Kira Hukukunda Tahliye Yolları ve Sıkça Sorulan Sorular

by Avukat Erdal Ersoy
Kira Hukukunda Tahliye Yolları ve Sıkça Sorulan Sorular

Kira sözleşmesi; kiraya veren tarafın bir şeyin kullanılmasını veya kullanımla beraber ondan semere elde edilmesini kiracıya bırakmayı, kiracının ise bu kullanıma karşılık kararlaştırılan kira parasını ödemeyi borçlandığı rızai bir sözleşmedir. Kira ilişkisi kural olarak tarafların anlaşması, mahkeme kararı ya da kiralananın yok olması ile nihayete erer. Bu hukuki bağ kurulduktan sonra tarafların karşılıklı hak ve borçları kanun ve sözleşme hükümleri çerçevesinde cereyan eder.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1656, K. 2015/1160Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/1656 E.  ,  2015/1160 K.TEMERRÜT NEDENİYLE KİRALANANIN TAHLİYESİ VE KİRA ALACAĞI İSTEMİKİRALAYANIN MUTLAKA MALİK OLMASI GEREKMEDİĞİKİRALAYAN SIFATINA İTİRAZ EDİLMEMESİZİLYEDİ OLUNAN MALIN KİRALANMASIBORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 414BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 415TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 531 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “temerrüt nedeniyle tahliye ve alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 9.Sulh Hukuk (kapatılan Kadıköy 1.Sulh Hukuk) Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.12.2011 gün ve 2010/1031 E.-2011/1615 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 6.Hukuk Dairesinin 20.06.2012 gün ve 2012/5753 E.- 2012/9308 K. sayılı ilamı ile; (…Dava, temerrüt nedeniyle tahliye ve kira alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalı şirketin Spor Kulübü ile yapılan 07.11.2009 başlangıç tarihli 2 yıl süreli kira sözleşmesi ile yıllık 45.000 TL karşılığında kiracı olarak bulunduğunu, davalının ilk 6 aylık kirasını peşin ödediği halde 07.05.2010 tarihinde ödemesi gereken 6 aylık kira bedelini ödemediğinden bahisle 12.05.2010 tarihinde süreli ihtar keşide edildiğini, ihtarın davalıya 13.05.2010 tarihinde tebliğ edildiği halde ödemede bulunmadığından, kiralananın temerrüt nedeniyle tahliyesini ve 22.500 TL kira bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı ise H..Spor Kulübü ile yapılmış olan sözleşmenin geçersiz olduğunu, kiralanan yer üzerinde tasarruf hakkı sahibi olan İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı ile yapılmış olan 01.09.2010 tarihli 1 yıl süreli aylık 2100 TL bedelli kira sözleşmesi ile davacı ile aralarındaki sözleşmenin tamamen ortadan kalktığını, kiralanan yer üzerinde tasarruf sahibinin İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı olduğunu, davacı H. Spor Kulübünün taşınmazı kiraya verme yetkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davaya dayanak yapılan 07.11.2009 başlangıç tarihli ve 2 yıl süreli sözleşme davacı Spor Kulübü ile davalı şirket arasında düzenlenmiştir. Kira sözleşmesi yapan kiralayanın mutlaka malik olması gerekmez. Taraflar arasında düzenlenen 07.11.2009 başlangıç tarihli ve 2 yıl süreli sözleşme iptal edilmeyip hala geçerliliğini muhafaza etmekte olduğundan sözleşme hükümleri tarafları bağlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.03.2004 gün ve 2004/6-197-2004/186 sayılı ilamında da benimsenen Dairemiz uygulamalarına göre Kiralayan tarafından süreli ihtar gönderilip ödenmeyen kira bedeli istendiği ve davalı tarafından da dosyaya verilen cevap dilekçesinde, ihtara konu aylar kirasının İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı'na ödendiği için davacıya ödenmediği anlaşıldığından temerrüt oluşmuştur. Bu nedenle alacağın tahsili ile kiralananın tahliyesine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde davanın red edilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir…) gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Davacı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesi ve kira alacağı istemine ilişkindir. Davacı G.. K.. vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki 07.11.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesine göre kiracı olan davalının 07.05.2010 tarihinde peşin olarak ödenmesi gereken 2010 yılı ikinci altı aylık kira bedelini 30 gün içerisinde ödemesi aksi takdirde akdin feshi ile tahliyesinin isteneceğine ilişkin 13.05.2010 tarihinde tebliğ edilen ihtarnameye rağmen kira borcunu ödemediğini ileri sürerek 22.500,00 TL kira bedelinin tahsili ile temerrüt nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Ç..Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi yetkilisi C..K..cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen 07.11.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesi bulunduğunu, kira sözleşmesine konu taşınmazın davacıya tahsis edilmesine rağmen daha sonra tahsisin iptal edilmesiyle dava konusu taşınmaza kayyım tayin edilen İstanbul Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı tarafından kiralanan taşınmaza ilişkin olarak ecrimisil talep edildiğini, aksi takdirde yasal yollara müracaat edileceğinin bildirildiğini, ecrimisil bedelinin ödendiğini, İstanbul Defterdarlığı Kayyum Bürosu Başkanlığının yazıları üzerine davalı şirket ile İstanbul Defterdarlığı Kayyum Bürosu Başkanlığı arasında, dava konusu taşınmazla ilgili olarak 01.09.2010 başlangıç tarihli kira kontratının imzalandığını, bu nedenle davacı ile davalı arasında yapılan 07.11.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin tamamen ortadan kalktığını, davacının dava açma yetkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava konusu taşınmazın 07.06.1991 tarihinden itibaren 20 yıl süre ile davacı G.. K..ne tahsis edildiği, tahsis kararının 23.01.1996 tarihli encümen kararı ile iptal edildiği, buna göre kira sözleşmesinin düzenlendiği 07.11.2009 tarihi itibariyle davacı G.. K..'nün taşınmazın maliki olmadığı gibi taşınmaz üzerinde herhangi bir tasarruf hakkının da bulunmadığı, 25.12.2001 tarihinde İstanbul Defterdarının kayyım tayin edildiği, Kayyım Bürosu Başkanlığı’nın 17.08.2010 tarihli ihtarnamesi ile ecrimisil talebinde bulunduğu, davalının talep edilen ecrimisil bedellerini ödediği, ardından davalı ile Kayyum Bürosu Başkanlığı arasında 01.09.2010 başlangıç tarihli kira sözleşmesi düzenlendiği, davacı tarafından vekaletsiz olarak görülmüş olan işe icazet verilmediğini, bu durumda davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair verdiği karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda belirtilen gerekçe ile oyçokluğuyla bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki gerekçe tekrar edilip genişletilmek suretiyle verilen direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tahsis kararı ile taşınmazda hak sahibi olan davacı kiralayanın tahsis kararının iptal edilmesinden sonra taraflar arasında imzalanan 07.11.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesine taşınmazın kayyımı tarafından icazet verilmeyerek davalı ile yeni bir kira sözleşmesi akdedilmesi durumunda 07.11.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin taraflar yönünden geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle kira sözleşmesinin hukuksal niteliğinin ve kiralayan sıfatının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Bilindiği üzere kira sözleşmesi, bir bedel karşılığında geçici bir süre için tarafa veya başkasına ait taşınır veya taşınmaz malın veya bir hakkın kullanımını sağlayan sözleşmedir. Kira sözleşmesi karşılıklı iradelerin birleşmesi suretiyle oluşur. Kira sözleşmesinin tarafları, kiraya verilen maldan bedel karşılığı yararlanan kiracı ile yararlanmaya razı olan kiralayandır. Hemen belirtilmelidir ki, kiralayan ve mal sahipliği sıfatlarının aynı kişide toplanması zorunluluğu yoktur. 6570 sayılı Kanun'da mülkiyet değil, akit esası kabul edilmiş, bu husus Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1962 gün ve 6/8 E., 61 K. sayılı kararında da benimsenmiştir. Başkasına ait taşınmazın kiraya verilmesi mümkün ve buna ilişkin sözleşme hukuken geçerli olduğundan kiralayanın mal sahibi olma zorunluluğu yoktur. Eş söyleyişle, mal sahibinin tarafı durumunda bulunmadığı bir kira sözleşmesi yapılabilir ve kural olarak o sözleşmeden doğan hak ve borçlar sözleşmenin taraflarına ait olur. Davacının kiralayan sıfatına karşı çıkılması halinde, kiralayan durumunda olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekir. Somut olayda; Kadıköy Belediyesi’nin 07.06.1991 tarihli kararı ile 20 yıl süre ile taşınmaz sportif faaliyetlerde kullanılmak üzere davacı kulübe tahsis edilmiş, Şartnamenin 14.maddesine göre tahsis edilen yeri kısmen veya tamamen başkasına devredilemeyeceği, kiraya verilemeyeceği ve kullandırılamayacağı, 19.maddesine göre, Şartnamenin herhangi bir maddesine uyulmaması halinde tahsisin belediyece tek taraflı iptal edileceği kararlaştırılmıştır. Kadıköy Belediye Başkanlığı'nın 12.12.2011 tarihli cevabi yazısında; tahsise ilişkin kararın 23.01.1996 tarih ve 16/20 sayılı encümen kararı ile iptal edildiği bildirilmiştir. Dava konusu taşınmaz malikleri Suudi Arabistan uyruklu olup kimlikleri ve nerede oldukları belli olmadığından Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.12.2001 gün ve 2001/892 E. sayılı dosyası ile İstanbul Defterdarı taşınmazın idaresi ve gerektiğinde kiraya verilmesi için kayyım olarak atanmıştır. Davacı ile davalı arasında 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi yapılmış, Kayyım Bürosu Başkanlığı’nın 17.08.2010 tarihli ihtarnamesi ile davalı kiracıdan ecrimisil talebinde bulunulmuş, davalı talep edilen ecrimisil bedellerini ödemiştir. Davacı tarafından davalıya gönderilen 12.05.2010 düzenleme tarihli ihtarname ile peşin olarak ödenmesi gereken 22.500,00 TL’nin 30 gün içerisinde ödenmesi aksi halde akdin feshi ve mecurun tahliyesi için dava açılacağı ihtar edilmiş, ihtarın 13.05.2010 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine cevabi ihtarname ile kira ilişkisi kabul edilmeyerek kira bedelinin ödenmeyeceği bildirilmiştir. Anılan hususlarda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümü, taraflar arasında akdedilen 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesinin mi, yoksa davalı kiracı ile dava dışı kayyım arasında düzenlenen 01.09.2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesinin mi geçerli olacağının belirlenmesine bağlıdır. Kira sözleşmesi kural olarak tarafların anlaşması, mahkeme kararı ya da kiralananın yokolması ile sona erer. Davalı şirket, davacının kiralayan sıfatına karşı çıkmakta ise de davalı şirket tarafından kira sözleşmesi gereğince peşin ödenmesi gereken kira parasının ilk altı aylık kısmı davacı kiralayan hesabına yatırılmış, bu tarih itibariyle davacının kiralayan sıfatına itiraz edilmemiştir. Davaya dayanak yapılan 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi davacı ile davalı arasında düzenlenmiştir. Kira sözleşmesi yapan kiralayanın mutlaka malik olması gerekmediğinden taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi iptal edilmeyip hala ayakta olduğuna göre zilyedi olunan taşınmazın kiralanmasına ilişkin sözleşme hükümleri taraflar yönünden bağlayıcıdır. Kiralayan tarafından süreli ihtar gönderilip ödenmeyen kira bedeli istendiği ve ihtara konu aylar kirasının ödenmediği anlaşıldığından temerrüt oluşmuştur ve bu nedenle kiralananın tahliyesine ve alacağın tahsiline karar verilmek gerekir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, vekaletsiz iş görme hükümlerine göre taraflar arasında yapılan sözleşmenin geçersiz hale geldiği, kayyımla davalı arasında yapılan ikinci sözleşmenin hukuk düzenince benimsenen geçerli sözleşme olduğu, bunun aksinin düşünülmesinin fuzuli şagil durumundaki davacı tarafından malikin bilgisi ve onayı dışında düzenlenen kira sözleşmesine dayalı hakkın mülkiyet hakkına tercih edilmesi gibi hukuk düzeninin kabul edemeyeceği bir sonucu doğuracağı, taraflar arasındaki ilişkiden haberdar olan kayyımın, vekaletsiz iş görmeye dayalı kira sözleşmesine icazet vermeme hakkı olduğu gibi davalı ile yeni bir kira sözleşmesi yapma hakkı bulunduğu gerekçesiyle yerel mahkeme kararının onanması gerektiğini savunmuş ise de bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. O halde, yerel mahkemece aynı yönlere işaret eden ve Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulması gerekirken davanın reddine ilişkin önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 08.04.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi KARŞI OY YAZISI Dava, temerrüt nedeniyle tahliye ve alacak davasıdır. Davacı, davalının altı aylık kira parasını temerrüt ihtarına rağmen ödemediğinden, tahliyesini ve alacağın tahsilini istemiştir. Davalı, davacıyla yapılan kira sözleşmesinin geçersiz olduğunu, asıl hak sahibine kayyım atanan İstanbul Defterdarlığı ile yeni kira sözleşmesi yapıldığını, davacının kiraya verme yetkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Taraflar arasında 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi yapılmıştır. Daha sonra davalı kiracı ile dava dışı kayyım arasında 01.09.2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Davacı ilk sözleşmenin, davalı ise ikinci sözleşmenin geçerli olduğunu iddia etmektedir. Uyuşmazlığın çözümü hangi sözleşmenin geçerli olduğunun tesbitine bağlıdır. Bunun için olayların kronolojik gelişmesine bakılmasında yarar görülmüştür. Davacı taşınmazın maliki değildir. Malikin vekili de değildir. Taşınmaz üzerinde hakka dayalı zilyetliği söz konusu değildir. Fuzuli şagil durumundadır. Tapu kaydına göre malik, Suudi Arabistan uyruklu kişilerdir. Kimlikleri ve nerede oldukları belli olmadığından Kadıköy 2.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2001/892 Esas sayılı dosyası ile, İstanbul Defterdarı taşınmazın idaresi ve gerektiğinde kiraya verilmesi için kayyım olarak atanmıştır. Davacı taşınmaza Kadıköy Belediyesinin tahsis kararıyla 7 Haziran 1991 tarihinde zilyet olmuştur. Tahsis süresi 20 yıl olarak belirlenmiştir. Ancak, tahsis kararı aynı belediyenin 23.01.1996 tarih ve 16/20 sayılı Encümen kararı ile iptal edilmiştir. Bu tarih itibariyle herhangi bir sözleşme mevcut olmadığı da anlaşılmıştır. Başka bir ifade ile 23.01.1996 tarihli iptal kararıyla, davacının taşınmaz üzerindeki hakka dayalı zilyetliği sona ermiş, fuzuli şagil durumuna düşmüştür. Bu açıklamalardan sonra, somut olayımıza dönersek, davacı eylemli zilyetliğine (kötü niyetli zilliyetlik) dayalı olarak davalı ile 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi yapmıştır. Bu durumdan haberdar olan kayyım sözleşmeye icazet vermemiş, tersine davalı kiracıya ecrimisil ihtarnamesi göndererek ecrimisil ödettirmiştir. Bunun üzerine davalı ile kayyım arasında 01.09.2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Öğretide ve Yargıtay İçtihatlarında açıklandığı üzere, kiraya verenin malik olması gerekmez. Başkasına ait bir taşınmaza ilişkin kira sözleşmesi yapılabilir. Böyle bir sözleşme hukuk düzenince geçerli olur. Burada kiraya veren çoğu kez malikin vekilidir. Ya da herhangi bir haklı nedenle onun adına davranan kişidir. Sorun, fuzuli şagilin kiraya verip veremeyeceği noktasındadır. 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararında, bir kimsenin, başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir taşınmazı kendi malı imiş gibi kiraya verip kira paralarını tahsil etmesinin, Borçlar Kanununun 414. maddesi kapsamında bir vekaletsiz iş görme olduğu açıkca belirtilmiştir. Vekaletsiz iş görme, iş sahibinin bilgisi dışında gerçekleşen bir olgudur. İş sahibi vekaletsiz iş görenin bu işine icazet verdiği takdirde, Borçlar Kanununun 415. maddesine göre, iş gören ile kendi arasında vekalet hükümleri geçerli olur. İcazet verilmemesi halinde, iş sahibinin, kendisi adına vekaletsiz olarak görülen işin hukuksal sonuçlarıyla bağlı tutulması düşünülemez. Mahkeme tarafından kayyım olarak atanan İstanbul Defterdarının, malik hak ve yetkilerine sahip olduğu tartışmasızdır. Davacı vekaletsiz iş görme hükümlerine göre, dava konusu taşınmazı davalıya kiralamıştır. Bu sözleşme malikin sözleşmeye icazet (onay) vermesine kadar askıdadır. 818 sayılı B.K. nun 415.maddesine (6098 sayılı TBK.nun 531.md.) göre icazet verilmesiyle geçerli hale gelir. Bundan haberdar olan kayyım sözleşmeye icazet vermemiş, önce kiracıdan ecrimisil istemiş, daha sonra da kira sözleşmesi imzalamıştır. Bu durumda, vekaletsiz iş görme hükümlerine göre taraflar arasında yapılan ve hukuken askıda olan sözleşme geçersiz hale gelmiş, kayyımla davalı arasında yapılan ikinci sözleşme hukuk düzenince benimsenen geçerli sözleşme olmuştur. Bunun aksinin düşünülmesi, fuzuli şagil durumundaki davacı tarafından, malikin bilgisi ve onayı dışında düzenlenen ve malik tarafından onay verilmediği için geçerli olmayan kira sözleşmesine dayalı talebin, mülkiyet hakkına tercih edilmesi gibi, hukuk düzeninin kabul edemeyeceği bir sonucu doğuracağı ortadadır. Gelinen bu noktada, kira sözleşmesinin bir an geçerli olduğunu, ya da malik tarafından onay verilmesiyle geçerli olduğunu düşünelim. Bu durumda, malikin (somut olayımızda kayyım,) kiracıdan kira paralarının kendisine ödenmesini isteyip isteyemeyeceği, ödenmemesi halinde kira alacağının tahsili ile kiracının tahliyesini isteyip isteyemeyeceği üzerinde durulması gerekir. Acaba kiraya veren olmayan malik, kira sözleşmesi devam ederken, kiracıya yapacağı bir ihtar ile, bundan böyle kira paralarının kendisine ödenmesini isteyebilir mi? Yüksek Özel Dairenin bu konudaki görüşü çok açıktır ve istikrarlı bir şekilde uygulandığından, daire ilkesi haline getirilerek (T-16) formül olarak düzenlenmiştir. Bizim de katıldığımız ve çok isabetli bir şekilde belirlenen bu ilke aynen şöyledir. “Türk Borçlar Kanununun 315.maddesi hükmü uyarınca temerrüt nedeniyle açılacak tahliye davasının kural olarak kiralayan (kiraya veren) tarafından açılması gerekir. Kiralayanlar birden fazla ise aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ihtarnameyi birlikte göndermeleri ve yine davayı da birlikte açmaları zorunludur. Kiralayan durumunda olmayan malik veya kiralananı sonradan iktisap eden yeni malikin önceden kiracıya ihbar göndererek kira paralarının kendisine ödenmesine istemesi bu ihbarın sonuçsuz kalması halinde yasal içerikli ihtarname tebliğ ettirmek suretiyle dava açması gerekir. Kiralanan paylı mülkiyete konu ise pay ve paydaş çoğunluğunun sağlanması, elbirliği mülkiyetine tabi ise, tüm ortakların davaya katılmaları gerekir. Dava hakkına ilişkin bu husus mahkemece kendiliğinden gözönünde bulundurulmalıdır.” Somut olayda, malik hak ve yetkilerine sahip olan kayyım kira parasının kendisine ödenmesini istemiş, kiracı da ödemeyi asıl hak sahibi olan kayyıma yapmıştır. Esasen kiracının başka bir seçeneği de kalmamıştır. Kiracı bundan böyle kira paralarını kayyıma ödeyecektir. Kiracı ancak bu şekilde bir ödemeyle kira borcundan ve temerrütten kurtulabilecektir. Davacıya yapılacak ödemeler ise, kiracıyı kira borcundan kurtarmayacaktır. Bu bağlamda, taraflar arasındaki ilişkiden haberdar olan kayyım, vekaletsiz iş görmeye dayalı kira sözleşmesine icazet vermeme hakkı olduğu gibi, kiracı ile yeni bir kira sözleşmesi yapmama hakkı da bulunmaktadır. Bu takdirde taraflar aleyhine mülkiyet hakkına dayalı olarak açacağı el atmanın önlenmesi davası ile taşınmazın tasarrufunu elde etme imkanı vardır. Ancak kayyım tercihini davalı ile yeni bir kira sözleşmesi yapmak şeklinde kullanmıştır. Bu nedenlerle; yerel mahkemenin usul ve yasaya uygun bulunan red kararının onanması gerekmekte iken, aksine düşüncelerle bozulmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyorum.

Kiraya Veren Sıfatı ve Sözleşmenin Geçerliliği

Kira hukukunda mülkiyet esası değil akit esası geçerli kabul edildiğinden, kiralayan ve mal sahipliği sıfatlarının aynı kişide toplanması zorunluluğu bulunmamaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2013/1656, K. 2015/1160 sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, malik sıfatı bulunmayan bir kimse tarafından akdedilen kira sözleşmesi hukuken geçerlidir ve kural olarak sözleşmenin getirdiği hak ile borçlar sözleşmeyi imzalayan taraflara ait olur. İptal edilmediği müddetçe bağlayıcılığını koruyan bu sözleşmelerde kiracının kiralayana karşı edimlerini yerine getirmesi esastır. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin E. 2012/5753, K. 2012/9308 sayılı kararında kiralayanın malik olması gerekmediği, geçerli sözleşme hükümlerinin tarafları bağlayacağı ve kayyımlık gibi üçüncü mercilere yapılan ödemelerin kiralayana karşı temerrüdü engellemeyeceği açıklanmıştır. Davada kiralayan sıfatına karşı çıkılması halinde ise davacı kiralayan durumunda olduğunu kanıtlamak zorundadır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2012/5753, K. 2012/9308Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2012/5753 E.  ,  2012/9308 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tahliye – Alacak Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tahliye ve alacak davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, temerrüt nedeniyle tahliye ve kira alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz olunmuştur. Davacı vekili, dava dilekçesinde, davalı şirketin Spor Kulübü ile yapılan 07.11.2009 başlangıç tarihli 2 yıl süreli kira sözleşmesi ile yıllık 45.000 TL karşılığında kiracı olarak bulunduğunu, davalının ilk 6 aylık kirasını peşin ödediği halde 07.05.2010 tarihinde ödemesi gereken 6 aylık kira bedelini ödemediğinden bahisle 12.05.2010 tarihinde süreli ihtar keşide edildiğini, ihtarın davalıya 13.05.2010 tarihinde tebliğ edildiği halde ödemede bulunmadığından, kiralananın temerrüt nedeniyle tahliyesini ve 22.500 TL kira bedelinin tahsilini istemiştir. Davalı ise … Spor Kulübü ile yapılmış olan sözleşmenin geçersiz olduğunu, kiralanan yer üzerinde tasarruf hakkı sahibi olan … Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı ile yapılmış olan 01.09.2010 tarihli 1 yıl süreli aylık 2100 TL bedelli kira sözleşmesi ile davacı ile aralarındaki sözleşmenin tamamen ortadan kalktığını, kiralanan yer üzerinde tasarruf sahibinin … Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı olduğunu, davacı … Kulübünün taşınmazı kiraya verme yetkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davaya dayanak yapılan 07.11.2009 başlangıç tarihli ve 2 yıl süreli sözleşme davacı … ile davalı şirket arasında düzenlenmiştir. Kira sözleşmesi yapan kiralayanın mutlaka malik olması gerekmez. Taraflar arasında düzenlenen 07.11.2009 başlangıç tarihli ve 2 yıl süreli sözleşme iptal edilmeyip hala geçerliliğini muhafaza etmekte olduğundan sözleşme hükümleri tarafları bağlar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.03.2004 gün ve 2004/6-197-2004/186 sayılı ilamında da benimsenen Dairemiz uygulamalarına göre Kiralayan tarafından süreli ihtar gönderilip ödenmeyen kira bedeli istendiği ve davalı tarafından da dosyaya verilen cevap dilekçesinde, ihtara konu aylar kirasının … Defterdarlığı Kayyım Bürosu Başkanlığı'na ödendiği için davacıya ödenmediği anlaşıldığından temerrüt oluşmuştur. Bu nedenle alacağın tahsili ile kiralananın tahliyesine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde davanın red edilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 20.06.2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (M) KARŞI OY YAZISI Dava, temerrüt nedeniyle tahliye ve alacak davasıdır. Davacı, davalının altı aylık kira parasını temerrüt ihtarına rağmen ödemediğinden, tahliyesini ve alacağın tahsilini istemiştir. Davalı, davacıyla yapılan kira sözleşmesinin geçersiz olduğunu, asıl hak sahibine kayyım atanan … Defterdarlığı ile yeni kira sözleşmesi yapıldığını, davacının kiraya verme yetkisinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Taraflar arasında ilkin, 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi yapılmıştır. Daha sonra davalı kiracı ile dava dışı kayyım arasında 01.09.2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Davacı ilk sözleşmenin, davalı ise ikinci sözleşmenin geçerli olduğunu iddia etmektedir. Uyuşmazlığın çözümü hangi sözleşmenin geçerli olduğunun tesbitine bağlıdır. Bunun için olayların kronolojik gelişmesine bakılmasında yarar görülmüştür. Davacı taşınmazın maliki değildir. Malikin vekili de değildir. Tapu kaydına göre malik, Suudi Arabistan uyruklu kişilerdir. Kimlikleri ve nerede oldukları belli olmadığından Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2001/892 Esas sayılı dosyası ile, … Defterdarı taşınmazın idaresi ve gerektiğinde kiraya verilmesi için kayyım olarak atanmıştır. Davacı taşınmaza … Belediyesinin tahsis kararıyla 7 Haziran 1991 tarihinde zilyet olmuştur. Tahsis süresi 20 yıl olarak belirlenmiştir. Ancak, tahsis kararı aynı belediyenin 23.01.1996 tarih ve 16/20 sayılı Encümen kararı ile iptal edilmiştir. Bu tarih itibariyle herhangi bir sözleşme mevcut olmadığı da anlaşılmıştır. Başka bir ifade ile 23.01.1996 tarihli iptal kararıyla, davacının taşınmaz üzerindeki hakka dayalı zilyetliği sona ermiş eylemli zilyet durumuna gelmiştir. Bu açıklamalardan sonra, somut olayımıza dönersek, davacı eylemli zilyetliğine dayalı olarak davalı ile 07.11.2009 başlangıç tarihli ve iki yıl süreli kira sözleşmesi yapmıştır. Bu durumdan haberdar olan kayyım sözleşmeye icazet vermemiş, tersine davalı kiracıya ecrimisil ihtarnamesi göndererek ecrimisil ödettirmiştir. Bunun üzerine davalı ile kayyım arasında 01.09.2010 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi düzenlenmiştir. Öğretide ve Yargıtay İçtihatlarında açıklandığı üzere, kiralayanın malik olması gerekmez. Başkasına ait bir taşınmaza ilişkin kira sözleşmesi yapılabilir. Böyle bir sözleşme hukuk düzenince geçerli olur. 04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararında, bir kimsenin, başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda olduğu bir taşınmazı kendi malı imiş gibi kiraya verip kira paralarını tahsil etmesinin, Borçlar Kanununun 414. maddesi kapsamında bir vekaletsiz iş görme olduğu açıkca belirtilmiştir. Vekaletsiz iş görme, iş sahibinin bilgisi dışında gerçekleşen bir olgudur. İş sahibi vekaletsiz iş görenin bu işine icazet verdiği takdirde, Borçlar Kanununun 415. maddesine göre, iş gören ile kendi arasında vekalet hükümleri geçerli olur. İcazet verilmemesi halinde, iş sahibinin, kendisi adına vekaletsiz olarak görülen işin hukuksal sonuçlarıyla bağlı tutulması düşünülemez. Mahkeme tarafından kayyım olarak atanan … Defterdarının malik, hak ve yetkilerine sahip olduğu tartışmasızdır. Davacı vekaletsiz iş görme hükümlerine göre, dava konusu taşınmazı davalıya kiralamıştır. Bundan haberdar olan kayyım sözleşmeye icazet vermemiş, önce kiracıdan ecrimisil istemiş, daha sonrada kira sözleşmesi imzalamıştır. Bu durumda vekaletsiz iş görme hükümlerine göre taraflar arasında yapılan sözleşme geçersiz hale gelmiş, kayyımla davalı arasında yapılan ikinci sözleşme hukuk düzenince benimsenen geçerli sözleşme olmuştur. Bunun aksinin düşünülmesi, fuzuli şagil durumundaki davacı tarafından, malikin bilgisi ve onayı dışında düzenlenen kira sözleşmesine dayalı hakkın, mülkiyet hakkına tercih edilmesi gibi, hukuk düzeninin kabul edemeyeceği bir sonucu doğuracağı ortadadır. Bu bağlamda, taraflar arasındaki ilişkiden haberdar olan kayyım, vekaletsiz iş görmeye dayalı kira sözleşmesine icazet vermeme hakkı olduğu gibi, kiracı ile yeni bir kira sözleşmesi yapmama hakkı da bulunmaktadır. Bu takdirde taraflar aleyhine mülkiyet hakkına dayalı olarak açacağı el atmanın önlenmesi davası ile taşınmazın tasarrufunu elde etme imkanı vardır. Ancak kayyım tercihini davalı ile yeni bir kira sözleşmesi yapmak şeklinde kullanmıştır. Bu nedenlerle; yerel mahkemenin usul ve yasaya uygun bulunan red kararının onanması gerekmekte iken, aksine düşüncelerle bozulmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyorum. 20.06.2012

Bir kimsenin mülkiyeti başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek vaziyette olduğu bir taşınmazı kendi malı gibi kiraya verip kira bedellerini tahsil etmesi durumunda, taşınmazın gerçek hak sahibi ile bu kişi arasındaki uyuşmazlıkta 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 526 ve devamı maddelerindeki vekaletsiz iş görme hükümleri tatbik olunur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2019/4276, K. 2019/7302 sayılı kararında belirtildiği üzere, Türk Borçlar Kanunu'nun 527 nci maddesi uyarınca vekaletsiz iş gören her türlü ihmal ve ihtiyatsızlığından ötürü sorumlu bulunmaktadır; iş görenin ihmali kanıtlandığı takdirde taşınmazın emsal getirisine, aksi takdirde fiilen tahsil edilen kiraların hak sahibine iadesine karar verilir. Öte yandan kiraya verenin vefatı durumunda mirasçıları kendiliğinden kira ilişkisinin tarafı konumuna gelir ve sözleşme aynı şartlarla geçerliliğini sürdürür.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2019/4276, K. 2019/7302Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2019/4276 E.  ,  2019/7302 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonucunda, dairemiz bozma ilamına direnilmesine dair verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; 6763 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası uyarınca dosyadaki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; murisi … ’ın 07/08/2005 tarihinde vefat etmesi nedeniyle dava konusu taşınmazda ortak olduğunu, tapudaki intikal işleminin ise 09/11/2009 tarihinde yapıldığını, daha sonra yaptığı araştırmalarda ortak olan davalının taşınmazdan kira geliri elde ettiğini öğrendiğini, davalıya 07/08/2005-07/07/2014 tarihleri arasında hissesine düşen kira bedellerini ödemesi için ihtar çektiğini, ancak ödeme yapılmaması üzerine başlattığı icra takibine davalının vasisinin itiraz ettiğini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptalini ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vasisi; alacağın zamanaşımına uğradığını, ayrıca dava konusu taşınmazın davalının murisi olan … tarafından kiraya verildiğini, bu nedenle murisin vefat ettiği 22/10/2013 tarihine kadar elde edilen kira gelirinden davalının sorumlu olmadığını, davacının bir alacağın var olduğu kabul edilse bile hakkından fazlasını talep ettiğini, kiracının stopaj beyanlarına göre 07/07/2009 ila 31/06/2014 tarihleri arasındaki dönemde tahsil edilen kira bedelinin 26.800 TL olduğu, davacının ancak bu tutardan hissesine düşen 4.466,66 TL'yi talep edebileceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile takibin 15.693 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin alacak ve icra inkar tazminatı taleplerinin reddine dair verilen karar, davalı tarafın temyizi üzerine Dairemizin 21/02/2019 tarihli ve 2017/5156 E. 2019/1448 K. sayılı ilamıyla; (…1-) Borçlar Kanunu'nun konuya ilişkin 61 vd. maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; geçerli olmayan ve tahakkuk etmemiş yahut varlığı sona ermiş bir nedene ya da borçlu olunmayan şeyin hataen verilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Sebepsiz zenginleşme, bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkindir ve taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. Dosyanın incelenmesinde; davacının hissesinin bulunduğu taşınmazda, davalının dava dışı kişilerden kira ilişkisinden kaynaklanan kira bedelini alması sonucu, davacının hissesi oranında kira bedellerinin davalıdan tahsili istenilmiş olmakla; davaya bakma görevi de genel mahkeme olan Asliye hukuk mahkemelerine aittir. O halde mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın göreve ilişkin hükümleri içerir 2 nci ve devamı maddeleri dikkate alınmak suretiyle, genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu düşünülerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. 2-) Bozma nedenine göre, davalı tarafın diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…) Gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece; davaya Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla bakıldığı gerekçesiyle, dairemiz bozma ilamına karşı direnilmesine, davanın kısmen kabulü ile takibin 15.693 TL asıl alacak üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden yasal faiz uygulanmasına, fazlaya ilişkin alacak ve icra inkar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davanın, açıldığı asliye hukuk mahkemesince hükme bağlandığı anlaşılmaktadır. Buna göre, mahkemece verilen direnme kararı yerinde olduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-HMK'nın 33 üncü maddesine göre; hakim, Türk hukukunu resen uygular. Diğer bir anlatımla, bir davada ileri sürülen maddi olayların hukuki nitelendirmesini yapmak, uygulanacak hukuk kaidelerini bulmak ve uygulamak hakimin doğrudan görevidir. Davada, elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazın, davalı ortak tarafından üçüncü kişilere kiraya verilerek kira geliri elde edildiği iddiasıyla, davacı ortağın hissesine isabet eden kira parasının tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istenilmiştir. Bir kimsenin başkasına ait olduğunu bildiği veya bilebilecek durumda bulunduğu bir taşınmazdaki bir kısım hisseleri kendi malıymış gibi kiraya verip paralarını toplamış olması nedeniyle, hak sahibinin o kimseden hissesine düşen kiraların alınması için açacağı davada, 818 sayılı BK’nın 410 (6098 sayılı TBK'nın 526) ve devamı maddelerinde düzenlenen vekaletsiz iş görme hükümleri uygulanır. 818 sayılı BK’nın 411 inci (6098 sayılı TBK'nın 527 nci) maddesi uyarınca; vekaletsiz iş gören, her türlü ihmal ve ihtiyatsızlıktan mesuldür. O halde, ihmalin ispat edilmesi halinde taşınmazın getirisine hükmolunmalı aksi taktirde elde edilen kiraların iadesine karar verilmelidir. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; elbirliği mülkiyetine tabi dava konusu taşınmazın, (davalının kardeşi olan) ortaklardan … tarafından kiraya verildiği, bu ortağın ölümünden sonra davalının kiralayan sıfatıyla kira ilişkisini devam ettirdiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; …’ın ölümüne kadar olan dönemde elde edilen kira parasının yarısını, sonrasında ise kira parasının tamamını elde eden davalı, vekaletsiz iş görme hükümlerine göre davacının hissesine düşen kira parasını (elde ettiği oranda) iade etmekle yükümlüdür. Buna göre, mahkemece; ihmalin varlığının davacı tarafça ispat edilemediği gözetilerek, dosyaya getirtilen kira sözleşmesi, kiracı tarafından sunulan banka dekontları ile Karamürsel Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından bildirilen (gayrimenkul sermaye iradı gelir vergisine esas) kira gelirleri esas alınmak suretiyle, davaya konu dönemde elde edilen kira geliri ile davacının hissesine düşen kira parasından davalının sorumlu olduğu tutarın bilirkişi aracılığıyla belirlenmesi ve bu tutar üzerinden takibin devamına karar verilmesi gerekmektedir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise; taşınmazın 2014 yılında serbest piyasa koşullarına göre getirebileceği kira geliri ile bu gelire TEFE ve TÜFE oranlarının uygulanması suretiyle belirlenen önceki yılların kira gelirlerinin esas alınması suretiyle hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu hali ile alınan rapor, hüküm vermeye yeterli değildir. Bu halde mahkemece yapılacak iş; yukarıda açıklanan hususlar doğrultusunda yeniden konunun uzmanı bilirkişilerden rapor aldırmak ve ulaşılacak sonuca göre bir karar vermek olmalıdır. Kabule göre de; davacı tarafından 15/08/2014 tarihinde başlatılan takipte 07/08/2005 ila 07/07/2014 tarihleri arasındaki döneme ilişkin (hisseye düşen) kira parası talep edilmiş olmasına rağmen, mahkemece talep aşılarak 07/08/2005 ila 10/10/2014 tarihleri arasındaki döneme ilişkin kira parasının esas alınması suretiyle takibin kısmen kabulüne karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda birinci bendde açıklanan nedenlerle davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bendde açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428 inci maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440 ıncı maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01/10/2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Güvence Bedeli ve Kiralananın Kullanım Esasları

Kira güvence bedeli ya da depozito; kiralanan taşınmazın herhangi bir zarara uğramayacağına teminat oluşturmak hedefiyle sözleşmenin başlangıcında nakit para veya kıymetli evrak biçiminde verilen teminattır. Sözleşme şartlarına riayet edilmiş olması kaydıyla taşınmaz boşaltılırken kiracı tarafından geri alınır. Kiracı taşınmazı kullanırken kiralananın satılması yahut sözleşme hitamında bir başkasına kiralanması süreçlerinde, taşınmazı incelemek ve gezmek isteyen şahıslara kendisi için en elverişli zaman dilimi gözetilmek suretiyle izin vermekle yükümlüdür.

Kiralananın sonradan ayıplı hale gelmesi durumunda kiracı; kiraya verenden ayıbın giderilmesini, kira bedelinin indirilmesini, sözleşmeden dönmeyi veya sözleşmeyi feshetmeyi ve ayıp dolayısıyla uğradığı zararın tazminini talep edebilir. Kiracının kiralananda sözleşmeye aykırı değişiklik yapması durumunda kiraya veren, eski hale getirilmesi için kiracıya en az otuz günlük süre verir; ihtara rağmen bu süre içinde eski hale getirme yapılmazsa fesih yoluna başvurulabilir. Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen olağanüstü durumların meydana gelmesi ve ifanın aşırı güçleşmesi halinde, sözleşmeyi yerine getirmede zorluğa düşen taraf kira sözleşmesinin uyarlanmasını mahkemeden talep edebilir. Kiraya veren ayrıca kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkını kullanarak öncelikli teminat sağlayabilir.

Kira Bedelinin İspatı ve Tevsik Yükümlülüğü

Kira hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda taraflar arasında geçerli bir kira bağının mevcut bulunduğunu ve kira bedelinin miktarını kanıtlama mükellefiyeti kiraya verendedir. Buna karşın muaccel hale gelen kira paralarının ödendiğini ispat yükü kiracıya aittir. Sözleşmenin başlangıç tarihinin ispatı da kiraya verene düşmekte olup; şayet başlangıç tarihini gösterir yazılı bir kira sözleşmesi tanzim edilmişse bunun aksinin tanık beyanıyla ispatı caiz değildir. Fakat kira sözleşmesi şifahi olarak kurulmuşsa başlangıç tarihinin tespiti bakımından tanık dinlenmesi mümkündür.

Mevzuat gereğince kira bedellerinin banka veya yetkili ödeme kuruluşları vasıtasıyla tevsiki mecburidir. Tevsik zorunluluğuna riayet edilmeksizin elden gerçekleştirilen ödemelerde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 355 inci maddesi uyarınca taraflar adına özel usulsüzlük cezası tatbik edilir. Bununla birlikte ödemenin bu zorunluluğa aykırı biçimde elden yapıldığını, ödeme tarihini izleyen beş iş günü zarfında kendiliğinden vergi idaresine ihbar eden kiracı hakkında özel usulsüzlük cezası kesilmez.

Kira Borcunun Ödenmemesi ve Temerrüt Hükümleri

Kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle işlem yapılabilmesi için kararlaştırılan ödeme vadesinin dolmuş ve borcun muaccel hale gelmiş bulunması şarttır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 315 inci maddesi uyarınca kiracı, kiralananın kendisine tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ifa etmezse; kiraya veren yazılı bir süre tayin ederek bu mühlet içerisinde borç yerine getirilmediği takdirde sözleşmeyi feshedeceğini bildirir. Kanun gereğince kiracıya tanınacak mehil konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, diğer kiralarda ise en az on gün olup, verilen bu yasal süre kiracıya yapılan yazılı bildirimin tebliğ edildiği tarihi izleyen günden itibaren hüküm ifade etmeye başlar. İhtarın tebliğ edilmemesi halinde fesih prosedürü hukuki netice doğurmaz.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 315Kaynağı aç
MADDE 315- Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir. Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. II. Özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu

Tahliye talepli icra takibinde borçluya borcunu yedi gün içinde borca itiraz etme hakkı veya otuz gün içinde ödemesini yapması için süre tanınır; aksi halde cebri icra yolu ile tahliye edileceği belirtilir. Borçlu yedi gün içinde borca itiraz ederse takip durur ve itirazın kaldırılması için alacaklının dava açması gerekir. Borçlu yedi gün içinde itiraz etmezse takip kesinleşir; otuz gün içinde ödeme yapılmazsa icra yolu ile tahliye gerçekleşir ve haciz işlemleri başlatılır.

Tahliye Sebepleri ve Dava Açma Koşulları

Konut veya işyeri ihtiyacına dayalı olarak tahliye istenebilmesi için kira sözleşmesinin süresinin sona ermiş olması gerekir. Kiracının tahliyesini gerektiren bir diğer kanuni düzenleme ise 6098 sayılı Kanun'un 352 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alır. Kiracının veya birlikte ikamet ettiği eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları dahilinde oturmaya elverişli bir konutunun varlığı halinde; sözleşmenin teessüsü esnasında bu husustan haberdar olmayan kiraya veren, kira sözleşmesinin bitiminden itibaren bir ay içinde dava ikame ederek taşınmazın tahliyesini isteyebilir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 352Kaynağı aç
MADDE 352- Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir. Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir. Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir. 3. Dava süresinin uzaması

Kiracının kira bedelini zamanında tediyeden imtina etmesi durumunda 6098 sayılı Kanun'un 352 nci maddesinin ikinci fıkrası devreye girer. Buna göre bir yıldan kısa süreli kira mukavelelerinde kira süresi zarfında; bir yıl ve daha uzun süreli mukavelelerde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre zarfında kira bedelini ödemediği için kiracıya yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmuşsa, kiraya veren kira süresinin ve bir yıldan uzun kiralarda ihtarların yöneltildiği kira yılının hitamından başlayarak bir ay içinde Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açarak sözleşmeyi feshedebilir.

Tahliye taahhütnamesinin geçerliliği 6098 sayılı Kanun'un 352 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kiralananın kiracıya tesliminden sonraki bir tarihte tanzim edilmiş olmasına bağlıdır. Kiracı taşınmazı belirli bir günde tahliye edeceğini teslimden sonra yazılı olarak üstlenmiş olmasına rağmen taşınmazı boşaltmazsa, kiraya veren taahhüt edilen tarihten itibaren bir ay içinde dava açmak veya icraya başvurmak suretiyle sözleşmeyi sona erdirir. Adi yazılı şekilde hazırlanan taahhütname bu yola müracaat için yeterlidir. Kira süresinin sona ermesi vakıasına dayanılarak ilamsız icra yoluna başvurulabilmesi için kural olarak yazılı bir kira mukavelesinin bulunması icap eder; sözlü akdedilen kira ilişkilerinde ancak geçerli bir tahliye taahhüdü varsa bu takip yolu işletilebilir. Taahhüde dayalı takipte icra dairesince düzenlenen tahliye ve ödeme emrine karşı kiracının itiraz süresi ise yedi gündür.

Kiraya verenin taşınmazın tapudaki maliki olması şart mıdır?

Hayır, kira sözleşmesi akdedebilmek için kiraya verenin tapuda malik sıfatını taşıması zorunlu değildir; malik olmayan kimselerin yaptığı kira sözleşmeleri de hukuken geçerlidir ve taraflarını bağlar.

Tahliye taahhütnamesi ne zaman imzalanırsa geçerli olur?

Tahliye taahhütnamesinin hukuken geçerli sayılabilmesi için taşınmazın fiilen kiracıya teslim edilmesinden sonraki bir tarihte yazılı olarak düzenlenmesi şarttır.

Yazılı kira sözleşmesindeki başlangıç tarihi tanıkla çürütülebilir mi?

Hayır, yazılı kira sözleşmesinde gösterilen başlangıç tarihinin aksı tanık beyanıyla ispatlanamaz; tanık dinletilebilmesi ancak sözleşmenin sözlü olarak akdedildiği durumlarda mümkündür.

İki haklı ihtar sebebiyle tahliye davası ne kadar sürede açılmalıdır?

Bir kira yılı içinde kira bedelinin ödenmemesi yüzünden iki haklı yazılı ihtara sebep olunmuşsa, kira yılının sona ermesinden itibaren bir ay içinde sulh hukuk mahkemesinde tahliye davası açılmalıdır.

Kira borcunun elden ödenmesi halinde vergi cezasından nasıl muaf olunur?

Tevsik şartına aykırı şekilde elden yapılan ödemeyi takip eden beş iş günü içinde durumu kendiliğinden vergi idaresine bildiren kiracı adına özel usulsüzlük cezası kesilmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu