İdari Yargılama Hukukunda İdari İstikrar İlkesi

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Yargılama Hukukunda İdari İstikrar İlkesi

İdari istikrar ilkesi, idarenin yerleşik uygulamalarının sürekliliğini sağlayarak işlem veya eylemlerden doğan maddi ve hukuki vakıaların korunmasını hedefler ve bu işlem ile eylemlerin dayanağını oluşturur. İlke, bireylerin mevcut kazanımlarını korumaktan çok idarenin işlem ve eylemlerinin devamlılığına hizmet eder.

Süreklilik, öngörülebilirlik ve güven

İlkenin açıklanan işlevleri arasında kamu hizmetlerinin düzenli ve sürekli yürütülmesi, bireylerin istikrarlı işlemlerden örnekseme yoluyla yararlanarak hareket edebilmesi ve öngörülebilirliğin artması yer alır. Aynı çerçevede idari işlem ve eylemlerin kişiye özgü hale gelmesinin engellenmesi, hukuka uygunluk zemininin korunması ve ortaya çıkan hukuki durumun sürdürülmesi de sayılır.

İlke, kişiler arasındaki veya idareyle kurulan ilişkilerde güven ve süreklilik sağlamaya yönelik genel bir idare hukuku ilkesi olarak da açıklanır. Bu açıklamada hukuka aykırı kurulmuş idari işlemin uzunca bir süre sonunda geri alınmasının engellenmesi ilkenin yönüne dahil edilir. Belirli bir gün sayısı bu açıklamada gösterilmez.

Yargı denetiminin anayasal çerçevesi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesi, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu belirtir. Aynı madde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağını düzenler; sürenin uzunluğunu ise göstermez.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 125Kaynağı aç
Madde 125 – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. (…) (Ek cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) (…)[68] Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. (Değişik birinci cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Kanun, olağanüstü hallerde, (…)[69] seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. C. İdarenin kuruluşu 1. Merkezi idare

Anayasa'nın 125. maddesine göre yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır ve hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.

Menfaatinin ihlal edildiğini ve işlemin hukuka aykırı olduğunu ileri süren işlem süjesi, Anayasa'nın 125. maddesi çerçevesinde idari işlemin iptalini dava açarak talep edebilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde iptal davası, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olması nedeniyle menfaati ihlal edilenler tarafından açılan dava olarak tanımlanır.

Danıştay 6. Daire, E. 2022/6543, K. 2022/8315Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2022/6543 E.  ,  2022/8315 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2022/6543 Karar No : 2022/8315 DAVACILAR : 1… 2- … Derneği 3- … Derneği 4- … İşletme ve Çevre Koruma Kooperatifi 5- … 6- … Derneği 7- … Koruma Derneği 8- … Derneği VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Bakanlığı-ANKARA VEKİLİ : Av. … DAVANIN KONUSU : 1.Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … plan paftasında … Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 11.07.2019 tarihinde yapılan plan değişikliği ile, 2.Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI :Çevre düzeni planı değişikliği gerekçe raporu incelendiğinde, plan değişikliği talebine konu parsellerin "tarım alanı" ve "mera alanı" sınırları içinde kaldığı ifade edilmesine karşın, alanın sulak alan karakterinden ve sulak alan koruma mevzuatından hiç bahsedilmediği gibi sulak alan dikkate alınmadan plan değişikliğine gidildiği, ETDİOSB alanı ilan edilen … ada, … sayılı parsel ve … ada, … sayılı parsellerin bulunduğu alanın büyük bir kısmının, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı içinde kaldığı, alanın Türkiye'nin 1994 yılında taraf olduğu "Özellikle Su Kuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme (RAMSAR) ve ulusal mevzuat (Çevre Kanunu, Kara Avcılığı Kanunu ve Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği) hükümleri gereğince, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından sulak alan olarak tanımlandığı ve Tarım ve Orman Bakanlığının "Ulusal Sulak Alan Envanteri Yönetim Bilgi Sistemi"ne kaydedildiği, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı'nın, DKMP tarafından sulak alan olarak tanımlandığı, "Diğer Sulak Alan" vasfında bir sulak alan olduğu, bu özelliği sebebiyle Sazlık Alanları Koruma Yönetmeliği (SAKY) hükümlerinden istisnasız bir şekilde faydalandırıldığı, SAKY Ek-1 9.11.maddesinde, "İhtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgesi, organize sanayi bölgesi, serbest bölge sanayi alanı"nın Sulak Alan Koruma Bölgelerinde Yapılması Yasak olan Faaliyetler kapsamında yer aldığı, Bakanlığın sulak alan niteliği hukuken tartışmasız olan bir alanı OSB alanı belirleyerek, bu sulak alanın, hafriyat ve molozlarla doldurması ve bu alanda organize sanayi bölgesi yapılmak istenmesine yol açacak olan imar planı değişikliğine gitmiş olmasının, sulak alanların korunmasına yönelik ulusal yasal mevzuat hükümlerine aykırı olduğu, saha araştırmalarında, bölgedeki balıkçılarla yapılan çalışmalarda balıkçı ağlarına yılan balıklarının takıldığı görülmesi üzerine yapılan araştırmada, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanının yılan balıklarının üreme alanı olduğunun tespit edildiği, Dünya Doğayı Koruma Birliğinin (IUCN), tükenme riski küresel ölçekte yüksek olan türleri sınıflandırdığı Kırmızı Listeye göre yılan balıklarının kritik tehlikede (critically endangered) olduğunun belirlendiği, "CR" sembolüyle anılan bu tehdit seviyesinin, türlerin, vahşi yaşamdaki tükenme tehlikesinin had safhada olduğunu gösterdiği, dava konusu ETDİOSB projesinin yer seçimindeki hata ve kamu idarelerinin umursamazlığı gibi sebeplerle, iklim değişikliği ile mücadelenin en önemli unsurlarından olan ve atmosferdeki sera gazlarını tutarak, karbon yutağı vazifesi gören bir sulak alanın yok edilmesinin açık bir uyumsuzluk olduğu, plan değişikliği ile iklim krizi ile mücadelede en önemli araçlardan birisi olan karbon yutak alanlarının (Akçay Sulak Alanının) yok olmasına ve bu suretle iklim krizinin derinleşmesine yol açıldığı, fosil yakıtlar olan kömür, petrol ve doğalgazın yakılması ile ortaya çıkan karbondioksiti tutan denizel ve karasal yutak alanlarının yok olduğu, "Yutak" kavramının ilk olarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (UNFCC) 1.8.maddesine göre, "bir sera gazını, bir aerosolü veya bir sera gazının oluşumunda rolü bulunan bir öncü maddeyi atmosferden uzaklaştıran herhangi bir işlem, faaliyet veya mekanizma" olarak tanımlandığı, yutak alanlarının, "Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Kılavuzu"nda (LULUCF) altı gruba ayrıldığı, bu alanların; orman alanları, çayır ve mera alanları, tarım alanları, sulak alanlar, yerleşim alanları ve diğer alanlar olarak ifade edildiği, sulak alanların, en yaygın yutak alanları olarak kabul edilmekte olduğu, Dünyadaki karbonun %14,5 'inin sulak alanlar tarafından tutulduğu, Türkiye'nin de tarafı olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin (BMİDÇS), tüm taraflara sera gazı azaltımı ve buna uygun politikalar izlenmesi ve karbon yutaklarını iyileştirmeye yönelik politikalar geliştirmeleri konusunda yükümlülük getirdiği, bu sözleşmenin tarafı olan Türkiye'nin, BMİDÇS Sekreryasında düzenli şekilde iklim değişikliği eylem planlarını sunmakta olduğu, Türkiye'nin 2010 yılında açıkladığı İklim Değişikliği 5. Bildiriminde, 2016 yılında yayınladığı Türkiye İklim Değişikliği 6. Bildiriminde, Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesinde (İDES) (2010-2020), İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planında (İDEP) (2011-2023) ve İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ve Eylem Planında (2011-2023), ülkenin yutak kapasitesinin artırılması amacına yönelik taahhütler, eylemler ve stratejileri belirlediği, yutak alanların korunmasına ve çoğaltılmasına yönelik bu taahhütlerini uzun yıllardır iklim değişikliği ile uyum strateji ve eylem planlarında tekrarlayan devletin, yereldeki somut proje uygulamalarında, bu tespit ve hedeflerine aykırı olarak sulak alan varlığının tahrip olmasına göz yummasının, bunun da ötesinde yok olmasına kurumsal olarak izin vermesinin, iklim krizi ile mücadele politikalarına ve güncel mevzuata açıkça aykırı olduğu, Sözleşmenin imzacı devletlere yüklediği görevlerden birinin sulak alanları etkin bir şekilde yönetmek; ulusal arazi kullanım planlamalarında, uygun politika ve mevzuatta, yönetim faaliyetlerinde ve halkın eğitimine yönelik faaliyetler ile tüm sulak alanların, akılcı kullanımlarını sağlamak olduğu, RAMSAR Sözleşmenin amacını teşkil eden sulak alanların, bataklık, sazlık, sulak çayırlık, turbiyeler veya sular olduğu, bunların doğal veya yapay, devamlı veya geçici, suları durgun veya akıntılı, tatlı, acı veya tuzlu olabileceği, denizlerin gel-git hareketlerinin çekilme devresinde altı metreyi geçmeyen derinliklerinin de buna dahil olduğu, Sözleşmenin 2.maddesine göre akit devletlerin, kendi toprakları içindeki elverişli sulak alanları "Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesi"ne dahil edilmek üzere tayin etmeleri gerektiği, bu sulak alanların seçiminin ekoloji, botanik, zooloji, limnoloji ve hidroloji yönlerinden uluslararası önemlerine göre yapılması gerektiği, Sözleşmenin 3.maddesiyle akit taraflara listeye kaydettirdikleri de dahil olmak üzere sınırları içindeki sulak alanların ekolojik karakterlerinin, teknolojik gelişme, kirlenme veya insan müdahalesi ile değiştiğini, değişmekte olduğunu veya değişme ihtimali bulunduğunu en kısa zamanda haber alacak bir düzenleme yapma yükümlülüğü getirildiği, Sözleşmenin 4.maddesi ile listeye dahil olsun veya olmasın, sulak alanlarında tabiatı koruma alanları ayırarak sulak alanlarının ve su kuşlarının korunmasını geliştirecek inzibati tedbirlerin alınması gerektiği, Ramsar Sözleşmesine taraf olan ülkelerin 3 temel yükümlülüğü yerine getirmeyi kabul ettiği, bunların; Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Listesine (Ramsar Listesi) uygun sulak alanları eklemek, diğer bir deyişle en az bir adet sulak alanı Ramsar Alanı olarak ilan etmek, sulak alanları etkin bir şekilde yönetmek; ulusal arazi kullanım planlamalarında, uygun politika ve mevzuatta, yönetim faaliyetlerinde ve halkın eğitimine yönelik faaliyetler ile tüm sulak alanların akılcı kullanımlarını sağlamak ve sınır aşan sulak alanların, ortak sulak alan sistemleri, ortak türler ve sulak alanları etkileyecek gelişme projelerinde uluslararası işbirliğini sağlamak olduğu, bu çerçevede dava konusu çevre düzeni planı değişikliğinin iptali gerektiği ileri sürülmüştür. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Dava, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik çevre düzeni planı değişikliğinin ve davacılardan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin 23.06.2021 tarihli ve diğer davacı Doğa Derneğinin 30.06.2021 tarihli başvuruları ile anılan çevre düzeni planı değişikliğinin iptali istemiyle 2577 sayılı Yasanın 10.maddesi kapsamında davalı idareye yapılan başvuruya yanıt verilmemesine dair zımni ret işleminin iptali istemiyle açılmıştır. 2577 sayılı Yasanın 7.maddesinin 4.fıkrası uyarınca ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmış olup dava konusu Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliğinin 11.07.2019 tarihinde onaylanıp 24.07.2019 tarihinde Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan panosunda 1 ay süre ile ilan edildiği, ilan askı süresinin son gününden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken 06.09.2021 tarihinde açılan davanın, davacılar … Derneği, … Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, … Derneği, … Evi, Üretim, Eğitim, İşletme ve Çevre Koruma Kooperatifi, … ve … yönünden süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuki imkan bulunmamaktadır. Dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10.maddesinde, "İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler; Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." kuralı yer almaktadır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükmü uyarınca, ilgililerin idari davaya konu olabilecek bir işlemin tesis edilmesi istemiyle 2577 sayılı Kanunun 10. maddesi kapsamında her zaman idareye başvuruda bulunabileceği açıktır. Çevre düzeni planı ve imar planları düzenleyici işlem olup plan kapsamındaki herhangi bir parsele ilişkin plan değişikliği istemi üzerine tesis edilen işlem, ilgili parsele ilişkin bireysel, subjektif nitelikte bir işlem olup 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca ilgilisi tarafından planda değişiklik yapılması amacıyla idareye başvuru yapılması ve bu başvurunun reddedilmesi üzerine bu bireysel işlem ile birlikte düzenleyici işlemin (çevre düzeni planı, imar planı) de bireysel işlemin tebliğ tarihini izleyen 60 gün içerisinde dava edilebilmesi mümkündür. Bu itibarla, çevre düzeni/imar planı değişikliği yapılması isteminin reddi üzerine, ret işleminin iptali için açılacak bir iptal davasında yargısal denetimin esasen çevre düzeni/imar planına yönelik olarak yapılacağı kuşkusuz olup, yargısal kararlar da bu yönde istikrar kazanmış bulunmaktadır. Kaldı ki, ret işleminin tebliği üzerine süresinde açılan bir davada, istemin reddine yönelik işlemin iptalinin istenilmemiş olması planın esasına yönelik bir yargısal denetimin yapılmasına engel oluşturmamaktadır. Öte yandan, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasının en etkin araçlarından biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında "menfaat ihlali" olarak tanımlanan subjektif ehliyet koşulunun kişiye bağlı subjektif hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında da belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ile iptali istenilen idari işlem arasında kurulabilecek bir ilişki veya ilgi menfaat ihlali koşulunun varlığı için yeterlidir. Bu itibarla yargısal kararlarda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gerektiği şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca, bir menfaatin kişisel menfaat sayılabilmesi iptali istenilen işlemin doğrudan doğruya davacı hakkında alınmasını gerektirmemektedir. Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin bu durum göz önünde bulundurularak geniş yorumlanmak suretiyle saptanacağı, coğrafi alana bağlı kalınmayacağı, bu davaların vatandaş sıfatıyla da açılabileceği, Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır. Öte yandan, dava açma ehliyetinin subjektif ehliyet yönünden olduğu gibi objektif ehliyet yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir. Derneklerin dava açma ehliyetleri tüzüklerinde yazılan kuruluş amaçları ve faaliyet alanları ile sınırlı bulunmaktadır. Uyuşmazlıkta, kuruluş tüzüklerinde davacı derneklerin amacı; dünyanın doğasını, biyolojik çeşitliliğini, ekonomik, ekolojik süreçlerini ve ekolojik bütünlüğünü doğrudan veya dolaylı olarak tanımaya, tanıtmaya ve korumaya katkıda bulunmak, başta ülke olmak üzere Dünya ölçeğinde ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; doğanın dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek olarak belirlenmiştir. Bu haliyle, çevre düzeni planında davacıların sübjektif ve objektif dava açma ehliyetleri bulunmaktadır. Bu durumda, 11.07.2019 tarihinde onaylanan Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı I17 plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik çevre düzeni planı değişikliğinin iptal edilmesi istemiyle davacılardan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin 23.06.2021 tarihli ve Doğa Derneğinin 30.06.2021 tarihli 2577 sayılı Yasanın 10.maddesi kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine anılan çevre düzeni planı değişikliği ile birlikte başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 07/04/2022 tarih ve E:2022/244, K:2022/1336 sayılı bozma uyarınca uyularak gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının … sayılı plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik çevre düzeni planı değişikliğinin 11.07.2019 tarihinde onaylandığı, davacılardan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneğinin 23.06.2021 tarihli ve diğer davacı Doğa Derneğinin 30.06.2021 tarihli başvuruları ile anılan çevre düzeni planı değişikliğinin iptali istemiyle davalı idareye yaptıkları başvurulara yanıt verilmemesi üzerine diğer davacılar ile birlikte anılan çevre düzeni planı değişikliği ile bu planın iptal edilmesi istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil,sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanunun 14. maddesinde de, dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği ve 15/1-b maddesinde; bu hususta Kanuna aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği hüküm altına alınmıştır. 2577 sayılı Kanunun 7. maddesinin 1. fıkrasında; dava açma süresinin özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 4. fıkrasında ise, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kuralı yer almıştır. İmar mevzuatı ve 2577 sayılı Yasanın 7.maddesi ile dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki haliyle üst makamlara başvurmayı düzenleyen 11.maddesi hükümleri karşısında, imar planlarına karşı, bir aylık askı süresi içinde 2577 sayılı Yasa'nın 11.maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve bu başvuruya idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan son ilan tarihinden itibaren 60 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde, bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde veya son ilan tarihini izleyen 60 gün içinde cevap verilmek suretiyle isteğin reddedilmesi halinde bu cevap tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde idari dava açılabileceği; imar planlarına askı süresi içinde bir itirazda bulunulmamış ise, davanın, 2577 sayılı Yasanın 7.maddesi uyarınca imar planının son ilan tarihini izleyen günden itibaren 60 gün içinde açılması gerektiği, ancak bu süreler içerisinde dava açılmamış olması halinde imar planının uygulanmaya konulması ile birlikte uygulama işlemi üzerine işlem ile birlikte imar planına veya doğrudan işlemin dayanağı olan imar planına karşı yeniden dava açma hakkının bulunduğu ve bu aşamada dava açma süresinin uygulama işleminin süresine tabi olduğunda tartışma bulunmamaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal denetim yoluyla sağlanmasının en etkin araçlarından biri iptal davaları olduğundan, iptal davalarında "menfaat ihlali" olarak tanımlanan subjektif ehliyet koşulunun kişiye bağlı subjektif hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra idari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenebilmesi kapsamında da belirlenmesi gerekmektedir. Davacı ile iptali istenilen idari işlem arasında kurulabilecek bir ilişki veya ilgi menfaat ihlali koşulunun varlığı için yeterlidir. Bu itibarla yargısal kararlarda menfaat ihlali koşulu, davacının idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması gerektiği şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca; bir menfaatin kişisel menfaat sayılabilmesi iptali istenilen işlemin doğrudan doğruya davacı hakkında alınmasını gerektirmemektedir. Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyetinin bu durum göz önünde bulundurularak geniş yorumlanmak suretiyle saptanacağı, coğrafi alana bağlı kalınmayacağı, bu davaların vatandaş sıfatıyla da açılabileceği, Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiş bulunmaktadır. Öte yandan, dava açma ehliyetinin subjektif ehliyet yönünden olduğu gibi objektif ehliyet yönünden de değerlendirilmesi gerekmektedir. Derneklerin dava açma ehliyetleri tüzüklerinde yazılan kuruluş amaçları ve faaliyet alanları ile sınırlı bulunmaktadır. Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin karar yönünden; 1-a / Davacılar … Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve … Derneği yönünden; Kuruluş tüzüklerinde davacı derneklerin amacı; dünyanın doğasını, biyolojik çeşitliliğini, ekonomik, ekolojik süreçlerini ve ekolojik bütünlüğünü doğrudan veya dolaylı olarak tanımaya, tanıtmaya ve korumaya katkıda bulunmak, başta ülke olmak üzere Dünya ölçeğinde ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; doğanın dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek olarak belirlenmiştir. Bu durumda, çevre düzeni ve imar planlarının iptali isteminde çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına dair uyuşmazlıklarda davacıların sübjektif ve objektif dava açma ehliyetleri bulunmaktadır. Ancak ilgililer 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında haklarında işlem tesis edilmesi için başvuruda bulunabileceklerinden, davacıların kendisine ait olmayan taşınmaza ilişkin olarak anılan Yasa maddesi uyarınca başvuruda bulunması hususunda dava açma ehliyetlerinin olmadığı açıktır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğinin 31. maddesinin 4.fıkrasında, "İmar planı teklifleri, planın kapsadığı alanın maliki veya maliklerinin yasal vekilleri tarafından sunulabilir." düzenlemesi yer almakta olup çevre düzeni planı değişikliği istemlerinin reddine dair işlemlere karşı açılan davalarda "ilgili" kavramından, uyuşmazlığa konu parsele ilişkin tapuda lehine kullanıcı ve muhdesata ilişkin şerh düşülen kişilerin anlaşılması gerekmektedir. Yukarıda yer alan mevzuat hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, menfaat ihlalinde ilgilinin idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisinin kurulması gerektiği açık olup çevre düzeni planı değişikliği taleplerinde ilgililerin ancak kendi mülkiyetlerinde bulunan taşınmazlara ilişkin kullanım kararlarının değiştirilmesini talep edebileceği dikkate alındığında, davacıların, uyuşmazlığa konu parselin malikleri olmadığından, bu parsel üzerinde yapılan çevre düzeni planı değişiklik isteminin reddine ilişkin işlemin iptali isteminde kişisel, meşru ve güncel bir menfaatlerinin etkilenmediği bu itibarla dava açma ehliyetlerininde bulunmadığı sonucuna varılmıştır. 1-b / Davacılar … Derneği, … Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, … Derneği, … Kooperatifi, … ve … yönünden; Adı anılan davacılar, dava konusu Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” (I17 Plan Paftası) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 11.07.2019 tarihinde onaylanıp 24.07.2019 tarihinde Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan panosunda 1 ay süre ile ilan edilen plana askı süresi içinde itiraz etmedikleri gibi 2577 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamında da herhangi bir başvuruda bulunulmamıştır. Kaldı ki yukarıda yer verilen değerlendirmeler doğrultusunda belirtilen davacılar uyuşmazlık konusu parselin malikleri olmadıklarından, çevre düzeni plan değişikliği işleminde bulunamayacakları, bu yönde yapılan bir başvurunun reddi ya da zımnen reddine ilişkin işleme karşı da dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı açıktır. 2.Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının … sayılı plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 11.07.2019 tarihinde yapılan çevre düzeni planı değişikliği yönünden; 2577 sayılı Yasanın 7.maddesinin 4.fıkrası uyarınca ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı hükme bağlanmıştır. Dava konusu Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği” (… Plan Paftası) 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 102. maddesi uyarınca 11.07.2019 tarihinde onaylanıp 24.07.2019 tarihinde Balıkesir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ilan panosunda 1 ay süre ile ilan edilmiştir. Bu itibarla ilan askı süresinin son gününden itibaren 60 günlük yasal dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken yasal dava açma süresi 06.09.2021 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine hukuki imkan bulunmamaktadır. Diğer taraftan, çevre düzeni planı değişikliği istemiyle yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işleme karşı davacıların dava açma ehliyetleri bulunmadığından bu işlemin kaçırılmış olan dava açma süresini yeniden canlandırmayacağı açıktır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1.Davanın 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı … plan paftasında Edremit Tarıma Dayalı İhtisas Sera Organize Sanayi Bölgesine (ETDİOSB) yönelik Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 11.07.2019 tarihinde yapılan plan değişikliği yönünden DAVANIN SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı değişikliğinin iptali istemiyle yapılan başvurunun zımmen reddine ilişkin işlem yönünden DAVANIN EHLİYET NEDENİYLE REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 03/10/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Dava açma süresinin kanuni düzeni

2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 1. fıkrasına göre dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. İdari uyuşmazlıklarda bu süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlar.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

Aynı maddenin 4. fıkrasına göre ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden başlar. Bu işlemler uygulandığında ilgililer, düzenleyici işlem, uygulanan işlem ya da her ikisi aleyhine dava açabilir. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması, bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.

Dava açma süresinin geçmesi, davanın reddedilmesine ve davanın dinlenilmemesine yol açar. Sürenin, idari işlemlerin hukuki sonuçlarının hızlı belirlenmesi ve idari istikrarın sürdürülmesi amacıyla kamu düzeninden kaynaklanan bir önlem olarak düzenlendiği de belirtilir.

Geri alma başvurusu ve sürenin durması

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin 1. fıkrasına göre ilgililer, idari dava açmadan önce ve dava açma süresi içinde, işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan isteyebilir. Bu başvuru, işlemeye başlamış idari dava açma süresini durdurur.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:

Aynı maddenin 2. fıkrasına göre otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. fıkraya göre isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvuru tarihine kadar geçen süre hesaba katılır.

İşlem süjesinin iptal davasına alternatif olarak ilgili idare nezdinde işlemin geri alınmasını isteyebileceği ayrıca açıklanır. Lehe sonuç doğuran ilgililer hariç, idarenin tesis ettiği işlemi ancak o işleme karşı iptal davasının yasal süresi içinde geri alabileceği ve süre geçince işlemin hukuki sonuçlarına katlanacağı da belirtilir. Hangi işlemlerin lehe sonuç doğurduğu bu açıklamada ayrıca tanımlanmaz.

Yürütmenin durdurulmasının etkisi

Yürütmenin durdurulması kararı, dava konusu idari işlemin varlığını ortadan kaldırmaz. İşlemin uygulanmasını durdurur ve işlem süjesini işlemin menfi zararlarından korur.

Anayasa'nın 125. maddesine göre idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartları birlikte gerçekleşirse, gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Düzenleyici işlemde on birinci madde başvurusu

Danıştay 8. Dairesinin E. 2020/5991, K. 2022/6051 sayılı kararında, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi bakımından düzenleyici işlem ile bireysel işlem ayrımı yapılmadığı ve maddenin kapsamının yalnız bireysel işlemlerle sınırlandırılmadığı değerlendirilmiştir.

Danıştay 8. Daire, E. 2020/5991, K. 2022/6051Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/5991 E.  ,  2022/6051 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/5991 Karar No : 2022/6051 DAVACI : … DAVALI : … Bakanlığı VEKİLİ : … DAVANIN ÖZETİ : Tehlikeli madde güvenlik danışmanı (TMGD) olarak görev yapan davacı tarafından; 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:TMKTDGM-01)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 15. maddesinin 5. fıkrası ile bahsi geçen değişiklik sonucu uğranılan mağduriyetin giderilerek 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ uyarınca haklarının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı davalı idare işleminin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu değişiklikle bireysel çalışan TMGD'lerin çalışma alanının daraltıldığı, mağduriyete sebep olan bu durumun hukuk devleti, kazanılmış hak, hukuki güvenlik ve istikrar ilkelerine aykırı olduğunu, 2014 yılında mesleğe girişte TMGD'lere tanınan hak ve imkanların tarafına yeniden iadesi ile 19/04/2017 tarihli değişikliğin iptal edilerek 22/05/2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrası gereğince işlem oluşturulması gerektiği iddia edilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Usul yönünden, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; esas yönünden ise, tehlikeli madde taşımacılığı sürecinde hizmet veren TMGD’nin yapılan işin önemine istinaden görevlerini aksatmadan ve disiplin içinde yürütebilmesi, yürütmekte oldukları görevleri ile ilgili sosyal haklarının korunması, tehlikeli madde güvenlik danışmanlığı kuruluşları arasındaki haksız rekabetin engellenmesi amacıyla yapılan değişiklikte hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemeye ilişkin uygulamanın ayrıca bir işlem tesis edilmeksizin hukukî sonuçlarını doğurduğu ve etkilerini devam ettirdiği, dava tarihi itibarıyla da davacıya uygulandığı, bu uygulamalar dışında ayrıca bir uygulama işlemi aranmasının dava açma hakkının engellenmesi sonucunu doğuracağı hususu dikkate alındığında, davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından esasın incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince dava dilekçesi ve ekleri 2577 sayılı Kanun'un 14/6. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü: HUKUKİ SÜREÇ : 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:TMKTDGM-01)'in "Tehlikeli madde güvenlik danışmanının görev ve yükümlülükleri" başlıklı 23. maddesinin 5. fıkrasında, "Bir TMGD, en fazla 5 işletmeye danışmanlık yapabilir." hükmü yer almakta iken; 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:TMKTDGM-01)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 15. maddesinin 5. fıkrası ile Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrası, "Bir TMGD, istihdam edildiği işletme ile birlikte bu işletmenin temsilciliği veya şubeleri de dâhil olmak üzere en fazla beş yerde danışmanlık yapabilir. TMGDK bünyesinde hizmet veren bir TMGD, TMGDK tarafından hizmet verilen en fazla sekiz işletme için danışman olarak görevlendirilebilir." şeklinde değiştirilmiş; 04/08/2022 tarih ve 31913 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'le de Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ yürürlükten kaldırılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlığını taşıyan 14. maddesinin 3/e bendinde, dilekçelerin süre aşımı yönünden inceleneceği; 6. fıkrasında ilk incelemeye ilişkin hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı; ''İlk inceleme üzerine verilecek karar'' başlığını taşıyan 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, süre aşımı yönünden yapılan incelemede Kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceği hususları hüküm altına alınmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde; "1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. … 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz." hükmüne, "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde; "1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." hükmüne, "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer alan Kanun hükümleri uyarınca, ilgililerin, altmış günlük dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak yerine işlemi tesis eden idarenin hiyerarşik olarak üstü olan makama veya üst makam yoksa işlemi tesis eden makama başvurarak işlemin düzeltilmesini isteme hakkına sahip oldukları açık olup; yasa koyucu tarafından, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılacak başvuruya konu edilebilecek işlemin niteliği bakımından düzenleyici ya da bireysel işlem ayrımı gibi bir ayrıma gidilmemiş, 11. maddenin kapsamı salt bireysel işlemlerle sınırlandırılmamıştır. Bu itibarla, düzenleyici işlemlerin ilan edildiği tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde idareye yapılan başvurunun reddi üzerine, düzenleyici işlemin ilan edildiği tarih ile 11. madde kapsamında başvuruda bulunulduğu tarih arasında geçen süre de dikkate alınmak suretiyle kalan dava açma süresi içerisinde açılan davalarda süre aşımı bulunmamaktadır. Öte yandan, altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra düzenleyici işlemlerin değiştirilmesi, düzeltilmesi, kapsamının genişletilmesi gibi istemlerle yapılan ve 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan başvuruların, cevap verilmek suretiyle ya da zımnen reddi yolundaki işlemlerin iptali istemiyle açılan davalar yönünden, bu işlemlerin uygulama işlemi olarak kabulüne olanak bulunmadığından, bu davalarda süre aşımı bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Uyuşmazlıkta; tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak görev yapan davacı tarafından, 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrasında, 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'in 15. maddesinin 5. fıkrası ile yapılan değişiklikten doğan mağduriyetinin giderilerek 22/05/2014 tarihli Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrasında yer alan haklarının tarafına iadesi istemiyle 26/06/2019 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, davalı idarece bu başvurunun "ilgi dilekçede belirtilen talebin, devam etmekte olan mevzuat güncelleme çalışmalarında değerlendirileceği" belirtilerek … tarih ve … sayılı işlemle reddedildiği, bahsi geçen işlem ile birlikte 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"in 15. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemiyle 02/10/2019 tarihinde işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tebliğ hükmünün iptali istemiyle en geç 19/04/2017 tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresinin son gününde (19/06/2017) yapılacak başvurunun reddi üzerine dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, davacı tarafından bu tarihten sonra dava konusu Tebliğ değişikliğinin mağduriyete neden olduğundan bahisle değişiklik öncesi düzenlemenin tarafına uygulanması istemiyle yapılan 26/06/2019 tarihli başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı davalı idare işleminin davacı yönünden uygulama işlemi olarak kabulüne olanak bulunmadığından, davada süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davanın süreaşımı nedeniyle reddine, 2. Aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta avansının istemi halinde davacıya iadesine, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Kararın tebliğ tarihinden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 27/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY: (X)-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu hüküm altına alınmış; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği kuralına yer verilmiş; Kanun'un 10. maddesinde ise, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Uyuşmazlıkta; 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrasında, bir TMGD’nın en fazla 5 işletmeye danışmanlık yapabileceği, kuralına yer verilmiş iken; 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu düzenleme ile bir TMGD’nın, istihdam edildiği işletme ile birlikte bu işletmenin temsilciliği veya şubeleri de dahil olmak üzere en fazla beş yerde danışmanlık yapabileceği yönünde değişiklik yapıldığı; tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak görev yapan davacı tarafından, bahsi geçen değişikliğin çalışma alanını kısıtladığından bahisle 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrası gereğince işlem oluşturulması, tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak önceki haklarının tarafına iadesi ve mağduriyetinin giderilmesi istemiyle davalı idareye yapılan 26/06/2019 tarihli başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin 07/08/2019 tarihinde davacıya tebliği üzerine 02/10/2019 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davaya konu düzenlemenin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu düzenlemeye ilişkin uygulamaların ayrıca bir işlem tesis edilmeksizin hukukî sonuçlarını doğurduğu ve etkilerini devam ettirdiği, dava açıldığı tarihte de uygulamanın sürdüğü, bu uygulamalar dışında yeni bir uygulama işlemi aranmasının dava açma hakkının engellenmesi sonucunu doğuracağı hususu dikkate alındığında, davacının davalı idareye yaptığı 26/06/2019 tarihli başvurunun, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılan bir başvuru olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, davacının anılan başvurusunun reddi üzerine altmış gün içinde açmış olduğu davada süre aşımı bulunmadığından, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Aynı karara göre, düzenleyici işlemin ilanını izleyen günden işlemeye başlayan altmış günlük süre içinde idareye yapılan başvurunun reddinden sonra, ilan tarihi ile başvuru tarihi arasında geçen süre dikkate alınarak kalan dava açma süresi içinde açılan davada süre aşımı bulunmaz.

Altmış günlük süre geçtikten sonra düzenleyici işlemin değiştirilmesi, düzeltilmesi veya kapsamının genişletilmesi istemiyle yapılan ve aynı kararda anılan başvuru hükmü kapsamında değerlendirilemeyen başvurular farklı sonuç doğurur. Bu başvuruların cevapla veya zımnen reddi üzerine açılan davalarda ret işlemleri uygulama işlemi kabul edilemiyorsa süre aşımı bulunduğu kabul edilir.

Başvuru yolunun gösterilmesi ve ihale şikâyeti

Danıştay 13. Dairesinin E. 2024/560, K. 2024/2182 sayılı kararında, Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasıyla her türlü işlemde başvurulacak yargı yeri veya idari merci ile başvuru süresinin gösterilmesinin anayasal zorunluluk haline geldiği belirtilmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinden doğacak uyuşmazlıkların, hukuki güvenlik ve idari istikrar ile mahkemeye erişim hakkı arasında adil bir denge gözetilerek çözülmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Danıştay 13. Daire, E. 2024/560, K. 2024/2182Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2024/560 E.  ,  2024/2182 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/560 Karar No:2024/2182 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Yemek Kurumsal Organizasyon Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kurumu VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Beyşehir Devlet Hastanesi Başhekimliği'nce … tarihinde açık ihale usulü ile gerçekleştirilen … ihale kayıt numaralı "24 Aylık Malzemeli Yemek Hazırlama, Dağıtım ve Sonrası Hizmetleri" ihalesine ait ihale dokümanına yönelik itirazen şikayet başvurusunun süre yönünden reddine ilişkin Kamu İhale Kurulu (Kurul)'nun 27/09/2023 tarih ve 2023/UH.IV-1247 sayılı kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; davacının, ihaleyi gerçekleştirilen idareye 13/07/2023 tarihinde şikayet başvurusunda bulunduğu, başvurunun idarece 17/07/2023 tarihli yazı ile reddedildiği ve anılan yazının davacıya aynı gün 17/07/2023 tarihinde tebliğ edildiği, akabinde davacının 18/09/2023 tarihinde Kurum'a itirazen şikâyet başvurusunda bulunduğu, başvurunun dava konusu Kurul kararıyla süre yönünden reddedildiği; Uyuşmazlıkta, şikayetin reddine ilişkin 17/07/2023 tarihli işlemde şikayetçinin başvuracağı mercii ile başvuru süresinin belirtilmediği, Kurul'ca, bu eksiklik göz önünde bulundurularak, somut olayda itirazen şikayet süresinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde düzenlenen 60 günlük genel dava açma süresine tabi olduğunun kabulü ile değerlendirme yapıldığı, 19/06/2022 tarih ve 31871 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararına atıfta bulunulduğu ve itirazen şikayet başvurusu 60 günlük süre içinde yapılmadığından bahisle başvurunun süre yönünden reddine karar verildiği; Davacı şirket tarafından, Kurul kararında atıfta bulunulan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında "idari işlemlerde dava açma süresinin belirtilmediği hallerde özel ve genel dava açma süresinin işletilmesi veya işletilmemesi konusunda Danıştay dava daireleri ile kurullarının kararları arasında var olan içtihat aykırılığının, içtihatların birleştirilmesi yoluyla bağlayıcı bir çözüme kavuşturulması ve içtihadın, “özel dava açma süresine tâbi bir idari işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda, vergi mahkemelerinde 30, Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği; aynı şekilde genel dava açma süresine tâbi bir idari işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da, 30 ve 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” yönünde karar verildiği, anılan İçtihatları Birleştirme Kurulu kararının, idari yargılama usulünde dava açma sürelerine yönelik olduğu, Kurul'un 60 günlük genel dava açma süresine paralel olarak Kurum'a yapılacak itirazen şikayet başvuru süresi için de benzer şekilde 60 günlük genel sürenin uygulanmasının uygun olacağı yönündeki yorumunun hiçbir normatif karşılığı bulunmadığı gibi Anayasa'ya da aykırı olduğunun ileri sürüldüğü; Uyuşmazlığın çözümünden önce, dava açma sürelerine ilişkin bu kabulün, bir idari yargı makamı olmayan ve itirazen şikayet yoluyla önüne gelen uyuşmazlıkları inceleyen Kamu İhale Kurulu'nca uygulanabilirliğinin değerlendirilmesinin gerektiği, niteliği itibarıyla 4734 sayılı Kanun'un 55. maddesinde düzenlenen 10 günlük sürenin düzenleyici bir süre olmayıp ilgililer yönünden Kurul'a itirazen şikayet başvurunda bulunma hakkını kaldıran bir hak düşürücü süre olduğu, idarenin, mevzuatla belirlenen bir hak düşürücü süreyi, hakkın kaybına yol açacağı göz önünde bulundurulduğunda, yorum veya kıyas yoluyla kısaltamayacağının açık olduğu, diğer yandan idarece bir hak düşürücü sürenin yorum veya kıyas yoluyla uzatılmasının hak kaybına yol açmayacağı ve buna bağlı olarak ilgililerin lehine olduğu düşünülse de, bu durumun sürelerin koyuluş amacıyla çelişeceğinin göz önünde bulundurulmasının gerektiği, hak düşürücü süre ile kanun koyucu tarafından hukuki güvenlik ve belirliliğin sağlanmasının amaçlandığı, buna göre, kanun koyucunun görüş ve iradesini yansıtan mevzuatı uygulamakla yükümlü olan idarece, yorum yoluyla bir hak düşürücü sürenin uzatılamayacağının açık olduğu, bu durumda her ne kadar dava konusu Kurul kararında, 60 günlük süre uygulanarak davacının 63. günde yapılan itirazen şikayet başvurusunun süre aşımı sebebiyle reddine karar verilmiş ise de, davacının 4734 sayılı Kanun'da düzenlenen 10 günlük süreden sonra itirazen şikayet başvurusunda bulunduğu anlaşıldığından, sonucu itibarıyla dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca idarî işlemlerde, bu işlemlere karşı başvurulacak idarî merci ve kanun yolları ile sürenin belirtilmesinin zorunlu olduğu, şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemde bu işleme karşı başvurulacak idarî merci ile başvuru süresinin belirtilmediği, idarenin bu husustaki eksikliği nedeniyle hak kaybına neden olacak şekilde işlem tesis edilmesinin hukukîlikten uzak olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlem ile temyize konu İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Beyşehir Devlet Hastanesi Başhekimliği'nce … tarihinde açık ihale usulü ile … ihale kayıt numaralı "24 Aylık Malzemeli Yemek Hazırlama, Dağıtım ve Sonrası Hizmetleri" ihalesi gerçekleştirilmiş, davacı şirket ihale dokümanını edinmiş, ihaleye teklif vermemiştir. Davacı şirket tarafından ihaleyi gerçekleştiren idareye 13/07/2023 tarihinde şikayet başvurusunda bulunulmuş, ihaleyi gerçekleştiren idarece davacının şikayet başvurusunun reddine karar verilmiş ancak söz konusu işlemde Anayasa'nın 40. maddesine uygun olarak hangi kanun yolları ve mercilere başvurulabileceği ve süreleri açıkça belirtilmemiş olup şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlem davacıya 17/07/2023 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bunun üzerine davacı 18/09/2023 tarihinde Kurum'a itirazen şikâyet başvurusunda bulunmuş, şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemde, bu işleme karşı başvurulabilecek idarî merci ile süre belirtilmediğinden, yapılan işbu itirazen şikâyet başvurusunun Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca süresinde olduğu kabul edilerek iddialarının esastan incelenmesi talep edilmiştir. Dava konusu Kurul kararında özetle, şikayet başvurusunun reddine ilişkin işlemde şikayetçinin başvuracağı mercii ile başvuru süresinin belirtilmemesine ilişkin eksiklik göz önünde bulundurularak, somut olayda itirazen şikayet süresinin 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde düzenlenen 60 günlük genel dava açma süresine tabi olduğunun kabulü ile değerlendirme yapılmış, 19/06/2022 tarih ve 31871 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararına atıfta bulunulmuş ve 60 günlük genel süreden sonra 63. günde itirazen şikâyet başvurusunda bulunulduğu gerekçesiyle de davacının itirazen şikâyet başvurusu süre yönünden reddedilmiştir. Bunun üzerine, anılan Kurul kararının iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine, 03/10/2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında, Devlet'in, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu; 125. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kurala bağlanmıştır. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun "İhalelere yönelik başvurular" başlıklı 54. maddesinde, "İhale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli olabilecekler, bu Kanun'da belirtilen şekil ve usul kurallarına uygun olmak şartıyla şikâyet ve itirazen şikâyet başvurusunda bulunabilirler. Şikâyet ve itirazen şikâyet başvuruları, dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yollarıdır. (…)"; "İdareye şikayet başvurusu" başlıklı 55. maddesinde, "Şikâyet başvurusu, ihale sürecindeki işlem veya eylemlerin hukuka aykırılığı iddiasıyla bu işlem veya eylemlerin farkına varıldığı veya farkına varılmış olması gereken tarihi izleyen günden itibaren 21'inci maddenin (b) ve (c) bentlerine göre yapılan ihalelerde beş gün, diğer hâllerde ise on gün içinde ve sözleşmenin imzalanmasından önce, ihaleyi yapan idareye yapılır. İlanda yer alan hususlara yönelik başvuruların süresi ilk ilan tarihinden, ön yeterlik veya ihale dokümanının ilana yansımayan diğer hükümlerine yönelik başvuruların süresi ise dokümanın satın alındığı tarihte başlar. (…) İdare, şikâyet başvurusu üzerine gerekli incelemeyi yaparak on gün içinde gerekçeli bir karar alır. Alınan karar, şikâyetçi ile diğer aday veya istekliler ile istekli olabileceklere karar tarihini izleyen üç gün içinde bildirilir. İlan ile ihale veya ön yeterlik dokümanına yönelik başvurular dışında istekli olabileceklere bildirim yapılmaz. Belirtilen süre içinde bir karar alınmaması durumunda başvuru sahibi tarafından karar verme süresinin bitimini, süresinde alınan kararın uygun bulunmaması durumunda ise başvuru sahibi dâhil aday, istekli veya istekli olabilecekler tarafından idarece alınan kararın bildirimini izleyen on gün içinde Kuruma itirazen şikâyet başvurusunda bulunulabilir. (…)"; "Kuruma itirazen şikayet başvurusu" başlıklı 56. maddesinde, "İdareye şikâyet başvurusunda bulunan veya idarece alınan kararı uygun bulmayan aday, istekli veya istekli olabilecekler tarafından 55'inci maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen hâllerde ve sürede, sözleşme imzalanmadan önce itirazen şikâyet başvurusunda bulunulabilir. İhalenin iptaline ilişkin işlem ve kararlardan, sadece şikâyet ve itirazen şikâyet üzerine alınanlar itirazen şikâyete konu edilebilir ve bu kararlara karşı beş gün içinde doğrudan Kuruma başvuruda bulunulabilir. (…)" kuralları yer almıştır. İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik'in “Başvuru süreleri” başlıklı 6. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kuruma itirazen şikâyet süresi; şikâyet veya itirazen şikâyet üzerine idare tarafından alınan iptal kararına karşı yapılacak başvurularda beş gün, diğer hâllerde on gündür."; "Sürelerle ilgili genel esaslar" başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde, "(1) Süreler; (…) ç) Şikâyet üzerine idare tarafından verilen kararın bildirildiği veya bildirilmiş sayıldığı tarihi, karar alınmaması hâlinde ise bu sürenin bitimini, (…) izleyen günden itibaren başlar."; “Ön inceleme konuları ve ön inceleme üzerine yapılacak işlemler” başlıklı 16. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile 4. fıkrasında, “(1) Başvurular öncelikle; (…) c) Başvurunun süresinde yapılıp yapılmadığı, (…) yönlerinden sırasıyla incelenir. (4) Yapılan ön inceleme sonucunda, bir aykırılığın tespit edilmesi hâlinde bu hususa ilişkin ön inceleme raporu düzenlenir.”; “Ön inceleme konularına aykırılık üzerine alınacak kararlar” başlıklı 17. maddesinde, “(1) 16’ncı maddenin birinci fıkrası bakımından bir aykırılığın tespiti üzerine Kurul tarafından başvurunun reddine karar verilir.”; "Bildirim ve Tebligat Esasları" başlıklı 24. maddesinin dördüncü fıkrasında, "İdareler tarafından şikâyet başvurusu üzerine alınan kararların bildirimi EKAP üzerinden yapılır." kurallarına yer verilmiştir. İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğin "İtirazen şikâyet başvurularında süre" başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrasında, "(1) İtirazen şikâyet başvurusu, ihale sürecinde idareye yapılan şikâyet başvuruları üzerine verilen kararların bildirimini izleyen tarihten veya on günlük cevap verme süresi içinde idare tarafından bir karar alınmaması durumunda bu sürenin bitimini izleyen tarihten itibaren şikâyet veya itirazen şikâyet üzerine ihalenin iptaline ilişkin olarak idare tarafından alınan kararlara karşı yapılacak başvurularda beş gün, diğer hâllerde on gün içinde yapılmalıdır." kuralı yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Aktarılan mevzuatın değerlendirilmesinden, ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli olabileceklerin, 4734 sayılı Kanun'da belirtilen şekil ve usûl kurallarına uygun olmak şartıyla şikâyet ve itirazen şikâyet başvurusunda bulunabileceği, itirazen şikâyet başvurularında başvuru süresinin, şikâyet başvuruları üzerine verilen kararların bildirimini izleyen tarihten veya on günlük cevap verme süresi içinde idarece bir karar alınmaması durumunda bu sürenin bitimini izleyen tarihten itibaren on gün olduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davacı şirket tarafından ihaleyi gerçekleştiren idareye yapılan şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemde, bildirim tarihinden itibaren on gün içerisinde Kurum'a itirazen şikâyet başvurusunda bulunulabileceğinin belirtilmemesinden kaynaklanmaktadır. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasıyla, Devletin her türlü işleminde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idarî merciler ile başvuru süresinin gösterilmesi anayasal zorunluluk hâline getirilmiştir. Anayasa'nın bağlayıcılığı karşısında, idarî işlemlere karşı hangi yargı yerine veya idarî mercilere başvurulabileceğinin ve başvuru süresinin belirtilmesi hususunda idarenin yükümlülüğü bulunmakla birlikte, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinden kaynaklanacak uyuşmazlıkların hukukî güvenlik ve idarî istikrar ile mahkemeye erişim hakkı arasında âdil bir denge gözetilerek çözümlenmesi gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarında, usûl kurallarının yorumlanması hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi tutulabileceği, mahkemelerin söz konusu kısıtlamaları yorumlarken hakkın özünü ortadan kaldıracak, kişinin mahkemeye erişimini engelleyecek, aşırı şekilcilikten ve kanunla öngörülmüş olan usûl şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınması gerektiği, mahkemeye erişim hakkının sınırlanmasına ilişkin süre kurallarının yorumunda hukukî güvenlik ve idarî istikrar ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki hassas dengenin gözetilmesi gerektiği belirtilmektedir (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararı, Anayasa Mahkemesi'nin, Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Mustafa Berberoğlu, B. No: 2015/3324, § 49; Yaşar Çoban, B. No: 2014/6673, § 66). Şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemde, bu işleme karşı hukukî başvuru yolu ve süresinin belirtilmemiş olmasının tüm sonuçlarıyla ilgili kişinin üzerine bırakılması veya söz konusu şikâyetin reddine ilişkin işlemin yazılı bildirim tarihinden itibaren itirazen şikâyet başvurusunda bulunma süresinin hiç başlatılmaması âdil bir çözüm olmayacaktır. Belli bir süre sınırlaması olmaksızın, mâkûl olmayacak ölçüde uzun bir süre şikâyetin reddine ilişkin işleme karşı itirazen şikâyet başvurusunda bulunulabileceğinin kabul edilmesinin itirazen şikâyet hakkının suistimaline ve ivedi olarak sonuçlandırılması beklenen ihale süreçlerinin sürüncemede kalmasına neden olabileceği, kamu menfaatlerinin zarar göreceği ve bu durumun idarî istikrar ve hukukî güvenliği ihlâl edeceği açıktır. Öte yandan, kamu ihalelerine katılan, uyuşmazlığa konu ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem nedeniyle zarara uğradığını iddia eden ve basiretli bir tâcir olduğu kabul edilen davacı şirketin, mutlaka bir başvuru süresinin olduğunu, kendisine istediği zaman itirazen şikâyet başvurusunda bulunabileceği yönünde bir hakkın tanınmadığını öngörmesi gerekir. Nitekim, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararında da dava açma sürelerine ilişkin benzer bir değerlendirme yapılarak, yazılı olarak bildirilen idarî işlemlerde dava açma süresinin belirtilmediği hâllerde dava açma süresinin 60 (altmış) günü geçemeyeceğine karar verilmiştir. Bu çerçevede, ihaleyi gerçekleştiren idarenin davacı şirketin şikayet başvurusuna verdiği cevapta, anılan işleme karşı hangi sürede ve hangi merciye başvuruda bulunulabileceği hususunda bilgi vermemiş olmasının davacıya Kurum'a yapacağı itirazen şikayet başvurusunda sınırsız veya belirsiz süreli bir başvuru hakkı vermeyeceği, idarece tesis edilen işlemlerde başvurulacak mercii ve başvuru süresinin belirtilmemesi halinde Türk idari yargılama sisteminde uygulanmakta olan 60 günlük genel dava açma süresinin dava açılmadan önceki idari başvuru süreçleri açısından da uygulanması gerektiği, ilgili durumlarda Kurum'a yapılacak idari başvuru süresi için de azami 60 günlük sürenin uygulanması halinde başvuru sahibinin idari işlemde başvuru yolu ve süresinin gösterilmemesinden kaynaklı olarak uğradığı mağduriyetin hak arama hürriyetinin özüne zarar verecek seviyeye ulaşmadan önlenebileceği açıktır. Bu itibarla, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, idarelerce ilgili mercilere başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen durumlarda, idari işlemlere karşı Türk idare hukukunda uygulanmakta olan 60 günlük genel dava açma süresine paralel olarak Kurum'a yapılacak itirazen şikeyet başvuru süresi için de benzer şekilde 60 günlük genel sürenin uygulanmasının uygun olacağı anlaşıldığından, somut olayda ihaleyi gerçekleştiren idarenin 17/07/2023 tarihinde tebliğ edilen şikayet başvurusunun reddine ilişkin kararına karşı 18/09/2023 tarihi itibarıyla 63. günde yapılan itirazen şikâyet başvurusunun süre yönünden reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık, davanın reddi yolundaki temyize konu İdare Mahkemesi kararında ise sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın reddi yolundaki … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 15/05/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Karar, belli bir süre sınırlaması olmaksızın makul olmayacak ölçüde uzun süre itirazen şikâyet başvurusu açılabileceği kabulünün, bu hakkın kötüye kullanılmasına ve ivedi sonuçlanması beklenen ihale süreçlerinin sürüncemede kalmasına yol açabileceğini belirtir. Aynı durumda kamu menfaatlerinin zarar görebileceği ve idari istikrar ile hukuki güvenliğin ihlal edilebileceği açıklanır. Bu değerlendirme kamu ihalesindeki itirazen şikâyet sürecine ilişkindir.

Başvuru yolu ve süresinin gösterilmediği hallerde Danıştay 13. Dairesi, idari işlemlere karşı uygulanmakta olan altmış günlük genel dava açma süresine paralel olarak Kuruma yapılacak itirazen şikâyet başvurusu için de altmış günlük genel sürenin uygulanmasını uygun görmüştür. Bu sonuç anılan Kurum başvurusuna yöneliktir.

İmar planında süre ve ehliyet

Danıştay 6. Dairesinin 2022/6543 E., 2022/8315 K. sayılı kararındaki süre değerlendirmesine göre, imar planına askı süresi içinde itiraz edilmemişse dava, planın son ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde açılmalıdır. Bu süre içinde dava açılmamışsa planın uygulanmaya konulmasıyla birlikte uygulama işlemine veya dayanak imar planına yeniden dava açılabilir; bu aşamadaki süre uygulama işleminin süresine tabidir.

Karara konu çevre düzeni planı değişikliği 11.07.2019'da onaylanmış ve 24.07.2019'da bir ay süreyle ilan edilmiştir. Daire, ilan askı süresinin son gününden itibaren altmış günlük süre içinde dava açılması gerekirken 06.09.2021'de açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenemeyeceğine karar vermiştir. Bu sonuç plan değişikliğine yöneltilen dava bölümüne ilişkindir.

Danıştay 6. Dairesinin 2022/6543 E., 2022/8315 K. sayılı kararında dava dilekçelerinin ehliyet yönünden inceleneceği ve bu hususta kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceği belirtilmiştir. Menfaat ihlali, davacı ile idari işlem arasında meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulmasını gerektirir. Kişisel menfaat, iptali istenen işlemin doğrudan davacı hakkında alınmış olmasını gerektirmez.

Çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması ile imar uygulamaları gibi kamu yararını ilgilendiren konularda dava açma ehliyeti geniş yorumlanır. Bu belirlemede coğrafi alanla sınırlı kalınmaz ve bu davalar vatandaş sıfatıyla da açılabilir. Derneklerde ehliyetin sübjektif yönü yanında objektif yönü de değerlendirilir; derneğin dava açma ehliyeti tüzüğündeki kuruluş amaçları ve faaliyet alanıyla sınırlıdır.

Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'nin 31. maddesinin 4. fıkrasına göre imar planı teklifleri, planın kapsadığı alanın maliki veya maliklerinin yasal vekilleri tarafından sunulabilir. Danıştay 6. Dairesi, çevre düzeni planı değişikliği isteminin reddine karşı açılan davalarda ilgiliyi, uyuşmazlık konusu parsele ilişkin tapuda lehine kullanıcı ve muhdesat şerhi bulunan kişi olarak anlamıştır.

Aynı kararda, ilgililerin çevre düzeni planı değişikliği taleplerinde ancak kendi mülkiyetlerindeki taşınmazların kullanım kararlarının değiştirilmesini isteyebileceği dikkate alınmıştır. Uyuşmazlığa konu parselin maliki olmayan davacıların, değişiklik isteminin reddine ilişkin işlemin iptalini istemekte kişisel, meşru ve güncel menfaatlerinin etkilenmediği ve dava açma ehliyetlerinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Daire, çevre düzeni planı değişikliği isteminin zımnen reddine karşı dava açma ehliyeti bulunmayan davacılar bakımından bu işlemin kaçırılmış dava açma süresini yeniden canlandırmayacağına karar vermiştir. Sonuç, ehliyetin bulunmaması koşuluna bağlıdır.

Sık sorulan sorular

İdari istikrar ilkesi neyi korur?

İlke, idarenin yerleşik uygulamalarının sürekliliğini ve işlem ya da eylemlerden doğan maddi ve hukuki vakıaları korumayı hedefler. Bireylerin mevcut kazanımlarını korumaktan çok idarenin işlem ve eylemlerinin devamlılığına hizmet eder.

İptal davası hangi şartla açılır?

İptal davası, idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya maksat yönlerinden biri bakımından hukuka aykırı olması nedeniyle menfaati ihlal edilen kişi tarafından açılır. Menfaatinin ihlal edildiğini ve hukuka aykırılığı ileri süren işlem süjesi, Anayasa'nın 125. maddesi çerçevesinde iptal talep edebilir.

İdari dava süresi ne zaman başlar?

İdari uyuşmazlıklarda süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde süre, ilan tarihini izleyen günden başlar.

Üst makama başvuru süreyi durdurur mu?

Evet. Dava açma süresi içinde yapılan kaldırma, geri alma, değiştirme veya yeni işlem yapılması istemi, işlemeye başlamış dava açma süresini durdurur. Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır; ret veya ret sayılma üzerine süre yeniden işler ve başvuru tarihine kadar geçen süre hesaba katılır.

İdare işlemini her zaman geri alabilir mi?

Lehe sonuç doğuran ilgililer hariç, idarenin işlemi ancak o işleme karşı iptal davası açılabilecek yasal süre içinde geri alabileceği ve süre geçince işlemin hukuki sonuçlarına katlanacağı açıklanır. İşlemin yok hükmünde olması, açık hata bulunması veya muhatabın hilesi halinde ise hukuka aykırı işlemin süre sınırına bağlı olmaksızın geri alınabileceği aynı açıklamada yer alır. Hangi işlemlerin lehe sayılacağı ve bu hallerin ölçütü ayrıca tanımlanmaz.

Yürütmenin durdurulması işlemi yok eder mi?

Hayır. Yürütmenin durdurulması işlemin varlığını ortadan kaldırmaz; uygulanmasını durdurur ve işlem süjesini menfi zararlarından korur. Karar için telafisi güç veya imkânsız zarar ile açık hukuka aykırılık birlikte aranır ve gerekçe gösterilir.

Süresi kaçırılan imar planına sonradan dava açılabilir mi?

Askı süresi içinde itiraz edilmeyen imar planında dava, son ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde açılır. Süre kaçırılırsa planın uygulanmasıyla birlikte uygulama işlemine veya dayanak plana, uygulama işleminin süresine tabi olarak yeniden dava açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu