İhtarname Nedir, Ne Zaman Gönderilir?

by Avukat Erdal Ersoy
İhtarname Nedir, Ne Zaman Gönderilir?

İhtarname, bir kişinin sözleşmeden, kanundan veya yazılı olmayan hukuk kurallarından doğan talep ve haklarını karşı tarafa yazılı biçimde bildirdiği hukuki tebligattır. Bu belge hem uyarı niteliği taşır hem de pek çok alanda hukuki sonuçların başlatılmasında önemli bir işlev üstlenir. İhbarname ise uygulamada ihtarnameyle aynı anlamda kullanılan bir kavramdır; Noterlik Kanunu Yönetmeliği m. 98 her iki kavram için ortak bir çerçeve öngörmektedir.

İhtarname Zorunlu Mudur?

Mevzuatın öngördüğü haller dışında ihtarname gönderme zorunluluğu bulunmamaktadır. Bununla birlikte zorunluluk olmayan durumlarda da gerektiğinde ihtarname gönderilmesi hukuki açıdan olanaklıdır. Terk nedeniyle boşanma, konut ve çatılı işyeri kirasında özen yükümlülüğüne aykırılık ile ecrimisil gibi konularda mevzuat veya yargısal uygulama belirli ihtar koşulları öngörmektedir; bu koşullar ilgili başlıklarda ayrıca ele alınmaktadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 316Kaynağı aç
MADDE 316- Kiracı, kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. III. Temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu

Noterin İhtarnamedeki Rolü

1512 sayılı Noterlik Kanunu çerçevesinde ihtarname gönderimi noter aracılığıyla yürütülür. Dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: noter ihtarname metnini hazırlamak zorunda değildir; ihtarname ilgili tarafından yazılıp tebliğ için notere getirilebileceği gibi notere de yazdırılabilir. Bazı durumlarda noter kanalının kullanılması zorunlu olup bu zorunluluğun kapsamı ilgili kanun ve yönetmelik hükümleriyle belirlenmektedir.

1512 sayılı NOTERLİK KANUNU m. 106Kaynağı aç
Madde 106 – Her türlü hukuki işlemlere ait ihtarname ve ihbarname: 1. İstemde bulunan ve diğer tarafın ad ve soyadları ile açık adreslerini, 2. İhtar ve ihbar konusunu, 3. İstemde bulunanın imzasını, 4. Tebliğ şerhini, noterin imza ve mühürünü ve tarihi (Yazı ve rakam ile), Kapsar. İhtarname ve ihbarnameler ilgili tarafından yazılıp tebliğ için notere getirebileceği gibi, notere de yazdırılabilir. Defter onaylanması:

Yurt dışında bulunanlara gönderilecek ihtarnamelerde noterlik görevi konsolosluklara aittir. Konsolosluklar bu işlemleri yurt içinde uygulanan kanun ve yönetmelik hükümlerine göre yürütmekte, ancak noter ücreti almamaktadır.

Tebliğ Zorunluluğu ve Hukuki Sonuçları

İhtarnamenin hukuki sonuç doğurabilmesi için karşı tarafa usulüne uygun tebliğ edilmesi şarttır. Tebliğ gerçekleşmeden ihtarname geçerli hukuki sonuçlar doğuramaz. Bu nedenle ihtarname gönderildikten sonra tebliğ şerhinin alınması ve takibinin yapılması gerekir.

Temerrüt ve Faiz Başlangıcı

Muaccel hale gelmiş bir borç söz konusu olduğunda alacaklı, borçluya ihtarname göndererek onu temerrüde düşürebilir. Temerrüde düşen borçlu, borcunu geç ödemesinden kaynaklanan zararı ödemekle yükümlü olur. Borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğ tarihi, temerrüt faizinin başlangıç tarihi olarak kabul edilir.

Terk Nedeniyle Boşanmada İhtar Şartı

Türk Medeni Kanunu m. 164, terk özel boşanma nedenini düzenlemektedir. Bu madde kapsamında evi terk eden eşe, terk tarihinden en erken dört ay sonra ihtar gönderilebilir. İhtarı alan eş iki ay içinde aile konutuna dönmezse terk nedeniyle boşanma davası açılabilecek koşullar oluşur.

Bu ihtarın hukuki sonuç doğurabilmesi için ihtarname ile birlikte terk eden eşe aile konutuna dönmesi amacıyla bir miktar para da gönderilmesi gerekmektedir. Bu unsurun eksik bırakılması ihtarnamenin sonuç doğurmasını engelleyebilir.

Kira İlişkisinde İhtarname

Türk Borçlar Kanunu m. 316 uyarınca kiracının özen yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında en az otuz gün süre vererek aykırılığın giderilmesini; aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı ihtar yoluyla bildirmek zorundadır.

Bununla birlikte TBK m. 316 aynı zamanda önceden ihtarda bulunmaksızın hemen fesih yapılabilecek halleri de düzenlemektedir. Kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması ya da kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez hale gelmesi durumlarında kiraya veren yazılı bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.

Haklı nedenle kiracı tahliyesi yolunu izleyecek kiraya verenin, aynı kira döneminde süre koşullarına uyarak iki ayrı ihtar çekmesi gerektiği de belirtilmektedir. Tek ihtarname bu süreç için yeterli değildir.

Ecrimisil Taleplerinde İhtarname ve İntifadan Men Koşulu

Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan diğer paydaştan her zaman payına yapılan elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil talep edebilir. Kural olarak paydaşlar, intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemez. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi için davacı paydaşın, ecrimisil istenen süreden önce taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak istediğini davalı paydaşa bildirmiş olması gerekir. Bu bildirimin yapıldığını ispat etmek amacıyla ihtarname başvurulan araçlardan biridir; ancak intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası her türlü delille kanıtlanabilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/16627, K. 2015/10777Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/16627 E.  ,  2015/10777 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BİSMİL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 06/03/2014 NUMARASI : 2012/679-2014/209 Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'nın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davacılar, kayden payadaşı oldukları 177 parsel sayılı taşınmazın yaklaşık 200 dönümlük kısmının davalı tarafından haksız olarak kullanıldığını ileri sürerek paylarına yönelik elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir. Davalı, taşınmazı davacıların rızası ile kullandığını, intifadan men olgusunun gerçekleşmediğini belirtip davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davalının çekişme konusu taşınmazda payından fazla yer kullandığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; tarla niteliğindeki çekişme konusu 177 parsel sayılı taşınmazın taraflar adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan uygulama sonucu bilirkişiden alınan rapor ve krokide (B), (C) ve (D) harfleri ile gösterilen bölümlerin davalının kullanımında, (A) ile gösterilen bölümün ise davacılardan Mehmet'in kullanımında olduğu, diğer davacıların tasarruf ettikleri bir bölüm bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda; davacı Mehmet haricindeki diğer davacıların elatmanın önlenmesi isteklerinin kabulüne karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 günlü ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı). 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Somut olaya gelince; davalı çekişme konusu taşınmazı davacıların rızası ile kullandığını savunmuş ve bu savunmasını kanıtlamak için tanık listesi verdiği halde mahkemece davalı tanıkları dinlenmeden sonuca gidilmiştir. Öte yandan; davacıların, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 8 gün içinde işgalin sonlandırılması ve 50.000,00 TL ecrimisilin ödenmesi için davalıya 11.10.2012 tarihinde noterde düzenlenen ihtarnameyi göndermişlerdir. Hâl böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma ve inceleme yapılarak delil listesinde bildirilen davalı tanıklarının usulüne uygun olarak davet edilip dinlenmesi, davacıların keşide ettikleri ihtarnamenin davalıya tebliğ tarihininde belirlenmesi, intifadan men olgusunun hangi tarihte gerçekleştiğinin saptanması, varılacak sonuca göre ecrimisil yönünden bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, davacılardan Mehmet'in taşınmazda çekişmesiz olarak kulladığı yer olduğuna göre Mehmet'in davasının reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemiş olmasıda isabetli değildir. Öte yandan; çekişme konusu taşınmazda taraflar paydaştırlar, paydaşlar arasında uzun zamandan beri fiilen yaratılan bir kullanım tarzı bulunmadığı gibi, harici bir taksimin de yapılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Mehmet haricindeki diğer davacıların kullanabileceği başkaca bir yer bulunmadığına göre davacılardan Şehap, Muazzez ve Remziye'nin payları oranında elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken mutlak olarak davalının elatmasının önlenmesine karar verilmiş olmasıda doğru değildir. Kabule görede; intifadan men olgusunun gerçekleştiği tarihten itibaren (ilk dönem) ecrimisilin belirlenip, sonraki yıllar için ise ÜFE artış oranı uygulanmak suretiyle takip eden dönemler için ecrimisil miktarının hesap edilmesi yerine dava tarihine göre belirlenip geriye doğru gidilerek ecrimisil miktarının hesaplanması da isabetli görülmemiştir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.09.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/7138, K. 2018/1105Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/7138 E.  ,  2018/1105 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ECRİMİSİL Taraflar arasında görülen ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabul kısmen reddine ilişkin olarak verilen karar taraf vekillerince yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 22.02.2018 Perşembe günü saat 11.25'te daireye gelmeleri için taraf vekillerine tebligat yapıldığı halde gelmedikleri anlaşıldı, incelemenin dosya üzerinde yapılmasına, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hakimi …'nun raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, paydaşlar arası ecrimisil isteğine ilişkindir. Davacı, 2612 ada 14 parsel sayılı taşınmazın davalı ile birlikte paydaşı olduğunu, davalının taşınmazı tek başına konut olarak kullandığını, sözlü ihtarlarına rağmen davalının herhangi bir kullanım bedeli ödemediğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden geriye doğru beş yıllık dönem için 36.071,34-TL ecrimisilin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı, 1995 yılında metruk ve harabe durumdaki taşınmazı tadilat, bakım, onarımı ile emlak vergilerinin tarafından karşılanması şartıyla ileride satış veya ortaklığın sona erdirilmesi durumunda kendisinden herhangi bir bedel talep edilmeyeceği hususunda davacı ile anlaştığını, ecrimsil koşullarının oluşmadığını, davacı tarafından düzenlenen ihtarnamenin 06/11/2013 tarihinde tebliğ edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacının ihtar tarihine kadar davalıdan talepte bulunduğuna dair yazılı bir belge sunamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların kardeş olup çekişmeli 2612 ada 14 parsel sayılı kargir ev vasıflı taşınmazda yarı yarıya paydaş oldukları ve taşınmazın tamamının davalının kullanımında olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Öte yandan; gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir. (YHGK'nin 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir husus olup, taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak ve taleple bağlı kalınarak haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu, somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hakimin denetimine açık olmalı ve değerlendirmenin gerekçelerinin bilimsel verilere ve HMK'nin 266 vd. maddelerine uygun olarak açıklanması gereklidir. Bu nedenle, eğer arsa ve binalarda kira esasına göre talep varsa, taraflardan emsal kira sözleşmeleri istenmeli, gerekirse benzer nitelikli yerlerin işgal tarihindeki kira bedelleri araştırılıp, varsa emsal kira sözleşmeleri de getirtilmeli, dava konusu taşınmaz ile emsalin somut karşılaştırması yapılmalı, üstün veya eksik tarafları belirlenmelidir. İlke olarak, kira geliri üzerinden ecrimisil belirlenmesinde, taşınmazın dava konusu ilk dönemde mevcut haliyle serbest şartlarda getirebileceği kira parası, emsal kira sözleşmeleri ile karşılaştırılarak, taşınmazın büyüklüğü, niteliği ve çevre özellikleri de nazara alınarak yöredeki rayiçe göre belirlenir. Sonraki dönemler için ecrimisil değeri ise ilk dönem için belirlenen miktara ÜFE artış oranının tamamının yansıtılması suretiyle bulunacak miktardan az olmamak üzere takdir edilir. Yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda somut olaya bakıldığında, tarafların kardeşleri tanık olarak dinlenmiş olup beyanlarından intifadan men koşulunun ihtarnamenin tebliğinden önce gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; tarafların çekişme konusu taşınmazda paydaş oldukları ve davacı yönünden intifadan men koşulunun oluştuğu gözetilerek, dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık ecrimisil miktarının denetime uygun şekilde saptanması, bilirkişi tarafından belirlenen ecrimisil tutarı üzerinden, davacının payına karşılık gelen ecrimisilin hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere karar verilmiş olması doğru değildir. Tarafların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İntifadan men koşulu aranmaksızın ecrimisil talep edilebilecek haller yargısal uygulamada şu biçimde sıralanmaktadır: taşınmazın kamu malı olması; bağ, bahçe gibi doğal ürün veren ya da işyeri veya konut gibi kiraya verilerek gelir elde edilen yer olması; paylı taşınmazı işgal eden paydaşın taşınmazın tamamında hak iddiasıyla diğer paydaşlığı inkâr etmesi; paydaşlar arasında kullanım anlaşmasıyla yararlanılacak bölümlerin belirlenmiş olması; daha önce aynı taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil veya benzeri dava açılması ya da icra takibi yapılmış olması. Bunlara ek olarak kendiliğinden oluşan ürünlerin (biçilen ot, toplanan fındık, çay gibi) ya da muris tarafından kurulan veya başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde de intifadan men koşulu aranmaz.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, ecrimisil davalarında ihtarnamenin tebliğ tarihinin ve intifadan men olgusunun hangi tarihte gerçekleştiğinin belirlenmesi gerektiğini, bu hususun göz ardı edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu çeşitli kararlarında vurgulamıştır. E. 2014/16627, K. 2015/10777 sayılı kararda bu eksiklik bozma nedeni sayılmıştır. E. 2014/13953, K. 2016/9313 sayılı kararda da ihtarnamenin tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması, tebliğ tarihi veya ihtarda tanınan sürenin bitimine göre ecrimisil hesabı yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır. E. 2014/4046, K. 2015/3141 sayılı kararda ise tarla niteliğindeki parseller bakımından aynı yükümlülük aranmış; öte yandan çay bahçesi niteliğindeki taşınmazlar için intifadan men koşulu bu davada ayrıca aranmamıştır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/13953, K. 2016/9313Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/13953 E.  ,  2016/9313 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 11.10.2016 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat … geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: -KARAR- Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davacı, paydaşı olduğu 859 ada 39 parsel sayılı taşınmazda bulunan otelin fiili taksim sonucu davalılarla ortak kullanımlarına bırakıldığını, davalıların oteli tek başına kullandıklarını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir. Davalılar, haksız işgalci olmadıklarını, davacı şirketin rızası ile taşınmazı kullandıklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karar Dairece; “…dava dilekçesinde elatmanın önlenmesi isteğiyle ilgili olarak davacı tarafından bir değer belirtilmediği gözetilmek suretiyle, davacıya bu istek bakımından dava değeri sorularak açıklattırılması, belirtilecek değere göre harcın tamamlattırılması, keşif yapılarak gerçek dava değerinin tespiti halinde ise, bakiye harç tahsil edildikten sonra işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir…” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bilindiği üzere, paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davaya konu 211,00 m2 yüzölçümlü arsa vasıflı 859 ada 39 parsel sayılı taşınmazda davacı ve davalıların paydaş olup, dava dışı paydaşlarında bulunduğu, taşınmaz üzerinde iki farklı otelin yer aldığı ve taşınmazın davalılar ile dava dışı bir kısım paydaşlar tarafından fiilen bölünüp kullanılmakta olduğu, davacının taşınmazda herhangi bir yer kullanmadığı anlaşılmakla davacının payına yönelik müdahalenin menine dair karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Somut olaya gelince; 03.07.2009 tarihinde noterde düzenlenen ihtarname ile davacının dava konusu taşınmazlardaki payını kullanmamalarını davalılara ihtar ettiği, ancak anılan ihtarnamenin tebliğ tarihinin dosyaya ibraz edilen belgelerden tespit edilemediği görülmektedir. Hâl böyle olunca; somut olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının ibraz ettiği 03.07.2009 tarihli ihtarnamenin davalılara tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması, tebliğ tarihi veya ihtarda tanınan süre varsa öngörülen tarihten itibaren ecrimisil hesabı yapılması gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru değildir. Davalıların anılan hususlara yönelik temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalıların diğer temyiz itirazalarının şimdilik incelenmesine yerolmadığına, 21.12.2015 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edenler vekili için 1.350.00.-TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 11.10.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/4046, K. 2015/3141Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/4046 E.  ,  2015/3141 K.PAYDAŞLAR ARASINDA ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL DAVASIİNTİFADAN MEN KOŞULUDAVA KONUSU TAŞINMAZLARIN BAZILARI ÇAY BAHÇESİ NİTELİĞİNDE VE DOĞAL ÜRÜN GETİREN TAŞINMAZLARDAN OLMASI, BU NEDENLE İNTİFADAN MEN KOŞULU ARANMAMASIDAVA KONUSU TAŞINMAZLARIN BAZILARININ TARLA NİTELİĞİNDE OLMASI VE BU NEDENLE İNTİFADAN MEN KOŞULU ARANMASIİNTİFADAN MEN İÇİN DÜZENLENEN İHTARNAMENİN TEBLİĞ EDİLİP EDİLMEDİĞİ "İçtihat Metni" Taraflar arasında görülen elatmanın önlenmesi, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakiminin raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davacı, mirasbırakanın kayden maliki bulunduğu 10,22,29,64,330,384 ve 438 parsel sayılı taşınmazların davalılar tarafından kullanıldığını, ihtara rağmen işgale devam ettiklerini ileri sürerek payına yönelik elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir. Davalılar, taşınmazların kök murisin 1975 yılında ölümünden itibaren tüm mirasçıların rızası alınarak mevcut haliyle kullanıldığını, davacının hiç bir itirazının olmadığını belirtip davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, elatma olgusunun keşfen saptandığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; çekişme konusu taşınmazların tarafların kök murisi A..P.. adına kayıtlı olduğu, kök murisin 1975 yılında ölümü ile davalıların murisi R..P..'ın taşınmazları kullandığı, R..'nın da ölümü ile onun mirasçıları davalıların kullanmaya devam ettikleri anlaşılmaktadır. Bu durumda; davalıların taşınmazların tamamını kullanmak suretiyle davacıyı intifadan men ettikleri belirlenerek davacının payına yönelik elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmiş olmasında kural olarak bir isabetsizlik yoktur. Davalıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir, reddine. Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince; Hemen belirtilmelidir ki, dava konu taşınmazda taraflar paydaştırlar. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenilmesini ve/veya ecrimisil istiyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir. Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır. Yine paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün ve 2002/3-131 E, 2002/114 K sayılı ilamı) 25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar. Somut olaya gelince; 10.08.2012 tarihinde noterde düzenlenen ihtarname ile davacının dava konusu taşınmazlardaki payını kullanmamaları için davalıları ihtar ettiği, ancak anılan ihtarnamenin tebliğ tarihinin dosyaya ibraz edilen belgelerden tespit edilemediği görülmektedir. Her ne kadar çekişme konusu taşınmazlardan 10 ve 22 parsel sayılı taşınmazların çay bahçesi niteliğinde ve doğal ürün getiren taşınmazlardan olup intifadan men koşulu aranmaz ise de davaya konu 29,64,330,384 ve 438 parsel sayılı taşımazların tarla niteliğinde olduğu kayden sabittir. Hal böyle olunca; somut olgular yukarıda açıklanan ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde, davacının ibraz ettiği 10.08.2012 tarihli ihtarnamenin davalılara tebliğ edilip edilmediğinin araştırılması, tebliğ tarihi veya ihtarda tanınan süre varsa öngörülen tarihten itibaren tarla niteliğindeki taşınmazlar bakımından ecrimisil hesabı yapılması gerekirken bu hususun gözardı edilmesi doğru değildir. Davalıların anılan hususlara yönelik temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Öte yandan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/5922, K. 2015/5427 sayılı davada, davacı tarafından ihtarname gönderilmemiş ya da başka bir biçimde kullanıma karşı çıkılmamış olması karşısında, davalı paydaşın kullanımının iyi niyete dayalı olduğunu kabul ederek ecrimisil talebini reddeden yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığını değerlendirmiştir. Bu değerlendirme somut olayın koşullarına özgüdür; ihtarname yokluğunun her durumda ecrimisil talebinin reddini gerektirdiği şeklinde genelleştirilemez.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/5922, K. 2015/5427Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2014/5922 E.  ,  2015/5427 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : AYDIN 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 19/12/2013 NUMARASI : 2012/724-2013/1018 Taraflar arasında görülen ecrimisil, elatmanın önlenmesi, alacak davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi .. .. ..'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -K A R A R- Davacı, kayden paydaş olduğu 1126 parselin tamamının davalı paydaş F.. tarafından kullanıldığı, kendisine hiçbir ortaklık payı verilmediğini, dava konusu 1126, 7, 8, 31, 35, 1115, 1118 ve 906 parsel sayılı taşınmazlar nedeniyle sahte icar ve ortaklık sözleşmeleri düzenlenerek ürün desteği alındığını ileri sürerek, 1126 parsel yönünden 2005 – 2010 yılları için 300 TL ecrimisil ve bilirkişilerce tespit edilecek taşınmaz parçasının tefrik edilerek kendisine tahsis edilmesine, usulsüz alınan ürün desteği primleri nedeniyle de 300 TL nin tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah ile ecrimisil bakımından talep miktarını 2.053,60 TL ye artırmış, yargılama sırasında 1126 parsel bakımından talebinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 693.maddesi uyarınca taşınmazın yer ve zaman bakımından kullanma ve yararlanma biçiminin belirlenmesine ilişkin olduğunu bildirmiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından ürün desteği primleri nedeniyle talep edilen tazminat dışındaki diğer taleplere hasren temyiz edilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan deliller ile, davacı paydaş ve davalı F.. arasında yapılan 01.01.2004 tarihli ortaklık sözleşmesine hukuki bir değer atfedilemeyeceği, zira davalı F..'in bu tarihte taşınmazda paydaş olmadığı gibi tüm paydaşların katılımının da sağlanmadığı, öte yandan kötü niyetli zilyetin malike ödemekle sorumlu olduğu bir nevi haksız işgal tazminatı olan ecrimisilden davalının sorumlu tutulamayacağı, her ne kadar anılan ortaklık sözleşmesine bir hukuki değer atfedilemeyecek ise de, daha sonra taşınmazdan pay edinen davalının taşınmazdaki kullanımının iyi niyete dayalı olduğu, davacı tarafından bir ihtarname keşide edilerek veya başka bir şekilde kullanımına karşı çıkılmadığı gözetilerek, ecrimisil isteğinin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir. Reddine. ./.. Davacı vekilinin TMK 693. maddesinin uygulanmasına ilişkin öteki temyiz itirazlarına gelince; Taraflar arasında, mülkiyet uyuşmazlığı yoktur. Çekişme, söz konusu taşınmazın kullanılma ve yararlanma biçiminin ne olması gerektiği noktasındadır. Bilindiği üzere, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda (TMK) paylı mülkiyet, yasanın 688 ile 700. maddelerinde düzenlenmiş, düzenlemede, genellikle 1926 tarihli önceki yasa hükümleri dikkate alınmış, “Yönetim ve Tasarruf’a” ilişkin bazı konularda açıklık sağlanmış, bu arada 693. madde ile de önceki yasadan farklı bir yasa hükmü getirilmiştir. Sözü edilen maddede aynen “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşlara temsilen sağlayabilir” ifadelerine yer verilmiştir. Önceki yasada bu maddeyi tam olarak karşılayan bir hüküm mevcut değildir. Özellikle, hükümet gerekçesinde değinildiği gibi, maddenin ikinci fıkrası ile paydaşlar arasında, paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hakimin yetkili olduğu; bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyle bölünme biçiminde mümkün olacağı dile getirilmiştir. Maddede hakime tanınan yetki, paylı malın yer itibariyle olduğu kadar, zaman bakımından da bölünebileceği esasına dayandırılmıştır. Kanunun paylı mülkiyete ilişkin hükümleri bütün olarak incelendiğinde, 688. maddeden, 695. maddeye kadar, paylı taşınmazda yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konularda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenlenmiş, bu suretle paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları amaçlanmıştır. Böyle bir amacın gerçekleşme olasılığı bulunmayan hallerde, sorunlu paydaş yönünden paydaşlıktan çıkarma (Md. 696, 697), nihayet paylı mülkiyetin sonra ermesi (Md. 698-699) düşünülmüştür. Görüldüğü üzere yasa koyucu, öncelikle, kimi halde devamı zorunlu paylı mülkiyet ilişkisinin ayakta tutulmasına özen göstermiş, paydaşlık ilişkisinin ve paydaşlığın sona erdirilmesini son çare olarak amaçlamıştır. Kanunun bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda, kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hakimin müdahale zorunluluğu bulunduğu tartışmasızdır. O halde hakim, paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde, paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçüde, somut olayın özelliğini, taşınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, tarafların ihtiyaç ve gerçeklerini gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır. Bunun için de, taşınmaz başında keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden açıklanan ölçütleri yansıtan, paylı taşınmazın zaman ve yer olarak bölünme biçimini belirleyen, çeşitli seçenekleri içeren rapor alınması, bunlardan en uygun olanına hükmedilmesi gereklidir. ../… Somut olaya gelince, çekişmeli taşınmaz, taraflar arasında paylı mülkiyet üzere olup, aralarında mülkiyet çekişmesi yoktur. Davacının davadaki isteği de, taşınmazın kullanma ve yararlanma biçiminin hakim tarafından belirlenmesine dairdir. Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılıp, soruşturmanın tamamlanması ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile yerel mahkeme kararının (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.04.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Ecrimisil davalarının beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve bu sürenin dava tarihinden geriye doğru işlediği yerleşik yargısal uygulamada kabul görmektedir.

Ecrimisil hesabı uzmanlık gerektiren bir konu olup taşınmazın niteliğine uygun bilirkişi marifetiyle keşif ve inceleme yapılarak, taleple bağlı kalınmak suretiyle haksız işgal tazminatı miktarı belirlenmelidir. Alınan bilirkişi raporu somut bilgi ve belgeye dayanmalı, tarafların ve hâkimin denetimine açık olmalı, değerlendirmenin gerekçeleri HMK m. 266 ve devamı hükümlere uygun biçimde açıklanmalıdır.

Mesafeli Sözleşmelerde Cayma Hakkı

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 48/4 uyarınca tüketici, mesafeli sözleşmelerde on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma bildiriminin bu süre içinde satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 48Kaynağı aç
MADDE 48- (1) Mesafeli sözleşme, satıcı veya sağlayıcı ile tüketicinin eş zamanlı fiziksel varlığı olmaksızın, mal veya hizmetlerin uzaktan pazarlanmasına yönelik olarak oluşturulmuş bir sistem çerçevesinde, taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu ana kadar ve kurulduğu an da dâhil olmak üzere uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle kurulan sözleşmelerdir. (2) Tüketici, mesafeli sözleşmeyi ya da buna karşılık gelen herhangi bir teklifi kabul etmeden önce ayrıntıları yönetmelikte belirlenen hususlarda ve siparişi onaylandığı takdirde ödeme yükümlülüğü altına gireceği konusunda açık ve anlaşılır şekilde satıcı veya sağlayıcı tarafından bilgilendirilir. Tüketicinin bilgilendirildiğine ilişkin ispat yükü satıcı veya sağlayıcıya aittir. (3) Satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin siparişinin kendisine ulaştığı andan itibaren taahhüt edilen süre içinde edimini yerine getirir. (Değişik cümle:24/3/2022-7392/7 md.) Tüketicinin isteği veya kişisel ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanan mallara ilişkin sözleşmeler haricinde mal satışlarında bu süre her hâlükârda otuz günü geçemez. Satıcı veya sağlayıcının bu süre içinde edimini yerine getirmemesi durumunda tüketici sözleşmeyi feshedebilir. (4) Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. Satıcı veya sağlayıcı, cayma hakkı konusunda tüketicinin bilgilendirildiğini ispat etmekle yükümlüdür. Tüketici, cayma hakkı konusunda gerektiği şekilde bilgilendirilmezse, cayma hakkını kullanmak için on dört günlük süreyle bağlı değildir. Her hâlükârda bu süre cayma süresinin bittiği tarihten itibaren bir yıl sonra sona erer. Tüketici, cayma hakkı süresi içinde malın mutat kullanımı sebebiyle meydana gelen değişiklik ve bozulmalardan sorumlu değildir. (5) (Değişik:24/3/2022-7392/7 md.) Oluşturdukları sistem ile satıcı veya sağlayıcı adına mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcılar, sistem aracılığıyla kurulan mesafeli sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülüklerin kullanım süresi boyunca tüketicilerin yönetmelikle belirlenen hususlara ilişkin talep ve bildirimlerini iletebilmelerine ve takip edebilmelerine elverişli bir sistemi kurmak ve kesintisiz olarak açık tutmakla yükümlüdür. (6) (Ek:24/3/2022-7392/7 md.) Aracı hizmet sağlayıcısı olarak faaliyet gösterenler aracılık ettikleri mesafeli sözleşmelere ilişkin olarak;[10] a) Tüketiciye ön bilgilendirmenin yapılmasından, teyidinden ve ispatından satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen, b) Veri girişinin satıcı veya sağlayıcı tarafından yapıldığı durumlar hariç olmak üzere, yönetmelikle belirlenen ön bilgilendirmede bulunması zorunlu hususlardaki eksikliklerden, c) Bu maddede yer alan hususlardan dolayı tüketicilerin satıcı veya sağlayıcılar ile yaptıkları işlemlere ilişkin kayıtların tutulmasından ve istenilmesi hâlinde bu bilgilerin ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile tüketicilere verilmesinden, ç) Satıcı veya sağlayıcı ile yaptıkları aracılık hizmetine ilişkin sözleşmeye aykırı uygulamaları nedeniyle satıcı ve sağlayıcıların bu madde hükümlerine aykırı davranmasına sebep oldukları her bir işlemden, d) Satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil etmesi hâlinde, mal veya hizmetin tüketiciye teslim veya ifası sonrası bedelin satıcıya veya sağlayıcıya aktarıldığı durumlar ile 11 inci ve 15 inci maddelerde yer alan hakların kullanımı hariç olmak üzere teslim veya ifa ile cayma hakkına ilişkin yükümlülüklerden satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen, e) Satıcı veya sağlayıcı onayı olmaksızın düzenledikleri kampanyalı, promosyonlu veya indirimli satışlarda, sözleşmenin hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesinden, f) Ön bilgilendirmede yer alan hususlar ile reklamlarında yer alan bilgilerin uyumlu olmasından ve ispatından, sorumludur. (7) Mesafeli sözleşmelerde, kapsam dışı sözleşmeler, tüketici, satıcı ve sağlayıcı ile mesafeli sözleşme kurulmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcının hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı, bilgilendirme yükümlülüğü, teslimat ile diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.10 Finansal hizmetlere ilişkin mesafeli sözleşmeler

Tüketici, cayma hakkı konusunda gereği gibi bilgilendirilmezse on dört günlük süreyle bağlı değildir; bu durumda cayma süresi, on dört günlük cayma süresinin bitiminden itibaren en fazla bir yıl sonra sona erer. Bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat etmek satıcı veya sağlayıcıya aittir.

Devremülk satışında 6502 sayılı Kanun m. 50/6 uyarınca tüketici on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma süresi dolmadan satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez. Bu yasağa rağmen tüketiciden bedel alınması durumunda alınan bedel tüketiciye derhal iade edilir; tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge tüketici yönünden geçersizdir.

6502 sayılı TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN m. 50Kaynağı aç
MADDE 50- (1) Devre tatil sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye bu süre zarfında birden fazla dönem için bir veya daha fazla sayıda gecelik konaklama imkânı veren sözleşmelerdir. (2) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre tatil sözleşmeleri ile sağlanan hakkın şahsi veya ayni bir hak olması ya da devre tatil satışının finansal kiralama ile yapılması bu maddenin uygulanmasını engellemez. 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun sekizinci bölümü hükümleri kapsamında kurulan devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, tüketicilerle mülkiyet payına bağlı ayni hak sağlayan devre tatil sözleşmesi kurulamaz. Kooperatif veya ticaret şirketi ortaklığı ya da dernek veya vakıf üyeliği suretiyle devre tatil hakkı tanınamaz. Devre tatile konu mal üzerinde ayni hak sahibi olmayanlar devre tatil satışı yapamaz. (3) Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmesi, bir yıldan uzun süre için kurulan ve tüketiciye, belirlenen süre zarfında konaklamaya veya konaklama ile birlikte seyahat ya da diğer hizmetlerin beraber sunulduğu durumlara ilişkin indirim yahut diğer menfaatlerden faydalanma hakkı verilen sözleşmelerdir. (4) Tüketicilere aşağıdaki sözleşmelerin kurulmasından en az bir gün önce, Bakanlıkça belirlenen hususları içeren ön bilgilendirme formu verilmesi zorunludur: a) Devre tatil sözleşmeleri b) Uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri c) Değişim sözleşmeleri ç) Satıcı veya sağlayıcının, devre tatil veya uzun süreli tatil hizmetinin alınıp satılması hususunda tüketiciye yardımcı olduğu yeniden satış sözleşmeleri. (5) Mesafeli satış yöntemiyle kurulan sözleşmeler hariç olmak üzere satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin kendi el yazısıyla sözleşme tarihini yazmasını ve sözleşmeyi imzalamasını sağlamakla yükümlüdür. Yazılı veya mesafeli olarak kurulan bu sözleşmelerin bir nüshasının kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile tüketiciye verilmesi zorunludur. Daha ağır şekil şartları öngören kanun hükümleri saklıdır. (6) Tüketici, on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma süresi dolmadan satıcı veya sağlayıcı, tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez. (Ek cümleler:24/3/2022-7392/8 md.) Bu yasağa rağmen, tüketiciden herhangi bir bedel alınması durumunda alınan bedel tüketiciye derhâl iade edilir. Ayrıca tüketiciyi borç altına sokan her türlü belge tüketici yönünden geçersizdir. Devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri ve bu sözleşmelerle birlikte düzenlenmiş olan yeniden satım, değişim ve ilgili diğer tüm sözleşmeler cayma hakkının kullanılması ile birlikte kendiliğinden sona erer.[11] (7) Tüketicinin ödeyeceği bedel, kısmen veya tamamen satıcı veya sağlayıcı ile kredi veren arasındaki anlaşmaya dayanılarak bir kredi veren tarafından karşılanıyorsa, tüketicinin sözleşmeden cayması ve buna ilişkin bildirimin cayma süresi içinde ayrıca kredi verene de yöneltilmesi hâlinde, bağlı kredi sözleşmesi de herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme yükümlülüğü olmaksızın sona erer. (8) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre mülk hakkı veren sözleşmeler de dâhil olmak üzere tüketicilerle ön ödemeli devre tatil sözleşmesi kurulamaz. (9) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Devre mülk hakkı veren sözleşmeler hariç olmak üzere, devre tatil sözleşmeleri en fazla on yıl için kurulur. (10) (Değişik:24/3/2022-7392/8 md.) Tüketici, şahsi hak sağlayan devre tatil sözleşmesinden kaynaklanan tatil hakkını belirli bir dönem için kullanmayacağını tatilin başlayacağı tarihten en az doksan gün önce sağlayıcıya bildirirse, o dönem için tüketiciden herhangi bir isim altında bedel talep edilemez. (11) Devre tatil, uzun süreli tatil hizmeti, yeniden satım, değişim sözleşmeleri ve ön bilgilendirmenin içeriği, tüketici ile satıcı ve sağlayıcının hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı (…)[12] ile diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir. Paket tur sözleşmeleri

İnternet İçeriği, Kat Mülkiyeti ve Yabancılık Unsurlu Uyuşmazlıklar

İnternette yayımlanan bir içeriğin kaldırılması taleplerinde 5651 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde hareket edilmesi gerekmektedir. Site yönetimine yönelik ihtarname meselelerinde temel düzenleme 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nda yer almaktadır. Yabancılık unsuru taşıyan ihtarname uyuşmazlıkları ise 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun hükümleri uyarınca çözüme kavuşturulmaktadır.

İhtarname ile ihbarname arasında fark var mı?

Uygulamada ihtarname ve ihbarname birbiri yerine kullanılan kavramlardır. Noterlik Kanunu Yönetmeliği m. 98, her iki kavram için ortak bir çerçeve öngörmektedir. Bu iki kavram arasında hukuki nitelik bakımından belirgin bir ayrım bulunmadığı genel kabul görmekle birlikte yönetmelik madde metninin tam içeriği bu değerlendirme için esas alınmalıdır.

İhtarname göndermek her zaman zorunlu mudur?

Hayır. Mevzuatın öngördüğü haller dışında ihtarname gönderme zorunluluğu yoktur. Zorunluluk olmayan durumlarda da koruyucu amaçla ihtarname gönderilebilir. Terk nedeniyle boşanma (TMK m. 164), konut ve çatılı işyeri kirasında özen yükümlülüğüne aykırılık (TBK m. 316) ve ecrimisil taleplerinde intifadan men koşulunun kanıtlanması gibi durumlarda ise ihtarname işlevsel bir araç olarak öne çıkmaktadır.

İhtarname tebliğ edilmezse hukuki sonuç doğurur mu?

Hayır. Karşı tarafa tebliğ edilmeyen ihtarname geçerli hukuki sonuçlar doğurmaz. Gönderim sonrasında tebliğ şerhinin alınması ve takibinin yapılması gerekir.

Terk ihtarı ne zaman gönderilebilir, koşulları nelerdir?

Terk ihtarı, eşin aile konutunu terk ettiği tarihten en erken dört ay sonra gönderilebilir. Türk Medeni Kanunu m. 164, terk nedeniyle boşanma için gereken koşulları düzenlemektedir. İhtarnameyle birlikte terk eden eşe aile konutuna dönmesi için bir miktar para da gönderilmesi gerekmekte olup bu unsurun eksik kalması ihtarnamenin sonuç doğurmasını engelleyebilir. İhtarı alan eşin iki ay içinde eve dönmemesi halinde terk nedeniyle boşanma davası açılabilecek koşullar oluşur.

Yurt dışında ihtarname nasıl gönderilir?

Yabancı ülkelerde noterlik görevini konsolosluklar yürütmektedir. İhtarname işlemleri yurt içindeki kanun ve yönetmelik hükümlerine göre gerçekleştirilir; konsolosluklar bu işlem için noter ücreti almamaktadır.

Mesafeli sözleşmelerde cayma bildirimini kim ispat etmeli?

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 48/4 uyarınca tüketicinin cayma hakkı konusunda bilgilendirildiğini ispat etmekle yükümlü olan taraf satıcı veya sağlayıcıdır.

Ecrimisil davasında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabidir ve bu süre dava tarihinden geriye doğru işler.

Paydaşlar her zaman birbirinden ecrimisil talep edebilir mi?

Kural olarak hayır. Paydaşlar, intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemez. Davacı paydaşın, ecrimisil istenen süreden önce taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak istediğini davalı paydaşa bildirmiş olması gerekir. Bununla birlikte taşınmazın kamu malı olması, doğal ürün veren veya kiraya verilerek gelir elde edilen yer olması ya da işgal eden paydaşın diğer paydaşlığı inkâr etmesi gibi durumlarda intifadan men koşulu aranmaksızın ecrimisil talep edilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu