Kira Tespit Davası: Niteliği, Sınırları ve İcra

by Avukat Erdal Ersoy
Kira Tespit Davası: Niteliği, Sınırları ve İcra

Kira tespit davası, yenilenen kira döneminde uygulanacak bedelin mahkemece belirlenmesine yöneliktir. Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesi yenileme anlaşmasının sınırını, anlaşma yokken hâkimin belirlemesini ve beş yıllık dönem için ayrı bir belirlemeyi düzenler. 345. madde, bedelin belirlenmesine ilişkin davanın her zaman açılabileceğini; belirli bildirim ve süre şartları gerçekleşirse belirlenen bedelin yeni dönemin başından itibaren kiracıyı bağlayacağını kabul eder. Tespit hükmü kira farkının tahsiline ilişkin bir hüküm değildir. Farkın dava veya icra takibine konu olabilmesi için bedelin kesinleşmeyle belirli hale gelmesi gerekir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 344Kaynağı aç
MADDE 344 – Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir. Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır. III. Dava açma süresi ve kararın etkisi
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 345Kaynağı aç
MADDE 345- Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar. Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur. IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı2
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/9006, K. 2014/11250Kaynağı aç
(Kapatılan) 6. Hukuk Dairesi         2014/9006 E.  ,  2014/11250 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Kira bedelinin tesbiti ve alacak (istirdat) Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı kira bedelinin tespiti ve alacak davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, kira bedelinin tespiti ve alacak (istirdat) istemine ilişkindir. Mahkemece dava konusu kiralananın aylık kira bedelinin 05/09/2012 tarihinden itibaren 1.445,00 TL olarak tespitine, bu miktar üzerindeki tahsil edilen kira bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, Eylül 2013 tarihinden itibaren 1.445,00 TL aylık kira bedelinin, 2013 yılı Üfe artışı olan 6,23 oranının uygulanmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin kira bedelinin tespitine ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Davalı vekilinin ödenen bedelin iadesine ilişkin temyiz itirazlarına gelince; Kira tespit kararlarının asıl görevi sadece kira sözleşmesinin ücret unsurunu belirlemekten ibarettir. Buna göre kira tespit davasına ilişkin ilamda hem tespit, hemde tespit edilen kira parasının tahsili ya da fazladan ödenen kiranın iadesi talep edilemez. Çünkü tespit edilen kira alacağının talep edilebilmesi için ifa zamanının gelmiş olması gerekir. İfa zamanı için alacağın muaccel olması başka bir deyişle alacaklının edayı takip ve bu sebeple borçluyu dava edebileceği zamanın gelmiş olmasına bağlıdır. 7.7.1965 gün ve 5/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere tespit edilen kira farkının mahkemede dava edilebilir veya icrada takip edilebilir hale gelmesi için miktarının kesin olarak belli olması gerekir. Bu belirlilik ise ancak tespite ilişkin kararın kesinleşmesi ile oluşabilir. Mahkemece her ne kadar davacı kiracının ihtirazi kayıt koyarak ödediği kira bedelinden belirlenen tespite göre fazla ödenen kısmın davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de ; yukarıda açıklandığı üzere henüz kira parasının tespitine ilişkin ilam kesinleşmemiştir. Bu nedenle fazladan ödenen kiranın iadesine ilişkin istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle hükmün kira bedelinin tespitine ilişkin kısmının ONANMASINA, yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 maddesi uyarınca hükmün alacağa (fazladan ödenen kiranın iadesine) ilişkin kısmının BOZULMASINA ve onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına 20.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

Yenilenen dönemde bedelin sınırı

Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak bedele ilişkin anlaşması, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural bir yıldan uzun süreli kira sözleşmelerine de uygulanır. Anlaşma yoksa hâkim, aynı oranı geçmemek koşuluyla kiralananın durumunu gözeterek bedeli hakkaniyete göre belirler. Maddenin bu fıkrası, hükmün hangi kira türlerine uygulanacağını ayrıca saymaz.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/4108, K. 2024/2037 sayılı kararına göre konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmede belirlenen artış, 344. maddedeki emredici sınırı aşamaz. Karar, 1 Ocak 2019 öncesi için üretici fiyat endeksindeki artış oranını, bu tarihten sonra ise bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını ölçü olarak açıklar. Kiracı sözleşmedeki daha yüksek artışa dayanan talebi kabul etmezse veya kira tespiti istenirse sözleşmedeki oran değil kanundaki oran uygulanır. Bu anlatım, kararın konut ve çatılı işyeri ayrımına bağlıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/4108, K. 2024/2037Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/4108 E.  ,  2024/2037 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki hakem kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında 10.11.2008 tarihli ve 30 yıl süreli kira sözleşmesi düzenlendiğini, kira ilişkisi devam ederken 2018 yılından itibaren kira artış oranının ne şekilde belirleneceği hususunda taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü amacıyla tahkim yoluna başvurulduğunu, hakem heyeti tarafından yapılan yargılama sonucunda verilen kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, Yüksek Planlama Kurulunun Kararı ile müvekkili İdarenin kira işlemlerindeki yetkisinin ihale şartnamesi ve kira sözleşmesinde yer alan hükümlerle sınırlandırıldığını, kira sözleşmesinde yer alan hükümlerde değişiklik yapma yetkisi bulunmayan müvekkilinin iradesine tabi olmayan işten kaynaklı uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığını, hakem kararının gerekçesiz olması nedeniyle kamu düzenine aykırı olduğu gibi esas hakkında verilen kararın da kamu düzenine aykırı olduğunu, karar verilirken tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediğini, kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesinin hukuki dinlenilme hakkının da bir gereği olduğunu ancak bu zorunlu unsurlar da yer almadığından kararın iptali gerektiğini, kararın sözleşmede kararlaştırılan süre içerisinde verilmediğini ileri sürerek; 25.11.2022 tarihli hakem heyeti kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; kira sözleşmesi hükümlerinin yorumlanıp uygulanmasına dair olması nedeniyle tahkime elverişli olduğunu hakem kurulu kararının gerekli ve yeterli gerekçeyi içerdiğini, gibi esas hakkındaki kararda kamu düzenine aykırı bir yön bulunmadığını, hakem kararının iptali nedenlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 439 uncu maddesinde belirtilmiş olduğunu, iptal davasına bakan mahkemeye hakem kararının yerindeliğini değerlendirerek, içerik ve hukuka uygunluk denetimi yapma görevinin yüklenmediğini, bunun tahkimin amacına aykırı olacağını, tahkim kararının aynı maddede tahdidi olarak sayılan iptal nedenlerinden hiçbirini taşımadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla davaya bakan Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; uyuşmazlığın, taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle tahkime elverişli olduğu, hakem heyeti tarafından maddi ve usul hukuku kurallarına göre değerlendirme yapılarak karar verildiği, taraflara tahkim yargılaması süresince eşit olarak iddia ve savunmalarını ve itirazlarını ileri sürme imkanı tanındığı, taraflarca da bu hakkın kullanılmış olduğu, hukuki dinlenilme hakkına aykırı davranılmadığı, hakemin hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı, başka bir ifade ile kararın pozitif hukuk kurallarına göre isabetli olup olmadığı bir iptal sebebi olmadığından, işbu davada da inceleme kapsamı dışında olduğu, tarafların aralarındaki tahkim şartını içeren sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın, serbest iradeleri ile Devlet yargısı yerine tahkim yoluyla çözülmesini istemek suretiyle, maddi hukukun doğru uygulanıp uygulanmayacağı konusundaki riski de kabul etmiş sayıldığı, kararın süresinde verildiği, sözleşmedeki tahkim şartının geçerli olduğu, hakem kararının yeterli gerekçeyi içerdiği, esas hakkında verilen kararda kamu düzenine aykırılık bulunmadığı, gerek davacı tarafından ileri sürülen, gerekse resen dikkate alınacak olan, hakem kurulu kararının iptaline ilişkin nedenlerin mevcut olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; sözleşme üzerinde müvekkilinin taraf iradesinin bulunmadığını, Yüksek Planlama Kurulunun kararı ile müvekkilinin kira işlemlerindeki yetkisinin ihale şartnamesi ve kira sözleşmesindeki hükümlerle sınırlandırıldığını, kira sözleşmesinde yer almayan hükümlerde değişiklik yapma yetkisi bulunmayan müvekkilinin iradesine tabi olmayan işten kaynaklı uyuşmazlığın tahkime elverişli olmadığını, davalının da aralarında bulunduğu kiracı ile müvekkili arasında düzenlenen kira sözleşmelerine 5460 sayılı ve 20.04.2022 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kira sözleşmesindeki yıllık kiranın 01.01.2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere her takvim yılı başında TÜİK tarafından bir önceki yılın 12 aylık ortalamalara göre belirlenen Yİ-ÜFE ve TÜFE oranlarının aritmetik ortalaması oranında arttırılmasına karar verildiğini, bu kararın müvekkilinin kira sözleşmesi üzerinde herhangi bir iradesinin bulunmadığını gösterdiğini, 6100 sayılı Kanun'un 408 inci maddesinde iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığının belirtildiğini, kararın kamu düzenine aykırı olduğunu, hakem kararının gerekçesiz olması nedeniyle kamu düzenine aykırı olduğu gibi esas hakkında verilen sözleşmedeki “yıllık ÜFE” deyiminin endeksin on iki aylık ortalaması anlamına gelmediğini, TÜİK tarafından kullanılan şekilde anlam yüklenen sözleşme hükmünün hakem heyetince farklı anlama gelecek şekilde yorumlanmasının kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini, Bölge Adliye Mahkemesince; kararın pozitif hukuk kurallarına göre isabetli olup olmadığının iptal nedeni olmaması gerekçesiyle; inceleme kapsamı dışında olduğunun hüküm altına alındığını ancak kamu düzerine açık aykırılık teşkil eden kararın incelenmemesinin hukukun emredici kurallarına aykırı olup keyfiyet doğurduğunu, yargılamanın hızlanması ve dostane çözümü için tercih edilen tahkim yolunun, hukukiliğin dışında ve denetlenemez kararlar verilmesine neden olduğunu, hakem ücretlerinin kamu düzenine aykırı belirlendiğini, karar verilirken tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edilmediğini, hakem kurulunca savunmalarına neden itibar edilmediğine dair gerekçeli açıklamalar yapılmadığı gibi savunmalarından karar metninde bahsedilmediğini, kira sözleşmesinde bulunan tahkim şartının gerçersiz olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kira ilişkisinden doğan uyuşmazlığa ilişkin tahkim yargılamasında verilen hakem kararının iptali istemine ilişkindir 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 408 ve 439 uncu maddeleri, 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344 üncü maddesi, 3. 6217 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Tahkim, özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların bağımsız ve tarafsız hakemler eliyle ve yargısal yolla çözümü demektir. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almazken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’un 412 inci maddesinin 1 inci fıkrasında “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır. 2.4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 4 üncü maddesinde ise “ Tahkim anlaşması, tarafların, sözleşmeden kaynaklansın veya kaynaklanmasın aralarında mevcut bir hukukî ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bazılarının tahkim yoluyla çözülmesi konusunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır. 3. Hukuki uyuşmazlık yabancılık unsuru içermiyorsa milli tahkim kurallarına tabi olur. 6100 sayılı Kanun’un 407 inci maddesinde “Bu Kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır.” hükmü ile milli tahkimde kriterler belirlenmiştir. Milli tahkime ilişkin hükümler 6100 sayılı Kanun’un 407- 444 maddeleri arasında düzenlenmiştir. 4. Milletlerarası Tahkim Kanunu, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya Milletlerarası Tahkim Kanunu hükümlerinin taraflar ya da hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır. Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun uygulanabilmesi için uyuşmazlığın yabancılık unsuru taşıması, tahkim yerinin Türkiye olması gerekmektedir. Milletlerarası tahkime ilişkin hükümler ise 4686 sayılı Miletlerarası Tahkim Kanunu’nda düzenlemiştir. 5. Uyuşmazlıkta tahkim yargılamasına başvurulabilmesi için taraflar arasında tahkim koşulu içeren bir sözleşmenin veya ayrı bir tahkim sözleşmesinin bulunması gerekir. Tahkim yargılamasının temelini oluşturan tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabilir. Tahkim şartı veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için tarafların, tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartı ya da sözleşmede tartışma ve karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur. Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler. 6. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 Esas, 2018/4 Karar sayılı kararında “…Yargı, devletin temel fonksiyonlarından biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak, sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarından biridir…” şeklinde belirtildiği üzere hakem kararları bağlayıcı ve kesindir. 7. Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için; tarafların uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmaları yanında uyuşmazlığın tahkime elverişli olması gerekir. Milli tahkime elverişlilik 6100 sayılı Kanun’un 408 inci maddesinde “Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir.” şeklinde düzenlenmiştir. Tahkime elverişlilik, kamu düzenini ilgilendiren bir kavramdır. Uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığının kendiliğinden dikkate alınması gerektiği gibi HMK 'nun m.439/2-g uyarınca iptal sebebi olarak kabul edilmiştir. 8. Kira sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların tahkime elverişliliğini açıkça engelleyen kanuni bir düzenleme yoktur. Bu türden uyuşmazlıkların tahkime elverişli olup olmadığının tayininde, uyuşmazlık konusu olan işin taraf iradelerine tabi olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda kiraya veren ve kiracı iradelerine tabi olmayan kamu düzenine ilişkin olan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli olarak kabul edilmez. (Doğan Ağırman; Milli &Milletlerarası Tahkim, Ankara 20022, s.189) Bu nedenle öncelikle kira sözleşmelerinin niteliği ve türlerine göre kira ilişkisinde ortaya çıkabilecek uyuşmazlık konusunun kiracı ve kiraya veren iradelerine tabi işlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir. 9. Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.Kira sözleşmeleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda, adi kira, konut ve çatılı işyeri kiraları ve ürün kirası olarak üç bölüm halinde düzenlemiştir. Kira sözleşmelerinden doğan haklar, şahsi hak niteliğindedir. Genel olarak kanuni düzenlemelerde kira türlerine göre farklılık göstermekle beraber kiracı zayıf taraf kabul edilerek korunmuştur. Ancak bu korunmanın derecesi tüm kira türleri için aynı değildir. 10. Genel hükümlere tabi (adi kira) kiralar; kira sözleşmesinin temel unsurlarını oluşturan, başka özel düzenleme kapsamında olmayan en geniş kapsamlı kira sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerin konusu daha çok, gelir getirmeyen, konut ve çatılı iş yeri niteliğinde olmayan taşınmazlar ile taşınır veya haklar oluşturmaktadır. Konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümler; kiralananın her türlü konut ve çatılı iş yeri olduğu, taşınmaz kira sözleşmelerinde uygulanmaktadır. Kiralanan taşınmazın hem açık hem de kapalı alanı bulunduğunda ise kiralananın galip vasfının tespiti yapılarak uygulanacak hükümlerin belirlenmesi gerekir. Kiracının en çok korunduğu (özellikle kira bedelindeki artışın katı kurallara bağlanıp tahliyenin güçleştirildiği ) kira türü konut ve çatılı iş yeri kiralarıdır. Ürün kirası ise ürün veren, gelir getiren bir malın veya hakkın kullanılması yanında semelerinden yararlanılmasının kiraya veren tarafından kiracıya devredildiği sözleşmedir. Ürün kirasının konusunu taşınır veya taşınmaz mallar oluşturabileceği gibi kullanılmaya veya yararlanılmaya elverişli olan haklar da oluşturabilir. Kira sözleşmesinde kira bedeli olarak işletmeden pay verilmesinin kararlaştırılması veya kiralananın tüm demirbaşlar ve mefruşatlarıyla kiralanması tek başına bu sözleşmenin ürün kirası olduğunu göstermez. Ürün kiralarında kira bedeli para olarak kararlaştırılabileceği gibi kiralanandan elde edilen ürünün belli bir payı ( iştiraklı kirada olduğu gibi ) da olabilir. 11.6098 sayılı Kanun’da, özellikle konut ve çatılı iş yeri kiralarında, kiracıların korunmasına ilişkin hükümler bulunmaktadır. Konut ve çatılı iş yeri kirası sözleşmeleri çerçevesinde, kiracının korunduğu hükümlere, Kanun’un özellikle 340, 343, 344, 345 ve 346 ncı madde düzenlemelerinde rastlanmaktadır. Konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde kiracıyı korumaya yönelik en katı düzenleme kira belirlemesine ilişkin TBK m.344 ' deki ilk yıl sonrası kira dönemleri kira bedelinin belirleme usul ve yöntemleriyle ilgili hükümdür. Özellikle adi kira ve ürün kirasında tarafların sözleşmede kiralama süresince ileriki kira dönemlerinde kira artışının nasıl belirleneceğine ilişkin sözleşmede belirledikleri şartlar ve kriterler (irade fesadı halleri hariç) geçerli olup tarafları bağlar. Bu kira türlerinde ileriki kira dönemlerine ilişkin kira tutarı veya kira alacağı konusunda taraflar arasında ihtilaf çıktığında mahkemece sözleşme hükümlerine göre inceleme yapılarak dava türüne göre (alacak, menfi tespit, itirazın iptali vs) hükme bağlanır. Hal bu ki yenilenen veya uzun süreli olan kira sözleşmesinin konut ve çatılı işyeri kirası olduğunda ise ilk yıl sonrası kira dönemleri için kira belirlemesinde artış oran ve kriterleri sözleşmede taraflarca belirlenebilirse de sözleşmede belirlenen artış oranı TBK m. 344 de ki emredici düzenlemeye göre 01.01.2019 öncesinde "üretici fiyat endeksindeki artış oranı" bu tarih sonrasında ise " bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı" ndan daha yüksek olamaz. Kiracı tarafından bu sınır artış oranından daha yüksek olarak sözleşmede belirlenen artışa göre yapılan kira alacağı talebi kiracı tarafından kabul edilmediğinde veya kira tespiti talebinde bulunulduğunda sözleşmedeki artış oranı değil kanuni düzenlemedeki artış oranı uygulanır. Bu konuda TBK m.344 düzenlemesinin uygulamasını bir süreliğine bazı kira sözleşmeleri bakımından erteleme getiren 6217 sayılı kanunun Geçici 2 nci maddesindeki düzenleme de gözden uzak tutulmamalıdır. 12. Kira bedelinin tespiti davaları; Anayasa Mahkemesinin, kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun (6570 sayılı Kanun)’un 2 ve 3 üncü maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte yasada doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir. Kira bedelinin tespiti davalarının konusunu 6570 sayılı Kanun kapsamına giren taşınmaz mallar oluşturur ve bu dava 6570 sayılı Kanun’un uygulandığı yerler ve taşınmazlar için söz konusudur. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nu ile konut ve çatılı iş yeri kiraları için kira bedelinin tespitine ilişkin usul ve kriterler 343 vd. Maddelerinde düzenlenmiştir. Özellikle kira artış oranına üst sınır getiren söz konusu TBK 'nun 344. Madde hükmü konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin kira sözleşmelerinde emredici niteliği ile uygulanmaktadır. Konut ve çatılı iş yeri kiralarında yeni dönem kirası için artış oranı belirlemede taraflar tamamen serbest değildir. Bu özelliği nedeniyle konut ve çatılı iş yeri kira ilişkisinden kaynaklanan kira tespiti uyuşmazlıkları tahkime elverişlilik kriteri taşımaz. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02.12.2004 T. E. 2004/13018 , K. 2004/13409 gibi ) Aynı şekilde TBK m. 347/son ve m. 354 'deki düzenlemelere göre konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih ve tahliye sebepleri sınırlı sayıda ve emredici usule tabi olarak düzenlenmekle bu uyuşmazlıklarında tahkime elverişli olmadığı kabul edilir. (Ağırman, s.189) Ancak konut ve çatılı iş yeri kiralarında kira alacağının tahsili ile tazminat talepli uyuşmazlık konularının taraf iradelerine tabi olan işlerden kabul edildiğinden tahkime elverişli olduğu kabul edilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.01.2024 T. 2023/5108 E., 2024/75 K gibi ). Diğer kira türleri bakımından elverişlilik değerlendirilmesinde uyuşmazlık konusu işin taraf iradelerine tabi olup olmadığı dikkate alınarak sonuca ulaşılacaktır. 13. Taraflar arasında düzenlenen 10.10.2008 başlangıç tarihli ve 30 yıl süreli kira sözleşmesinin (X.) maddesinde; “Taraflar arasında bu sözleşmenin yorumlanmasından, uygulanmasından, yerine getirilmesinden, feshinden çıkacak her türlü ihtilaflar hakem kararıyla çözülür.” düzenlemesiyle tahkim şartı yer almaktadır. Davalı kiracı tarafından, kira dönemleri itibariyle kira artış oranının ne şekilde belirleneceğine dair muarazanın giderilerek kira artış oranı ve geçmiş kira dönemlerinde olması gereken kira bedelinin tespiti ile kira bedelinden fazla ödemenin belirlenmesi için sözleşmede yer alan kira artış oranı ile davacı kiraya veren idare tarafın istemine konu kira artış oranın geçerli olup olmadığı ile buna bağlı olarak bu dönem için ödenmesi gereken kira alacağı önceki dönemde ödenen kira bedelinde yapılması gereken artış oranına bağlı olarak belirlenmesi konusunda taraflar arasında anlaşmazlık bulunduğundan bu uyuşmazlıkta tahkim başvurusunda bulunulmuştur. Tahkim önündeki bu uyuşmazlıkta, 2019-2020 kira döneminde sözleşmeye aykırı artış yapıldığı, devam eden kira dönemlerinde de aynı uygulamanın devam ettiği ileri sürülerek; kira artış oranın ne şekilde yapılacağı konusunda muarazanın giderilmesi, geçmiş dönem kira bedellerinin belirlenmesi ile fazla ödenen kira bedellerinin tespiti ile tahsilinin istenildiği, 25.11.2022 tarihli hakem kurulu kararıyla; kira bedellerinin artışının 12 aylık ortalama ÜFE oranında yapılması gerektiği, buna göre kiracıya fazla kira tahakkuku yapıldığı gerekçesiyle, 1.394.070,24 TL fazla kira ödemesinin kiraya verenden tahsiline ve bu şekilde muarazının giderilmesine karar verilmiştir. 14. İptali istenilen hakem kararı ile yargılama safahatının incelenmesinde; kiracının uyuşmazlığa, konut ve çatılı iş yeri kirasını düzenleyen hükümlerin uygulanmasını talep ettiği, kiraya verenin ise hasılat (ürün) kirasına ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini savunduğu, hakem heyetinin ise kiralamanın hasılat için yapıldığı gerekçesiyle uyuşmazlığa konut ve çatılı iş yeri kirasını düzenleyen hükümlerin uygulanması imkanının bulunmadığını belirtiği görülmüştür. 15. Somut olayda, tahkime elverişlilik bakımından yargılamanın konusunu oluşturan taraflar arasındaki kira sözleşmesinin türünün ve niteliğinin belirlenmesi en başta gelen temel uyuşmazlık konusu olduğu halde Bölge Adliye Mahkemesince bu konuda sonuca ulaşmaya yeterli olacak şekilde bir araştırma ve değerlendirmenin yapılmadığı görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere, kira sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların tahkime elverişliliği konusunda, uyuşmazlık konusu işin tarafların iradelerine tabi olup olmadığının belirlenerek tahkime elverişlilik incelemesi yapılmak suretiyle sonuca ulaşılması gerekmekte olup bu durum öncelikle kiralananın niteliği ile buna göre kira türünün belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. 16. Bu nedenle öncelikle yargılama konusunu oluşturan kira ilişkisinden kaynaklanan anlaşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığı belirlenmelidir. Uzun süreli olan kira sözleşmesinde müteakip kira yılları için kira bedeli artış oranı kararlaştırılması, artış oranının kararlaştırılmasında tarafların iradesinin geçerli olup olmadığı ile geçerli olduğunda nasıl uygulanacağı kira türleri bakımından farklılık arz etmektedir. Uzun süreli kira sözleşmesinin, adi kira veya ürün kirasına ilişkin olduğunun belirlenmesi halinde, anlaşmazlık konusu olan kira dönemi kira bedelinin sözleşme hükümlerine göre belirleneceği ve bu konuda sözleşmede düzenleme yapmanın taraf iradelerine bağlı olduğu açık olup bu yönde aksi bir düzenleme bulunmadığından tahkim yargılamasına elverişli olarak kabul edilmelidir. Kiralananın çatılı iş yeri vasfında olduğunun anlaşılması halinde ise kira artış oranının belirlenmesinde taraf iradeleri tam olarak geçerli olmadığından öncelikle uyuşmazlık konusu dönem için ödenecek artışlı kira bedeli sözleşmede tarafların kararlaştırdıkları artış oranı ilgili kanuni düzenlemedeki ( TBK m.344 ve 6217 sayılı kanunun geçici 2. Maddesi gibi ) artış oranlarından yüksek olmadığında geçerli olduğu , yüksek olduğunda ise kanundaki artış oranına göre artışlı kira bedeli belirlenip talebe konu dönem için fazla ödemenin olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılacaktır. 17. Sonuç olarak konut ve çatılı işyeri kiralarında kira bedelinin tespiti davaları kamu düzeni ile ilgilidir. Kira tespitinde 18.11.1964 tarihli 2/4 E.,K. sayılı ve 21.11.1966 tarihli ve 19/10 E.,K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları ile, belirli süreli kira sözleşmelerinin uzayan kira dönemi için kira bedellerinin belirlenmesinde esas yönünden mahkemelerce dikkate alınacak kriterler ve dava açılmasında uyulacak usul kuralları belirlenmiş, ayrıca 21.11.1966 tarihli ve 19/10 E.K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile kira tespit davası açılması halinde hangi dönemden itibaren tespitin istenebileceği hususu karara bağlanmıştır. Yine 6098 sayılı Kanun’un 344 üncü maddesinde; artış oranına sınır getirilmiş olup kira tespitinde tarafların serbest tasarruf yetkisi kısıtlanmıştır. Dolayısıyla tahkim yargılamasına konu edilen dönem itibariyle ödenmesi gereken kiranın belirlenerek fazla ödeme yapılıp yapılmadığı belirleneceğine göre uyuşmazlıkta öncelikle tahkim yargılamasının mümkün olup olmadığının tespiti açısından uyuşmazlığa konu kira türü belirlemesi yapılmalı, kira sözleşme türüne göre kiralama konut ve çatılı işyeri kirası olduğunda bu kira türüne ilişkin kira tespitindeki emredici kanuni düzenlemeler dikkate alınıp davaya konu tahkim kararının iptali hususu HMK m. 408/1 ve m. 439/ 2-g uyarınca değerlendirilmelidir. Kiralama diğer kira türlerine ilişkin olduğunda ise uyuşmazlığın tahkim yargılamasına elverişli olduğu kabul edilmelidir. 18. Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince; yukarıda açıklandığı üzere öncelikle kiralananın vasfı tespit edilerek buna göre kira türü belirlenip uyuşmazlığın tahkime elverişli olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.06.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Beş yıl ve yabancı para ile kararlaştırılan kira

Anlaşma bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde ve sonraki her beş yılın sonunda yeni dönemin bedelini hâkim belirler. Belirlemede tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalama değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri birlikte gözetilir; sonuç hakkaniyete uygun olmalıdır. Bu yöntemle belirlenen bedel, sonraki kira yılında önceki fıkralardaki ilkelere göre değiştirilebilir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2580, K. 2024/792Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/2580 E.  ,  2024/792 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/2182 E., 2022/1688 K. Taraflar arasındaki kira bedelinin tespiti, kira alacağı ve sözleşmenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, bozmaya uyan Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 12.11.1972 tarihli protokol ile dava konusu hizmet binasını davalı PTT A.Ş.ye aylık 100,00 TL kira bedeli ile 49 yıllığına kiraladığını, davalının kira sözleşmesinin başlangıcı olan 1972 yılından bu yana hiç ödeme yapmadığını, davalının kira bedellerini yatırmayarak akde aykırı davrandığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 2.000,00 TL belirsiz kira alacağının dava tarihinden itibaren geriye doğru 5 yıllık yasal faizi ile tahsiline, 12.11.1972 tarihli protokolün akde aykırılık nedeniyle iptaline, dava tarihi itibari ile aylık kira bedelinin belirlenmesine, belirlenen aylık kira bedelinden geriye doğru beş yıllık kira bedelinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı PTT A.Ş. vekili; dava konusu santral binasının Türk Telekom A.Ş. ye ait olup davanın da bu şirkete yönlendirilmesi gerektiğini, dava konusu kira bedelinin zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2. Birinci bozmadan sonra davaya dahil edilen davalı …Ş. vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu taşınmazın protokol ile müvekkili uhdesinde kalmış olmakla beraber müvekkili ile PTT A.Ş. tarafından ortak kullanıldığını, geriye doğru olarak kira uyarlaması talep edilemeyeceği, uyarlama koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemece verilen 12.06.2014 tarihli ve 2014/291 E., 2014/850 K. sayılı kararla; davalı PTT A.Ş.'nin taraf sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 6. Hukuk Dairesinin 08.12.2014 tarihli ve 2014/10190 E., 2014/13627 K. sayılı ilamıyla; davada dayanılan 12.11.1972 tarihli sözleşmenin, Balıkesir Küçük Sanayi Sitesi ile Balıkesir PTT Bölge Baş Müdürlüğü arasında düzenlendiği, 13.07.1953 tarihli ve 6145 sayılı Kanunla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi’nin (PTT), 4000 sayılı Kanunla … ve T.C. Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü (Pİ) şeklinde yeniden yapılandırıldığı, 4502 sayılı Kanunla "T.C.Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü (Pİ)" ibarelerinin "T.C.Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT)" olarak değiştirildiği, 6475 sayılı Kanunla Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi kurulduğu, Mahkemece dava konusu taşınmazın Türk Telekom A.Ş. 'ye devredildiği, bu nedenle davanın Türk Telekom A.Ş.ye yöneltilmesi gerektiği belirtilerek davanın reddine karar verilmiş ise de dava konusu taşınmazı Türk Telekom A.Ş.nin mi yoksa Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi'nin mi kullandığının dosya kapsamından anlaşılamadığı, bu nedenle Mahkemece; öncelikle dava konusu taşınmazı hangi kurumun kullandığının açıkça tespit edilmesi, her iki kurumun da dava konusu sözleşmede kiracı sıfatı bulunan PTT Genel Müdürlüğünün yapılandırılması sonucu oluştuğu gözetilerek husumetin doğru kuruma yöneltilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazıyı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, Mahkeme kararı bozulmuştur. B. İkinci Bozma Kararı 1. Bozmaya uyan Mahkemece verilen 17.11.2016 tarihli ve 2015/442 E., 2016/1934 K sayılı kararla; kiracılık ilişkisinin PTT A.Ş. tarafından Türk Telekom A.Ş.ne devredildiği gerekçesiyle, PTT A.Ş. hakkında açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine, akde aykırılıktan dolayı açılan sözleşmenin iptali davasının koşulları oluşmadığından reddine, kira tespitinin ileriye yönelik yapılabileceği göz önüne alınarak 2.000,00 TL kira alacağı davasının reddine, kira bedelinin aylık 2.500,00 TL olarak tespitine karar verilmiş; karar, davacı ve dahili davalı … Telekom A.Ş. tarafından temyiz edilmiştir. 2. Dairece verilen 04.06.2018 tarihli ve 2017/11362 E., 2018/6297 K. sayılı ilamla; davacının ve davalı … Telekom A.Ş. nin sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikte sonra, davalı PTT A.Ş. hakkında açılan davanın husumetten reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, davacının ödenmeyen kira alacağı isteminin davalıların kullandıkları alanla orantılı olarak değerlendirilerek sonuca göre karar verilmesi gerektiği, dava konusu kiralanana ilişkin 12.11.1972 tarihli protokolde kira artış şartı bulunmadığından uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığı açısından değerlendirme yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, Mahkemece kira bedelinin tespiti usulüne göre inceleme ve değerlendirme yapılarak yazılı şekilde karar verilmesinin de doğru olmadığı gerekçesiyle, Mahkeme kararı bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; işlem temelinin çöktüğü, sözleşmedeki çıkar dengesinin katlanılamayacak derecede davacı aleyhine bozulup sözleşmedeki intibak hükmünün yetersiz kaldığının davacı tarafından ispatlanamadığı, uyarlama koşullarının oluşmadığı, dava konusu kiralanana ilişkin 12.11.1972 tarihli protokolde kira artış şartının bulunmadığı, taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedelinin bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirleneceği, belirtilen şartlara uygun olarak alınan hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporlarına göre tespit edilen kira bedeli ve alacak miktarının taşınmazın kullanım alanlarının da dikkate alınarak belirlendiği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinden doğan 119.538,00 TL alacağın dava tarihi olan 21.02.2014 tarihinden itibaren başlatılacak yasal faizi ile davalıların kullanım alanlarına göre %87,62 lik kısmının davalı … Telekom A.Ş.den alınarak davacıya verilmesine, %12,38' lik kısmının davalı PTT A.Ş.den alınarak davacıya verilmesine, davacının sözleşmenin uyarlanması talebinin koşulları oluşmadığından reddine, davacının akde aykırılık nedeni ile kira sözleşmesinin feshi talebinin feragat nedeni ile reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili; davalıların kira bedeli ödemediğini, davalıların bu davranışlarının dürüst davranma ve iyi niyet hükümleriyle bağdaşmadığını, uyarlama koşullarının oluştuğunu, bu kadar uzun zaman dilimi içerisinde ekonomik krizlerin ortaya çıkması, enflasyonun yıllar içinde defalarca ve büyük bir hızla artış göstermesi, darbeler, salgın hastalık gibi olayların yaşanması, taraflar arasındaki protokolde kira artış oranının bulunmaması ve bunlara ilaveten davalıların, kiralananı 50 yıldır bedel ödemeden kullanıyor olması da nazara alındığında işlem temelinin çöktüğü ve uyarlama yapılması gerektiği açık olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı … Telekomünikosyon A.Ş. vekili; kira sözleşmesinin kurulması sırasında tarafların örtüşen iradeleriyle sözleşme süresinin 49 yıl olarak belirlendiğini ve protokole kira artış şartı koyulmadığını, müvekkilinin sözleşmenin kurulmasından itibaren edimini yerine getirdiğini, hem talep tarihine bakılmaksızın 2014 yılı için kira tespiti yapılması, hem de bu tespitin geriye dönük kira talepleri bakımından uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı PTT A.Ş. vekili; Türk Telekom AŞ. ile yapılan protokol gereği dava konusu taşınmazın tüm giderlerinin Türk Telekom İl Müdürlüğünce karşılanacağını, müvekkilinin kira bedelinden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, Mahkeme tarafından hem kira bedelinin belirlenmesi hem de geçmişe dönük olarak kira bedelinin hüküm altına alınmasının doğru olmadığını, 12.11.1972 tarihli protokol 49 yıl geçerli olmak üzere kurulduğu gibi protokolde kira artış şartının bulunmadığını, davacının basiretli bir tacir olarak öngörmesi gereken, 49 yıl gibi uzun bir sürede gerçekleşebilecek rizikoların tamamını üstlenerek uzun süreli kira sözleşmesi düzenlediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması ve kira alacağı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 4221 sayılı Türk medeni kanunu'nun (4221 sayılı Kanun) 2-4. maddeleri, 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 138 inci maddesi, 3.6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair kanun geçici 2 nci madde. 3.Değerlendirme 1. Dosyadaki yazılara ve daha önceki bozma ilamlarının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan kısımlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine imkan bulunmadığı anlaşılmakla; tarafların sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Hukukumuzda 6098 sayılı TBK 'nun yürürlüğe girmesinden önceki dönemde (01.07.2012 tarihi öncesinde) özellikle konut ve çatılı iş yeri kiralarında sözleşmenin kurulduğu andaki ekonomik koşullarda yaşanacak değişimler nedeniyle kısa süreli kiralarda kira süresinin bitimi sonrası kira dönemlerinde geçerli olacak kiranın belirlenmesi (tespiti), uzun süreli kira ilişkilerinde ise kiraların değişen olağanüstü ekonomik koşullar nedeniyle düşük kalmasına bağlı olarak uyarlanmasına ilişkin mevzuatta özel bir düzenleme bulunmadığından Yargıtay kararları ile kısa süreli kirada süre bitimi sonrası yeni dönem kirasının belirlenmesi için kira tespit davası, uzun süreli kirada ise uyarlama davası açılması yolu ile yeni dönem kiraların belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Kira tespitinde 18.11.1964 T. 2/4 E.,K. Sayılı ve 21.11.1966 T. 19/10 E.,K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile, belirli süreli kira sözleşmelerinin uzayan kira dönemi için kira bedellerinin belirlenmesinde esas yönünden mahkemelerce dikkate alınacak kriterler ve dava açılmasında uyulacak usul kuralları belirlenmiş, 21.11.1966 T. 19/10 E.K. Sayılı YİBK ile ise kira tespit davası açılması halinde hangi dönemden itibaren tespitin istenebileceği hususu karara bağlanmış, 12.11.1979 T. 79/1 E.K sayılı YİBK ile mahkeme kararı ile tespit edilen kira farkı alacağının kiracıdan istenebilmesi için mahkeme kararının kesinleşmesi gerektiği hususları kabul edilmiştir. Uzun süreli kiralar bakımından sözleşmenin kurulması sırasındaki mevcut koşulların ilerleyen dönemde bir taraf aleyhine olacak şekilde taraflarca öngörülmeyen ve önlenemeyen sebeplerle değişmesi nedeniyle kira bedelinin çok düşük kaldığı durumda uyarlama ile günün hal ve şartlarına uygun hale getirilmesinde uyarlama yapılması Yargıtay kararlarıyla kabul edilerek ilkeleri belirlenmiştir. Sözleşme hukukunda temel ilke sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) olup sözleşme serbestliği ilkesi geçerlidir. Bu ilkelere göre ise sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Başka bir ifade ile, sözleşme koşulları taraflar için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan ortaya çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge, sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde taraflardan biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki oluşur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak, adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet (TMK Md. 4,2) kaidelerine aykırı bir durum yaratır. Hukukta bu zıtlık (Clausula Rebüs Sic Stantibus-Beklenmiyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması) ilkesi ile giderilmeye çalışılmıştır. Değişen bu koşullar karşısında TMK 2 nci maddesinden yararlanılarak sözleşmenin yeniden düzenlenmesi gerekir. Sözleşmenin edimleri arasındaki dengeyi bozan olağanüstü hallere harp, ülkeyi sarsan ekonomik krizler, enflasyon grafiğindeki aşırı yükselmeler, şok devalüasyon, para değerinin önemli ölçüde düşmesi gibi, sözleşmeye bağlılığın beklenemeyeceği durumlar örnek olarak gösterilebilir. İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde başlangıçta mevcut olan edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması, borcun ifasını güçleştirmesi durumunda “işlem temelinin çökmesi ” gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yararına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Sözleşmenin yeni durumlara uyarlanması yapılırken önce sözleşmede, daha sonra kanunda bu hususta intibak hükümlerinin bulunup bulunmadığına bakılır. Sözleşmede ve kanunda hüküm bulunmadığı taktirde sözleşmenin değişen hal ve şartlara uydurulmasının gerekip gerekmeyeceği incelenir. Bazen de sözleşmede olumlu ve olumsuz intibak kaydı bulunmakla beraber, bu kayda dayanılarak sözleşmenin kayıtla birlikte aynen uygulanmasını talep etmek TMK.m.2/2 hükmü anlamında hakkın kötüye kullanılması anlamına gelebilir. Böyle bir durumda sözleşmedeki intibak kaydına rağmen edimler arasında aşırı bir nispetsizlik çıkmışsa uyarlama yine yapılmalıdır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar kanunu öncesinde aşırı ifa güçlüğüne dayalı olarak işlem temelinin çöküşüne ilişkin uyuşmazlıkların giderilmesinde kaynak olan 138. Maddesine benzer bir düzenleme 818 sayılı borçlar kanununda bulunmadığından Yargıtay tarafından yukarıda açıklanan uyarlama kurumu TMK m.2-4 maddelerinden yararlanılarak oluşturulmuştur. Sözleşmeye uyarlama yoluyla müdahale için, gerekli olan esaslara gelince;Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir, beklenebilir, olağan ve hesaba katılabilir nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir. (Bkz. Doç.Dr. İbrahim Kaplan Hakimin Sözleşmeye Müdahalesi Ankara-1987 Sh. 152.- vd; Hatemi/ SEROZAN/ Argacı Borçlar Hukuku Özel Bölüm 1992 sh., 186 vd). 3. 6098 sayılı Kanun'un yasalaştırılması sırasında aşırı ifa güçlüğüne dayalı sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması genel bir düzenleme olarak TBK 'nun 138 inci maddesinde “Aşırı İfa Güçlüğü” madde başlığı altında düzenlemiş ve “Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde de; “Bu yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen, "işlem temelinin çökmesi"ne ilişkindir. İmkânsızlık kavramından farklı olan aşırı ifa güçlüğüne dayanan uyarlama isteminin temeli, Türk Medenî Kanunu’nun 2 nci maddesinde öngörülen dürüstlük kurallarıdır. Ancak, sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ya da dönme hakkının kullanılması, şu dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olmalıdır. Bu durum borçludan kaynaklanmamış olmalıdır. Bu durum, sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmiş olmalıdır. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmalıdır. Maddeye göre, uyarlamanın bütün koşulları gerçekleşmişse borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteyebilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde borçlu, sözleşmeden dönebilir; sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını kullanır.” denilerek TBK öncesi Yargıtay uygulamasında kabul edilen uyarlama davası yasa maddesi haline getirilmiştir. Kira sözleşmesinde 6098 sayılı TBK öncesinde 818 sayılı Borçlar Kanunun kira hükümleriyle 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkındaki Kanun temel mevzuat olarak uygulanmıştır. Yeni TBK 'da bu her iki kanun tek metin olarak birleştirilerek önceki dönemdeki Yargıtay içtihatlarının bir kısmı kanun metni haline getirilmiştir. TBK düzenlemesinde konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmesinin sürekli borç doğuran sözleşme olma niteliği dikkate alınarak mevcut koşulların daha sonradan taraflardan biri aleyhine edimin ifasını güçleştirecek şekilde değişmesi halinde kira bedelinin değişen koşullara göre tespiti ile uyarlanmasında esas belirleyici unsur olan kısa süreli , uzun süreli ve belirsiz süreli kiralama ayrım kaldırılarak ilk yıl sonrasındaki yenilenen kira dönemlerinde taraflar arasında geçerli olacak kiranın belirlenmesinin usulü TBK m.345, esası ise TBK m.344 ile düzenlenmiştir. TBK 'nun 344/1 maddesinde ilk yıl sonrası dört kira dönemi için sözleşme taraflarının yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaların bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerli olacağı ve bu kuralın bir yıl ve bir yıldan uzun süreli kira sözleşmelerine de uygulanacağı düzenlenmiştir. Taraflarca kira artış oranına ilişkin bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmeleri için yeni kira yılında uygulanacak kira bedelinin ise hakim tarafından ortalama TÜFE değişim oranı , kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemeyle artık ilk yıl sonrası yeni dönem kiraların belirlenmesinde kısa süreli kiralarda " tespit davası ", üç ve daha uzun süreli kiralar içinse "uyarlama" davasının açılması gerektiğine ilişkin Yargıtay İçtihatlarının uygulama kabiliyeti kalmamıştır. Kira sözleşme süresinin kısa veya uzun süreli veya belirsiz süreli olmasının bu yeni düzenlemeye (TBK hükümlerine) göre kira belirlemesinde aralarında bir fark kalmamış olup sözleşmenin kurulması sonrasında ekonomik faktörlerdeki olumlu veya olumsuz değişiklikler ile rayiç kira artışları ve kiralananın durumuna ilişkin müspet veya menfi değişimlerin açılacak kira belirleme talepli davada değerlendirileceği TBK m.344 düzenlemesinde belirtilmiştir. Bu hüküm özel bir uyarlama hükmü niteliğinde olup yeni dönemde fiyat artışlarına bağlı enflasyon, fiyat endeksindeki artışlar, paranın satın alma gücünde meydana gelen değişimleri de kapsamına aldığından bu sebeplerin varlığı halinde kiranın belirlenmesinde genel uyarlama hükmü olan TBK m. 138 değil daha özel bir düzenleme olan 344 üncü maddesinin uygulanması gerekir. 6098 sayılı Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak TBK'nın bir kısım hükümlerinin yürürlüğü 6217 sayılı kanun ile 8 yıl süre ile ertelenmiştir. 6217 Sayılı Yasa'nın geçici 2 nci maddesinde değişiklik yapan 6353 Sayılı Yasa'nın 53 üncü maddesine göre kiracının Türk ticaret kanununda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu iş yeri kiralarında 6098 sayılı kanunun 323, 325, 331, 340, 343, 344, 346 ve 354'ncü maddelerinin 01.07.2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanamayacağı, bu halde kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümlerinin tatbik olunacağı, kira sözleşmelerinde bu konulara ilişkin hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar kanunu hükümlerinin uygulanacağı aynı düzenlemede belirtilmiştir. Davaya konu 12.11.1972 tarihli kira sözleşmesi 49 yıl süreli olup kiralanan iş yeri, kiracısı tacir niteliğinde olup özel hukuk tüzel kişisi olmakla bu kira ilişkisinde kira bedelinin değişen koşullar nedeniyle dava tarihi itibariyle uyarlanarak yeniden belirlenmesinde 6098 sayılı TBK m.344 dava tarihi itibariyle erteli durumda olduğundan uygulanmaz. 6217 sayılı kanunun geçici 2 nci maddesine göre uyuşmazlık sözleşme hükümleriyle 6098 sayılı TBK öncesi yürürlükte olan 818 sayılı BK ile 6570 sayılı kanun ve yerleşik Yargıtay kararları na göre uyuşmazlık çözülmelidir. 4. Dava konusu kiralanana ilişkin bu sözleşme 12.11.1972 tarihli ve 49 yıl süreli olmakla TBK öncesi Yargıtay kararlarına göre uzun süreli kira sözleşmesi kabul edilmeli, uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle önceki mevzuat ve ilgili Yargıtay emsal kararlarına göre uyuşmazlık çözülmelidir. Bu sözleşmede ilk yıl sonrasındaki kira dönemleri için artış şartı kararlaştırılmamıştır. Uzun süreli kira sözleşmelerinde başlangıçta kararlaştırılan edimler arasındaki dengenin daha sonradan değişen koşullar nedeniyle aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar açısından çekilmez hale gelmesi durumunda sözleşmedeki mevcut kira parasının günün ekonomik koşullarına uyarlanması için her zaman uyarlama davası açılabilir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; uyarlama koşullarının oluşup oluşmadığının yeteri kadar irdelenmediği görülmektedir. O halde Mahkemece yapılacak iş; az yukarıda açıklanan uyarlama davalarında uygulanması gereken kurallar, belirtildiği şekilde tek tek ortaya konulmalı ve konularında uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan, sözleşmenin kurulması anındaki ve dava tarihindeki tüm bu veriler, kiralananın niteliği, kullanma alanı, konumu, bölgedeki kira parasını da etkileyecek normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira paraları, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ülkeyi sarsan ciddi ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesini gerektirecek olayların varlığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle bir rapor alınmalı ve hasıl olacak sonucuna göre dava tarihi itibariyle sözleşmedeki kira parasının uyarlanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. 5. Bundan ayrı dava konusu 12.11.1972 tarihli, 49 yıl süreli protokolde, kira bedeli aylık 100 TL olarak belirlenmiş olup yukarıda da belirtildiği üzere artış şartı bulunmamaktadır. Davacı, belirlenen kira bedelinden geriye doğru beş yıllık kira bedelinin tahsilini talep etmiş; Mahkemece, dava tarihi itibariyle kiralananın kira bedeli 2.500,00 TL olarak kabul edilerek geriye doğru endekse göre hesaplanan 5 yıllık kira bedelinin tahsiline karar verilmiştir. Sözleşmede artış şartı olmadığına göre, Mahkemece; kira bedelinin tespiti ve uyarlama sonucu yeni kira bedelini belirlenmediği takdirde, sözleşme yazılı kira bedelinin dışında geçmişe dönük olarak başka bir kira bedeli esas alınarak kira alacağına hükmedilebilmesi mümkün değildir. Dava yoluyla kira bedelinin belirlenmesi halinde ise, kira bedelinin tespitine veya uyarlamaya ilişkin hükümler kesinleşmedikçe alacak talebine konu edilemeyeceği gibi geriye etkili sonuç doğurmayacağından yazılı şekilde uyarlanan yeni kira bedeli üzerinden alacağa hükmedilmesi de doğru görülmemiş olup sözleşmedeki kira bedelinin ödemesi yapılmadığı durumda ancak bu bedele hükmedilmesi gerekeceğinden bu yönden de hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Tarafların sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi uyarınca taraflar yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 3 üncü madde atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kira yabancı para olarak kararlaştırılmışsa, 20 Şubat 1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak üzere beş yıl geçmedikçe bedelde değişiklik yapılamaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi bu fıkrada saklı tutulmuştur. Beş yıl geçtikten sonra yabancı paranın değerindeki değişiklikler de dikkate alınarak üçüncü fıkra uygulanır. 138. madde yabancı para borçlarında da uygulanır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 138Kaynağı aç
MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır. F. Takas I. Koşulları 1. Genel olarak

138. maddeye göre borçlu, öngörülmeyen ve öngörülmesi beklenmeyen, kendisinden kaynaklanmayan olağanüstü bir durum sözleşmenin yapıldığı andaki olguları dürüstlük kurallarına aykırı derecede aleyhine değiştirirse ve borçlu borcunu henüz ifa etmemiş ya da haklarını saklı tutarak ifa etmişse uyarlama isteyebilir. Uyarlama mümkün değilse sözleşmeden dönme; sürekli edimli sözleşmede kural olarak dönme yerine fesih hakkı kullanılır.

Davanın açılma zamanı ve bağlayacağı dönem

Türk Borçlar Kanunu’nun 345. maddesine göre kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Dava yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önce açılırsa mahkemece belirlenecek bedel o dönemin başından itibaren kiracıyı bağlar. Kiraya veren bu otuz günlük süre içinde bedelin artırılacağını kiracıya yazılı bildirir ve dava izleyen yeni kira döneminin sonuna kadar açılırsa aynı sonuç doğar.

Sözleşmede yeni kira döneminde bedelin artırılacağına ilişkin hüküm varsa, yeni dönemin sonuna kadar açılan davada belirlenen bedel de dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.

Tespit, uyarlama ve özel hüküm ilişkisi

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/2580, K. 2024/792 sayılı kararında uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması ve kira alacağı istemi olarak kabul edilmiştir. Karar, 1 Temmuz 2012 öncesinde konut ve çatılı işyeri kiralarında kısa süreli ilişkiler bakımından süre bitiminden sonraki dönemin tespit davasıyla belirlendiğini; uzun süreli ilişkilerde olağanüstü ekonomik koşullar nedeniyle düşük kalan kira için mevzuatta özel düzenleme bulunmadığını açıklar.

Karar, 18 Kasım 1964 tarihli 2/4 ve 21 Kasım 1966 tarihli 19/10 sayılı içtihadı birleştirme kararlarının belirli süreli sözleşmenin uzayan döneminde bedelin belirlenmesine ilişkin esaslar ile dava usulünü ortaya koyduğunu belirtir. 21 Kasım 1966 tarihli 19/10 sayılı kararın, kira tespitinin hangi dönemden itibaren istenebileceğini karara bağladığını da ifade eder.

Karara göre sözleşme hukukunun temel ilkesi ahde vefa ve sözleşme serbestliğidir; sözleşme kural olarak yapıldığı andaki gibi aynen uygulanır. Değişen koşullarda bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak, Türk Medeni Kanunu’nun 4 ve 2. maddeleri çerçevesinde adalet, hakkaniyet ve objektif iyiniyet kurallarına aykırı bir durum yaratabilir. Uyarlamada önce sözleşmedeki, sonra kanundaki intibak hükümlerine bakılır.

Aynı kararda 344. madde, yenilenen dönem bedeli için özel bir uyarlama hükmü olarak değerlendirilmiştir. Enflasyon ve paranın satın alma gücündeki değişimler bu özel hükmün kapsamında olduğunda ve 344. madde ilgili kira ilişkisi ile tarih bakımından uygulanabildiğinde genel hüküm olan 138. maddeye gidilmez. Yabancı para ile kararlaştırılan kirada ise 344. maddenin ilgili fıkrası 138. maddeyi saklı tutar. Bu iki hüküm farklı kapsamlar taşır.

Bazı işyeri kiralarında uygulamanın ertelenmesi

Kiracısı tacir sayılan kişiler ile özel hukuk veya kamu hukuku tüzel kişileri olan işyeri kiralarında, ilgili geçici hükümde sayılan Türk Borçlar Kanunu maddeleri 1 Temmuz 2012’den itibaren sekiz yıl uygulanmaz. Bu dönemde o konularda sözleşmede hüküm varsa sözleşme serbestisi gereği sözleşme, hüküm yoksa mülga Borçlar Kanunu uygulanır.

6217 sayılı YARGI HİZMETLERİNİN HIZLANDIRILMASI AMACIYLA BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN m. geçici 2Kaynağı aç
GEÇİCİ MADDE 2 – (Değişik: 4/7/2012-6353/53 md.) Kiracının Türk Ticaret Kanununda tacir olarak sayılan kişiler ile özel hukuk ve kamu hukuku tüzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve 354 üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden itibaren 8 yıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. (Ek fıkra:17/1/2019-7161/59 md.) Bu fıkrayı ihdas eden Kanunla değiştirilen 6098 sayılı Kanunun 344 üncü maddesindeki tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranının esas alınacağına ilişkin hüküm, birinci fıkra kapsamında olan kira sözleşmeleri ile akdedilmiş diğer kira sözleşmelerinin yenilenmesinde uygulanır.

17 Ocak 2019 değişikliğiyle eklenen fıkraya göre, değiştirilen 344. maddedeki tüketici fiyat endeksinin on iki aylık ortalama değişim oranına ilişkin hüküm, birinci fıkra kapsamındaki sözleşmeler ile akdedilmiş diğer kira sözleşmelerinin yenilenmesinde uygulanır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/2580, K. 2024/792 sayılı kararında 12 Kasım 1972 tarihli ve 49 yıl süreli, kiracısı tacir niteliğinde özel hukuk tüzel kişisi olan işyeri sözleşmesi önceki dönem ayrımına göre uzun süreli kabul edilmiştir. Dava tarihi itibarıyla 344. madde erteli durumda olduğundan bu ilişki bakımından uygulanmayacağı sonucuna varılmış ve sözleşmede artış şartı bulunmadığı tespit edilmiştir. Daire, uyuşmazlığın sözleşme hükümleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 6570 sayılı Kanun ve yerleşik Yargıtay kararlarına göre çözülmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu sonuç, sözleşmenin süresi, kiracı sıfatı ve dava tarihine bağlıdır.

Karara göre uzun süreli sözleşmede başlangıçtaki edimler dengesinin sonradan değişen koşullarla aşırı bozulması ve sözleşmenin taraflar bakımından çekilmez hale gelmesi durumunda günün ekonomik koşullarına uyarlama için her zaman dava açılabilir. Dava açılabilmesi, koşulların gerçekleştiği anlamına gelmez. Somut olayda mahkemenin hükme esas raporunda uyarlama koşullarının yeterince incelenmemesi bozma nedeni sayılmış; uzman üç kişilik kuruldan sözleşmenin kuruluşu ile dava tarihindeki verileri karşılaştıran rapor alınması istenmiştir.

Raporda değerlendirilecek veriler arasında kiralananın niteliği, kullanma alanı ve konumu, bölgedeki normalin üstündeki imar ve ticaret değişiklikleri, emsal kira bedelleri, vergi ve amortisman giderlerindeki artışlar, döviz kurlarındaki ani ve aşırı iniş ve çıkışlar ile ciddi ekonomik kriz veya doğal afete bağlı ödeme değişimleri sayılmıştır.

Kira türü, galip vasıf ve tahkim

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/4108, K. 2024/2037 sayılı kararına göre kiralananın hem açık hem kapalı alanı varsa uygulanacak hükümler için galip vasfın belirlenmesi gerekir. Adi kira ve ürün kirasında, irade fesadı halleri dışında, tarafların sonraki dönem artışına ilişkin sözleşmede belirledikleri şart ve ölçütler geçerli ve bağlayıcıdır. Uyuşmazlık sözleşme hükümlerine ve dava türüne göre incelenir.

Aynı kararda konut ve çatılı işyeri kiralarından doğan kira tespiti uyuşmazlıklarının tahkime elverişlilik ölçütünü taşımadığı ve tarafların serbest tasarruf yetkisinin kısıtlanması nedeniyle kamu düzeniyle ilgili olduğu değerlendirilmiştir. Kiralama bu türdense tahkim kararının iptali Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 408. maddesinin birinci fıkrası ile 439. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca değerlendirilmelidir. Diğer kira türlerinde uyuşmazlığın tahkime elverişli kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Daire, bölge adliye mahkemesinin kiralananın vasfını ve kira türünü belirleyip tahkime elverişliliği değerlendirmeden hakem kararının iptali davasını reddetmesini usul ve kanuna aykırı bulmuş ve kararı oy birliğiyle bozmuştur. Bozma, ret veya iptal yönünde yeni bir nihai hüküm kurmaz.

Kesinleşme, alacak ve takip

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, kira tespit kararının esas işlevinin sözleşmenin ücret unsurunu belirlemek olduğunu kabul etmiştir. Aynı ilamda hem bedelin tespiti hem tespit edilen bedelin tahsili ya da fazladan ödenen kiranın iadesi birlikte talep edilemez. Tahsilin istenebilmesi için ifa zamanının gelmesi gerekir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/8941, K. 2015/2160Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2014/8941 E.  ,  2015/2160 K.KİRA TESPİT VE KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ DAVASI "İçtihat Metni" Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı kira bedelinin tespiti ve alacak davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, kiralayan tarafından kiracı aleyhine açılan kira bedelinin tespiti ve kira alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 144.222,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10.000,00 TL.için dava tarihinden 134.222,00 TL için ise ıslah tarihi olan 11.03.2014 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hissedarı olduğu Kocaeli ili, Çiftlik mah, 488 ada, 2 parsel de bulunan taşınmazdan kaynaklanan kira alacağının kendisine ödenmediğini, aylık kira tutarı üzerinde taraflar arasında ihtilafa düşüldüğünü, davalı şirketin aylık kira bedelini 500,00 TL üzerinden hesap ederek 6.000,00 TL arsa kira bedeli açıklamalı ödemeyi müvekkili adına yatırdığını, müvekkilin yatırılan bu parayı kabul etmediğini, hesaptan da almadığını, 12,503 m2 arsadan 1/4' ü paya sahip müvekkiline ayda 500,00 TL gibi çok ciddi olmayan bir bedeli kendisine takdir ederek müvekkilini zarara uğrattığını, öncelikle ihtilaf bulunan kira bedelinin protokol tarihi olan 23.01.2011 tarihinden itibaren tespitine, tespit ile ortaya çıkacak olan kira alacağının 23.01.2011 tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, aralarındaki sözlü anlaşmaya göre davacının hissesine düşen aylık kira bedelinin 500,00 TL olduğunu, müvekkili şirketin davacının hissesine düşen 2011 yılı kira bedelini davacının banka hesabına 6.000,00 TL olarak ödediğini, davacının 23.01.2011 tarihinde aralarında yapmış oldukları protokol ile davalı şirketin ortaklığından ayrıldığını, her ne kadar protokolde kira bedeli belirtilmemiş olsa da davacının 1/4 olan hissesine düşen aylık kira bedelinin 5 yıl süre ile aylık 500,00 TL olacağı yönünde sözlü olarak anlaşma sağlandığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte istenen 10.000,00 TL kira bedelinin emsal kira bedellerine göre çok fazla olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Kira tespit kararlarının asıl amacı sadece kira sözleşmesinin ücret unsurunu belirlemekten ibarettir. Buna göre kira tespit davasına ilişkin ilamda hem tespit, hemde tespit edilen kira parasının tahsili talep edilemez. Çünkü tespit edilen kira alacağının talep edilebilmesi için ifa zamanının gelmiş olması gerekir. İfa zamanı için alacağın muaccel olması başka bir deyişle alacaklının edayı takip ve bu sebeple borçluyu dava edebileceği zamanın gelmiş olmasına bağlıdır. 7.7.1965 gün ve 5/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere tespit edilen kira farkının mahkemede dava edilebilir veya icrada takip edilebilir hale gelmesi için miktarının kesin olarak belli olması gerekir. Bu belirlilik ise ancak tespite ilişkin kararın kesinleşmesi ile oluşabilir. Mahkemece; aylık kiranın tespiti konusunda usulüne uygun bir hüküm kurulmadan alacağın tahsiline karar verilmiştir. Bu durumda öncelikle kira bedelinin tespiti konusunda bir hüküm kurulması, kira bedelinin tespiti kararının kesinleşmesinden sonra alacak davası açılarak veya icra takibi yapılarak kira alacağının tahsilinin istenmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 04/03/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Daire, 7 Temmuz 1965 günlü ve 5/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre kira farkının mahkemede dava edilebilir veya icrada takip edilebilir hale gelmesi için miktarın kesin olarak belli olması gerektiğini, bu belirliliğin tespit kararının kesinleşmesiyle oluşacağını açıklar. E. 2014/8941, K. 2015/2160 sayılı kararında usulüne uygun tespit hükmü kurulmadan tahsile karar verilmesini hatalı bulmuş; önce tespit hükmü kurulmasını, bu karar kesinleştikten sonra ayrı alacak davası açılmasını veya icra takibi yapılmasını gerekli görmüştür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/2580, K. 2024/792 sayılı kararına göre artış şartı olmayan sözleşmede tespit veya uyarlamayla yeni bedel belirlenmedikçe yazılı kira bedeli dışında geçmişe yönelik başka bir bedel esas alınarak kira alacağına hükmedilemez. Dava yoluyla belirlenen bedel, tespit veya uyarlama hükmü kesinleşmedikçe alacak talebine konu edilemez ve geriye etkili sonuç doğurmaz. Sözleşmedeki bedel ödenmemişse ancak sözleşmede yazılı bedele hükmedilir.

Aynı kararda, 12 Kasım 1979 tarihli ve 79/1 sayılı içtihadı birleştirme kararıyla mahkemece tespit edilen kira farkının kiracıdan istenebilmesi için mahkeme kararının kesinleşmesi gerektiğinin kabul edildiği belirtilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, temyizin kural olarak kararın icrasını durdurmadığını ve kesinleşmeden yerine getirmenin önlenmesinin yasal istisnalarla mümkün olduğunu açıklamıştır. Daire, kira tespit ilamlarını 12 Kasım 1979 tarihli ve 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atıfla bu istisnalar arasında saymıştır.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/20196, K. 2013/18142Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2013/20196 E.  ,  2013/18142 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Şikayet Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: K A R A R Borçlu vekili, müvekkili aleyhine, kesinleşmeyen menfi tesbit ilamında hükmedilen vekalet ücreti alacağının tahsili amacıyla takip başlatıldığını, ancak ilam kesinleşmediğinden takibin iptaline karar verilmesini talep etmiş, Mahkemece, ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilebileceği gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiş, hüküm, borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. Talep, İİK'nun 41.maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikayete ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir. Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.), Mahkümiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi), Kira tespit ilamları(12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. Madde) Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2 ), Sayıştay Kararları (832 sayılı Sayıştay Kanunu 64. Madde), İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1, ) Mülkiyetin tespitine ilişkin olmaları nedeniyle istihkak davasının kabulüne dair ilamlar kesinleşmeden infaz edilemez. Yine, HGK'nun 05.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine (vekalet ücretine) ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez. Somut olayda takip dayanağı … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25.05.2012 tarih ve 2011/161 Esas 2012/201 Karar sayılı ilamında; davacının davalıya borçlu olmadığının tesbitine karar verildiği, ilamın temyiz edilmesi nedeniyle kesinleşmediği, bu haliyle ilamın fer'isi olan vekalet ücreti alacağının da takibe konu edilemeyeceği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece şikayetin yukarıda yazılı gerekçeyle kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi yerine, yazılı şekilde istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme Kararının yukarıda yazılı nedenle İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/17057, K. 2017/1230Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2016/17057 E.  ,  2017/1230 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Şikayet Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Şikayetçi borçlu vekili dilekçesinde takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını belirtip takibin iptalini istemiş, mahkemece şikayetin reddine karar verilmiştir. Talep, İİK'nun 41.maddesi yollamasıyla İİK'nun 16. maddesine dayalı şikayete ilişkindir. 6100 sayılı HMK.nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanması gereken HUMK.nun 443/1 (HMK. 367/1 m.) maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir. Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK.443/4 m.), Mahkumiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi), Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK. 41/2), Sayıştay kararları (6085 sayılı Sayıştay Kanunu 53. madde), idare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1), Bu istisnai hükümlere göre, menfi tespit konulu ilamın anılan maddeler karşısında kesinleşmeden takibe konulabilmesi olanaklı değildir. Menfi tespit istemi yargılama aşamasında istirdata dönüşse de yasa gereği bu tür ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmalıdır. Somut olayda takip dayanağı ilamda; 10.09.2015 tarihli dilekçe ile 283-970 nolu ''200.000 TL'' bedelli bankadan tahsil edilen çekten dolayı borçlu olmadıklarının tesbiti ve davalıda kalan 7818272 nolu '' 200.000 TL '' bedelli çekten dolayı da borçlu olmadıklarının tesbiti için menfi tesbit davası açılmış ise de davacı şirkete ait çeklerin bedellerinin tamamen ödendiği belirtilerek , ödenen 400.000 TL bedelin yasal faizi ile istirdatına karar verilmiştir. Her ne kadar menfi tesbit davası istirdata dönüşmüş olsa da bu ilamın kesinleşmeden infazı mümkün değildir. Mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken istemin yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ: Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/2580, K. 2024/792 sayılı kararında önceki bozma kapsamı dışında kesinleşen kısımlara yönelik sair temyiz itirazları reddedilmiş; mahkeme kararı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 428. maddesi uyarınca taraflar yararına bozulmuştur. Bozma, kısmi kabul sonucunu kaldırır ancak yerine yeni kira veya alacak miktarı belirlemez. Karar düzeltme yolunun açık olduğu ve kararın oy birliğiyle verildiği belirtilmiştir.

Kira tespit davası her zaman açılabilir mi?

Evet. Türk Borçlar Kanunu’nun 345. maddesine göre kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Yeni dönemin başından itibaren bağlayıcılık, otuz günlük süre, yazılı bildirim veya sözleşmedeki artış hükmü bakımından maddede gösterilen şartlara bağlıdır.

Beş yıldan uzun kirada bedel nasıl belirlenir?

Beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde ve sonraki her beş yılın sonunda bedeli hâkim belirler. Tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalama değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri gözetilerek hakkaniyete uygun bir bedel bulunur.

Yabancı para kira beş yıl dolmadan değiştirilebilir mi?

Kural olarak hayır. 1567 sayılı Kanun hükümleri saklı kalmak üzere beş yıl geçmedikçe değişiklik yapılamaz. Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi saklıdır. Beş yıl sonra yabancı paranın değerindeki değişiklikler de gözetilerek üçüncü fıkra uygulanır.

Tespit ilamıyla kira farkı doğrudan tahsil edilir mi?

Hayır. Tespit ilamının esas işlevi bedeli belirlemektir. Aynı ilamda tahsil veya fazla ödemenin iadesi birlikte istenemez. Fark, kesinleşmeyle miktar belirli hale geldikten sonra ayrı alacak davasına veya icra takibine konu edilebilir.

Konut ve çatılı işyeri kira tespiti tahkime elverişli midir?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2023/4108, K. 2024/2037 sayılı kararına göre bu uyuşmazlıklar tahkime elverişlilik ölçütünü taşımaz. Diğer kira türlerinde uyuşmazlık tahkime elverişli kabul edilmelidir. Önce galip vasfın ve kira türünün belirlenmesi gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu