İdari Yargıda Dava Türleri ve Yargılama Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Yargıda Dava Türleri ve Yargılama Usulü

İdari yargı düzeninde uyuşmazlıklar; iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar olmak üzere üç temel dava türü üzerinden çözüme kavuşturulur. İdarenin işlem ve eylemlerine karşı açılacak davalarda uygulanacak yargılama usulü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında düzenlenen ilkelere, kanuni sürelere ve yetki kurallarına tabidir.

İdari Yargıda Dava Türleri ve İptal Kararının Sonuçları

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca iptal davası; idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarından biriyle hukuka aykırı oldukları gerekçesiyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılır. Yargılama neticesinde idari işlemin iptaline karar verilmesi halinde işlem, tesis edildiği andan itibaren geçmişe etkili olarak hiç yapılmamış gibi sonuç doğurur ve idare açısından bir bütün halinde hukuki netice meydana getirir.

Tam yargı davası, idari eylem ve işlemler nedeniyle kişisel hakları doğrudan ihlal edilen ilgililer tarafından açılır. Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar istisna olmak üzere, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi amacıyla akdedilen her türlü idari sözleşmeden kaynaklanan ihtilaflar ise idari sözleşmelerden doğan davalara konu edilir.

İdari bir işleme karşı önceden iptal davası açılmamış olması veya işlemin hukuka aykırılığının ayrı bir iptal hükmüyle tespit edilmemiş bulunması, işlem nedeniyle kişisel hakları ihlal edilenlerin doğrudan doğruya tam yargı davası açmasına yasal bir engel oluşturmaz. İptal davası açılmamış olması tam yargı davasının bu gerekçeyle reddedilmesini gerektirmez.

Hizmet Kusuru Kavramı ve Manevi Tazminatın Belirlenmesi

Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak ortaya çıkar. Kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi durumunda hizmet kusuru gerçekleşir ve idarenin doğan zararları tazmin yükümlülüğü doğar.

Danıştay 10. Daire, E. 2007/6322, K. 2010/5981Kaynağı aç
10. Daire         2007/6322 E.  ,  2010/5981 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No: 2007/6322 Karar No: 2010/5981 Temyiz Eden (Davacı) : … Vekili : … Karşı Taraf (Davalı) : Sağlık Bakanlığı – ANKARA İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : Davacının temyiz isteminin kısmen kabulü; kısmen reddi ile, temyize konu kararın; maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının onanması, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ise bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : … Düşüncesi : Davacının diş tedavisi sırasında hasta takip formlarının karışması nedeniyle sağlam olan dişinin çekilmesi nedeniyle hizmet kusuru işlendiğinden bahisle 1.000 YTL maddi ve 20.000 YTL manevi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açtığı davada, davanın reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararının, temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. İdare Mahkemesince, davacının sağlam olan dişlerinin çekildiğinin iddiadan öteye gitmediği, somut delil ve belgelerle kanıtlanamadığı, doktorun kusurlu olduğu ve verilen sağlık hizmetinin geç veya kötü işlemesi veya hiç işlememesi gibi idareye atfedilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de; söz konusu olayla ilgili olarak idarece yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen incelenme raporunda, davacının dişinin çekilmesi sırasında doktoru yanlış diş çekimi konusunda uyarmasına karşın, hekimin diş çekimini yapmaması olanaklı iken bu şekilde davranmayarak dişi çekmesi nedeniyle hakkında uyarma cezası verilmesi önerisi üzerine, doktora 15.8.2006 tarihli işlem ile uyarı cezası verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, sağlam dişin çekildiğinin inceleme raporuyla belirlenmesi ve bu olay nedeniyle diş çekimi yapan doktora uyarı cezası verilmesi karşısında, mahkeme kararında belirtildiği şekilde, sağlam dişlerin çekildiği iddiasının soyut olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, hasta takip formlarının karışması nedeniyle sağlam dişin çekildiği idiiasıyla tazminat davası açılmışsa da, diş çekimini yapan doktorun çekim sırasında hasta tarafından uyarılmasına rağmen devam etmesi ve bu olay nedeniyle uyarı cezası alması karşısında idarenin hizmeti kusurlu işlettiğinin kabulu gerekir. Öte yandan doktorun hatalı çekimine neden olan hasta kayıt formu karışıklığında ise, davacının herhangi bir kusuru bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekir. Ancak davacının sağlam olan dişlerinin çekilmesi nedeniyle uğranılan ve gerçekleşmiş maddi zararının ne olduğu davacı tarafından açık ve net olarak ortaya konulmadığından, maddi tazminat yönünden davanın reddine ilişkin idare mahkemesi kararında hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Temyize konu kararın manevi tazminat istemi yönünden ise; dava konusu uyuşmazlığın yukarıda belirtildiği şekilde, diş çekimi yapan doktorun disiplin yönünden uyarı cezası aldığı ve davacının hasta takip formu karışıklığı ile ilgisinin bulunup bulunmadığının ortaya konularak yeniden yapılacak incelemeye göre bir karar verilmesi gerektiğnden, kararın bozulması gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü; Dava; Sağlık Bakanlığına bağlı … Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde diş tedavisi yapılan davacının ağzının ön kısmındaki sağlam iki dişinin çekilmesi nedeniyle uğradığı zarar karşılığı 20.000-TL manevi, 1.000-TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. … İdare Mahkemesince; davacının hastaneye müracaat ettiği 02.02.2006 tarihinde kendisine hasta takip formu verilerek tedaviye başlandığı, kalan tedavilerinin yapılması için 08.02.2006 tarihine randevu verildiği , hasta takip formuna yapıştırılan barkotta da yazdığı üzere sevkin 15 gün geçerli olduğu, hastanın yeniden sevk ve hasta takip formu almasına gerek olmadığı, davacının sağlam olan dişlerinin çekildiği iddiasının soyut iddiadan öteye gitmediği, somut delil ve belgelerle kanıtlanamadığı, doktorun kusurlu olduğuna ve verilen sağlık hizmetinin geç veya kötü işlemesi veya hiç işlememesi gibi idareye izafe edilecek bir kusurun ortaya konulamadığı , davacının maddi zararının bulunduğuna dair bilgi ve belge bulunmadığı bu nedenle davacının karşılanması gereken maddi ve manevi zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafından, hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek anılan İdare Mahkemesi kararının temyizen incelenip bozulması istenilmektedir. Temyize konu kararın, maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında 2577 sayılı Yasanın 49. maddesinde yazılı bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmamaktadır. Mahkeme kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmına yönelik temyiz istemine gelince; Anayasanın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Hasta hakları, temel insan haklarının sağlık hizmetleri alanındaki yansımasıdır. Bu nedenle ulusal ve uluslararası hukuk alanında konunun çerçevesi çizilerek, hastaların bu konudaki hakları koruma altına alınmaya çalışılmaktadır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının; 12. maddesinde, herkesin, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, 17.maddesinde; herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu, tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamayacağı; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamayacağı, 56. maddesinde; Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği hükme bağlanmıştır. 2002 yılında Roma'da imzalanan Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü'nün 1. maddesinde her bir birey hastalıktan korunmak için uygun hizmet (tedavi) alma (görme) hakkına sahip olduğu, 4. maddesinde kendi sağlığı ile ilgili kararlara iştirak edebilmesi için (kendi sağlığı ile ilgili kararlar alabilmesi için) her bireyin ilgili bilgileri alma hakkına sahip olduğu, hastanın tedavi veya tıbbi müdahaleye itiraz etme hakkı veya tedavi sürecinde kararını değiştirip devam edilmesine karşı itiraz etme hakkının olduğu, 5. maddesinde hastanın, hangi teşhis ve tedavi yöntemin kullanılacağı ve doktor , uzman veya hastane seçimi konularında karar verme hakkına sahip olduğu,12.maddesinde her bireyin kendi kişisel ihtiyaçlarına göre teşhis ve tedavi programlarını yönlendirme hakkına sahip olduğu, 14. maddesinde sağlık tedavisi sırasında fiziksel veya manevi ve psikolojik zarar gören bireyin kısa bir sürede tazminat alma hakkı varlığı hüküm altına alınmıştır. Dünya Tabipler Birliği'nin 1981 tarihli Lizbon Bildirgesinde, hastanın,yeterli ölçüde bilgilendirildikten sonra tedaviyi kabul ya da reddetme hakkına sahip olduğu; 28-30 Mart 1994 tarihli Amsterdam, Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi'nin 1.2. maddesinde herkesin kendi yaşamını belirleme hakkına sahip olduğu; 2.2. maddesinde, hastaların, durumları ile ilgili tıbbi gerçekleri, önerilen tıbbi girişimleri ve her bir girişimin potansiyel risk veya yararlarını, önerilen girişimlerin alternatiflerini, tedavisiz kalmanın sonucunu, tanı, prognoz ve tedavinin gidişi konularını içerecek şekilde sağlık durumları konusunda tam olarak bilgilenme hakkına sahip oldukları; 2.5. maddesinde, hastaların, kesin olarak belirttikleri takdirde bilgilendirilmeme hakkına sahip oldukları; 3.1.maddesinde, hastanının bilgilendirilmiş onayının herhangi bir tıbbi girişimin ön koşulu olduğu; 3.2.maddesinde, hastanın, tıbbi girişimi reddetme veya durdurma hakkına sahip olduğu, reddedilen veya durdurulan tıbbi girişimin getireceği sonuçların hastaya dikkatli bir şekilde açıklanması gerektiği kurala bağlanmıştır. Hasta Hakları Yönetmeliğinin 5. maddesi (d) bendinde, tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamayacağı, 22. maddesinde kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimsenin rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamayacağı, 24. maddesinde, tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerektiği, 25. maddesinde, kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahip olduğu, bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerektiği hükme bağlanmıştır. Dava dosyasının incelenmesinden; yeşil kart sahibi olan davacının 02.02.2006 tarihinde dişlerinin tedavisi için Sağlık Bakanlığına bağlı … Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine müracaat ettiği, hastane prosedürü gereğince … Kliniğinde ilk ağız içi muayenesinin yapıldığı ve kendisine uygun diş tedavi takvimi belirlendiği, 02.02.2006 tarihinde 36 nolu dişine lokal anastezi yaptırılarak ekspirtasyon+pansuman ve kanal tedavisi uygulandığı,periodontoloji kliniğinde diş taşlarının temizlendiği ve 44 nolu dişinin davaya müdahil olan doktor tarafından çekildiği, davacının daha sonra gelmek üzere hasta takip formunu alarak hastaneden ayrıldığı, kalan tedavilerini yaptırmak üzere 08.02 2006 tarihinde tekrar hastaneye müracaatta bulunduğu, ancak ilk muayenede kendisine verilen hasta takip formu yerine kendi isminin yazılı olduğu barkotun yapıştırıldığı başka hasta takip formu ile müracaat ettiği, müdahil doktor tarafından 11 ve 12 nolu dişlerinin çekildiği, davacının şikayeti üzerine yapılan inceleme sonucu düzenlenen 23.03.2006 tarihli İnceleme Raporu'nda " müdahaleci hekimce her nekadar yeniden muayene ettim dese de, hastanın ikazı üzerine diş çekimi yapmayabilir ve hastayı gönderebilirdi." tespiti üzerine hekime 657 sayılı Yasanın 125 A-a maddesi gereğince (uyarma cezası) verilmesi gerektiği ancak bir alt vezanın verilmesi hususunda gereğinin yapılmasının belirtildiği, bunun üzerine Ankara İl Sağlık Müdürlüğünce 15.06.2006 tarihinde müdahaleci doktorun bir defaya mahsus olmak üzere ikaz edilmesine karar verildiği, 11 ve 12 nolu dişlerin çekiminde hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, tazminat istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Manevi tazminat, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracıdır. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ve tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek miktarın aynı zamanda idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda olması gerekmektedir. Bu durumda, "Hasta Hakları Sözleşmesi" ve "Hasta Hakları Yönetmeliği" nin yukarıda belirtilen hükümleri uyarınca hastaya yapılacak mudahalede hastanın rızasının alınması ve bu rızaya aykırı tedavi yapılmaması gerekmektedir. Hastanın ikazına rağmen, yeni bir muayene yapılmadan, film çekilerek dişlerin çekilip çekilmeyeceğine karar verilmesi gerekirken, önceki barkot üzerine, diş hekimince başkaca bir muayene yapılmadan ve hastanın itirazına rağmen diş çekimi yapması hasta haklarına aykırı olup aynı zamanda hizmet kusuru oluşturmaktadır. Olay nedeniyle müdahaleyi yapan diş doktoruna uyarı cezası verilmiş olması da, idarece hizmetin kusurlu işletildiğinin kabul edildiğini göstermektedir. Bu sebeple davacının çekilen dişlerinin ağzının ön kısmında bulunduğu, davacının bundan rahatsızlık duyduğu, manen etkilendiği ve olaydaki hizmet kusurunun ağırlığı dikkate alınarak, bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin kısmen reddi kısmen ile … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının maddi tazminata ilişkin kısmının ONANMASINA; davacının temyiz isteminin kısmen kabulü ile anılan kararın manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, dava dosyasının yeniden bir karar verilmek üzere anılan idare mahkemesine gönderilmesine, 13.07.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Hastanın uyarısına rağmen yeni bir muayene yapılmaksızın ve film çekilerek tetkik gerçekleştirilmeksizin diş çekimi yapılması hasta haklarına aykırılık teşkil eder ve hizmet kusuru oluşturur. Danıştay 10. Dairesinin 2007/6322 Esas ve 2010/5981 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere manevi tazminat, idari eylem veya işlem sebebiyle duyulan elem ve ıstırabın kısmen de olsa giderilmesine yönelik bir manevi tatmin aracıdır. Takdir edilecek manevi tazminat tutarı zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmeli ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak bir oranda takdir edilmelidir.

Dava Açma Süreleri ve Sürelerin Hesaplanması

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca, özel kanunlarda farklı bir süre öngörülmedikçe dava açma süresi Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür. Genel idari uyuşmazlıklarda bu süreler yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümler ile bunların zam ve cezalarına ilişkin uyuşmazlıklarda ise sürenin başlangıcı; tahakkuku tahsile bağlı vergilerde tahsilatın yapıldığı, tebliğ yapılan hallerde tebliğin gerçekleştiği, tevkifat yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin yapıldığı, tescile tabi vergilerde tescilin tamamlandığı ve idarenin dava açması gereken durumlarda yetkili merci veya komisyon kararının idareye ulaştığı tarihi izleyen gündür.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

İdari yargılamada süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Tatil günleri sürelere dahildir; ancak sürenin son günü tatil gününe rastlarsa süre, tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. Kanunda öngörülen sürelerin bitimi çalışmaya ara verme dönemine rastlarsa, bu süreler ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – 1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 2. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. 3. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır. Görevli olmayan yerlere başvurma:

Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümler uyarınca ilan yoluyla bildirim yapılan durumlarda süre, özel kanunda aksine bir hüküm yer almadıkça son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Bu düzenlemelerin uygulanması üzerine ilgililer; düzenleyici işlem, uygulanan işlem veya her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş bulunması, bu düzenlemeye dayanılarak tesis edilen işlemin iptaline engel teşkil etmez.

İdari Davalarda Genel Yetkili Mahkeme

İdari yargılama usulünde genel yetkili mahkeme, uyuşmazlık konusu idari işlemi veya sözleşmeyi tesis eden idari mercinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. Özel yetki kuralının düzenlenmediği hallerde davalar bu genel yetkili mahkeme nezdinde görülür.

İptal davası açılmadan doğrudan tam yargı davası açılabilir mi?

Evet, idari işlemin hukuka aykırılığının önceden bir iptal davasında karara bağlanmamış veya işleme karşı iptal davası açılmamış olması, hakkı ihlal edilen ilgililerin doğrudan doğruya tam yargı davası açmasına engel oluşturmaz.

İdari mahkemelerde genel dava açma süresi ne kadardır?

Özel kanunlarında ayrı bir süre öngörülmedikçe dava açma süresi Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür.

Düzenleyici işlemlere karşı dava süresi ne zaman başlar?

İlanı gereken düzenleyici işlemlerde süre ilan tarihini izleyen günden başlar; ayrıca bu işlemlerin uygulanması halinde ilgililer düzenleyici işlem, uygulanan işlem veya her ikisi aleyhine birden dava açabilir.

Dava açma süresinin son günü tatile rastlarsa ne olur?

Sürenin son günü resmî tatile rastlarsa süre tatili izleyen çalışma gününün mesai bitimine kadar uzar; sürenin bitimi çalışmaya ara verme dönemine denk gelirse ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzar.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu