İdari Yargıda Manevi Tazminat Talebi ve Artırılması

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Yargıda Manevi Tazminat Talebi ve Artırılması

İdari Yargıda Manevi Tazminat İstemi ve Kabul Koşulları

İdarenin hukuka aykırı eylem veya işlemlerinden zarar gören kişiler, manevi kayıplarının giderilmesi talebiyle tam yargı davası açabilir. İdare mahkemesince manevi tazminat talebinin kabul edilebilmesi için ortada hukuken tanınan bir zararın bulunması, bu zararın idarenin bir eylem ya da işleminden kaynaklanması ve idari faaliyet ile zarar arasında uygun illiyet bağının varlığı zorunludur.

Manevi zararın oluşması ve tazmini, malvarlığında somut bir eksilmenin bulunması şartına bağlı değildir. Uyuşmazlıkta maddi bir zararın gerçekleşmemesi veya davada ileri sürülen maddi tazminat talebinin reddedilmiş olması, manevi tazminat talebinin de reddedileceği anlamına gelmez. Kişinin manevi varlığında meydana gelen sarsıntı veya eksilme, maddi zarardan bağımsız olarak tazmin konusu yapılır.

Manevi Tazminat Tutarının Belirlenmesi ve Kusur İndirimi

İdarenin eylem veya işleminden doğan manevi zararın tutarı matematiksel yöntemlerle hesaplanamaz. İdare mahkemesi hâkimi, manevi tazminat miktarını takdir yetkisi dairesinde belirler. Hâkim bu takdir yetkisini kullanırken idari faaliyetin niteliğini, tarafların kusur durumunu, zarar görenin kişisel şartlarını ve yaşanan elem ve ızdırabı değerlendirir. Hükmedilecek miktarın haksız zenginleşmeye sebebiyet vermeyecek biçimde hakkaniyete uygun olması gözetilir.

Zarara yol açan işlem veya eylem sonucunda davacı tarafça ayrıca bir yarar sağlanmışsa, elde edilen bu menfaate ilişkin tutar hesaplanan zarar miktarından indirilir. Bunun yanında, zararın ortaya çıkışında zarar görenin veya üçüncü bir kişinin kusuru bulunmaktaysa, tazminat tutarından tarafların kusur oranına göre indirim yapılır.

Malvarlığına Yönelik Zararlarda Manevi Tazminat ve Mirasçılara Ödeme

Malvarlığına yönelik bir zararın ortaya çıkması durumunda, söz konusu eşya zarar gören açısından maddi değerinin yanı sıra manevi bir değer de taşıyorsa ve bu durum kişinin manevi değerlerinde eksilmeye sebebiyet vermişse manevi tazminat talep edilebilir.

Manevi tazminat davası açıldıktan sonra yargılama devam ederken davacının ölmesi halinde, mahkemece hükmedilen manevi tazminat davacının mirasçılarına ödenir.

Tam Yargı Davasında Manevi Tazminat Miktarının Artırılması Usulü

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrası gereğince, tam yargı davalarında davacı taraf, dava dilekçesinde talep ettiği tazminat miktarını nihai karar verilene kadar harcını yatırarak bir defaya mahsus artırabilir; bu artırımda süre veya diğer usul kuralları aranmaz. Miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe, otuz gün içinde cevap verilmek üzere davalı idareye tebliğ edilir.

Danıştay 10. Daire, E. 2009/9938, K. 2014/1117Kaynağı aç
10. Daire         2009/9938 E.  ,  2014/1117 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2009/9938 Karar No : 2014/1117 Temyiz Eden (Davacılar) : … Vekili : … Karşı Taraf (Davalı) : İçişleri Bakanlığı-ANKARA İstemin Özeti : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Davalı İdarenin Savunmasının Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : Olayda, davalı idarenin istihdam eden sıfatıyla personelinin seçimi, eğitimi ve üzerindeki denetim görevini gerektiği gibi yerine getirmediği, dolayısıyla olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, hizmet kusuru ilkesi uyarınca davacıların maddi ve manevi zararlarının karşılanması gerekmektedir. Dava konusu olay nedeniyle 1993 yılında davanın açıldığı ve İdare Mahkemesince, zararın hesaplanmasına ilişkin 1995 yılında düzenlenen bilirkişi raporunun esas alınarak karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, İdare Mahkemesince, güncel değerler çerçevesinde yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, 1995 yılında düzenlenen bilirkişi raporunun esas alınarak verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, İdare Mahkemesince Dairemizin bozma kararına uyulması halinde, davacıların yukarıda anılan hükümler çerçevesinde yapılacak hesaplama sonucunda belirlenen tutarın talep edilen tazminat tutarından fazla olması halinde, istemde bulundukları tazminat miktarının artırılmasını isteyebilecekleri tabiidir. Açıklanan nedenle, davacıların temyiz isteminin kabulü ile kararın bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince, dava dosyası incelenerek gereği görüşüldü; Dava; davacıların murisi …’ın 30.12.1992 tarihinde … İlçe Jandarma Komutanlığı bahçesinde, Bölük Komutanlığında görevli Astsubay Çavuş … tarafından öldürülmesi olayında, idarenin istihdam ettiği ajanından dolayı sorumlu olduğundan bahisle, davacı … için, 180.83 TL maddi ve 40.00 TL manevi, … için, 764.99 TL maddi ve 50.00 TL manevi, … için 38.05 TL maddi ve 20.00 TL manevi, … için, 48.15 maddi ve 20.00 manevi olmak üzere toplam 1.162.03 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. … İdare Mahkemesince; davacıların murisi …’ın … İlçe Jandarma Komutanlığı ile ticari ilişkisi sebebiyle İlçe Jandarma Komutanlığı bahçesinde bulunduğu sırada, önceden kendisine ait ticari iş yerinde tartıştığı Jandarma Komando Bölük Komutanlığı emrinde görevli Astsubay Çavuş … ile karşılaştığı ve aralarında çıkan tartışma sonucunda … tarafından öldürüldüğü; olayda, davalı idarenin istihdam eden sıfatıyla personelinin seçimi, eğitimi ve üzerindeki denetim görevini gerektiği gibi yerine getirmediği açık olup, buna bağlı olarak davacıların tazminat isteminin kabulü gerektiği gerekçesiyle, Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor uyarınca, toplam 1.162,03 TL maddi ve manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Davacılar tarafından, idare mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Destekten yoksun kalma tazminatının amacı; desteğini yitiren kimsenin, ölümünden önce bulunduğu sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak yardımın karşılığı olan paranın ödettirilmesidir. Dolayısıyla, destekten yoksunluk zararı, ölüm olayı olmasaydı desteğin yapacağı varsayılan yardım tutarı geleceğe yönelik olarak belirlenmek suretiyle hesaplanmaktadır. Başka bir anlatımla, destekten yoksun kalma tazminatıyla, ölenin (desteğin) gelecekte elde etmesi muhtemel gelirinin güncelleştirilerek, destekten yoksun kalanın, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik yaşam düzeyinin devamını sağlayacak gelire kavuşturulması amaçlanmaktadır. Bilindiği üzere, destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir deyimle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesini ifade etmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacıların murisi …’ın, … İlçe Jandarma Komutanlığı ile ticari ilişkisi sebebiyle İlçe Jandarma Komutanlığı bahçesinde bulunduğu sırada, önceden kendisine ait ticari iş yerinde tartıştığı Jandarma Komando Bölük Komutanlığı emrinde görevli Astsubay Çavuş … ile karşılaştığı, davacılar murisinin aralarında çıkan tartışma sonucunda adı geçen tarafından öldürüldüğü, adı geçen hakkında kasten adam öldürmek suçundan ceza davası açıldığı ve KKK … Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla kasten adam öldürmek suçundan dolayı mahkum edildiği, ancak adı geçenin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Genel Kurulunun 19.8.1993 tarih ve 1019 sayılı kararı gereği TCK 47/3. maddesi uyarınca ceza indiriminden yararlandırıldığı; davacılar tarafından, … ve İçişleri Bakanlığı hasım gösterilerek … Asliye Hukuk Mahkemesine tazminat davası açıldığı, mahkemece iki hasmın da tazminat ödemesi konusunda karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay’ca İçişleri Bakanlığı yönünden davanın görülmesi görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait olduğu belirtilerek, kararın bozulduğu, bozma kararı üzerine verilen karar doğrultusunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'ne dava açıldığı, anılan Mahkemece de davacıların asker kişi olmaması gerekçe gösterilerek ve davacıların uğradıkları maddi ve manevi zararların tazminine yönelik olarak İçişleri Bakanlığına karşı açılan davanın görüm ve çözüm yerinin idari yargı yeri olduğu belirtilerek davanın görev yönünden reddedildiği ve bu karar üzerine davacılar tarafından …‘ın babası … için 180.83 TL maddi ve 40.00 TL manevi, eşi … için 764.99 TL maddi ve 50.00 TL manevi, … için 38.05 TL maddi ve 20.00 TL manevi, …için 48.15 TL maddi ve 20.00 manevi olmak üzere toplam 1.162.03 YTL maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre, davalı idarenin istihdam eden sıfatıyla personelinin seçimi, eğitimi ve üzerindeki denetim görevini gerektiği gibi yerine getirmediği, dolayısıyla olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, hizmet kusuru ilkesi uyarınca davacıların maddi ve manevi zararlarının karşılanması gerekmektedir. Dava konusu olay nedeniyle 1993 yılında davanın açıldığı ve İdare Mahkemesince de, zararın hesaplanmasına ilişkin 1995 yılında düzenlenen bilirkişi raporunun esas alınarak karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, İdare Mahkemesince, güncel değerler çerçevesinde yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında karar verilmesi gerekirken, 1995 yılında düzenlenen bilirkişi raporu esas alınarak verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde, tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceği; 15. maddesinde ise, 3. maddeye aykırı düzenlenen dava dilekçesinin reddedileceği belirtilmiş; ancak, tam yargı davalarında dilekçede gösterilen uyuşmazlık konusu miktarın artırılmasını yasaklayan bir hükme yer verilmemiştir. 2577 sayılı Yasada yer almamasına karşılık, Danıştay içtihatları ile istemle bağlı olma kuralı uygulanarak, tam yargı davalarında dilekçede gösterilen uyuşmazlık konusu miktarın artırılamayacağı kabul edilmiştir. Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralına ilişkin Danıştay'ın bu içtihatının, hak arama özgürlüğünün kullanımına ve adil yargılama hakkına engel oluşturduğu ileri sürülerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurulmuş ve adı geçen Mahkemece ülkemiz aleyhine ihlal kararları verilmiştir. Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30.4.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanunun 4. maddesi ile ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir'' cümlesi, aynı Kanunun 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanuna Geçici 7. madde olarak ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır. '' cümlesi eklenmiştir. Nitekim, 6459 sayılı Kanunun 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, ''AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.'' ifadesine yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasına olanak tanınmıştır. Görüldüğü üzere, Yasanın "tam yargı davalarında, dava dilekçesinde belirtilen miktarın artırılabileceği" ifadesine yer verdiği; tazminat tutarının maddi veya manevi zararların karşılanmasına yönelik olup olmamasına ilişkin olarak bir ayrımdan söz etmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, söz konusu artırım olanağının maddi tazminat tutarının yanında manevi tazminat tutarı içinde uygulanabileceği sonucuna varılmaktadır. Bir başka ifade ile, davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen maddi ve manevi tazminat miktarını artırmaları mümkündür. Temyizen incelenen uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesince Dairemizin bozma kararına uyulması halinde, davacıların yukarıda anılan hükümler çerçevesinde, hesaplama sonucunda belirlenen tutarın talep edilen maddi tazminat tutarından fazla olması halinde, istemde bulundukları maddi tazminat miktarının artırılmasını isteyebilecekleri gibi, manevi tazminat miktarının da artırılmasının isteyebilecekleri tabiidir. Açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz isteminin kabulüyle … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, dosya hakkında yeniden karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine 25/2/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16 – 1. Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur. 2. Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Buna karşı davacı cevap veremez. Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir. 3. Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler. Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez. 4. Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (Ek cümle: 11/4/2013-6459/4 md.) Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir. 5. (Değişik: 10/6/1994-4001/8 md.) Davalara ilişkin işlem dosyalarının aslı veya onaylı örneği idarenin savunması ile birlikte, Danıştay veya ilgili mahkeme başkanlığına gönderilir. 6. (Ek: 2/7/2012-6352/54 md.) Danıştayda ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülen davalarda savcının esas hakkındaki yazılı düşüncesi taraflara tebliğ edilir. Taraflar, tebliğden itibaren on gün içinde görüşlerini yazılı olarak bildirebilirler. Duruşma:

İdari yargılama usulünde taraflar kural olarak kendilerine yapılan tebliğlere karşı tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler; haklı nedenlerin bulunması durumunda taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme kararıyla otuz günü geçmemek şartıyla bir defaya mahsus ek süre tanınabilir. 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrası uyarınca taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.

Tam yargı davalarında miktar artırımına olanak tanıyan bu usul kuralı, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 7. maddesi gereğince, kanun yolu aşaması dâhil olmak üzere düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihte derdest bulunan davalarda da uygulanır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. Geçici 7Kaynağı aç
Geçici Madde 7 – (Ek: 11/4/2013-6459/5 md.) 1. Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.

Danıştay 10. Dairesinin E. 2009/9938, K. 2014/1117 sayılı kararında belirtildiği üzere, 2577 sayılı Kanun'un 16. maddesinin 4. fıkrasında yer alan artırım olanağında tazminat türü bakımından maddi veya manevi zarar ayrımı yapılmamıştır. Bu çerçevede davacılar, artırılan miktara isabet eden yargı harcını yatırarak nihai karara kadar bir defaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterdikleri manevi tazminat miktarını da artırabilirler.

Adli Yargı ile Farklar ve Manevi Tazminatta Faiz İstemi

İdari yargıda tam yargı davalarında dilekçede belirtilen manevi tazminat miktarının sonradan artırılabilmesi, adli yargıdaki uygulamadan farklı bir usul rejimi oluşturur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu kapsamındaki dava türleri ve manevi tazminatın hukuki niteliği nedeniyle adli yargıda açılan manevi tazminat davalarında dava dilekçesinde talep edilen tutar dava ikame edildikten sonra artırılamaz.

İdari yargılama hukukunda taleple bağlılık ilkesi uygulandığından, dava dilekçesinde faiz talep edilmemişse mahkemece kendiliğinden manevi tazminata faiz işletilmesine karar verilemez. Manevi tazminata faiz yürütülmesi ve başlangıcı hususunda kanunda açık bir hüküm yer almamakla birlikte, geçmiş kararlarda manevi tazminata faiz işletilemeyeceği yönünde hükümler kurulmuşken, sonraki içtihatlarda idareye başvuru tarihinden itibaren manevi tazminata faiz yürütülmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Tam yargı davasında manevi tazminat miktarı dava açıldıktan sonra artırılabilir mi?

Evet, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 16/4 uyarınca dilekçede gösterilen manevi tazminat miktarı, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek koşuluyla bir defaya mahsus artırılabilir.

Maddi tazminat talebinin reddedilmesi manevi tazminat istemini engeller mi?

Hayır, manevi zararın tazmini için mutlaka maddi bir zararın varlığı gerekmediğinden maddi tazminat talebinin reddedilmiş olması manevi tazminatın da reddedileceği anlamına gelmez.

Dilekçede faiz talep edilmemişse mahkeme re'sen faize hükmedebilir mi?

Hayır, idari yargıda taleple bağlılık ilkesi geçerli olduğundan dava dilekçesinde açıkça faiz istenmemişse mahkemece kendiliğinden faiz işletilmesine karar verilemez.

Manevi tazminat davası açıldıktan sonra davacı ölürse tazminat kime ödenir?

Dava açıldıktan sonra davacının ölmesi durumunda, mahkemece hükmedilen manevi tazminat davacının mirasçılarına ödenir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu