptali istemiyle Dairelerinin 2014/5182 sayılı esasına kayden açılan davalarda, sırasıyla, Dairelerinin 16/06/2015 tarih ve E:2014/3030, K:2015/2209 sayılı ile 16/06/2015 tarih ve E:2014/5182, K:2015/2208 sayılı kararlarıyla anılan işlemlerin iptaline ve vekâlet ücretine ilişkin olarak da her bir davada 3.000,00-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacı şirkete verilmesine karar verildiği, iptal kararları üzerine davalı idarece yapılan temyiz başvuruları sonucunda, sırasıyla, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 11/11/2015 tarih ve E:2015/3255, K:2015/4066 sayılı ile 26/10/2015 tarih ve E:2015/3262, K:2015/3752 sayılı kararlarıyla anılan kararların onandığı; Teminatın irat kaydına yönelik işlemlerin yargı kararlarıyla iptal edilmesi üzerine, davacı şirketin 06/08/2015 tarihli dilekçeleriyle, teminat mektubu bedelinin irat kaydedildiği tarih olan 12/06/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, kararlarda hükmedilen toplam 6.000,00-TL vekâlet ücretinin de karar tarihi olan 16/06/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesinin davalı idareden istenildiği, davalı idare tarafından vekâlet ücreti ile teminat mektubu tutarının 02/09/2015 tarihinde davacı şirkete faizsiz olarak ödendiği; Bunun üzerine, davacı şirket tarafından …İcra Müdürlüğünün …sayılı dosyasından, teminatın irat kaydedildiği tarihten 02/09/2015 tarihine kadar işlemiş 59.176,00-TL faiz ile vekâlet ücreti alacağının karar tarihinden 02/09/2015 tarihine kadar işlemiş 112,48-TL faiz alacağı için toplam 59.288,48-TL üzerinden 18/09/2015 tarihinde davalı idare aleyhine takip başlatıldığı; davalı idarenin itirazı üzerine davacı tarafından …Asliye Hukuk Mahkemesinin …sayılı dosyasından itirazın iptali davası açıldığı, …Asliye Hukuk Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla, davanın kabulü ile, …İcra Dairesinin E:…sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline ve takibin devamına, takip tarihinden itibaren asıl alacak hâline gelen talep edilen takip miktarı üzerinden yasal faiz işletilmesine karar verildiği; davalı idarenin istinaf başvurusu sonucunda, …Bölge Adliye Mahkemesi …Hukuk Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile anılan Mahkeme kararının kaldırılmasına, uyuşmazlığın, idari yargının görev alanı içinde kaldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-b ve 115. maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, 2577 sayılı Kanun'un 9. maddesi uyarınca 30 gün içerisinde davacının idari yargıda dava açmakta muhtariyetine karar verildiği; Bakılan davanın, 18/09/2015 tarihi itibarıyla asıl alacağa dönüştüğü ileri sürülen 59.288,48-TL yasal faiz alacağının 18/09/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açıldığı; Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2., 12. ve 28. maddeleri, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine Dair Kanun'un 1. maddesi ve 2. maddesinin 1. fıkrasına yer verilerek; Teminatın irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihinden teminatın iade edildiği 02/09/2015 tarihine kadar yıllık %9 faiz oranı üzerinden hesaplanan 59.176,00-TL yasal faiz alacağı istemi yönünden; idarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali kararlarının, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağladığı; kamu idarelerinin, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorunda oldukları; Faizle para borçları arasında sıkı bir ilişki olup, faizin, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlandığı; talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için kural olarak idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının da aranmadığı; Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanması gerektiği; Anayasa Mahkemesinin faiz konusundaki kararlarına bakıldığında, konunun genel olarak mülkiyet hakkı çerçevesinde ele alındığının görüldüğü; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, “Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen veya vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi hâlinde, bu tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz, 120'inci madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödenir.” şeklindeki kuralın iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararında, “(…) Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakta, bu durum hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlâline neden olmaktadır.” değerlendirmesine yer verildiği; Bu bağlamda, idarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan zararı tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin gereği olup, davacı şirketin teminatının irat kaydı işlemlerine ilişkin olarak açılan davalarda, Dairelerinin 16/06/2015 tarih ve E:2014/3030, K:2015/2209 sayılı kararı ve 16/06/2015 tarih ve E:2014/5182, K:2015/2208 sayılı kararıyla teminatın irat kaydına yönelik işlemlerinin hukuka aykırı olduğuna karar verildiğinden, hukuka aykırı işlemler nedeniyle 12/06/2013 tarihinde irat kaydedilen teminatın anılan kararlar uyarınca 02/09/2015 tarihinde davacıya ödenmesi nedeniyle, teminat mektubunun irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihi başlangıç alınarak davacıya teminat bedelinden mahrum kaldığı süre için yasal faiz ödemesi yapılması gerektiği; …Asliye Hukuk Mahkemesinin …sayılı esasında görülen itirazın iptali davasında, dosyanın, hesap için bilirkişiye verildiği, dosyaya sunulan 28/09/2016 tarihli bilirkişi raporunun, yapılan incelemede hükme esas alınabilecek nitelikte olduğunun görüldüğü; Bu itibarla, 28/09/2016 tarihli bilirkişi raporunda, 300.000,00-TL bedelli teminat mektubunun irat kaydedildiği 12/03/2013 tarihinden, anılan tutarın ödendiği 02/09/2015 tarihine kadar yıllık %9 oranında işletilecek yasal faizinin 60.065,75-TL olarak hesaplandığı görülmekle birlikte, "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca, davacının talebi dışında bir karar verilemeyeceğinden, davacının talebi uyarınca 59.176,00-TL'nin davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna varıldığı; Teminatın irat kaydı tarihi olan 12/06/2013 tarihinden ödeme tarihi olan 02/09/2015 kadar hükmedilen bu tutara faiz yürütülüp yürütülemeyeceği yönünden; Davacı şirketin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan irat kaydı işlemi nedeniyle geçici teminat bedelinin irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihi ile davalı idarece ödemenin yapıldığı 02/09/2015 tarihleri arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, bulunan tazminat miktarının faiz niteliğinde olmayıp davacı şirket açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabule aykırılık teşkil etmeyeceği anlaşıldığından, 12/06/2013 ile 02/09/2015 tarihleri arası için ödenmesine karar verilen 59.176,00-TL'nin 18/09/2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacı şirkete ödenmesi gerektiği, Vekâlet ücreti alacağının geçici teminatın irat kaydı işlemlerinin iptali yolundaki Daireleri kararlarının verildiği 16/06/2015 tarihinden ödemenin yapıldığı 02/09/2015 tarihine kadar yıllık %9 faiz oranı üzerinden hesaplanan 112,48-TL yasal faiz alacağı istemi yönünden; Dairelerinin 16/06/2015 tarih ve E:2014/3030, K:2015/2209 sayılı kararı ve 16/06/2015 tarih ve E:2014/5182, K:2015/2208 sayılı kararıyla teminatın irat kaydına yönelik işlemlerin iptaline ve vekâlet ücretine ilişkin olarak da her bir davada 3.000,00-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacı şirkete verilmesine karar verilmesi üzerine, davacı şirket tarafından 06/08/2015 tarihli dilekçelerle, toplam 6.000,00-TL vekâlet ücretinin ödenmesinin davalı idareden istenildiği, bu kapsamda davalı idarece 02/09/2015 tarihinde 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirlenen 30 günlük süre içinde ödeme yapıldığının anlaşıldığı; Bu itibarla, taraflar arasında belirtilen süre içinde toplam 6.000,00-TL olan vekâlet ücretine ilişkin ödemenin yapılmadığına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığı da dikkate alındığında, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davalı idarece vekâlet ücretinin belirtilen süre içinde ödendiği, maddede vekâlet ücretine ilişkin ödemenin belirtilen süre içinde ödeme yapılması hâlinde ayrıca bir faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin bir kurala da yer verilmediği; nitekim aynı maddenin 6. fıkrasında yer alan davalı idareler tarafından faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin kuralın ise sadece tazminat ve vergi davalarına yönelik olduğu anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde ödenen vekâlet ücretine ilişkin faiz istemi yönünden davanın reddi gerektiği gerekçesiyle, 59.176,00-TL'nin 18/09/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemi yönünden davanın kabulüne, 112,48-TL yönünden davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından; davanın süresinde açılmadığı, yargı kararları üzerine teminat mektubu tutarının davacıya ödendiği, ancak söz konusu kararlarda faize ilişkin hüküm bulunmadığından herhangi bir faiz ödemesi yapılmadığı, davacının tam yargı davası değil, iptal davası açtığı ve 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesine göre de davacının faiz talep hakkı bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının kabule ilişkin kısmının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın kabule ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın temyize konu bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin reddine, 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin 27/05/2021 tarih ve E:2017/1688, K:2021/1947 sayılı kararının temyize konu kabule ilişkin kısmının ONANMASINA, 3. 24/01/2022 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Temyize konu edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; davacının geçici teminatının irat kaydedilmesine yönelik işlemlerin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce iptaline karar verilmesi üzerine, davalı idare tarafından geçici teminat tutarı, yargılama gideri ve vekâlet ücretleri toplamı olan …-TL ana paranın davacı şirkete ödenmesine karşın bu miktara isabet eden faiz yönünden ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla saptanarak iptal edilen geçici teminatın irat kaydına ilişkin işleme dayalı olarak davacı şirketin uğradığı zararların tazminat hukuku kuralları çerçevesinde davalı idarece ödenmesi gerekmekte olup, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesi üzerine, …-TL tutarındaki geçici teminatın irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihi itibarıyla ana alacak tutarına 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesinde öngörülen oranda faiz işletilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, …Asliye Hukuk Mahkemesi'nin …esas numaralı dosyasında görülen itirazın iptali davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi kapsamında hazırlanan bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda geçici teminat tutarının irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihinden, belirtilen teminat tutarının davacı şirkete ödendiği 02/09/2015 tarihine kadarki dönemde, yukarıda sözü edilen yargı kararlarıyla ortaya konulduğu üzere hukuka aykırı biçimde irat kaydedilen geçici teminat bedelinin davacı şirket tarafından kullanılamaması nedeniyle uğranılan zarara karşılık olarak işletilecek yasal faiz tutarı olan 59.288,48.-TL'nin de davacı şirkete ödenmesi gerekmektedir. İrat kaydedilen geçici teminat nedeniyle 12/06/2013 – 02/09/2015 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak ödenmesine karar verilen faiz alacağına 18/09/2015 tarihinden itibaren yasal faize hükmedilmesi istemine gelince; "Faiz", asıl alacağa bağlı fer'i nitelikte bir hak olup kişilerin hak etmiş oldukları alacakları zamanında alamamaları nedeniyle söz konusu paradan mahrum kaldığı süreye ve belli bir orana bağlı olarak hesaplanan bir karşılık mahiyet arzetmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi" başlıklı 121. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince temerrüt faizine faiz yürütülmesi mümkün değildir. Öte yandan, 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur." hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanun’un 3. maddesinde ise kanuni faiz ve temerrüt faizi hesaplanırken mürekkep faiz yürütülemeyeceği, bu konuya ilişkin Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin saklı olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun ticari işlerde faiz serbestisini ve mürekkep faizi düzenleyen “Ticari işlerde faiz” başlıklı 8. maddesinin ikinci fıkrasında ise, üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartının, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerli olduğu ancak, bu kuralın, sözleşenleri tacir olmayanlara uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu madde kapsamında değerlendirilebilecek kapitale dönüşen faiz alacağı, bir paranın faiz geliri elde etmek amacıyla ödünç verilmesi veya herhangi bir şekilde bir süre borçluda kalması üzerine faiz ödenmesinin öngörüldüğü hallerde söz konusu olabilir. Somut olayda ise, geçici teminatın irat kaydedilmesine yönelik işlemlerin iptali yolundaki Danıştay kararlarında dava konusu işlemlerin hukuka aykırılığı saptanmış olup, kapitale dönüşen nitelikte bir faiz alacağına hükmedilmemiştir. Bu nitelikteki faiz alacakları yönünden de Türk Borçlar Kanunu’nun 121. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince faiz yürütülmesi mümkün değildir. Bu nedenle, davanın kısmen kabulü ile bilirkişi raporundaki tespitler doğrultusunda, geçici teminat tutarının irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihinden, bu tutarın ödendiği 02/09/2015 tarihine kadar uğranılan zarara karşılık olarak işletilecek yasal faiz toplamı olan …-TL'nin davacıya tazminine, takibin başlatıldığı 18/09/2015 tarihinden itibaren sözü edilen faiz niteliğindeki alacağa ilişkin olarak işletilecek faiz ile ilgili talebin ise bahse konu faiz alacağına faiz yürütülmesi istemine ilişkin olduğu anlaşıldığından ve yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler uyarınca faize faiz yürütülebilmesine hukuken olanak bulunmadığından, bu istem yönünden davanın kısmen reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kısmen kabulü ile temyize konu Daire kararının, faiz niteliğindeki alacakla ilgili takibin başlatıldığı 18/09/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz isteminin kabulüne ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara bu kısım yönünden katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Uyuşmazlıkta davacının geçici teminatının irat kaydedilmesine yönelik işlemlerin Danıştay kararları ile iptali üzerine davalı idare tarafından yalnızca geçici teminat tutarı, yargılama gideri ve vekâlet ücretleri toplamı olan …-TL ana paranın ödendiği, ancak faiz alacağına yönelik bir ödeme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla saptanarak iptal edilen geçici teminatın irat kaydına yönelik işlemlere dayalı olarak davacı şirketin uğradığı zararların tazminat hukuku kuralları çerçevesinde tazmini gerektiği konusunda tereddüt bulunmamakla birlikte, bahse konu zararın bir faiz alacağı niteliği taşıdığı gözetildiğinde, faiz alacağının başlangıç tarihi önem arz etmektedir. Faiz, idarenin tazmin borcu bağlamında, kişilerin, idarenin eylem ve/veya işlemlerinden dolayı uğradıkları zararların giderilmesi istemiyle başvurmalarına karşın, idarenin zararı kendiliğinden ödemeyip, yargı kararıyla tazminata mahkûm edilmesi sonucunda, idarenin temerrüde düştüğü tarihten tazminatın ödendiği tarihe kadar geçen süre için 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre hesaplanacak tutarı ifade etmektedir. …Asliye Hukuk Mahkemesinin …esasında görülen itirazın iptali dosyasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda dosyaya ibraz edilen 28/09/2016 tarihli bilirkişi raporunda geçici teminat tutarının irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihinden, söz konusu tutarın davacıya ödendiği 02/09/2015 tarihine kadar uğranılan zarara karşılık olarak işletilecek yasal faiz toplamının …TL olarak tespit edildiği ve bahse konu raporun temyize konu Daire kararında hükme esas alındığı ancak "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca, davacının talebi dışında bir karar verilemeyeceğinden, davacının talebi uyarınca …-TL'nin davacıya ödenmesi gerektiğine karar verildiği görülmektedir. Bununla birlikte, Danıştayın yerleşik içtihatlarına göre, faize, talep veya dava tarihinden itibaren hükmedilebilecek olup, uyuşmazlıkta faiz alacağının başlangıç tarihi olarak geçici teminatın irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihinin değil, söz konusu işleme karşı iptal davasının açıldığı tarihin esas alınarak faiz hesaplaması yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, Daire kararında hükme esas alınan bilirkişi raporunda yer alan ve geçici teminat tutarının irat kaydedildiği 12/06/2013 tarihinden itibaren faiz alacağı öngören faiz hesabına göre değil, geçici teminatın irat kaydı işlemine karşı iptal davasının açıldığı tarih ile bahse konu tutarın davacıya ödendiği 02/09/2015 tarihi arasındaki döneme ilişkin faiz tutarının yeniden hesaplanması suretiyle karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının temyize konu kabule ilişkin kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyorum.
Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/2455, K. 2024/1442Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/2455 E.  ,  2024/1442 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/2455 Karar No : 2024/1442 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … İnşaat Ticaret Sanayi AŞ 2- … Holding AŞ VEKİLİ : Av. …. TEMYİZ EDEN (DAVALI): … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması taraflarca karşılıklı olarak istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"ne ilişkin olarak yapılan masraflar, irat kaydedilen teminat ve kâr beklentisi vd. tüm hususlar nedeniyle faiz, müspet, menfi ve munzam zarar ile her türlü maddi ve manevi zararlar saklı kalmak kaydıyla yargı kararları uyarınca; irat kaydedilen geçici teminat tutarı olan 10.000.000 ABD Dolarının, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet bankalarının (hangisi en yüksek oranı uyguluyor ise o Devlet bankasının) ABD Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin, 10.800,00-TL vekâlet ücreti ve 2.814,40-TL yargılama gideri ile Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin anılan ihaleye ilişkin kararları uyarınca davalı idareye ödenen 10.800,00-TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle 09/03/2018 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yapılan başvurunun, davalara ilişkin vekâlet ücreti, yargılama giderleri ve 10.000.000 ABD Dolarının ödenmesine ilişkin işlemlerin gerçekleştirildiği, ancak İdari Dava Daireleri Kurulu kararında teminatın faiziyle birlikte ödenmesine dair bir ibare bulunmadığından faize yönelik bir ödeme yapılmayacağından bahisle reddine ilişkin 15/03/2018 tarih ve 52082 sayılı işlemin iptali ile 919.184 ABD Doları asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faiziyle birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin taraflarına ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onüçüncü Dairesinin 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule yönelik itirazının geçerli görülmediği belirtilerek; Davacılar tarafından, davalı idarece geçici teminatın irat kaydı işleminin yargı kararıyla iptali üzerine geçici teminata ve yargı kararlarında idareleri aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ile yargılama giderine ilişkin olarak yapılan ödemeler borçlar hukuku çerçevesinde akdi ilişkiye dayalı yapılmış bir ödeme gibi değerlendirilmek suretiyle dava dilekçesinde birtakım hesaplamalar yapılarak geçici teminat yönünden ödenmeyen 919.184-USD asıl alacağın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istenilmiş ise de, davalı idarece yapılan ödemelerin idari yargı kararlarında hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile geçici teminatın irat kaydı işleminin iptali nedeniyle ilamın infazı kapsamında yapıldığı, bu bağlamda, her ne kadar dava dilekçesinde talep konusu geçici teminata ilişkin "asıl alacak" şeklinde nitelendirilmiş ise de davalı idarece yapılan ödemelerin ilamın infazı kapsamında bir ödeme olduğu anlaşıldığından, davacı şirketlerce tazmini istenilen tutarın geçici teminatın, vekâlet ücretinin ve yargılama giderlerinin faizine ilişkin olduğu sonucuna varıldığı, Dava konusu işlemin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden incelenmesinden; Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile anılan ihale sürecinde davacılar tarafından davalı idareye karşı açılan davalarda verilen kararların birlikte incelenmesinden, Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Dairelerinde açılan E:… dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında 1.800,00-TL ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığının 17/12/2015 tarih ve 86673822-101-02-99-V045/8215 sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmesi üzerine davacılar tarafından davalı idareye her bir dosya için 1.858,00-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL vekâlet ücreti ödemesinin yapıldığı, anılan kararların Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarıyla bozulması üzerine ise davalı idarece toplam 11.148,00-TL'nin davacılara iade edildiğinin anlaşıldığı, Dairelerinin kararlarının temyizen incelenerek bozulması üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (sırasıyla) 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararında 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararında 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararında 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararında 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararında 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararında 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verildiği, bunun üzerine davacı şirketler tarafından 09/03/2018 tarihli dilekçeyle yargı kararlarında lehe hükmedilen yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesinin davalı idareden istenildiği, bu kapsamda davalı idarece 15/03/2018 tarihinde 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirlenen 30 günlük ödeme süresi içinde yasal mevzuat uyarınca yapılması gerekli kesintiler sonrasında yargılama gideri ve vekâlet ücretinin toplam 11.670,44-TL olarak ödendiğinin görüldüğü, Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı idarece ödendiği anlaşıldığından, dava konusu işlemin konusuz kalan bu kısmı yönünden karar verilmesine gerek bulunmamakla birlikte, maddede yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin ödemenin belirtilen süre içinde ödeme yapılması hâlinde ayrıca bir faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin bir kurala yer verilmediği, nitekim aynı maddenin 6. fıkrasında yer alan davalı idareler tarafından faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin kuralın ise sadece tazminat ve vergi davalarına yönelik olduğu anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde ödenen yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin faiz istemi yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna varıldığı, Dava konusu işlemin irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarlı geçici teminat yönünden incelenmesinden; Davalı idarece sözleşmenin imzalanması için davacıların oluşturduğu ortak girişim grubuna verilen sürede yükümlülükler yerine getirilerek sözleşme imzalanmadığından 11/12/2015 tarih ve 1031 sayılı işlem ile anılan ortak girişim grubu tarafından davalı idare hesabına yatırılan (teminat mektubu iade alınmak suretiyle nakdi olarak) 10.000.000-USD geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verildiği, davacılar tarafından geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairelerinin … tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline kesin olarak karar verilmesi üzerine davacıların 09/03/2018 tarihli başvurusu kapsamında geçici teminat tutarına ilişkin olarak davalı idarece 15/03/2018 tarihinde 19.000.000,00-TL (3,8667-TL satış kuru üzerinden 4.913.750,74-USD), 331.067,61-TL (3,8667-TL satış kuru üzerinden 85.620,20-USD) ve 5.000.629,06-USD olmak üzere toplam 10.000.000-USD ödeme yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin konusuz kalan bu kısmı yönünden de karar verilmesine gerek bulunmadığı, Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde, irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarındaki teminatın, vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin idarelerince gerçekleştirildiği ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan kararında teminatın faizi ile birlikte ödenmesine dair bir ibare bulunmaması sebebiyle faize yönelik olarak idarelerince herhangi bir ödeme yapılamayacağının belirtildiği, İdarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali kararlarının, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağladığı, Kamu idarelerinin, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorunda olduğu, Faizle para borçları arasında sıkı bir ilişki olduğu, faizin, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlandığı, talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunmasının da kural olarak aranmayacağı, Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanmasının gerektiği, Anayasa Mahkemesinin faiz konusundaki kararlarına bakıldığında, konunun genel olarak mülkiyet hakkı çerçevesinde ele alındığının görüldüğü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, “Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen veya vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi hâlinde, bu tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz, 120'inci madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödenir.” şeklindeki kuralın iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesinin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararında, “Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık devlettir. Anayasa'nın 35. maddesinde ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, herkese başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkalarına devretme, kullanma, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme olanağı verir. İtiraz konusu kural, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı-borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bunun yanında kamu kurumlarının borcunu ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların devlete olan güvenini sarsmaktadır. Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir 'alacak' hâline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkânından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır. İtiraz konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapılmış tahsilâtlar ile hazinesinde tuttuğu meblağı kişilere iade ederken üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile talep tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizi ödemektedir. Düzenleme ile elde edilen kamu yararı kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete başkasının mülkü üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir. Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakta, bu durum hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlâline neden olmaktadır.” değerlendirmesine yer verildiği, Bu durumda, idarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan zararı tazmin etmesinin hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu, davacı şirketlerin teminatın irat kaydı işlemine ilişkin olarak açılan davalarda, teminatın irat kaydı işleminin hukuka aykırı olduğuna karar verildiği, hukuka aykırı işlem nedeniyle 11/12/2015 tarihinde irat kaydedilen 10.000.000-USD'nin ise anılan yargı kararının yerine getirilmesini teminen 15/03/2018 tarihinde davacılara iade edildiği, öte yandan geçici teminat tutarının davacılar tarafından davalı idare hesabına nakit 10.000.000-USD olarak yatırıldığı anlaşıldığından, 10.000.000-USD'nin irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihi başlangıç alınarak davacılara teminat bedelinden mahrum kalındığı süre için 3095 sayılı Kanun'un "Yabancı para borcunda faiz" başlıklı 4/a maddesi uyarınca, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle faiz ödemesi yapılması gerektiği kuralı çerçevesinde ödeme yapılması gerektiği açık olduğundan, faiz talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uygunluk bulunmadığı, Öte yandan, davacı şirketlerin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan irat kaydı işlemi nedeniyle geçici teminat bedelinin irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihi ile davalı idarece ödemenin yapıldığı 15/03/2018 tarihleri arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, hesaplanacak tazminat miktarının faiz niteliğinde olmayıp davacı şirketler açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla idarece hesaplanacak olan bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabule aykırılık teşkil etmeyeceği, Bu itibarla, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının hukukî sonucu olarak davacılara ödenmesi gereken tazminat miktarı davalı idarece hesaplanmak suretiyle netleşeceğinden, işbu kararımız uyarınca, davalı idare tarafından, 10.000.000-USD tutarındaki teminatın irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihinden anılan tutarın davacılara ödendiği 15/03/2018 tarihine kadar "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca dava dilekçesinde belirtilen "919.184-USD'ye yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda" talebi aşılmayacak şekilde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak yabancı para faizinin (zararın), yine dava dilekçesinde belirtilen "22/03/2018 tarihinden itibaren yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda" talebi de aşılmayacak şekilde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak faiziyle birlikte davacılara ödenmesi sonucunu doğuracağının anlaşıldığı gerekçesiyle, dava konusu işlemin geçici teminat tutarına 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmının iptaline, dava konusu işlemin yargılama gideri ve vekâlet ücretine faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davanın reddine, dava konusu işlemin davacının diğer istemlerine ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, konuya ilişkin olarak kesinleşen yargı kararlarının gereği gibi yerine getirilmediği, temyize konu kararın içerdiği hükmün yeni uyuşmazlıklara sebebiyet verebilecek nitelikte olduğu, açılan davanın iptal ve tam yargı davası niteliğinde olduğu, buna rağmen tam yargı davası yönünden hüküm kurulmadığı, nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usule aykırı olduğu, ödemelerin gerçekleştirildiği saat dikkate alındığında hatalı döviz kurunun dikkate alınarak hesaplama yapıldığı ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, geçici teminatın ihale şartnamesine uygun bir nedenden ötürü irat kaydedildiği, şartnamenin 19.1.4. maddesine göre, teklif sahiplerinin geçici ve varsa ek geçici teminatlara ilişkin olarak faiz, kazanç kaybı, sebepsiz zenginleşme, masraf, zarar ve sair isimler altında idareden hiçbir talepte bulunamayacağının düzenlendiği, idari işlemlerin iptal edilmesi neticesinde mutlak surette idarenin tazminat sorumluluğunun doğduğunun kabul edilemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFLARIN SAVUNMALARI : Taraflarca, Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın lehlerine olan kısımlarının usul ve hukuka uygun bulunduğu ve karşı tarafın temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Başkan Vekili …., Üyeler …, …, …, … ve …'nun "2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde, kararlarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, 1. fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı, 1. fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı belirtilmiş olup, ödemenin hiç yapılmaması veya eksik yapılması veyahut faiz istenildiği hâlde faiz işletilmeksizin yapılmasının süresi içinde ödeme yapılmadığı sonucunu doğuracağından bu kapsamda fer'i alacak niteliğindeki faize ilişkin taleplerin de asıl alacak gibi 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrasının yaptığı atıf nedeniyle genel hükümlerin yer aldığı İcra ve İflas Kanunu'ndaki hükümlere göre icra dairelerinde icra takibi yapılabileceği hükmü karşısında, uyuşmazlığın vekâlet ücretleri ile yargılama giderlerinin yasal faiz alacağına ilişkin kısmının görev yönünden reddi gerektiğinden dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine uygun düzenlenmediği, ayrıca 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesinde, idari davaların Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle açılacağı, dilekçelerde tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya ünvanları ve adreslerinin, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihinin, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceğinin hükme bağlandığı ve 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca değer ölçüsüne göre harca tabi olan tam yargı davalarında (1) sayılı tarifeye göre nisbi karar ve ilam harcının alınabilmesi için de anlaşmazlık konusu değerin dava dilekçesinde Türk Lirası olarak belirlenmesinin zorunlu olduğu dikkate alındığında, davacının ödenmesine karar verilmesini istediği zararın Türk Lirası cinsinden gösterilmemesi nedeniyle dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine de uygun olarak düzenlenmediği sonucuna ulaşıldığından temyize konu kararın usul yönünden bozulması gerektiği" yolundaki usule ilişkin ayrışık oylarına karşı; davanın görüm ve çözümünde idarî yargı yerinin görevli olduğuna ve dava dilekçesinin usule uygun olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da belirlenen pazarlık usulüyle 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirilen "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"nde Özelleştirme Yüksek Kurulunun … tarih ve … sayılı kararıyla, "… 2.755.000.000 (ikimilyaryediyüzellibeşmilyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonu'na gelir kaydedilmesine, 2.750.000.000 (ikimilyaryediyüzellimilyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren ERG-Ahlatcı Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, ERG-Ahlatcı Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonu'na gelir kaydedilmesine ve ihalenin iptaline" şeklinde alınan Değerleme ve İhale Komisyonu kararının onaylanmasına karar verilmiştir. Davalı idarece, Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu tarafından sözleşmenin imzalanması için gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine, 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idareleri lehine irat kaydedilmesi ve ihalede ikinci teklifi veren (davacı) ERG-Ahlatcı Ortak Girişim Grubu'na çağrıda bulunulmasına … tarih ve … sayılı Başkan Oluru ile karar verilmiştir. Davalı idarenin .. tarih ve … sayılı yazısıyla davacı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim grubunun sözleşme imzalamaya davet edildiği, davalı idarece sözleşmenin imzalanması için 13/08/2015 tarihine kadar verilen sürenin davacılar tarafından uzatılmasının istenilmesi üzerine 10/12/2015 tarihine kadar süre verildiği, ancak anılan ortak girişim grubu tarafından da verilen ek sürede de yükümlülükler yerine getirilerek sözleşme imzalanmadığından … tarih ve … sayılı davalı idare işlemi ile davacıların oluşturduğu ortak girişim grubu tarafından anılan ihale için verilen 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verilmiştir. Bu süreçte davacılar tarafından; 1- İdarî Şartname'nin 16.2. maddesi uyarınca ödeme tercihlerinin tutanak altına alınmak üzere gerekli hazırlıkların yapılması ve tutanağın imzalanması için yapılan başvurunun reddine dair Özelleştirme İdaresi Başkanlığının… tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin 28/04/2016 tarih ve E:2015/5847, K:2016/1366 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/10/2016 tarih ve E:2016/3548, K:2016/2734 sayılı kararıyla onanmasına; 2-Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemlerin iptaline, 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 3- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/109, K:2017/676 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 4-Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/110, K:2017/677 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 5- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Danıştay Onüçüncü Dairesinde açılan E:2015/6292 dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/112, K:2017/679 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 6-Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/111, K:2017/678 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 7-Özelleştirme İdaresi Başkanlığının … tarih ve … sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesinin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Davacı şirketlerin … tarih ve E… sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, şirketleri tarafından açılan davalarda verilen yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiği, tüm kalemlerden dolayı her türlü faiz, her türlü müspet zarar, her türlü menfi zarar, her türlü munzam zarar ve her türlü diğer maddi ve manevi hak ve zararları saklı kalmak kaydı ve çekincesiyle kesin nitelikteki anılan yargı kararları gereğince; a) İrat kaydedilen teminat tutarı olan 10.000.000-USD'nin, b) 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca 10.000.000-USD'nin irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının (hangisi en yüksek oranı uyguluyorsa) USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin (bu şekilde idarece belirlenip hesaplanacak olan döviz faizinin), c) İdare aleyhine hükmedilen toplam 10.800-TL vekâlet ücreti ile toplam 2.814,40-TL yargılama giderinin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin Danıştay İdari Dava Daireleri'nce bozulmasına karar verilen kararları uyarınca idareye ödenen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin, d) Toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren davalı idarece yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiş; Özelleştirme İdaresi Başkanlığının … tarih ve … sayılı işlemiyle, davalara ilişkin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarındaki teminatın ödenmesine ilişkin işlemlerin idarelerince gerçekleştirildiği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun anılan kararında "teminatın faizi ile birlikte ödenmesine" dair bir ibare bulunmadığından, faize yönelik olarak idarelerince herhangi bir ödeme yapılmayacağına karar verilmesi üzerine, işbu işlemin iptali ile 919.184-USD asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faizi ile birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle 16/04/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına alınan dilekçeyle temyizen incelenen dava açılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” hükmüne yer verilmiştir. Doktrinde idarenin hukuki sorumluluğu, kamu hizmetlerinden doğan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir kurum olarak tanımlanmaktadır. (Sarıca, Ragıp (1949) Hizmet Kusuru ve Karakterleri, Journal of Istanbul University Law Faculty, C:15, S:4, s. 858 vd.) İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, ortada bir zararın bulunması ve bunun idareye yüklenebilen bir işlem veya eylemden doğması, başka bir deyişle, zararla idari faaliyet arasında bir illiyet bağı bulunması gerekir. Ayrıca, ilgilinin zarara uğramasına neden olan idari işlem veya eylem, hizmetin geç işlemesi, kötü işlemesi veya hiç işlememesi şeklinde bir hizmet kusuru oluşturmalı ya da kusursuz sorumluluk esasının uygulanmasına elverişli olmalıdır. Başka bir anlatımla, kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekmektedir. Ancak, ortada tazmini gereken zararın bulunmaması, zararın zarar gören kişinin veya üçüncü kişinin eyleminden doğması, zararın mücbir sebeplerden kaynaklanması, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulamaması, idare hukukuna özgü tazmin nedenlerinin bulunmaması gibi durumlarda idarenin tazmin yükümlülüğü ortadan kalkar. Öte yandan, Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür” kuralı yer almaktadır. Bu düzenlemeden yola çıkılarak, doktrin ve yargı kararlarında, haksız fiilin; kusur, hukuka aykırı bir fiil, illiyet bağı ve zarar şeklinde dört temel unsuru olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla özel hukuka göre hukuka aykırılık ile kusur birbirinden ayrı karaktere sahip unsurlardır. Hukuka aykırılık, fiilin hukuk düzeni tarafından kabul edilmediğini ifade eden objektif bir durumken, kusur ise işlediği eylem nedeniyle failin kınanabilir olmasını ifade eden sübjektif bir durumdur. (Nomer, Haluk Nami (2015) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, s. 151 vd.; Oğuzman, M. Kemal/Öz, M. Turgut (2012) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 2, İstanbul 2012, s. 14.; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin, 11.1.2016 tarih ve E:2015/570, K. 2016/171 sayılı kararı.) Ancak özel hukuk öğretisinde, kusur ve zarar unsurlarından ayrı bir unsur olarak belirtilen “hukuka aykırılık” unsurunun nasıl yorumlanması gerektiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Türk öğretisinde genel olarak kabul edilen görüş olan “objektif hukuka aykırılık teorisi” uyarınca, mutlak hakların (mülkiyet hakkı, kişilik hakkı, yaşama hakkı vb.) ihlali ile diğer zararlar (örneğin: salt ekonomik zararlar) arasında bir ayrıma gidilmektedir. Bu görüşe göre, mutlak hakların ihlali tek başına hukuka aykırılık unsurunun kurulması için yeterli görülse de; diğer menfaatlerin zarar görmesi halinde, ayrıca bir hukuk normunun da ihlal edilmiş olması aranmaktadır. (Tercier, Pierre/ Pichonnaz, Pascal / Develioğlu, H. Murat (2016) Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul s. 571; Kurtulan, Gökçe (2017) Haksız Fiilde Hukuka Aykırılık Unsuru, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C:23, S:1, s.469.) Fransız hukukunda da hukuka aykırılık bazen başlı başına bir sorumluluk sebebi olarak kabul edilmekte iken, Conseil d’Etat zaman zaman salt hukuka aykırılığı tazminat sebebi olarak kabul etmemiştir. (Chapus, Rene (1957) Responsabilite Publıque et Responsabilite Privee, Paris, Librairie Generale de Droit et de Jurisprudence. s.165) Salt ekonomik zararlar olarak ifade edilen zararlar ise, kişinin üzerinde mutlak bir hakka sahip olduğu malvarlığı değerindeki eksilmeyi içermemektedir. Bu zararlar, maddi bir zarar kalemi olup "diğer zarar" kategorisi altında değerlendirilmektedir. Başka bir ifadeyle salt ekonomik zararlar, kişinin hayatına, sağlığına ya da malına gelen zararlar dışındaki "kâr kaybı" gibi ekonomik menfaatlerini etkileyen zararlardır. (Sanlı, Kerem Cem (2007) Haksız Fiil Hukukunun Ekonomik Analizi, İstanbul, s.333.) Uyuşmazlıkta, davacının davalı idare tarafından tazmin edilmesini talep ettiği zararların, davacının davalı idare nezdinde gerçekleştirilen bir ihalede sözleşmeyi süresinde imzalamamış olması neticesinde irat kaydedilen 10.000.000 Amerikan Doları tutarındaki teminatının, ihale sürecinin hukuka aykırı şekilde yürütüldüğü gerekçesiyle ihalenin ve devamındaki işlemlerin iptali yönündeki kesinleşen yargı kararları uyarınca kendisine iade edildiği tarihe kadar geçen sürede söz konusu paradan mahrum kalması neticesinde uğradığını ileri sürdüğü faiz alacağına ve yargılama giderleri ile vekalet ücretine faiz hükmedilmemesine dayandığı görülmektedir. Kurulumuzun ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptaline yönelik … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında, "… Somut olayda lisans sözleşmesinin uyuşmazlık konusu ihalenin esaslı bir unsuru olduğunda herhangi bir şüphe bulunmamakta olup, idarenin teklifler alındıktan sonra ihale süreci içinde ihalenin hukuki niteliğini imtiyaz sözleşmesinden özel hukuk sözleşmesine dönüştürmeye çalıştığı görülmektedir. Bu itibarla, ihale sürecinin esaslı unsuru olan lisans sözleşmesine ilişkin olarak teklifler alındıktan sonra ortaya çıkan ve davalı idarece de anlaşılan bu farklılığın teklifler alındıktan sonra düzeltilemeyecek, ve ihalenin iptalini gerektirecek ağırlıkta olduğu ve davalı idarece ihale işlemlerinin daha en baştan 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesine uygun olarak yürütülmediği açıktır. Başka bir deyişle 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesindeki düzenlemeye göre ihale sürecindeki tüm işlemlerinin lisans sözleşmesinin 'özel hukuk sözleşmesi' olacağından hareketle tesis edilmesi ve yürütülmesi gerekirken, ihale sürecinin 'imtiyaz verme' üzerine kurulduğu ve süreç içinde 'özel hukuk sözleşmesi'ne dönüldüğü, bu durumun, isteklileri yanıltıcı ve teklife esas iradelerini amaçladıkları kamu güvencesi ortadan kalktığı için doğrudan etkiler nitelikte olduğu; öte yandan sözleşmenin ancak Danıştay'ın düşüncesi alınarak değiştirilebileceği yönündeki hüküm dikkate alındığında ise, mevcut hâliyle sözleşme imzalanmış olsa bile, faaliyetin yürütülmesi sırasında gündeme gelebilecek sözleşme değişikliklerinin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda tereddütler yaşanacağı ve bu nedenlerle tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ihalenin bu şekilde yapılması ve sonuçlandırılması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Bu durumda, teklifler alındıktan sonra tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ve isteklilerin teklife esas iradelerini olumsuz etkilemek suretiyle onları yanıltacak nitelikte olan, idarenin hatası nedeniyle ilgilileri belirsiz bir lisans ve faaliyet süreci ile karşı karşıya bırakan ve bu hâliyle hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil eden şans oyunlarının lisans verilmesi suretiyle özelleştirilmesi ihalesinde ve ihale komisyonu kararında hukuka uygunluk bulunmadığı…" gerekçesine yer verilerek anılan işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Kurulumuzun davacının geçici teminatının iadesi sonucunu doğuran … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında ise, "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 16/03/2017 günlü, E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 günlü, E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozularak, dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Bu durumda, davacıların, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının … günlü, … sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin dayanağını oluşturan, ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Daire kararının bozularak anılan işlemlerin iptaline karar verilmesi nedeniyle dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamıştır." gerekçesine yer verilerek davacı şirketlerin geçici teminatının irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verildiği görülmüştür. Aktarılan yargı kararları ile davacı tarafından açılan diğer davalar neticesinde, davalı idare tarafından davacılara; 15/03/2018 tarihinde 5.000.629,06-USD, 19.000.000,00-TL ve 331.067,61-TL; yine aynı tarihte 11.670,44-TL; 22/03/2018 tarihinde ise "vekâlet ücretleri" açıklaması yapılarak 6.131.40-TL, 4.459,20-TL ve 557,40-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL ödemenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Yapılan ödemeler dikkate alındığında, vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin ödemelerin İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinde belirlenen süre içerisinde eksiksiz olarak yapıldığı ve davacının davalı idare nezdinde bulunan 10.000.000 Amerikan Doları tutarındaki teminatının bir kısmının döviz olarak bir kısmının ise ödeme tarihindeki Türk Lirası karşılığı ödenmek suretiyle gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Davacı ise, yapılan ödemelere faiz işletilmemiş olması sebebiyle, zarara uğradığını ileri sürerek zararının giderilmesini istemektedir. Bu noktada, davacıların irat kaydedilen dolar cinsinden teminatının, irat kaydedildiği tarihte 29.509.000-TL'ye tekabül ettiği, bu tutara idarenin teminatı elinde bulundurduğu toplam süre olan 2 yıl 3 ay 5 günlük yasal faiz uygulandığında ödenecek toplam tutarın, 35.519.134,41-TL'ye karşılık geldiği, davacılara teminatın iade edildiği tarihte ise Türk Lirası karşılığı olarak yaklaşık 38.800.000-TL ödeme yapıldığı, bu yönüyle davacıların Türk Lirası cinsinden bir kaybı olmamasına rağmen döviz cinsinden teminatın nakit olarak idarenin hesabına yatırılmış olması sebebiyle zarara uğradığını ileri sürdüğü açıkça anlaşılmaktadır. O halde, davacıların döviz cinsinden uğradığını ileri sürdüğü faiz zararı ile idarenin hukuka aykırı olduğu yargı kararlarıyla sabit olan idari işlemleri arasında illiyet bağının var olup olmadığını ve doğduğu iddia edilen zararın hukuksal niteliğinin ortaya konulması zorunludur. Davaya konu ihalede en avantajlı ikinci teklif sahibi konumunda olan davacılar, 22/04/2015 tarihli yazı ile 13/08/2015 tarihine kadar sözleşme imzalamaya davet edilmiş, davacılar tarafından 22/06/2015 tarihli yazı ile süre uzatımı talep edilmesi üzerine bu süre 10/12/2015 tarihine kadar uzatılmış, bu aşamada davacılar tarafından 09/12/2015 tarihinde yapılan başvuru ile geçici teminat mektubunun iade edilerek, teminat olarak 10.000.000 Amerikan Doları tutarında dövizin idarenin hesabına havale edilmesi talep edilmiş, bu talepleri idarece kabul edilerek gerekli işlemler tesis edilmiş ve sözleşmenin verilen ek sürenin sonunda imzalanmaması üzerine teminat irat kaydedilmiştir. Tüm bu süreç dikkate alındığında, teminatın irat kaydedilmesinin asıl sebebi, davacıların sözleşmeyi süresinde imzalamamış olmasıdır. Öte yandan, davacılar tarafından idareye sunulup da iadesi talep edilen teminat mektubu incelendiğinde, teminatın talep halinde tazmininin Türk Lirası cinsinden yapılabileceği görülmekte olup davalı idarenin de dosya kapsamında sunduğu 14/12/2015 tarihli muhasebe fişinden döviz olarak idareye sunulan teminatın idarenin hesaplarına Türk Lirası olarak kaydedildiği görülmüştür. Bu durumda teminat mektubu davacılar tarafından iade alınmamış olsaydı bankanın teminatı Türk Lirası cinsinden tazmin edeceği ve davacıların bankaya ödemesi gereken kredi miktarını ödeme tarihindeki döviz kuru karşılığı olan Türk Lirası üzerinden bankaya ödeyeceği açıktır. Bu noktadan hareketle, döviz cinsinden meydana gelen faiz zararının asıl nedeninin yine davacıların teminat mektubunu iade alarak nakit yatırmayı tercih etmesi olduğu anlaşılmaktadır. Zira davacılar sözleşmenin imzalanması için verilen son günden bir gün önce geçici teminat mektubunu idareden iade alarak nakdi teminat yatırmayı kendileri tercih etmiştir. Bu durumda, davacıların döviz cinsi varlık üzerinden uğramış olduklarını ileri sürdükleri salt ekonomik zararın, mutlak bir hak niteliğinde olmadığı, zararın doğmasına, idarenin hukuka aykırı olarak ihale sürecini yürütmüş olmasının değil, davacıların bu süreçteki tercih ve kararlarının sebebiyet verdiği, idarenin ihale sürecine ilişkin verilen yargı kararlarının gereğini de yerine getirdiği dikkate alındığında, davalı idarenin davacılar tarafından gerçekleştiği ileri sürülen zararı tazmin yükümlülüğünün bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, temyize konu kararın, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Öte yandan, işbu kararda belirtilen hususlar ile davacıların dava dilekçesindeki talepleri ile temyiz dilekçesindeki iddiaları bir arada değerlendirildiğinde; hukuki nitelendirmenin sağlıklı yapılabilmesi adına temyize konu kararın dava konusu işlemin yargılama gideri ve vekâlet ücretine faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davanın reddi ile dava konusu işlemin davacının diğer istemlerine ilişkin kısmı hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kısımlarının da bozulması gerekmiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin kabulüne; 2. Kısmen iptal, kısmen ret, kısmen karar verilmesine yer olmadığına ilişkin Danıştay Onüçüncü Dairesinin temyize konu 04/05/2023 tarih ve E:2018/1319, K:2023/2170 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. Kesin olarak, 27/06/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; davacıların dava dilekçesinin "Konu" ve "Sonuç ve İstem" bölümlerindeki ifadeler dikkate alındığında, davanın iptal ve tam yargı davası niteliğinde olduğunun kabulü gerektiğinden davacıların tazminat talebi hakkında bir karar verilmemesi sebebiyle Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenle, temyize konu kararın eksik inceleme nedeniyle bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onüçüncü Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz istemlerinin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

İdarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için üç koşulun bir arada bulunması gerekir: idarenin bir işlem veya eyleminin varlığı, bu işlem ya da eylemden bir zararın doğması ve aralarında nedensellik bağının kurulabilmesi. Tazmin edilebilecek zarar gerçekleşmiş, kesin ve belirli nitelikte olmalıdır; henüz doğmamış, muhtemel ya da somut kanıtla ispatlanamayan zararlar tazminat kapsamına girmez. Nedensellik bağının kurulamadığı durumlarda — örneğin zararın asıl nedeninin zarar görenin kendi tercihinden kaynaklandığı saptandığında — idarenin tazmin yükümlülüğü ortadan kalkar.

İdare hukuku ilkeleri çerçevesinde, bir idari işlemin yasalara ve hukuka aykırılığı kural olarak hizmet kusuru sayılmakla birlikte her aykırılığın kendisinin veya doğurduğu sonucun tazminat sorumluluğuna yol açmayacağı da kabul edilmektedir. İdari işlemin iptalini gerektiren nedenlerle hizmet kusurunu doğuran nedenler arasında bağlılık ve özdeşlik bulunmamaktadır.

Yargı Kararlarının Uygulanması ve Faize İlişkin Kurallar

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca idare, mahkeme kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmek veya eylemde bulunmakla yükümlüdür; bu süre kararın idareye tebliğinden itibaren hiçbir şekilde otuz günü geçemez. Bu otuz günlük süre, idareye kararı uygulamamak için bir yetki vermez; kararların derhal uygulanması esas olup otuz gün aşılamayacak azami süredir. Yargı kararına rağmen işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hâllerde idare aleyhine idari yargıda maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

Danıştay 13. Daire, E. 2018/1319, K. 2023/2170Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2018/1319 E.  ,  2023/2170 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2018/1319 Karar No : 2023/2170 DAVACILAR : 1. … Ticaret ve Sanayi A.Ş. 2. … Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Başkanlığı VEKİLLERİ : Av. …, Av. … DAVANIN KONUSU : "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"ne ilişkin olarak yapılan masraflar, irat kaydedilen teminat ve kâr beklentisi vd. tüm hususlar nedeniyle faiz, müspet, menfi ve munzam zarar ile her türlü maddi ve manevi zararlar saklı kalmak kaydıyla yargı kararları uyarınca; irat kaydedilen geçici teminat tutarı olan 10.000.000 ABD Dolarının, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet bankalarının (hangisi en yüksek ise o Devlet bankasının) ABD Doları cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin, 10.800,00-TL vekâlet ücreti ve 2.814,40-TL yargılama gideri ile Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin anılan ihaleye ilişkin kararları uyarınca davalı idareye ödenen 10.800,00-TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle 09/03/2018 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'na yapılan başvurunun, davalara ilişkin vekâlet ücreti, yargılama giderleri ve 10.000.000 ABD Dolarının ödenmesine ilişkin işlemlerin gerçekleştirildiği, ancak İdari Dava Daireleri Kurulu kararında teminatın faiziyle birlikte ödenmesine dair bir ibare bulunmadığından faize yönelik bir ödeme yapılmayacağından bahisle reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali ile 919.184 ABD Doları asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faiziyle birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin taraflarına ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. DAVACILARIN İDDİALARI : Davalı idareye yapılan başvurunun şirketleri vekili aracılığıyla yapıldığından idarece verilen cevabi yazının vekile tebliğinin zorunlu olduğu, ancak taraflarına tebligat yapılmadığı, 13/04/2018 tarihinde yapılan araştırmadan 15/03/2018 tarihli dava konusu işlemin tesis edildiğinin öğrenildiği, davanın süresinde açıldığı; teminatın nakde çevrilmesi durumu gözetilerek idarenin banka hesabına 09/12/2015 tarihinde 10.000.000-USD'nin gönderilerek teminat mektubunun idareden teslim alındığı, 11/12/2015 tarih ve 1031 sayılı Olur ile de teminatın irat kaydedildiği, davalı idareye 09/03/2018 tarihinde yapılan başvuru üzerine davalı idare tarafından 5.000.629,06-USD ve 19.353.886,05-TL ödeme yapıldığı, 15/03/2018 tarihinde 1 dolar efektif satış kurunun 3,9004-TL, 22/03/2018 tarihinde ise 1 dolar efektif satış kurunun 3,9216-TL olduğu, davalı idarece yapılan ödemelerin neye istinaden yapıldığının belirtilmediği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99, 100 ve 131. maddeleri uyarınca ödemelerin yargılama giderleri ve faize mahsup edilmesi ve kalan miktarın ödeme günündeki kurdan dolara çevrilmesi gerektiği, Halk Bankası'nın 1 yıl vadeli dolar mevduat hesabına göre; 10/12/2015-31/12/2015 tarihleri arası 21 gün yıllık %3,25 döviz faizinin 18.958-USD, 01/01/2016-31/12/2016 tarihleri arası 360 gün yıllık %3,50 döviz faizinin 350.000-USD, 01/01/2017-31/12/2017 tarihleri arası 360 gün yıllık %4,00 döviz faizinin 400.000-USD, 01/01/2018-15/03/2018 tarihleri arası 80 gün yıllık %4,75 döviz faizinin 105.555-USD olmak üzere toplam 874.513-USD olduğu, kararların kesinleştiği 06/11/2017 tarihinden ilk kısmi ödemenin yapıldığı 15/03/2018 tarihine kadar 4 ay 9 gün (129 gün) için 24.414,40-TL‘nin %9 faizinin 787,36-TL, 15/03/2018 tarihi itibarıyla toplam alacağın faizleriyle birlikte 10.874.513-USD ve 25.201,76-TL olduğu; 15/03/2018 tarihinde davalı idarece yapılan 19.342.738,05-TL ödemeden 25.201,76-TL'nin çıkarılması sonrasında 9.317.536,29-TL'nin kaldığı, bu rakamın 3,9004 kurundan dolara çevrildiğinde 4.952.706,47-USD'ye tekabül ettiği, 5.000.629,06-USD ve 4.952.706,47-USD toplandığında 9.953.335,53-USD olduğu, ödeme tarihi itibarıyla hesaplanan 10.874.513-USD'den 9.953.335,53-USD çıkarıldığında kalan miktarın 921.177-USD olduğu, 22/03/2018 tarihine kadar 7 gün geçtiği için 921.177-USD'nin %4,75 üzerinden işlemiş faizinin 850-USD olduğu, 22/03/2018 tarihi itibarıyla toplam alacağın 922.027-USD olduğu, idarece ödemenin yapıldığı 22/03/2018 tarihindeki dolar kuru (3,9216-TL) üzerinden 11.148,00-TL'nin 2.842,72-USD olduğu, 922.027-USD'den 2.842,72-USD çıkarıldığında kalan miktarın 919.184-USD olduğu bu nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ile 919.184-USD asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faiziyle birlikte aynen veya ödeme günüdeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı Türk Lirası'nın davalıdan tahsilinin gerektiği ileri sürülmüştür. DAVALININ SAVUNMASI : Öncelikle, usule ilişkin olarak, davacıların 09/03/2018 tarihli başvurularına verilen 15/03/2018 tarihli cevapta Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun kararında teminatın faizi ile birlikte ödenmesine ilişkin bir ibare bulunmadığından idarelerince faize yönelik bir ödeme yapılmayacağının bildirildiği, davacıların aşkın zarar (munzam zarar), menfi ve müspet zarar ve eksik ödenen para ile ilgili 26/03/2018 tarihli 4 adet dilekçesine cevaben yargı kararlarında ihalenin iptali nedeniyle davacıya munzam, müspet ve menfi zarar ödeneceğine dair bir hüküm bulunmadığından yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığının da 18/04/2018 tarihli yazı ile davacılara gönderildiği, davanın 18/04/2018 tarihinde açıldığı, yazının ise 17/03/2018 tarihinde davacılara tebliğ edildiği, davanın 30 günlük dava açma süresi içinde açılmadığı; davacılara süre verilerek eksik harç tamamlanmadığında davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasa ilişkin olarak, davacılara 22/04/2015 tarihli yazı ile lisans sözleşmesinin imzalanması için 13/08/2015 tarihine kadar süre verildiği, davacılar tarafından 22/06/2015 tarihli yazı ile sürenin uzatılmasının talep edildiği, bunun üzerine 23/06/2015 tarihli yazı ile süre 10/12/2015 tarihine kadar uzatılmış ise de anılan sürede sözleşmenin imzalanmadığı, Şans Oyunları Lisansının Verilmesi, Lisansa Konu Faaliyetlerin Düzenlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmelik'in 8. maddesinin 9. fıkrasında verilen süre içinde sözleşmenin imzalanmaması hâlinde teminatın irat kaydedileceğine ilişkin hüküm bulunduğu, geçici teminat mektubunun davacıların Şartname hükümlerine aykırı davranması ve taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle 11/12/2015 tarihli Olur ile irat kaydedilerek ihalenin iptal edildiği, teminatın 14/12/2015 tarihinde 10.000.000-USD karşılığı 29.843.000-TL olarak irat kaydedildiği, yargı kararına istinaden 14/03/2018 tarihinde teminatın ödenmesine ilişkin Olur alındığı, Özelleştirme Fonu'nun nakit durumu ile Fon'un gelir gider durumu göz önünde bulundurularak 15/03/2018 tarihinde 5.000.629,06-USD, 19.000.000,00-TL ve 331.067,31-TL ödeme yapıldığı, yargı kararında teminatın faizle ödenmesine ilişkin bir ibarenin bulunmadığı, tahsil edilen vekâlet ücretlerinin iade edildiği, yargı kararlarında yer alan yargılama giderleri ve vekâlet ücretlerinin de davacılara ödendiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin 2. ve 6. fıkraları uyarınca davacılar tarafından Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında yer alan vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine yönelik olarak faiz talep edilemeyeceğinin açık olduğu, söz konusu dilekçe üzerine idarelerince bahse konu tutarların 30 gün içinde banka hesaplarına ödendiği; davacıların teklif ekinde yer alan ve tüm sayfaları imzalanan İdari Şartname'yi kayıtsız şartsız kabul ettikleri, Şartname'nin 19.1.4. maddesi uyarınca teklif sahiplerinin geçici teminatlara ilişkin olarak faiz, kazanç kaybı, sebepsiz zenginleşme, masraf, zarar ve sair isimler altında hiçbir talepte bulunmayacakları, 26.8. maddesi uyarınca da yapılan masrafların ve harcamaların ödenmesini talep edemeyecekleri, faiz dahil herhangi bir talepte bulunamayacaklarının belirtildiği, ihale süreci ve Şartname hükümleri uyarınca davacıların idareden alacaklarının bulunmadığı, davacıların faiz talep etme hakkının bulunmadığı, ihalenin iptali nedeniyle idarelerinin mal varlığında zenginleşme olmadığı gibi idarelerince ihale sürecinde yapılan giderler nedeniyle zararları olduğu, dava dilekçesinde yapılan hiçbir hesaplamayı, belirtilen rakamları, faiz taleplerini, sunulan belgeleri, faiz oranlarını, idarelerinin temerrüde düşürülmemesi nedeniyle faiz başlangıç tarihlerini kabul etmedikleri, idarelerinin herhangi bir borcunun bulunmadığı, bir işlemin iptal edilmiş olmasının hizmet kusurunun varlığını kabule yeterli olmadığı, hukukî değerlendirme hatasından veya yoruma dayalı bir idari tasarruftan kaynaklanan idari işlemlerin hukuka aykırı bulunarak yargı kararıyla iptal edilmiş olmasının mutlak surette tazminat sorumluluğunu doğuracağı anlamını taşımadığı, tarafın zararlarının karşılanması talebinin reddi işleminin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde, idarî dava türleri; idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Aynı Kanun'un "Kararların sonuçları" başlıklı 28. maddesinde, "1. (Değişik: 10/06/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez… Ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 02/07/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur…" kuralı yer almıştır. Özeleştirme İdaresi Başkanlığı'nca, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da belirlenen pazarlık usulüyle 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirilen "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi" Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 12/08/2014 tarih ve 2014/92 sayılı kararıyla, 2.750.000.000 (ikimilyaryediyüzellimilyon) ABD Doları bedelle en yüksek ikinci teklifi veren ERG-… Ortak Girişim Grubu üzerinde bırakılmış ancak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde anılan ortak girişim grubu tarafından sözleşmenin imzalanması için gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verilmiştir. Bu süreçte davacılar tarafından; 1- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemlerin iptaline, 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 2- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/109, K:2017/676 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 3- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/110, K:2017/677 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 4- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Danıştay Onüçüncü Dairesi'nde açılan E:2015/6292 dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/112, K:2017/679 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 5- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/111, K:2017/678 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 6- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 17/12/2015 tarih ve 86673822-101-02-99-V045/8215 sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Davacı şirketlerin 09/03/2018 tarih ve E.50863 sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, şirketleri tarafından açılan davalarda verilen yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiği, tüm kalemlerden dolayı her türlü faiz, her türlü müspet zarar, her türlü menfi zarar, her türlü munzam zarar ve her türlü diğer maddi ve manevi hak ve zararları saklı kalmak kaydı ve çekincesiyle kesin nitelikteki anılan yargı kararları gereğince; a) İrat kaydedilen teminat tutarı olan 10.000.000-USD'nin, b) 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca 10.000.000-USD'nin irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının (hangisi en yüksekse) USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin (bu şekilde idarece belirlenip hesaplanacak olan döviz faizinin), c) İdare aleyhine hükmedilen toplam 10.800-TL vekâlet ücreti ile toplam 2.814,40-TL yargılama giderinin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin Danıştay İdari Dava Daireleri'nce bozulmasına karar verilen kararları uyarınca idareye ödenen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin ve d) Toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren davalı idarece yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiş; ancak davalı idare tarafından vekâlet ücreti ve yargılama gideri ile teminat mektubu tutarı davacı şirketlere faizsiz bir şekilde ödenmiştir. Bunun üzerine, 919.184-USD asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faizi ile birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde, kararlarda hükmedilen vekâlet ücretinin davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı, birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı belirtilmiş olup, ödemenin hiç yapılmaması veya eksik yapılması veyahut faiz istenildiği hâlde faiz işletilmeksizin yapılmasının süresi içinde ödeme yapılmadığı sonucunu doğuracağından bu kapsamda ileri sürülen taleplerin de genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı başka bir anlatımla, bu hususlara ilişkin taleplerde 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrasının yaptığı atıf nedeniyle genel hükümlerin yer aldığı İcra ve İflas Kanunu'ndaki hükümlere göre icra dairelerinde icra takibi yapılabileceği anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, davanın vekâlet ücreti ile yargılama giderlerine ilişkin kısmının 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde belirtilen idari dava türleri arasında yer almadığı, ancak 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrası uyarınca genel hükümler dairesinde icra ve infaz edilebileceği açıktır. Bu itibarla, dava dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'NİN DÜŞÜNCESİ : Dava, Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesine ilişkin olarak gerçekleştirilen ihale kapsamında üzerinde ihale kalan davacılar (ortak girişim) tarafından Danıştay Onüçüncü Dairesi nezdinde açılan davalarda verilen "davanın reddi" yönündeki kararların Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca bozularak, dava konusu "işlemlerin kesin olarak iptaline" karar verilmesi sonucu, davacılar tarafından idareye yapılan "zararlarının tazmini" isteminin reddi üzerine; 1- Kesinleşmiş Danıştay kararlarının uygulanması ile davanın reddi yolunda verilen ve onaylanarak kesinleşen Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin E:2015/5847 sayılı dosyasında hüküm altına alınan yargılama gideri tutarı ile karşı tarafa ödenmesine hükmedilen vekâlet ücretinin, 2- İptal ile sonuçlanan davalarda ortaklık lehine hüküm altına alınan yargılama gideri ile vekâlet ücreti toplamının, 3- Bu toplama 16/01/2017 tarihinden itibaren %9 ile faiz uygulanması, 4- İrat kaydedilen 10.000.000 USD'nin, 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca irat kayıt tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren en yüksek döviz faizinin uygulanarak hüküm altına alınmasına ve bulunacak toplam tutarın aynı Bankanın farklı hesaplarına yatırılmasına karar verilmesi istemine ilişkindir. Davanın süresinde açıldığı ve eksik harcın dava sonuna göre tamamlattırılması mümkün olduğu görülmekle işin esasına geçildi. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmış; 28. maddesinin 2. fıkrasında ise, konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur." hükmü yer almıştır. Bu nedenle, davacıların 1., 2. ve 3. olarak belirlenen istemlerinin Danıştay nezdinde açılan davada incelenmesi mümkün olmamaktadır. Diğer istemlerine gelince; Danıştay Onüçüncü Dairesi nezdinde açılan ve red ile sonuçlanan davalara ait kararların temyizen incelemesini yapan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nca verilen kararlarda; "Anayasa'nın 47. maddesinde kamu tüzelkişilikleri tarafından yürütülen hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile üçüncü kişilere yaptırılabileceği ve devredilebileceğinin kanunla belirlenmesi gerektiği belirtilmiş ve 320 sayılı KHK ile, Anayasa'nın bu hükmüne uygun olarak istisnalar hariç münhasıran Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü'ne verilmiş olan karşılığı nakit olmak üzere, şans oyunlarını plânlama, tertip etme ve çekiliş düzenleme hak ve yetkisinin Bakanlar Kurulu tarafından belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş anonim şirketlere ayrı ayrı veya topluca lisans verilmek suretiyle devri mümkün kılınmış; bunun yanı sıra lisansın verilmesinin imzalanacak özel hukuk sözleşmesi ile gerçekleşeceği anılan KHK'de çok açık bir biçimde vurgulanmıştır. Bu itibarla, şans oyunlarına ilişkin lisansın verilmesi kapsamında gerçekleştirilecek ihale öncesinde ve ihale sürecinde alınacak tüm kararlar ve yapılacak düzenlemeler ile hazırlanacak ihale dökümanlarında, taraflar arasında imzalanacak sözleşmenin özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğunun mutlak suretle göz önünde bulundurulması, iş ve işlemlerin bu maddeye uygun olarak yürütülmesi, hukuki güvenlik ile ihalenin güvenirliği, saydamlık, rekabet ve eşitlik gibi ilkelerin sağlanması açısından ihale dokümanını oluşturan belgelerin birbiriyle uyumlu olması, tüm ihale işlemlerinin başından sonuna kadar ilgili mevzuat ve ihale dokümanları çerçevesinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, ihale sonrasında taraflarca imzalanacak sözleşmenin idare tarafından imtiyaz sözleşmesi olarak değerlendirildiği ve ihale dokümanlarının da buna göre hazırlanarak ilana çıkıldığı, ihaleye katılacak aday ve isteklilere ihale konusu işin 'imtiyaz usulü' ile gördürüleceğinden hareketle doküman satıldığı ve ilgililerin de bu kapsamda doküman satın alarak ve ihaleye teklif verdikleri anlaşılmaktadır. Somut olayda lisans sözleşmesinin uyuşmazlık konusu ihalenin esaslı bir unsuru olduğunda herhangi bir şüphe bulunmamakta olup, idarenin teklifler alındıktan sonra ihale süreci içinde ihalenin hukuki niteliğini imtiyaz sözleşmesinden özel hukuk sözleşmesine dönüştürmeye çalıştığı görülmektedir. Bu itibarla, ihale sürecinin esaslı unsuru olan lisans sözleşmesine ilişkin olarak teklifler alındıktan sonra ortaya çıkan ve davalı idarece de anlaşılan bu farklılığın teklifler alındıktan sonra düzeltilemeyecek ve ihalenin iptalini gerektirecek ağırlıkta olduğu ve davalı idarece ihale işlemlerinin daha en baştan 320 sayılı KHK'nın Ek-2. maddesine uygun olarak yürütülmediği açıktır. Başka bir deyişle, 320 sayılı KHK'nın Ek-2. maddesindeki düzenlemeye göre ihale sürecindeki tüm işlemlerin lisans sözleşmesinin 'özel hukuk sözleşmesi' olacağından hareketle tesis edilmesi ve yürütülmesi gerekirken, ihale sürecinin 'imtiyaz verme' üzerine kurulduğu ve süreç içinde 'özel hukuk sözleşmesi'ne dönüldüğü, bu durumun, isteklileri yanıltıcı ve teklife esas iradelerini amaçladıkları kamu güvencesi ortadan kalktığı için doğrudan etkiler nitelikte olduğu; öte yandan, sözleşmenin ancak Danıştay'ın düşüncesi alınarak değiştirilebileceği yönündeki hüküm dikkate alındığında ise, mevcut hâliyle sözleşme imzalanmış olsa bile, faaliyetin yürütülmesi sırasında gündeme gelebilecek sözleşme değişikliklerinin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda tereddütler yaşanacağı ve bu nedenlerle tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ihalenin bu şekilde yapılması ve sonuçlandırılması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Bu durumda, teklifler alındıktan sonra tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ve isteklilerin teklife esas iradelerini olumsuz etkilemek suretiyle onları yanıltacak nitelikte olan, idarenin hatası nedeniyle ilgilileri belirsiz bir lisans ve faaliyet süreci ile karşı karşıya bırakan ve bu hâliyle hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil eden şans oyunlarının lisans verilmesi suretiyle özelleştirilmesi ihalesinde ve ihale komisyonu kararında hukuka uygunluk bulunmamıştır." gerekçeleri ile Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin temyize konu kararlarının bozulmasına ve kesin olmak üzere işlemin iptaline karar verildiği görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında, ''İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.'' kuralına yer verilmiş; 2577 sayılı Yasa'nın 28. maddesinin 3. fıkrasında ise, Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hâllerde idare aleyhine Danıştay veya ilgili idari mahkemelerde maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır. Olayda, uyuşmazlığa konu olan ihale süreci aşamasında teklifler alındıktan sonra, tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ve ilgililerin teklife esas iradelerini olumsuz etkileyen ve idarenin hatalı işlemleri sonucu belirsiz bir lisans ve faaliyet sürecine yol açarak hukuki güvenlik ilkesini zedelediği ortaya konulan Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi ile bu ihaleye ait ihale komisyonu kararı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca iptal edilmiş bulunduğundan ve idarelerin açıkça hatalı ve kusurlu tesis ettiği yargı kararı ile ortaya konulan işlemleri sonucu ilgililerin uğradıkları veya yoksun kaldıkları maddi haklarının telafisi hukuk devleti ve hukuk güvenliği açısından zorunlu olduğundan, irat kaydedilen tutarın yasal faiziyle birlikte iadesinin davacılar adına gerektiği açıktır. Açıklanan nedenlerle, davacı ortak girişimin, yargı kararları ile hüküm altına alınan yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin tazmini isteminin incelenme imkânı bulunmadığından, bu kısma yönelik davanın incelenmeksizin reddine, davacıların idareye başvurduğu tarihten itibaren irat kaydedilen tutarın yasal faiziyle birlikte tazmini istemine havi davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemi yönünden kısmen reddine karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, Üye …'in, "2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde, kararlarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, 1. fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılacağı, 1. fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunacağı belirtilmiş olup, ödemenin hiç yapılmaması veya eksik yapılması veyahut faiz istenildiği hâlde faiz işletilmeksizin yapılmasının süresi içinde ödeme yapılmadığı sonucunu doğuracağından bu kapsamda fer'i alacak niteliğindeki faize ilişkin taleplerin de asıl alacak gibi 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrasının yaptığı atıf nedeniyle genel hükümlerin yer aldığı İcra ve İflas Kanunu'ndaki hükümlere göre icra dairelerinde icra takibi yapılabileceği, uyuşmazlığın vekâlet ücretleri ile yargılama giderlerinin yasal faiz alacağına ilişkin kısmının görev yönünden reddi gerektiği" yolundaki usule ilişkin ayrışık oyuna karşı; davanın görüm ve çözümünde idarî yargı yerinin görevli olduğuna oyçokluğu ile karar verilerek, gereği görüşüldü: Davalı idarenin usule yönelik itirazı geçerli görülmeyerek esasın incelenmesine geçildi. MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da belirlenen pazarlık usulüyle 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirilen "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi"nde Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla, "… 2.755.000.000 (ikimilyaryediyüzellibeşmilyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, Net Şans-Hitay Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonu'na gelir kaydedilmesine, 2.750.000.000 (ikimilyaryediyüzellimilyon) ABD Doları bedelle en yüksek teklifi veren ERG-… Ortak Girişim Grubu'na ihale şartnamesi çerçevesinde lisansın 10 yıllık süre ile verilmesine, ERG-… Ortak Girişim Grubu'nun Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde istenilen kesin teminatları vermemesi, diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi veya lisans sözleşmesini imzalamaması durumunda, alınan geçici teminatların Özelleştirme Fonu'na gelir kaydedilmesine ve ihalenin iptaline" şeklinde alınan Değerleme ve İhale Komisyonu kararının onaylanmasına karar verilmiştir. Davalı idarece, … Şans-… Ortak Girişim Grubu tarafından sözleşmenin imzalanması için gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine, 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idareleri lehine irat kaydedilmesi ve ihalede ikinci teklifi veren ERG-… Ortak Girişim Grubu'na çağrıda bulunulmasına … tarih ve … sayılı Başkan Olur'u ile karar verilmiştir. Davalı idarenin … tarih ve … sayılı yazısıyla davacı şirketlerin oluşturduğu ortak girişim grubunun sözleşme imzalamaya davet edildiği, davalı idarece sözleşmenin imzalanması için 13/08/2015 tarihine kadar verilen sürenin davacılar tarafından uzatılmasının istenilmesi üzerine 10/12/2015 tarihine kadar süre verildiği, ancak anılan ortak girişim grubu tarafından da yükümlülükler yerine getirilerek sözleşme imzalanmadığından … tarih ve … sayılı davalı idare işlemi ile davacıların oluşturduğu ortak girişim grubu tarafından anılan ihale için verilen 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verilmiştir. Bu süreçte davacılar tarafından; 1- İdarî Şartname'nin 16.2. maddesi uyarınca ödeme tercihlerinin tutanak altına alınmak üzere gerekli hazırlıkların yapılması ve tutanağın imzalanması için yapılan başvurunun reddine dair Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın … tarih ve … sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine, yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine ilişkin Dairemizin 28/04/2016 tarih ve E:2015/5847, K:2016/1366 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 20/10/2016 tarih ve E:2016/3548, K:2016/2734 sayılı kararıyla onanmasına; 2- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemlerin iptaline, 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 3- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/109, K:2017/676 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 4- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/110, K:2017/677 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 5- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Danıştay Onüçüncü Dairesi'nde açılan E:2015/6292 dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/112, K:2017/679 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 6- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/111, K:2017/678 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 7- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın … tarih ve … sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararında, "… Somut olayda lisans sözleşmesinin uyuşmazlık konusu ihalenin esaslı bir unsuru olduğunda herhangi bir şüphe bulunmamakta olup, idarenin teklifler alındıktan sonra ihale süreci içinde ihalenin hukuki niteliğini imtiyaz sözleşmesinden özel hukuk sözleşmesine dönüştürmeye çalıştığı görülmektedir. Bu itibarla, ihale sürecinin esaslı unsuru olan lisans sözleşmesine ilişkin olarak teklifler alındıktan sonra ortaya çıkan ve davalı idarece de anlaşılan bu farklılığın teklifler alındıktan sonra düzeltilemeyecek, ve ihalenin iptalini gerektirecek ağırlıkta olduğu ve davalı idarece ihale işlemlerinin daha en baştan 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesine uygun olarak yürütülmediği açıktır. Başka bir deyişle 320 sayılı KHK'nin Ek-2. maddesindeki düzenlemeye göre ihale sürecindeki tüm işlemlerinin lisans sözleşmesinin 'özel hukuk sözleşmesi' olacağından hareketle tesis edilmesi ve yürütülmesi gerekirken, ihale sürecinin 'imtiyaz verme' üzerine kurulduğu ve süreç içinde 'özel hukuk sözleşmesi'ne dönüldüğü, bu durumun, isteklileri yanıltıcı ve teklife esas iradelerini amaçladıkları kamu güvencesi ortadan kalktığı için doğrudan etkiler nitelikte olduğu; öte yandan sözleşmenin ancak Danıştay'ın düşüncesi alınarak değiştirilebileceği yönündeki hüküm dikkate alındığında ise, mevcut hâliyle sözleşme imzalanmış olsa bile, faaliyetin yürütülmesi sırasında gündeme gelebilecek sözleşme değişikliklerinin ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda tereddütler yaşanacağı ve bu nedenlerle tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ihalenin bu şekilde yapılması ve sonuçlandırılması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Bu durumda, teklifler alındıktan sonra tâbi olduğu hukuki rejimi tamamen değişen ve isteklilerin teklife esas iradelerini olumsuz etkilemek suretiyle onları yanıltacak nitelikte olan, idarenin hatası nedeniyle ilgilileri belirsiz bir lisans ve faaliyet süreci ile karşı karşıya bırakan ve bu hâliyle hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil eden şans oyunlarının lisans verilmesi suretiyle özelleştirilmesi ihalesinde ve ihale komisyonu kararında hukuka uygunluk bulunmadığı…" gerekçesine yer verilerek anılan işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararında ise, "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin 16/03/2017 günlü, E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 günlü, E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozularak, dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Bu durumda, davacıların, Özelleştirme İdaresi Başkanlığının … günlü, … sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin dayanağını oluşturan, ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Daire kararının bozularak anılan işlemlerin iptaline karar verilmesi nedeniyle dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamıştır." gerekçesine yer verilerek davacı şirketlerin geçici teminatının irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptaline karar verildiği görülmüştür. Davacı şirketlerin … tarih ve … sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, şirketleri tarafından açılan davalarda verilen yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiği, tüm kalemlerden dolayı her türlü faiz, her türlü müspet zarar, her türlü menfi zarar, her türlü munzam zarar ve her türlü diğer maddi ve manevi hak ve zararları saklı kalmak kaydı ve çekincesiyle kesin nitelikteki anılan yargı kararları gereğince; a) İrat kaydedilen teminat tutarı olan 10.000.000-USD'nin, b) 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca 10.000.000-USD'nin irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının (hangisi en yüksekse) USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin (bu şekilde idarece belirlenip hesaplanacak olan döviz faizinin), c) İdare aleyhine hükmedilen toplam 10.800-TL vekâlet ücreti ile toplam 2.814,40-TL yargılama giderinin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin Danıştay İdari Dava Daireleri'nce bozulmasına karar verilen kararları uyarınca idareye ödenen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin ve d) Toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren davalı idarece yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiş; Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın … tarih ve … sayılı işlemiyle, davalara ilişkin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarındaki teminatın ödenmesine ilişkin işlemlerin idarelerince gerçekleştirildiği, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan kararında "teminatın faizi ile birlikte ödenmesine" dair bir ibare bulunmadığından, faize yönelik olarak idarelerince herhangi bir ödeme yapılmayacağına karar verilmesi üzerine, işbu işlemin iptali ile 919.184-USD asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faizi ile birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle 16/04/2018 tarihinde Danıştay Genel Yazı İşleri Müdürlüğü kaydına alınan dilekçeyle bakılan dava açılmıştır. Dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerden; Danıştay İdari Dava Daireleri'nin yukarıda belirtilen kararlarıyla bozulmasına karar verilen Dairemiz kararları uyarınca davacılar tarafından davalı idareye altı dava için toplam 11.148,00-TL (1.858,00-TLx6) vekâlet ücreti ödemesinin yapıldığı; Davalı idare tarafından davacılara ise; 15/03/2018 tarihinde 5.000.629,06-USD, 19.000.000,00-TL ve 331.067,61-TL; yine aynı tarihte 11.670,44-TL; 22/03/2018 tarihinde ise "vekâlet ücretleri" açıklaması yapılarak 6.131.40-TL, 4.459,20-TL ve 557,40-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL ödemenin yapıldığı anlaşılmaktadır. Dairemizin 09/02/2022 tarihli ara kararıyla davacı şirketlerden ve davalı idareden; "1- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'ne ilişkin olarak davacı şirketler tarafından 10.000.000 ABD Doları (USD) tutarlı geçici teminatın davalı idareye ödenmesine ilişkin dekont/teminat mektubunun onaylı bir örneğinin Dairemize gönderilmesinin istenilmesine, 2- Anılan ihalede davacı şirketlerce verilen geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin onaylı bir örneğinin Dairemize gönderilmesinin istenilmesine, 3- İdare tarafından teminatın irat kaydedilmesi üzerine, teminat bedelinin idare hesaplarına hangi ülke para birimi üzerinden ödendiğinin sorulmasına, buna ilişkin dekont/ların onaylı örneklerinin Dairemize gönderilmesinin istenilmesine, 4- İdarece geçici teminat bedeli için davacılara yapılan ödemelere ait dekont/ların (her bir dekontun hangi ödemeye ilişkin olduğuna ilişkin açıklamayı da içerir bir şekilde) onaylı birer örneğinin Dairemize gönderilmesinin istenilmesine, 5- Davacı şirketler tarafından idarece yapılan ödemeleri gösteren dekontların dava dosyasına sunulduğu görülmüş olup, idarece yapılan her bir ödemenin davacı şirketlerce uyuşmazlığa konu başvuruda talep edilen hangi kalemlere ilişkin olduğunun liste hâlinde (hangi dekontta hangi kaleme ve/veya kalemlere ilişkin ödemenin yapıldığını gösterir) sunulmak suretiyle söz konusu dekontların onaylı birer örneğinin Dairemize gönderilmesinin istenilmesine" karar verilmiştir. Davacı şirketlerin ara kararına cevabi yazısında, teminatın nakde çevrilmesi durumu gözetilerek idarenin banka hesabına 09/12/2015 tarihinde 10.000.000-USD'nin gönderildiği, teminat mektubu aslı teslim alınmak suretiyle banka teminat mektubu şeklindeki teminatın nakit teminata dönüştürüldüğü belirtilmiştir. Davalı idarenin ara kararına cevabi yazısında, teminatın 14/12/2015 tarihinde 10.000.000-USD karşılığı 29.843.000,00-TL olarak irat kaydedildiği, yargı kararına istinaden 14/03/2018 tarihinde teminatın ödenmesine ilişkin Olur alındığı, Özelleştirme Fonu'nun nakit durumu ile fonun gelir gider durumu gözönünde bulundurularak 5.000.629,06-USD, 19.000.000,00-TL ve 331.067,31-TL olarak (o tarihteki 1 Amerikan Doları 3,8667-TL) toplam 10.000.000-USD'ye karşılık gelen tutarın davacılardan … A.Ş.'ye ait hesaplara 15/03/2018 tarihinde yatırıldığı; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında yer alan yargılama giderleri ve vekâlet ücretlerinin davacılara ödendiği, tahsil edilen vekâlet ücretlerinin ise iade edildiği, öte yandan, yargı kararında geçici teminatın faizle ödenmesine ilişkin bir ibarenin bulunmadığı belirtilmiştir. Davalı idarece davacıların ara kararına cevabi yazısına ilişkin olarak verilen beyan dilekçesi ekinde ise, 4.459,20-TL, 557,40-TL, 6.131,40-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL'nin 22/03/2018 tarihinde … A.Ş.'nin … A.Ş.'deki hesabına gönderildiğine ilişkin "bozma kararı sonrası iade edilen vekâlet ücretleri" açıklamasıyla idarelerine ait Ziraat Bankası Müşteri Hesap Ekstresi; "Yasal kesintiler sonrası ödenen vekâlet ücretleri" açıklamasıyla, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun "2017/1724", "2017/1920", "2017/1923", "2017/1925", "2017/1926", "2017/1952" esas sayılı dosyalarına ilişkin olarak … A.Ş.'ye 15/03/2018 tarihinde 11.670,44-TL tutarında ödeme yapılmasına dair … tarih ve … sayılı "Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti ödemesi" konulu yazı sunulmuştur. Bu kapsamda, dava dosyası incelendiğinde, dava dilekçesi ekinde sunulan dekontlar ile davalı idarece ara kararına verilen cevabi yazıda belirtilen hususların ve beyan dilekçesi ekinde sunulan belgelerin birbiriyle uyumlu olduğu görülmüştür. İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde, idarî dava türleri; idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı açılan iptal davaları; idarî eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış; 11. maddesinin işlem tarihindeki hâlinde, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır."; 12. maddesinde, "İlgililer haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması hâlinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu hâlde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." kuralları yer almıştır. Aynı Kanun'un "Kararların sonuçları" başlıklı 28. maddesinde, "1. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez… Ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması hâlinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. … 6. Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/07/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 48'inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez." kuralına yer verilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Taleple bağlılık ilkesi" başlıklı 26. maddesinin 1. fıkrasında, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir." kuralı yer almıştır. 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine Dair Kanun'un 1. maddesinde, "Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hâllerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir."; 2. maddesinin 1. fıkrasında, "Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1. maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur."; 4/a maddesinde, "Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır." kurallarına yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davacılar tarafından, davalı idarece geçici teminatın irat kaydı işleminin yargı kararıyla iptali üzerine geçici teminata ve yargı kararlarında idareleri aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ile yargılama giderine ilişkin olarak yapılan ödemeler borçlar hukuku çerçevesinde akdi ilişkiye dayalı yapılmış bir ödeme gibi değerlendirilmek suretiyle dava dilekçesinde birtakım hesaplamalar yapılarak geçici teminat yönünden ödenmeyen 919.184-USD asıl alacağın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istenilmiş ise de, davalı idarece yapılan ödemelerin idari yargı kararlarında hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri ile geçici teminatın irat kaydı işleminin iptali nedeniyle ilamın infazı kapsamında yapıldığı açıktır. Bu bağlamda, her ne kadar dava dilekçesinde talep konusu geçici teminata ilişkin "asıl alacak" şeklinde nitelendirilmiş ise de davalı idarece yapılan ödemelerin ilamın infazı kapsamında bir ödeme olduğu anlaşıldığından, davacı şirketlerce tazmini istenilen tutarın geçici teminatın, vekâlet ücretinin ve yargılama giderlerinin faizine ilişkin olduğu sonucuna varılmıştır. Dava konusu işlemin vekâlet ücreti ve yargılama giderleri yönünden incelenmesinden; Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile anılan ihale sürecinde davacılar tarafından davalı idareye karşı açılan davalarda verilen kararların birlikte incelenmesinden, Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/109, K:2017/676 sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/110, K:2017/677 sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Danıştay Onüçüncü Dairesi'nde açılan E:2015/6292 dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/112, K:2017/679 sayılı kararında 1.800,00-TL; Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/111, K:2017/678 sayılı kararında 1.800,00-TL ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 17/12/2015 tarih ve 86673822-101-02-99-V045/8215 sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararında 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine karar verilmesi üzerine davacılar tarafından davalı idareye her bir dosya için 1.858,00-TL olmak üzere toplam 11.148,00-TL vekâlet ücreti ödemesinin yapıldığı, anılan kararların Danıştay İdari Dava Daireler Kurulu kararlarıyla bozulması üzerine ise davalı idarece toplam 11.148,00-TL'nin davacılara iade edildiği anlaşılmaktadır. Dairemiz kararlarının temyizen incelenerek bozulması üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun (sırasıyla) 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararında 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararında 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararında 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararında 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararında 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin; 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararında 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine davacı şirketler tarafından 09/03/2018 tarihli dilekçeyle yargı kararlarında lehe hükmedilen yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesinin davalı idareden istenildiği, bu kapsamda davalı idarece 15/03/2018 tarihinde 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirlenen 30 günlük ödeme süresi içinde yasal mevzuat uyarınca yapılması gerekli kesintiler sonrasında yargılama gideri ve vekâlet ücretinin toplam 11.670,44-TL olarak ödendiği görülmüştür. Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı idarece ödendiği anlaşıldığından, dava konusu işlemin konusuz kalan bu kısmı yönünden karar verilmesine gerek bulunmamakla birlikte, maddede yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin ödemenin belirtilen süre içinde ödeme yapılması hâlinde ayrıca bir faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin bir kurala yer verilmediği, nitekim aynı maddenin 6. fıkrasında yer alan davalı idareler tarafından faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin kuralın ise sadece tazminat ve vergi davalarına yönelik olduğu anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde belirtilen süre içinde ödenen yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin faiz istemi yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Dava konusu işlemin irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarlı geçici teminat yönünden incelenmesinden; Davalı idarece sözleşmenin imzalanması için davacıların oluşturduğu ortak girişim grubuna verilen sürede yükümlülükler yerine getirilerek sözleşme imzalanmadığından 11/12/2015 tarih ve 1031 sayılı işlem ile anılan ortak girişim grubu tarafından davalı idare hesabına yatırılan (teminat mektubu iade alınmak suretiyle nakdi olarak) 10.000.000-USD geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verildiği, davacılar tarafından geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline kesin olarak karar verilmesi üzerine davacıların 09/03/2018 tarihli başvurusu kapsamında geçici teminat tutarına ilişkin olarak davalı idarece 15/03/2018 tarihinde 19.000.000,00-TL (3,8667-TL satış kuru üzerinden 4.913.750,74-USD), 331.067,61-TL (3,8667-TL satış kuru üzerinden 85.620,20-USD) ve 5.000.629,06-USD olmak üzere toplam 10.000.000-USD ödeme yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu işlemin konusuz kalan bu kısmı yönünden de karar verilmesine gerek bulunmamaktadır. Davalı idare tarafından, dava konusu işlemde, irat kaydedilen 10.000.000-USD tutarındaki teminatın, vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin ödenmesine ilişkin işlemlerin idarelerince gerçekleştirildiği ancak Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun anılan kararında teminatın faizi ile birlikte ödenmesine dair bir ibare bulunmaması sebebiyle faize yönelik olarak idarelerince herhangi bir ödeme yapılamayacağı belirtilmiştir. İdarî yargı yerlerince verilen idarî işlemin iptali kararları, idarî davaya konu edilen idarî işlemi tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak, idarî işlemden önceki hukukî durumun geri gelmesini sağlar. Kamu idareleri, görmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerini yürütürken hukuka uygun biçimde hareket etmek zorunda olup, hukuka aykırı işlem veya eylemlerden dolayı kişilerin uğradıkları zararları Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca tazmin etmek zorundadırlar. Faizle para borçları arasında sıkı bir ilişki olup, faiz, hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlanmaktadır. Talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması da kural olarak aranmaz. Hukuka aykırı işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların karşılanmasının zaman içinde gecikmesi ve bu gecikmeden doğan zararın karşılanması için 3095 sayılı Kanun uyarınca faiz uygulanması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin faiz konusundaki kararlarına bakıldığında, konunun genel olarak mülkiyet hakkı çerçevesinde ele alındığı görülmektedir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 112. maddesinin 4. fıkrasında yer alan, “Fazla veya yersiz olarak tahsil edilen veya vergi kanunları uyarınca iadesi gereken vergilerin, ilgili mevzuatı gereğince mükellef tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tamamlandığı tarihi takip eden üç ay içinde iade edilmemesi hâlinde, bu tutarlara üç aylık sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin mükellefe tebliğ edildiği tarihe kadar geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı Kanun'a göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanan faiz, 120'inci madde hükümlerine göre red ve iadesi gereken vergi ile birlikte mükellefe ödenir.” şeklindeki kuralın iptali istemiyle itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması üzerine, Anayasa Mahkemesi'nin 10/02/2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararında, “Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık devlettir. Anayasa'nın 35. maddesinde ise, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, herkese başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şey üzerinde dilediği biçimde yararlanma, tasarruf etme, başkalarına devretme, kullanma, biçimini değiştirme, harcama ve tüketme olanağı verir. İtiraz konusu kural, kamu kurumları ile kişiler arasında kamu idarelerinin kamu gücüne dayalı yetkilerini kullanırken hatalı işlemleri nedeni ile oluşan alacaklı-borçlu ilişkilerinin borçlu olan kamu kurumları lehine bozulmasına sebebiyet vermektedir. Bunun yanında kamu kurumlarının borcunu ödemesini geciktirmede teşvik edici olmakta ve vatandaşların devlete olan güvenini sarsmaktadır. Vergi, devletin vatandaşlardan kamu gücüne dayalı ve karşılıksız tahsil ettiği bedel olsa da idarece yapılmış olan vergi tahsilâtının fazla veya yersiz olduğu tespit edildikten sonra bu tahsilât, mükellefler için bir 'alacak' hâline gelmektedir. Alacak hakkı mülkiyet hakkı kapsamında kişilerin temel haklarındandır. Kişiler yanlış veya yersiz vergi tahsilatı nedeni ile belli bir süre mülkiyetlerinde olması gereken bir meblağdan kullanma, tasarruf etme ve harcama şeklinde yararlanma imkânından mahrum kalmaktadırlar. Bu süre zarfında enflasyon nedeni ile paranın değerinde oluşan aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu mülkiyetin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır. İtiraz konusu düzenleme ile devlet fazla veya yersiz yapılmış tahsilâtlar ile hazinesinde tuttuğu meblağı kişilere iade ederken üzerinden uzun zaman geçmiş olsa bile talep tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizi ödemektedir. Düzenleme ile elde edilen kamu yararı kamu için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için zorunlu bir durum arz etmemekte, sadece devlete başkasının mülkü üzerinde sebepsiz ve karşılıksız biçimde tasarruf etme hakkını vermektedir. Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinde, tahsilâtın yapıldığı tarih yerine başvuru tarihinden üç ay sonra başlamak üzere işleyecek faizin ödenmesine ilişkin kural, kişinin belli bir dönem için faiz gelirinden mahrum kalması sonucunu doğurarak genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengenin bozulmasına yol açmakta, bu durum hukuk devletinde korunması gereken mülkiyet hakkının ihlâline neden olmaktadır.” değerlendirmesine yer verilmiştir. Bu durumda, idarenin, kendi eylem ve/veya işlemlerinden doğan zararı tazmin etmesi hukuk devleti ilkesinin gereği olup, davacı şirketlerin teminatın irat kaydı işlemine ilişkin olarak açılan davalarda, teminatın irat kaydı işleminin hukuka aykırı olduğuna karar verildiği, hukuka aykırı işlem nedeniyle 11/12/2015 tarihinde irat kaydedilen 10.000.000-USD'nin ise anılan yargı kararının yerine getirilmesini teminen 15/03/2018 tarihinde davacılara iade edildiği, öte yandan geçici teminat tutarının davacılar tarafından davalı idare hesabına nakit 10.000.000-USD olarak yatırıldığı anlaşıldığından, 10.000.000-USD'nin irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihi başlangıç alınarak davacılara teminat bedelinden mahrum kalındığı süre için 3095 sayılı Kanun'un "Yabancı para borcunda faiz" başlıklı 4/a maddesi uyarınca, yabancı para borcunun faizinde Devlet Bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanmak suretiyle faiz ödemesi yapılması gerektiği kuralı çerçevesinde ödeme yapılması gerektiği açık olduğundan, faiz talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemin bu kısmında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, davacı şirketlerin zararının, yargı kararıyla hukuka aykırı bulunan irat kaydı işlemi nedeniyle geçici teminat bedelinin irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihi ile davalı idarece ödemenin yapıldığı 15/03/2018 tarihleri arasında kullanılamamasından kaynaklandığı, hesaplanacak tazminat miktarının faiz niteliğinde olmayıp davacı şirketler açısından idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğu, hesaplanan zarar miktarı üzerinden faiz yürütülmesine de engel bir durum bulunmadığı, dolayısıyla idarece hesaplanacak olan bu zarar üzerinden faiz hesaplanmasının, faize faiz yürütülemeyeceği yönündeki genel ilke ile belirtilen şekildeki kabule aykırılık teşkil etmeyeceği açıktır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kısmının hukukî sonucu olarak davacılara ödenmesi gereken tazminat miktarı davalı idarece hesaplanmak suretiyle netleşeceğinden, işbu kararımız uyarınca, davalı idare tarafından, 10.000.000-USD tutarındaki teminatın irat kaydedildiği 11/12/2015 tarihinden anılan tutarın davacılara ödendiği 15/03/2018 tarihine kadar "taleple bağlılık" ilkesi uyarınca dava dilekçesinde belirtilen "919.184-USD'ye yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda" talebi aşılmayacak şekilde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak yabancı para faizinin (zararın), yine dava dilekçesinde belirtilen "22/03/2018 tarihinden itibaren yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda" talebi de aşılmayacak şekilde 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca hesaplanacak faiziyle birlikte davacılara ödenmesi sonucunu doğuracağı kuşkusuzdur. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu işlemin geçici teminat tutarına 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmının İPTALİNE oybirliğiyle, 2. Dava konusu işlemin yargılama gideri ve vekâlet ücretine faiz işletilmesi isteminin reddine ilişkin kısmı yönünden davanın REDDİNE oyçokluğuyla, 3. Dava konusu işlemin davacının diğer istemlerine ilişkin kısmı hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA oybirliğiyle, 4. Sonuç olarak dava kısmen ret, kısmen iptal, kısmen karar verilmesine yer olmadığı kararı ile sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …TL yargılama giderinin yarısı olan …TL'nin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, kalan …-TL'nin davacılar üzerinde bırakılmasına, 5. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye verilmesine, …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, 6. İstemleri hâlinde maktu harcın mahsubu sonucu kalan …-TL harcın davacılara iadesine, 7. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacılara iadesine, 8. Bu kararın tebliği tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 04/05/2023 tarihinde kısmen oyçokluğu kısmen oybirliğiyle karar verildi. (X) KARŞI OY : Hukuki niteliği itibarıyla asıl alacağı genişleten fer'i bir hak olan faiz, alacaklının alacak olarak talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan belirli bir süre mahrum kalması nedeniyle, mahrum kaldığı zaman içinde meydana gelen zararına karşılık kendisine ödenmesi gereken ve asıl alacağa bağlı fer'i bir hak olarak tanımlanmaktadır. Talep etmeye yetkili olduğu bir miktar parayı kullanmaktan mahrum kalan ilgilinin, mahrum kaldığı süre için faiz uygulanmasını isteme hakkına sahip olmakla birlikte, bu kaybın veya yoksun kalınan kazancın idareden istenebilmesi için idarenin doğrudan veya dolaylı bir kusurunun bulunması da kural olarak aranmaz. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 29/01/2009 tarih ve E:2008/21191, K:2009/1814 sayılı kararında, "Takip dayanağı ilamda, faiz ve faizin başlangıcı konusunda bir hüküm bulunmaması hâlinde karar tarihinden itibaren yasal faiz istenebilir. (HGK.nun 05/04/2000 tarih ve 2000/12-739 E. 2000/746 K. HGK.nun 04/07/2001 tarih ve 2001/2-565 E.) Somut olayda dayanak ilam infazı için kesinleşmesi gereken ilamlardan da olmadığından işlemiş faiz, karar tarihinden takip tarihine kadar hesaplanmalı ve itiraz bu kurallar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Aksine düşüncelerle yazılı şekilde faizin istenilemeyeceğine dair hüküm tesisi isabetsizdir."; 22/06/2010 tarih ve E:2010/4243, K:2010/16210 sayılı kararında, "HGK.nun 04/07/2000 tarih ve 2001/12-565 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; ilamda faize hükmedilmemiş olan hâllerde, edayı içeren bölüm için alacak karar tarihinde muaccel hâle geleceğinden, bu tarihten itibaren faiz istenmesi mümkündür."; 27/12/2011 tarih ve E:2011/12172, K:2011/31359 sayılı kararında, "HGK.nun 04/07/2000 tarih ve 2001/12-565 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; ilamda faize hükmedilmemiş olan hâllerde, edayı içeren bölüm için alacak karar tarihinde muaccel hâle geleceğinden, bu tarihten itibaren faiz istenmesi mümkündür. Alacaklı, Borçlar Kanunu'nun 84. maddesi uyarınca yapılan kısmi ödemeyi karar tarihi ile ödeme tarihi arasında geçen dönem için işleyecek ferilerden mahsup ederek bakiye alacak için takip yapabilir. Bu durumda alacaklının karar tarihi ile ödeme tarihi arasındaki dönem için faiz alacağına yönelik olarak ilamlı takip yapmasında yasaya uygun olmayan bir yön bulunmadığı…"; 12/12/2019 tarih ve E:2018/13617, K:2019/17852 sayılı kararında, "…icra takibinin dayanağı olan İstanbul 9. Vergi Mahkemesi kararında, '… davanın kabulüne, dava konusu emlak vergisi tahakkukunun iptali ile ödenen miktarın davacıya iadesine, …1.000,00-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine,…' hükmedildiği, borçluya gönderilen icra emrinde 1.000,00-TL vekâlet ücreti ve 109,30-TL yargılama gideri, yanında 181.928,01-TL asıl alacak (iptal edilen emlak vergisi) ve 32.781,44-TL işlemiş faiz (asıl alacak, vekâlet ücreti ve yargılama gideri faizi) olmak üzere toplam 215.818,75-TL alacağın tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır… İlamın davacı yararına hükmedilen yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin bölümü ise bir tahsil (eda) hükmü niteliğinde olduğundan bu bölümün ilamlı takibe konu yapılması mümkündür… Ancak, takip dayanağı ilamda faiz konusunda bir hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır. HGK’nun 04/07/2000 tarih ve 2001/12-565 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; ilamda faize hükmedilmemiş olması hâlinde, edayı içeren bölüm için alacak karar tarihinde muaccel hâle geleceğinden, bu tarihten itibaren faiz istenmesi mümkündür…" gerekçeleri ile karar verilmiştir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'da belirlenen pazarlık usulüyle 15/07/2014 tarihinde gerçekleştirilen "Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi" Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 12/08/2014 tarih ve 2014/92 sayılı kararıyla, 2.750.000.000 (ikimilyaryediyüzellimilyon) ABD Doları bedelle en yüksek ikinci teklifi veren ERG-… Ortak Girişim Grubu üzerinde bırakılmış ancak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nca verilen süre içinde anılan ortak girişim grubu tarafından sözleşmenin imzalanması için gerekli yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine 10.000.000-USD tutarındaki geçici teminatın idare lehine irat kaydedilmesine ve ihalenin iptaline karar verilmiştir. Bu süreçte davacılar tarafından; 1- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin ve ihale komisyonu kararının iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2015/6292, K:2017/675 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1920, K:2017/3450 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemlerin iptaline, 521,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 2- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 02/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/109, K:2017/676 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1926, K:2017/3455 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 455,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 3- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin iptali ve geçici teminatın iadesi istemli 24/11/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/110, K:2017/677 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1923, K:2017/3453 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 4- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali, bu mümkün değilse Danıştay Onüçüncü Dairesi'nde açılan E:2015/6292 dosya numaralı davanın sonucunun beklenmesi istemli 10/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/112, K:2017/679 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1952, K:2017/3451 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 443,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 5- Şans Oyunlarının Lisans Verilmesi Suretiyle Özelleştirilmesi İhalesi'nin 10/12/2015 günü mesai bitiminden önce iptali istemli 09/12/2015 tarihli başvurunun cevap verilmemek suretiyle (zımnen) reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/111, K:2017/678 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1925, K:2017/3454 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 446,00-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine; 6- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın 17/12/2015 tarih ve 86673822-101-02-99-V045/8215 sayılı yazısında belirtilen, geçici teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolundaki Dairemizin 16/03/2017 tarih ve E:2016/117, K:2017/680 sayılı kararının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 06/11/2017 tarih ve E:2017/1724, K:2017/3452 sayılı kararıyla bozulmasına ve dava konusu işlemin iptaline, 515,70-TL yargılama gideri ile 1.800,00-TL vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. Davacı şirketlerin 09/03/2018 tarih ve E.50863 sayı ile idare kaydına alınan dilekçesiyle, şirketleri tarafından açılan davalarda verilen yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesi gerektiği, tüm kalemlerden dolayı her türlü faiz, her türlü müspet zarar, her türlü menfi zarar, her türlü munzam zarar ve her türlü diğer maddi ve manevi hak ve zararları saklı kalmak kaydı ve çekincesiyle kesin nitelikteki anılan yargı kararları gereğince; a) İrat kaydedilen teminat tutarı olan 10.000.000-USD'nin, b) 3095 sayılı Kanuni faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca 10.000.000-USD'nin irat kaydı tarihi olan 10/12/2015 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının (hangisi en yüksekse) USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek döviz faizinin (bu şekilde idarece belirlenip hesaplanacak olan döviz faizinin), c) İdare aleyhine hükmedilen toplam 10.800-TL vekâlet ücreti ile toplam 2.814,40-TL yargılama giderinin Danıştay Onüçüncü Dairesi'nin Danıştay İdari Dava Daireleri'nce bozulmasına karar verilen kararları uyarınca idareye ödenen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin ve d) Toplam 24.414,40-TL'nin 06/11/2017 tarihinden itibaren davalı idarece yıllık %9 üzerinden hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiş; ancak davalı idare tarafından vekâlet ücreti ve yargılama gideri ile teminat mektubu tutarı davacı şirketlere faizsiz bir şekilde ödenmiştir. Bunun üzerine, 919.184-USD asıl alacağın 22/03/2018 tarihinden itibaren Halkbank'ın uyguladığı yıllık %4,75 ve değişmesi hâlinde değişen oranlarda uygulanacak döviz faizi ile birlikte aynen veya ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı TL'nin davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. Yargıtay içtihatlarıyla, ilamda faiz ve faizin başlangıcı konusunda hüküm bulunmaması hâlinde, kesinleşmeden infazı istenemeyecek ilamlar hariç, karar tarihinden itibaren yasal faiz talep edilebileceği kabul edilmiştir. Bu bağlamda, kararda hükmedilmiş olan vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine de muaccel hâle geldiği karar tarihinden itibaren faiz istenebileceği açıktır. Ayrıca mahkemenin tutanağa bağlayarak nihai kararını verdiği tarihten, kararın imzalanarak onaylı bir örneğinin davacıya veya vekiline tebliğ edildiği tarihe kadar geçen sürenin vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tahsilini geciktirdiği dikkate alındığında, davacının geciken tahsilat nedeniyle faiz kaybına uğradığı kuşkusuz olup, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerini gecikmeli olarak ödeyen ve ödeme tarihine kadar vekâlet ücreti ve yargılama giderleri uhdesinde kullanan davalı idarenin, karar tarihinden vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ödendiği tarihe kadar geçen sürede davacının uğradığı faiz kaybını tazminen karşılaması gerektiği açıktır. Diğer yandan 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmesi için, davacının veya vekilinin banka hesap numarasını davalı idareye bildirmek zorunda olması ve davalı idareye de bu bildirim tarihinden itibaren otuz günlük ödeme süresi verilmesi, kararın infazı ile ilgili bir husus olup bu süreyi borcun vadesine ilişkin bir süre olarak nitelendirmek mümkün değildir. Bu itibarla, davacı şirketlerin 09/03/2018 tarihli dilekçesiyle, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında hükmedilen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin, 2.814,40-TL yargılama giderlerinin ve Dairemizin bozulan ilamlarında hükmedilen toplam 10.800,00-TL vekâlet ücretinin 06/11/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi davalı idareden istenilmiş olmasına rağmen, davalı idare tarafından vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin 15/03/2018 ve 22/03/2018 tarihinde davacı şirketlere faizsiz bir şekilde ödendiği anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davalı idarece belirtilen süre içinde sadece vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin bir ödeme yapıldığı, faize ilişkin ise bir ödeme yapılmadığı dikkate alındığında, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarında hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderleri alacağının kararların verildiği 06/11/2017 tarihinden ödemenin yapıldığı 15/03/2018 tarihine kadar, Dairemizin bozulan kararları uyarınca davalı idareye ödenen 10.800,00-TL vekâlet ücretinin ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarının verildiği 06/11/2017 tarihinden davalı idarece geri ödemenin yapıldığı 22/03/2018 tarihine kadar faiz işletilerek hesaplanacak yasal faiz alacağının da taleple bağlılık ilkesi uyarınca 22/03/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacı şirketlere ödenmesi gerektiği oyuyla, kararın redde ilişkin kısmına katılmıyorum.

2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 6. fıkrası, tazminat ve vergi davalarında idarenin, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süre için 6183 sayılı Kanun'un 48. maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında faiz ödeyeceğini düzenler. Kararın davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. Süre içinde ödenen vekâlet ücreti ve yargılama giderine faiz istenmesi konusunda tek bir sonuç oluşmamıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/2486, K. 2022/135 sayılı kararında, 28. maddede belirtilen süre içinde ödenen vekâlet ücretine ilişkin faiz istemi yönünden davanın reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Danıştay 13. Dairesi, E. 2018/1319, K. 2023/2170 sayılı kararında da süre içinde ödenen yargılama gideri ve vekâlet ücretine ilişkin faiz isteminin reddi gerektiği sonucuna oyçokluğuyla varmış; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/2455, K. 2024/1442 sayılı kararıyla bu kararı bozmuştur. Bozma, ret gerekçesinin nihai olarak onaylandığı veya reddedildiği anlamına gelmez.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 28Kaynağı aç
Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…)22 (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…)22 ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. 4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. 5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. 6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. Açıklama:

Hukuka aykırı bir işlem nedeniyle yoksun kalınan maddi hakların gecikmeli karşılanmasından doğan zarar için kanuni faiz uygulanması gerekebilir. Hesaplanan tazminat tutarı faiz niteliği taşımayıp idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan zarar olarak nitelendirilirse, bu tutar üzerine ayrıca faiz işletilmesi faize faiz yasağıyla çelişmez. Danıştay İDDK, hukuka aykırı irat kaydı nedeniyle teminat bedelinden mahrum kalınan süreye ilişkin bir uyuşmazlıkta bu ilkeyi oyçokluğuyla benimsemiş; tazminat miktarının taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde davacının talep ettiği miktarla sınırlı tutulmasına hükmetmiştir.

Yabancı para borcunun faizinde, sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hâllerde, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

Hukuka aykırı bulunan geçici teminat irat kaydı için ne talep edilebilir?

İptal kararı, irat kaydı işlemini tesis edildiği tarihten itibaren ortadan kaldırarak işlemden önceki hukuki durumu geri getirir; tazminat her olayda kendiliğinden doğmaz. Bunun ötesinde ne talep edilebileceği uyuşmazlığa göre değişir ve tek bir sonuca bağlanamaz. Bir kararda, teklifler alındıktan sonra tabi olduğu hukuki rejimin imtiyaz sözleşmesinden özel hukuk sözleşmesine dönüşmesi nedeniyle ihalede hukuka uygunluk bulunmadığı, geçici teminatın irat kaydına ilişkin işlemin de dayanağı ihalenin ve ihale komisyonu kararının iptali nedeniyle hukuka aykırı olduğu kabul edilmiştir. Başka bir kararda ödeme, davacının talep ettiği miktarla sınırlandırılmıştır. Döviz cinsinden faiz zararının asıl nedeninin teminat mektubunun iade alınarak nakit yatırılmasının tercih edilmesi olduğu saptanan uyuşmazlıkta ise tazmin yükümlülüğü bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Elektronik Tebligat: Geçerlilik Koşulları ve Usulsüz Bildirim

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesi, maddede belirtilen gerçek ve tüzel kişilere elektronik tebligatı zorunlu kılar. Anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile kanunla kurulanlar dahil tüm özel hukuk tüzel kişileri bu kapsamdadır. Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir; bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.

7201 sayılı TEBLİGAT KANUNU m. 7/aKaynağı aç
Madde 7/a – (Ek : 11/1/2011-6099/2 md.) (Değişik:28/2/2018-7101/48 md.) Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur. 1. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar. 2. 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler. 3. Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları. 4. Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri. 5. Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar. 6. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları. 7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri. 8. Noterler. 9. Baro levhasına yazılı avukatlar. 10. Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler. 11. İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim. Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur. Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır. Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir. İKİNCİ FASIL Tebligat Esasları Tebliğ evrakının nüshaları ve makbuz verilmesi:
Danıştay 7. Daire, E. 2022/3337, K. 2024/4146Kaynağı aç
Danıştay 7. Daire Başkanlığı         2022/3337 E.  ,  2024/4146 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No : 2022/3337 Karar No : 2024/4146 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı adına… Gümrük Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) :… Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin…… tarih ve E:…, K…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava Konusu İstem: Davacı adına tescilli… tarih ve … sayılı,… tarih ve … sayılı serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı eşyanın gözetim uygulamasına tabi olduğundan bahisle ek olarak tahakkuk ettirilen ilave gümrük ve katma değer vergileri ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 235. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarında karara bağlanan para cezasına vaki itirazların zımnen reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle dava açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:… Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayda, ek tahakkuk ve para cezası kararlarının davacının elektronik tebligat adresine 25/01/2020 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, anılan kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde itiraz edilmesi gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 22/07/2020 tarihinde yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Olayda, davacı şirket tarafından verilen elektronik tebligat talep bildirimi formunda e-posta adresinin "…" olarak belirtilmesine karşın dava konusu ek tahakkuk ve para ceza kararlarının sehven kaydedildiği anlaşılan "…" adresine gönderildiğinin anlaşılması karşısında, davacının mail adresinin hatalı olarak kaydedilerek yanlış adrese tebliğ yapılmasının tebligatı hükümsüz kılacağı ve tebligatın usulüne uygun yapılmaması durumunda tebliğe çalışılan işlemlerin geçersizliği sonucunu doğuracağı, bu durumda, idarece usulüne uygun olarak tebliğ edilemeyen ek tahakkuk ve para cezası kararlarına karşı davacı tarafından ıttıla tarihine binaen yapılan itirazın süresinde olduğu, öte yandan, gözetim kıymeti, gümrük mevzuatı kapsamında esas alınacak kıymet olmadığından, yapılan itirazın zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle istinaf talebinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasından sonra dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacının elektronik posta adresine yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı adına tescilli …… tarih ve … sayılı,… tarih ve … sayılı serbest dolaşıma giriş beyannameleri muhteviyatı eşyanın gözetim uygulamasına tabi olduğundan bahisle ek olarak tahakkuk ettirilen ilave gümrük ve katma değer vergileri ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 235. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi uyarınca eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarında karara bağlanan para cezasına dair kararlara vaki itirazların zımnen reddine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun, 6099 sayılı Tebligat Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2. maddesi ile eklenen ve 19/01/2011 tarih ve 27820 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak, sermaye şirketlerine elektronik yolla tebligat yapılması zorunluluğu getiren ikinci fıkrası yayımı tarihinden iki yıl sonra, maddenin diğer fıkraları yayımı tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe giren "Elektronik Tebligat" başlıklı 7/a maddesinde, tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla tebligat yapılabileceği, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere elektronik yolla tebligat yapılmasının zorunlu olduğu ve elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı, elektronik yolla tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı düzenlenmiş, 15/03/2018 tarih ve 30361 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7101 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 48. maddesi ile madde değiştirilerek, ikinci fıkrasında elektronik tebligat yapma zorunluluğu sadece anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler bakımından mevcut iken; yapılan değişiklikle bu zorunluluğun kapsamı genişletilmiş, gerçek kişiler için kural olarak elektronik tebligat zorunluluğu öngörülmemekle birlikte bu kişilerin kendi tercihleri ile bir elektronik tebligat adresi almaları durumunda kendilerine tebligatın sadece elektronik yolla yapılması hükme bağlanmış, elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılacağı, elektronik yolla tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı, bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemlerinin Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütüleceği belirtilmiş, Kanun'un 51. maddesinde de, mali tebliğlerin kendi kanunlarında sarahat bulunmayan hallerde, bu kanunun umumi hükümlerine tevfikan yapılacağı kuralı getirilmiştir. Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 2. maddesinde, gümrük idareleri tarafından alınan vergi ve resimlerin bu Kanuna tabi olmadığı, bu vergi ve resimlerle ilgili olarak 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş, aynı Kanun'un, 01/08/2010 tarih ve 27659 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6009 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 7. maddesi ile eklenen ''Elektronik Ortamda Tebliğ'' başlıklı 107/A maddesinde, bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93. maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği, 07/04/2015 tarih ve 29319 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6637 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 5. maddesi ile eklenen 2. fıkrasında, elektronik ortamda tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı, Maliye Bakanlığının, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik altyapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu düzenlenmiştir. 06/12/2018 gün ve 30617 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan ve 01/01/2019 da yürürlüğe giren Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 1. maddesinde, Yönetmeliğin, 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu uyarınca tebligat çıkarmaya yetkili makam ve merciler tarafından Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi (PTT) vasıtasıyla yapılacak elektronik tebligata ilişkin usul ve esasları düzenlediği belirtilmiş, 3. maddesinde, elektronik tebligat ibaresinden; Tebligat Kanunu ve bu Yönetmeliğe uygun olarak elektronik ortamda yapılan tebligatın, elektronik tebligat adresi ibaresinden; PTT tarafından, gerçek kişiler için kimlik bilgileri, tüzel kişiler için ise tabi oldukları sistem bilgileri esas alınmak suretiyle tek ve benzersiz şekilde oluşturulan ve Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi'ne (UETS) kaydedilen tebligat adresinin anlaşılması gerektiği belirtilmiş, 5. maddesinde, Kanunla kurulanlar da dâhil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişilerine tebligatın elektronik yolla yapılmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Yönetmeliğin 6. maddesinde ise, elektronik tebligat adresi alma zorunluluğuna tabi olanlar için yapılacak başvuruya ilişkin hususlar belirtilerek, 9. maddesinde elektronik tebligatın hazırlanması ve muhataba ulaştırılmasına ilişkin hususlar düzenlenmiş ve elektronik yolla tebligatın muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı, 10. maddesinde elektronik tebligat adresine elektronik tebligat mesajı ulaştığı konusunda bilgilendirilmek isteyen muhatabın, elektronik posta adresini veya kısa mesaj alma özelliği olan bir telefon numarasını PTT’ye bildirebileceği, elektronik tebligatın muhatabın adresine ulaştığı anda PTT tarafından muhataba bilgilendirme mesajı iletileceği, söz konusu bilgilendirmelerin herhangi bir nedenle yapılamamış veya geç yapılmış olmasının ise tebligatın geçerliliğini etkilemeyeceği kabul edilmiştir. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tarafından düzenlenen 25/01/2018 tarih ve 30312 sayılı Resmi Gazate'de yayımlanarak 01/02/2018 tarihinde yürürlüğe giren Elektronik Tebligat Sistemi Genel Tebliği'nin (sıra no: 1) olay tarihinde yürürlükte bulunan şekliyle 1. maddesinde, tebliğin amacının, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca ve Bakanlığın görev alanı kapsamında olan il ve ilçe tüketici hakem heyetlerince düzenlenen ve muhataplarına 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliği gereken evrakın elektronik ortamda tebliğ edilmesi ile ilgili usul ve esasları belirlemeye ilişkin olduğu belirtilmiş; 3. maddesinde, elektronik tebligat ibaresinden, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının görev ve yetkileri kapsamında tebliği gereken evrakın 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 107/A maddesi hükümlerine göre Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından kurulan teknik altyapı üzerinden muhatapların elektronik adreslerine tebliğ edilmesinin; elektronik tebligat adresi ibaresinden, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve Bakanlığın görev alanı kapsamında olan il ve ilçe tüketici hakem heyetlerinin işlemlerinde kullanılmak üzere Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığınca gerçek ve tüzel kişilere verilen tebliğe elverişli elektronik ortamın; Elektronik Tebligat Talep Bildirimi ibaresinden, 27/08/2015 tarihli ve 29458 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'nin (sıra no: 456) Ek 1 ve Ek 2’sinde yer alan başvuru formunun; Elektronik Tebligat Sistemi ibaresinden, bilişim sistemleri vasıtasıyla muhatabın elektronik tebligat adresine iletilmek üzere tebliğ evrakının gönderildiği ve elektronik ortamda delillendirilerek tesliminin sağlandığı sistemin anlaşılması gerektiği düzenlenmiş; 4. maddesinde, 4458 sayılı Kanuna göre gümrük yükümlülüğünü yerine getirmekle sorumlu bütün kişiler dâhil olmak üzere, Maliye Bakanlığınca kendilerine tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirilenler ve isteğe bağlı olarak elektronik tebligat yapılmasını talep edenlerin elektronik tebligat sistemini kullanmak zorunda olduğu belirtilmiş; 5. maddesinde, bu Tebliğ kapsamında tebliği gereken evrakın, elektronik imza ile imzalanacağı ve Bakanlık tarafından Başkanlık teknik alt yapısı kullanılarak tebliğ yapılacak muhatabın elektronik tebligat adresine iletileceği, kullanıcı kodu, parola ve şifrenin Başkanlık teknik altyapısı üzerinde üretileceği ve muhatabına verileceği, kullanıcı kodu, parola ve şifresi olmayan gerçek kişiler de ise, elektronik tebligat sistemine her girişte yapılan kimlik doğrulaması ile elektronik tebligat adreslerine erişebilecekleri, elektronik imzalı tebligatın, muhatabın elektronik ortamdaki adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı, olay kayıtlarının, işlem zaman bilgisi eklenerek, erişilebilir şekilde arşivlerde otuz yıl süreyle Başkanlık tarafından saklanacağı. hesaba erişim bilgilerinin iletimi ile elektronik tebligat sistemine erişimin güvenli bir şekilde yapılması için gerekli tedbirlerin Başkanlık tarafından alınacağı ve talep halinde elektronik tebligata ilişkin delil kayıtlarının ilgilisine veya yetkili mercilere sunulacağı kurala bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen Elektronik tebligata ilişkin kanun ve yönetmelik hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının faaliyet konusu kapsamındaki işlemlere ilişkin elektronik tebligatın 7201 sayılı Kanun kapsamında davacı şirket adına özel olarak oluşturulan elektronik posta adresi veya 213 sayılı Kanun'un 107/A maddesi hükümlerine göre İnternet Vergi Dairesi üzerinden oluşturulan elektronik posta adresine tebliğ edileceği, ayrıca Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 10. maddesinde de açıkça düzenlendiği üzere muhatapların kendilerine gelen tebligatlar hakkında bilgilendirme talep etmeleri halinde, kısa mesaj ya da mail yoluyla bilgilendirilebilecekleri, ancak herhangi bir nedenle bilgilendirmenin yapılamamasının tebligatın geçerliliği etkilemeyeceği düzenlenmiştir. Dosyanın incelenmesinden, temyize konu vergi dava dairesi kararında, davacı şirket tarafından vergi dairesi müdürlüğüne verilen elektronik tebligat talep bildirimi formunda e-posta adresinin "…" olarak belirtilmesine karşın, ek tahakkuk ile ceza kararının idarece yanlış kaydedilen "…" adresine gönderildiğinin anlaşılması karşısında, davacının mail adresinin hatalı olarak kaydedilerek yanlış adrese tebliğ yapılmasının tebligatı hükümsüz kılacağı ve tebligatın usulüne uygun yapılmaması durumunda tebliğe çalışılan işlemlerin hukuken hiç doğmamış sayılacağı kabul edilerek karar verilmişse de; yukarıda izah edildiği üzere elektronik tebligat muhatap adına özel olarak belirlenen elektronik posta adresine yapılmakta, mail adresi ise sadece bilgilendirme maili alınması amacıyla kullanılmakta olup, herhangi bir nedenle sisteme yanlış girilmesinin tebligatın geçerliliğini etkilemeyeceği açıktır. Bu nedenle, 25/01/2020 tarihinde usulüne uygun olarak elektronik ortamda tebliğ edilen ek tahakkuk ve para ceza kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde itiraz edilmesi gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 22/07/2020 tarihinde yapılan itirazın süresinde olmadığının anlaşılması karşısında, davanın reddi gerekirken, yukarıda belirtilen gerekçeyle verilen temyize konu kararda hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Temyiz isteminin kabulüne, 2…. Bölge İdare Mahkemesi… Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13. maddesinin (j) bendi parantez içi hükmü uyarınca alınması gereken harç dahil olmak üzere, yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 14/10/2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Elektronik tebligat işlemleri PTT tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.

Bir bildirimin elektronik tebligat sayılabilmesi için Tebligat Kanunu m. 7/a'ya dayanılarak çıkarılan Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine uygun biçimde yapılmış olması zorunludur; aksi hâlde elektronik tebligata bağlanan hukuki sonuçlar doğmaz. Bu nedenle şahsi e-posta yoluyla yapılan bildirimler yönetmelik hükümlerine uygun olmadığından geçerli tebligat sayılmaz. Öte yandan muhatabın bilgilendirme amacıyla bildirdiği e-posta adresine veya telefon numarasına gönderilen bilgilendirme mesajının herhangi bir nedenle ulaşamaması ya da geç ulaşması tebligatın geçerliliğini etkilemez; asıl tebligat UETS üzerinden muhatap adına özel olarak belirlenen elektronik adrese yapılmaktadır.

Danıştay 8. Daire, E. 2021/3539, K. 2022/3493Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/3539 E.  ,  2022/3493 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/3539 Karar No : 2022/3493 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: … Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta olan davacının, görevinden çekilmiş sayılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı işlem ile bu işleme yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…; K:… sayılı kararıyla; davacının görevinden çekilmiş sayılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin, 08/07/2020 tarihinde dava dilekçesinde de belirtildiği üzere mail yoluyla bildirildiği, dolayısıyla davacı tarafından bu tarihte öğrenilmiş olduğu, davacı tarafından, söz konusu işlemin belirtildiği şekilde öğrenilmesi üzerine yani 08/07/2020 tarihinden itibaren 60 günlük yasal süre içerisinde 06/09/2020 gününün pazar gününe denk gelmesi nedeniyle en geç 07/09/2020 Pazartesi günü doğrudan dava açılması veya 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca idareye başvurulması gerekirken, bu süre geçtikten sonra 08/10/2020 tarihinde idareye başvurulması üzerine 05/12/2020 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI :Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlığını taşıyan 14. maddesinin 3/e bendinde, dilekçelerin süre aşımı yönünden inceleneceği; 6. fıkrasında ilk incelemeye ilişkin hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı; ''İlk inceleme üzerine verilecek karar'' başlığını taşıyan 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, süre aşımı yönünden yapılan incelemede Kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceği hususları hüküm altına alınmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. Maddesinde; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; "Sürelerle ilgili genel esaslar" başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında sürelerin, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı kurala bağlanmış olup; "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise, 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde (dava açıldığı tarihte 60 gün) bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmüne yer verilmiştir. Yine anılan Kanun'un "Dosyaların incelenmesi" başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında; "(Değişik cümle: 18.06.2014 – 6545 S.K/Madde 17)Danıştay, bölge idare mahkemeleri ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her türlü incelemeyi kendiliğinden yapar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir." kuralı yer almaktadır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 32 inci maddesinde; "Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır." hükmüne, 25/01/2012 tarih ve 28184 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 53. maddesinde ise " (1) Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.(2) Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. (3) Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir." hükmüne yer verilmiştir. Yine Tebligat Kanunu'nun, "Yabancı memlekette tebligat usulü" başlıklı 25. maddesinde "(1)Yabancı memlekette tebliğ o memleketin salahiyetli makamı vasıtasiyle yapılır. Bunun için anlaşma veya o memleket kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını salahiyetli makamdan ister. (2)Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu vekalet vasıtasiyle Dışişleri Bakanlığıne, oradan da memuriyet havzası nazarı itibara alınarak ilgili Türkiye Elçiliğine veya Konsolosluğuna gönderilir. (3)(Ek : 6/6/1985 – 3220/8 md.) Şu kadar ki, Dışişleri Bakanlığının aracılığına lüzum görülmeyen hallerde tebligat evrakı, ilgili Bakanlıkça doğrudan doğruya o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya Başkonsolosluğuna gönderilebilir." kuralı yer almaktadır. Ayrıca, anılan Kanunu'na 6099 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile eklenen "Elektronik tebligat" başlıklı 7/a maddesinin dördüncü fıkrasında, elektronik yolla tebligatın, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılacağı belirtilmiş olup; bu adres Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UEST ) kayıtlı PTT tarafından gerçek kişiler için kimlik bilgileri, tüzel kişiler için ise tabi oldukları sistem bilgileri esas alınmak suretiyle tek ve benzersiz şekilde oluşturulan tebligat adresini ifade edeceği belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: … Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde araştırma görevlisi olarak görev yapmakta olan davacının, 01/01/2017-01/01/2018 tarihleri arasında yurt dışında görevlendirildiği, eşinin gebeliği nedeniyle verilen rapor neticesinde 01/06/2018 tarihine kadar görevlendirmesinin uzatıldığı, eşinin doğum yapması üzerine 01/06/2018-16/04/2020 tarihleri arasında 2 yıllık ücretsiz izin hakkını kullandığı, Covid19 salgını nedeniyle ABD-Türkiye arasındaki uçuşların kapatılması nedeniyle izninin 16/04/2020 tarihinden 15/06/2020 tarihine kadar uzatıldığı, ücretsiz izin bitim tarihinde göreve başlamadığı gerekçesiyle ise davacının görevinden çekilmiş sayılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı işlem ile bu işleme yapılan itirazın reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin tesis edilmesi üzerine söz konusu işlemlerin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Olayda; görevlendirme ile yurt dışında bulunan davacının, görevinden çekilmiş sayılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı işlemden, davacıya ait şahsi mail hesabına gönderilen e-posta ile haberdar edildiği görülmektedir. Dolayısıyla, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması için; e-posta/e-mail yoluyla yapılan bildirimlerin Tebligat Kanunu uyarınca tebligat sayılıp sayılmayacağı, bu durumun genel dava açma süresinin başlangıcı yönünden sonuçlarının neler olduğu hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Elektronik tebligatın, her şeyden önce klasik (posta yoluyla veya diğer usuli yollarla yapılan) tebligattan ayırt edilmesi gerekir. Tebligat Kanunu 7/a maddesi ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde, elektronik tebligatın diğer klasik yöntemlerden bağımsızlaştırıldığını ve o yöntemlere tamamlayıcı olmadığını ifade edebiliriz. Klasik tebligat, belirli bir işlemin ilgilisini bilgilendirebilmek amacıyla yetkili makamın, kanunun öngördüğü usul ve esasa uygun bir şekilde ilgilisine bildirilmesi ve bu bildirimin aynı şekilde belgelendirilmesi işlemidir. Klasik tebligatta, elektronik yolla bir bildirim yoktur. Elektronik tebligat ile mevcut klasik usulle yapılan tebligat yollarına, elektronik ortamda da bildirimde bulunabilme ve belgelendirme imkânı eklenmiştir. Fakat elektronik yolla yapılan her türlü bildirimi Tebligat Kanunu 7/a maddesi anlamında elektronik tebligat olarak nitelendirmemek gerekir; örneğin faks, telefon veya bilgisayar aracılığıyla gönderilen mesajlar (kısa mesaj, elektronik posta) her ne kadar elektronik ortam yoluyla iletilmiş olsa da bu tür bildirimler elektronik tebligat olarak adlandırılmamalıdır; çünkü bir bildirimin elektronik tebligat olarak nitelendirilebilmesi, o mesajın Tebligat Kanunu 7/a maddesi dayanarak çıkarılan Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümlerine uygun şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Aksi takdirde elektronik tebligata bağlanan sonuçlar doğmaz. (Doç. Dr. Levent Börü, Elektronik Tebligat; Erişim:https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1111168 ) Dosyadan yurtdışında bulunan davacıya yukarıda yer verilen Tebligat Kanunu hükmüne uygun şekilde tebligatta bulunulmadığı, telefonla ve e-posta yoluyla yapılan müstafi sayılma bildirimlerinin tebligat mevzuatına göre hukuken usulüne uygun kabul edilemeyeceği tabidir. Bu itibarla; görülmekte olan davada dava açma süresi hesaplanırken 7201 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca ıttıla tarihinin esas alınması gerektiği tartışmasız olup; davacının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yapmış olduğu 08/10/2020 tarihli başvurusuyla davacının davalı idarece hakkında tesis edilen işlemden haberdar olduğunun kabulü ile anılan başvurunun reddi yolunda tesis edilen 09/11/2020 tarihli işlemin tebliğinden sonra 05/12/2020 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu görülmektedir. Dolayısıyla; süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen idare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamakta olup; süresinde açılan davanın esasının incelenmesi gerektiğinden, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 26/05/2022 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 8. Dairesi, E. 2021/3539, K. 2022/3493 sayılı kararında, telefonla ve e-posta yoluyla yapılan müstafi sayılma bildirimlerinin tebligat mevzuatına göre usulüne uygun kabul edilemeyeceğini esas almıştır. Davacının 08/10/2020 tarihli başvurusu, işlemden haberdar olunduğu tarih olarak kabul edilmiş; bu başvurunun reddine ilişkin 09/11/2020 tarihli işlemin tebliğinden sonra 05/12/2020 tarihinde açılan dava süresinde görülmüştür.

Şirketlere e-posta ile gönderilen bildirim tebligat sayılır mı?

Hayır. Tebligat Kanunu m. 7/a ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği kapsamındaki sisteme kayıtlı UETS adresi dışındaki e-posta adreslerine yapılan bildirimler geçerli tebligat sayılmaz. Tüm özel hukuk tüzel kişileri için zorunlu olan elektronik tebligat PTT'nin işlettiği UETS üzerinden gerçekleştirilmeli; tebligat muhatabın UETS adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılmalıdır.

6360 Sayılı Kanun Kapsamında Personel Devri ve Geçmiş Dönem Borçları

6360 sayılı Kanun'un Geçici Madde 1 hükmünün 8. fıkrası, büyükşehir ilçe belediyesince yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin personel, her türlü taşınır ve taşınmaz mallar ile bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçların komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağını düzenler. Fıkra, sayılan hizmetlerle sınırlıdır.

Danıştay 8. Daire, E. 2021/4815, K. 2022/1143Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/4815 E.  ,  2022/1143 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/4815 Karar No : 2022/1143 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği VEKİLİ : Av. … DAVALI YANINDA MÜDAHİL : … Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı .. Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, 6360 sayılı Kanun uyarınca büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen … Belediyesi bünyesinde itfaiye, mezarlık ve mezbaha hizmetlerinde çalışmakta iken, kendilerine devredilen personelin, geçmiş dönem SGK prim borç tutarı toplam olan 3.922,339,42-TL'nin kendilerine devrine dair … gün ve … sayılı Aydın Valiliği Devir-Tasfiye Komisyon kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar ile; 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında, büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçlarının, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağının hüküm altına alındığı ve iptali istenilen prim borcunun davacı idareye devredilen personele ilişkin geçmiş dönem borcu olduğu dikkate alındığında, dava konusu borcun davacı idareye devrine ilişkin dava konusu komisyon kararının kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin .. gün ve E:.., K:… sayılı kararı ile davacı idarenin istinaf başvurusunda hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 2014 tarihli Devir-Tasfiye Komisyonu kararında böyle bir borcun yer almadığı; borcun kendilerince yürütülecek hizmetle ilgili olmadığı; doğduğu dönemde sorumlunun ilçe belediyesi olduğu ve kapanmaması sebebiyle bu borçtan ilçe belediyesinin sorumlu olduğu, nakledilen personel borçlarından nakleden kurumun sorumlu olması gerektiği öne sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idarece istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ: 6360 sayılı Yasanın 30/04/2014 gününde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında; bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyece yürütülen itfaiye mezarlık ve mezbaha hizmetine ilişkin olmak üzere personel ve bu hizmetin yerine getirilmesine yönelik alacak ve borçların komisyonca, ilgisine göre büyükşehir ve ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağı hükmü yer almakta olup; bu hükme göre, büyükşehir kapsamına alınan İlçe Belediyesinin itfaiye, mezarlık ve mezbaha hizmet görevlilerinin ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olması sebebiyle bu görevlilerden (personel) kaynaklanan alacak-borçların büyükşehir belediyesine devredilmesi gerekmektedir. Söz konusu borçların ise; devri gereken personellerden kaynaklandığının tereddüte yer vermeyecek biçimde ortaya konulması; diğer bir anlatımla, personel devrinin davacı belediye açısından kesinleşmiş olması gerekmektedir. Olayda; büyükşehir belediyesine devredilen personel ve bu personele ait prim borcunun tespit edilmesi sonrası karar verildiği, borcun; hizmetin ifasına ilişkin istihdam edilen personelden kaynaklı olduğu görüldüğünden işlemde hukuka aykırılık bulunmamakta olup, davanın reddine dair Mahkeme kararında ve istinaf ret kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Öte yandan; davacı idarece, Yasanın geçici 1. maddesinin 9/d fıkrası uyarınca, nakledilen personel sebebiyle devralan kurumun sorumlu olmayacağı öne sürülmüş ise de, sözkonusu hükmün, devredildiği kurumda ihtiyaç fazlası personel olarak belirlendikten sonra Devlet Personel Başkanlığınca başka bir kuruma atanan personele ilişkin olması sebebiyle uyuşmazlıkta uygulanmayacağının açık olması ve olayda uygulanacak geçici 1. maddenin 8. fıkrasında, Yasa koyucu tarafından 9/d fıkrasındakine benzer bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında; Komisyonca devri yapılan personele ilişkin borcun da devralan kuruma ait olduğu yönündeki kabulün Yasanın lafzı ve amacına uygun düşeceği açık olduğundan bu iddiaya itibar edilmemiş olup; kararın onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1. maddesinde "Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür" hükmüne, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanundaki devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulur. Bu komisyona yardımcı olmak üzere valinin görevlendirmesi ile alt komisyonlar da kurulabilir." hükmüne, 2. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler, mevcut personelini, taşınır ve taşınmazlarını, iş makineleri ve diğer taşıtları ile kamu kurum ve kuruluşlarına olan alacak ve borçlarını katılacakları ilçe belediyesine bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren bir ay içinde bildirir. Bu belediye ve köylerin taşınmazlarının tahsisi ve kiralanması, iş ve toplu iş sözleşmesinin yapılması, yeni nazım ve uygulama imar planının yapılması, imar planı değişikliği ve revizyonu ile her türlü imar uygulaması (inşaat ruhsatı hariç), iş makineleri ve diğer taşıtların satışı ile borçlanmaları katılacakları ilçe belediyesinin onayına bağlıdır. Henüz ilçe belediyesi oluşmamış yerlerde bildirimler il belediyesine yapılır ve onaylar il belediyesince verilir. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış memur alımları hariç olmak kaydıyla, yine bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler tarafından nakil yoluyla atanacaklar da dâhil olmak üzere hiçbir şekilde yeni personel alımı yapılamaz ve bu belediye ve köyler tarafından aynı tarihten itibaren tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi geçecek şekilde veya mevcut hizmet alımlarının kapsamını ve personel sayısını genişletecek şekilde hizmet alımı sözleşmesi düzenlenemez" hükmü, 3. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. Devir işlemi ilk mahalli idareler genel seçimi itibarıyla uygulamaya konulur" hükmüne, 8. fıkrasında ise, "Bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçları, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılır" hükmüne yer verilmiştir. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 7. maddesinin 1. Fıkrasının (s) bendinde; mezarlıkları işletmek ve defin ile ilgili hizmetleri yürütmek; (t) bendinde; mezbahaları yapmak-yaptırmak, işletmek ve işlettirmek; (u) bendinde ise; itfaiyeleri hizmetlerini yürütmek, büyükşehir belediyesinin görev ve sorumlulukları arasında sayılmıştır. MADDİ OLAY : 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi uyarınca 30.03.2014 tarihinde yapılan yerel seçimle birlikte Aydın İlinde sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulduğu, Aydın İli'ne bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, köylerin mahalle olarak, belediyelerin ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katıldığı, Aydın İlindeki İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, anılan Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca, tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilmesine ve tüzel kişiliği kaldırılan il özel idaresinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, valiliklere, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına, büyükşehir belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya ilçe belediyesine devredilmesine, büyükşehir ilçe belediyesi olan ilçe belediyelerine ait personel, taşınır ve taşınmazların büyükşehir belediyesinin görev alanına girmesi halinde büyükşehir belediyesi ve ilgili bağlı kuruluşları arasında paylaştırılmasına karar verilebilmesi için devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulduğu ve 05/03/2014 günlü komisyon kararıyla personellerin devri yönünden karar alınarak alacak-borçların devrinin ileri tarihe bırakıldığı; Aydın Belediyesinin, 6360 sayılı Kanun uyarınca ilk mahalli idareler genel seçiminden sonra Büyükşehir Belediyesine dönüşeceğinden Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu üyesi olarak sadece Aydın Belediyesi'nin yetki alanındaki sahip olduğu her türlü taşınır, taşınmaz malları ve personelini ilgilendiren konulardaki toplantılara katılımının sağlanması gerektiği yolunda tesis edilen … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılan başka bir davada verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı davanın reddine ilişkin kararının, Dairemizin 16.04.2015 tarih ve E:2015/821, K:2015/3390 sayılı kararı ile bozulması üzerine;tüzel kişilikleri sona eren mülga İl Özel İdaresi, belde belediyeleri ve köyler ile büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyelerin malvarlıkları ve personelinin devirlerinin oluşturulan devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonunca, büyükşehir belediyesinin katılımı ile yeniden ele alındığı ve … Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu'nun … günlü kararıyla personel devrine karar verildiği, akabinde de 06/05/2016 tarih ve 104 sayılı kararı ile Bozdoğan Belediyesine ait borç listesinin 1., 2. ve 3. sıralarında yer alan toplam 3.922,339,42 -TL prim borcunun … Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na devredilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde; itfaiye mezarlık ve mezbaha hizmetlerinin yürütülmesinden davacı idarenin sorumlu olduğu ve bu itibarla sözkonusu hizmetlere ilişkin personel ile bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçların ilgisi nedeniyle davacı idareye devrinin gerektiği anlaşılmaktadır. Buna karşın, büyükşehir belediyelerine devri gereken borcun, bu idarece yürütülecek hizmetin yerine getirilmesine yönelik bir borç olması; başka bir ifadeyle devralınan hizmete ilişkin yatırım, işletme ve tesisten kaynaklanması gerektiği açık olmakla; devredilen personele ilişkin maaş, sigorta, prim, aidat gibi devirden önceki döneme ilişkin ödenmemiş borçların devirden sonra yürütülecek hizmetin yerine getirilmesine yönelik borçlardan olmadığı sonucuna ulaşıldığından, bu borçların doğduğu dönemde sorumlusu olan ve halihazırda tüzel kişiliği devam eden büyükşehir ilçe belediyesince ödenmesi gerekmektedir. Öte yandan; söz konusu borcun, devirden önceki dönemlerde doğmuş ve sorumlusu olan ilçe belediyesince ödenmemiş olan birikmiş borçlardan olduğu; devir öncesi dönemde personelin hizmetinden faydalanılmasına karşın personelin hizmetine bağlı olarak ödenmesi gereken maaş, prim gibi borçlardan teşekkül eden ödemelerin yapılmaması nedeniyle, salt devir neden gösterilerek sorumlu idarenin değiştirilmesinin hukuka uygun düşmeyeceği de açıktır. Bu itibarla; devirden sonra yürütülecek hizmetlerin yerine getirilmesine ilişkin olmayan borcun, davacı idareye devrine ilişkin işlemde hukuka uyarlık; aksi gerekçe ile davayı reddeden Mahkeme kararının istinaf isteminin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 24/02/2022 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.
Danıştay 8. Daire, E. 2021/4812, K. 2022/143Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/4812 E.  ,  2022/143 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/4812 Karar No : 2022/143 TEMYİZ EDEN (DAVACI ) : … Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından, 6360 sayılı Kanun uyarınca büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen Kuşadası Belediyesi bünyesinde yol ve lağım tamir işleri görevlisi olarak çalışmakta iken, su ve kanalizasyon idaresine devredilen personele ait SGK prim borç tutarı olan 121.267,50.-TL'nin ASKİ'ye devrine dair … gün ve … sayılı Aydın Valiliği Devir-Tasfiye Komisyon kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı karar ile; 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında, büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçlarının, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağının hüküm altına alındığı ve iptali istenilen sigorta pirim borcunun davacı idareye devredilen lağım-tamir işinden doğduğu ve yürütülen su ve kanalizasyon hizmeti kapsamında olduğu dikkate alındığında, dava konusu borcun Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresine devrine ilişkin dava konusu komisyon kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Devir-Tasfiye Komisyonunda kendilerinin bulunmayışı nedeniyle kararın şekil yönünden hukuka aykırı olduğu; borcun doğduğu dönemde sorumlunun ilçe belediyesi olduğu ve kapanmaması sebebiyle bu borçtan ilçe belediyesinin sorumlu olduğu, nakledilen personel borçlarından nakleden kurumun sorumlu olması gerektiği öne sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : 6360 sayılı Yasanın 30/04/2014 gününde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında; bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyece yürütülen su ve kanalizasyon hizmetine ilişkin olmak üzere personel ve bu hizmetin yerine getirilmesine yönelik alacak ve borçların komisyonca, ilgisine göre büyükşehir ve ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağı hükmü yer almakta olup; bu hükme göre, büyükşehir kapsamına alınan Kuşadası İlçe Belediyesinin su – kanalizasyon hizmet görevlilerinin ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olması sebebiyle bu görevlilerden (personel) kaynaklanan alacak-borçların belediyeye bağlı kuruluş olan ASKİ'ye devredilmesi gerekmektedir. Söz konusu borçların ise; devri gereken personellerden kaynaklandığının tereddüte yer vermeyecek biçimde ortaya konulması; diğer bir anlatımla, personel devrinin ASKİ açısından kesinleşmiş olması gerekmektedir. Olayda; ASKİ'ye devredildiği belirtilen personellerden bazıları hakkında kesinleşmiş yargı kararları ile iptal kararı verildiği, borcun kaynağı olan personelin kimler olduğu ve devrinin yapılıp yapılmadığının araştırılmadığı görülmekle; hizmetin yerine getirilmesine yönelik personelden kaynaklı borcun net olarak tespitinden (hangi işciden ne kadar borç doğduğu yönünden) sonra ilgili idare olan davacıya devrinin yapılması gerektiğinden bu husus gözetilmeksizin tesis edilen işlemde hukuka uyarlık, eksik incelemeye dayalı Mahkeme kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan; davacı idarece, Yasanın geçici 1. maddesinin 9/d fıkrası uyarınca, nakledilen personel sebebiyle devralan kurumun sorumlu olmayacağı öne sürülmüş ise de, sözkonusu hükmün, devredildiği kurumda ihtiyaç fazlası personel olarak belirlendikten sonra Devlet Personel Başkanlığınca başka bir kuruma atanan personele ilişkin olması sebebiyle uyuşmazlıkta uygulanmayacağının açık olması ve olayda uygulanacak geçici 1. maddenin 8. fıkrasında, Yasa koyucu tarafından 9/d fıkrasındakine benzer bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında; Komisyonca devri yapılan personele ilişkin borcun da devralan kuruma ait olduğu yönündeki kabulün, Yasanın lafzı ve amacına uygun düşeceği açık olduğundan bu iddiaya itibar edilmemiş olup; yukarıda belirttiğim gerekçelerle davanın reddine ilişkin kararın istinaf isteminin reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1.maddesinde "Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür" hükmüne, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanundaki devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulur.Bu komisyona yardımcı olmak üzere valinin görevlendirmesi ile alt komisyonlar da kurulabilir." hükmüne, 2. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler, mevcut personelini, taşınır ve taşınmazlarını, iş makineleri ve diğer taşıtları ile kamu kurum ve kuruluşlarına olan alacak ve borçlarını katılacakları ilçe belediyesine bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren bir ay içinde bildirir. Bu belediye ve köylerin taşınmazlarının tahsisi ve kiralanması, iş ve toplu iş sözleşmesinin yapılması, yeni nazım ve uygulama imar planının yapılması, imar planı değişikliği ve revizyonu ile her türlü imar uygulaması (inşaat ruhsatı hariç), iş makineleri ve diğer taşıtların satışı ile borçlanmaları katılacakları ilçe belediyesinin onayına bağlıdır. Henüz ilçe belediyesi oluşmamış yerlerde bildirimler il belediyesine yapılır ve onaylar il belediyesince verilir. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış memur alımları hariç olmak kaydıyla, yine bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler tarafından nakil yoluyla atanacaklar da dâhil olmak üzere hiçbir şekilde yeni personel alımı yapılamaz ve bu belediye ve köyler tarafından aynı tarihten itibaren tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi geçecek şekilde veya mevcut hizmet alımlarının kapsamını ve personel sayısını genişletecek şekilde hizmet alımı sözleşmesi düzenlenemez" hükmü, 3. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. Devir işlemi ilk mahalli idareler genel seçimi itibarıyla uygulamaya konulur" hükmüne, 8. fıkrasında ise, "Bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçları, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılır" hükmüne yer verilmiştir. 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde; ''İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.'' hükmüne, 2. maddesinde; ''İSKİ'nin görev ve yetkileri şunlardır:a)İçme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu projelere göre tesisleri kurmak veya kurdurmak, kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, b) Kullanılmış sular ile yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız bir biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakılacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; gerektiğinde bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, c) Bölge içindeki su kaynaklarının, deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış sularla ve endüstri artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek, bu konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri almak, d) Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak, e) Her türlü taşınır ve taşınmaz malı satın almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve gereçleri satmak, İSKİ'nin hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya yahut diğer kamu veya özel kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu maksatla kurulmuş veya kurulmakta olan tesislere iştirak etmek, f) Kuruluş amacına dönük çalışmaların gerekli kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya üzerinde kullanma hakları tesis etmek.'' hükmüne, ek 5. maddesinde ise; ''Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır.'' hükmüne yer verilmiştir. MADDİ OLAY : 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi uyarınca 30.03.2014 tarihinde yapılan yerel seçimle birlikte Aydın İlinde sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulduğu, Aydın İli'ne bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, köylerin mahalle olarak, belediyelerin ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katıldığı, Aydın İlindeki İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, anılan Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca, tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilmesine ve tüzel kişiliği kaldırılan il özel idaresinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, valiliklere, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına, büyükşehir belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya ilçe belediyesine devredilmesine, büyükşehir ilçe belediyesi olan ilçe belediyelerine ait personel, taşınır ve taşınmazların büyükşehir belediyesinin görev alanına girmesi halinde büyükşehir belediyesi ve ilgili bağlı kuruluşları arasında paylaştırılmasına karar verilebilmesi için devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulduğu ve 05/03/2014 günlü komisyon kararıyla personellerin devri yönünden karar alınarak alacak-borçların devrinin ileri tarihe bırakıldığı; Aydın Belediyesinin, 6360 sayılı Kanun uyarınca ilk mahalli idareler genel seçiminden sonra Büyükşehir Belediyesine dönüşeceğinden Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu üyesi olarak sadece Aydın Belediyesinin yetki alanındaki sahip olduğu her türlü taşınır, taşınmaz malları ve personelini ilgilendiren konulardaki toplantılara katılımının sağlanması gerektiği yolunda tesis edilen … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılan bir başka davada verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı davanın reddine ilişkin kararının, Dairemizin 16.04.2015 tarih ve E:2015/821, K:2015/3390 sayılı kararı ile bozulması üzerine;tüzel kişilikleri sona eren mülga İl Özel İdaresi, belde belediyeleri ve köyler ile büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyelerin malvarlıkları ve personelinin devirlerinin oluşturulan devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonunca büyükşehir belediyesinin katılımı ile yeniden ele alındığı Aydın Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 16/02/2016 günlü kararıyla personel devrine karar verildiği, akabinde de … tarih ve … sayılı kararı ile Kuşadası Belediyesine ait borç listesinin 97. sırasında yer alan 121.267,50.-TL SGK prim borcunun Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresine devredilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde; su ve kanalizasyon hizmetlerinin yürütülmesinden davacı idarenin sorumlu olduğu ve bu itibarla sözkonusu hizmetlere ilişkin personel ile bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçların ilgisi nedeniyle davacı idareye devrinin gerektiği anlaşılmaktadır. Buna karşın, su ve kanalizasyon idaresine devri gereken borcun, bu idarece yürütülecek hizmetin yerine getirilmesine yönelik bir borç olması; başka bir ifadeyle devralınan hizmete ilişkin yatırım, işletme ve tesisten kaynaklanması gerektiği açık olmakla; devredilen personele ilişkin maaş, sigorta, prim, aidat gibi devirden önceki döneme ilişkin ödenmemiş borçların devirden sonra yürütülecek hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik borçlardan olmadığı değerlendirildiğinden, bu borçların doğduğu dönemde sorumlusu olan ve halihazırda tüzel kişiliği devam eden büyükşehir ilçe belediyesince ödenmesi gerekmektedir. Öte yandan; söz konusu borcun, devirden önceki dönemlerde doğmuş ve sorumlusu olan ilçe belediyesince ödenmemiş olan birikmiş borçlardan olduğu; devir öncesi dönemde personelin hizmetinden faydalanılmasına karşın personelin hizmetine bağlı olarak ödenmesi gereken maaş, prim gibi borçlardan teşekkül eden ödemelerin yapılmaması nedeniyle salt devir neden gösterilerek sorumlu idarenin değiştirilmesinin hukuka uygun düşmeyeceği de açıktır. Bu itibarla; devirden sonra yürütülecek hizmetlerin yerine getirilmesine ilişkin olmayan borcun davacı idareye devrine ilişkin işlemde hukuka uyarlık; aksi gerekçe ile davayı reddeden Mahkeme kararının istinaf isteminin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/01/2022 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.
6360 sayılı ON DÖRT İLDE BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE YİRMİ YEDİ İLÇE KURULMASI İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN m. geçici 1Kaynağı aç
GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Kanundaki devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulur. Bu komisyona yardımcı olmak üzere valinin görevlendirmesi ile alt komisyonlar da kurulabilir. (2) 1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler, mevcut personelini, taşınır ve taşınmazlarını, iş makineleri ve diğer taşıtları ile kamu kurum ve kuruluşlarına olan alacak ve borçlarını katılacakları ilçe belediyesine bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren bir ay içinde bildirir. Bu belediye ve köylerin taşınmazlarının tahsisi ve kiralanması, iş ve toplu iş sözleşmesinin yapılması, yeni nazım ve uygulama imar planının yapılması, imar planı değişikliği ve revizyonu ile her türlü imar uygulaması (inşaat ruhsatı hariç), iş makineleri ve diğer taşıtların satışı ile borçlanmaları katılacakları ilçe belediyesinin onayına bağlıdır. Henüz ilçe belediyesi oluşmamış yerlerde bildirimler il belediyesine yapılır ve onaylar il belediyesince verilir. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış memur alımları hariç olmak kaydıyla, yine bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler tarafından nakil yoluyla atanacaklar da dâhil olmak üzere hiçbir şekilde yeni personel alımı yapılamaz ve bu belediye ve köyler tarafından aynı tarihten itibaren tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi geçecek şekilde veya mevcut hizmet alımlarının kapsamını ve personel sayısını genişletecek şekilde hizmet alımı sözleşmesi düzenlenemez. (3) 1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. Devir işlemi ilk mahalli idareler genel seçimi itibarıyla uygulamaya konulur. (4) Bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idareleri; personelini, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçlarını bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir ay içinde valiliğe bildirir. Bu idarelerin taşınmazlarının satışı, tahsisi ve kiralanması, iş ve toplu iş sözleşmesinin yapılması, her türlü imar uygulaması (inşaat ruhsatı hariç), iş makineleri ve diğer taşıtların satışı ile borçlanmaları İçişleri Bakanlığının onayına bağlıdır. Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce ilanı yapılmış memur alımları hariç olmak kaydıyla, bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idareleri tarafından nakil yoluyla atanacaklar da dâhil olmak üzere hiçbir şekilde yeni personel alımı yapılamaz ve bu il özel idareleri tarafından aynı tarihten itibaren tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi geçecek şekilde veya mevcut hizmet alımlarının kapsamını ve personel sayısını genişletecek şekilde hizmet alımı sözleşmesi düzenlenemez. (5) Bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, valiliklere, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına, büyükşehir belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya ilçe belediyesine devredilmesine karar verilir. Devir işlemi, yapılacak ilk mahalli idareler genel seçimi tarihinde uygulamaya konulur. Maliye Hazinesine devredilen taşınmazlar Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla kullanmakta olan kurumlara tahsis edilmiş sayılır. Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan Maliye Bakanlığınca, bu Kanunun 1 inci maddesiyle tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerine, belediyelere ve köy tüzel kişiliklerine tahsis edilmiş olanlar; kuruluş kanunlarıyla kendilerine verilen kamusal nitelikteki görevleri yerine getirmeleri amacıyla ve komisyon kararıyla; ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşlarına, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına, büyükşehir belediyelerine, büyükşehir belediyelerinin bağlı kuruluşlarına ve ilçe belediyelerine tahsis edilmiş sayılır. (6) Bu Kanuna göre tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerinin personeli, komisyon kararıyla ilgisine göre yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. (7) Bu Kanunla büyükşehir belediyesine dönüşen il belediyesinin sahip olduğu her türlü taşınır, taşınmaz malları ve personeli, komisyon kararıyla ilgisine göre büyükşehir belediyesi ve ilçe belediyeleri ile bağlı kuruluşlar arasında paylaştırılır. (8) Bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçları, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılır. (9) Bu Kanuna göre belediye ve bağlı kuruluşlara devredilen personelden norm kadro ve ihtiyaç fazlası olanlar, ilgili belediye ve bağlı kuruluş tarafından en geç üç ay içinde valiliğe bildirilir. Komisyon, ilgili idarelerden gönderilen listeleri 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 49 uncu maddesindeki oranlar, kurumun bütçe dengesi, norm kadrosu ve yürütmekle görevli olduğu hizmetin gereği ile nüfus kriterlerini değerlendirmek suretiyle ihtiyaç fazlası personelin tespitini yapar. Komisyon çalışmasını kırk beş gün içinde tamamlayıp oluşturulan listeleri valinin onayına sunar. Vali tarafından onaylanan listeler on gün içerisinde İçişleri Bakanlığına, İçişleri Bakanlığınca da atama teklifleri yapılmak üzere Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. Bu personelden; a) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi memur kadrolarındaki personel 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun değişik 22 nci maddesinin ikinci, üçüncü ve beşinci fıkralarında belirtilen esas ve usuller çerçevesinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarına, Devlet Personel Başkanlığına bildirim tarihinden itibaren doksan gün içinde nakledilir. Ayrıca, nakledilen personelden devir tarihi itibarıyla müdür ve daha üstü yönetici kadrolarında bulunan personel hakkında aynı tarihteki kadro unvanları dikkate alınarak söz konusu maddenin altıncı fıkra hükümleri de uygulanır ve üç yıllık süre, devir tarihinden itibaren başlar. Ancak, 4046 sayılı Kanunun anılan maddesi uyarınca yapılacak fark tazminatı hesabında, 25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre yapılan ödeme dikkate alınmaz. Personel nakledildiği kurumda göreve başlayıncaya kadar eski kurumunda çalışmaya devam eder ve bu personelin her türlü mali ve sosyal hakları çalıştıkları kurum tarafından karşılanır. b) 5393 sayılı Kanunun 49 uncu maddesi kapsamında istihdam edilen tam zamanlı sözleşmeli personel bildirim unvanı esas alınarak Devlet Personel Başkanlığınca (a) bendinde yer alan süreler esas alınarak 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarına sözleşmeli personel olarak atanır. Bu kapsamda atanan sözleşmeli personelin mali ve sosyal hakları sözleşme süresi sonuna kadar devredildiği tarihteki sözleşme hükümlerine göre uygulanır. Bu personelin yeni sözleşmeleri ise 657 sayılı Kanunun 4/B maddesi çerçevesinde yapılır. c) 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa tabi sürekli işçi statüsünde istihdam edilen personel, Devlet Personel Başkanlığınca diğer kamu kurum ve kuruluşlarında unvanları belirlenecek kadrolara (a) bendinde yer alan süreler dâhilinde atanır. Ataması tekemmül ettirilen işçiler, çalıştıkları kurumlarınca atama emirlerinin tebliğini izleyen günden itibaren beş iş günü içinde yeni görevlerine başlamak zorundadırlar. Bu işçiler, yeni görev yerlerine başlayacağı tarihe kadar ilgili belediye veya bağlı kuruluşun işçisi sayılır ve beş iş günü içinde yeni kurumunda görevine başlamayanların iş sözleşmeleri, feshin geçerli sebebe dayandığı kabul edilerek, belediye veya bağlı kuruluş tarafından 4857 sayılı İş Kanununun 17 nci maddesinde belirtilen ihbar süresi beklenilmeksizin ve ihbar tazminatı ödenmeksizin sona erdirilir. ç) Bu fıkra kapsamında yer alan personele ilişkin kadro ve pozisyonlar; Devlet Personel Başkanlığınca kamu kurum ve kuruluşlarına nakledildikleri veya atandıkları tarih itibarıyla diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın ihdas, tahsis ve vize edilmiş sayılır. İhdas edilmiş sayılan memur kadroları, 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye ekli cetvellerin ilgili bölümüne eklenmiş sayılır. Atama işlemi yapılan personele ilişkin bilgiler ve bu bilgilerdeki değişiklikler en geç on beş gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir. d) Bu fıkra kapsamında nakledilen personel bakımından nakil tarihinden önce doğmuş ve nakil tarihinde ödenmesi gereken borçlardan nakledilen kurum sorumlu tutulamaz. Kıdem tazminatına ilişkin hükümler saklıdır. e) Bu fıkra kapsamında ortaya çıkabilecek tüm tereddütleri gidermeye, gerekli bilgi ve belgeleri istemeye, araştırma ve inceleme yapmaya, uygulamayı yönlendirmeye Devlet Personel Başkanlığı yetkilidir. (10) Devredilecek Devlet memurları hakkında 5393 sayılı Kanunun 50 nci maddesi hükümleri uygulanır. Devir tarihi itibarıyla müdür ve daha üstü yönetici unvanlı kadrolarda bulunanlar hakkında 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin altıncı fıkrası hükümleri de uygulanır. Bu şekilde devredilen memurlar ile 5216 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi hükümleri uygulanmak suretiyle devredilecek sözleşmeli personelin fark tazminatı hesabında, 4688 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre yapılan ödeme dikkate alınmaz. Devredilen veya nakledilen işçilerin ücret ile diğer malî ve sosyal hakları; toplu iş sözleşmesi bulunan işçiler bakımından yenileri düzenleninceye kadar devir veya nakil işleminden önce tabi oldukları toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre, toplu iş sözleşmesi olmayan işçiler bakımından 2012 yılı Eylül ayında geçerli olan bireysel iş sözleşmesi hükümlerine göre belirlenir. (11) Yapılacak devir, tasfiye ve paylaştırma işlemleri ve hizmetlerin yürütülmesi bakımından bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 5216 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi hükümleri uygulanır. (12) 1 inci maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin taşınmazlarının satışı ile vadesi tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi aşan borçlanmaları İçişleri Bakanlığının onayına tabidir. (13) 1 inci maddeye göre tüzel kişiliği kaldırılan belediye ve köylerin mahkemelerde süren davalarında katıldıkları ilçe belediyesi taraf olur. (14) Bu Kanunla mahalleye dönüşen köylerde, bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan Ulusal Adres Bilgi Sistemine kayıtlı veya Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından uydu fotoğraflarıyla tespit edilen, entegre tesis niteliğinde olmayan tarım ve hayvancılık amaçlı yapılardaki işletmeler ile bu yerlerde oturanların ihtiyaçlarını karşılayacak bakkal, manav, berber, fırın, kahve, lokanta, pansiyon, tanıtım ve teşhir büfeleri, yerleşim yeri halkı tarafından kurulan ve işletilen kooperatifler işletme ruhsatı almış sayılır. Bu işletmelerin bulunduğu binalar ile konutlardan, bu Kanunun yayımlandığı tarihe kadar bitirilmiş olanlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı veya belediye ya da üniversiteler tarafından fen ve sanat kuralları ile ilgili mevzuat hükümlerine uygun yapıldığı tespit edilenler ruhsatlandırılmış sayılır. Ayrıca bu yapılar elektrik, su ve bunun gibi kamu hizmetlerinden yararlandırılır. Ancak; bu fıkranın öngördüğü uygulamaların özel kanun hükümlerine aykırı olması durumunda, özel kanun hükümleri geçerlidir. (15) Bu Kanuna göre tüzel kişiliği kaldırılan köylerde, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununa göre alınması gereken emlak vergisi ile 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu uyarınca alınması gereken vergi, harç ve katılım payları 31/12/2025 tarihine kadar (bu tarih dâhil) alınmaz ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının üçüncü bendi, 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci bendi ile beşinci bendi, 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının beşinci bendi hükümleri 31/12/2025 (bu tarih dâhil) tarihine kadar uygulanmaya devam edilir. Bu yerlerde içme ve kullanma suları için alınacak ücret 31/12/2025 tarihine kadar (bu tarih dâhil) en düşük tarifenin % 25’ini geçmeyecek şekilde belirlenir. (Mülga cümle:17/7/2019-7186/33 md.)(…)[4][5][6] (16) Belediye hizmetlerinin aksaması hâlinde, valiler seçim tarihinden itibaren altı aylık sürede, bu Kanunla kurulan belediyeler arasında koordinasyonu sağlar ve gerekli tedbirleri alır. (17) Ekli (25) sayılı listede yer alan büyükşehir ilçe belediyelerine 2/7/2008 tarihli ve 5779 sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun uyarınca seçimleri müteakip ayda tahakkuk ettirilecek miktar İlbank A.Ş. tarafından üç katı artırımlı olarak ödenir. İlave kaynak yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun Yedek Ödenek Tertibinden Maliye Bakanlığınca karşılanır. (18) Bu Kanunun 1 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında belirtilen illerdeki belediyeler yetkili organlarının kararıyla bu Kanunla sorumluluk alanlarına dâhil edilen yerleşim yerlerine yetkisi dâhilindeki her türlü yatırım ve hizmeti götürebilir. (19) Bu Kanunla kurulan ilçelerin ve yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarının ihtiyacını karşılamak üzere ekli (26) sayılı listede yer alan çeşitli kurum ve kuruluşlara ait kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin ilgili bölümlerine eklenmiştir. Bu kadrolara yapılacak atama işlemleri, 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunundaki sınırlamalara tabi değildir. Bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren iki yıl süreyle 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinde yer alan sınırlamaya bağlı olmaksızın bu maddeyle ihdas edilen kadrolarda sınıf, unvan ve derece değişikliği yapmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. (20) Teşkilatlanma tamamlanıncaya kadar yeni kurulan ilçelerde merkezi idareye ait her türlü iş ve işlemler ile idari ve adli davalar ve bunlara ilişkin bütün iş ve işlemler mevcut bağlılık durumuna göre yürütülür. Yeni kurulan ilçelerde ilçe idare kurulları teşekkül edinceye kadar bu yerlerdeki işlemlerle ilgili olarak, eskiden bağlı oldukları il ve ilçelerin idare kurulları görevli ve yetkilidir. (21) Bir defaya mahsus olmak üzere 5/1/1961 tarihli ve 237 sayılı Taşıt Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının uygulanmaması kaydıyla, bu Kanunla kurulacak ilçe kaymakamlıkları için, Kanunun yürürlüğe girdiği yılın Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (T) işaretli cetvelin (T-2) sırasından 27 adet binek otomobil alınır.[7] (22) Bu Kanuna göre yeni kurulan ilçelerin hükümet konakları ile kaymakamlık lojmanlarının yapılması, satın alınması ve kiralanması için gerekli ödenek, yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununun Yedek Ödenek Tertibinden Maliye Bakanlığınca karşılanır. (23) Bu Kanundaki, il özel idaresi, belediye ve köy tüzel kişiliklerinin kaldırılmasına, il belediyesinin büyükşehir belediyesine dönüştürülmesine, büyükşehir belediye sınırının ilin mülki sınırlarına genişletilmesine, mülki sınır değişikliği yapılmasına ve ilçe belediyesi kurulmasına dair hükümler ilk mahalli idareler genel seçimlerinde uygulanır ve seçimler bu yerlerin yeni durumlarına göre yapılır. İlçe kurulmasına ilişkin hükümler bu Kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girer. (24) İstanbul ve Kocaeli hariç, büyükşehir, büyükşehir ilçe belediyeleri ve bağlı idareler yatırım bütçelerinin en az % 10’unu on yıl süre ile bu Kanun kapsamında belediye sınırlarına dâhil olan yerleşim yerlerinin altyapı hizmetleri için ayırır ve kullanırlar. (25) (Değişik: 20/2/2014-6525/39 md.) Bakanlıklar ve merkezi idare kuruluşları tarafından il özel idarelerine kaynak aktarılmış olan işlerden, özel idarelerin tüzel kişiliğinin kalkacağı tarihe kadar tamamlanamayacak olanlar, 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 28/A maddesine göre kurulan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Söz konusu işlere ilişkin kaynakların devir tarihine kadar kullanılmayan kısımları İçişleri Bakanlığı merkez muhasebe birimi hesabına ödenir ve genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen bu tutarlar karşılığını bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve bu ödeneklerden harcanmayan tutarları ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye İçişleri Bakanlığı yetkilidir. Yüklenici firma ile il özel idareleri arasındaki sözleşme, kaynağın gönderildiği ilgili yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Mevzuattan kaynaklanan tüm hak, alacak, borç ve diğer ilişkilerde muhatap, devrin yapıldığı yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarıdır. (26) Bu Kanunla tüzel kişiliği kaldırılan belediye, il özel idaresi ve köylerden oluşan veya bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren amaçları ortadan kalkacak olan mahalli idare birlikleri, ilk mahalli idareler genel seçiminden önce tüzüklerindeki hükümlere göre tasfiye olunur. Tüzüklerinde hüküm bulunmayan hallerde bu Kanunun devir, tasfiye ve paylaştırmaya ilişkin hükümleri uygulanır. Bu birlikler, Kanunun yayımı tarihinden itibaren, yeni personel istihdam edemezler, taşınır ve taşınmaz mal edinemezler, kendilerine ait taşınır ve taşınmaz malları satamazlar, hizmet alımına ilişkin sözleşme ve borçlanma yapamazlar. (27) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin 12/9/2013 tarihli ve E.:2013/19, K.:2013/100 sayılı Kararı ile.) (28) (Ek: 14/3/2013-6447/1 md.) Bu fıkrayı ihdas eden Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan çeşitli kurum ve kuruluşlara ait kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye bağlı cetvellerin ilgili bölümlerine eklenmiştir. Bu kadrolar hakkında ondokuzuncu fıkra hükümleri uygulanır.[8] (Ek fıkra: 20/8/2016-6745/73 md.) Bu Kanuna göre tüzel kişiliği kaldırılarak tek mahalleye dönüştürülen beldelerde içme ve kullanma suları için alınacak ücret 31/12/2025 tarihine kadar (bu tarih dâhil) en düşük tarifenin %50’sini geçmeyecek şekilde belirlenir.[9][10] (30) (Ek:17/7/2019-7186/33 md.) Bu fıkrayı ihdas eden Kanunla ilga edilen son cümlesi dahil onbeşinci fıkraya ilişkin hata ve düzeltmeye dayalı mükellefçe talep edilen red, iade ve ödemeler, idarelerin en son kesinleşmiş bütçe gelirlerinin yüzde biri oranında pay ayrılmak suretiyle yapılır. Talep edilen toplam tutarın, ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde red, iade ve ödemeler, sonraki yıllara sari olacak şekilde, idareye başvuru tarihi veya dava açılması hâlinde mahkeme ilamının idareye tebliğ tarihi esas alınmak suretiyle garameten ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitli ödeme süresince 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir.

Ancak devir kapsamında bağlı kuruluşa aktarılabilecek borçların, devralınan hizmete ilişkin yatırım, işletme ve tesisten kaynaklanması gerekir. Danıştay 8. Dairesi, devirden önceki dönemlere ait ödenmemiş maaş, sigorta primi ve benzeri personel borçlarının bu kapsama girmediğini ve devralınan hizmete yönelik borç niteliği taşımadığını birden fazla kararında tespit etmiştir. Bu borçların borcun doğduğu dönemde sorumlu olan ve tüzel kişiliği devam eden büyükşehir ilçe belediyesince ödenmesi gerekir.

Danıştay 8. Daire, E. 2021/4794, K. 2022/136Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/4794 E.  ,  2022/136 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/4794 Karar No : 2022/136 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından, 6360 sayılı Kanun uyarınca büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen Kuşadası Belediyesi bünyesinde su işleri görevlisi olarak çalışmakta iken, su ve kanalizasyon idaresine devredilen personelin SGK prim borcu olan 1.263.332.44-TL'nin ASKİ'ye devrine dair … gün ve … sayılı Aydın Valiliği Devir-Tasfiye Komisyon kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… , K:… sayılı kararı ile; 6360 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında, büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçlarının, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağının hüküm altına alındığı ve iptali istenilen işçi sigorta prim borcunun davacı idareye devredilen personele ilişkin geçmiş dönem personel borcu olduğu dikkate alındığında, dava konusu borcun Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresine devrine ilişkin dava konusu komisyon kararının kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olduğu sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Devir-Tasfiye Komisyonunda kendilerinin bulunmayışı nedeniyle kararın şekil yönünden hukuka aykırı olduğu; borcun doğduğu dönemde sorumlunun ilçe belediyesi olduğu ve kapanmaması sebebiyle bu borçtan ilçe belediyesinin sorumlu olduğu, nakledilen personel borçlarından nakleden kurumun sorumlu olması gerektiği öne sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'NUN DÜŞÜNCESİ : 6360 sayılı Yasanın 30/04/2014 gününde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında; bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyece yürütülen su ve kanalizasyon hizmetine ilişkin olmak üzere personel ve bu hizmetin yerine getirilmesine yönelik alacak ve borçların komisyonca, ilgisine göre büyükşehir ve ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağı hükmü yer almakta olup; bu hükme göre, büyükşehir kapsamına alınan Kuşadası İlçe Belediyesinin su – kanalizasyon hizmet görevlilerinin ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olması sebebiyle bu görevlilerden (personel) kaynaklanan alacak-borçların belediyeye bağlı kuruluş olan ASKİ'ye devredilmesi gerekmektedir. Söz konusu borçların ise; devri gereken personellerden kaynaklandığının tereddüte yer vermeyecek biçimde ortaya konulması; diğer bir anlatımla, personel devrinin ASKİ açısından kesinleşmiş olması gerekmektedir. Olayda; ASKİ'ye devredildiği belirtilen personellerden bazıları hakkında kesinleşmiş yargı kararları ile iptal kararı verildiği, borcun kaynağı olan personelin kimler olduğu ve devrinin yapılıp- yapılmadığının araştırılmadığı görülmekle; hizmetin yerine getirilmesine yönelik personelden kaynaklı borcun net olarak tespitinden (hangi işciden ne kadar borç doğduğu yönünden) sonra ilgili idare olan davacıya devrinin yapılması gerektiğinden bu husus gözetilmeksizin tesis edilen işlemde hukuka uyarlık, eksik incelemeye dayalı Mahkeme kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan; davacı idarece, Yasanın geçici 1. maddesinin 9/d fıkrası uyarınca, nakledilen personel sebebiyle devralan kurumun sorumlu olmayacağı öne sürülmüş ise de, sözkonusu hükmün, devredildiği kurumda ihtiyaç fazlası personel olarak belirlendikten sonra Devlet Personel Başkanlığınca başka bir kuruma atanan personele ilişkin olması sebebiyle uyuşmazlıkta uygulanmayacağının açık olması ve olayda uygulanacak geçici 1. maddenin 8. fıkrasında, Yasa koyucu tarafından 9/d fıkrasındakine benzer bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında; Komisyonca devri yapılan personele ilişkin borcun da devralan kuruma ait olduğu yönündeki kabulün, Yasanın lafzı ve amacına uygun düşeceği açık olduğundan bu iddiaya itibar edilmemiş olup; yukarıda belirttiğim gerekçelerle davanın reddine ilişkin kararın istinaf isteminin reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1.maddesinde "Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür" hükmüne, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanundaki devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulur.Bu komisyona yardımcı olmak üzere valinin görevlendirmesi ile alt komisyonlar da kurulabilir." hükmüne, 2. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler, mevcut personelini, taşınır ve taşınmazlarını, iş makineleri ve diğer taşıtları ile kamu kurum ve kuruluşlarına olan alacak ve borçlarını katılacakları ilçe belediyesine bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren bir ay içinde bildirir. Bu belediye ve köylerin taşınmazlarının tahsisi ve kiralanması, iş ve toplu iş sözleşmesinin yapılması, yeni nazım ve uygulama imar planının yapılması, imar planı değişikliği ve revizyonu ile her türlü imar uygulaması (inşaat ruhsatı hariç), iş makineleri ve diğer taşıtların satışı ile borçlanmaları katılacakları ilçe belediyesinin onayına bağlıdır. Henüz ilçe belediyesi oluşmamış yerlerde bildirimler il belediyesine yapılır ve onaylar il belediyesince verilir. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış memur alımları hariç olmak kaydıyla, yine bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler tarafından nakil yoluyla atanacaklar da dâhil olmak üzere hiçbir şekilde yeni personel alımı yapılamaz ve bu belediye ve köyler tarafından aynı tarihten itibaren tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi geçecek şekilde veya mevcut hizmet alımlarının kapsamını ve personel sayısını genişletecek şekilde hizmet alımı sözleşmesi düzenlenemez" hükmü, 3. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. Devir işlemi ilk mahalli idareler genel seçimi itibarıyla uygulamaya konulur" hükmüne, 8. fıkrasında ise, "Bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçları, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılır" hükmüne yer verilmiştir. 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde; ''İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.'' hükmüne, 2. maddesinde; ''İSKİ'nin görev ve yetkileri şunlardır:a)İçme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu projelere göre tesisleri kurmak veya kurdurmak, kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, b) Kullanılmış sular ile yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız bir biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakılacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; gerektiğinde bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, c) Bölge içindeki su kaynaklarının, deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış sularla ve endüstri artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek, bu konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri almak, d) Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak, e) Her türlü taşınır ve taşınmaz malı satın almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve gereçleri satmak, İSKİ'nin hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya yahut diğer kamu veya özel kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu maksatla kurulmuş veya kurulmakta olan tesislere iştirak etmek, f) Kuruluş amacına dönük çalışmaların gerekli kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya üzerinde kullanma hakları tesis etmek.'' hükmüne, ek 5. maddesinde ise; ''Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır.'' hükmüne yer verilmiştir. MADDİ OLAY : 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi uyarınca 30.03.2014 tarihinde yapılan yerel seçimle birlikte Aydın İlinde sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulduğu, Aydın İli'ne bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, köylerin mahalle olarak, belediyelerin ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katıldığı, Aydın İlindeki İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, anılan Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca, tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilmesine ve tüzel kişiliği kaldırılan il özel idaresinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, valiliklere, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına, büyükşehir belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya ilçe belediyesine devredilmesine, büyükşehir ilçe belediyesi olan ilçe belediyelerine ait personel, taşınır ve taşınmazların büyükşehir belediyesinin görev alanına girmesi halinde büyükşehir belediyesi ve ilgili bağlı kuruluşları arasında paylaştırılmasına karar verilebilmesi için devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulduğu ve 05/03/2014 günlü komisyon kararıyla personellerin devri yönünden karar alınarak alacak-borçların devrinin ileri tarihe bırakıldığı; Aydın Belediyesinin, 6360 sayılı Kanun uyarınca ilk mahalli idareler genel seçiminden sonra Büyükşehir Belediyesine dönüşeceğinden Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu üyesi olarak sadece Aydın Belediyesinin yetki alanındaki sahip olduğu her türlü taşınır, taşınmaz malları ve personelini ilgilendiren konulardaki toplantılara katılımının sağlanması gerektiği yolunda tesis edilen … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılan bir başka davada verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı davanın reddine ilişkin kararının, Dairemizin 16.04.2015 tarih ve E:2015/821, K:2015/3390 sayılı kararı ile bozulması üzerine;tüzel kişilikleri sona eren mülga İl Özel İdaresi, belde belediyeleri ve köyler ile büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyelerin malvarlıkları ve personelinin devirlerinin oluşturulan devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonunca büyükşehir belediyesinin katılımı ile yeniden ele alındığı ve Aydın Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 16/02/2016 günlü kararıyla personel devrine karar verildiği, akabindede … tarih ve … sayılı kararı ile Kuşadası Belediyesine ait borç listesinin 96. sırasında yer alan SGK prim borcunun Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresine devredilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde; su ve kanalizasyon hizmetlerinin yürütülmesinden davacı idarenin sorumlu olduğu ve bu itibarla sözkonusu hizmetlere ilişkin personel ile bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçların ilgisi nedeniyle davacı idareye devrinin gerektiği anlaşılmaktadır. Buna karşın, su ve kanalizasyon idaresine devri gereken borcun, bu idarece yürütülecek hizmetin yerine getirilmesine yönelik bir borç olması; başka bir ifadeyle devralınan hizmete ilişkin yatırım, işletme ve tesisten kaynaklanması gerektiği açık olmakla; devredilen personele ilişkin maaş, sigorta, prim, aidat gibi devirden önceki döneme ilişkin borçların devirden sonra yürütülecek hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik borçlardan olmadığı değerlendirildiğinden, bu borçların doğduğu dönemde sorumlusu olan ve halihazırda tüzel kişiliği devam eden büyükşehir ilçe belediyesince ödenmesi gerekmektedir. Öte yandan; söz konusu borcun, devirden önceki dönemlerde doğmuş ve sorumlusu olan ilçe belediyesince ödenmemiş olan birikmiş borçlardan olduğu; devir öncesi dönemde personelin hizmetinden faydalanılmasına karşın personelin hizmetine bağlı olarak ödenmesi gereken maaş, prim gibi borçlardan teşekkül eden ödemelerin yapılmaması nedeniyle salt devir neden gösterilerek sorumlu idarenin değiştirilmesinin hukuka uygun düşmeyeceği de açıktır. Bu itibarla; devirden sonra yürütülecek hizmetlerin yerine getirilmesine ilişkin olmayan borcun davacı idareye devrine ilişkin işlemde hukuka uyarlık; aksi gerekçe ile davayı reddeden Mahkeme kararının istinaf isteminin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:… , K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/01/2022 tarihinde kesin olarak oybirliği ile karar verildi.
Danıştay 8. Daire, E. 2021/4809, K. 2022/135Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/4809 E.  ,  2022/135 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/4809 Karar No : 2022/135 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Valiliği VEKİLİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından, 6360 sayılı Kanun uyarınca büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen Kuşadası Belediyesi bünyesinde su ve kanalizasyon birimi görevlisi olarak çalışmakta iken, su ve kanalizasyon idaresine devredilen personelin SGK prim borcu tutarı olan 1.484,406,55 TL'nin ASKİ'ye devrine dair … gün ve … sayılı Aydın Valiliği Devir-Tasfiye Komisyon kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile; her ne kadar 6360 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında yer alan düzenleme çerçevesinde davacı idarenin münhasır görev ve yetkilerine ilişkin bulunan personeller ile her türlü taşınır ve taşınmaz malların ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçların, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılması uygun bulunmakta ise de; yukarıda da ifade edildiği üzere gerek komisyon kararında gerekse mahkememiz ara kararı üzerine dosyaya sunulan dilekçe ve ekli evraklarda devre konu borcun niteliği, kaynağı, konusu ile borcun davacı idareye devrini gerektiren illiyet bağının açık ve somut biçimde ortaya konulmadığı, öte yandan davalı idare tarafından borcun devrine gerekçe gösterilen ve davacı idareye devredildiği bildirilen personelden bir kısmı bakımından da devir işlemleri hakkında idari yargı mercileri tarafından iptal kararları verildiği nazara alındığında; davalı idare tarafından devre konu borca dayanak olarak gösterilen personellerin devir işlemleri hakkında açılan davalarda verilen mahkeme kararları da dikkate alınarak, devri gereken borç miktarı, herhangi bir tereddüte yer vermeyecek biçimde açık ve somut biçimde ortaya konulmak sureti ile belirlenerek, yukarıda zikredilen 6360 sayılı Yasa'nın Geçici 1.maddesinin 8.fıkrası çerçevesinde ilgisine göre tespit edilecek idareye devri gerekirken bu zorunluluğa uyulmaksızın tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:… Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Borçların ilgisi nedeniyle davacı kuruma devredildiği, işlemin Yasaya uygun olduğu öne sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NUN DÜŞÜNCESİ : 6360 sayılı Yasanın 30/04/2014 gününde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinin 8. fıkrasında; bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyece yürütülen su ve kanalizasyon hizmetine ilişkin olmak üzere personel ve bu hizmetin yerine getirilmesine yönelik alacak ve borçların komisyonca, ilgisine göre büyükşehir ve ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılacağı hükmü yer almakta olup; bu hükme göre, büyükşehir kapsamına alınan Kuşadası İlçe Belediyesinin su – kanalizasyon hizmet görevlilerinin ve hizmetin yerine getirilmesiyle ilgili olması sebebiyle bu görevlilerden (personel) kaynaklanan alacak-borçların belediyeye bağlı kuruluş olan ASKİ'ye devredilmesi gerekmektedir. Söz konusu borçların ise; devri gereken personellerden kaynaklandığının tereddüte yer vermeyecek biçimde ortaya konulması; diğer bir anlatımla, personel devrinin ASKİ açısından kesinleşmiş olması gerekmektedir. Olayda; ASKİ'ye devredildiği belirtilen personellerden bazıları hakkında kesinleşmiş yargı kararları ile iptal kararı verildiği görülmekle; hizmetin yerine getirilmesine yönelik personelden kaynaklı borcun net olarak tespitinden (hangi işciden ne kadar borç doğduğu yönünden) sonra ilgili idare olan davacıya devrinin yapılması gerektiğinden bu husus gözetilmeksizin tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta olup, aynı gerekçe ile işlemi iptal eden Mahkeme kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Öte yandan; davacı idarece, Yasanın geçici 1. maddesinin 9/d fıkrası uyarınca, nakledilen personel sebebiyle devralan kurumun sorumlu olmayacağı öne sürülmüş ise de, sözkonusu hükmün, devredildiği kurumda ihtiyaç fazlası personel olarak belirlendikten sonra Devlet Personel Başkanlığınca başka bir kuruma atanan personele ilişkin olması sebebiyle uyuşmazlıkta uygulanmayacağının açık olması ve olayda uygulanacak geçici 1. maddenin 8. fıkrasında Yasa koyucu tarafından 9/d fıkrasındakine benzer bir düzenlemeye yer verilmemesi karşısında; Komisyonca devri yapılan personele ilişkin borcuda devralan kuruma ait olduğu yönündeki kabulün Yasanın lafzı ve amacına uygun düşeceği açık olduğundan bu iddiaya itibar edilmemiş olup; hukuka uygun olduğu anlaşılan istinaf isteminin reddine dair Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: İLGİLİ MEVZUAT: 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 1.maddesinde "Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür" hükmüne, geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında; "Bu Kanundaki devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulur.Bu komisyona yardımcı olmak üzere valinin görevlendirmesi ile alt komisyonlar da kurulabilir." hükmüne, 2. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler, mevcut personelini, taşınır ve taşınmazlarını, iş makineleri ve diğer taşıtları ile kamu kurum ve kuruluşlarına olan alacak ve borçlarını katılacakları ilçe belediyesine bu Kanunun yayımlandığı tarihten itibaren bir ay içinde bildirir. Bu belediye ve köylerin taşınmazlarının tahsisi ve kiralanması, iş ve toplu iş sözleşmesinin yapılması, yeni nazım ve uygulama imar planının yapılması, imar planı değişikliği ve revizyonu ile her türlü imar uygulaması (inşaat ruhsatı hariç), iş makineleri ve diğer taşıtların satışı ile borçlanmaları katılacakları ilçe belediyesinin onayına bağlıdır. Henüz ilçe belediyesi oluşmamış yerlerde bildirimler il belediyesine yapılır ve onaylar il belediyesince verilir. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış memur alımları hariç olmak kaydıyla, yine bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köyler tarafından nakil yoluyla atanacaklar da dâhil olmak üzere hiçbir şekilde yeni personel alımı yapılamaz ve bu belediye ve köyler tarafından aynı tarihten itibaren tüzel kişiliğin sona ereceği tarihi geçecek şekilde veya mevcut hizmet alımlarının kapsamını ve personel sayısını genişletecek şekilde hizmet alımı sözleşmesi düzenlenemez" hükmü, 3. fıkrasında, "1 inci maddeye göre tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilir. Devir işlemi ilk mahalli idareler genel seçimi itibarıyla uygulamaya konulur" hükmüne, 8. fıkrasında ise, "Bu Kanunla büyükşehir ilçe belediyesi olan belediyelerce yürütülen su, kanalizasyon, katı atık depolama ve bertaraf, ulaşım, her çeşit yolcu ve yük terminalleri, toptancı halleri, mezbaha, mezarlık ve itfaiye hizmetlerine ilişkin olmak üzere personel, her türlü taşınır ve taşınmaz malları ve bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçları, komisyonca ilgisine göre büyükşehir belediyesi ile ilgili bağlı kuruluş arasında paylaştırılır" hükmüne yer verilmiştir. 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesinde; ''İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.'' hükmüne, 2. maddesinde; ''İSKİ'nin görev ve yetkileri şunlardır:a)İçme, kullanma ve endüstri suyu ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu projelere göre tesisleri kurmak veya kurdurmak, kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, b) Kullanılmış sular ile yağış sularının toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız bir biçimde boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakılacakları noktaya kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; gerektiğinde bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek, c) Bölge içindeki su kaynaklarının, deniz, göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış sularla ve endüstri artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına veya azalmasına yol açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek, bu konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri almak, d) Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki yetkileri kullanmak, e) Her türlü taşınır ve taşınmaz malı satın almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve gereçleri satmak, İSKİ'nin hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya yahut diğer kamu veya özel kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu maksatla kurulmuş veya kurulmakta olan tesislere iştirak etmek, f) Kuruluş amacına dönük çalışmaların gerekli kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya üzerinde kullanma hakları tesis etmek.'' hükmüne, ek 5. maddesinde ise; ''Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır.'' hükmüne yer verilmiştir. MADDİ OLAY : 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesi uyarınca 30.03.2014 tarihinde yapılan yerel seçimle birlikte Aydın İlinde sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulduğu, Aydın İli'ne bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, köylerin mahalle olarak, belediyelerin ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katıldığı, Aydın İlindeki İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğinin kaldırıldığı, anılan Kanun'un geçici 1. maddesi uyarınca, tüzel kişilikleri kaldırılan belediye ve köylerin personeli, her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, büyükşehir belediyesi, bağlı kuruluşu veya ilçe belediyesine devredilmesine ve tüzel kişiliği kaldırılan il özel idaresinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, valiliklere, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına, büyükşehir belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya ilçe belediyesine devredilmesine, büyükşehir ilçe belediyesi olan ilçe belediyelerine ait personel, taşınır ve taşınmazların büyükşehir belediyesinin görev alanına girmesi halinde büyükşehir belediyesi ve ilgili bağlı kuruluşları arasında paylaştırılmasına karar verilebilmesi için devir, tasfiye ve paylaştırma işlemlerini yürütmek üzere vali tarafından, bir vali yardımcısının başkanlığında, valinin uygun göreceği kurum ve kuruluş temsilcilerinin ve ilgili belediye başkanlarının katılımıyla devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonu kurulduğu ve 05/03/2014 günlü komisyon kararıyla personellerin devri yönünden karar alınarak alacak-borçların devrinin ileri tarihe bırakıldığı; Aydın Belediyesinin, 6360 sayılı Kanun uyarınca ilk mahalli idareler genel seçiminden sonra Büyükşehir Belediyesine dönüşeceğinden Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu üyesi olarak sadece Aydın Belediyesinin yetki alanındaki sahip olduğu her türlü taşınır, taşınmaz malları ve personelini ilgilendiren konulardaki toplantılara katılımının sağlanması gerektiği yolunda tesis edilen … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılan başka bir davada verilen … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı davanın reddine ilişkin kararının, Dairemizin 16.04.2015 tarih ve E:2015/821, K:2015/3390 sayılı kararı ile bozulması üzerine;tüzel kişilikleri sona eren mülga İl Özel İdaresi, belde belediyeleri ve köyler ile büyükşehir ilçe belediyesine dönüşen belediyelerin malvarlıkları ve personelinin devirlerinin oluşturulan devir, tasfiye ve paylaştırma komisyonunca büyükşehir belediyesinin katılımı ile yeniden ele alındığı ve Aydın Valiliği Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonunun 16/02/2016 günlü kararıyla personel devrine karar verildiği, akabindede … tarih ve … sayılı kararı ile Kuşadası Belediyesine ait borç listesinin 95. sırasında yer alan 1.484.406,55-TL "SGK prim" borcunun Aydın Su ve Kanalizasyon İdaresine devredilmesi üzerine anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde; su ve kanalizasyon hizmetlerinin yürütülmesinden davacı idarenin sorumlu olduğu ve bu itibarla sözkonusu hizmetlere ilişkin personel ile bu hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik yatırım, alacak ve borçların ilgisi nedeniyle davacı idareye devrinin gerektiği anlaşılmaktadır. Buna karşın, su ve kanalizasyon idaresine devri gereken borcun, bu idarece yürütülecek hizmetin yerine getirilmesine yönelik bir borç olması; başka bir ifadeyle, devralınan hizmete ilişkin yatırım, işletme ve tesisten kaynaklanması gerektiği açık olmakla; devredilen personele ilişkin maaş, sigorta, prim, aidat gibi devirden önceki döneme ilişkin ödenmemiş borçların devirden sonra yürütülecek hizmetin yerine getirilmesine yönelik borçlardan olmadığı değerlendirildiğinden, bu borçların doğduğu dönemde sorumlusu olan ve halihazırda tüzel kişiliği devam eden büyükşehir ilçe belediyesince ödenmesi gerekmektedir. Öte yandan; söz konusu borcun, devirden önceki dönemlerde doğmuş ve sorumlusu olan ilçe belediyesince ödenmemiş olan birikmiş borçlardan olduğu; devir öncesi dönemde personelin hizmetinden faydalanılmasına karşın personelin hizmetine bağlı olarak ödenmesi gereken maaş, prim gibi borçlardan teşekkül eden ödemelerin yapılmaması nedeniyle salt devir neden gösterilerek sorumlu idarenin değiştirilmesinin hukuka uygun düşmeyeceği de açıktır. Bu itibarla; devirden sonra yürütülecek hizmetlerin yerine getirilmesine ilişkin olmayan borcun, davacı idareye devrine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta olup, işlemin iptaline ilişkin Mahkeme kararının istinaf isteminin reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunmayan temyiz isteminin reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının yukarıda yer verilen gerekçe ile onanmasına, 3. Dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 20/01/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Devir öncesi dönemde personelin hizmetinden faydalanılmasına karşın ödenmemiş maaş ve prim gibi borçların salt devir gerekçesiyle başka bir idareye yüklenmesi hukuka uygun değildir. Sorumluluk, borcun doğduğu dönemdeki ilçe belediyesine ait olmaya devam eder.

6360 sayılı Kanun'un Geçici Madde 1 hükmünün 9. fıkrasının (d) bendi, bu fıkra kapsamında nakledilen personel bakımından nakil tarihinden önce doğmuş ve nakil tarihinde ödenmesi gereken borçlardan nakledilen kurumun sorumlu tutulamayacağını düzenler. Kıdem tazminatına ilişkin hükümler saklıdır. Danıştay 8. Dairesi, bu hükmün devredildiği kurumda ihtiyaç fazlası olarak belirlendikten sonra Devlet Personel Başkanlığınca başka bir kuruma atanan personele ilişkin olduğunu ve su ve kanalizasyon idaresine devir uyuşmazlığında uygulanmayacağını kabul etmiştir.

Büyükşehir dönüşümünde personelin devirden önceki prim borçları hangi idareye aittir?

Devirden önceki dönemlere ait ödenmemiş maaş, sigorta ve prim borçları, devralınan hizmete ilişkin yatırım veya tesis borcu niteliği taşımaz. Bu borçlar bağlı kuruluşa devredilmez; borcun doğduğu dönemde sorumlu olan ve tüzel kişiliği devam eden büyükşehir ilçe belediyesince ödenmesi gerekir. Devir öncesi dönemde personelin hizmetinden faydalanılmış olmasına karşın bu borçların salt devir gerekçesiyle başka bir idareye yüklenmesi hukuka aykırı bulunmaktadır.

TEİAŞ Özelleştirmesi: Yetki ve Hukuki Çerçeve

Anayasa'nın 47. maddesinin üçüncü fıkrası, devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usullerin kanunla gösterileceğini düzenler. Dördüncü fıkra, bu tüzel kişiler tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleriyle gerçek veya tüzel kişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceğinin kanunla belirleneceğini öngörür. 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrası 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılmıştır. 4046 sayılı Kanun'a eklenen Geçici Madde 29, bu Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işlerin Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağını düzenler.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 47Kaynağı aç
Madde 47 – Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir. Devletleştirme gerçek karşılığı üzerinden yapılır. Gerçek karşılığın hesaplanma tarzı ve usulleri kanunla düzenlenir. (Ek fıkra: 13/8/1999-4446/1 md.) Devletin, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin esas ve usuller kanunla gösterilir. (Ek fıkra: 13/8/1999-4446/1 md.) Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği veya devredilebileceği kanunla belirlenir. IV. Çalışma ve sözleşme hürriyeti
4046 sayılı ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARI HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
Madde 3 – (Mülga birinci fıkra: 2/7/2018-KHK-703/85 md.) Kurulun görevleri aşağıda belirtilmiştir: a) Bu Kanunun 1 inci maddesinde sayılan kuruluşların "Özelleştirme kapsamına" alınmasına, özelleştirme kapsamına alınanlardan mevcut durumu itibariyla özelleştirilebilir nitelikte olmayanların mali ve hukuki açıdan "özelleştirmeye hazırlanmasına", hazırlık işlemleri tamamlananların bu işlemlerin tamamlanmasından sonra, hazırlık işlemlerine gerek görülmeyenlerin ise doğrudan "özelleştirme programına" alınmasına karar vermek ve özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek, b) Özelleştirme kapsamına alınmış olan kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirme kapsamından çıkarılarak eski statülerine iade edilmesine ve/veya özelleştirme programına alınmış kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirmeye hazırlanmasına karar vermek, c) Kuruluşların; satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek, d) Özelleştirme programına alınan kuruluşların "satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflarla gerçek ve/veya özel hukuk tüzel kişilerine devredilmesi" yöntemleriyle yapılan ihaleler sonucunda ihale komisyonlarınca verilen nihaî kararları onaylamak,[4] e) Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlardan gerekli görülenlerin küçültülmesine, faaliyetlerinin süreli veya süresiz olarak durdurulmasına, kapatılmasına veya tasfiyesine karar vermek, f) Yurt içinden ve/veya yurt dışından Özelleştirme Fonunun kullanım alanlarında yararlanmak üzere borç almaya ve bu amaçla Devlet garantili ve garantisiz iç ve dış tahviller ile gerekli görülen hallerde her türlü menkul kıymet ihracı ve diğer kıymetli evrakın düzenlenmesine karar vermek, g) Gerekli görülen hallerde, özelleştirme programındaki kuruluşların hisse senetleri ile bu kuruluşlara ait her türlü menkul kıymet ve diğer kıymetli evrakın satın alınmasına ve tekrar satılmasına karar vermek, h) Özelleştirme Fonu ve Özelleştirme İdaresinin gelir gider programlarını görüşerek onaylamak, ı) Özelleştirme İdaresinin yıl içindeki uygulamaları ile gelecek yıl programlarını değerlendirerek varsa aksaklıkları giderecek tedbirleri almak, (Ek ibare: 1/8/2003-4971/1 md.; İptal ibare: Anayasa Mahkemesinin 28/12/2005 tarihli ve E.: 2003/87, K.:2005/110 sayılı Kararı ile.) i) Kanunlarla ve diğer mevzuatla verilen işleri karara bağlamak. Kurul, hizmetin ifası için yarar gördüğü hallerde parasal sınırları ile usul ve esaslarını açıkça belirlemek kaydıyla bu maddenin (d) ve (g) bentlerinde yazılı konularda Özelleştirme İdaresi Başkanlığına yetki verebilir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri
4046 sayılı ÖZELLEŞTİRME UYGULAMALARI HAKKINDA KANUN m. geçici 29Kaynağı aç
Geçici Madde 29- (Ek: 2/7/2018-KHK-703/85 md.) Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işler Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılır.
Danıştay 13. Daire, E. 2021/4016, K. 2022/2638Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2021/4016 E.  ,  2022/2638 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2021/4016 Karar No : 2022/2638 DAVACI : … Elektrik Mühendisleri Odası VEKİLİ : Av. … DAVALILAR : 1) … 2) … İdaresi Başkanlığı VEKİLLERİ : Av. …, Av. … DAVANIN KONUSU : 03/07/2021 tarih ve 31530 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 02/07/2021 tarih ve 4222 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile, "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi'nin; 1) Özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulmasına, 2) Hazırlık işlemlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından işbirliği içerisinde yürütülmesine, 3) Özelleştirme hazırlık işlemlerinin 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanmasına, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un Geçici 3. ve Geçici 29. maddeleri ile 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 8. maddesi gereğince karar verilmiştir." şeklinde alınan kararın iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Anayasa'nın 135. maddesi uyarınca 6235 sayılı Kanun ile kurulan Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği içindeki, tüzel kişiliğe sahip, kamu kurumu niteliğindeki bir meslek kuruluşu olduğu; kamu yararının ve meslek mensuplarının hak ve yetkilerini korumak ve sağlamakla görevli olduğunun kuşkusuz olduğu; dava konusu kararla gerek özelleştirme kapsamına alınan … Elektrik İletim A.Ş. (…) bünyesinde çalışan oda üyesi meslek mensuplarının haklarının ihlâlinin önlenmesi, gerek ülkemiz elektrik iletimi ile görevli kamu kuruluşlarının hukuka ve kamu yararına aykırı bir şekilde özelleştirilmesinin önüne geçilmesi amacı ile davanın açıldığı; …'nin devasa büyüklükte tesis, donanım ve mal varlığı bulunduğu ve bunların vatandaşların vergisi ile yapıldığı, elektrik sisteminin bugünkü duruma yıllarca yapılan yatırımlar sonucunda geldiği; ülkemizin elektrik üretimi açısından dünyanın ilk yirmi ülkesi arasında olduğu, iletim sisteminin çok geniş olduğu, elektrik iletiminin niteliği gereği tek bir elden ve bütünlüklü biçimde elektrik sisteminin tamamının yönetilmesini gerektiren ve dağıtıma göre daha fazla ihtisas gerektiren bir hizmet faaliyeti olduğu, iletim faaliyetindeki herhangi bir olumsuz olay tüm ülkeyi etkilerken dağıtım faaliyetindeki olumsuzlukların bölgesel etki gösterdiği; …'nin elektrik enerjisinde arz güvenliğinin kurumsal teminatı ve ekonominin can damarı olduğu, özelleştirilmesi hâlinde yabancı sermaye şirketlerinin eline geçmesinin muhtemel olduğu, …'nin özelleştirilmesi suretiyle kamu dışında kişilerin dahline açılmasının faaliyetin niteliği ile bağdaşmadığı, hizmet gerekleri ile kamu yararı ve güvenliğine aykırılık taşıdığı; elektrik henüz ticari anlamda depolanabilir bir enerji türü olmadığından tüketileceği kadar üretildiği, bu bakımdan da özelleştirilmiş iki sektör olan elektrik üretim ve dağıtım tesisleri arasında iletim kuruluşu olarak görevlerini yerine getiren …'nin en kritik birim olduğu, üretim ve dağıtım sektörlerinin kontrol edici ve yönlendiricisi durumunda olduğu, her iki görevi de piyasada üretim ve ticaret faaliyetlerinden bağımsız ve herkese eşit davranış içinde sürdürdüğü, kamu yararı adına devlet tarafından doğrudan yönetilen, tüm faaliyetleri şeffaf ve hesap verebilir konumda olması gerektiği, üretim ve dağıtım şirketlerinden bağımsız ve müdahaleye kapalı bir yapıya sahip olmasının zorunlu olduğu, …'nin elektrik üretim ve tüketimini bir arada değerlendirmekte ve bu kapsamda üretim ve dağıtım şirketlerine yönelik tedbirler getirebilmekte ve bağlayıcı kararlar alabilmekte olduğu, dava konusu karar neticesinde elektrik sistemi kısıtlarının yönetilmesinin müdahale alanı olabilecek ve bazı şirketlere haksız kazanç sağlama riski oluşturabilecek hususlardan biri olduğu, tüketiciye fiyat farkının yansıtılması ve tüketicinin mağdur olmasının söz konusu olabileceği, gerçek anlamda bir planlamaya ve kamu yararına dayalı bir faaliyet yürütülebilmesi, ülke çıkarlarının tekil şirket ve sektör çıkarlarının üzerinde tutulabilmesi ile müdahalenin engellenmesi için …'nin kamusal, bağımsız ve özerk bir yapıda olması gerektiği, elektrik piyasası ve fiyatlarının gelmiş olduğu hâlihazır durumda kamunun elinde kalan tek kuruluş olan …'nin de özelleştirilmesi değil, aksine toplumsal faydayı sağlayan kamusallığın yeniden gündeme getirilmesi ve özel sektöre aktarılan kamusal kaynak ve varlıkların yeniden kamu eline alınması gerektiği, elektrik iletiminin ülke çapında tekel olarak yürütülmesi ve elektrik sektörünün niteliği gereği kaynaktan son tüketim noktasına kadar bütün olarak oluşturulması, bu kurumsal yapının kamu mülkiyetinde ve kamu adına doğrudan devlet tarafından yürütülmesi gerektiği, dava konusu karardan doğacak tek yararın elektrik piyasasında faaliyet yürüten özel şirketler ile yabancı sermaye şirketleri lehine olacağı; TEİAŞ'nin özelleştirilmesine ilişkin hiçbir sebep bulunmadığı, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun 18. maddesinde özelleştirmeye konu kuruluşlar arasında EÜAŞ ve TEDAŞ sayma suretiyle belirlenmiş olmasına karşın, TEİAŞ'ne ilişkin bir düzenleme bulunmadığından dava konusu kararın yetki ve konu unsurları bakımından hukuka aykırılık taşıdığı; kararda özelleştirme işleminin esasına ilişkin hususlarda belirleme yapılmadığı, TEİAŞ'nin ne kadarlık bir kısmının özelleştirme kapsamında olduğu, hangi amaçla özelleştirme yapılacağı, hazırlık işlemlerinin neler olduğu ve benzeri esaslı unsurlara ilişkin hiçbir belirleme yapılmadığı, bu belirsizlik karşısında dava konusu karar bakımından etkili bir yargısal denetim yapılmasının da mümkün olmadığı, kararın hukuk devleti ile idarenin güvenilirliği ilkesine aykırı ve hukukî dayanaktan yoksun olduğu; TEİAŞ'nin özelleştirilmesi ile ekonomide verimlilik artışı ve kamusal giderlerin azaltılacağına dair herhangi bir fizibilite raporu bulunmadığı, işlem ile sağlanmak istenen kamu yararının ortaya konulmadığı ileri sürülmüştür. DAVALILARIN SAVUNMASI : Öncelikle usule ilişkin olarak, TEİAŞ'nin tüzel kişiliğinin varlığının sürdürüleceği, hisselerinin bir kısmının halka arz yöntemiyle özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulması işleminin çalışanları ilgilendirmemekte olup, programa alınarak özelleştirilmesi hâlinde sermaye yapısında kısmi değişiklik olacağı dikkate alındığında, meslek grubunun menfaatinin ne şekilde etkileneceğinin anlaşılamadığı, meşru, güncel ve kişisel bir menfaati ihlâl edilmediğinden davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği ve davanın süresinde açılıp açılmadığının tespit edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasa ilişkin olarak ise, TEİAŞ'nin 233 sayılı KHK ile düzenlenen iktisadî devlet teşekkülü olduğu, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nda TEİAŞ'nin özelleştirilmesine engel teşkil eden bir hüküm bulunmadığı sürece özelleştirme işlemlerinde 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun çerçevesinde işlem tesis edileceği; TEİAŞ'nin 4046 sayılı Kanun çerçevesinde özelleştirme kapsamına alınmış olup bir bütün hâlinde halka arzına yönelik olarak hazırlık işlemlerine tabi tutulduğu, bu işlemler neticesinde Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından TEİAŞ'nin özelleştirme programına alınarak halka arz edilmesine veya özelleştirme kapsamından çıkarılmasına karar verilebileceği, davacı tarafından ileri sürülen TEİAŞ'nin yabancı sermaye şirketlerinin eline geçeceği, arz güvenliğinin tehdit altında olduğu ve ülke ekonomisinin zarar göreceği şeklindeki iddiların TEİAŞ'nin hâlihazırda yalnızca özelleştirme kapsamında olduğu da dikkate alındığında temelsiz ve varsayımsal olduğu; halka arz işlemlerinden kastın, TEİAŞ'nin mevcut idari, mali ve hukuki yapısı ile ilgili girdilerin hazırlanarak raporlanması, finanslarının ulusal ve uluslararası piyasalarda kabul görecek biçimde bağımsız denetimden geçirilmesi, yönetim, insan kaynakları, teşkilat yapısı ve organizasyon yapısının incelenerek halka açık şirketler için ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde belirlenen yapıya kavuşturulması, şeffaflık ve dinamizm kazandırılması, mevcut ve geleceğe dönük durumunun analiz edilmesi, uzun dönemli büyüme potansiyeli, gelir ve gider beklentileri ile finansman gereksinimlerinin belirlenmesi olduğu, 6446 sayılı Kanun'da iletim faaliyetinin yalnızca TEİAŞ tarafından iletim lisansı kapsamında yürütüleceğinin belirtildiği, bölünerek farklı kuruluşlar eliyle yürütülmesinin mümkün olmadığı, dava konusu kararın TEİAŞ'nin hâlihazırda yürütmekte olduğu kamu hizmetinde herhangi bir değişikliği içerir nitelikte olmadığı gibi, hizmeti aksatıcı veya değiştirici bir hükme de sahip olmadığı; kararın 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesi, Geçici 29. maddesi ile 703 sayılı KHK'nin Geçici 8. maddesi çerçevesinde yetkili olan Cumhurbaşkanı tarafından tesis edildiği, düzenlemelere, usul ve esasa uygun şekilde alındığı, herhangi bir aykırılıktan bahsedilmesinin mümkün olmadığı, dava konusu kararın "özelleştirme kapsamına alınması" kararı olduğu, davacı tarafından kararda yer alması gerektiği iddia edilen hususların bulunmasına gerek bulunmamakla birlikte, bu iddiaların özelleştirme programına alınmasına ilişkin karara yönelik iddialar olduğu; 4046 sayılı Kanun'da programa alma kararı ile akabinde düzenlenmesi gereken unsurlara kapsamlı olarak yer verildiğinin görüleceği, bu düzenlemelerin bakılan davanın konusu olmadığı; kapsama alma kararlarının Resmî Gazete'de yayımlanması zorunluluğu bulunan kararlardan olmadığı ve kararlarda özelleştirme yönteminin belirtilmesi gereği bulunmadığı, buna rağmen Resmî Gazete'de yayımlanarak halka arz yöntemi ile işleme tabi tutulacağının açıklandığı; TEİAŞ'nin sermayesi %100 oranında Hazineye ait bir iktisadi devlet teşekkülü olduğu, dava konusu kararın mevcut durumda herhangi bir değişikliğe sebebiyet verecek nitelikte olmadığı, TEİAŞ'nin karar öncesi hukukî ve idari olarak hangi durumda ise hâlen aynı konumda bulunduğu, dava konusu kararla kamu yararının amaçlandığı, Anayasa çerçevesinde 4046 sayılı Kanun'da gösterilen şekil ve esaslara uygun tesis edildiği, elektrik iletim, üretim ve dağıtım hizmetlerinin tüketicilere kesintisiz ve sürekli şekilde ulaştırılması gereken hizmetler olduğu, kamu tarafından sağlanan bu hizmetlerin özelleştirme işlemlerine tabi tutulmasının sunulan veyahut sunulacak hizmetin sekteye uğradığı/uğrayacağı anlamına gelmediği, bu durumun en büyük kanıtının TEDAŞ ve EÜAŞ'ne ait daha önce yapılan özelleştirme işlemleri olduğu, özelleştirmenin geçmişten günümüze birçok alanda uygulandığı ve hâlen uygulanmaya devam edildiği, Türkiye'nin elektrik üretimi açısından dünyanın ilk yirmi ülkesi arasında yer aldığı, bu ifadenin bile özelleştirme işlemleri sonrasında sunulan hizmetlerin sekteye uğrayacağı iddiasını çürütmeye yettiği belirtilmiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI …'UN DÜŞÜNCESİ : Dava; 03/07/2021 tarih ve 31530 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 02/07/2021 tarih ve 4222 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile, "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi'nin; 1) Özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulmasına, 2) Hazırlık işlemlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından işbirliği içerisinde yürütülmesine, 3) Özelleştirme hazırlık işlemlerinin 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanmasına, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un Geçici 3. ve Geçici 29. maddeleri ile 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 8. maddesi gereğince karar verilmiştir." şeklinde alınan kararın iptali istemi ile açılmıştır. 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun "Özelleştirme" başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrasında, "(1) Bakanlık; TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür." kuralına yer verilmiştir. 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanun'un amacı; A) Bu maddede belirtilen ve Kanun'un uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan; a) İktisadî devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadî teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, … ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir. …"; 3. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Bu Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların "Özelleştirme kapsamına" alınmasına, özelleştirme kapsamına alınanlardan mevcut durumu itibarıyla özelleştirilebilir nitelikte olmayanların mali ve hukuki açıdan "özelleştirmeye hazırlanmasına", hazırlık işlemleri tamamlananların bu işlemlerin tamamlanmasından sonra, hazırlık işlemlerine gerek görülmeyenlerin ise doğrudan "özelleştirme programına" alınmasına karar vermek ve özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek, b) Özelleştirme kapsamına alınmış olan kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirme kapsamından çıkarılarak eski statülerine iade edilmesine ve/veya özelleştirme programına alınmış kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirmeye hazırlanmasına karar vermek, c) Kuruluşların; satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek …" ; 17. maddesinde, "Bu Kanuna göre; A.a) iktisadî devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, … Birlikte ve/veya ayrı ayrı özelleştirme kapsamına alınmasına, idarenin teklifi üzerine Kurulca karar verilir. Kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin Kurul kararında, bu Kuruluşlardan hangilerinin mali ve hukuki yönden özelleştirmeye hazırlık işlemine tabi tutulacağı, hangilerinin özelleştirilmek üzere doğrudan özelleştirme programına alınacağı ve özelleştirmenin hangi yöntemle gerçekleştirileceği belirtilir. …" hükümleri yer almaktadır. 09/07/2018 tarih ve 30473 (3. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinde, "24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un; e) … 3. maddesinin birinci fıkrası … yürürlükten kaldırılmıştır. f) Geçici 28. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. Geçici Madde 29- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işler Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılır."; "Kurulların görevleri" başlıklı Geçici 8. maddesinde, "Bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde danışma kurulu, koordinasyon kurulu, değerlendirme komitesi ve benzer adlar altında yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan kurul, komisyon, komite, çalışma grubu ve benzeri birimlerden; ilgili bakanlık ve kamu kurum ve kuruluşuna dair bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesine aktarılmayanlara ait politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler Cumhurbaşkanlığı politika kurullarına, bunların dışındaki görev ve yetkiler Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılır." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Cumhurbaşkanı kararıyla, Türkiye Elektrik İletim A.Ş'nin özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tâbi tutulmasına karar verilmiştir. 4046 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (a) bendi uyarınca, iktisadî devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak için özelleştirilmeleri mümkündür. 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nda, TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine ilişkin düzenlemeye yer verilmiş ise de, 27/11/1994 tarih ve 22124 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4046 sayılı Kanun'da iktisadî devlet teşekküllerinin özelleştirilebileceğinin belirtilmiş bulunması ve sonradan çıkarılan 6446 sayılı Kanun'da TEİAŞ'nin özelleştirilemeyeceğine veya 4046 sayılı Kanun'daki kuralı ilga edici yönde bir kurala yer verilmemiş olması nedeniyle iktisadî devlet teşekkülü olan TEİAŞ'nin 4046 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (a) bendi uyarınca özelleştirilmesinin önünde hukukî bir engel bulunmamaktadır. 4046 sayılı Kanun'un 17. maddesinin (A) bendi uyarınca, kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin kararlarda, kuruluşlardan hangilerinin mâlî ve hukukî yönden özelleştirmeye hazırlık işlemine tabi tutulacağı, hangilerinin özelleştirilmek üzere doğrudan özelleştirme programına alınacağı ve özelleştirmenin hangi yöntemle gerçekleştirileceğinin belirtilmesi gerekmekte olup, "özelleştirme kapsamına alma" kararlarında özelleştirmenin hangi yöntemle gerçekleştirileceğinin belirtilmesine gerek bulunmamakta, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların özelleştirme programına alınmasına karar verilmesi hâlinde özelleştirme yönteminin belirtilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, dava konusu kararla TEİAŞ özelleştirme kapsamına alınmış olup özelleştirme programına alınmasına karar verilmediğinden özelleştirme yönteminin hangi usûlle gerçekleştirileceğinin belirtilmesi gerekmemekle birlikte, dava konusu kararda özelleştirmeye hazırlık işlemlerinin 4046 sayılı Kanun'un 18. maddesinin (A) bendinin (a) alt bendinde sayılan satış yöntemlerinden biri olan halka arz yöntemiyle gerçekleştirileceği yönünde karar alınmıştır. 4046 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, bu Kanun ile yapılan düzenleme sonucunda Devletin diğer mal ve hizmet üretim birimlerinin de özelleştirme kapsamına alınması suretiyle, özelleştirme uygulamalarının sınırlarının genişletildiği ve Devletin ekonomik alandaki rolünün azaltılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın 4046 sayılı Kanun'un genel gerekçesine, Kanun'da belirtilen ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlama amaçlarına ve özelleştirme ilkelerine uygun olduğu sonucuna varıldığından, TEİAŞ'nin özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin dava konusu kararda hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 14/06/2022 tarihinde, davacı vekili Av. …'ın gelmediği, davalı idareler vekili Av. …'nin geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Gelen tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDÎ OLAY VE HUKUKÎ SÜREÇ: 03/07/2021 tarih ve 31530 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 02/07/2021 tarih ve 4222 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla, "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi'nin; 1) Özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulmasına, 2) Hazırlık işlemlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından işbirliği içerisinde yürütülmesine, 3) Özelleştirme hazırlık işlemlerinin 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanmasına, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un Geçici 3. ve Geçici 29. maddeleri ile 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 8. maddesi gereğince" karar verildiği belirtilmiştir. Bunun üzerine davacı tarafından anılan kararın iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: Davalı idarelerin usule yönelik itirazları geçerli görülmeyerek esasın incelenmesine geçildi. ESAS YÖNÜNDEN: İLGİLİ MEVZUAT : 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Amaç ve Kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanun'un amacı; A) Bu maddede belirtilen ve Kanun'un uygulanmasında "kuruluş" adı ile anılacak olan; a) İktisadî devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, b) Kamu iktisadî teşebbüsleri statüsü dışında kalmakla beraber sermayesinin tamamı veya yarısından fazlası devlete ve/veya diğer kamu tüzelkişilerine ait olan ticari amaçlı kuruluşlardaki kamu payları ile bu kuruluşlara ait müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ve varlıklarının, iştiraklerindeki kamu paylarının, … ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak, Hazineye ait taşınmazları değerlendirmek suretiyle kamuya gelir elde etmek gerekçelerinden birisi ile özelleştirilmelerine ilişkin esasları düzenlemektir. …"; "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin 2. fıkrasında, "a) Bu Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların "Özelleştirme kapsamına" alınmasına, özelleştirme kapsamına alınanlardan mevcut durumu itibarıyla özelleştirilebilir nitelikte olmayanların mali ve hukuki açıdan "özelleştirmeye hazırlanmasına", hazırlık işlemleri tamamlananların bu işlemlerin tamamlanmasından sonra, hazırlık işlemlerine gerek görülmeyenlerin ise doğrudan "özelleştirme programına" alınmasına karar vermek ve özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek, b) Özelleştirme kapsamına alınmış olan kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirme kapsamından çıkarılarak eski statülerine iade edilmesine ve/veya özelleştirme programına alınmış kuruluşlardan gerekli görülenlerin özelleştirmeye hazırlanmasına karar vermek, c) Kuruluşların; satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sair hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek …" ; "Özelleştirme Uygulamalarına İlişkin Hükümler" başlıklı 17. maddesinde, "Bu Kanuna göre; A.a) iktisadî devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının, … Birlikte ve/veya ayrı ayrı özelleştirme kapsamına alınmasına, idarenin teklifi üzerine Kurulca karar verilir. Kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin Kurul kararında, bu Kuruluşlardan hangilerinin mali ve hukuki yönden özelleştirmeye hazırlık işlemine tabi tutulacağı, hangilerinin özelleştirilmek üzere doğrudan özelleştirme programına alınacağı ve özelleştirmenin hangi yöntemle gerçekleştirileceği belirtilir. …"; "Özelleştirme Yöntemleri, Değer Tespiti, İhale Yöntemleri" başlıklı 18. maddesinde, "Özelleştirme programına alınan kuruluşların özelleştirilmesine ilişkin olarak özelleştirme yöntemleri, değer tespiti ve ihale usulleri aşağıda belirtilmiştir. A) Özelleştirme yöntemleri/ Özelleştirme programına alınan kuruluşlar aşağıda belirtilen yöntemlerden birinin veya birkaçının birlikte uygulanması suretiyle özelleştirilir. a) Satış; Kuruluşların aktiflerindeki mal ve hizmet üretim birimleriyle varlıklarının mülkiyetinin kısmen veya tamamen bedel karşılığı devredilmesi ya da bu kuruluşların hisselerinin tamamının veya bir kısmının kuruluşların içinde bulundukları şartlar da dikkate alınarak yurt içi ve yurt dışında, halka arz, gerçek ve/veya tüzelkişilere blok satış, gecikmeli halka arzı içeren blok satış, çalışanlara satış, borsada normal ve/veya özel emir ile satış, menkul kıymetler yatırım fonları ve/veya menkul kıymetler yatırım ortaklarına satış veya bunların birlikte uygulanması yoluyla bedel karşılığı devredilmesidir. … İşin gereğine göre yukarıda belirtilen özelleştirme yöntemlerinden hangilerinin uygulanacağına Kurulca karar verilir. …" kuralı bulunmaktadır. 09/07/2018 tarih ve 30473 (3. Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinde, "24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un; … e) … 3. maddesinin birinci fıkrası … yürürlükten kaldırılmıştır. f) Geçici 28. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. Geçici Madde 29- Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işler Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılır."; "Kurulların görevleri" başlıklı Geçici 8. maddesinde, "Bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde danışma kurulu, koordinasyon kurulu, değerlendirme komitesi ve benzer adlar altında yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan kurul, komisyon, komite, çalışma grubu ve benzeri birimlerden; ilgili bakanlık ve kamu kurum ve kuruluşuna dair bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesine aktarılmayanlara ait politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler Cumhurbaşkanlığı politika kurullarına, bunların dışındaki görev ve yetkiler Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılır." kuralına yer verilmiştir. 02/08/2018 tarih ve 30497 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı'nın 01/08/2018 tarih ve 2018/3 sayılı Genelgesinde, 02/07/2018 tarih ve 703 sayılı KHK ile kaldırılan kurul, komisyon ve komitelere, ekli (1) sayılı listede belirtilen mevzuatta verilmiş olan görev ve yetkilerin karşılarında gösterilen kurum ya da makam tarafından kullanılmasının ve mezkûr kurul, komisyon ve komitelerin görev ve yetkilerine ilişkin olarak diğer mevzuatta yapılan atıflardan; politika belirleme ve istişari nitelikte olanların ilgili Cumhurbaşkanlığı politika kuruluna, icrai nitelikte olanların ise mezkûr listede karşılarında gösterilen ilgili kurum ya da makama yapılmış sayılmasının uygun görüldüğü kurala bağlanmış, Genelge'ye ekli (1) sayılı listenin 3. sırasında yer alan Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun görev ve yetkisinin tevdi edildiği kurum/makam "Cumhurbaşkanı" olarak belirlenmiştir. 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 64465 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun "Özelleştirme" başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrasında, "(1) Bakanlık; TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür." kuralına yer verilmiştir. HUKUKÎ DEĞERLENDİRME: Aktarılan mevzuatın birlikte değerlendirilmesinden, Anayasa'da yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması için 18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7142 sayılı Kanun'un verdiği yetkiye dayanılarak, Bakanlar Kurulu'nca 02/07/2018 tarihinde kararlaştırılan 703 sayılı KHK'nın 85. maddesi ile 4046 sayılı Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu ve Görevleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "Başbakanın başkanlığında, Başbakanın belirleyeceği dört bakandan oluşan Özelleştirme Yüksek Kurulu (Kurul) kurulmuştur. Kurul, üyelerin tamamının katılımı ile toplanır ve kararları oybirliği ile alır. Kurulun sekretarya hizmetleri Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yürütülür." kuralı yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrasında Kurul'un görevlerinin sayıldığı metin yürürlükte kalmaya devam etmekte olup; 703 sayılı KHK'nın Geçici 8. maddesi ile de, bu Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılan kanun ve kanun hükmünde kararnamelerle bakanlıklar ve kamu kurum ve kuruluşları bünyesinde yapısı ve görevleri düzenlenmiş olan kurul ve benzeri birimlerin bu maddenin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine aktarılmayanlara ait ve politika belirlemeye ilişkin görev ve yetkiler haricindeki diğer görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığına veya yetkilendirilecek kurum ya da makama devredilmiş sayılacağı belirtilerek, 703 sayılı KHK'nın 85. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasında oluşumuna yer verilen Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun görev ve yetkilerinin Cumhurbaşkanına veyahut yetkilendirilecek kurum ya da makama devredileceği kurala bağlanmıştır. Nitekim, 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle de, 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasında yapısı düzenlenen Özelleştirme Yüksek Kurulu'na 4046 sayılı Kanun'la verilmiş görev ve yetkilerin tevdi edildiği makamın "Cumhurbaşkanı" olduğu belirtilerek, 4046 sayılı Kanunla Özelleştirme Yüksek Kurulu'na verilmiş görev ve yetkilerin bizzat Cumhurbaşkanınca kullanılacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Bu itibarla, 4046 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrasında yer alan ve Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların; özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar vermek ve satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hakların tesisi ve işin gereğine uygun sâir hukukî tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek hususlarında görevli olan Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun bu görevleri de Cumhurbaşkanı'na devredildiğinden, dava konusu kararda yetki yönünden hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu Cumhurbaşkanı kararıyla, Türkiye Elektrik İletim A.Ş'nin özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tâbi tutulmasına karar verilmiştir. İktisadî devlet teşekkülleri ile kamu iktisadî kuruluşlarını ve bunların müesseselerini, bağlı ortaklıklarını ve iştiraklerini kapsayan ve bunların teşkili, özerk bir tarzda ve ekonominin kurallarına uygun olarak yönetilmeleri gibi amaçlarla çıkarılan 18/06/1984 tarih ve 18435 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 233 sayılı Kamu iktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de, iktisadî devlet teşekkülü, sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadî alanda ticarî esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadî teşebbüsü olarak tanımlanmış, anılan KHK'de TEİAŞ Enerji ve Tabî Kaynaklar Bakanlığı ile ilgili iktisadî devlet teşekkülü olarak belirtilmiştir. 4046 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (a) bendi uyarınca, iktisadî devlet teşekküllerinin, bunların müessese, bağlı ortaklık, işletme, işletme birimleri ile varlıklarının ve iştiraklerindeki kamu paylarının ekonomide verimlilik artışı, kamu giderlerinde azalma sağlamak için özelleştirilmeleri mümkündür. 30/03/2013 tarih ve 28603 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nda, TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine ilişkin düzenlemeye yer verilmiş ise de, 27/11/1994 tarih ve 22124 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4046 sayılı Kanun'da iktisadî devlet teşekküllerinin özelleştirilebileceğinin belirtilmiş bulunması ve sonradan çıkarılan 6446 sayılı Kanun'da TEİAŞ'nin özelleştirilemeyeceğine veya 4046 sayılı Kanun'daki kuralı ilga edici yönde bir kurala yer verilmemiş olması nedeniyle iktisadî devlet teşekkülü olan TEİAŞ'nin 4046 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (a) bendi uyarınca özelleştirilmesinin önünde hukukî bir engel bulunmakmaktadır. 4046 sayılı Kanun'un 17. maddesinin (A) bendi uyarınca, kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin kararlarda, kuruluşlardan hangilerinin mâlî ve hukukî yönden özelleştirmeye hazırlık işlemine tabi tutulacağı, hangilerinin özelleştirilmek üzere doğrudan özelleştirme programına alınacağı ve özelleştirmenin hangi yöntemle gerçekleştirileceğinin belirtilmesi gerekmekte olup, "özelleştirme kapsamına alma" kararlarında özelleştirmenin hangi yöntemle gerçekleştirileceğinin belirtilmesine gerek bulunmamakta, özelleştirme kapsamına alınan kuruluşların özelleştirme programına alınmasına karar verilmesi hâlinde özelleştirme yönteminin belirtilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, dava konusu kararla TEİAŞ özelleştirme kapsamına alınmış olup özelleştirme programına alınmasına karar verilmediğinden özelleştirme yönteminin hangi usûlle gerçekleştirileceğinin belirtilmesi gerekmemekle birlikte, dava konusu kararda özelleştirmeye hazırlık işlemlerinin 4046 sayılı Kanun'un 18. maddesinin (A) bendinin (a) alt bendinde sayılan satış yöntemlerinden biri olan halka arz yöntemiyle gerçekleştirileceği yönünde karar alınmıştır. 4046 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde, bu Kanun ile yapılan düzenleme sonucunda Devletin diğer mal ve hizmet üretim birimlerinin de özelleştirme kapsamına alınması suretiyle, özelleştirme uygulamalarının sınırlarının genişletildiği ve Devletin ekonomik alandaki rolünün azaltılmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Bu itibarla, dava konusu kararın 4046 sayılı Kanun'un genel gerekçesine, Kanun'da belirtilen ekonomide verimlilik artışı ve kamu giderlerinde azalma sağlama amaçlarına ve özelleştirme ilkelerine uygun olduğu sonucuna varıldığından, TEİAŞ'nin özelleştirme kapsamına alınmasına ilişkin dava konusu kararda hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 14/06/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava konusu Cumhurbaşkanı kararının, özelleştirme kapsamına alma noktasında Cumhurbaşkanı'nın yetkili olup olmadığı bakımından değerlendirilmesi; 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un "Özelleştirme Yüksek Kurulu"nun yapısını düzenleyen 3. maddesinin 1. fıkrası, 02/07/2018 tarih ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, anılan Kanun'un gerek 2. maddesinde gerekse 3. maddesinin diğer fıkralarında Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun hukuki varlığı korunarak, görev ve yetkileri muhafaza edilmiştir. 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 85. maddesinin (f) bendi ile 4046 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 29. maddesinde, bu KHK'nın yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihi itibarıyla Özelleştirme Yüksek Kurulunca görülmekte olan işlerin Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından sonuçlandırılacağı öngörülmüş olup, bu maddede ifade edilen "görülmekte olan işlerin", 09/07/2018 tarihi itibarıyla devam eden özelleştirmeye ilişkin işlemler olduğu ve bu işlemlere yönelik yetkinin "geçici" nitelikteki yasa hükmü ile eklendiği göz önüne alındığında, 09/07/2018 tarihinden sonra münhasıran Özelleştirme Yüksek Kurulu'na ait bulunan "Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar vermek; bu kuruluşların satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve işin gereğine uygun saîr hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek ve özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek" hususundaki görevlerin devam eden işler kapsamında olduğundan söz etmek mümkün değildir. Diğer bir deyişle, 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin yürürlüğe girdiği 09/07/2018 tarihinden önce özelleştirme kapsam ve programına alınmış olan kuruluşlara ait devam eden işleri sonuçlandırmak konusunda Cumhurbaşkanlığı Makamına verilen geçici ve sınırlı yetkinin, 09/07/2018 tarihinden sonra Özelleştirme Yüksek Kurulu'na ait görev ve yetkileri kapsayacak şekilde genel ve sürekli bir yetkiye dönüştüğünü kabul etmek hukuken mümkün bulunmamaktadır. Zira Anayasa'nın 47. maddesinin 2. fıkrası uyarınca özelleştirmeye ilişkin esas ve usullerin kanun ile düzenlenmesi zorunlu olduğundan ve 4046 sayılı Kanun'da Özelleştirme Yüksek Kurulu'na verilen görev ve yetkilerin Kurul'un yapısı yeniden oluşturuluncaya kadar bizzat hangi makam tarafından kullanılacağı konusunda açık bir kurala yer verilmediğinden, 2018/3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesine dayanılarak Özelleştirme Yüksek Kurulu'na ait görev ve yetkilerin Cumhurbaşkanlığı Makamınca kullanılamayacağı açıktır. Diğer yandan, Özelleştirme Yüksek Kurulu, Anayasanın amir hükmü gereği özel bir kanun ile kurulmuş olup, herhangi bir bakanlık ya da kamu kurum ve kuruluşu bünyesinde olan bir kurul niteliğinde olmadığından, bu Kurul'un 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 8. maddesinde belirtilen "kurul" olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Dava konusu 02/07/2021 tarih ve 4222 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile, "Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi'nin; 1) Özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulmasına, 2) Hazırlık işlemlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından işbirliği içerisinde yürütülmesine, 3) Özelleştirme hazırlık işlemlerinin 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanmasına, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un Geçici 3. ve Geçici 29. maddeleri ile 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Geçici 8. maddesi gereğince karar verilmiştir." şeklinde karar alınmıştır. Bu itibarla, 4046 sayılı sayılı Kanun'un 3. maddesine göre, "Kanun'un 1. maddesinde sayılan kuruluşların özelleştirme kapsam ve programına alınmasına karar vermek; bu kuruluşların satış, kiralama, işletme hakkı devri, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve işin gereğine uygun saîr hukuki tasarruflar ile devredilmelerine ilişkin özelleştirme yöntemlerinden hangisi ile özelleştirileceğini belirlemek ve özelleştirme işlemlerinin tamamlanması için süre tespit etmek" özelleştirme uygulamalarında yetkili tek karar organı olarak öngörülen Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun görevi olarak düzenlendiğinden, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi'nin, özelleştirme kapsamına alınmasına ve halka arza yönelik olarak özelleştirmeye hazırlık işlemlerine tabi tutulmasına, hazırlık işlemlerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülmesine, özelleştirme hazırlık işlemlerinin 31/12/2022 tarihine kadar tamamlanmasına ilişkin dava konusu Cumhurbaşkanı kararında yetki yönünden hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Dava konusu Cumhurbaşkanı kararının esas yönünden incelenmesi; 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "(1) Bu Kanunun amacı; elektriğin yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve çevreyle uyumlu bir şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için, rekabet ortamında özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösteren, mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir elektrik enerjisi piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin yapılmasının sağlanmasıdır."; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde, " (1) Bu Kanun; elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı, toptan veya perakende satışı, ithalat ve ihracatı, piyasa işletimi ile bu faaliyetlerle ilişkili tüm gerçek ve tüzel kişilerin hak ve yükümlülüklerini kapsar. "; "Üretim faaliyeti" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Üretim faaliyeti, lisansları kapsamında kamu ve özel sektör üretim şirketleri ile organize sanayi bölgesi tüzel kişiliği tarafından yürütülebilir. …"; "İletim faaliyeti" başlıklı 8. maddesinde, "(1) Elektrik enerjisi iletim faaliyeti, lisansı kapsamında münhasıran TEİAŞ tarafından yürütülür. TEİAŞ, bu Kanunla belirlenen faaliyetler dışında bir faaliyetle iştigal edemez. İletim faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyetin yürütülmesi Kurumun iznine tabidir. İletim sistemi teknik ve teknik olmayan kayıplarını karşılamak amacıyla ve yan hizmetler piyasası kapsamında elektrik enerjisi veya kapasitesi satın alınması veya kiralanması ile iletim sistemi teknik ve teknik olmayan kayıplarını karşılamak için sözleşmeye bağlanan enerjinin, gerçekleşmeler nedeniyle fazlasının satışı bu hükmün istisnasıdır. …"; "Dağıtım faaliyeti" başlıklı 9. maddesinde, "(1) Dağıtım faaliyeti, lisansı kapsamında, dağıtım şirketi tarafından lisansında belirlenen bölgede yürütülür. Dağıtım şirketi, lisansında belirlenen bölgede sayaçların okunması, bakımı ve işletilmesi hizmetlerinin yerine getirilmesinden sorumludur. Piyasa faaliyeti gösteren tüzel kişiler bir dağıtım şirketine ve dağıtım şirketi piyasa faaliyeti gösteren tüzel kişilere doğrudan ortak olamaz. Dağıtım şirketi, dağıtım faaliyeti dışında bir faaliyetle iştigal edemez. Dağıtım faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı bir faaliyetin yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle düzenlenir. Genel aydınlatma, dağıtım sistemi teknik ve teknik olmayan kayıplarını karşılamak amacıyla kullanılmak üzere elektrik enerjisi satın alınması ile sistem teknik ve teknik olmayan kayıplarını karşılamak için sözleşmeye bağlanan enerjinin gerçekleşmeler nedeniyle fazlasının satışı bu hükmün istisnasıdır. "; "Özelleştirme" başlıklı 18. maddesinde, "(1) Bakanlık; TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik öneri ve görüşlerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirir. Özelleştirme işlemleri, 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülür. (2) TEDAŞ’ın faaliyet alanında yer alan ve dağıtım faaliyeti için gerekli olan işletme ve varlıklar üzerinde, mülkiyeti saklı kalmak kaydı ile TEDAŞ ile belirlenen dağıtım bölgelerinde faaliyet göstermek üzere kurulan elektrik dağıtım şirketleri arasında işletme hakkı devir sözleşmesi düzenlenebilir. (3) EÜAŞ veya müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları özelleştirme programına alınsa bile bunların bağlı oldukları bakanlık veya kurumları ve hâlihazırda tabi oldukları mevzuat ile ilgileri ve mülkiyetinin bağlı bulundukları kurum veya kuruluşlara aidiyeti aynen devam eder. Ancak, bu kuruluşların özelleştirmeye hazırlanmalarına yönelik teknik, mali, idari ve hukuki işlemler, personele ilişkin işlemler ve özelleştirilmelerine ilişkin iş ve işlemler, 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak, bu kuruluşların ve bu kapsamda oluşturulabilecek yeni anonim şirketlerin yönetim kurulu başkanlığı ve üyelikleri, tasfiye kurulu üyelikleri ve genel müdürlükleri ile ait oldukları kuruluşlardan ayrı olarak özelleştirme programına alınan ve anonim şirkete dönüştürülmelerine gerek görülmeyen müesseselerde, müessese müdürlükleri ve yönetim komitelerine, işletme ve işletme birimlerinde bunların müdürlüklerine yapılacak atamalar ve bu görevlerden alınma işlemlerine ilişkin olarak Cumhurbaşkanına teklifte bulunma yetkisi Bakana aittir. Cumhurbaşkanı bu maddeyle ilgili yetkisini Bakana devredebilir. Atama yetkileri de dâhil olmak üzere Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın bu fıkra kapsamına giren işlemlere ilişkin 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu iktisadî Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede yer alan yetkileri saklıdır. (4) Bu Kanun uyarınca yapılacak özelleştirme, satış ve hisse devriyle ilgili işlemler aşamasında, Hazine Müsteşarlığının taraf olduğu veya garantör olduğu iç ve dış ikraz anlaşmaları çerçevesinde, ilgili elektrik üretim ve iletim tesislerinin finansmanı amacıyla gerçekleştirilen yatırımlardan doğan mali yükümlülükler, bu tesisleri devralan ilgili tüzel kişinin yükümlülükleri arasında yer almak üzere EÜAŞ, TEİAŞ, Hazine Müsteşarlığı ve Özelleştirme İdaresi Başkanlığı arasında yapılacak protokol ile tespit edilir. (5) (Ek: 4/6/2016-6719/22 md.) Bakanlık tarafından, EÜAŞ ile bağlı ortaklıklarına ait varlıkların veya bu bağlı ortaklıkların hisselerinin yenilenebilir enerji kaynakları veya yerli kömüre dayalı elektrik üretim tesisi kurulması amacıyla özelleştirilmesinin talep edilmesi hâlinde, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca bu Kanun uyarınca gerçekleştirilecek özelleştirme işlemlerinde, 4046 sayılı Kanunun bu maddeye aykırı olmayan hükümleri ile birlikte bu fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra kapsamında yapılacak özelleştirme ihalesine yönelik olarak varlıkların veya hisselerin değer tespiti yapılmaz. Özelleştirme ihalesi, bu madde kapsamında imzalanacak Elektrik Satış Anlaşması için geçerli olacak elektrik enerjisi satış fiyatının belirlenmesi amacıyla, 4046 sayılı Kanunda belirtilen pazarlık usulü uygulanmak suretiyle gerçekleştirilir. Pazarlık usulü eksiltmeye esas elektrik enerjisi başlangıç satış fiyatından eksiltme yapılmak suretiyle uygulanır ve ihale komisyonu tarafından gerekli görüldüğü takdirde ihale, pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile açık eksiltme suretiyle sonuçlandırılabilir. Özelleştirme ihalesi sonucunda, varlıkların veya hisselerin devrine yönelik olarak, bedel alınmaksızın EÜAŞ ve ihale üzerinde kalan teklif sahibi arasında imzalanacak devir sözleşmesi ile eş zamanlı şekilde, kurulacak elektrik üretim tesisinde üretilecek elektrik enerjisinin satışına ilişkin olarak, ihale üzerinde kalan teklif sahibi veya bağlı ortaklık ile TETAŞ veya EÜAŞ arasında ihale sonucu belirlenen elektrik enerjisi satış fiyatı üzerinden, Elektrik Satış Anlaşması imzalanır. İhalede eksiltmeye esas olacak elektrik enerjisi başlangıç satış fiyatı ile Elektrik Satış Anlaşması fiyatının güncellenmesi dâhil diğer usul ve esaslar ihale ilanına çıkılmadan önce Bakanlık tarafından Özelleştirme İdaresi Başkanlığına bildirilir. Bu usul ve esaslar ihale şartnamesinde belirtilir." kuralı bulunmaktadır. 6446 sayılı Kanun kurallarına göre, elektrik enerjisi üretim faaliyetinin, lisansları kapsamında kamu ve özel sektör üretim şirketleri ile organize sanayi bölgesi tüzel kişiliği tarafından yürütülebileceği, dağıtım faaliyetinin lisansı kapsamında, dağıtım şirketi tarafından yürütüleceği, iletim faaliyetinin ise lisansı kapsamında münhasıran TEİAŞ tarafından yürütüleceği ve anılan Kanun'da TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilmesine yönelik usul ve esasların belirlendiği anlaşılmaktadır. 6446 sayılı Kanun'da TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıklarının özelleştirilebileceğine yönelik belirleme yapıldığı ancak dava konusu kararla özelleştirilmesine karar verilen TEİAŞ'nin özelleştirilmesine dair bir hüküm bulunmadığı, dolayısıyla TEİAŞ'nin anılan Kanun kapsamında özelleştirilebilecek nitelikte bir iktisadî devlet teşekküllü olmadığı, kanun koyucunun TEİAŞ'nin özelleştirilmesi doğrultusunda bir amaç taşımadığı açıktır. 6446 sayılı Kanun'da elektrik enerjisi üretim faaliyeti ile dağıtım faaliyetinin yürütülmesi konusunda varlıklara daha kapsamlı yetki tanınmış iken, iletim faaliyeti konusunda yetkili olarak münhasıran TEİAŞ'ne yetki verilmiş olup, bu hâliyle TEİAŞ'nin yetkisi tekel niteliğinde bir yetkidir. Bu kapsamda TEİAŞ'nin 6446 sayılı Kanun'da özelleştirilebilecekler arasında sayılmamış olması ve yürüttüğü iletim faaliyetinde tekel niteliğinde bir yetkiye sahip olması hususları gözetildiğinde, kanun koyucunun TEİAŞ'nin özelleştirilebileceğine ilişkin amaç ve iradesini ortaya koyan özel bir kanun çıkarılması durumunda TEİAŞ'nin özelleştirilmesi mümkün bulunmaktadır. TEİAŞ'nin tekel niteliğinde olan iletim faaliyetinin özelliklerinden dolayı, 4046 sayılı Kanun'da sayılan varlıklara benzemediği açıktır. Bu doğrultuda TEİAŞ'nin, ancak özelleştirilmesine ilişkin usul ve esasların, tekel özelliğinden dolayı hangi yöntemle özelleştirileceğinin ve özelleştirilecek hisse oranının da belirlendiği çıkarılacak özel bir kanunla özelleştirilmesine karar verilebileceği, dolayısıyla 4046 sayılı Kanuna dayanılarak Cumhurbaşkanınca alınan kararla özelleştirilemeyeceği anlaşılmıştır. Nitekim, telekomünikasyon ana şebekesinin tekel olarak işleticisi durumunda olan Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesine ilişkin olarak 18/06/1994 tarih ve 21964 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 4000 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'nun Bir Maddesinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Ek ve Geçici Maddeler Eklenmesine Dair Kanun ile 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu'na Ek 17. madde eklenmiş ve anılan maddede Türk Telekom A.Ş.'nin özelleştirilmesine ilişkin olarak usul ve esaslar (özelleştirilecek hisse oranı) belirlenmiştir. Tekel niteliğinde bir hizmet yürütüyor olması nedeniyle TEİAŞ de, Türk Telekom A.Ş ile benzer durumdadır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Cumhurbaşkanı kararında hukuka uygunluk bulunmadığından iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.

Danıştay 13. Dairesi, E. 2021/4016, K. 2022/2638 sayılı kararında, elektrik enerjisi iletim faaliyetinin lisansı kapsamında münhasıran TEİAŞ tarafından yürütüldüğü ve TEİAŞ'ın bu kapsamda belirlenen faaliyetler dışında bir faaliyetle iştigal edemeyeceği aktarılmıştır. Aynı kararda, özelleştirmeye yönelik öneri ve görüş bildirimini düzenleyen hükümde TEDAŞ, EÜAŞ ve bunların müessese, bağlı ortaklık, iştirak, işletme ve işletme birimleri ile varlıkları sayılmakta; TEİAŞ bu sayımda yer almamaktadır. Bu sayımda yer almamanın özelleştirme yasağı mı yoksa özelleştirilebileceğinin kabulü mü olduğu konusunda çoğunluk ile karşı oy ayrılmaktadır. 233 sayılı KHK'de iktisadi devlet teşekkülü, sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan kamu iktisadi teşebbüsü olarak tanımlanmış; TEİAŞ bu KHK'de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilgili iktisadi devlet teşekkülü olarak belirtilmiştir.

Danıştay 13. Dairesi, E. 2021/4016, K. 2022/2638 sayılı kararında, 6446 sayılı Kanun'da TEİAŞ'nin özelleştirilemeyeceğine ya da 4046 sayılı Kanun'daki kuralı ilga edici bir hükme yer verilmediğini saptamış ve iktisadi devlet teşekkülü olan TEİAŞ'nin özelleştirilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmadığını çoğunlukla kabul etmiştir. Karşı oya göre, 09/07/2018 tarihinden önce özelleştirme kapsam ve programına alınmış kuruluşlara ait devam eden işleri sonuçlandırmak için verilen geçici ve sınırlı yetki, bu tarihten sonraki yeni işlemler için genel ve sürekli bir yetkiye dönüşmez. Karşı oy, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun bir bakanlık ya da kamu kurumu bünyesinde kurul olmadığını ve 703 sayılı KHK'nin geçici 8. maddesindeki kurul devri kapsamında değerlendirilemeyeceğini de belirtmiştir. Anayasa'nın 47. maddesi özelleştirme esas ve usullerinin kanunla gösterilmesini gerektirdiğinden, yalnızca genelgeye dayanılarak bu yetkinin kullanılamayacağı yönündeki karşı oy ile çoğunluk bu uyuşmazlıkta ayrılmaktadır.

İdari Yargıda Görev, Yetki ve Birden Fazla İdareye Dava

Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/530, K. 2022/396 sayılı kararında, birden çok işleme aynı dilekçeyle dava açılabilmesi imkânının kural olarak aynı mahkemenin görev ve yetkisine giren işlemler bakımından mevcut olduğunu kabul etmiştir. Bu imkân, görevsiz bir mahkemeyi görevli hâle getirmez.

Danıştay 13. Daire, E. 2022/530, K. 2022/396Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2022/530 E.  ,  2022/396 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2022/530 Karar No : 2022/396 DAVACI : … DAVALILAR : 1) … Bakanlığı 2) … Kurumu 3) … Kurulu DAVANIN KONUSU : … A.Ş. tarafından 31/05/1991 tarihli Genel Kurul kararıyla esas sözleşmede yapılan değişiklikle kurucu intifa senetlerine getirilmiş olunan sermaye kısıtı kararının onaylanmasına ilişkin Ticaret Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından verilen uygun görüş/onayların yokluk/butlan tespitlerinin yapılması ve iptali istenilmektedir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'UN DÜŞÜNCESİ : Davanın görev yönünden reddi ile dosyanın … İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dava dilekçesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY : … A.Ş. tarafından 31/05/1991 tarihli Genel Kurul kararıyla esas sözleşmede yapılan değişiklikle kurucu intifa senetlerine getirilmiş olunan sermaye kısıtı kararının onaylanmasına ilişkin Ticaret Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından verilen uygun görüş/onayların yokluk/butlan tespitlerinin yapılması ve iptalleri istemiyle bakılan dava açılmıştır. Davacı tarafından, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde, birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ın bakacağının belirtildiği gerekçesiyle davanın Danıştay'da açıldığı belirtilmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinin bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuş "genel görevli" mahkemeler olduğu; 5. maddesinde, idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay'da çözümlenecek olanlar dışındaki davaları çözümleyeceği; 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24/1-c maddesinde, "Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere" karşı açılacak idarî davaların ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ca karara bağlanacağı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14/3-a maddesinde, dilekçelerin görev ve yetki yönünden inceleneceği; 15/1-a maddesinde ise, 14. maddenin 3/a bendine göre adlî yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine, idarî yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemede açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verileceği kurala bağlanmıştır. 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'ın bakacağı; 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesinin 1. fıkrasında ise, aralarında maddi veya hukukî yönden bağlılık ya da sebep – sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava açılabileceği belirtilmiştir. Kamu düzenine ilişkin nitelikler içeren ve doğal hâkim ilkesinin de söz konusu olacağı sonuçlara etkili olan mahkemelerin görevlerine ve yetkilerine ilişkin kuralların, idari yargılamada özel bir yeri ve önemi bulunmakta olup, 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinde ilk inceleme konularının başında öngörülen görev ve yetkiye ilişkin ilkelerin öncelikle ele alınıp değerlendirileceği, ilk inceleme aşamasında uyuşmazlık, mahkemenin görev veya yetkisinde görülmezse yargılamanın daha sonraki evrelerine geçilemeyeceği ve ayrıca 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesinde öngörülen birlikte dava açılabilme imkânının, görev ve yetkiden sonra gelen bir ilk inceleme konusu ve usul ilkesi olduğu açıktır. Dava açmayı kolaylaştıran, az gider ve emek tüketilmesini amaçlayan ve böylece dava ekonomisine yönelik bir özellik içeren 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesine öncelik verilerek görevsiz bir mahkemenin görevli hâle getirilmesi mümkün olmayıp, 2577 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki birden çok işleme aynı dilekçeyle dava açılabilmesi imkânının, kural olarak aynı mahkemenin görev ve yetkisine giren işlemler açısından mevcut olduğu hususu 2577 sayılı Kanun'un düzeni ve ilke sıralamasının doğal bir sonucudur. Aksi hâlde, başka mahkemelerin yetki alanına giren işlemler arasında ilişkiler kurularak ve olası yorumlar geliştirilerek, dava ekonomisine yönelik bir usul kuralına mahkemelerin görevlerini belirleyen bir boyut kazandırılmış olacaktır. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 38. maddesinde belirtilen "bağlantılı davalar" kavramı ile 2575 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde yer alan "birden çok idare mahkemesinin yetki alanına giren işler" kavramının birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir. "Birden çok idare mahkemesinin yetki alanına giren işler" ifadesinin, dava konusunun tek bir işlemden oluştuğu veya birden fazla işlemden oluşmakla birlikte bu işlemlerin birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığı ve farklı yargı çevrelerini kapsayan uyuşmazlıklara çözüm getirmeyi amaçlayan sınırlı bir görev ilkesi olduğu kabul edilmelidir. Aksi durumda, bağlantılı davaların tamamının 2575 sayılı Kanun'un 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi kapsamında Danıştay'da görülmesi sonucu doğacaktır. Bu nedenle, üç farklı işleme karşı açılan davaya ilişkin dilekçenin reddine karar verilerek ayrı ayrı dava açılması hâlinde her davada yetkili olan mahkemece gerekirse bekletici sorun yoluyla çelişkisiz yargısal sonuçlara ulaşılabileceği, yetki sorununun çözümlenemez bir nitelik taşımadığı açık olduğundan, usûl ekonomisine ve dava açma şekline yönelik bir kurala, mahkemelerin görevlerini değiştirecek bir işlev kazandırılarak açılan davanın Danıştay'ın görevine girdiğinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı; öte yandan, davanın, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24. maddesinde sayma suretiyle belirlenen Danıştay'ın ilk derece bakacağı diğer davalar kapsamında da değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, … A.Ş. tarafından 31/05/1991 tarihli Genel Kurul kararıyla esas sözleşmede yapılan değişiklikle kurucu intifa senetlerine getirilmiş olunan sermaye kısıtı kararının onaylanmasına ilişkin Ticaret Bakanlığı ile Sermaye Piyasası Kurulu ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından verilen uygun görüş/onayların yokluk/butlan tespitlerinin yapılması ve iptali istemiyle açılan davanın, … İdare Mahkemesi'nce çözümlenmesi gerekmektedir. Nitekim, benzer uyuşmazlıklarda da aynı yönde kararlar verilmiş olup, bunlardan, … Tekstil Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından hissedarı olduğu … Bankası A.Ş.'nin imtiyazlı paya sahip bazı ortaklarının temettü dışındaki ortaklık haklarının 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 18. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca Fon tarafından kullanılmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu kararı ile bu kararın uygulanması bağlamında bankada hisse sahibi olan 122 kişiye ait imtiyazlı hisselerin temettü hariç ortaklık haklarının Fon tarafından kullanılmasına, bankanın yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdürünün görevden alınarak bu kişilerin yerine yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile genel müdür atanmasına ilişkin … tarih ve … sayılı Fon Kurulu kararının iptali istemiyle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na karşı ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da açılan dava Dairemizin 02/06/2015 tarih ve E:2015/547, K:2015/2043 sayılı kararıyla görev yönünden reddedilerek dosyanın … İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiş; keza, Bağtaşı Belediye Başkanlığı'nca mülga Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı tarafından 2011 yılı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi çerçevesinde belirlenip internet sitesinde ilan edilen belediye nüfuslarına ilişkin listenin Belediyeye ilişkin kısmı ve … tarih ve … sayılı Tokat Valiliği işleminin iptali, bu işlemlerin dayanağı olan 6360 sayılı Kanun'un Geçici 2. maddesi ile Kanun eki 27 sayılı listenin Belediye ile ilgili kısmının, anılan Kanun'un 36/a maddesindeki "Geçici 2. maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü, altıncı, sekizinci ve dokuzuncu fıkraları ilk Mahalli İdareler Genel Seçiminde" ibaresi ile 36/b maddesindeki "Diğer hükümleri yayımı tarihinde" ibaresinin Anayasaya aykırı olduğundan bahisle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istemiyle Tokat Valiliği ile Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı'na karşı ilk derece mahkemesi olarak açılan davada, Danıştay Onuncu Dairesi'nin 28/02/2013 tarih ve E:2013/594, K:2013/1863 sayılı kararıyla davanın görev yönünden reddi ile dosyanın … İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE, 2. Dosyanın Ankara İdare Mahkemesi'ne gönderilmesine, 14/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 13. Dairesi, E. 2022/530, K. 2022/396 sayılı kararında, birden çok idare mahkemesinin yetki alanına giren işler ifadesini, dava konusunun tek işlemden oluştuğu veya birden fazla işlemden oluşmakla birlikte bu işlemlerin birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığı ve farklı yargı çevrelerini kapsayan uyuşmazlıklara özgü sınırlı bir görev ilkesi olarak kabul etmiştir. Karar, bu ifadeyi bağlantılı davalar kavramından ayrı tutmuştur.

İhale ve Teminat Uyuşmazlıklarında Öne Çıkan Meseleler

Hukuka aykırılığı yargı kararıyla tespit edilen geçici teminatın irat kaydedilmesi işlemi, irat kaydı tarihinden iadesi tarihine kadar geçen sürede teminat bedelinden mahrum kalınması nedeniyle zarar doğurabilir. 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi, yabancı para borcunun faizinde sözleşmede daha yüksek faiz kararlaştırılmamışsa devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının esas alınacağını düzenlemektedir. Danıştay İDDK, E. 2023/2455, K. 2024/1442 sayılı kararında ise döviz cinsinden meydana gelen faiz zararının asıl nedeninin davacıların teminat mektubunu iade alarak nakit döviz yatırmayı kendileri tercih etmesi olduğunu saptamış; nedensellik bağı kurulamadığından idarenin tazmin yükümlülüğünün bulunmadığına hükmetmiştir. Bu değerlendirme somut olayın koşullarına özgüdür.

Danıştay İDDK, E. 2021/2486, K. 2022/135 sayılı kararında hukuka aykırı irat kaydı işlemi nedeniyle teminat bedelinden mahrum kalınan süreye ilişkin hesaplanan tutarın faiz niteliğinde değil idarenin hukuka aykırı işleminden kaynaklanan bir zarar niteliğinde olduğuna ve bu tutar üzerinden ayrıca faiz işletilmesinin faize faiz yasağını ihlal etmeyeceğine oyçokluğuyla hükmetmiştir. Aynı kararda taleple bağlılık ilkesi uyarınca davacının talep ettiği miktarı aşacak biçimde ödeme yapılmasına karar verilemeyeceği de vurgulanmıştır. Bu sonuç oyçokluğuyla kabul edilmiş olup iki ayrı karşı oy gerekçesi mevcuttur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu