Tam Yargı Davası ve İdari Yargıda Tazminat Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Tam Yargı Davası ve İdari Yargıda Tazminat Sorumluluğu

Tam Yargı Davasının Tanımı ve Kapsamı

Anayasa'nın 125. maddesinin 7. fıkrası uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu anayasal sorumluluğun yargısal takip yolu olan tam yargı davaları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak düzenlenmiştir. Bu davaların temel işlevi, idari faaliyetler nedeniyle sübjektif hakları zedelenen kişilerin maddi veya manevi kayıplarının karşılanmasıdır. İdari yargı yetkisi ise idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı tutulmuş olup yerindelik denetimi yapılamaz; idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak veya idari işlem niteliğinde karar tesis edilemez.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – 1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.[3] 3. (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/185 md.) İdari davaların açılması:

Tam yargı davasının konusunu idari işlemler, idari eylemler ve idari sözleşmeler teşkil eder. İptal davalarında menfaat ihlali yeterli sayılırken, tam yargı davasının açılabilmesi için kişisel bir hakkın ihlal edilmiş olması zorunludur. Davada sübjektif bir hakkın ihlali denetlendiğinden, yargılama neticesinde verilen kararlar yalnızca uyuşmazlığın tarafları açısından hukuki sonuç doğurur.

İdari İşlemlerden Doğan Zararlar ve Dava Açma Seçenekleri

2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi kapsamında ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem aleyhine doğrudan doğruya tam yargı davası açabilecekleri gibi iptal ve tam yargı davalarını aynı dilekçede birlikte de açabilirler. Ayrıca önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine, verilen kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek nihai kararın tebliğinden ya da işlemin icrasından doğan zararlar bakımından icra tarihinden itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davası açılması mümkündür. İptal kararının verilmesi veya icra sebebiyle zarara uğranılması halinde ilgililerin 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca idareye başvurma hakları da saklıdır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 12Kaynağı aç
Madde 12 – İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır. Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması:

İdari işlemlere karşı dava açma süresi, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca özel kanunlarında ayrı bir süre bulunmadıkça Danıştayda ve idare mahkemelerinde 60 gün, vergi mahkemelerinde ise 30 gündür. Bu süreler hak düşürücü niteliktedir. Tesis edilen idari işlemde mevzuatta öngörülen özel dava açma süresinin açıkça belirtilmemiş olması halinde, o işleme karşı genel dava açma süreleri tatbik edilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

İdari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması amacıyla üst makama, üst makam yoksa işlemi yapan makama dava açma süresi içinde başvurulması, işlemeye başlamış olan süreyi durdurur. 2577 sayılı Kanun'un 10. ve 11. maddeleri gereğince, başvuruya 30 gün içinde cevap verilmezse talep reddedilmiş sayılır ve duran dava süresi kaldığı yerden işlemeye başlar. 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca yapılan başvurularda idarece verilen cevap kesin nitelik taşımıyorsa ilgili kişi bu cevabı ret sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir; ancak bu bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Otuz günlük sürede cevap verilmemesi sebebiyle dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili makamlarca cevap verilirse ilgililer cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.[7] 3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.) Üst makamlara başvurma:

Yürütmenin durdurulması kurumu idari işlemlerin icrasını askıya alan bir güvence olup sadece zararın tazminini konu edinen tam yargı davalarında yürütmenin durdurulması talep edilemez. Buna karşılık, idari işlemin iptali davası ile tam yargı davasının birlikte açıldığı durumlarda işleme yönelik olarak yürütmenin durdurulması istenebilir.

İdari Eylemlerden Kaynaklanan Zararlar ve Ön Başvuru Usulü

İdari eylemler sebebiyle hakları zedelenen kişilerin idari yargıda dava açmadan önce idareye başvurmaları zorunludur. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince, zarara yol açan eylemlerin yazılı bildirim veya sair yollarla öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem gününden itibaren beş yıl içinde ilgili idari makama başvurularak uğranılan zararın giderilmesi istenmelidir.

İdareye iletilen tazminat talebinin kısmen veya tamamen reddedilmesi halinde bu ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren dava süresi işlemeye başlar. İdarenin başvuru hakkında 30 gün boyunca sessiz kalarak cevap vermemesi halinde ise bu 30 günlük sürenin dolduğu tarihten itibaren yasal dava açma süresi içinde tam yargı davası açılabilir.

İdari eylemlerden doğan uyuşmazlıklarda idareye ön başvuru yapılmaksızın dava açılması halinde idare mahkemesi davanın reddine karar vermez. 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca dilekçenin görevli idare merciine tevdiine karar verilir ve mahkemeye başvurulan tarih idareye başvuru tarihi sayılır. Bununla birlikte, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi üzerine süresi içinde idari yargı mercilerine açılacak davalarda, idareye yeniden başvurma ve ön karar alma şartı aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 15Kaynağı aç
Madde 15 – 1. (Değişik: 5/4/1990-3622/6 md.) Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin; a) 3/a bendine göre adli (…)[11] yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine, b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine, c) 3/f bendine göre, davanın hasım gösterilmeden veya yanlış hasım gösterilerek açılması halinde, dava dilekçesinin tespit edilecek gerçek hasma tebliğine, d) 3/g bendinde yazılı halde otuzgün içinde 3 ve 5 inci maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanları tamamlanmak yahut (c) bendinde yazılı hallerde, ehliyetli olan şahsın avukat olmayan vekili tarafından dava açılmış ise otuzgün içinde bizzat veya bir avukat vasıtasıyla dava açılmak üzere dilekçelerin reddine, e) 3/b bendinde yazılı halde dilekçelerin görevli idare merciine tevdiine, Karar verilir. 2. Dilekçelerin görevli mercie tevdii halinde, Danıştaya veya ilgili mahkemeye başvurma tarihi, merciine başvurma tarihi olarak kabul edilir. 3. Dilekçelerin 3 ncü maddeye uygun olmamaları dolayısıyla reddi halinde yeni dilekçeler için ayrıca harç alınmaz. 4. (Değişik: 10/6/1994-4001/7 md.) İlk inceleme üzerine Danıştay veya mahkemelerce verilen; bu maddenin 1/a bendinde belirtilen idari yargının görevli olduğu konularda davanın görev ve yetki yönünden reddine ilişkin kararlarla, 1/c bendinde yazılı gerçek hasma tebliğ ve 1/d bendindeki dilekçe red kararları dışında, ilgisine göre istinaf ya da temyiz yoluna başvurulabilir.[12] 5. (Ek: 5/4/1990-3622/6 md.) 1 inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir. Tebligat ve cevap verme:

İdarenin Hukuki Sorumluluğu ve Tazminat Esasları

Danıştay 15. Dairesinin 2013/4226 Esas ve 2016/2798 Karar sayılı ilamına göre, tam yargı davalarında öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğu denetlenir; olayın oluşumu ve zararın niteliği incelenerek idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılır. Hizmet kusuru tespit edilemezse kusursuz sorumluluk ilkeleri veya sosyal risk ilkesinin somut olayda uygulanabilirliği değerlendirilir. Mahkemece tazminata hükmedilirken idarenin sorumluluk sebebi açıkça ortaya konulmalıdır.

Danıştay Danıştay 15. Daire Başkanlığı, E. 2013/4226, K. 2016/2798Kaynağı aç
Danıştay 15. Daire Başkanlığı         2013/4226 E.  ,  2016/2798 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONBEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2013/4226 Karar No : 2016/2798 Temyiz Eden (Davacı) : Vekili : Karşı Taraf (Davalı) : Vekili : İstemin Özeti : … 8. İdare Mahkemesi'nin … günlü, … sayılı kararının, hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi Mahkeme kararının onanması gerektiği savunulmaktadır. Tetkik Hakimi Düşüncesi : Temyize konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü: Dava; davacı tarafından, davalı idareye ait hastanede klinik patoloji laboratuvarlarında verdiği kan üzerinde yapılan testler sonucunda hıv virüsü taşımadığı halde “Hıv testi pozitif” şeklinde verilen rapor nedeniyle yaşadığı üzüntü ve acıdan dolayı 10.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idarece tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince; davacının, bir tanıdığına kan vermek için verdiği kan üzerinde davalı idareye ait hastanede klinik patoloji laboratuvarlarında kan testi üzerinde yapılan test sonucunda hıv virüsü taşımadığı halde “Hıv pozitif” yönünde rapor verilmiş ise de, onay testi yapılmadan davacının hıv virüsü taşıdığı hususunun anlaşılamayacağı, dolayısıyla bir tıbbi yanılgı sonucunda Hıv testinin pozitif olarak saptanması “ağır hizmet kusuru” kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, idarenin tazmin sorumluluğunu gerektirecek hizmet kusurunun bulunmadığı sonucuna varıldığından, manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. Dosyanın incelenmesinden; davacının kanındaki trombosit oranlarının bozuk olması nedeniyle diş çekimi yapılamayan tanıdığı bir şahsa trombosit verebilmek için verdiği kan üzerinde yapılan tahliller sonucunda, “Hıv testi pozitif” hususunun tespit edildiği, ardından davacının G….. A….. T…. A….. ile A…. M…. A…. H…..i Baştabipliği Laboratuvarlarında yaptırdığı tahlillerde sonucun negatif çıkması üzerine, davalı idare aleyhine açtığı tazminat davasında … 14. İdare Mahkemesi’nin … tarih ve … sayılı kararıyla; davalı idareden manevi tazminat ödenmesi istemiyle bir ön karar alınmadığı gerekçesiyle merciine tevdi kararı verildiği, bu karar üzerine davalı idarenin 02.06.2010 tarih ve 15208851 sayılı işlemiyle davacının tazminat talebinin reddedilmesi üzerine davacı tarafından, 10.000,00-TL manevi tazminat ödenmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Anayasanın 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükmü amirdir. İdari yargıda, tam yargı davası kapsamına giren, ilgililerin kişisel hukuki durumlarında ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesini amaçlayan tazminat davaları; idarenin, kamu hizmetini, hizmetin gereklerine uygun olarak yerine getirmesini sağlayan etkin denetim ve yaptırım aracıdır. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas olduğundan, olayın oluşumu ve zararın niteliğinin irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin ya da daha ayrı bir anlayış ve amaçtan kaynaklanan sosyal risk ilkesinin uygulanıp, uygulanmayacağının belirlenmesi, tazminata hükmedilirken de herhalde sorumluluk sebebinin açıka belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin hukuki sorumluluğunun kabulü, öncelikle uğranılan zararın, zarar görenin veya üçüncü kişininin kusurundan kaynaklanmamış olması şartına bağlıdır. Uğranılan zararın bütünüyle zarar görenin veya üçüncü kişinin kusurundan kaynaklanmış olması halinde, yürütülen hizmet ile zarar arasında nedensellik bağı kurulmasına, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerinden hareketle idarenin hukuken sorumlu sayılmasına olanak bulunmamaktadır. 5624 sayılı Kan ve Kan Ürünleri Kanunun 1. maddesinde, "bu Kanunun amacının; kan, kan bileşenleri ve ürünleri ile ilgili usûl ve esasları düzenlemek olduğu, bu Kanunun; kan, kan bileşenleri ve ürünleri hizmetlerini yürüten kamu kurum ve kuruluşları ile bu alanda faaliyette bulunmak üzere Bakanlıkça izin verilmiş gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerini kapsadığı belirtilmiştir. HIV testinin sonucunun doğrulama testi yapılmadan hiç kimseye açıklanmaması ve ilgilinin doğrulama testi için bir üst basamak sağlık kuruluşuna sevki gerektiği yolundaki Sağlık Bakanlığının 29.04.1993 tarihli 05300 sayılı yazısı ve de (her ne kadar olaydan sonra düzenlenmiş ise de uyuşmazlığın çözümüne etkisi açık olan) 04.12.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kan ve Kan Ürünleri Yönetmeliği uyarınca düzenlenen Ulusal Kan ve Kan Ürünleri Rehberinde, "ilk çalışmada reaktif olarak belirlenen bağışlara ait örneklerin, üretici firma talimatında aksi belirtilmedikçe ikinci defa çalışılacağı, tekrar edilen testlerin herhangi biri reaktif bulunursa bu kanın "tekrarlayan reaktif"olarak kabul edileceği, HIV için doğrulama laboratuarına gönderileceği, pozitifliği doğrulandığı takdirde bağışçı ile görüşüleceği ve bağışçı-sonuç bağlantısını doğrulamak amacıyla yeni bir serum örneği alınması" yolundaki düzenleme karşısında, davalı idarenin doğrulama testinden önce davacıya HIV pozitif olduğuna dair sonucu açıklamakla hizmet kusuru işlediği, kişinin yaşadığı üzüntü ve korku nedeniyle doğan zararla idari faaliyet arasında uygun illiyet bağı bulunduğu açıktır. Bu durumda, davacının ölümcül AIDS hastalığını taşıdığını zannederek, doğrulama testi sonuçlarını alana kadar kuvvetli bir korku ve derin bir üzüntüye kapıldığı açık olup, uğradığı bu manevi zarardan dolayı bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği açık olup, mahkeme kararında bu yönlerden hukuka ve hakkaniyete uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle; … 8. İdare Mahkemesi'nin … günlü, E:…; K:.. sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. Dairesinin 2007/6322 Esas ve 2010/5981 Karar sayılı kararında tanımlandığı üzere hizmet kusuru; idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişinde meydana gelen aksaklık, bozukluk ve boşlukları ifade eder. Hizmet kusuru, kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde vücut bulur ve idare açısından zararı tazmin etme borcu doğurur.

Danıştay 10. Daire, E. 2007/6322, K. 2010/5981Kaynağı aç
10. Daire         2007/6322 E.  ,  2010/5981 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No: 2007/6322 Karar No: 2010/5981 Temyiz Eden (Davacı) : … Vekili : … Karşı Taraf (Davalı) : Sağlık Bakanlığı – ANKARA İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : Davacının temyiz isteminin kısmen kabulü; kısmen reddi ile, temyize konu kararın; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : … Düşüncesi : Davacının diş tedavisi sırasında hasta takip formlarının karışması nedeniyle sağlam olan dişinin çekilmesi nedeniyle hizmet kusuru işlendiğinden bahisle 1.000 YTL maddi ve 20.000 YTL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açtığı davada, davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararının, temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. İdare Mahkemesince, davacının sağlam olan dişlerinin çekildiğinin iddiadan öteye gitmediği, somut delil ve belgelerle kanıtlanamadığı, doktorun kusurlu olduğu ve verilen sağlık hizmetinin geç veya kötü işlemesi veya hiç işlememesi gibi idareye atfedilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; söz konusu olayla ilgili olarak idarece yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen incelenme raporunda, davacının dişinin çekilmesi sırasında doktoru yanlış diş çekimi konusunda uyarmasına karşın, hekimin diş çekimini yapmaması olanaklı iken bu şekilde davranmayarak dişi çekmesi nedeniyle hakkında uyarma cezası verilmesi önerisi üzerine, doktora 15.8.2006 tarihli işlem ile uyarı cezası verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, sağlam dişin çekildiğinin inceleme raporuyla belirlenmesi ve bu olay nedeniyle diş çekimi yapan doktora uyarı cezası verilmesi karşısında, mahkeme kararında belirtildiği şekilde, sağlam dişlerin çekildiği iddiasının soyut olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, hasta takip formlarının karışması nedeniyle sağlam dişin çekildiği idiiasıyla tazminat davası açılmışsa da, diş çekimini yapan doktorun çekim sırasında hasta tarafından uyarılmasına rağmen devam etmesi ve bu olay nedeniyle uyarı cezası alması karşısında idarenin hizmeti kusurlu işlettiğinin kabulu gerekir. Öte yandan doktorun hatalı çekimine neden olan hasta kayıt formu karışıklığında ise, davacının herhangi bir kusuru bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekir. Ancak davacının sağlam olan dişlerinin çekilmesi nedeniyle uğranılan ve gerçekleşmiş maddi zararının ne olduğu davacı tarafından açık ve net olarak ortaya konulmadığından, maddi tazminat yönünden davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Temyize konu kararın manevi tazminat istemi yönünden ise; dava konusu uyuşmazlığın yukarıda belirtildiği şekilde, diş çekimi yapan doktorun disiplin yönünden uyarı cezası aldığı ve davacının hasta takip formu karışıklığı ile ilgisinin bulunup bulunmadığının ortaya konularak yeniden yapılacak incelemeye göre bir karar verilmesi gerektiğnden, kararın bozulması gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü; Dava; Sağlık Bakanlığına bağlı … Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde diş tedavisi yapılan davacının ağzının ön kısmındaki sağlam iki dişinin çekilmesi nedeniyle uğradığı zarar karşılığı 20.000-TL manevi, 1.000-TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. … İdare Mahkemesince; davacının hastaneye müracaat ettiği 02.02.2006 tarihinde kendisine hasta takip formu verilerek tedaviye başlandığı, kalan tedavilerinin yapılması için 08.02.2006 tarihine randevu verildiği , hasta takip formuna yapıştırılan barkotta da yazdığı üzere sevkin 15 gün geçerli olduğu, hastanın yeniden sevk ve hasta takip formu almasına gerek olmadığı, davacının sağlam olan dişlerinin çekildiği iddiasının soyut iddiadan öteye gitmediği, somut delil ve belgelerle kanıtlanamadığı, doktorun kusurlu olduğuna ve verilen sağlık hizmetinin geç veya kötü işlemesi veya hiç işlememesi gibi idareye izafe edilecek bir kusurun ortaya konulamadığı , davacının maddi zararının bulunduğuna dair bilgi ve belge bulunmadığı bu nedenle davacının karşılanması gereken maddi ve manevi zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. Temyize konu kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında 2577 sayılı Yasanın 49. maddesinde yazılı bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır. Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik temyiz istemine gelince; Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hasta hakları, temel insan haklarının sağlık hizmetleri alanındaki yansımasıdır. Bu nedenle ulusal ve uluslararası hukuk alanında konunun çerçevesi çizilerek, hastaların bu konudaki hakları koruma altına alınmaya çalışılmaktadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 12. maddesinde, herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, 17.maddesinde; herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağı, 56. maddesinde; Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği hükme bağlanmıştır. 2002 yılında Roma'da imzalanan Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü'nün 1. maddesinde her bir birey hastalıktan korunmak için uygun hizmet (tedavi) alma (görme) hakkına sahip olduğu, 4. maddesinde kendi sağlığı ile ilgili kararlara iştirak edebilmesi için (kendi sağlığı ile ilgili kararlar alabilmesi için) her bireyin ilgili bilgileri alma hakkına sahip olduğu, hastanın tedavi veya tıbbi müdahaleye itiraz etme hakkı veya tedavi sürecinde kararını değiştirip devam edilmesine karşı itiraz etme hakkının olduğu, 5. maddesinde hastanın, hangi teşhis ve tedavi yöntemin kullanılacağı ve doktor , uzman veya hastane seçimi konularında karar verme hakkına sahip olduğu,12.maddesinde her bireyin kendi kişisel ihtiyaçlarına göre teşhis ve tedavi programlarını yönlendirme hakkına sahip olduğu, 14. maddesinde sağlık tedavisi sırasında fiziksel veya manevi ve psikolojik zarar gören bireyin kısa bir sürede tazminat alma hakkı varlığı hüküm altına alınmıştır. Dünya Tabipler Birliği'nin 1981 tarihli Lizbon Bildirgesinde, hastanın,yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra tedaviyi kabul ya da reddetme hakkına sahip olduğu; 28-30 Mart 1994 tarihli Amsterdam, Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi'nin 1.2. maddesinde herkesin kendi yaşamını belirleme hakkına sahip olduğu; 2.2. maddesinde, hastaların, durumları ile ilgili tıbbi gerçekleri, önerilen tıbbi girişimleri ve her bir girişimin potansiyel risk veya yararlarını, önerilen girişimlerin alternatiflerini, tedavisiz kalmanın sonucunu, tanı, prognoz ve tedavinin gidişi konularını içerecek şekilde sağlık durumları konusunda tam olarak bilgilenme hakkına sahip oldukları; 2.5. maddesinde, hastaların, kesin olarak belirttikleri takdirde bilgilendirilmeme hakkına sahip oldukları; 3.1.maddesinde, hastanının bilgilendirilmiş onayının herhangi bir tıbbi girişimin ön koşulu olduğu; 3.2.maddesinde, hastanın, tıbbi girişimi reddetme veya durdurma hakkına sahip olduğu, reddedilen veya durdurulan tıbbi girişimin getireceği sonuçların hastaya dikkatli bir şekilde açıklanması gerektiği kurala bağlanmıştır. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 5. maddesi (d) bendinde, tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamayacağı, 22. maddesinde kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimsenin rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamayacağı, 24. maddesinde, tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerektiği, 25. maddesinde, kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahip olduğu, bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerektiği hükme bağlanmıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; yeşil kart sahibi olan davacının 02.02.2006 tarihinde dişlerinin tedavisi için Sağlık Bakanlığına bağlı … Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine müracaat ettiği, hastane prosedürü gereğince … Kliniğinde ilk ağız içi muayenesinin yapıldığı ve kendisine uygun diş tedavi takvimi belirlendiği, 02.02.2006 tarihinde 36 nolu dişine lokal anastezi yaptırılarak ekspirtasyon+pansuman ve kanal tedavisi uygulandığı,periodontoloji kliniğinde diş taşlarının temizlendiği ve 44 nolu dişinin davaya müdahil olan doktor tarafından çekildiği, davacının daha sonra gelmek üzere hasta takip formunu alarak hastaneden ayrıldığı, kalan tedavilerini yaptırmak üzere 08.02 2006 tarihinde tekrar hastaneye müracaatta bulunduğu, ancak ilk muayenede kendisine verilen hasta takip formu yerine kendi isminin yazılı olduğu barkotun yapıştırıldığı başka hasta takip formu ile müracaat ettiği, müdahil doktor tarafından 11 ve 12 nolu dişlerinin çekildiği, davacının şikayeti üzerine yapılan inceleme sonucu düzenlenen 23.03.2006 tarihli İnceleme Raporu'nda " müdahaleci hekimce her nekadar yeniden muayene ettim dese de, hastanın ikazı üzerine diş çekimi yapmayabilir ve hastayı gönderebilirdi." tespiti üzerine hekime 657 sayılı Yasanın 125 A-a maddesi gereğince (uyarma cezası) verilmesi gerektiği ancak bir alt vezanın verilmesi hususunda gereğinin yapılmasının belirtildiği, bunun üzerine Ankara İl Sağlık Müdürlüğünce 15.06.2006 tarihinde müdahaleci doktorun bir defaya mahsus olmak üzere ikaz edilmesine karar verildiği, 11 ve 12 nolu dişlerin çekiminde hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, tazminat istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ve tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda olması gerekmektedir. Bu durumda, "Hasta Hakları Sözleşmesi" ve "Hasta Hakları Yönetmeliği" nin yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca hastaya yapılacak mudahalede hastanın rızasının alınması ve bu rızaya aykırı tedavi yapılmaması gerekmektedir. Hastanın ikazına rağmen, yeni bir muayene yapılmadan, film çekilerek dişlerin çekilip çekilmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, önceki barkot üzerine, diş hekimince başkaca bir muayene yapılmadan ve hastanın itirazına rağmen diş çekimi yapması hasta haklarına aykırı olup aynı zamanda hizmet kusuru oluşturmaktadır. Olay nedeniyle müdahaleyi yapan diş doktoruna uyarı cezası verilmiş olması da, idarece hizmetin kusurlu işletildiğinin kabul edildiğini göstermektedir. Bu sebeple davacının çekilen dişlerinin ağzının ön kısmında bulunduğu, davacının bundan rahatsızlık duyduğu, manen etkilendiği ve olaydaki hizmet kusurunun ağırlığı dikkate alınarak, bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin kısmen reddi kısmen ile … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA; davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile anılan kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, dava dosyasının yeniden bir karar verilmek üzere anılan idare mahkemesine gönderilmesine, 13.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kusursuz sorumluluk halleri, idarenin kusuru bulunmasa dahi ortaya çıkan zararları giderme yükümlülüğünü kapsar ve risk ilkesi ile kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi temellerine dayanır. Danıştay 10. Dairesinin 1995/566 Esas ve 1995/5746 Karar sayılı ilamında kabul edilen sosyal risk ilkesi ise idarenin faaliyet alanı kapsamında önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği birtakım zararları nedensellik bağı aramaksızın tazmin etmesine dayalı kolektif bir sorumluluk kuralıdır.

Danıştay 10. Daire, E. 1995/566, K. 1995/5746Kaynağı aç
10. Daire         1995/566 E.  ,  1995/5746 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 1995/566 Karar No : 1995/5746 Temyiz Eden (Davacı) : … Vekili : … Karşı Taraf (Davalı) : İçişleri Bakanlığı – ANKARA İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…; K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davacı tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. D.Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : Askeri lojmanda kalan davacının oğlunun, jandarma karakolu bahçesinin duvarı yanına kimliği belirsiz kişilerce konulan bombalı paketin patlaması sonucu yaralanması nedeniyle uğranılan zararın, sosyal risk ilkesi gereği, davalı idarece tazmini gerekir. Olayda, davalı idarenin kusurunun bulunmadığı, münferit bir olay olduğu gerekçesiyle davayı reddeden … İdare Mahkemesinin kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : … Düşüncesi : Askeri lojmanda kalan davacının oğlunun aynı kompleks içinde jandarma karakolu bahçesine konulan paketin patlaması sonucunda yaralanması nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istemiyle açılan davayı reddeden İdare Mahkemesi kararının temyizen bozulması istenilmektedir. İdarenin dışındaki kişi ve toplulukların idare tarafından önlenemeyen eylemlerinden doğan özel ve olağandışı zararların sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. Özellikle 1983 yılından beri terörist örgütlerin ulusun varlığına ve ülkenin bütünlüğüne yönelik hedef gözetmeyen saldırıları sonucu meydana gelen, mağdur yönünden özel ve olağan dışı olan zararın sadece zarara uğrayan üzerinde bırakılmayarak sosyalleştirilmesinin sosyal devlet ilkesi ile hakkaniyetin bir gereği olduğu kuşkusuzdur. Dava konusu olayda da idareye yönelik bir kusur olmasa, zarar ile idarenin davranışı arasında illiyet bağı bulunmasa dahi oluşan zararın, olağanüstü hal koşullarının uygulandığı bir zaman ve yerde ortaya çıkıp çıkmadığı da aranmadan yukarıdaki hususlar gözönüne alınarak tazmini gerekirken davanın reddinde hukuki isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenle temyiz isteğinin kabulüyle kararın bozulması gerekeceği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği düşünüldü: Askeri lojmanda kalan davacının, lojman ile bitişik jandarma karakolunun bahçe duvarı yanına kimliği belirsiz kişilere konulan bombalı paketin patlaması sonucu yaralanması nedeniyle uğranıldığı öne sürülen 1.000.000.000 lira maddi, 250.000.000 lira manevi olmak üzere toplam 1.250.000.000 lira zararın, olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açılmıştır. … İdare Mahkemesi … gün ve E:…, K:… sayılı kararıyla; patlamanın olduğu gün idarenin yeterli güvenlik önlemi almaması, hatalı ya da eksik güvenlik önlemi alması gibi bir durumun mevcut olmadığı, patlamanın meydana geldiği yerin, çocukların oynamasına ya da gelip geçmesine ayrılan bir yer niteliğinde olmadığı, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, münferit bir olay olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Davacı, hukuka aykırı olduğu savıyla anılan kararın temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasında kişilerin uğradığı özel ve olağandışı zararların, o kamu hizmetini yürüten idare tarafından tazmini gerektiği idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. İdarenin, belirtilen bu hukuki sorumluluğu, hukuk devleti olma niteliğinin doğal sonucudur. İdarenin hukuki sorumluluğu sadece hizmet kusuru kavramına dayanmamakta; idare, kusur koşulu aranmadan da sorumlu sayılabilmektedir. Kural olarak idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. Sözü edilen kuralın istisnası, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesidir. Kollektif sorumluluk anlayışına dayalı, sosyal risk adı verilen bu ilke, öğretide ve yargı kararlarında kabul edilmiştir. Genel bir ifade ile "terör olayları" denilen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal Devlet düzenini yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kurumlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan, terör eylemlerine herhangi bir biçimde katılmamış olan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplum içinde ortaya çıkan olaylardan zarar görmektedirler. Başka bir deyişle, zararın nedeni toplumun bireyi olmaktır. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, nedensellik bağı aranmadan, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen davalı idarece, yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekir. Esasen terör olayları sonucu ortaya çıkan zararların idare tarafından tazmini suretiyle topluma pay edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir. Dava dosyasındaki belgelerin incelenmesinden; bazı yasadışı terör örgütlerinin İstanbul ve çevre illerde güvenlik kuvvetlerine ve askeri binalara saldırılar düzenleyeceklerine ilişkin duyumlar elde edilmesi üzerine, orduevleri askeri gazinolar ve askeri lojmanların emniyete alınması gerektiğine ilişkin yetkili makamlarca uyarı yazılarının yazıldığı, bu yazışmaların bir kaç ay sonrasında, dava konusu zararı doğuran bombalı paket eyleminin gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacının zararının, yukarıda belirtilen hususlar gözetilerek tazmini gerekirken, münferit bir olay olduğu gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen kararda hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacının 2577 sayılı Yasanın 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüyle, … İdare Mahkemesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adıgeçen mahkemeye gönderilmesine 16.11.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İdarenin sorumluluğunu kaldıran veya sınırlandıran sebepler bulunmaktadır. Mücbir sebep hali idarenin hukuki sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır. Beklenmedik olaylar ile üçüncü kişinin eylemleri idarenin kusur sorumluluğunu bertaraf eder; ancak koşulları varsa kusursuz sorumluluğa dayanılabilecek durumlar saklı kalır. Danıştay 15. Dairesinin 2013/4226 Esas ve 2016/2798 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, ortaya çıkan zarar tamamen zarar görenin veya üçüncü kişinin kusurundan kaynaklanmışsa hizmet ile zarar arasındaki nedensellik bağı kesildiğinden idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk kapsamında tazmin borcu doğmaz. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında mağdurun da kusuru varsa, idarenin sorumluluğu kusur oranında indirim yapılarak belirlenir.

Yargı Kararlarından Örnekler ve Manevi Tazminat Kriterleri

Sağlık hizmetlerinin ifasında gösterilen ihmaller hizmet kusuruna yol açar. Danıştay 10. Dairesinin 2007/6322 Esas ve 2010/5981 Karar sayılı kararına konu olayda, hastanın beyan ve ikazına rağmen yeni bir muayene ve radyolojik kontrol yapılmaksızın eski barkot üzerinden diş çekimi yapılması hasta haklarına aykırı bulunarak hizmet kusuru sayılmıştır. Benzer şekilde Danıştay 15. Dairesinin 2013/4226 Esas ve 2016/2798 Karar sayılı uyuşmazlığında, doğrulama testi neticelenmeden davacıya HIV pozitif sonucunun açıklanması hizmet kusuru olarak kabul edilmiş; ilgilinin duyduğu korku ve ıstırap nedeniyle manevi tazminata hükmedilmiştir.

Kamu düzeni ve can güvenliğinin sağlanmasına yönelik hizmet kusurları da tam yargı davasına konu olur. Danıştay 10. Dairesinin 2013/3926 Esas ve 2016/2818 Karar sayılı uyuşmazlığında, meskûn mahal sınırları içinde bulunan patlayıcı mühimmatın temizlenmemesi ve alana sivillerin girişini engelleyecek tedbirlerin alınmaması idarenin hizmet kusuru sayılmış; söz konusu mühimmatın terör örgütüne ait olmasının dahi idarenin güvenlik tedbiri alma mükellefiyetini kaldırmayacağı kabul edilmiştir.

Danıştay Danıştay 10. Daire Başkanlığı, E. 2013/3926, K. 2016/2818Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2013/3926 E.  ,  2016/2818 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2013/3926 Karar No : 2016/2818 Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davacılar) : Vekili : Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : İçişleri Bakanlığı İstemin_Özeti : … İli, … İlçesi, … Köyü'nde ikamet ettikleri evlerinin 80-100 metre yakınında bulunan yerde bulmuş olduğu havan tahrip mühimmatı ile oynaması sonucunda 19.9.2008 tarihinde meydana gelen patlamanın etkisiyle yaşamını yitiren Ö.S.'ın anne, baba ve kardeşleri olan davacılar tarafından uğranıldığı ileri sürülen toplam 80.000 TL manevi zararın, olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, … İdare Mahkemesince; olay tarihinde 9 yaşında olan küçük Ö.S.l'ın, evlerinin hemen alt kısmındaki arazide hayvan otlattığı esnada bulduğu havan mühimmatını, evlerine 80-100 metre mesafedeki kullanılmayan harabe eve götürmesi ve anılan yerde oynarken patlaması neticesinde ölmesi olayında, mühimmatın bulunduğu ve patladığı yerin meskûn mahal içerisinde kalması ve vefat edenin yaşı göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu alanın kişilerin yaşam hakkını temin edecek şekilde varolan mühimmatın temizlenmesi ya da alana sivillerin girmesini önlemek amacıyla gerekli bütün tedbirleri almak suretiyle güvenliğin sağlanması gerekirken, söz konusu önlemlerin alınmaması nedeniyle idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, mühimmatın bölücü terör örgütü mensuplarına ait olmasının da idarenin anılan hizmeti yerine getirme sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle manevi tazminat isteminin 60.000 TL'lik kısmının kabulü ile bu tutarın davalı idareye başvuru tarihi olan 31.10.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ise reddi yolunda verilen kararın, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın_Özeti : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş, davacılar tarafından savunma verilmemiştir. Düşüncesi : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve hukuka uygun bulunan mahkeme kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü: İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz istemlerinin reddi ile … İdare Mahkemesinin … tarih ve … sayılı kararının ONANMASINA 23.5.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. Dairesinin 2021/1168 Esas ve 2021/2303 Karar sayılı ilamı uyarınca manevi tazminat, malvarlığındaki eksilmeyi gidermekten ziyade manevi değerlerinde eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci azalan kişinin tatminini, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabın kısmen de olsa hafifletilmesini amaçlar. Bu tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak biçimde ve ölçülülük ilkesi gözetilerek makul olarak belirlenmesi gerekir.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/1168, K. 2021/2303Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/1168 E.  ,  2021/2303 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/1168 Karar No : 2021/2303 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / … VEKİLİ : I. Huk. Müş. Yrd. V. … KARŞI TARAF (DAVACILAR) : 1- … 2- …'a velayeten, kendi adlarına asaleten … ve … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının davalı idare tarafından temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılardan …'ın, Tunceli ili, Pertek ilçesi, … köyü kuzeyinde 25/04/2017 tarihinde mayından arındırılmış bölgede bastığı mayının patlaması sonucu sol ayağının bilek hizasından kopması suretiyle yaralanması sebebiyle uğradığını iddia ettiği zarar karşılığı olarak şimdilik 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, anne … için 100.000,00 TL manevi, baba … için 100.000,00 TL manevi, kardeş … için 60.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; uyuşmazlıkta, davacılardan …'ın sol bacağının kopması suretiyle % 40 engel oranıyla yaralanmasına yol açan mayın patlaması sonucu davacılar vekilinin 23/05/2017 tarihli başvurusu üzerine, Tunceli Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'nca % 40 engel oranı, protez takılması ve ulaşım vs. giderleri için hesaplanan 24.412,60 TL'nin ödenmesine karar verildiği ve sulhname düzenlenerek davacılar vekiline ödendiği, bu durumda, davacının uğradığı maddi zararın 5233 sayılı Yasa kapsamında tahsili yoluna gidildiği ve davacılar vekili tarafından bu hususa ilişkin sulhname imzalandığı gerekçesiyle davacının maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine, davacının uhdesinde meydana gelen sağlık sorununun terör eylemi sonucu gerçekleştiği sabit olup, olayda idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluk halinin bulunmaması nedeniyle meydana gelen manevi zararın sosyal risk ilkesine göre tazmini gerekmekte olup, tazminat istemine konu olan terör olayının meydana geliş şekli, davacının engel oranı, yürümede yaşadığı güçlük, vb. tüm bu hususlar sebebiyle davacı ve aile bireyleri olan diğer davacıların yaşadığı acı ve ızdırap dikkate alınarak, davacılardan … için 100.000,00 TL, anne … ve baba … için ayrı ayrı 40.000,00 TL, kardeş … için 30.000,00 TL olmak üzere toplam 210.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 21/09/2018 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, manevi tazminat talebinin 250.000,00 TL'lik kısmı yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; davacılar tarafından, reddedilen maddi tazminat istemi yönünden yapılan istinaf başvurularının reddine, davacılar anne … ve baba …'ın çocuklarının mayından arındırılmış bölgede bastığı mayının patlaması sonucu sol ayağının bilek hizasından kopması nedeniyle, duymuş oldukları acı ve üzüntünün karşılığı olarak ayrı ayrı 80.000,00 TL, kız kardeşi için 40.000,00 TL, yaralanan … için 150.000,00 TL olmak üzere toplam 350.000,00 TL manevi tazminat istemleri yönünden davanın kabulüne ve 350.000,00 TL'nin İçişleri Bakanlığı tarafından 21/09/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat istemleri yönünden ise davanın reddine reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davalı idare tarafından, 5233 sayılı Kanun'da manevi zararların karşılanması yönünde bir düzenleme bulunmadığı, hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu ileri sürülerek Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra dosyanın tekemmül ettiği görülmekle davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılardan …'ın, Tunceli ili, Pertek ilçesi, … köyü kuzeyinde 25/04/2017 tarihinde mayından arındırılmış bölgede bastığı mayının patlaması sonucu sol ayağının bilek hizasından kopması suretiyle yaralanması sebebiyle uğradığını iddia ettiği zarar karşılığı olarak şimdilik 1.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, anne … için 100.000,00 TL manevi, baba … için 100.000,00 TL manevi, kardeş … için 60.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Davalı idare tarafından, Bölge İdare Mahkemesince hükmedilen manevi tazminat miktarının fazla olduğu, ayrıca 5233 sayılı Kanun'da manevi zararların karşılanması yönünde bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacılara toplam 350.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine ilişkin kısmı yönünden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen, yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde, ölçülülük ilkesi de gözetilerek makul olarak belirlenmesi gerekmektedir. Olayda, davacılardan …'ın 25/04/2017 tarihinde mayından arındırılmış bölgede bastığı mayının patlaması sonucu sol ayağının bilek hizasından kopması suretiyle yaralanması nedeniyle hem kendisi hem de yakınları olan diğer davacıların büyük acı ve üzüntü yaşadıkları açık olmakla birlikte, duyulan ızdırap nedeniyle hükmedilecek manevi tazminatın yukarıda belirtilen niteliği gereği zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerektiğinden, Bölge İdare Mahkemesince kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının (toplam 350.000,00 TL) bu haliyle çok fazla olduğu sonucuna varılmıştır. İdare Mahkemesince, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak zenginleşmeye yol açmayacak ancak olay karşısında duyulan acıyla da orantılı olacak şekilde yeniden manevi tazminat miktarının belirlenmesi ve sosyal risk ilkesi uyarınca ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir. Bu durumda, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının, manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmında hukuka uyarlık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyize konu manevi tazminat istemleri yönünden davanın kısmen kabulüne ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 17/05/2021 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

Tam yargı davalarında genel görevli mahkeme idare mahkemesidir. Vergi mahkemeleri ve Danıştay ise kanunda açıkça yetkili kılındıkları hallerde özel görevli olarak davaya bakar. Kanun koyucunun yargı kolunu açıkça adli yargı olarak belirlediği durumlar istisna teşkil eder. Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet sorumlu kılınmış; ancak bu sorumluluktan doğan tazminat davalarının tapu sicilinin bulunduğu yer adli yargı mahkemesinde görüleceği hüküm altına alınmıştır.

2577 sayılı Kanun'un 32. maddesine göre idari yargıda yetki kuralları kamu düzenine ilişkindir. İdari sözleşmelerden kaynaklanan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sözleşmeyi imzalayan idari merciin bulunduğu yer idare mahkemesidir. İdari sözleşmeler haricindeki tam yargı davalarında ise 2577 sayılı Kanun'un 36. maddesinde yer alan sıralı yetki kuralı tatbik edilir. Buna göre yetki sırasıyla; zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili mahkemeye, zararın bayındırlık veya ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idari eylemden doğması halinde hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer mahkemesine, diğer hallerde ise davacının ikametgâhının bulunduğu yer idare mahkemesine aittir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 32Kaynağı aç
Madde 32 – 1. Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu Kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. 2. Bu Kanunun uygulanmasında yetki kamu düzenindendir. (Mülga ikinci cümle: 10/6/1994-4001/15 md.) (…) Kamu görevlileri ile ilgili davalarda yetki:

Usul Kuralları, Miktar Artırımı ve Kararların Yerine Getirilmesi

2577 sayılı Kanun'un 4. maddesi gereğince dava dilekçeleri; Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına verilebileceği gibi bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde büyükşehir belediyesi sınırları içinde olup olmadığına bakılmaksızın asliye hukuk hâkimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına sunulabilir. Dava dilekçesinde kanuni noksanlıklar bulunması halinde mahkemece 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca dilekçenin reddine karar verilerek 30 günlük süre tanınır; bu sürede sunulan yenileme dilekçesinde aynı yanlışlıkların tekrarlanması durumunda davanın reddi kararı verilir.

2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, tam yargı davalarında dava dilekçesinde talep edilen tazminat tutarı, mahkemece nihai hüküm verilinceye dek harcı yatırılmak suretiyle yalnızca bir defaya mahsus yükseltilebilir. Belirlenen bu artırıma ilişkin dilekçe davalı idareye tebliğ olunur ve idareye otuz gün içinde cevap verme hakkı tanınır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16 – 1. Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur. 2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir. 3. Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez. 4. Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir. 5. (Değişik: 10/6/1994-4001/8 md.) Davalara ilişkin işlem dosyalarının aslı veya onaylı örneği idarenin savunması ile birlikte, Danıştay veya ilgili mahkeme başkanlığına gönderilir. 6. (Ek: 2/7/2012-6352/54 md.) Danıştayda ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesi taraflara tebliğ edilir. Taraflar, tebliğden itibaren on gün içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebilirler. Duruşma:

2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 1. fıkrasına göre idare; Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre kararın tebliğinden itibaren otuz günü geçemez. Anayasa'nın 129. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi veya kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlar sebebiyle açılacak tazminat davaları, ilgili kamu görevlisine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 28Kaynağı aç
Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…)22 (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…)22 ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. 4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. 5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. 6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. Açıklama:
İdari eylemlerden doğan zararlar için idareye başvuru süresi ne kadardır?

2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi gereğince, idari eylemlerden kaynaklanan zararların giderilmesi talebiyle eylemin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur.

İdari eylem nedeniyle idareye başvurulmadan dava açılabilir mi?

Kural olarak idari eylemlerden doğan tam yargı davası açılmadan önce idareye başvurulması zorunludur ve başvuru yapılmadığında mahkeme dilekçeyi idareye tevdi eder; ancak görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan davanın görev yönünden reddi halinde idari yargıda açılacak davalarda ön başvuru şartı aranmaz.

İdari işleme karşı iptal davası açılmadan tazminat davası açılabilir mi?

Evet, 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi kapsamında ilgililer, haklarını ihlal eden idari işleme karşı iptal davası açmaksızın doğrudan doğruya tam yargı davası açabileceği gibi iptal ve tam yargı davalarını birlikte açma veya iptal kararı verildikten sonra dava açma hakkına sahiptir.

Tam yargı davasında talep edilen tazminat miktarı artırılabilir mi?

Evet, 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca dava dilekçesinde belirtilen miktar, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve artırım dilekçesi tebliğ edilerek davalı idareye otuz gün cevap süresi verilir.

Yargı kararını süresinde uygulamayan kamu görevlisine tazminat davası açılabilir mi?

Anayasa'nın 129. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinin 4. fıkrası gereğince, mahkeme kararlarının süresinde yerine getirilmemesi sebebiyle açılacak tazminat davaları kamu görevlisine rücu edilmek kaydıyla ancak ilgili idare aleyhine açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu