İnternetten İçerik ve Haber Kaldırma: Hukuki Yollar

by Avukat Erdal Ersoy
İnternetten İçerik ve Haber Kaldırma: Hukuki Yollar

7590 sayılı Kanunun 26 ve 27. maddeleriyle 31 Temmuz 2026’da devredilen 5651 kapsamındaki görevlerde yetkili kurum Siber Güvenlik Başkanlığıdır. İlgili ikincil düzenlemelerdeki BTK/TİB atıfları, devredilen görevler bakımından bu Başkanlığa yapılmış sayılır. BTK’nın bütün elektronik haberleşme görevleri devredilmiş değildir; başka özel kanunlardaki yetkiler ayrıca değerlendirilir. 7578 sayılı Kanunun yeni sosyal ağ ve oyun platformu yükümlülüklerinin yürürlük tarihi ise 1 Kasım 2026’dır.

7590 sayılı Kanun, Madde 26Kaynağı aç
BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7590 Kabul Tarihi: 24/7/2026 MADDE 1- 1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (2) sayılı tablonun “IV- Ticari ve medeni işlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümüne aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “56. Nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan tüzel kişilerin taraf olduğu nükleer enerji santrali yatırımlarına ilişkin düzenlenen kağıtlar.” MADDE 2- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 68 inci maddesinin (B) bendinin son paragrafı yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 3- 19/6/1979 tarihli ve 2252 sayılı Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasına (f) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (g) bendi buna göre teselsül ettirilmiştir. “g) 2863 sayılı Kanun kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılacak başvurular ve Bakanlıkça sunulacak hizmetler karşılığı alınacak her türlü hizmet bedeli,” MADDE 4- 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aşağıdaki ek madde ile ekli (1) sayılı ücret tarifesi eklenmiştir. “EK MADDE 9- Kamu kurum ve kuruluşlarınca hazırlanan her türlü plan, proje, yapım ve benzeri işler kapsamında talep edilenler hariç olmak üzere; bu Kanun kapsamındaki Kültür ve Turizm Bakanlığının yetkili olduğu her türlü belge talebi ile itiraz ve yeniden değerlendirme başvurularından ve Bakanlıkça özel bir çalışma, araştırma ve inceleme gerektiren talep ve başvurulardan, kültürel mirasın korunması amacıyla gerçekleştirilecek hizmetlerin yürütülmesinde kullanılmak üzere ekli (1) sayılı ücret tarifesinde belirlenen hizmet bedelleri alınır. Hizmet bedeli olarak alınacak tutarlar, başvuru sahipleri tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünün ilgili banka hesabına yatırılır. Hesapta toplanan tutar Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi bütçesine gelir kaydedilir. Ekli (1) sayılı ücret tarifesinde belirlenen hizmet bedelleri, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrası uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır. Bu madde kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılacak başvurular ve Bakanlıkça sunulacak hizmetler karşılığı alınacak bedellere ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” MADDE 5- 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “EK MADDE 17- İlk defa sürücü belgesi alanlar ile sürücü belgesi herhangi bir nedenle iptal edilip yeniden sürücü belgesi almaya hak kazananlar, belgenin alındığı tarihten itibaren iki yıl süre ile aday sürücü olarak kabul edilirler. Aday sürücülük süresi içinde; a) Bu Kanun kapsamında sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasını gerektiren bir ihlalin gerçekleştirilmesi, b) 75 ceza puanının aşılması, c) Araç cinsine bakılmaksızın 0.20 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanıldığının tespit edilmesi, ç) Bu Kanunun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 74 üncü veya 78 inci maddelerinden herhangi birinin üç kez ihlal edilmesi, halinde aday sürücü belgesi iptal edilir. Aday sürücü belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için; sürücü kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime başlayabilmeleri için tabi tutulacakları psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hali bulunmadığını gösterir belgenin sürücü kursuna ibrazı, bu Kanun kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması ve varsa iptal işlemi sonrası bekleme süresi veya geçici geri alma işlemleri sonrası geri alma süresi kadar zamanın geçmiş olması zorunludur. Aday sürücü belgesi iptal işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır.” MADDE 6- 14/10/1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasına “araç ve gereç” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile kazaya uğramış, zor durumda kalan veya tehlike içinde bulunan hava aracına gerekli hizmetin” ibaresi eklenmiş ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Kolluk kuvvetleri ve diğer yetkililer; kazaya uğramış, zor durumda kalan veya tehlike içinde bulunan hava aracına, uçuş ekibine, yolculara, kurtarma ve yardım ekibinin görevini yapmasına yardımcı olmakla yükümlüdürler.” MADDE 7- 2920 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Önleme talimatlarına uyma ve inme mecburiyeti MADDE 94- Türk hava sahasında uçuş gerçekleştiren sivil hava araçlarının, hava trafik kurallarına aykırı hareket etmeleri veya hava sahasını ihlal etmeleri hâlinde, ilgili hava trafik kontrol ünitesinin talebi üzerine yetkilendirilen hava araçları tarafından gerçekleştirilen önleme faaliyetleri kapsamında verilen talimatlara uymaları ve gerekli görüldüğünde iniş yapmaları zorunludur. Yabancı devletlerin hava sahasında uçuş gerçekleştiren, Türk Sivil Hava Aracı Siciline kayıtlı veya Türk işleticiler tarafından işletilen sivil hava araçlarının, Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınan devletlerin yetkili makamlarınca verilen önleme talimatlarına uymaları ve gerekli görüldüğünde iniş yapmaları zorunludur. Birinci fıkra hükmünün uygulanmasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı; gerekli hâllerde Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ile iş birliği yapar.” MADDE 8- 2920 sayılı Kanunun 143 üncü maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Birinci ve ikinci fıkralarda yer alan idari para cezalarının alt ve üst sınırları tüzel kişiler için beş katı olarak uygulanır.” MADDE 9- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 47- (1) 31/12/2045 tarihine kadar uygulanmak üzere, nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan mükelleflerin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin inşaat işleri nedeniyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüklenilen ve takvim yılının altı aylık dönemleri itibarıyla indirim yoluyla telafi edilemeyen katma değer vergisi, altı aylık dönemleri izleyen bir yıl içinde talep edilmesi halinde mükellefe iade edilir. (2) 31/12/2045 tarihine kadar uygulanmak üzere, nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan mükelleflerin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin yapılacak makine ve teçhizat teslimleri katma değer vergisinden müstesnadır. Bu kapsamda yapılan teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler, 32 nci madde hükmü uyarınca istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilir. (3) Yatırımın tamamlanmaması halinde, bu madde kapsamında zamanında alınmayan veya iade edilen vergiler yatırımcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. Bu vergiler ile vergi cezalarında zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar. (4) Cumhurbaşkanı birinci ve ikinci fıkrada yer alan süreleri 31/12/2050 tarihine kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” MADDE 10- 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 35 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “31/12/2026” ibaresi “31/12/2028” şeklinde değiştirilmiş ve cümleye “2025” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 2026 ve 2027” ibaresi eklenmiştir. MADDE 11- 4447 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 36- 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında turizm işletmesi belgesine sahip özel sektöre ait konaklama tesisi işyerlerinde, 2026 yılı Mayıs ila Aralık aylarına/dönemlerine ilişkin olmak üzere, tesisin faaliyette bulunduğu aylar/dönemler ile sınırlı olarak, ilgili ayda/dönemde verilen muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak bildirilen sigortalıların prim ödeme gün sayısının 116,67 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işyerlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilmek suretiyle Fondan karşılanır. İşyeri ile ilgili muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmemesi, primlerin yasal süresinde ödenmemesi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunması durumlarında bu maddede belirtilen destekten yararlanılamaz. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ettiren ve taksitlendiren veya ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu taksitlendirme veya yapılandırma devam ettiği sürece bu madde hükmünden yararlandırılır. Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik ad, ünvan veya iş birimi altında açılması, yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi veya bu madde kapsamında sağlanan destekten yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis edildiğinin anlaşılması hâlinde, Fondan karşılanan tutar 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte işverenden tahsil edilir. 2026 yılı Mayıs ila Aralık ayları/dönemleri için mahkeme kararıyla veya denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirilen sigortalıyı fiilen çalıştırmadığı tespit edilen işyerleri ile sigortalıların prime esas kazançlarını Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden Fondan karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2026 yılı Mayıs ila Aralık aylarına/dönemlerine ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder. Bu maddenin uygulanmasında 5510 sayılı Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz. Bu madde hükümleri; sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar, yabancı uyruklu sigortalılar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz. Bu madde kapsamındaki destekten yararlanan işyerlerinin aynı ayda/dönemde diğer sigorta primi teşvik, destek ve indirimlerinden yararlanması hâlinde; bu madde uyarınca sağlanacak destek tutarı, bu teşvik, destek ve indirimler uygulandıktan sonra destekten yararlanılan aya/döneme ait Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenmesi gereken sigorta primi tutarını aşamaz. Fondan bu madde kapsamında karşılanan tutarlar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gelir, gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir.” MADDE 12- 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine “2 nci maddenin” ibaresinden önce gelmek üzere “İdarelerin bütçe içi işletmeleri hariç” ibaresi eklenmiştir. MADDE 13- 4734 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir. “Kamu alımlarında mütekabiliyet EK MADDE 13- Bu Kanun ve diğer kanunlar kapsamındaki alımlarda yerli istekliler, yerli malı ve bu malı teklif eden istekliler lehine tanınan hak ve avantajların, Avrupa Birliği üyesi devletlerde yerleşik isteklilere, Avrupa Birliği menşeli mala ve bu malı teklif eden isteklilere de mütekabiliyet esasları çerçevesinde ülke ve/veya ürüne göre kısmen ya da tamamen tanınması hususunda Cumhurbaşkanı yetkilidir.” MADDE 14- 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 12 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci paragrafının son cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümleler, (2) numaralı fıkrasının (c) bendine “motor silindir hacmi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “çekiş sistemi,” ibaresi ve fıkraya (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir. “(II) sayılı listenin 87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan mallar (13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca (L) sınıfında olup içten yanmalı motoru olanlar ile (L) sınıfında olup elektrik motor gücü 4 kW’ın altında olanlar ve (T) sınıfında olan araçlar hariç) için nispi vergi oranı üzerinden hesaplanacak vergi tutarı, asgari maktu vergi tutarı olan; (L) sınıfı araçlar için 30.000 Türk Lirası, diğerleri için 100.000 Türk Lirasından az olamaz. Bu tutarlar her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Hesaplanan tutarların 100 Türk Lirasını aşmayan kesirleri dikkate alınmaz.” “ç) (II) sayılı listenin 87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan mallar için (1) numaralı fıkrada yer alan tutarları veya yeniden değerleme oranı uygulanmak suretiyle belirlenmiş olan tutarları on katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye, bu sınırlar içinde kalmak şartıyla; farklı matrah grupları oluşturmak suretiyle asgari maktu vergi tutarlarını farklılaştırmaya, motor gücü, motor silindir hacmi, çekiş sistemi, menzili, batarya kapasitesi, cinsi, sınıfı, üst yapı gövde tanımı, emisyon türü ve değeri, istiap haddi ile yolcu ve yük taşıma kapasitesi itibarıyla farklı asgari maktu vergi tutarları belirlemeye,” MADDE 15- 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81 inci maddesinin başlığı “Prim oranları” şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 16- 5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “20.000” ibaresi “23.552” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 17- 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 20- (1) Nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan kurumların nükleer enerji santrali yatırımları kapsamında 12 nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan şartlarla yaptıkları borçlanmalar için, aynı fıkrada yer alan %50 oranı 31/12/2045 tarihine kadar %25 olarak uygulanır. (2) Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan süreyi beş yıla kadar uzatmaya yetkilidir.” MADDE 18- 8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasına “ara veren” ibaresinden sonra gelmek üzere “, kurum türüne uygun olmayan program uygulayan” ibaresi, ikinci fıkrasına (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş, fıkranın ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkraya ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve mevcut üçüncü cümlesine “yetkili makam tarafından” ibaresinden sonra gelmek üzere “kurum bazlı olarak” ibaresi eklenmiştir. “ğ) Milletlerarası okul olması hâlinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan öğrencilerin kayıtlarını yapması veya bu öğrencilere eğitim vermesi ya da bu kurumlara devam ederken Türk vatandaşlığını kazananları bu Kanunda belirlenmiş sürelerden daha fazla sürede kurumda kayıtlı tutması,” “Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş katı olarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez işlenmesi hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir, (ğ) ve (h) bentlerindeki fiillerin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir.” “Bu fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için uygulanan idari para cezasının tebliğ edildiği tarihten itibaren dört; (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiiller için ise uygulanan idari para cezasının tebliğ edildiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi hâlinde o fiil tekerrüre esas alınmaz.” MADDE 19- 5580 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Kurumlarda Bakanlıkça belirlenen öğretmenlik alanlarına kaynak teşkil eden yükseköğretim programlarından mezun olup Bakanlıkça özel alan eğitimi ve öğretmenlik meslek bilgisi bakımından belirlenen niteliklere sahip olanlar öğretmen olarak görevlendirilir. Kurumların eğitim-öğretim hizmetlerinde görevlendirilecek yönetici, uzman öğretici ve usta öğreticilerin nitelikleri ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.” MADDE 20- 5580 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “ GEÇİCİ MADDE 8- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 7 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında işlenen fiiller, anılan fıkrada belirlenen süreler dikkate alınarak tekerrüre esas alınır.” MADDE 21- 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununa 60 ıncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Başkanlığın yetkisi ve idari yaptırımlar MADDE 60/A- (1) İnternet alan adlarına ilişkin strateji ve politikaları belirlemeye ve düzenleme yapmaya Başkanlık yetkilidir. (2) Anayasanın 22 nci maddesinde sayılan sebeplerden biri veya birkaçına bağlı olarak, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Başkanlık, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya re’sen alınması gereken tedbirleri belirleyebilir ve bu tedbirlere ilişkin kararı uygulanmak üzere derhal işletmecilere, erişim sağlayıcılara, veri merkezlerine ve ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirir. Bu kararın gereği, derhal ve kararın bildirilmesi anından itibaren en geç iki saat içinde yerine getirilir. Bu karar, yirmidört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim kararını kırksekiz saat içinde açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar. (3) Başkanlık, bu Kanunda düzenlenen görev ve yetkileriyle ilgili olarak yükümlülüğünü yerine getirmeyen ilgililere ihlal teşkil eden eylem başına yirmi bin Türk lirasından yüz bin Türk lirasına kadar idari para cezası verebilir. (4) Bu madde uyarınca Başkanlık tarafından verilen idari para cezaları 6183 sayılı Kanun hükümlerine tabi olup, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgisine göre Başkanlık hesaplarına ödenir. Bu süre içinde ödenmeyen idari para cezaları, Başkanlığın bildirimi üzerine ilgili vergi dairesince 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Tahsil edilen idari para cezalarının tamamı Başkanlık hesaplarına aktarılır. (5) Bu madde uyarınca Başkanlık tarafından verilecek idari para cezası ve diğer idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Başkanlık kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır. Başkanlık tarafından açılacak davalarda teminat aranmaz.” MADDE 22- 3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 18 inci maddesinin mülga ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. “(2) Sayıştay savcıları hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri veya Yükseköğretim Kurulu tarafından bunlara denkliği kabul edilen yurt içindeki veya yurt dışındaki en az dört yıllık fakülte veya yüksekokullardan birini bitirmiş ve yükseköğrenimden sonra mali, iktisadi veya hukuki konularla ilgili kamu görevlisi olarak en az on yıl çalışmış olanlar arasından atanır.” MADDE 23- 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun geçici 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “31/12/2025” ibaresi “31/12/2030” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “yüzde onu” ibaresi “yüzde otuzu” şeklinde, “yüzde beşi” ibaresi “yüzde on beşi” şeklinde ve dördüncü cümlesinde yer alan “yüzde onu” ibaresi “yüzde otuzu” şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 24- 9/5/2013 tarihli ve 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir. “İdari hizmet sözleşmesi ile personel istihdamı EK MADDE 4- (1) 4857 sayılı Kanun kapsamında istihdam edilenler hariç olmak üzere PTT personeli, 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine tâbi olmaksızın idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilir. (2) PTT personelinin işe alınması, görev ve yetkileri, yükümlülükleri, görevlendirilmesi, eğitim, terfi, görevde yükselme, ünvan değişikliği, görevden alma, sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi veya sona erdirilmesi, pozisyon ünvan ve sayıları ile istihdamlarına ilişkin diğer hususlar Yönetim Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan yönetmelikler ile düzenlenir. Sözleşmeli personel pozisyonlarından boş olanların açıktan alım amacıyla kullanılması, Cumhurbaşkanlığının iznine tâbidir. (3) PTT personelinin aylık ücret ve diğer mali ve sosyal hakları ile sözleşme esasları, Yönetim Kurulunun kararı ile belirlenir. Ancak, avukat vekâlet ücretleri hariç aylık ücret ve diğer mali ve sosyal haklar kapsamında yapılan her türlü ödemelerin aylık net ortalaması hizmet grupları itibarıyla Cumhurbaşkanınca tespit edilecek üst sınırı aşamaz. PTT lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan avukat vekâlet ücretlerinin dağıtılması 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre yapılır. (4) Bu madde kapsamında istihdam edilecekler, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bu kişilere, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası kapsamında istihdam edilenlere ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde iş sonu tazminatı ödenir.” MADDE 25- 6475 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “Geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE 13- (1) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 27 nci maddesi ile bu Kanunun mülga 27 nci maddesi hükümleri uyarınca PTT’de istihdam edilen mevcut personel, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren ek 4 üncü maddeye göre idari hizmet sözleşmeli personel olarak istihdam edilir. (2) PTT’de 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellere tabi olarak çalışan personel bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren yirmi gün içinde bu Kanunun ek 4 üncü maddesi kapsamında istihdam edilmek üzere yazılı olarak PTT’ye talepte bulunabilir. Talep tarihinden itibaren otuz gün içinde, talepte bulunan personel ile bu fıkrada öngörülen sınırlamalar çerçevesinde idari hizmet sözleşmesi imzalanır. Bu kişiler hakkında bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükümleri ile 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 22 nci maddesinin beşinci fıkrası kıyasen uygulanır. Ancak, bu fıkra kapsamında sözleşme imzalanabileceklerin sayısı 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellere tabi olarak görev yapan personel sayısının yüzde 50’sini geçemez. Talebin bu oranı geçmesi durumunda sırasıyla disiplin cezası almamış olanlara, PTT’deki hizmet süresi fazla olanlara ve yaşı daha büyük olanlara öncelik tanınır. (3) PTT’de 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellere tabi olup bu madde hükümleri uyarınca idari hizmet sözleşmesi imzalanmayan personel diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altmış gün içinde istihdam fazlası personelin nakil işlemlerini yürüten kuruma bildirilir. Bildirilen personelin atama teklifleri, ilgili personelin nakil işlemlerini yürüten kurumca, doksan gün içinde kamu kurum ve kuruluşlarının hizmet ihtiyaçları ve personelin il tercihleri göz önünde bulundurularak 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak, anılan madde uyarınca Özelleştirme Fonundan veya Hazineden karşılanması öngörülen ödemeler, PTT tarafından karşılanır. (4) Üçüncü fıkra kapsamında yapılacak atamalar için uygun boş kadro bulunmaması hâlinde, atama onayının alınmasıyla birlikte başka bir işleme gerek kalmaksızın söz konusu kadrolar ihdas edilmiş ve kurumların kadro cetvelinin ilgili bölümlerine eklenmiş, bu şekilde ihdas edilen kadrolar herhangi bir nedenle boşalması halinde ise başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkra kapsamında gerçekleştirilen ihdas ve iptal işlemleri kamu personel bilgi sisteminin bulunduğu kuruma bir ay içinde bildirilir. (5) Bu madde hükümlerine göre idari hizmet sözleşmeli olarak istihdam edilenlerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre PTT’de daha önceki istihdam edildikleri statülerinde geçirdikleri hizmet süreleri ek 4 üncü madde kapsamında geçmiş sayılır. (6) Bu madde hükümlerine göre idari hizmet sözleşmeli olarak istihdam edilenlere emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatı ödenmiş süreleri hariç, emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, ek 4 üncü maddeye göre ödenecek iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınır.” MADDE 26- 12/3/2025 tarihli ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanununa aşağıdaki geçici madde ve ekli (1) sayılı liste eklenmiştir. “Geçiş hükümleri GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla Siber Güvenlik Başkanlığına devredilen görev ve yetkiler bakımından Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından ikincil düzenlemeler çıkarılana kadar mevcut düzenlemelerin uygulanmasına devam olunur ve bu düzenlemelerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yapılan atıflar Siber Güvenlik Başkanlığına; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kuruluna, Telekomünikasyon Kuruluna, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına ve Telekomünikasyon İletişim Başkanına yapılan atıflar Siber Güvenlik Başkanına yapılmış sayılır. (2) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına ait ve münhasıran bu maddeyi ihdas eden Kanunla Siber Güvenlik Başkanlığına devredilen görev ve yetkiler bakımından bu görev ve yetkiler kapsamında kullanılan her türlü taşınır, bilgi işlem altyapısı ve sistemler, veri merkezi, taşıt, araç, gereç ve malzeme, fiziki ve elektronik ortamdaki her türlü kayıt ve doküman ile diğer her türlü varlık ile söz konusu faaliyetlerin yürütülmesinden doğan her türlü borç ve alacaklar, hak ve yükümlülükler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ve mezkûr görev ve yetkilerin ifasına uygun şekilde Siber Güvenlik Başkanlığına devredilir. Bu kapsamda bu görev ve yetkilerin ifasında kullanılan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının mülkiyetinde bulunan ve ekli (1) sayılı listede belirtilen taşınmazlar tapuda re’sen Siber Güvenlik Başkanlığı adına bedelsiz, harçlardan ve döner sermaye ücretlerinden muaf olarak tescil edilir. Bu fıkra kapsamında yer alan hizmetler ile ilgili yapılmış olan sözleşmeler, açılmış ve açılacak olan davalar ve icra işlemlerinde devir tarihini müteakiben Siber Güvenlik Başkanlığı taraf sıfatını kazanır. (3) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının kadro ve pozisyonlarında bulunan personelden ikinci fıkrada belirtilen görev ve yetkilerin icrasında çalışanlar ile talep etmeleri ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun muvafakatinin alınması kaydıyla bu hizmetlerin yürütülmesine yardımcı olan personelden Siber Güvenlik Başkanlığınca uygun görülenler Siber Güvenlik Başkanlığında bir yıl süreyle görevlendirilebilir. Bunlardan talepte bulunan ve Siber Güvenlik Başkanlığınca uygun görülenler mevcut kadro veya pozisyon ünvanları ve öğrenim durumları dikkate alınarak görevlendirme tarihinden itibaren bir yıl içinde Siber Güvenlik Başkanlığında durumlarına uygun kadro veya pozisyonlara mevzuatı uyarınca belirlenen atama sayı sınırlamalarına tabi olmaksızın atanabilirler. Bunlardan bu Kanunun 10 uncu maddesi kapsamında sözleşmeli uzman personel pozisyonlarına atanacaklarda ayrıca anılan maddede öngörülen şartlar da aranır. Bu fıkra kapsamında ataması yapılan personelin önceki kadro veya pozisyonlarında geçirdikleri süreler Siber Güvenlik Başkanlığının kadro veya pozisyonlarında geçirilmiş sayılır. Bu fıkra kapsamında ataması yapılan personelden mali hakları hususunda haklarında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 10 uncu maddesi veya ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulananlar hakkında anılan düzenlemelerin uygulanmasına devam edilir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığından bu fıkra kapsamında ataması yapılan personele, iş mevzuatına göre herhangi bir tazminat ve yıllık izin ücreti ödenmez. Bu personelin önceden kıdem tazminatı ödenmiş süreleri hariç kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde geçmiş olan hizmet süreleri, ilgisine göre emekli ikramiyelerinin veya iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınır. Ayrıca, bu personele bu fıkraya göre atanmadan önce ilave tediye veya ikramiye ödenmiş olması halinde ödenen tutarların atamanın yapıldığı tarihten sonraki çalışılmayan günlere tekabül eden kısmı geri alınır. (4) Hâkim ve savcılar muvafakatleri alınmak ve aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Başkanlık emrinde görevlendirilebilir. Bu fıkra kapsamında görevlendirilecek hâkim ve savcı sayısı beşi geçemez. Bu fıkra uyarınca görevlendirilenlerin terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın süresinde mümtazen yapılır. (5) Kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarında 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (A) fıkrasına tabi kadrolar ile 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa tabi öğretim elemanı kadrolarında bulunanlar, bu Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan şartları taşımaları halinde Siber Güvenlik Başkanlığında sözleşmeli uzman personel olarak istihdam edilebilir. Bu fıkra kapsamında istihdam edilen personelin kadrosuyla ilişiği kesilir. Bunların Sosyal Güvenlik Kurumu ile ilişkileri kendi kurumlarındaki statüleri dikkate alınarak devam ettirilir. Bu fıkra kapsamında istihdam edilenler, kendisinin sözleşmeyi feshetmesi veya Başkanlıkça sözleşmesinin feshedilmesi hâlinde fesih işlemi ile birlikte başka bir işleme gerek kalmaksızın yönetici kadroları dışında önceki kadrosuna kendiliğinden atanmış sayılır. Bunların durumlarına uygun boş kadro bulunmaması hâlinde atama işlemi ile birlikte söz konusu kadrolar kendiliğinden ihdas edilmiş sayılır. İhdas edilen bu kadrolar, herhangi bir nedenle boşalması hâlinde başka bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden iptal edilmiş sayılır. Bu madde uyarınca önceki kurumlarına dönen kişilerin Başkanlıkta geçen hizmetleri kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinde değerlendirilir ve bunların Başkanlıkta geçen süreleri diğer özlük işlemleri bakımından kendi kurumlarında geçmiş sayılır. Bunlara sözleşmenin feshi durumunda iş sonu tazminatı ödenmez ve bunların Başkanlıkta sözleşmeli uzman personel pozisyonunda geçen süreleri emeklilik ikramiyesi hesabında dikkate alınır. Bu fıkra kapsamında istihdam edilenlerden, sözleşmeli uzman personel pozisyonunda iken emekliye ayrılanların veya vefat edenlerin sözleşmeli uzman personel pozisyonuna atanmadan önceki kadro ve pozisyonlarında emekli ikramiyesi, iş sonu tazminatı ve kıdem tazminatı ödenmemiş süreler iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınır. (6) Başkanlıkta görevlendirilen öğretim üyelerine 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen aylık tutarın beş katını aşmamak kaydıyla Cumhurbaşkanınca belirlenen tutarda, diğer kanunlardaki düzenleme ve kısıtlamalara tabi olmaksızın ödeme yapılabilir. Bu kapsamda ödeme yapılacakların sayısı onu geçemez.” MADDE 27- (1) 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrasında yer alan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu” ibaresi “Siber Güvenlik Başkanlığı” şeklinde değiştirilmiştir. (2) 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun; a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış, (c) bendinde yer alan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu” ibaresi “Siber Güvenlik” şeklinde değiştirilmiş, (j) bendine “port bilgisi” ibaresinden önce gelmek üzere “kaynak ve hedef” ibaresi eklenmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir. “v) Başkanlık: Siber Güvenlik Başkanlığını,” b) 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Kurum” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir. c) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde değiştirilmiştir. ç) 6/A maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Kurumun” ibaresi “Başkanlığın” şeklinde değiştirilmiştir. d) 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kuruma” ibaresi “Başkanlığa” şeklinde değiştirilmiştir. e) 8 inci maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkralarında yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, onikinci ve onüçüncü fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiş ve onbirinci fıkrasına “kararın yerine getirilmemesi halinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “Başkanlığın talebi üzerine” ibaresi eklenmiştir. f) 9/A maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, sekizinci fıkrasında yer alan “Kurum” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir. g) 10 uncu maddesinin birinci, altıncı ve yedinci fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, dördüncü fıkrasında yer alan “Kurumun” ibaresi “Başkanlığın” şeklinde, fıkranın (a) bendinde yer alan “Bakanlık” ibaresi “Bakanlıklar” ve “Kurumca” ibaresi “Başkanlık tarafından” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin üçüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır. ğ) 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kurum” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir. h) Ek 1 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “, hâkim ve savcılar ise kendilerinin” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. ı) Ek 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna” ibaresi “Siber Güvenlik Başkanlığına” şeklinde, “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına” ibaresi “Siber Güvenlik Başkanına” şeklinde değiştirilmiştir. i) Ek 4 üncü maddesinin birinci, ikinci, dördüncü, onüçüncü, onsekizinci ve yirmibirinci fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, birinci, ikinci, dördüncü, beşinci, onuncu, onbirinci ve ondokuzuncu fıkralarında yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, dördüncü ve onbeşinci fıkralarında yer alan “Kurumla” ibareleri “Başkanlıkla” şeklinde değiştirilmiştir. (3) 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun; a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. “(eee) Başkanlık: Siber Güvenlik Başkanlığını,” b) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “internet alan adları,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. c) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (v) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. ç) 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. d) 35 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlık” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir. e) Altıncı Kısmının başlığında ve bu Kısmın İkinci Bölümünün başlığında yer alan “Yetkisi” ibareleri “ve Başkanlığın Yetkileri” şeklinde değiştirilmiştir. f) 60 ıncı maddesinin onuncu fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. g) 64 üncü maddesinin birinci fıkrasına “Bakanlık” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Başkanlık” ibaresi eklenmiştir. (4) 12/3/2025 tarihli ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanununun; a) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. “i) Kanunlarla yetkili kılınan kurumlarca yasal dinleme ve müdahalenin yapılmasına teknik olanak sağlamak ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmak.” b) 16 ncı maddesinin onuncu fıkrasına “(b)” ibaresinden önce gelmek üzere “(a),” ibaresi eklenmiştir. (5) 22/4/2026 tarihli ve 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun; a) 22 nci maddesinde yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde ve “Kuruma” ibaresi “Başkanlığa” şeklinde, b) 23 üncü maddesinde yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, değiştirilmiştir. MADDE 28- 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 35 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ile il ve bölge müdürü kadro veya pozisyonları” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. MADDE 29- 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye 28 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “İdari para cezaları MADDE 28/A- (1) Ulaştırma hizmetleri düzenleme alanıyla ilgili olarak; a) Karayolunda taşınması yasak tehlikeli maddelerin taşınması durumunda; bu taşımacılık faaliyetinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerin her birine 50.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar, demiryolunda taşınması yasak tehlikeli maddelerin taşınması durumunda; taşıyan, gönderen ve demiryolu tesislerinde depolayanlara, tren ve vagonlarla ilgili Türk boğazlar bölgesindeki asma köprüler ve tüp geçitlerden geçişlere ilişkin yasak ve kısıtlamalara uymayanlara 500.000 Türk lirasından 10.000.000 Türk lirasına kadar, b) Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca belirlenen alanlarda tehlikeli madde güvenlik danışmanlık hizmeti almayanlara 18.000 Türk lirasından 360.000 Türk lirasına kadar, bu hizmetin verilmesiyle ilgili Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar ile asgari hizmet bedel tarifesine uymayanlara 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar, c) Karayolu ve demiryoluyla yapılan tehlikeli madde taşımacılığında; tasarım/tip onayı, tip test, belgelendirme, uygunluk değerlendirme, işaretleme, etiketleme, muayene ile ilgili gerekli şartları sağlamayan ambalaj, kap, ekipman, yük taşıma birimleri ve araçları taşımacılık faaliyetinde kullanan ve yönetmelik ile belirlenen kurallara ve yükümlülüklere uymayanlara karayolu taşımacılığı alanında; taşıt sürücüsüne ve taşıtta bulunan diğer görevlilere her bir aykırılık için 500 Türk lirasından 10.000 Türk lirasına kadar, bu taşımacılık faaliyetinde yer alan alıcı, boşaltan, gönderen, taşımacı, paketleyen, yükleyen, dolduran, tank-konteyner/portatif tank işletmecisi, kıyı tesisi işleticisine her bir aykırılık için 4.500 Türk lirasından 90.000 Türk lirasına kadar, demiryolu taşımacılığı alanında; tren personeli/makiniste her bir aykırılık için 1.500 Türk lirasından 30.000 Türk lirasına kadar, bu taşımacılık faaliyetinde yer alan alıcı, boşaltan, gönderen, paketleyen, yükleyen, taşımacı, dolduran, tank-konteyner/portatif tank işletmecisi, sarnıç vagon sahibi/kullanıcısı, tank vagon işletmecisi, demiryolu altyapı yöneticisi/işletmecisine her bir aykırılık için 8.500 Türk lirasından 180.000 Türk lirasına kadar, ç) Karayolu ve demiryoluyla yapılan tehlikeli madde taşımacılığı alanında yönetmelik ile belirlenen usul ve esaslara uymayan Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş ve muayene merkezi işleticilerine 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar, d) Demiryoluyla tehlikeli madde taşımacılığının güvenli ve emniyetli bir şekilde yapılması amacı gözetilerek Bakanlıkça belirlenen alanlarda acil eylem planı hazırlamayan ve bu eylem planı ile ilgili zorunlulukları yerine getirmeyenlere 8.500 Türk lirasından 170.000 Türk lirasına kadar, e) Karayolu ve demiryoluyla tehlikeli madde taşımacılığı alanında raporlama, güvenlik planı, bildirim ve kayıtların tutulmasına ilişkin zorunlulukları yerine getirmeyenler ile tehlikeli madde taşımacılığı sürecinde görev alan kişilerin eğitimine ilişkin Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara her bir aykırılık için 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar, f) Karayolu ve demiryoluyla tehlikeli madde taşımacılığı alanında faaliyet belgesinde yer alan faaliyet konuları ile ilgili yükümlülüklerine ait iş ve işlemlere ilişkin dokümantasyon zorunluluklar ile ilgili Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayan işletme ve tehlikeli madde güvenlik danışmanlığı hizmeti verenlere her bir aykırılık için 3.000 Türk lirasından 60.000 Türk lirasına kadar, g) Bozulabilir gıda taşımacılığı ile ilgili uluslararası anlaşma/sözleşmelerde tanımlanan ve yönetmelik ile belirlenen yükümlülükleri ve sorumlulukları kapsamında tasarım/tip onayı, tip test, belgelendirme, uygunluk değerlendirme, işaretleme, etiketleme, muayene ile ilgili gerekli şartları sağlamayan ekipman ve araçlar ile yapılan taşımacılık faaliyetine dahil olan taraflara, araç ve ekipman imalatçıları ile bozulabilir gıda taşımacılığı ekipmanlarına ilişkin tip test, muayene/onay kuruluşu olarak yetkilendirilenlere her bir aykırılık için 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar, ğ) Demiryolu emniyetinin teminine ve sürdürülmesine ilişkin yönetmelik ile belirlenen, demiryolu araçlarının ve altyapısının teknik uygunluğunu sağlamayan, bunların bakım, onarım ve muayene faaliyetleri ile emniyetli işletilebilirliğini korumayan, tren makinistliği ve emniyet kritik görevler ile bunların mesleki yeterlilikleri, eğitim ve sınav faaliyetleri, demiryolu uygunluk değerlendirme faaliyetleri ve demiryolu emniyet yönetim sistemi ile ilgili yükümlülükleri, sorumlulukları ve şartları yerine getirmeyen; araç üreticilerine 250.000 Türk lirasından 5.000.000 Türk lirasına kadar, demiryolu işletmecilerine, araçların bakım, onarım ve muayene faaliyetlerini yürütenlere, araçların mülkiyet ve kullanım hakkı sahiplerine, demiryolu eğitim ve sınav merkezleri ile demiryolu uygunluk değerlendirme kuruluşlarına 85.000 Türk lirasından 1.700.000 Türk lirasına kadar, makinistlere ve emniyet kritik görevli personele 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar, h) Demiryolu işletmecilerinin altyapı erişimine ilişkin ve demiryolunda seyahat eden yolcuların hakları ile ilgili yönetmelikle belirlenen usul ve esaslar dahilindeki şart, yetki ve sorumluluklara aykırı davrananlara her bir ihlal için 9.000 Türk lirasından 180.000 Türk lirasına kadar, ı) İlgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, ulusal otorite olarak ulusal ve uluslararası karayolu taşımacılığı yapılan araçlarda kullanılan takograf sistemine ilişkin; ülkemizdeki koordinasyonun sağlanması, kart ve sertifikaların üretilmesi veya ürettirilmesi, kartların kişiselleştirilerek verilmesi veya verdirilmesi, kart ve takograf verilerinin toplanarak saklanacağı veri tabanları ile benzeri hususların uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar dahilindeki faaliyetlerine ilişkin şart ve sorumluluklarına aykırı davrananlara 20.000 Türk lirasından 400.000 Türk lirasına kadar, i) 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında, Bakanlıkça yetkilendirilen işletmecilerden; yönetmelikle belirlenen idari şartlara aykırı hareket edenlere 8.500 Türk lirasından 170.000 Türk lirasına kadar, j) Türkiye sınırları dahilindeki iki nokta arasında yabancı plakalı taşıtlar ve Türkiye limanları arasında yabancı bayraklı gemiler ile taşımacılık faaliyetini organize eden taşıma işleri organizatörlerine 40.000 Türk lirasından 800.000 Türk lirasına kadar, k) Taşıma senedi olmadan taşıma faaliyetini organize eden taşıma işleri organizatörlerine 3.500 Türk lirasından 70.000 Türk lirasına kadar, taşıma işleri organizatörlüğü faaliyetinin yerine getirilmesini engelleyenlere 20.000 Türk lirasından 400.000 Türk lirasına kadar, 1) Karayolu ve demiryolu taşımacılığı ile terminal işletmeciliği alanında uygun belge veya yetki belgesi almadan faaliyet gösterenlere 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar; bu faaliyetlere ilişkin yönetmelikle belirlenen diğer şart, yetki ve sorumluluklara aykırı davrananlara 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar, m) Taşıma işleri organizatörlüğü ile karayolu ve demiryolu tehlikeli madde taşımacılığı alanında uygun belge, yetki/faaliyet belgesi, mesleki yeterlilik belgesi veya sertifika almadan faaliyet gösterenlere 3.000 Türk lirasından 60.000 Türk lirasına kadar, bu faaliyetlere ilişkin yönetmelikle belirlenen diğer şart, yetki ve sorumluluklara aykırı davrananlara 2.500 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar, idari para cezası uygulanır. (2) Deniz ve içsular ulaştırması alanında faaliyette bulunanlardan; a) Deniz gözetim hizmetlerine ilişkin olarak bu hizmetleri vereceklerin yetkilendirilmesi, belgelendirilmesi, mesleki eğitim ve yeterlilik şartları, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimler gibi Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 15.000 Türk lirasından 150.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. b) Gemilerin gemiadamları ile donatımına ilişkin asgari donatım belgesinde yer alan ya da ilgili mevzuatında belirlenen gemiadamı nitelik ve sayısında eksiklik bulunan gemiye her gemiadamı eksikliği için 250.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır. c) Gemide bulunan gemiadamlarının nefeste saptanacak kan alkol seviyesi (BAC) %0,05 ya da 0,25 mg/ml oranından fazla olması halinde gemiadamına 50.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır. ç) Gemiadamları ve kılavuz kaptanların Türk veya yabancı bayraklı gemilerdeki hizmetleri sırasında herhangi bir şekilde tespit veya rapor edilen mesleki yetersizlikleri, disiplinsizlikleri, denizcilik örf ve adetlerine, teamüllere, denizcilik terbiyesine ve çalışma disiplinine uygun olmayan davranışları ile görevi ihmalleri veya kasıtlı kötü davranışları, Bakanlık bünyesinde kurulan ve kuruluş ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenen Gemiadamları Disiplin Komisyonunca incelenir. Bu Komisyon tarafından gemiadamının işlediği kusurun ağırlık derecesi ile ihmal veya kasıt unsurlarının varlığına göre 5.000 Türk lirası ile 50.000 Türk lirası arasında idari para cezası uygulanır. d) Gemi acenteleri ile acente personelinin hizmetleri sırasında herhangi bir şekilde tespit veya rapor edilen mesleki yetersizlikleri, disiplinsizlikleri, denizcilik örf ve adetleri ile mesleki teamüllere uygun olmayan işlemleri veya davranışları Bakanlık bünyesinde kurulan ve kuruluş ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenen Gemi Acenteleri Disiplin Komisyonunca incelenir. Bu Komisyon tarafından gemi acentesi veya personelinin ihlalinin ağırlık derecesi ile ihmal veya kasıt unsurlarının varlığına göre 20.000 Türk lirası ile 200.000 Türk lirası arasında idari para cezası uygulanır. e) Tabii ve suni göller, baraj gölleri, dalyan ve nehirlerden oluşan içsularda çalışan gemi ve su araçlarına ilişkin olarak asgari gemiadamı sayısı, yük taşınmasına ilişkin emniyet kuralları, geminin veya su aracının asgari teknik şartları ve belgelendirilmelerine ilişkin Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara 25.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Gemiyi sevk ve idare eden kaptana bu cezanın üçte biri ayrıca uygulanır. f) İçsularda tehlikeli yükler, gerekli emniyet tedbirleri alınmak kaydıyla; üzerinde yolcu bulunmayan gemi ve su araçları ile taşınır. Bu hükme uymayanlara kusurun tekrarı dikkate alınarak 5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. g) Gemi ve su araçlarında sac kalınlık ölçümü ve kamera ile su altı sörveyi yapılmasına ilişkin olarak bu hizmetleri vereceklerin yetkilendirilmesi, belgelendirilmesi, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimleri, sac kalınlık ölçümünün teknik şartları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara 100.000 Türk lirasından 600.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. ğ) Denizyoluyla taşınmak üzere gemilere yüklenecek dolu konteynerlerin brüt ağırlıklarının belirlenmesine ilişkin bu hizmeti vereceklerin yetkilendirilmesi, belgelendirilmesi, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimler, ölçüm ve ölçülen konteynerin gemiye yüklenme şartları, kayıtların saklanması, tavan ücretler, bu ücretler üzerinden Bakanlık Döner Sermaye İşletmesine ödenecek tutarlar gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara 30.000 Türk lirasından 120.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. h) Denizyoluyla taşınan tehlikeli yüklerle veya yükleme emniyetiyle ilgili faaliyetlerde bulunulan kuruluş ve kıyı tesisinde görev alan kişilere eğitim verecek firmalar ve bu firmalarda bu eğitimleri vermek üzere istihdam edilecek eğiticiler Bakanlıkça yetkilendirilir. Bu firmaların yetkilendirilmeleri, eğiticilerin yeterliliği, eğitim yerleri, eğitim müfredatı, eğitim dokümanları ve materyali, devam zorunlulukları ve bildirim zorunlulukları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 10.000 Türk lirasından 30.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. ı) Kruvaziyer gemiler dışında Türk veya yabancı bayraklı, 2634 sayılı Kanunda tanımlanan deniz turizmi araçlarının seyir izin belgesi alma zorunluluğu bulunmasına rağmen seyir izin belgesi almaksızın yurda usulsüz giriş/çıkış yapması, 2634 sayılı Kanunun 28 inci maddesine aykırı olarak Türkiye’ye giriş ve çıkış işlemlerini deniz hudut kapılarında yaptırmadan yurda usulsüz giriş ve çıkış yapması, usulüne uygun giriş çıkış yapmış olsa dahi aldığı seyir izin belgesindeki bilgiler değiştiği halde değişikliği bildirmemesi hallerinde tam boyu 10 metreden küçük gemiler için metresi başına 100 Türk lirası, 10 metre ile 25 metre arası gemiler için metresi başına 500 Türk lirası ve 25 metre ve daha büyük gemiler için metresi başına 1.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır. i) En az iki kıyı tesisi arasındaki hatlarda, düzenli sefer yapmak amacıyla taşımacılık faaliyetinde bulunan gerçek veya tüzel kişi işletmecilere Bakanlıkça verilecek hat izni ve düzenli seferlere ilişkin olarak izin şartları, zorunlu bildirimleri, taşıdıkları yolcuların adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, yabancılar için pasaport numarası veya yabancı kimlik numarası ve varsa engel durumu ile araçlara ilişkin araç ve araç içi yük miktarı verilerinin bildirimi, gemilerin tabi olduğu asgari teknik gereklilikleri gibi Bakanlıkça belirlenecek esaslara uymayanlara 10.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar, geminin groston başına hesaplanması gereken durumlarda groston başına 60 Türk lirasından 200 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. j) Gemi acenteliği hizmetlerine ilişkin olarak gemi acenteliği hizmet şartları, yetkilendirilmeleri, belgelendirilmeleri, mesleki eğitim ve yeterlilikler, zorunlu bildirimler ve gemiye ilişkin beyanlar, yetki belgelerinin kullanılma usulleri, ücret tarifelerine uygun işlem yapılması gibi Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 10.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendi uyarınca Ticaret Bakanlığınca yayımlanan acentelik hizmet tarifelerine uymayanlara 100.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. k) Ticari amaç olmaksızın münhasıran gezi, eğlence, spor ve amatör balıkçılık gibi faaliyetlerde kullanılan, ulusal standarda göre ölçüldüğünde gövde boyu (LH) 2,5 metre (dâhil) ile 24 metre (dâhil) arasında olan özel teknelerin ve yat tipinde inşa edilmiş, kamarası, tuvaleti, lavabosu, mutfağı olan, özel olarak kullanılan, gezi ve spor amacıyla yararlanılan ve ulusal standarda göre ölçüldüğünde gövde boyu (LH) 24 metreden büyük olan gemilerin asgari teknik şartları ve bunları kullanacak kişilerin yeterliklerine ilişkin olarak Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara her bir metre için 1.000 Türk lirasından 2.500 Türk lirasına kadar olmak üzere tekne tam boyu üzerinden hesaplanarak idari para cezası uygulanır. 1) 6/3/1980 tarihli ve 8/522 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile taraf olunan Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesinin (SOLAS) Bölüm XI/2 Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu kapsamındaki gemiler ile kıyı tesislerinden, bu Kodun uygulama hükümlerini ihlal ettiği tespit edilenlere 100.000 Türk lirasından 500.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. m) Yeşil Liman Sertifikası almak zorunda olmasına rağmen başvuru yapmayan yahut başvurusu reddedilen ve istisna belgesi olmayan kıyı tesislerine zorunluluğun başladığı tarihten itibaren yanaşan her bir geminin kıyı tesisinde bulunduğu saat başına 5.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır, bir saatten kısa süreler bir saate tamamlanır. Bir kıyı tesisine bir takvim yılı içinde uygulanacak idari para cezası tutarı 10.000.000 Türk lirasından fazla olamaz. n) Türk bayraklı gemilerin belgelendirilmesi işlemlerini Bakanlık adına yürütecek yetkilendirilmiş kuruluşlar ve SOLAS Bölüm XI/2 kapsamında gemilerin güvenliğine ilişkin belgelendirme işlemlerini yürüten tanınmış güvenlik kuruluşları ile ilgili olarak yetkilendirilmeleri, belgelendirilmeleri, bölge/merkez ofisi, personel ve yöneticilerine ilişkin asgari şartlar, kalite yönetim sistemleri, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimler gibi Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 250.000 Türk lirasından 500.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. o) 43 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen Yönetmeliğe aykırı olacak şekilde bağlama kütüğü kayıt zorunluluklarına uymayan, geçerli bağlama kütüğü ruhsatnamesi olmayan, bağlama kütüğü kayıtlarında yapılması gereken değişiklikleri bildirmeyen, adı ve bağlama limanını mevzuata uygun şekilde markalamayan, bağlama kütüğü ruhsatnamesinin aslını veya elektronik nüshasını ibraz edemeyen, Türk bayrağı çekme yükümlülüğüne uymayan gemi, deniz ve içsu araçlarının ilgisine göre malik veya işletenlerine 5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. İdari para cezası geçerli bağlama kütüğü ruhsatnamesi olmaması nedeniyle uygulanıyorsa, verilen idari para cezasına ilave olarak bağlama kütüğü ruhsatnamesinin düzenlenmesi veya yenilenmesi gereken tarihten itibaren gecikilen her ay için 1.000 Türk lirasından 10.000 Türk lirasına kadar idari para cezası eklenir. Geç kalınan süre içinde bir aydan az olan günler bir aya tamamlanır. (3) Tersaneler ve kıyı yapıları alanında faaliyette bulunanlara ilişkin olarak; a) Tersane, tekne imal ve çekek yerleri ile bu tesislerde gerçekleştirilecek faaliyetlere ilişkin olarak, işletme izninin esasları, bu tesislerin teknik ve personeline ilişkin yeterlilikleri, yükümlülükleri ve bildirim zorunlulukları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 60.000 Türk lirasından 600.000 Türk lirasına kadar, b) Tersane, tekne imal ve çekek yerlerinde izin belgesi olmaksızın faaliyet gösteren tesis işleticisine 165.000 Türk lirasından 950.000 Türk lirasına kadar, c) Gemi geri dönüşüm tesisleri ile bu tesislerde gerçekleştirilecek faaliyetlere ilişkin olarak, yetkilendirme esasları, bu tesislerin teknik ve personeline ilişkin yeterlilikleri, yükümlülükleri ve bildirim zorunlulukları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 100.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar, ç) Deniz ve içsularda gerçekleştirilecek tarama faaliyetlerine ilişkin olarak yetkilendirilme, belgelendirilme, personele ilişkin yeterlikler, tarama izinleri, bildirim zorunlulukları, taramanın emniyetli yürütülmesi gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 850.000 Türk lirasından 8.250.000 Türk lirasına kadar, d) Gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım ve onarımlarında Bakanlıkça belirlenen nitelik, yeterlik, denetim ve belgelendirmelere uygun davranılmaması, standartlara uygun üretim, denetim ve dokümantasyonun sağlanamaması halinde kusuruna göre ilgili tesis sahibine veya temsilcisine, gemi ve su aracı sahibine veya temsilcisine ve kontrol mühendisine 20.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar ve/veya gemi ve su araçlarında tam boy esas alınarak metre başına 500 Türk lirasından 5.000 Türk lirasına kadar, e) Gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım ve onarımlarında Bakanlıkça belirlenen nitelik, yeterlik, denetim ve belgelendirmelere uygun davranılmaması, standartlara uygun üretim, denetim ve dokümantasyonun sağlanamaması halinde kusuruna göre klas kuruluşuna/yetkilendirilmiş klas kuruluşuna 50.000 Türk lirasından 250.000 Türk lirasına kadar, f) Gemi ve su aracı inşa veya tadilat iznine tabi olup izin belgesi olmayan gemi ve su araçları ile gemi ve su aracı inşa veya tadilat iznine sahip olup tesis dışında işlem yapıldığı tespit edilen gemilerde tesis sahibine veya temsilcisine, gemi ve su aracı sahibine veya temsilcisine, klas kuruluşuna/yetkilendirilmiş klas kuruluşuna ve kontrol mühendisine gemi ve su araçlarında tam boy esas alınarak metre başına 5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar, g) Türk deniz yetki alanlarında veya içsularında bulunan gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım, onarım veya söküm işlemlerine başlamadan önce ve devamında yapılacak işlemler ile can, mal ve çevre güvenliği bakımından tesise yanaşma, tehlikeli mahallere emniyetli giriş ve bu mahallerde soğuk veya sıcak çalışma yapılabilmesi için ölçüm yapan ve yaptıranlara, belgelendirmeye esas görev ve sorumluluklarını yerine getirmemeleri ve uygun dokümantasyon ve saklama yükümlülüklerine uymamaları halinde 6.500 Türk lirasından 65.000 Türk lirasına kadar, ğ) Türk deniz yetki alanlarında veya içsularında bulunan gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım, onarım veya söküm işlemlerine başlamadan önce ve devamında yapılacak işlemler ile can, mal ve çevre güvenliği bakımından tesise yanaşma, tehlikeli mahallere emniyetli giriş ve bu mahallerde soğuk veya sıcak çalışma yapılabilmesi için yetki ve sorumluluklarını yerine getirmeyen gaz ölçüm uzmanlarına 65.000 Türk lirasından 130.000 Türk lirasına kadar, h) 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamındaki ülkemiz deniz kıyılarında, sahil şeridinde, doldurma ve kurutma yolu ile kazanılan alan üzerinde bulunan liman, iskele, yanaşma yeri, balıkçı barınağı, yat limanı, barınma yeri, boru hattı ve şamandıra/platform sistemi gibi kıyı tesislerine; ticari amaçlı olarak gemilerin ve gemi niteliği taşımayan deniz araçlarının yanaşıp ayrılması, kıyı tesislerinde barınması, tahmil tahliye yapılması ve/veya yolcuların gemilere binmesi ya da gemiden indirilmesine ilişkin esaslar ile kıyı tesisi işletmecilerinin hizmet esasları ve deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil müdahale yükümlülüklerine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir. Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 30.000 Türk lirasından 150.000 Türk lirasına kadar, ı) Gemilerin karinalarında kullanılan organik kirlenmeyi önleyici sistemleri ile gemilerin deniz suyu balast tankları, çift cidar alanları ile kargo tanklarının koruyucu kaplamalarının temel gereklerine yönelik Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayan, kusuruna göre, tesis sahibine ve/veya yetkilendirilmiş kuruluşa ve/veya gemi boya denetmenine 120.000 Türk lirasından 590.000 Türk lirasına kadar ve/veya gemi sahibine gemi ve su araçlarında tam boy esas alınarak metre başına 2.500 Türk lirasına kadar, idari para cezası uygulanır. (4) Bu madde kapsamında yapılacak denetimlerle ilgili görevli ve yetkililere istenen bilgi veya belgeleri ibraz etmeyenlere, taşıt/araç veya işletmede kontrol edilmesi gereken alanların denetlenmesine izin vermeyen veya mâni olanlara 50.000 Türk lirasından 500.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. (5) Sürücüsünün tabiiyetine bakılmaksızın yabancı plakalı karayolu taşıtları için bu madde kapsamında uygulanacak idari para cezalarına ilişkin, 28 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan usul ve esaslar uygulanır. (6) Bu maddeye göre verilecek idari para cezalarını uygulamaya Ulaştırma ve Altyapı Bakanının yetkilendireceği Bakanlık personeli yetkilidir. Bu maddeye göre verilecek idari para cezalarına ilişkin 28 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi hükümleri ayrıca uygulanır. (7) Bu madde kapsamında düzenlenecek idari para cezası karar tutanakları ile diğer tutanaklarda, görevli ve yetkili personelin personel tanıtım numarası açık kimliği yerine kullanılabilir. (8) Bakanlık, yetki ve sorumluluk alanıyla ilgili faaliyet ve hizmetlere dair gerçek ve tüzel kişiler ile genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ve kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlardan bilgi, belge, fatura (elektronik ortamda düzenlenenler dâhil) ve diğer mali belgeleri talep edebilir. (9) Bakanlık, yetki ve sorumluluk alanıyla ilgili faaliyet ve hizmette bulunanlara dair denetim yapmak amacıyla gerekli görülen fiziki ve teknik altyapıyı kurar veya kurdurur.” MADDE 30- 655 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 28 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Döner sermaye işletmesi hesabına yatırılacak ücretler MADDE 28/B- (1) Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca verilecek her türlü yetki belgesi, işletme ruhsatı, çalışma ruhsatı, lisans, imtiyaz hakkı belgesi, tahsis belgesi, tescil belgesi, izin belgesi, emniyet belgesi, taşıt belge ve kartları, geçiş belgeleri, yola elverişlilik sertifikası, denize elverişlilik sertifikası, gürültü sertifikası, her türlü mesleki yeterlik belgesi ve benzeri belgelerin ücretleri Bakanlık döner sermaye işletmesi muhasebe birimi hesaplarına yatırılır. (2) Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler, araştırma ve geliştirme hizmetleri, denizdibi tarama hizmetleri, her türlü gemi sörvey ve denetim hizmetleri, deniz emniyetine yönelik acil müdahale hizmetleri, müşavirlik hizmetleri ile mesleki ve teknik eğitim, kurs, seminer ve benzeri hizmetlerin ücretleri Bakanlık döner sermaye işletmesi muhasebe birimi hesaplarına yatırılır.” MADDE 31- Bu Kanunun; a) 9 uncu maddesi yayımını izleyen ay başında, b) 11 inci maddesi 2026 yılı Mayıs ayı döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde, c) 15 inci maddesi 1/8/2026 tarihinde, ç) 16 ncı maddesi 2026 yılı Temmuz ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde, d) 17 nci maddesi 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, e) 23 üncü maddesi 1/1/2026 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde, f) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 32- Bu Kanunun; a) 22 nci maddesini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, b) Diğer maddelerini Cumhurbaşkanı, yürütür. (1) SAYILI ÜCRET TARİFESİ SIRA NO HİZMETİN ADI* GERÇEK KİŞİLERDEN ALINACAK ÜCRETLER TÜZEL KİŞİLERDEN ALINACAK ÜCRETLER BİRİM FİYAT (TL) BİRİM FİYAT (TL) 1 2863 sayılı Kanun kapsamında sit alanı olarak tescil edilen alanlarda; tescil kaydının kaldırılması, sit derecesinde veya sınırlarında değişiklik yapılması taleplerinin değerlendirilmesi (Başvuru başına) 12.500,00 25.000,00 2 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilen tek yapıların tescil kaydının kaldırılması talebi veya korunma alanı belirlenen alanlarda değişiklik taleplerinin değerlendirilmesi (Başvuru başına) 10.000,00 20.000,00 3 Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kuruluna yapılan itiraz başvurularında, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları Yönetmeliğinin 18 inci maddesi uyarınca verilecek başvuru belgesi 12.500,00 25.000,00 4 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescilli taşınmazlara ve alanlara ilişkin bilgi (çıktı) talepleri Evrak başına 175,00 175,00 Pafta başına 400,00 400,00 5 2863 sayılı Kanun kapsamında her türlü sit sınırı, tescil haritası ve korunma alanı sınırlarının iletilmesine ilişkin (sayısal) talepler (Sayısal pafta başına) 1.000,00 1.000,00 6 Enerji nakil hattı, hidroelektrik santrali, güneş enerjisi santrali, rüzgâr enerjisi santrali, otoyol, köprü, plan, madencilik, baraj ve benzeri taleplere ilişkin inceleme ve görüş talepleri 0-5 hektar 5.000,00 5.000,00 5-10 hektar 25.000,00 25.000,00 10 hektar ve üzeri 50.000,00 50.000,00 7 2863 sayılı Kanun kapsamında onaylı Koruma Amaçlı İmar Planlarında değişiklik talepleri (5 hektar üzeri için hektar başına 3.000 TL eklenecektir. Hektardan küçük ölçülerde ise oranlama yapılarak hesaplanır.) 0-5 hektar (Arkeolojik Sit/Tarihi Sit) 5.000,00 5.000,00 0-5 hektar (Kentsel Sit/Kentsel Arkeolojik Sit) 10.000,00 10.000,00 8 2863 sayılı Kanun kapsamında onaylı Restitüsyon, Restorasyon, Rekonstrüksiyon projesinde tadilat talebi (m² başına (brüt)) Konut 20,00 20,00 Ticaret ve diğer 40,00 40,00 9 2863 sayılı Kanun kapsamında onaylı yeni yapı mimari projesinde tadilat talebi (m² başına (brüt)) Konut 20,00 20,00 Ticaret ve diğer 40,00 40,00 10 Cins değişikliğine ilişkin görüş talepleri (Parsel başına) 2.500,00 5.000,00 11 2863 sayılı Kanun kapsamında korunan alanlarda tevhid, ifraz, yoldan ihdas vb. uygulama talepleri 1.750,00 3.500,00 12 Satış, kiralama, devir, tahsis ve benzeri (tarımsal amaçlı faaliyetler (ekim, dikim ve benzeri) kapsamında olan satış ve kiralamalardan ücret alınmayacaktır) talepleri (İnceleme alanı parsel başına) 2.000,00 4.000,00 13 Otopark izni talepleri (m² başına (brüt)) 25,00 25,00 14 2863 sayılı Kanun kapsamında 3. derece arkeolojik sit olarak tescil edilen alanlarda tespit ve sit irdelemesine yönelik sondaj kazısı talepleri (Başvuru başına) 1000 m²’ye kadar işlem ücreti (1000 m² üstü her m² için işlem ücreti oranlanarak uygulanır.) 5.000,00 10.000,00 15 2863 sayılı Kanun kapsamında 3. derece arkeolojik sit olarak tescil edilen alanlarda yeni yapılanma amaçlı sondaj kazısı talepleri (Başvuru başına) 1000 m²’ye kadar işlem ücreti (1000 m² üstü her m² için işlem ücreti oranlanarak uygulanır.) 2.500,00 5.000,00 16 Define kazıları işlemi talepleri (Uygulama başına) 5.000,00 5.000,00 17 Koleksiyonculuk izin belgesi (Uygulama başına) 20.000,00 20.000,00 18 Özel müze açılış izin belgesi (Uygulama başına) 25.000,00 25.000,00 19 Taşınır kültür varlığı ticarethanesi açılış izni (Uygulama başına) 30.000,00 30.000,00 20 Müzayede ve ekspertiz işleri (Uygulama başına) 10.000,00 20.000,00 21 Eser alımına ilişkin vatandaşlarca yapılan üst komisyon talepleri (Kişi başına) 20.000,00 20.000,00 22 Özel müze ve koleksiyon envanter defter ücretleri (Çift olarak) 4.000,00 4.000,00 23 2863 sayılı Kanun kapsamında su altında yapılacak inceleme talepleri (Su altı incelemesine ilişkin, talep sahibi tarafından sağlanacak hizmet alımı, ekipman, nakil, ulaşım, deniz aracı ve konaklama masrafları hariç) 20.000,00 40.000,00 24 2863 sayılı Kanun kapsamında arkeolojik sit olarak tescil edilen alanlarda jeoradar çalışması talepleri (Başvuru başına) 1000 m²’ye kadar işlem ücreti (1000 m² üstü her m² için işlem ücreti oranlanarak uygulanır.) 2.500,00 5.000,00 * Kamu kurumlarının mülkiyetindeki taşınmazlarla ilgili görüş talepleri ve kendi bünyesinde hazırlanan her türlü plan, proje, yapım ve benzeri işler için ücret alınmaz. * Koruma Bölge Kurulunca olumsuz karar alınması halinde alınan ücret iade edilmez. * 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanununda tanımlanan Boğaziçi Sahil Şeridi ve Öngörünüm Bölgesi için yapılan başvurular için belirtilen birim fiyatının 2 katı ücret alınır. * Belirtilen başvuru ücretlerine KDV dâhil olmayıp yürürlükteki KDV oranı ayrıca tahsil edilecektir. (1) SAYILI LİSTE İLİ İLÇESİ MAHALLESİ PAFTA ADA PARSEL Ankara Çankaya Lodumu (Beytepe Köyü) – 29369 2 Ankara Çankaya Lodumu (Beytepe Köyü) – 29369 4

Resmî kaynak

İnternetteki bir haber ya da içeriğin kaldırılması veya erişime engellenmesi, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. Kanun bu amaçla birbirinden farklı iki temel yol öngörmüştür: kişilik hakkı ihlaline dayanan başvuru yolu ve özel hayatın gizliliğinin ihlaline dayanan başvuru yolu. Kişilik hakkı ihlaline ilişkin hüküm olan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi, Anayasa Mahkemesi'nin 11/10/2023 tarihli ve E.:2020/76, K.:2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiştir; iptal sonrası bu yolun güncel durumu aşağıda ayrıca ele alınmaktadır. Özel hayatın gizliliğine dayanan yol ise 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesiyle düzenlenmiş olup yürürlüktedir.

5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 9Kaynağı aç
MADDE 9- (Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.) (İptal:Anayasa Mahkemesinin 11/10/2023 tarihli ve E.: 2020/76; K.: 2023/172 sayılı Kararı ile) Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi[34][35]
5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 9/AKaynağı aç
MADDE 9/A- (Ek: 6/2/2014-6518/94 md.) (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, Kuruma doğrudan başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilir. (2) Yapılan bu istekte; hakkın ihlaline neden olan yayının tam adresi (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilere yer verilir. Bu bilgilerde eksiklik olması hâlinde talep işleme konulmaz. (3) Başkan, kendisine gelen bu talebi uygulanmak üzere derhâl Birliğe bildirir, erişim sağlayıcılar bu tedbir talebini derhâl, en geç dört saat içinde yerine getirir. (4) Erişimin engellenmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim, video ile ilgili olarak (URL şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla uygulanır. (5) Erişimin engellenmesini talep eden kişiler, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden bahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunar. Hâkim, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek vereceği kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar ve doğrudan Kuruma gönderir; aksi hâlde, erişimin engellenmesi tedbiri kendiliğinden kalkar. (6) Hâkim tarafından verilen bu karara karşı Başkan tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. (7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (8) Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde doğrudan Başkanın emri üzerine erişimin engellenmesi Kurum tarafından yapılır. (Mülga cümle: 26/2/2014-6527/18 md.) (9) (Ek: 26/2/2014-6527/18 md.) Bu maddenin sekizinci fıkrası kapsamında Başkan tarafından verilen erişimin engellenmesi kararı, (…)35 yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat içinde açıklar. İdarî yapı ve görevler[36][37]

Kişilik Hakkı İhlaline Dayanan Yol ve 5651 Sayılı Kanun m. 9'un İptal Edilmesi

5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi; kişilik hakkı ihlali iddiasıyla gerçek ve tüzel kişilerin, içerik sağlayıcısına ya da yer sağlayıcısına uyarı yöntemiyle başvurabileceğini, bunun yanı sıra doğrudan sulh ceza hâkimine erişim engellemesi talebinde bulunabileceğini düzenlemekteydi. Söz konusu madde, Anayasa Mahkemesi'nin 11/10/2023 tarihli ve E.:2020/76, K.:2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. İptal kararının yürürlük tarihi ve bu iptal sonrasında kişilik hakkı ihlaline dayalı başvurularda geçerli olan hukuki çerçeve, güncel mevzuatın incelenmesiyle belirlenmelidir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2017/6382, K. 2018/8575Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2017/6382 E.  ,  2018/8575 K. "İçtihat Metni" Https://…..wordpress.com/2017/04/06/dr-tansu–kucukoncu-1-sahte-docent-hakan-murat-korkmazin-akademik-dergileri/ ve https://….. wordpress.com/category/akademik-bilimsel-danismanlik-adbm/ isimli web sitelerinde hakkında asılsız haberler yayınlanması sebebiyle ilgilisi …’ın, anılan alan adlarının ve tüm iletişim sistemlerinin kapatılması talebinin reddine dair Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/05/2017 tarihli ve 2017/2615 değişik iş sayılı kararına karşı adı geçen tarafından yapılan itirazın kabulüne, söz konusu yayınlara ilişkin içeriğe erişimin engellenmesine dair Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/05/2017 tarihli ve 2017/2888 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 29/11/2017 gün ve 2017/10417 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12/12/2017 gün ve KYB – 2017 / 69043 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Daha önce yine … tarafından http://scholaryaa.com/2016/05/17/ turkey-fake-joumals-fake-conferences isimli web sitesinde yayımlanan yazılarla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden … vekilinin içeriğe erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 27/06/2016 tarihli ve 2016/4217 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/07/2016 günlü ve 2016/4719 değişik iş sayılı kararı aleyhine Bakanlığımızın 20/12/2016 gün ve 94660652-105-34-12257-2016-Kyb sayılı yazısıyla kanun yararına bozma yoluna gidilmesi üzerine, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05.2017 tarihli ve 2017/710 esas, 2017/4575 karar sayılı ilâmında ayrıntılı olarak incelendiği, “… şikâyetçinin akademik geçmişine ve yazılarına ilişkin bilgi, yorum ve eleştirilere yer verildiği, bu iddialara dair açıklayıcı ve nesnel ek bilgiler de sunulduğu, bu nedenle yazının amacının daha çok şikâyetçinin bilimsel tezlerinin neden dikkate alınamaması gerektiğine yönelik olduğu, öte yandan yazılan eleştiride öne sürülen iddiaların tümünde, şikâyetçi hakkında sadece herkesçe bilinen ve sadece şikâyetçinin bilmesini istediği bilgilerin yer alması gerekmediği gibi, şikâyetçinin bilimsel yazıları hakkında gerçek olup olmadığı hususunda ilgililerinde dikkat, merak ve hatta şaşkınlık uyandıracak bilgilerin de paylaşılabileceği, eleştiriyi kaleme alan kişinin, şikâyetçi hakkındaki bilgileri ve fikirlerini aktarırken şikâyetçiyi veya onu tanıyan pek çok kişiyi şok edebilecek, kışkırtıcı bir takım ifadeler de kullanabileceği, tüm bu koşullar içinde yazıyı yazan kişinin ulusal ve uluslararası mevzuatta yazılı düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığı tespit edildiğinden ve bu hakkı kullanırken başvuruya konu yazı içeriğinin şikâyetçinin kişilik haklarını ihlal etmediği kanaatine varılmakla…” şeklinde ortaya konulan gerekçeyle kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiş olduğu da gözöünde bulundurulduğunda; ilgilisi …’ın, anılan alan adlarının ve tüm iletişim sistemlerinin kapatılması talebinin reddine dair Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/05/2017 tarihli ve 2017/2615 değişik iş sayılı kararında isabetsizlik bulunmadığından, anılan karara karşı adı geçen tarafından yapılan itirazın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde başvurucunun kişilik haklarının ihlâl edildiğinden bahisle, ilgilisinin erişimin engellenmesine yönelik bir talebi de olmadığı halde, söz konusu yayınlara ilişkin içeriğe erişimin engellenmesine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: Başvuranın, kendisi ve daha önceden yayınladığı dergilerin editörleri hakkında; "https://sahtedocentinprofesorleri.wordpress.com/2017/04/06/dr-tansu-kucukoncu-1-sahte-docent-hakan-murat-korkmazin-akademik-dergileri, " ve "https://sahtedocentinprofesorleri.wordpress.com/category/akademik-bilimsel- danismanlik-abdm/" internet URL adresleri üzerinde … tarafından yazılan yazılarda kendisinden "sahte doçent" şeklindeki takma adla bahsedildiğini, uluslararası alanda çok ünlü bir bilimsel organizasyon şirketinin patronu olduğunu, ancak daha önceden paylaşımlarda bulunan şahısla aralarında geçen bir bir uyuşmazlığa dair ifade özgürlüğü kapsamında Dairemizce bir karar alındığını, şahsın bu karar üzerine kendisine yakıştırdığı "sahte doçent" ünvanını hemen her ortamda her paylaşımda kullandığını, bu şahsın FETÖ'cü olduğunu ve bu örgüt için çalışıp ulusal alanda iş yapmaya çalışan kendiis gibi iş adamlarının kişilik haklarını para karşılığında ihlal ettiğini beyan ederek, mahkemeden adı geçen URL adreslerine erişimin engellenmesini talep etmesi üzerine, Küçükçekmece 2. Sulh Ceza Hakimliğince, yapılan başvurunun, başvuranın dosyaya diploma veya onaylı suretini sunmadığı gibi daha önceden kullandığı iddia edilen doçent unvanını haksız yere kullanması nedeniyle hakkında var olan soruşturma dosyasından, şirket belgelerinden suretler sunduğundan bahisle reddedildiği, itiraz üzerine Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliğince verilen kararda ise başvuran hakkında yapılan "sahte doçent" nitelemesinin paylaşımlarda sürekli kullanılmasının iddia edilemeyen bir takım isnatlarla beraber talepte bulunan kişinin kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle adı geçen iki URL adresine erişimin engellenmesine karar verildiği görülmektedir. Kanun yararına bozma talebine esas alınan ve Dairemizin 15.05.2017 tarihli, 2017/710 E: – 2017/ 4575 K. Sayılı kararında; "…başvuruya konu makale eleştirisinde; şikayetçinin makalelerinden birisine karşı aynı akademik forum sitesinde, aynı dilde "ingilizce" bir yazı kaleme aldığı görülmektedir. Yazılan yazının aynı bilimsel makale ve eleştiri sitesinde bulunması, yazı içeriğinde şikayetçinin akademik geçmişine ve yazılarına dair bilgi, yorum ve eleştirilere yer verildiği, bu iddialara dair açıklayıcı ve nesnel ek bilgiler de sunulduğu, bu sebeple yazının amacının daha çok şikayetçinin bilimsel tezlerinin neden dikkate alınamaması gerektiğine yönelik olduğu, öte yandan yazılan eleştiride öne sürülen iddiaların tümünde, şikayetçi hakkında sadece herkesçe bilinen ve sadece şikayetçinin bilmesini istediği bilgilerin yer alması gerekmediği gibi, şikayetçinin bilimsel yazıları hakkında gerçek olup olmadığı hususunda ilgililerinde dikkat, merak ve hatta şaşkınlık uyandıracak bilgilerin de paylaşılabileceği, eleştiriyi kaleme alan kişinin, şikayetçi hakkındaki bilgileri ve fikirlerini aktarırken şikayetçiyi veya onu tanıyan pek çok kişiyi şok edebilecek, kışkırtıcı bir takım ifadeler de kullanabileceği, tüm bu koşullar içinde yazıyı yazan kişinin ulusal ve uluslararası mevzuatta yazılı düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını kullandığı tespit edildiğinden ve bu hakkı kullanırken başvuruya konu yazı içeriğinin şikayetçinin kişilik haklarını ihlal etmediği…" gerekçeleriyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebinin reddine karar verildiği bilinmektedir. ../.. Kararın gerekçesinde de belirtildiği üzere, yazarın eleştiri, yorum ve toplumu bilgilendirme mahiyetindeki yazısındaki amacının daha çok şikayetçinin bilimsel tezlerinin neden dikkate alınamaması gerektiğine yönelik olduğu anlatılmıştır. 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesi; "(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir. (2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır. (3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir. (4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir. (5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir. (6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. (7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir. (9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır. (10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hükmünü amirdir. Buna göre erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanma şartları; – İnternet ortamında yapılan bir yayın olması, – Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir. İlgili kanun maddesiyle, kişilik hakkı ihlal edilenlerin "erişimin engellenmesi" konulu taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından veya bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, alınan kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirileceği, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve bu husustaki hakim kararlarının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak değişik ceza yaptırımları düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 15.03.2018 tarihli, 2014/19685 başvuru numaralı C.K. Başvurusu hakkında verdiği kabul edilemezlik kararında; "25. Anayasa'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesine göre herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Anılan maddede ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar "söz, yazı, resim veya başka yollar" olarak ifade edilmiş ve "başka yollar" ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, §43). 26. İnternet haberciliğinin -basının temel işlevini yerine getirdiği sürece- basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir (Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A . Ş. [GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42; Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 39; Orhan Pala, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 45). Basın yönünden düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilen İnternet özgürlüğü, internete erişenler yönünden ise Anayasa tarafından korunan ve ifade özgürlüğünün özünde yer alan haber veya fikir almak özgürlüğü olarak mütalaa edilmektedir. 28. Dolayısıyla İnternet sitelerine veya İnternet sitelerinde yer alan haberlere erişimin engellenmesi biçiminde getirilen her türlü kısıtlama, bilgi alma ve verme özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi, bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı bilinmektedir (İlhan Cihaner (2), § 63). 29. Anayasa Mahkemesi, Ali Kıdık kararında 5651 sayılı Kanun ile getirilen içeriğin yayından çıkarılması ve yayına erişimin engellenmesi kararlarına yönelik usulü ayrıntılı bir şekilde incelemiştir (bkz. §§ 55-63). Mahkemeye göre bu usul, kanun koyucunun İnternet ortamında işlenen suçlarla mücadelenin daha etkin yapılabilmesi, özel hayatın ve kişilik haklarının hızlı ve etkili bir şekilde korunması ihtiyacı nedeniyle öngördüğü özel ve hızlı sonuç alınabilecek bir koruma tedbiri kararıdır, dolayısıyla istisnai bir yoldur (Ali Kıdık, § 55). 30. Kişilik haklarına saldırı nedeniyle erişimin engellenmesi yolunun istisnai bir yol kabul edilmesinin sebebi bu yolun ifade ve basın özgürlükleri önünde orantısız bir mühadale oluşturması ihtimalidir. 31. 5651 sayılı Kanun'da öngörülen erişimin engellenmesi yolu çekişmesiz bir yargı yolu olduğundan, başka bir deyişle karşı taraf bulunmadığından karardan etkilenecek basın organının temsilcileri ile sorumlu kişiler silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamakta; talepte bulunanın iddialarına karşı delil sunmak da dahil olmak üzere savunmalarını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olamamaktadır. Özet olarak hakim kararını dosya üzerinden, delil toplamaksızın, sınırlı bir inceleme ile yani talepte bulunanın sunduğu bilgi ve belgelere göre vermekte; bu yargılamada karşı tarafın görüşleri alınamamaktadır (Ali Kıdık, §§ 60-62). 32. Dahası 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar ../.. verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir, İnternet kullanıcılarını engellenen içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır (Ali Kıdık, § 59). 33. Bu sebeplerle başvuruya konu İnternet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin alınmasının haklılığı, ancak bir görüşte haklılık veya "ilk bakışta" (prima facia) haklılık olarak nitelendirilebilir. Anayasa Mahkemesi, bu usulün ancak internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda işletilebileceğini belirtmiştir. Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hallerde 5651 sayılı Kanun'un 9. Maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir. Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal doktrini" internet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge sağlayacaktır (Ali Kıdık, §§ 62, 63). 37. Anayasa Mahkemesi 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal bulunmadığı gerekçesiyle istediği korumayı elde edemeyen kişinin de kişilik haklarının korunması için genel hukuk yoluna her halde başvurabileceği, sulh ceza hakiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna veya olmadığına karar vermesinin uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına gelmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu tür kararların hiçbir zaman normal bir dava için maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini ifade eden Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerde görülen davalarda erişimin engellenmesi talebinin kabul edilebilmesi için ihlal iddiasının ispatlanması gerekeceğini belirtmiştir (Ali Kıdık, §§ 66, 67)." 40. Çelişmesiz bir dava sonucunda yayın içeriğine erişimin engellenmesi kararı verilebilmesinin ancak hukuka aykırılığın ve kişilik haklarına müdahalenin ilk bakışta anlaşılacak kadar belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hallerde mümkün olduğu hatırlanmalıdır (bkz. § 31 ). Bu yolun amacı; İnternet faaliyetleri ile kişilik hakları arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamak, kişi ve kuruluşlara haksız zarar veren, onlar hakkında gerçek dışı bilgiler yayan ve şeref ve itibarlarını ihlal eden İnternet kullanımına karşı bireylerin haklarını korumaktır. O halde bu yol, basın özgürlüğünün ve basın mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır." şeklindeki gerekçesiyle, 5651 sayılı Kanun kapsamında başvurunu kabul edilmesinin Kanun'da yazılı olmayan bir diğer şarta daha bağlı olduğunu ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesine göre; başvuranın, 5651 sayılı Kanun'da yazılı olduğu gibi "kişilik hakkına karşı yapılan ihlal" iddiasını ispatlamak dışında, "internet yoluyla yapılan ve kişilik hakkını ihlal eden yayının, başvuranın kişilik haklarına özel ve ceza hukukunda sağlanan diğer koruma yollarından (tedbir, tazminat veya ceza yaptırımlarından) daha hızlı, etkin ve acil bir şekilde erişimin engellenmesi kararıyla ortadan kaldırılması gerektiğini ispat etmesi" gibi bir şartı da gerçekleştirmesi gerekmektedir. Keza mahkemeye göre, başvuranın bir temel hak ve özgürlük olan kişilik haklarının, başka yargı yollarında öngörülen koruma tedbirleriyle de korunabileceği, dolayısıyla 5651 sayılı Kanun'a göre sağlanamayan bu koruma yoluna başvuru sonucu verilen kararların maddi anlamda bir kesin hüküm olmadığı ve diğer yargı yollarında korunabileceği öngörülmektedir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında kanun yararına bozmaya konu dosyadaki somut olay değerlendirildiğinde; Erişime engellenmesi talep edilen URL sitelerindeki paylaşımlarda, bu sefer yukarıda adı geçen başvuran …'ın "sahte doçent" olduğu ve türkçe kaleme alınan yazılarda editörlerinin kimler olduğundan bahsedildiği, bu yolla ulusal çapta bir dolandırıcılık şebekesinin ortaya çıkartıldığının anlatıldığı, yazılarda elde edilmek istenen amacın başvurandan çok başvuran kişiyle birlikte çalışan kişilerin kimler olduğunun ve hangi amaca hizmet ettiklerinin topluma bildirilmesi olduğu, ayrıca yazıda adı geçen kişilerin çoğunun başvuranla olan iletişimlerinin kesildiğinden ve başvuran hakkında hukuki sürecin başlatıldığından bahsedildiği, dolayısıyla "sahte doçent" deyiminin sadece ilgilinin kişilik haklarına yönelik bir ihlal amacıyla kötüniyetli olarak değil, geçmişte yaşananları hatırlatmak amacıyla kullanıldığı, öte yandan itiraz mercii tarafından verilen kararın gerekçesinde yazılı "sahte doçent deyiminin paylaşımlarda sürekli olarak tekrarlanması" kriterinin 5651 sayılı Kanun'da yer almayan ve tek başına kişilik haklarını ihlal eder derecede yorumlanamayacak bir gerekçe olduğu anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği, yukarıda yazılı nedenlerle yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma talebinin kabulüyle, Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 18/05/2017 tarihli ve 2017/2888 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309/4-d maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre verilen "erişimin engellenmesi kararının" tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasına, 12.07.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/15510, K. 2017/5325Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2016/15510 E.  ,  2017/5325 K. "İçtihat Metni" http://www.milliyet.com.tr ve http://www.hürriyet.com.tr isimli internet sitelerinde yayımlanan "Manken olmak için geldiler, fuhuş batağına düştüler", "Uluslararası fuhuş davasında 3 tahliye" , "İnsan ticareti operasyonunda 8 kişi tutuklandı" başlıklarıyla yayımlanan yazılar nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden ilgilileri … ve …'nın vekilleri tarafından yapılan yazı içeriğine erişimin engellenmesi talebinin reddine dair İzmir 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22/04/2016 tarihli ve 2016/1359 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin İzmir 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 03/05/2016 tarihli ve 2016/1365 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 15/11/2016 gün ve 10382 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/11/2016 gün ve KYB. 2016 / 391233 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, itiraz merciince erişimin engellenmesi talep edilen haberlerin verildiği tarih itibari ile güncel ve gerçeğe uygun olduğu, haber verilirken konu bütünlüğünün bozulmadığı gerekçesiyle itirazın reddine karar verilmiş ise de, talepte bulunanların bahse konu olay nedeni ile yargılandıkları ve beraatlerine karar verildiği İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/01/2012 tarihli ve 2007/141 esas, 2012/9 sayılı kararının Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 13/04/2015 tarihli, 2015/18 esas, 2015/141 karar sayılı ilamı ile onanmış olması karşısında, söz konusu internet sitelerinde yayınlanan yazıların ilgililerin şeref ve haysiyetini ihlal edici ve kişilik haklarını zedeler mahiyette olduğu anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları; – İnternet ortamında yapılan bir yayın olması, – Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir. İlgili kanun maddesiyle, kişilik hakkı ihlal edilenlerin "erişimin engellenmesi" konulu taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından veya bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, alınan kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirilmesi, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve bu hususta alınacak hakim kararlarının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak değişik ceza yaptırımları düzenlenmiştir. Kanun yararına bozmaya konu dosya incelendiğinde; erişimin engellenmesi ve aynı zamanda kanun yararına bozma talep edenler, İzmir Emniyet Müdürlüğünce 2007 yılında gerçekleştirilen "köprü operasyonu" kapsamında, yapılan asayiş ve önleme uygulamaları çerçevesinde gözaltına alınan şüphelilerdir. Soruşturma sırasında şüphelilerden biri tutuklanmış, sonrasında düzenlenen iddianameyle her iki başvuran için de "suç örgütü üyeliği, fuhuş ve insan ticareti" suçlamalarıyla cezalandırılmaları için kamu davası açılmıştır. Yayının kaldırılması için başvuran şüpheliler de dahil olmak üzere, o tarihteki operasyonda yakalananların tümü hakkında; internet üzerinden yayın yapan "hürriyet.com.tr" sitesinde yer alan 15.03.2007 ve 27.06.2007 tarihli "insan ticareti operasyonunda 8 kişi tutuklandı" ve "fuhuş davasında 3 tahliye" başlıklı haberler ile "milliyet.com.tr" sitesinde yer alan 14.03.2007 tarihli "manken olmak için geldiler, fuhuş batağına düştüler" başlıklı haberde, her hangi bir yoruma yer verilmeksizin haberler yapıldığı görülmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki "hürriyet.com.tr" adresindeki haberlerde gözaltına alınan ve tutuklanan şüphelilerin isimleri, adı ve soyadı biçiminde açıkça belirtilmişken, "milliyet.com.tr" adresinde şüphelilerin isimleri baş harfi kısaltması şeklinde yazılmış, ancak operasyonun yapıldığı gazinonun sahibi oldukları belirtilmiştir. Haber içeriklerine bakıldığında, adli soruşturma işlemleri dışında, şüpheliler hakkında başkaca bir yoruma, eleştiriye veya kişileri hedef alacak, küçük düşürücü, aşağılayıcı bir açıklamaya gidilmediği görülmektedir. Şikayet edenler hakkında başlayan dava süreci, "sanıklar hakkında her türlü şüpheden arınmış kesin ve mahkumiyetlerine yeterli delil olmadığı" gerekçesiyle verilen beraat kararlarıyla sonuçlanmış ve beraat kararı Yargıtay 18. CD. 13.04.2015 tarihli kararıyla onanarak kesinleşmiştir. Talep edenler, 21.04.2016 tarihli dilekçeyle, adı geçen internet sitelerindeki haberlere erişimin engellenmesini Sulh Ceza Mahkemesinden istemişlerdir. İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi, erişimin engellenmesi başvurusunu "…başvuran şüphelilerin haberin yapıldığı tarihte gerçekten gözaltına alındıkları, haklarında tutuklama kararı çıkarıldığı, o tarihte yapılan haberin gerçek olduğu gibi güncel de olduğu, haber içeriğinde konu bütünlüğünün bozulmadığı, ayrıca haberde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde aranan nitelikte "kişilik hakları"nı ihlal eden bir yazının da bulunmadığı, amacın haber yapmak olduğu…" gerekçeleriyle reddetmiş, başvuranların "…haberin üzerinden 9 yıl geçtiği ve güncelliğini yitirdiği, buna rağmen isimlerinin açıkça yazılı olduğu haberin halen yayında durmasının insanların lekelenmeme hakkına, kişisel verilerin korunmasına ve unutulma hakkına aykırı olduğu…" gereksiyle yaptıkları itiraz, İzmir 2. Sulh Ceza Mahkemesince "… kararda usul ve yasaya aykırılık olmadığı…" gerekçesiyle reddedilmiştir. Kanun yararına bozma yolunda incelenerek çözülmesi gereken sorun; 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yazılı olduğu üzere, internet yoluyla (2007 yılında) yapılan ve başvuru anına (2016 yılında) kadar (yaklaşık 9 yıldır) halen erişime açık olan yayın içeriğindeki haberlerin, talep edenlerin "kişilik haklarını" bu haliyle ihlal edip etmediği, başvuranlar hakkında yapılan haberin güncelliğini yitirmesinin bu duruma bir etkisi olup olmadığıyla, güncel olmasa bile sadece gerçekleri yorumsuz biçimde yazan haberlerin erişiminin engellenip engellenemeyeceği sorunudur. Yukarıda anlatılan sorunun sağlıklı bir değerlendirmeyle çözülebilmesi için, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ışığında; "ifade ve basın özgürlüğü" ve "kişisel verilerin korunması bağlamında unutulma hakkı" kavramlarının üzerinde kısaca durulması gerekmektedir. I- İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ a-) Tanımlar: İfade özgürlüğü; çoğulcu ve anayasal demokrasilerin temel taşlarındandır. Öğretide farklı tanımlara yer verilmekle birlikte tüm paydaşların üzerinde uzlaştığı genel bir kabulle, ifade özgürlüğü; düşünce ve bilgiye ulaşma (haber alma, bilgi edinme), edindiği fikir ve düşüncelerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve serbestisidir. Böylelikle, ifade özgürlüğü, sadece bir düşünce veya bilginin özü anlamında düşünme, konuşma ve açıklama gibi eylemleri güvence altına almakla yetinmemekte, aynı zamanda “görüşe sahip olma”, “haber ve görüşleri alma (ulaşma), verme ve yayma” özgürlüklerini de kapsamaktadır. Ayrıca ifade tarzları, biçimleri ve araçları da bu özgürlük kapsamında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğü; insan hakları hukuku belgelerinde ve anayasalarda, kişisel haklar ve ödevler kategorisinde, birinci kuşak haklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle ki, devredilmez ve vazgeçilmez bir niteliğe sahiptir. Basın özgürlüğü; görüş ve düşünceleri, yazılı ve görsel biçimde, basın ve yayın yoluyla yerli ve yabancı tüm muhataplarına açıklayabilme ve yayabilme hakkı şeklinde kendini gösteren bir temel hak ve özgürlüktür. Basın özgürlüğü kavramı, toplumun bilgiye ulaşması, yorum süzgecinden geçirdikten sonra kendi düşüncelerini ifade edebilmesi açısından ifade özgürlüğü kavramıyla bir bütün halinde değerlendirilmelidir. Basın özgürlüğü, toplumun ve devletin kurumlarının, gelişmesi, ilerleyebilmesi ve her alanda kendini geliştirmesi için gerek duyduğu bilgi, eleştiri ve değerlendirme yetisinin bir gereğidir ve bir devletin gelişmişliğinin göstergesidir. Bu nedenledir ki basın özgürlüğünün sınırlanması, sansür edilmesi, tıpkı ifade özgürlüğü gibi Anayasal güvencelere bağlanmış ve ancak özel durumlarda belli şartların gerçekleşmesi dahilinde sınırlanabileceği düzenlenmiştir. b-) İfade ve Basın Özgürlüğü ile ilgili uluslararası ve ulusal mevzuat: 4 Kasım 1950 tarihli İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir.”, aynı maddenin 2. fıkrası; "Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir." şeklinde düzenlenmiştir. Adı geçen sözleşmenin 17. maddesinde ise; "Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz" şeklinde düzenlemeler yapılarak devletlere kendi toplumlarını düzenlemeleri, bu açıdan da ifade özgürlüğünün sınırlarını sözleşmenin 10. maddesinde yer alan kriterleri gözeterek çizebilmeleri konusunda takdir yetkisi tanınmıştır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ulusal makamların bu takdir yetkisini sözleşmenin 10. maddesiyle bağdaşır şekilde kullanıp kullanmadıklarını önüne gelen davalar aracılığıyla denetlemektedir. O halde, ulusal makamlar, ifade özgürlüğünün sınırlanması ile ilgili takdir yetkilerini kullanırken; – önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, – sınırlamada aşırıya gidilmemesi (orantılı ve ölçülü olunması), – sınırlamanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, – yasayla sınırlama getirilmesi, hususlarını gözetmek zorundadırlar. Her ne kadar doktrinde bu konuda üye devletlerin aynı ölçüleri benimsemeleri gerektiği savunulmakta ise de değer yargıları ülkeden ülkeye değişmektedir. Çağdaş ülkelerin çoğunda; iftira, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemekte, suç sayılmak suretiyle cezalandırılmaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 25. maddesinde; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.", 26. maddesinde ise; "Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." Şeklinde düzenlemeler yapılarak temel insan haklarından olan düşünceyi açıklama ve yayma ile bilim ve sanat özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Anayasamızın “Basın Hürriyeti” başlıklı 28. maddesinde; “…Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır. Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir. Yetkili hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır. Yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, kanunla belirtilecek sınırlar içinde, hakim tarafından verilen kararlar saklı kalmak üzere, olaylar hakkında yayım yasağı konamaz. Süreli veya süresiz yayınlar, kanunun gösterdiği suçların soruşturma veya kovuşturmasına geçilmiş olması hallerinde hakim kararıyla; Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel ahlakın korunması ve suçların önlenmesi bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle toplatılabilir. Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hakime bildirir; hakim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Süreli veya süresiz yayınların suç soruşturma veya kovuşturması sebebiyle zapt ve müsaderesinde genel hükümler uygulanır. Türkiye'de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milliyetle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, milli güvenliğe ve genel ahlaka aykırı yayımlardan mahkum olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hakim kararıyla toplatılır…” , "Düzeltme ve Cevap Hakkı" başlıklı 32. maddesinde; “…Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hakim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir…”, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Basın Özgürlüğü” başlıklı 3. maddesinde; “…Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir…” Hükümleri yer almaktadır. c-) AİHM kararları bağlamında ifade ve basın özgürlüğü; Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir (Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Böylelikle, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” görevini yapabilir. Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir. Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Şüphesiz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin (gazeteciler vb…) bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Goodwin, § 39; Mc Vicar, § 83-86; Colombani, § 65). Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. İnternet, son yirmi yıldır ülkemizde hızla yaygınlaşan ve ifade özgürlüğünün hayat bulduğu bir alandır. Bu deyişle, ifade özgürlüğü konusunda geçerli bütün ilkeler, bu alanda da geçerlidir. Sözleşme'nin 10. maddesi sadece bilgi verme, bilgileri yayma özgürlüğü tanımaz; bu özgürlük aynı zamanda halkın bu bilgileri alma hakkını da içerir (Observer et Guardian, § 59). İnternet siteleri ise, gerek erişilebilir olmaları, gerek de önemli miktarda bilgi saklama ve yayma kapasiteleri nedeniyle, halkın güncel bilgilere erişimini kolaylaştırmakta ve böylece bilginin yayılmasını sağlamaktadırlar. Bu sebeple, internet alanında arşivlerin oluşturulması ifade özgürlüğünün bir parçasıdır (Limited no 1 ve 2, § 27). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Handyside/Birleşik Krallık ( B.No:5493/72, 07/12/1976) kararında "Düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece hoşa giden veya zararsız ya da tepki yaratmaz sayılan haberler veya fikirler için değil, fakat devlete veya halkın bir kısmına ters düşen, şoke eden ya da üzüntüye sevk edenler için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve yeniliğe kucak açma bunu gerektirir ve bunlar olmadan demokratik toplum olmaz" biçimindeki; Lingens/ Avusturya (B.No: 9815/82, 08/0701986) kararında “Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 10(1). fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini gerçekleştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatır. İfade özgürlüğü, Sözleşme’nin 10 (2). fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (bk. yukarıda geçen Handyside/Birleşik Krallık kararı, parag. 49). Basın söz konusu olduğunda, bu ilkeler ayrı bir öneme sahiptir. Basının, "başkalarının itibarlarını korumak" gibi çizilmiş sınırları aşmaması gerekmekle birlikte, kamunun menfaatinin bulunduğu diğer alanlarda olduğu gibi, siyasi meselelerde de haber ve fikirleri iletmek, yine basına düşen bir görevdir. O halde bir siyasetçiye yönelik eleştirilerin kabul edilebilir sınırları, özel bir şahsa yönelik eleştiri sınırlarına göre daha geniştir. Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar; bu nedenle daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. Hiç kuşku yok ki, Sözleşme’nin 10/2. fıkrası, başkalarının, yani bütün bireylerin itibarının korunmasına imkan verir; bu koruma, siyasetçileri şahsi sıfatları dışında hareket ettikleri zaman da içine alır. Ancak bu gibi durumlarda söz konusu korumanın gerekleri, siyasi meseleleri açık biçimde tartışmanın yararıyla bağlantılı olarak tartılmalıdır”(bk. yukarıda geçen Lingens/Avusturya kararı, parag. 41-42).; Scharsach ve News Verlagsgesellschaft/Avusturya (39394/98, 13/11/2003) kararında ise “ Bir yandan Rosenkranz’ın bir politikacı olduğu, diğer yandan gazetecilerin ve basının kamuyu ilgilendiren konularda muhalif, çarpıcı, veya rahatsız edici de olsa bilgi ve görüşlerini iletme rolü dikkate alındığında, “gizli Nazi” teriminin kullanılması, mevcut davanın şartları içinde kabul edilebilecek sınırları aşmamıştır(bk. yukarıda geçen Scharsach ve News Verlagsgesellschaft kararı, parag. 45). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 07/02/2012 tarihli Von Hannover-Almanya (no.2) ( BD, no.40660/08 ve 60641/08 ) kararında; "… 108. İfade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak içtihattan çıkan ve mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler aşağıda sayılmıştır. i.) Genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı 109. Birinci temel unsur makale veya fotoğrafların basında çıkmasının genel yarar nitelikli bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover, yukarıda geçen, § 60; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 68; ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 46). Genel yarar konusu olan şeylerin belirlenmesi davanın şartlarına bağlıdır. Ancak Mahkeme sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu durumlarda (White, yukarıda geçen, § 29; Egeland ve Hanseid/Norveç, no 34438/04, § 58, 16 Nisan 2009; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 72) değil, ama aynı zamanda yayımın sporu ya da ekran artistlerini ilgilendirdiği durumlarda da (Nikowitz ve Verlagsgruppe News GmbH/Avusturya, no 5266/03, § 25, 22 Şubat 2007; Colaço Mestre ve SIC – Sociedade Independente de Comunicação, S.A./Portekiz, nos 11182/03 ve 11319/03, § 28, 26 Nisan 2007; ve Sapan/Türkiye, no 44102/04, § 34, 8 Haziran 2010) böyle bir yararın varlığını kabul ettiğini hatırlatmanın faydalı olduğu kanaatindedir. Buna karşın bir Cumhurbaşkanının evlilikle ilgili olası problemleri ya da ünlü bir şarkıcının mali sorunlarının genel yarar nitelikli bir tartışma kapsamında kaldığı kabul edilmemiştir (Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 52, ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 43). ii.) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve röportajın konusu 110. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada normal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle bir şey söz konusu değildir (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, yukarıda geçen, § 55). Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportajı, böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan bir röportajla bir tutamayız (Von Hannover, yukarıda geçen, § 63, ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 47).” biçimindeki tespitleriyle “ifade özgürlüğü” yönünden ayrıntılı değerlendirmeler yapmış ve bu konuda kriterler belirlemiştir. d-) Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları bağlamında ifade ve basın özgürlüğü; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 03.03.2016 tarihli 2013/5653 başvuru sayılı dosyasında almış olduğu kararda da atıfta bulunduğu üzere; "… Anayasa Mahkemesi birçok kararında ifade özgürlüğünün sadece düşünce ve fikirleri yayma özgürlüğünü değil haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünü de kapsadığını vurgulamıştır (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 40; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 34). Bu bağlamda haber ve fikirlerin yayılmasını ve bunlara kamunun ulaşmasını kolaylaştıran İnternet'in toplum hayatındaki önemli rolü yadsınamaz. İnternet üzerinde arşiv oluşturma, aktüalitenin ve haberlerin saklanmasına ve erişilebilirliğine büyük ölçüde hizmet etmektedir. Bu nitelikteki arşivler özellikle doğrudan halkın erişimine açık ve genelde ücretsiz olmaları nedeniyle tarih eğitimi ve araştırma faaliyetleri için kaynak sunmaktadır. Öte yandan demokratik bir toplumda basının ilk işlevi olan "gözetleyici" rolünün bir sonucu da arşivlerin halkın erişimine sunulmasıdır (Wegrzynowski ve Smolczewski/Polonya, B. No: 33846/07, 16/7/2013, § 59; Times Newspapers Ltd/Birleşik Krallık (No. 1 ve 2), B. No: 3002/03 23676/03, 10/3/2009, §§ 27, 45). Bu nedenle İnternet'te tutulan arşivlerin, ifade ve basın özgürlükleri kapsamında olduğu açıktır. Dolayısıyla İnternet'te yayımlanan ve gazetecilik faaliyeti kapsamında kabul edilen bir haber arşivinin yayından kaldırılması basın özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil eder. Demokrasilerde devletin eylem ve işlemlerinin, adli ve idari yetkililerin olduğu kadar basının ve aynı zamanda kamuoyunun da denetimi altında bulunması gerekmektedir. Yazılı, işitsel ve görsel basın; kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altına almaktadır (Kadir Sağdıç, § 50). Bu sebeple basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal öneme sahip bir özgürlüktür (AYM, E.1997/19, K.1997/66, 23/10/1997). AİHM, birçok kez demokratik bir toplumda basının oynadığı temel rolün altını çizmiştir. Her ne kadar başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı sınırları aşmaması gerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Basının böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkı eklenir. AİHM'e göre bu görevi olmasaydı basın, vazgeçilmez "gözetleyicilik" işlevini yerine getiremezdi (Bladet Tromso ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62; Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71). İfade özgürlüğü ile onu tamamlayan ve ifade özgürlüğünün kullanılmasını sağlayan basın özgürlüğü, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlükleri sınırlama rejimine tabidir. Anayasa'nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında basın özgürlüğünün sınırlanmasında 26. ve 27. madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Böylece basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü ile ilgili genel hüküm niteliğindeki 26. madde ile sanatsal ve akademik ifadelerle ilgili 27. maddedeki sınırlama rejimine tabi tutulmuştur. Basın özgürlüğüne yönelik diğer sınırlamalar ise 28. maddenin beşinci ve izleyen fıkralarında yer almıştır. Basının, Anayasa'nın 26., 27. ve 28. maddelerinde sayılan sınırlandırmalardan biri olan "başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının" korunması için konmuş olan sınırlandırmalara uyması gerekir (Kadir Sağdıç, § 55; İlhan Cihaner (2), § 62). Bu itibarla "başkalarının şöhret veya haklarının, özel veya aile hayatlarının" korunması bağlamında şeref ve itibarın korunması hakkının etki alanını genişletmenin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlali sonucunu doğurabileceği hatırda tutulmalıdır. Öte yandan başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı sınırların aşılmaması gerekse de basının, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi olduğu, onun bu tür konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir ve bilgileri alma hakkının eklendiği hatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç, § 51) Bu sebeple Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında koruma altına alınan şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkı ile başvuruya konu İnternet haber arşivinin Anayasa'nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve bu özgürlükle bağlantılı olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü arasında Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun şekilde bir denge kurulması gerekmektedir. Ancak geçmişteki olayların arşivlenmiş olması hâlinde çatışan haklar arasındaki dengelemenin güncel olaylara ilişkin yapılan haberlerden daha farklı yorumlanması makul kabul edilmelidir. Bu bağlamda, basının yayımladığı haberlerin gerçekliğine ilişkin olarak sorumluluk bilinci ile hareket etmesi (Kadir Sağdıç, §§ 53, 54; İlhan Cihaner (2), §§ 60, 61) gerekliliği, güncel haberlere nazaran doğası itibarıyla eskiyen ve yayımlanması ivedilik ve zorunluluk arz etmeyen geçmişe ilişkin haberler bakımından daha katı görünmektedir. Ancak yapılacak dengelemede haber arşivinin de Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri bağlamında güvence altına alındığı gözönünde tutulmalıdır…." Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13/02/2007 tarih ve 2007/7-28 E, 2007/34 K. sayılı kararında; 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamındaki cevap ve düzeltme istemleri hususunda yapılan değerlendirmede, “…Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Yasasının 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir.” denilmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır. Temelini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ile Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğü ve bu kapsamda bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser ortaya koyma hakkı, TCK'nun 25. maddenin birinci fıkrasında; "Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez" düzenlemesi kapsamında bir hukuka uygunluk nedenidir. Ancak habere ulaşma, haberi yorumlama ve eleştirme ile haberi kamuya ulaştırmayı kapsayan bu hakkın hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilebilmesi için; haberin gerçek ve güncel olması, haberin kamuyu ilgilendirmesi yani kamuoyunun haberi öğrenmekte menfaatinin bulunması ve haber ile haberin veriliş şeklinin uyumlu olması gereklidir. (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınevi, İstanbul, 2013, 3. bası, s.323; Nur Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınevi, İstanbul, 2010, 6. bası, s.336-338; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2011, 12. bası, s.279-282). Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.02.1998 gün ve 386-52 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır. II- KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI BAĞLAMINDA UNUTULMA HAKKI a-) İlgili mevzuat; Unutulma hakkı Anayasa'mızda açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve ödevleri" başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde "insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkân tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, İnternet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişiminin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, İnternet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesi nedeniyle manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengelemeye ilişkin kararlarında Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası temelinde değerlendirme yaptığı gözetilerek unutulma hakkına ilişkin iddiaların İnternet ortamındaki haberlerin kişisel veriler ile arasındaki ilişki dikkate alınarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında inceleme yapılması gerekmektedir. Öte yandan inceleme konusu olan başvuruya benzer diğer başvurularda devletin bir eylemi söz konusu olmayıp yargı mercilerince başvurucuların kişisel itibarlarına sağlanan korumanın yetersiz olduğu iddia edilmektedir. Anayasa'nın 17. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfî müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu madde sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, Anayasa'nın 5. maddesi dikkate alınarak bireyin maddi ve manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak şekilde kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altına alınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Ahmet Çinko ve Erkan Çelik [GK], B. No: 2013/6237, 3/7/2015, § 39). Bu tedbirlere, kişisel itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da başvurulabilir (Kadir Sağdıç, § 40; İlhan Cihaner (2), § 47). Dolayısıyla unutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur. T.C. Anayasasının "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlık ve "Özel hayatın gizliliği" alt başlıklı 20. maddesi; "… Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/2 md.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir…" hükmünü amirdir. b-) Emsal İçtihatlar; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 03.03.2016 tarihli 2013/5653 başvuru sayılı dosyasında almış olduğu kararda; "…Haber ve fikirleri iletmedeki hızı ve bunları saklama süresi ve kapasitesi gözetildiğinde İnternet, geleneksel iletişim araçlarından farklı, küresel olarak bilgiye erişim ve iletişim aracıdır. Dünya çapında milyonlarca kullanıcıya hizmet eden merkezi olmayan bu elektronik iletişim ağı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında farklı bir boyut getirmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında sağladığı imkânlar aynı zamanda temel hak ve özgürlüklere yönelik farklı müdahale yolları ortaya çıkarmıştır. Özellikle bireylerin özel hayatlarına ve manevi bütünlüklerine yönelik olarak çok ciddi müdahale alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle geleneksel medyadan farklı olarak İnternet, ortaya çıkardığı riskler açısından farklı bir bakış açısı ile değerlendirilmelidir. Bu bağlamda ilgili hak ve özgürlükler açısından koruma ve ilerleme sağlayabilmek için kaçınılmaz olarak teknolojik gelişmeleri de dikkate alacak farklı bir yaklaşım belirlenmelidir. İnternet'in yaygınlaşmasından önce kişilerin geçmişlerine ilişkin özel yaşamları zaman içinde kaybolmaktaydı. Bununla birlikte bireylerin geçmişlerinde yaşadıklarına ilişkin herhangi bir kayıt tutulmuşsa da bu kayıtlara ulaşılmasının zorluğu kişilerin geçmişlerinde yaptıkları hatalardan bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanımaktaydı. Ancak günümüzde basit bir İnternet araştırması, bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlamak ve/veya hatırlanılmasını istemedikleri hatalarını kolayca ortaya koymaktadır. Bu bağlamda İnternet ortamı, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hâle getirmiştir. Haber arşivlerine erişimin kolaylaşması kişiler hakkında yapılan haberin unutulmasına fırsat vermeyen bir sanal ortam meydana getirmiştir. Bu durum İnternet'in yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak kişilerin karşısına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. İnternet'in yaygın kullanımı ile ortaya çıkan bu durum basının İnternet'i etkin olarak kullanmasıyla beraber ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengeyi ilkinin lehine bozmuştur. İfade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı, eşit düzeyde koruma gerektiren temel hak ve özgürlüklerdir. Bu nedenle bozulan dengenin her iki temel hak arasında tekrar kurulması zorunluluk olmuştur. İnternet haberciliği ile birlikte unutulmanın zor olduğu günümüzde anılan dengenin tekrar kurulabilmesi şeref ve itibar yönünden bireylerin unutulma hakkının kabul edilmesi ile mümkün olabilir. Bu bağlamda unutulma hakkı adil dengenin kurulması için vazgeçilmez niteliktedir (Avrupa Birliği Adalet Divanı, Google Spain SL, Google Inc/İspanya Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Mario Costeja Gonzales, C-131/12, 13/5/2014)…" "… Unutulma hakkının İnternet gazete arşivlerindeki her türlü haber yönünden uygulanmasını beklemek mümkün değildir. Nitekim özellikle basın özgürlüğü temelinde gazete arşivinin araştırmacılar, hukukçular veya tarihçiler için önem taşıyan veriler olduğu açıktır. Bu durumda bir İnternet haberinin unutulma hakkı kapsamında İnternet'ten çıkarılabilmesi için; – yayının içeriği, – yayında kaldığı süre, – güncelliğini yitirme, – tarihsel bir veri olarak kabul edilememe, – kamu yararına katkısı (toplumsal açıdan haberin değeri, haberin geleceğe ışık tutan niteliği) – habere konu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı, – haber veya makalenin konusu, bu bağlamda haberin olgusal gerçekler ya da değer yargısı içerip içermediği, halkın ilgili veriye yönelik ilgisi gibi hususların her somut olay açısından incelenmesi gerekmektedir. Yapılacak değerlendirme sonucunda unutulmayı etkin kılacak farklı yöntemler benimsenebilir. 5651 sayılı Kanun'un 6518 sayılı Kanun ile değiştirilen 9. maddesinde erişimin engellenmesinin kapsamının kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb.) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği ve zorunlu olmadıkça İnternet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda unutulma hakkı bağlamında ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengenin sağlanması açısından 5651 sayılı Kanun kapsamında yukarıda belirtilen önlemler alınabilir (bkz. § 51). Ancak alınacak tedbirlerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ölçülülük kriteri esas alınarak yapılması gereklidir. Nitekim kişinin şeref ve itibarına yönelik müdahaleleri unutulma hakkı gereğince engellemek için arşivde arama yapmaya imkân tanıyan haber ile kişi arasında ilişki kuran kişisel verilerin silinmesi, haberin anonim hâle getirilmesi, haber içeriğinin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi birçok yöntem benimsenebilir. Bu bağlamda yargının görevinin, İnternet ortamının sağladığı kolaylıkla zamanla kişilerin itibarına yönelik müdahale oluşturan haberleri tamamen ortadan kaldırarak geçmişte meydana gelmiş olayların yeniden yazılmasını sağlamak olmadığı dikkate alınmalıdır. İnternet haber arşivinin bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altında olduğu unutulmamalıdır…" Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir : "…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; – Başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu haliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, – Başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, – Habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, – Başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, – Haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, – Başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, – Yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma isteminin CMK'nın 309/4-a gereği KABULÜNE, itirazın reddine ilişkin İzmir 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 03/05/2016 tarihli ve 2016/1365 değişik iş sayılı kararının BOZULMASINA, kararı veren mahkemece, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden bir karar verilmesine, 05.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İptal öncesi dönemde bu madde kapsamındaki içtihat ve uygulama birkaç temel ilke etrafında şekillenmişti. Bu yolun işletilebilmesi için iki koşulun birlikte sağlanması aranıyordu: internet ortamında bir yayının bulunması ve bu yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edilmesi. Erişim engeli tedbirinin uygulanması için yayın içeriğinde bir suç unsuru bulunması şartı aranmıyordu; yayın içeriğinde suç işlenmesi hâlinde bile ceza muhakemesinin sonucu beklenmeksizin bu tedbire koruma tedbiri olarak hükmedilebileceği değerlendiriliyordu.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2021/633, K. 2021/2773Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2021/633 E.  ,  2021/2773 K. "İçtihat Metni" Hurriyet, Manavgatsonhaber, Cnnturk, Takvim, Haberturk, Pgnhaber, Akgundem, Theworldnews isimli internet sitelerinde yer alan muhtelif URL adreslerinde yayınlanan haberin içeriğine göre ilgililer … ve … vekili Avukat … tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Manavgat 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 02/07/2020 tarihli ve 2020/1464 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Manavgat 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/07/2020 tarihli ve 2020/1599 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 20.11.2020 gün ve 13762 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.01.2021 gün ve KYB. 2020/107397 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Somut olayda, "Genç kadın kabusu yaşadı! Tecavüz edip, dövdüler'', ''Kamerunlu M-masöze 3 kişi tecavüz ederken bir kişi videoya çekti'', ''Antalya'da masöz skandalı! Tecavüz ettikten sonra dövüp sokağa attılar'', ''Kamerunlu masöze cinsel saldırı iddiasına 4 gözaltı'' şeklindeki haberler üzerine, ilgilileri … ve … vekili Avukat …'ın erişimin engellenmesi talebinin, " yayının içeriklerinin incelenmesinde haber verme amacı taşıdığı, iddia olarak gündeme getirildiği, kişilerin açık kimlik bilgilerinin haber içeriklerinde yer almadığı, eylemin 15/07/2019 tarihli olduğunun iddia edildiği dolayısıyla içerik itibariyle kişilik haklarını ihlal eden isnat, ibare, hakaret vs. yer almadığı, haberin kaldığı ve geçen süre gözetilerek güncelliğini koruduğu bu aşamada delil yetersizliği gerekçesine dayalı beraat ile sonuçlanan dosyaya dair yapılan haber içeriklerinin basın ve haber verme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği'' şeklindeki gerekçe ile reddine karar verilmiş ise de; anılan haber içeriğindeki olaya ilişkin olarak yapılan yargılama neticesinde … ve …'nin beraatine dair Manavgat 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/02/2020 tarihli ve 2019/402 esas, 2020/66 sayılı kararının istinaf edilmeden kesinleşmiş bulunduğunun anlaşıldığı, Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05/06/2017 tarihli ve 2016/15510 esas, 2017/5325 karar sayılı ilâmında yer alan, "Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu hâliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından …" şeklindeki açıklamalar da nazara alındığında, ilgili haber içeriğinde yer alan haberin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, başvurucunun unutulma hakkının bulunduğu, anılan haberle ilgili yapılan yargılama neticesinde de beraat kararı verildiği, haberin güncellik değerini kaybettiği, bu nedenle haber içeriğinin kişilik haklarını zedelediği anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları; – İnternet ortamında yapılan bir yayın olması, – Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir. Dairemizin 02.11.2020 tarihli, 2019/29863 E. 2020/13554 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; "5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde; kişilik hakkı ihlal edilenlerin "erişimin engellenmesi" taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından yada bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, bu hususta verilecek kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirilmesi, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve kararların yerine getirilmemesi halinde uygulanacak ceza yaptırımları düzenlenmektedir. İnternet içeriğine erişimin engellenmesi tedbiri, başvuranın kişilik haklarını ihlal ettiği mahkeme kararıyla tespit edilen bir internet yayınına toplumun erişiminin derhal engellenmesi amacıyla düzenlenmiş bir tedbirdir. Erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanması için yayının içeriğinde kişilik hakkına yönelen bir suç unsuru bulunması şartı aranmadığı gibi yayın içeriğinde bir suç işlenmişse dahi yürütülecek ceza muhakemesinin sonucu beklenmeksizin erişimin engellenmesi tedbirine bir koruma tedbiri olarak hükmedilebilecektir. Erişimin engellenmesine konu edilen ve başvuranın kişilik hakkını ihlal ettiği tespit edilen internet yayınının "bir an önce" internet ortamından kaldırılması, gerek kişilik haklarının gerekse kamu düzeninin korunması açısından elzemdir. Ancak verilecek kararlarda ifade ve basın özgürlüğünün zedelenmemesi de gözetilmesi gereken bir diğer husustur. Dairemizin, başta 2016/15510 E. 2017/5325 K. sayılı kararında ve pek çok emsal kararında da gerekçeleri belirtildiği üzere; Unutulma hakkı, Anayasa'mızda veya Kanunlarda açıkça düzenlenmiş bir hak değildir. Bununla birlikte Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve ödevleri" başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde "insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü kapsamında değerlendirilen şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin; bireye -geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesinin engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı vermesi- yönünde bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkân tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, İnternet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişiminin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, İnternet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesine yol açması nedeniyle, kişinin manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli olan onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılabilecektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararında; "…Unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" şeklinde unutulma hakkının kapsamı ve önemi belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengelenmesine dair emsal kararlarında; "…Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası temelinde değerlendirme yaptığı gözetilerek unutulma hakkına ilişkin iddiaların İnternet ortamındaki haberlerin kişisel veriler ile arasındaki ilişki dikkate alınarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında inceleme yapılması gerekmektedir. Anayasa'nın 17. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfî müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu madde sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, Anayasa'nın 5. maddesi dikkate alınarak bireyin maddi ve manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak şekilde kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altına alınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Ahmet Çinko ve Erkan Çelik [GK], B. No: 2013/6237, 3/7/2015, § 39). Bu tedbirlere, kişisel itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da başvurulabilir.(Kadir Sağdıç, § 40; İlhan Cihaner (2), § 47)…" ifadeleriyle, unutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucu olarak kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 2013/5653 numaralı bireysel başvuru hakkında verdiği 03.03.2016 tarihli kararında; "…Haber ve fikirleri iletmedeki hızı ve bunları saklama süresi ve kapasitesi gözetildiğinde İnternet, geleneksel iletişim araçlarından farklı, küresel olarak bilgiye erişim ve iletişim aracıdır. Dünya çapında milyonlarca kullanıcıya hizmet eden merkezi olmayan bu elektronik iletişim ağı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında farklı bir boyut getirmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında sağladığı imkânlar aynı zamanda temel hak ve özgürlüklere yönelik farklı müdahale yolları ortaya çıkarmıştır. Özellikle bireylerin özel hayatlarına ve manevi bütünlüklerine yönelik olarak çok ciddi müdahale alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle geleneksel medyadan farklı olarak İnternet, ortaya çıkardığı riskler açısından farklı bir bakış açısı ile değerlendirilmelidir. Bu bağlamda ilgili hak ve özgürlükler açısından koruma ve ilerleme sağlayabilmek için kaçınılmaz olarak teknolojik gelişmeleri de dikkate alacak farklı bir yaklaşım belirlenmelidir. İnternet'in yaygınlaşmasından önce kişilerin geçmişlerine ilişkin özel yaşamları zaman içinde kaybolmaktaydı. Bununla birlikte bireylerin geçmişlerinde yaşadıklarına ilişkin herhangi bir kayıt tutulmuşsa da bu kayıtlara ulaşılmasının zorluğu kişilerin geçmişlerinde yaptıkları hatalardan bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanımaktaydı. Ancak günümüzde basit bir İnternet araştırması, bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlamak ve/veya hatırlanılmasını istemedikleri hatalarını kolayca ortaya koymaktadır. Bu bağlamda İnternet ortamı, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hâle getirmiştir. Haber arşivlerine erişimin kolaylaşması kişiler hakkında yapılan haberin unutulmasına fırsat vermeyen bir sanal ortam meydana getirmiştir. Bu durum İnternet'in yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak kişilerin karşısına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. İnternet'in yaygın kullanımı ile ortaya çıkan bu durum basının İnternet'i etkin olarak kullanmasıyla beraber ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengeyi ilkinin lehine bozmuştur. İfade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı, eşit düzeyde koruma gerektiren temel hak ve özgürlüklerdir. Bu nedenle bozulan dengenin her iki temel hak arasında tekrar kurulması zorunluluk olmuştur. İnternet haberciliği ile birlikte unutulmanın zor olduğu günümüzde anılan dengenin tekrar kurulabilmesi şeref ve itibar yönünden bireylerin unutulma hakkının kabul edilmesi ile mümkün olabilir. Bu bağlamda unutulma hakkı adil dengenin kurulması için vazgeçilmez niteliktedir (Avrupa Birliği Adalet Divanı, Google Spain SL, Google Inc/İspanya Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Mario Costeja Gonzales, C-131/12, 13/5/2014)… …Unutulma hakkının İnternet gazete arşivlerindeki her türlü haber yönünden uygulanmasını beklemek mümkün değildir. Nitekim özellikle basın özgürlüğü temelinde gazete arşivinin araştırmacılar, hukukçular veya tarihçiler için önem taşıyan veriler olduğu açıktır. Bu durumda bir İnternet haberinin unutulma hakkı kapsamında İnternet'ten çıkarılabilmesi için; – yayının içeriği, – yayında kaldığı süre, – güncelliğini yitirme, – tarihsel bir veri olarak kabul edilememe, – kamu yararına katkısı (toplumsal açıdan haberin değeri, haberin geleceğe ışık tutan niteliği) – habere konu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı, – haber veya makalenin konusu, bu bağlamda haberin olgusal gerçekler ya da değer yargısı içerip içermediği, halkın ilgili veriye yönelik ilgisi gibi hususların her somut olay açısından incelenmesi gerekmektedir. Yapılacak değerlendirme sonucunda unutulmayı etkin kılacak farklı yöntemler benimsenebilir. 5651 sayılı Kanun'un 6518 sayılı Kanun ile değiştirilen 9. maddesinde erişimin engellenmesinin kapsamının kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb.) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği ve zorunlu olmadıkça İnternet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemeyeceği belirtilmiştir… …Bu bağlamda unutulma hakkı çerçevesinde, ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengenin sağlanması açısından 5651 sayılı Kanun kapsamında yukarıda belirtilen önlemler alınabilir (bkz. § 51). Ancak alınacak tedbirlerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ölçülülük kriteri esas alınarak yapılması gereklidir. Nitekim kişinin şeref ve itibarına yönelik müdahaleleri unutulma hakkı gereğince engellemek için arşivde arama yapmaya imkân tanıyan haber ile kişi arasında ilişki kuran kişisel verilerin silinmesi, haberin anonim hâle getirilmesi, haber içeriğinin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi birçok yöntem benimsenebilir. Bu bağlamda yargının görevinin, İnternet ortamının sağladığı kolaylıkla zamanla kişilerin itibarına yönelik müdahale oluşturan haberleri tamamen ortadan kaldırarak geçmişte meydana gelmiş olayların yeniden yazılmasını sağlamak olmadığı dikkate alınmalıdır. İnternet haber arşivinin bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altında olduğu unutulmamalıdır…" şeklindeki ifadelerle unutulma hakkının kullanılmasında gözetilmesi gereken kriterler anlatılmıştır. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, kanun yararına bozmaya konu somut uyuşmazlığın "unutulma hakkı" açısından değerlendirildirilmesine gelince; Değişik internet sitelerinde, başvuranlar hakkında 23.07.2020 tarihinde yapılan yayınlarda; – Başvuranlar hakkında, yüzleri mozaiklenmek ve isimlerinin baş harfleri kısaltılmak suretiyle yapılan haberlerde, yabancı bir masöze tecavüz edildiği iddiası üzerine başlatılan soruşturma dosyası kapsamında 4 kişinin tutuklandığı bilgisinin haber olarak verildiği, – Yapılan yayınlarda, başvuranların kimliklerinin açık olarak belirlenemediği gibi kişilik haklarını hedef alan saldırı mahiyetinde ifadeler bulunmadığı, dolayısıyla adli yargı sürecine intikal etmiş ceza soruşturması hakkında somut olgulara dayalı bir haber yapıldığı, – Başvuranlar hakkında 2019 yılında açılan kamu davasının 2020 yılında beraat hükmüyle sonuçlandığı ve kesinleştiği, başvuranların kesinleşmeyi müteakiben haklarında yapılan bu haber sitelerindeki yayınlara, kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle erişimin engellenmesi talebiyle başvurdukları, – Başvuranlar hakkında yapılan yayınlarda, adli yargı mercilerinde açılmış bir soruşturma ile ilgili olarak bilgiler verildiği, dolayısıyla toplumun habere karşı güncel bir ilgisinin bulunduğu, haberin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, ayrıca haberin sunuş biçiminde polisin gözaltına alma fotoğraflarında ve yazı içeriğinde kişilerin tanınmasını engelleyici tedbirlere başvurulmakla, kötüniyetli davranıldığına dair somut bir veri bulunmadığı, – Haberin başvuranların kişisel verilerine dair bilgiler içermesi yönüyle tarihsel bir veri olarak kabul edilemeyeceği, ancak kamunun menfaatini ilgilendirecek şekilde halen herkesin erişimine açık halde bulunmasında kamu yararı bulunduğu, yayınların üzerinden unutulma hakkı çerçevesinde makul bir sürenin de geçmediği, – Uyuşmazlığa konu internet yayınlarında yer alan içeriklerin; başvuranların kişisel verilerini ve geçmişine dair bilgileri, uzun bir süre boyunca kişilik haklarını ihlal edici boyutta hukuka aykırı olarak internet üzerinde yayınlanmadığı ve unutulma hakkı çerçevesinde erişimin engellenmesi kararı verebilmek için gerekli şartların oluşmadığı anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği, yukarıda yazılı gerekçelerle yerinde görülmediğinden kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Anayasa Mahkemesi, bu usulün kişilik haklarının hızlı ve etkili korunması için öngörülmüş istisnai ve özel bir koruma tedbiri niteliği taşıdığını vurgulamıştır. Bu değerlendirmeye göre söz konusu yolun işletilebilmesi için internet yayınının kişilik haklarını ilk bakışta apaçık biçimde ihlal ettiğinin anlaşılması gerekmekte olup bu usul aracılığıyla koruma elde edemeyen kişi, kişilik haklarının korunması için genel hukuk yoluna her hâlükârda başvurabilmektedir. Sulh ceza hâkiminin ilk bakışta ihlal olup olmadığına dair kararı, uyuşmazlığı maddi anlamda kesin hüküm olarak çözmemektedir.

İptal öncesi uygulamada Yargıtay, erişim engeli talep eden kişinin kişilik hakkının ihlal edildiğini ortaya koymasının yanı sıra, diğer koruma yollarından (tedbir, tazminat veya ceza yaptırımları) daha hızlı ve acil biçimde erişim engeli kararı verilmesini gerektirecek bir durumun da mevcut olduğunu ispat etmesi gerektiğini benimsemişti (Yargıtay 19. CD, E. 2017/6382, K. 2018/8575). Aynı kararda, belirli bir ifadenin sürekli tekrarlanmasının kanunda yer almayan ve tek başına kişilik haklarını ihlal eder derecede yorumlanamayacak bir gerekçe olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi ise E. 2021/19751, K. 2021/14317 sayılı kararında, sulh ceza hâkimliklerinin bu tür başvurularda öncelikle ilk bakışta kişilik haklarını ihlal eden bir ifade bulunup bulunmadığını; ihlal saptanması hâlinde ise ifade ve basın özgürlüğü gibi bir hukuka uygunluk nedeninin mevcut olup olmadığını değerlendirmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2021/19751, K. 2021/14317Kaynağı aç
7. Ceza Dairesi         2021/19751 E.  ,  2021/14317 K. "İçtihat Metni" https://www…..com/enaykse19/status/1321517844417433602?s=24 URL uzantılı internet sitesinde yayımlanan paylaşım içeriği nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia eden ilgilisi … Kaplan vekili tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair İstanbul Anadolu 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin 04/11/2020 tarihli ve 2020/1433 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İSTANBUL Anadolu 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/11/2020 tarihli ve 2020/1885 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığından verilen 03.03.2021 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.03.2021 tarihli ve KYB. 2021-34714 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu. Mezkür ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, İstanbul Anadolu 9. Sulh Ceza Hakimliğince talebe konu linklerdeki içerik ve görsellerin 5651 sayılı Kanun'un 8. maddesinde öngörülen katalog suçlardan sayılmadığı gibi kişilik haklarının ihlali niteliğinde bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiş ise de; 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, "https://www…..com/enaykse19/status/1321517844417433602?s=24" URL uzantılı … paylaşımında; ilgilinin telefon numarası görünecek şekilde cep telefonu mesaj içeriği paylaşılarak ilgili hakkındaki "Zamanında @… hanım, @… bıçakladığını biliyordu, onlar şimdi susarlar. Resimleri vardı, kanlar, dikişli kolum rica etsem onuda hatırlayalım dedim." şeklindeki paylaşım içeriğinin başvuranın kişilik haklarını ihlâl eder mahiyette olduğunun anlaşılması karşısında, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü; Ayrıntıları Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 24.02.2021 tarih, 2020/6848 Esas-20201/2049 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, Dairemizin ve Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesinin istikrar kazanmış uygulamasına göre 5651 sayılı Yasanın 9/1. maddesinin uygulanabilmesi için internet ortamında yapılan bir yayınla gerçek veya tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların kişilik haklarının ihlal edilmesi gerektiği, 5651 sayılı Yasadaki kişilik haklarının ihlali deyiminden hukuk düzenince sınırları çizilen kişilik hakları alanının ihlal edilmesi olduğu, 5651 sayılı Yasanın 9. maddesi uygulamasında, Sulh Ceza Hakimliklerince öncelikle, sırf başvuruya konu ifadeden hareketle, ilk bakışta, kişilik haklarını ihlal eden ifadelerin kullanılıp kullanılmadığı, şayet kişilik haklarının ihlal edildiği kabul edilebilecekse, bu kez de bu ihlalde başkalarının "ifade ve basın özgürlüğü" gibi bir hukuka uygunluk sebebinin bulunup bulunmadığının tespiti olduğu, Somut olayda, başvuruya konu internet yayın içeriğinin, paylaşımı yapan kişinin başından geçen kötü bir olayı başvurucunun bildiğini ve fakat sustuğuna yönelik olduğu, olayın ne olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi olmadığı gibi başvurucuya yönelik olumsuz bir ifade de bulunmadığı, Paylaşımda, başvurucunun, kişisel veri niteliğindeki, telefon numarasının bulunmasının ise kişisel verilerin hayatın özel alanına ilişkin bilgiler olması itibariyle, kişilik haklarına bir saldırı mahiyetinde değil özel hayatın gizliliğini ihlal çerçevesinde değerlendirilebileceği, 5651 sayılı Yasanın 9/A maddesinde özel hayatın gizliliğini ihlal durumunda, içeriğin çıkartılması veya erişimin engellenmesi istemiyle doğrudan Sulh Ceza Hakimliğine başvuru yönteminin benimsenmediği cihetle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden, CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına kararın bozulmasına dair talebinin REDDİNE, 21.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Özel Hayatın Gizliliğine Dayanan Başvuru: 5651 Sayılı Kanun m. 9/A

Özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesi kapsamında doğrudan Siber Güvenlik Başkanlığına başvurarak içeriğe erişim engellemesi talep edebilir. Başvuruda ihlale neden olan yayının tam internet adresi (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine dair açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgiler yer almalıdır; bu bilgilerde eksiklik bulunması hâlinde talep işleme konulmaz.

Siber Güvenlik Başkanlığı Başkanı gelen talebi uygulanmak üzere derhal Birliğe bildirir; erişim sağlayıcılar tedbiri en geç dört saat içinde yerine getirir. Erişim engeli, özel hayatın gizliliğini ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim veya video ile ilgili olarak URL düzeyinde uygulanır.

Talepte bulunan kişi, Siber Güvenlik Başkanlığına başvurduğu saatten itibaren yirmi dört saat içinde bu talebi sulh ceza hâkiminin kararına sunmakla yükümlüdür. Hâkim, özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar ve doğrudan Siber Güvenlik Başkanlığına gönderir; bu süre içinde karar açıklanmazsa tedbir kendiliğinden kalkar. Hâkim tarafından verilen bu karara karşı Siber Güvenlik Başkanlığı Başkanı, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna başvurabilir. Erişim engellemesine konu içerik yayından kaldırıldığında ise hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

Kişilik hakkı ihlali ile özel hayatın gizliliği ihlali arasındaki sınır her somut olayda farklı biçimde değerlendirilebilir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2021/19751, K. 2021/14317 sayılı kararında, telefon numarası gibi kişisel veri niteliğindeki bilgilerin paylaşılmasının kişilik haklarına saldırı olarak değil, özel hayatın gizliliğini ihlal çerçevesinde değerlendirilebileceğini; 5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesinde ise özel hayatın gizliliğini ihlal durumu için doğrudan sulh ceza hâkimliğine başvuru yolunun benimsenmediğini belirtmiştir.

Katalog Suçlar Kapsamındaki İçeriklere Erişim Engeli: 5651 Sayılı Kanun m. 8

5651 sayılı Kanun'un 8. maddesi, belirli suç tiplerini kapsayan yayınlar bakımından içerik kaldırma ve erişim engeli mekanizmasını ayrıca düzenlemektedir. Bu madde kapsamındaki katalog suçlar arasında intihara yönlendirme (TCK m. 84), çocukların cinsel istismarı (TCK m. 103/1), uyuşturucu madde kullanımını kolaylaştırma (TCK m. 190), sağlık için tehlikeli madde temini (TCK m. 194), müstehcenlik (TCK m. 226), fuhuş (TCK m. 227) ve kumar için yer veya imkân sağlama (TCK m. 228) ile 5816, 7258 ve 2937 sayılı kanunlardaki bazı suçlar sayılmaktadır.

5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 8Kaynağı aç
MADDE 8- (1) İnternet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilir: a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; 1) İntihara yönlendirme (madde 84), 2) Çocukların cinsel istismarı (madde 103, birinci fıkra), 3) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190), 4) Sağlık için tehlikeli madde temini (madde 194), 5) Müstehcenlik (madde 226), 6) Fuhuş (madde 227), 7) Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228), suçları. b) 25/7/1951 tarihli ve 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunda yer alan suçlar. c) (Ek:25/3/2020-7226/32 md.) 29/4/1959 tarihli ve 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanunda yer alan suçlar. ç) (Ek:13/10/2022-7418/32 md.) 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 27 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkrasında yer alan suçlar. (2) İçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilir. Soruşturma evresinde, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilebilir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı kararını yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Bu süre içinde kararın onaylanmaması halinde tedbir, Cumhuriyet savcısı tarafından derhal kaldırılır. (Ek cümle: 6/2/2014-6518/92 md.) Erişimin engellenmesi kararı, amacı gerçekleştirecek nitelikte görülürse belirli bir süreyle sınırlı olarak da verilebilir. Koruma tedbiri olarak verilen içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine ilişkin karara 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilir. (3) Hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının birer örneği, gereği yapılmak üzere Kuruma gönderilir. (4) İçeriği birinci fıkrada belirtilen suçları oluşturan yayınlara ilişkin olarak (…)[21]  erişimin engellenmesi kararı re’sen Başkan tarafından verilir. (Değişik cümle:29/7/2020-7253/4 md.) Bu karar, ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcısına bildirilerek gereğinin yerine getirilmesi istenir.[22][23][24][25] (5) İçeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereği, derhal ve en geç kararın bildirilmesi anından itibaren dört saat içinde yerine getirilir.[26] (6) Başkan tarafından verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının konusunu oluşturan yayını yapanların kimliklerinin belirlenmesi halinde, Başkan tarafından, Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur. (7) Soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi halinde, içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, hükümsüz kalan içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle, kovuşturmaya yer olmadığı kararının bir örneğini Kuruma gönderir. (8) Kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi halinde, içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Bu durumda mahkemece hükümsüz kalan içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararına konu internet adresini belirtmek suretiyle, beraat kararının bir örneği Kuruma gönderilir. (9) Konusu birinci fıkrada sayılan suçları oluşturan içeriğin yayından çıkarılması halinde; erişimin engellenmesi kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından kaldırılır. (10) Koruma tedbiri olarak verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen içerik, yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.[27] (11) İdarî tedbir olarak verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının yerine getirilmemesi halinde, Başkan tarafından (…)[28] onbin Yeni Türk Lirasından yüzbin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İdarî para cezasının verildiği andan itibaren yirmidört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından kararın yerine getirilmemesi halinde (…)19 Kurum tarafından yetkilendirmenin iptaline karar verilebilir. (12) Bu Kanunda tanımlanan kabahatler dolayısıyla (…)19 Kurum tarafından verilen idarî para cezalarına ilişkin kararlara karşı, 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir. (13) (Ek: 5/11/2008-5809/67 md.) İşlemlerin yürütülmesi için Kuruma gönderilen hakim ve mahkeme kararlarına 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre Kurum tarafından itiraz edilebilir. (14) (Ek: 12/7/2013-6495/47 md.) 14/3/2007 tarihli ve 5602 sayılı Şans Oyunları Hasılatından Alınan Vergi, Fon ve Payların Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde tanımlanan kurum ve kuruluşlar, kendi görev alanına giren suçların internet ortamında işlendiğini tespit etmeleri hâlinde, bu yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesi kararı alabilirler. Erişimin engellenmesi kararları uygulanmak üzere Kuruma gönderilir.[29] (15) (Ek: 26/2/2014-6527/17 md.) Bu maddeye göre soruşturma aşamasında verilen hâkim kararı ile 9 uncu ve 9/A maddesine göre verilen hâkim kararı birden fazla sulh ceza mahkemesi bulunan yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirlenen sulh ceza mahkemeleri tarafından verilir. (16) (Ek: 10/9/2014-6552/127 md.; İptal: Anayasa Mahkemesinin 2/10/2014 tarihli ve E.: 2014/149, K.: 2014/151 sayılı Kararı ile.) (17) (Ek:17/10/2019-7188/36 md.) Bu maddenin ikinci, dördüncü ve ondördüncü fıkraları kapsamında verilen erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir. Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi[30][31][32]

Bu madde kapsamındaki içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararı soruşturma evresinde hâkim, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından verilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı da bu kararı verebilir; bu durumda karar yirmi dört saat içinde hâkime sunulur ve hâkim en geç yirmi dört saat içinde onaylayıp onaylamayacağına karar verir. Bu süre içinde onaylanmayan tedbir savcı tarafından derhal kaldırılır.

Erişim engelleme kararı, amacı gerçekleştirecek nitelikte görülürse belirli bir süreyle sınırlı olarak da verilebilir. Bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz edilebilir. İçeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi kararının gereği, bildirimin yapıldığı andan itibaren en geç dört saat içinde yerine getirilmek zorundadır.

Soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi ya da kovuşturma evresinde beraat kararı verilmesi hâlinde erişim engeli kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. Öte yandan m. 8/1 kapsamındaki içerik yayından kaldırılırsa erişim engeli kararı soruşturma evresinde savcı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından kaldırılır.

Koruma tedbiri olarak verilen içerik kaldırma veya erişim engeli kararının gereğini yerine getirmeyen içerik, yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından verilen idari para cezalarına karşı ise İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir.

Erişim Engeli Kararlarının Kapsamı: URL Kuralı

5651 sayılı Kanun, erişim engeli kararlarının kural olarak URL düzeyinde, yani yalnızca ihlalın gerçekleştiği yayın, kısım veya bölümle sınırlı biçimde verilmesini öngörmektedir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinin tamamına yönelik erişim engeline karar verilemez; hâkim ancak URL düzeyinde engelin ihlali önleyemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde ve gerekçesini belirtmek kaydıyla sitenin tümüne yönelik erişim engeline hükmedebilir. 5651 sayılı Kanun'un m. 9 kapsamındaki bu düzenleme, söz konusu maddenin Anayasa Mahkemesi tarafından 11/10/2023 tarihli ve E.:2020/76, K.:2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiş olması nedeniyle güncel uygulanabilirliği bakımından mevzuatın incelenmesini gerektirmektedir.

5651 sayılı Kanun m. 8 kapsamında ise erişim engeli kararları ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım veya bölümle ilgili olarak URL düzeyinde verilir; teknik olarak bu yöntemle ihlalin önlenememesi hâlinde sitenin tümüne yönelik karar verilebilir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2021/256, K. 2021/2774 sayılı kararında URL adreslerinin 'https' uzantılı olmasının erişim engeli kararı verilmesine engel teşkil etmediğini; bu teknik hususların yalnızca kararın Erişim Sağlayıcıları Birliği tarafından uygulanması aşamasında dikkate alınacağını hükme bağlamıştır. Aynı kararda, sulh ceza hâkimliğince yapılması gereken incelemenin kişilik hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti ile şartların oluşması hâlinde içeriğin çıkarılmasına ve erişimin engellenmesine karar vermekten ibaret olduğu belirtilmiştir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2021/256, K. 2021/2774Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2021/256 E.  ,  2021/2774 K. "İçtihat Metni" Https://twitter.com/muratagirel/status/1213050890468446209, https://twitter.com/ ankarakusu/status1213057442948489217 ve muhtelif URL adreslerinde ticari sır niteliğindeki belgelerinin izinsiz ve hukuka aykırı olarak kullanıldıklarından bahisle ilgilisi FKR Reklam Medya Planlama ve Satınalma Hiz. San. Tic. Ltd. Şti. Yetkilisi Nejmi Çiçekçi vekili Avukat…'ın 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun uyarınca vaki erişimin engellenmesi talebinin twitter.com'dan yapılan ve "https" uzantılı paylaşımlar yönünden protokollerinin erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı gerekçesi ile reddine dair Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 06/0/2020 tarihli ve 2020/128 değişik iş sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/01/2020 tarihli ve 2020/426 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 13.11.2020 gün ve 2020 – 15065 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2020 gün ve KYB 2020/103980 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Dosya kapsamına göre,"https" uzantılı ve bir kısım URL adreslerinde ilgili firmanın ticari sır niteliğindeki belgeleri yayınlanmak suretiyle kişilik haklarının ihlâl edildiğinden bahisle ilgilinin vekili aracılığıyla erişimin engellenmesi talebinde bulunulması üzerine, Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğince "twitter.com" gibi internet adresleri sayfalarında yer verilen içeriklerin "https’’ protokolünü kullanmalarından dolayı URL den erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasının, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan bildirildiği üzere mümkün bulunmadığı gerekçesi ile talebin reddine karar verilmiş ise de, talep ve itiraz dilekçesinde belirtilen URL adreslerinde bulunan içeriklere erişilip erişilemediği ve içeriklerin nelerden ibaret olduğu uzman bilirkişi vasıtasıyla tespit edilip, denetime ve incelemeye esas olacak şekilde dosya arasına alındıktan sonra talep hakkında bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: 5651 sayılı Kanun'un Tanımlar başlıklı 2. maddesi; "…l) Yayın: İnternet ortamında yapılan yayını,… …n) (Ek: 6/2/2014-6518/85 md.) Birlik: Erişim Sağlayıcıları Birliğini,… …o) (Ek: 6/2/2014-6518/85 md.) Erişimin engellenmesi: Alan adından erişimin engellenmesi, IP adresinden erişimin engellenmesi, içeriğe (URL) erişimin engellenmesi ve benzeri yöntemler kullanılarak erişimin engellenmesini,… "p) (Ek: 6/2/2014-6518/85 md.) URL adresi: İlgili içeriğin internette bulunduğu tam internet adresini,… …s) (Ek:29/7/2020-7253/1 md.) Sosyal ağ sağlayıcı: Sosyal etkileşim amacıyla kullanıcıların internet ortamında metin, görüntü, ses, konum gibi içerikleri oluşturmalarına, görüntülemelerine veya paylaşmalarına imkân sağlayan gerçek veya tüzel kişileri,… ifade eder." 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi ise; "…(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğin çıkarılmasını ve/veya erişimin engellenmesini de isteyebilir… …(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verebilir. (4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir. (5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir… …(8) (Değişik:29/7/2020-7253/5 md.) Birlik tarafından ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde ilgili içerik ve yer sağlayıcılar ile erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir…" Hükümlerini içermektedir. 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi gereği Sulh Ceza Hakimliğine yapılan başvurularda, adli yargı organınca yapılması gereken; Kanun'un 9/1 maddesi kapsamında kişilik hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti ile şartların oluşması halinde aynı Kanun'un 9/4. maddesi gereği "içeriğin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine" karar vermektir. Sulh Ceza Hakiminin vereceği kararın, kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği Kanunda açıkça hüküm altına alınmıştır. İçeriğin internet ağında yer aldığı/görüntülendiği tam internet adresi olarak tanımlanan URL adresinin; "http" veya "https" uzantılı olmasının verilecek karar bakımından bir önemi yoktur. Bu hususlar, ancak kararın Erişim Sağlayıcıları Birliği tarafından uygulanması (infazı) sırasında dikkate alınacak hususlardır. Başvuruya konu somut uyuşmazlıkta; başvuranın toplamda (10) adet URL adresinde kişilik haklarını ihlal eden yayın yapıldığından bahisle erişime engellenmesinin talep ettiği, ilgili Sulh Ceza Hakimliğince, yabancı (yurt dışı kaynaklı) sosyal ağ sağlayıcılarının URL adreslerinin "https" uzantılı olması gerekçesiyle reddine karar verildiği, karara yapılan itirazın da gerekçesiz biçimde reddedildiği görülmektedir. Yukarıda izah edildiği üzere, erişimin engellenmesi talebinin uygulanmasına (infazına) dair teknik gerekçeler, Sulh Ceza Hakimliğinin inceleme ve değerlendirme konusu olmayıp, yapılan itirazın merci tarafından esastan incelenerek, yayının kişilik haklarının ihlal edip etmediği ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığının araştırılması ile bu hususta internet yayın uzantılarının "https" olup olmadığına bakılmaksızın bir karar verilmesi gerekirken itirazın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Bakırköy 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/01/2020 tarihli ve 2020/426 değişik iş sayılı kararının CMK'nun 309/4-a maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre; müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 10.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yurt Dışı Kaynaklı İçeriklerde Uygulamanın Sınırları

Yurt dışındaki sitelerdeki içeriklere yönelik erişim engeli kararı alınması mümkün olabilmektedir. Ancak kararın alınması ile kararın fiilen uygulanması birbirinden bağımsız meselelerdir; sitenin yurt dışında barındırılması durumunda teknik kısıtlamalar nedeniyle içeriğin fiilen kaldırılması mümkün olmayabilir.

Unutulma Hakkı: Arşiv Haberlerde Dengeleme

Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişteki olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlenmesini isteme hakkı olarak tanımlanmaktadır. Bu hak Anayasa'da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak internet ortamındaki haberlere erişim engeli talepleri bakımından gündeme gelmektedir.

Unutulma hakkının temeli; bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesi, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesi ve kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesidir. Bu bağlamda Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrası, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olduğunu; bu hakkın kişisel veriler hakkında bilgilendirilmeyi, verilere erişmeyi, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etmeyi ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsadığını güvence altına almıştır.

Bir internet haberinin unutulma hakkı kapsamında değerlendirilebilmesi için her somut olay bakımından şu ölçütlerin incelenmesi gerekmektedir: yayının içeriği, yayında kaldığı süre, güncelliğini yitirip yitirmediği, tarihsel veri olarak kabul edilip edilemeyeceği, kamu yararına katkısı, habere konu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı, haberin olgusal gerçekler mi yoksa değer yargısı mı içerdiği ve halkın ilgili veriye yönelik ilgisi.

İnternet haber arşivi bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altındadır; unutulma hakkının amacı geçmiş olayları ortadan kaldırarak tarihsel kaydı yeniden yazmak değildir. Arşivlenmiş haberlerle ilgili dengelemenin, güncel olaylara ilişkin haberlerden daha farklı biçimde yürütülmesi makul kabul edilmektedir. İnternet'te yayımlanan ve gazetecilik faaliyeti kapsamında kabul edilen bir haber arşivinin yayından kaldırılması, Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri kapsamında basın özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil eder.

Unutulma hakkını hayata geçirecek tedbirlerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ölçülülük kriterini esas alarak tasarlanması gereklidir. Bu kapsamda kişisel verilerin silinmesi, haberin anonim hâle getirilmesi ya da haber içeriğinin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi yöntemler benimsenebilir.

Aynı kişilik hakkı ihlaline ilişkin yayının başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda, ilgili kişinin Erişim Sağlayıcıları Birliği'ne başvurması hâlinde mevcut erişim engeli kararının bu adresler bakımından da uygulanabileceği 5651 sayılı Kanun'da düzenlenmiş bir imkân olarak yer almaktaydı.

Yargı Kararlarından Ölçütler: Beraat Haberleri ve Somut Denge

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/15510, K. 2017/5325 sayılı kararında; beraatle sonuçlanmış bir davaya ilişkin haber içeriklerine erişim engeli talebinin reddedilmesini somut koşullar bakımından hatalı bulmuş ve ilgili sulh ceza hâkimliği kararını CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozarak mahkemeden yeniden inceleme yapılmasını istemiştir. Kararda, başvurucuların yargılandıkları ve beraatlerine karar verilen davaya ilişkin internet sitelerindeki yazıların ilgililerin şeref ve haysiyetini ihlal edici nitelik taşıdığı değerlendirilmiştir. Bu bozma kararı, yeniden karar verilmesine yönelik olup maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşımaz.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2021/633, K. 2021/2773 sayılı kararında ise farklı bir sonuca ulaşmıştır. Söz konusu davada uyuşmazlık konusu internet yayınlarında yer alan içeriklerin, başvurucuların kişisel verilerini ve geçmişlerine dair bilgileri uzun bir süre boyunca kişilik haklarını ihlal edici boyutta yayınlamadığı; haberlerin yüz ve isim mozaiklemesiyle yapıldığı, açık kimlik bilgisi içermediği ve beraat kararı üzerinden makul bir süre geçmediği değerlendirilerek unutulma hakkı çerçevesinde erişim engeli şartlarının oluşmadığı sonucuna varılmış ve kanun yararına bozma talebi reddedilmiştir. Her iki karar, somut koşulların belirleyiciliğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/23945, K. 2019/7563Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2019/23945 E.  ,  2019/7563 K. "İçtihat Metni" Muhtelif internet sitelerinde yayınlanan haberlerde kişilik haklarının ihlâl edildiğini iddia eden ilgilileri …, … ve … vekilleri tarafından yapılan erişimin engellenmesi talebinin reddine dair Samsun 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/11/2018 tarihli ve 2018/3535 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Samsun 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/12/2018 tarihli ve 2018/5408 Değişik İş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 19/03/2019 gün ve 1953 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/03/2019 gün ve KYB. 2019/31430 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, itiraz merciince erişimin engellenmesi talep edilen haberlerde kişilik haklarına saldırı olmadığından bahisle itirazın reddine ilişkin karar verilmiş ise de; Erişimin engellenmesi talebinin söz konusu olduğu başka bir olayla ilgili olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05/06/2017 tarihli ve 2016/15510 esas, 2017/5325 karar sayılı ilâmında yer alan, " Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/6/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir : "…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu hâliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından …" şeklindeki açıklamalar ve talepteki haber içeriklerine konu kişinin ilgililerin babası ve eşi olduğu nazara alındığında, ilgililerin istememesine rağmen, vefat eden kişi ile ilgili intihar haber arşivlerine erişimin kolaylaşmış olmasının kişi hakkında yapılan haberin unutulmasına fırsat vermeyen bir sanal ortam meydana getirmesi ve bu durumun internetin yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde ilgililerin hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak karşılarına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmesi ile söz konusu haber arşivlerine toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının ilgililerin kişilik haklarını zedelediği anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği, gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: 5651 sayılı Kanun'un "İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesi; "(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir. (2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır. (3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir. (4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir. (5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir. (6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. (7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir. (9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır. (10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hükümlerini amirdir. İfade ve Basın Özgürlüğüne, kişilik hakları, kişisel verilerin korunması ve unutulma hakkı kavramlarına dair ulusal ve uluslararası mevzuat, doktrin ve başta Anayasa Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli, 2013/5653 bireysel başvuru sayılı kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2015 tarihli, 2014/4-56 E. ve 2015/1679 K. sayılı kararı, Dairemizin 24.09.2018 tarihli, 2018/3318 E., 2018/9281 K. ve 05.06.2017 tarihli, 2016/15510 E., 2017/5325 K. sayılı kararları olmak üzere emsal nitelikteki yüksek mahkeme kararlarında da belirtildiği üzere; Mahkemelerin, internet haber arşivinin herhangi bir gerekçe olmaksızın ve tamamen ortadan kaldırılması amacıyla değil, internet arşivinde kişilerin şeref ve saygınlığına yönelen, kişilerin özel hayatı ve kişisel verilerinin kamu yararına katkı sağlamayacak şekilde işlenen, ayrıca güncelliğini yitiren ve tarihsel bir veri olarak da kabul edilemeyeceği anlaşılan yayınların, makul, haklı ve ispatlanabilir talepleri halinde, toplumun sürekli erişimine açık halde tutulmasının "unutulma hakkı" kapsamında, ifade ve basın özgürlüğünün özüne halel getirmeyecek şekilde engellenmesi amacıyla kararlar verebileceği değerlendirilmektedir. Kanun yararına bozma talebine konu somut olayda; Başvuranlar, intihar sonucu vefat eden bir emniyet müdürünün ailesi olduklarını, olay sonrasında internet üzerinden yayın yapan yaklaşık 300 adet değişik haber sitesinde intiharın sebebinin, vefat edenin maddi sıkıntıları, borçları ve meslekte kendisi ile aynı durumda olan diğer müdürler arasındaki ekonomik ve sosyal imkanların farklılığı gibi durumlardan kaynaklandığının yazıldığını, bu haberleri okuyan kötüniyetli kişilerin başvuran aileyi sürekli olarak telefonla veya başka şekillerde rahatsız ettiklerini, kendilerinden para istediklerini, internette yer alan tüm haberlerin güncelliğini yitirdiğini, aile ve özel hayata dair bir olumsuz anı olarak hatırlanan olayın anlatılmasında kamu yararının kalmadığını, bu nedenle artık yayınlanmasını istemediklerini belirterek adı geçen haberlerin yer aldığı internet URL adreslerine erişimin engellenmesini talep etmişlerdir. Dilekçe ekinde URL adreslerini eklemişler, ancak bu sayfaların hepsinden tarihleri de gösterir şekilde birer çıktı almamışlardır. Başvuranların talebi, Samsun 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 29/11/2018 tarihli ve 2018/3535 Değişik İş sayılı kararıyla; söz konusu haberlerde kişilik haklarının ihlal edilmediği, olayın haber niteliği taşıdığı gerekçesiyle, başvurunun yapıldığı gün dosya üzerinden reddedilmiştir. Karara karşı yapılan itirazın ise kararda bir isabetsizlik olmadığı sebebiyle reddedildiği görülmüştür. Yukarıda yazılı mevzuat ve emsal kararlarda belirtildiği üzere, somut uyuşmazlığın çözümü için yerel mahkemece yapılması gereken, başvuranın dilekçesinde belirtilen tüm URL adreslerinde yer alan haberler üzerinde, alanında uzman bir bilirkişi yardımıyla, araştırma ve inceleme yapılarak yayın içeriklerinde başvuranların emniyet müdürü olan yakınlarının kişilik haklarını ihlal eden nitelikte yayınların bulunup bulunmadığının araştırılması ve 5651 sayılı Kanun'a aykırı olarak yapıldığı tespit edilecek yayınlara, kişilik haklarının ihlali, kişisel veriler ve unutulma hakkı kapsamında erişimin engellenmesine karar verilmesi gerekirken, dilekçedeki URL adreslerinde yer alan haberlerin içeriğinin dosyada denetime elverişli şekilde incelenmeksizin talebin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Samsun 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/12/2018 tarihli ve 2018/5408 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına, 29/04/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin çatıştığı durumlarda yargı, yayının gerçek olup olmadığını, kamu yararı bulunup bulunmadığını, toplumsal ilginin varlığını ve konunun güncelliğini gözetmekte; haber ile haberin veriliş şekli arasındaki dengeyi de dikkate almaktadır.

Kanun Yararına Bozma Yolu

İstinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen bir erişim engeli kararında hukuka aykırılık tespit edilirse, CMK'nın 309. maddesi uyarınca Adalet Bakanlığı, söz konusu kararın bozulması istemini yasal gerekçeleriyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazılı olarak bildirebilir. Yargıtay ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse kararı kanun yararına bozar. Davanın esasını çözüp mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin bozma kararları aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. Bu bozma kararlarına karşı direnilemez.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 309Kaynağı aç
Madde 309 – (1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.[144] (2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir. (3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar. (4) Bozma nedenleri: a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz. c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. (5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının kanun yararına başvurması

Sık Sorulan Sorular

Kişilik haklarımı ihlal eden bir internet haberini kaldırtmak için ne yapabilirim?

5651 sayılı Kanun'un kişilik hakkı ihlaline ilişkin 9. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından 11/10/2023 tarihli kararla iptal edilmiştir. Bu iptal sonrasında geçerli olan başvuru yolu ve mercii, güncel mevzuatın incelenmesiyle belirlenmelidir. İptal öncesi dönemde bu madde; içerik sağlayıcısına veya yer sağlayıcısına uyarı gönderilmesini ya da doğrudan sulh ceza hâkimine başvurulmasını mümkün kılıyordu.

Özel hayatımı ihlal eden bir içerik için nasıl başvuru yapılır?

5651 sayılı Kanun'un 9/A maddesi kapsamında doğrudan Siber Güvenlik Başkanlığına başvurabilirsiniz. Başvuruda ihlale konu yayının tam URL'si, hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerinizi ispatlayan bilgiler bulunmalıdır; eksik başvurular işleme alınmaz. Siber Güvenlik Başkanlığı bu talebi derhal Birliğe iletir; erişim sağlayıcılar en geç dört saat içinde tedbiri uygular. Aynı zamanda başvurunuzu, Siber Güvenlik Başkanlığına başvurduğunuz saatten itibaren yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunmanız gerekmektedir.

Erişim engeli kararı sitenin tamamını kapsayabilir mi?

Kural olarak erişim engeli kararları ihlalın gerçekleştiği URL düzeyinde verilir. Sitenin tamamına yönelik erişim engeli ancak zorunlu hâllerde ve hâkim gerekçesini açıkça belirtmek kaydıyla verilebilir.

Beraatle sonuçlanan eski bir davaya ilişkin haber kaldırılabilir mi?

Bu talep unutulma hakkı çerçevesinde değerlendirilebilir. Hangi sonuca varılacağı somut koşullara bağlıdır: haberin kimlik bilgilerini ne ölçüde açıkladığı, yayınlanmasının üzerinden geçen süre, beraat kararının kesinleşip kesinleşmediği ve kamu yararı gibi etkenler belirleyici olmaktadır. Yargı, bazı somut olaylarda güncelliğini yitirmiş ve beraat kararıyla sonuçlanmış davalara ilişkin haber içeriklerinde erişim engeli talebinin reddedilmesini hatalı bulurken, bazılarında kimlik gizleme ve makul sürenin geçmemiş olması gerekçesiyle talebi reddetmiştir.

Katalog suç kapsamındaki erişim engeli kararlarına uyulmazsa ne olur?

5651 sayılı Kanun'un 8. maddesi kapsamında verilen koruma tedbiri kararının gereğini yerine getirmeyen içerik, yer veya erişim sağlayıcılarının sorumluları, fiil daha ağır bir suçu oluşturmadığı takdirde beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.

Yurt dışındaki bir sitedeki haber kaldırılabilir mi?

Yurt dışındaki sitelere yönelik erişim engeli kararı alınması mümkün olabilmektedir. Ancak sitenin yurt dışında barındırılması durumunda teknik kısıtlamalar nedeniyle kararın fiilen uygulanması mümkün olmayabilir.

Telif hakkı ihlali gerekçesiyle içerik kaldırma talep edilebilir mi?

Telif hakkının kişilik hakkı kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu gerekçeyle hangi başvuru yoluna gidilebileceği, 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinin iptal edilmiş olması karşısında güncel içtihada ve yürürlükteki mevzuata göre belirlenmesi gereken bir husustur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu