İdari yargı, kamu idarelerinin işlemleri ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyen özel bir yargı düzenidir. Bir idari karar ya da eylem hak ve menfaatlerinizi zedeliyorsa idare aleyhine dava açabilirsiniz; bu davalarda mahkeme hem zararı doğuran işlem veya eylemi hem de bundan doğan hukuki sonuçları inceler. Söz konusu düzenin temel çerçevesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ile Anayasa'nın 125. maddesiyle oluşturulmuştur.
Danıştay 10. Daire, E. 2021/4063, K. 2023/2930Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042Kaynağı aç
İdari Yargı Düzeninin Kademeli Yapısı
İdari yargı üç kademeden oluşur. İdare mahkemeleri, idarenin merkezi ve yerel organlarının kararlarını inceleyen ilk derece mahkemelerdir; görev sınırları İYUK ve özel kanunlarla ayrıntılı biçimde belirlenmiştir. Bu mahkemelerin kararlarına karşı itiraz yolu bölge idare mahkemelerine açıktır. En üst kademede yer alan Danıştay ise bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarına yönelik temyiz başvurularını karara bağlar; bozma kararı verilebilmesi 2577 sayılı İYUK'un 49. maddesinde öngörülen sebeplerin varlığına bağlıdır. Danıştay kararları kesindir.
İdari işlemler, idarenin tek taraflı irade beyanıyla doğar; vatandaşın rızasına gerek yoktur. Tesis edilen her idari işlem, tesis anında hukuka uygun kabul edilir; ancak bu karine idari yargı kararıyla bozulabilir. İdarenin işlem yapabilmesi kanunilik ilkesine dayanır: idare, kanunda açıkça kendisine tanınmış yetkilerin dışına çıkamaz.
İdari Dava Türleri
2577 sayılı İYUK'un 2. maddesi idari dava türlerini üç ana grupta toplamaktadır. İptal davaları; idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğunu ileri süren ve menfaati ihlal edilen kişilerce açılır. Tam yargı davaları ise idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin idare aleyhine açtığı tazminat davalarıdır; mahkeme burada hem zararı doğuran işlem veya eylemi hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit eder. Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar ise idari yargı kapsamı dışında tutulmuştur.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 2Kaynağı aç
İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır; idare mahkemeleri yerindelik denetimi yapamaz. Bunun yanı sıra mahkemeler, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun yerine getirilmesini kısıtlayacak ya da idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak nitelikte karar veremez.
Dava Açma Süreleri
2577 sayılı İYUK'un 7. maddesinin birinci fıkrasına göre dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmeyen hallerde Danıştay ile idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür. İdari uyuşmazlıklarda bu süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Adresi belli olmayan kişilere ilan yoluyla bildirim yapıldığında, özel kanunda aksine hüküm yoksa dava açma süresi son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
İlan gerektiren düzenleyici işlemlerde süre, ilan tarihini izleyen günden itibaren akar. Bu tür işlemlere karşı ilgililer; düzenleyici işlemi, uygulama işlemini ya da her ikisini birden dava konusu edebilir. Düzenleyici işlemin ayrıca iptal edilmemiş olması, o işleme dayalı uygulama işleminin iptali önünde engel oluşturmaz.
Yürütmenin Durdurulması
İdari yargıda dava açılması, dava edilen idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz. Yürütmenin durdurulması için mahkemeye ayrıca talepte bulunulması gerekir. 2577 sayılı İYUK'un 27. maddesine göre bu tedbire hükmedilebilmesi iki koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır: işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacak olması ve işlemin açıkça hukuka aykırı bulunması. Kural olarak idarenin savunması alındıktan ya da savunma süresi geçtikten sonra karar verilir; kararda her iki koşulun dayandırıldığı gerekçeler açıkça gösterilmek zorundadır. Dava dilekçesi ve eklerinden istemin yerinde olmadığı anlaşılırsa, savunma beklenmeksizin istem reddedilebilir. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerde ise savunma alınmaksızın da yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir; bu kural kamu görevlileri hakkındaki atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirme işlemleri için geçerli değildir.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 27Kaynağı aç
Yalnızca ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesi mümkün değildir. Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulamaz. Bu kararlara karşı, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz yoluna başvurulabilir; itiraz mercii dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorunda olup bu karar kesindir.
Yürütmenin durdurulması kararları kural olarak teminat karşılığında verilir; ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.
İdarenin Tazminat Sorumluluğu
Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunu açık tutmakta; aynı maddenin son fıkrası idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. 2577 sayılı İYUK'un 2/1-b maddesi uyarınca idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin açtığı tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmaktadır. İdare, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazmin etmek zorundadır; bu sorumluluk, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde doğar.
Tam yargı davalarında mahkeme önce zarara yol açtığı ileri sürülen işlem veya eylemin hukuka uygunluğunu denetler; ardından hizmet kusuru bulunup bulunmadığını araştırır. Hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağı incelenir. Tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebi kararda açıkça belirtilmek zorundadır.
Hizmet kusuru; idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ya da boşluk olarak tanımlanır. Hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi bu kusurun başlıca görünüm biçimleridir. Hizmet kusuru, özel hukuktaki kişisel kusur anlayışından ayrışarak nesnelleşen ve anonim bir nitelik kazanan bir sorumluluk temelidir; idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturur. İdareler, kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları kurarak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda, hizmetin özelliğine uygun seçilmiş ve yetiştirilmiş personelle hizmeti yürütmekle yükümlüdür.
Tazminat; maddi zararları ve manevi zararları kapsayabilir. Manevi tazminat zenginleşmeye yol açmayacak biçimde belirlenmeli; manevi zararın varlığı yalnızca şeref veya haysiyet kırıcı eylemlerle ya da ölüm ve sakatlık hâllerine özgü tutulmamalıdır. Zarar görenin kendi kusuruyla zararı büyütmesi veya zararın tamamen kendisinden kaynaklanması hâlinde idarenin sorumluluktan kurtulabileceği kabul edilmektedir; ancak bu hal, sorumluluktan kurtuluşun tek olası gerekçesi değildir.
Sağlık Hizmetlerinden Doğan Zararlarda Sorumluluk
Sağlık hizmeti, riskli bir nitelik taşıdığından idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması, zararın hizmet kusuru sonucunda meydana gelmiş olmasına bağlıdır. Tıbbi ihmale dayalı davalarda bilirkişinin, somut tıbbi verileri kullanarak her türlü şüpheden uzak ve nesnel bir sonuca ulaşması; bu sonucu somut gerekçelere dayandırması gerekir. Bilirkişiler, uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip kişiler arasından seçilmelidir. Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042 sayılı kararında yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar veren ilk derece mahkemesinin kararını bu gerekçeyle bozmuş; ilgili uzmanlık alanlarını kapsayan bir ihtisas dairesi kurulundan rapor alınarak hizmet kusurunun belirlenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Aynı kararda, idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişilerin tespit edilerek davanın ilgililere ihbar edilmesi gerektiği de belirtilmiştir.
Terör Olaylarından Doğan Zararlar ve 5233 Sayılı Kanun
Terör olaylarından kaynaklanan zararlar kendine özgü bir tazminat rejimine tabidir. 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarına özgü sosyal risk ilkesini kanunlaştırmıştır; bu nedenle idari yargı yerlerinin aynı olaylar bakımından söz konusu Kanun dışında sosyal risk ilkesini bağımsız olarak uygulaması mümkün değildir. Bununla birlikte 5233 sayılı Kanun, nedensellik bağına dayalı hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleriyle 2577 sayılı İYUK'un 13. maddesi uyarınca tam yargı davası açılmasının önünde engel oluşturmamaktadır.
Danıştay 10. Daire, E. 2015/3266, K. 2020/4159Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire, E. 2015/3266, K. 2020/4159 sayılı kararında terör olayı niteliği taşıyan uyuşmazlıklarda izlenecek yöntemi belirlemiştir: mahkeme önce idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığını araştırmalı; bu haller mevcut değilse olayı 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmelidir. Söz konusu kararda; terör örgütüne ait olduğu değerlendirilen patlayıcı nedeniyle yaralanan kişinin davasında idarenin olaya özgü hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden ilk derece mahkemesi kararı bozulmuş ve olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında incelenmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
5233 sayılı Kanun kapsamında imzalanan sulhname, maddi tazminat isteminin doğrudan reddini gerektirmez. Danıştay 10. Daire, E. 2021/4063, K. 2023/2930 sayılı kararında sulhname ile ödenen tutarın yarar kalemi olarak kabul edilerek bilirkişi incelemesiyle belirlenecek maddi tazminattan düşülmesi gerektiğine hükmetmiştir. Sulhnamenin etkisi manevi tazminat istemini kapsamaz. Terör olayında ölen kişinin yakınlarına SGK tarafından bağlanan terör mağduru sivil vatandaş aylığı, destekten yoksun kalma zararının hesabında destek tutarından mahsup edilmesi gereken bir yarar kalemi oluşturur. Destekten yoksun kalan eşin yeniden evlenmesi hâlinde tazminat hakkı yeniden evlenme tarihine kadar olan süreyle sınırlı tutulur.
Yargılamada Delil ve Duruşma
İdari yargılamada idari işlem dosyası, tanık ifadeleri, bilirkişi raporları ve diğer belgeler delil olarak kullanılabilir. Dava dilekçesinde idari işlemin hangi yönden hukuka aykırı olduğu ve hangi hakların ihlal edildiği açıkça belirtilmelidir. 2577 sayılı İYUK'un 17. maddesi uyarınca Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal davalarında ve kanunda öngörülen parasal eşiği aşan tam yargı davalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır. Temyiz ve istinaf aşamalarında duruşma yapılması ise tarafların istemine ek olarak Danıştay ya da ilgili bölge idare mahkemesinin kararına bağlıdır. Duruşma talebi dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir; duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilmek zorundadır. Danıştay, mahkeme ve hâkim, kanundaki bu koşullara bağlı kalmaksızın resen de duruşma yapılmasına karar verebilir.
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 17Kaynağı aç
Sık Sorulan Sorular
İdare mahkemesinde dava açma süresi ne kadardır?
2577 sayılı İYUK'un 7. maddesi uyarınca özel kanunlarda başka bir süre belirlenmemişse dava açma süresi idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde otuz gündür. İdari uyuşmazlıklarda bu süre yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlar. Adresi belli olmayanlar için ilan yoluyla bildirim yapılmışsa süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar.
Yürütmenin durdurulması kararı için hangi şartlar aranır?
2577 sayılı İYUK'un 27. maddesi iki koşulun birlikte gerçekleşmesini öngörür: idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacak olması ve işlemin açıkça hukuka aykırı bulunması. Bu koşulların ikisi birlikte sağlansa dahi karar gerekçeli olmak zorundadır; gerekçede her iki koşulun nasıl oluştuğu ayrıca gösterilir. Yalnızca bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün Anayasa Mahkemesi'nce iptali istendiği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesi mümkün değildir.
İdare aleyhine tazminat davası açabilmek için ne gerekir?
Anayasa'nın 125. maddesi idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Tam yargı davasında zararın idare tarafından yürütülen kamu hizmetiyle nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Mahkeme önce hizmet kusuru bulunup bulunmadığını inceler; hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağını değerlendirir ve tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebini kararda açıkça belirtir.
Hizmet kusuru nedir?
Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ya da boşluktur; hizmetin kötü, geç veya hiç işlememesi biçiminde ortaya çıkar. Özel hukuktaki kişisel kusur anlayışından ayrışarak nesnelleşen, anonim ve bağımsız karaktere sahip bu sorumluluk temeli, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturur. Tıbbi uygulamalara ilişkin davalarda, hizmet kusurunun varlığını değerlendirecek bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip kişiler arasından seçilmesi ve somut tıbbi verilere dayanan nesnel gerekçelerle görüş bildirmesi gerekir.
Terör olayından zarar görürsem hangi yola başvurmalıyım?
Terör olaylarından doğan zararlar için 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuru yapılabilir; ancak bu yol, nedensellik bağına dayalı hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk iddiasıyla 2577 sayılı İYUK'un 13. maddesi uyarınca tam yargı davası açılmasının önünde engel değildir. Danıştay 10. Daire'nin E. 2015/3266, K. 2020/4159 sayılı kararında belirtildiği üzere; mahkeme önce idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluğunu araştırmalı, bu haller mevcut değilse olayı 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmelidir.
İdari yargıda duruşma talep etmek mümkün müdür?
Evet. İptal davalarında ve kanunda öngörülen parasal eşiği aşan tam yargı davalarında taraflardan biri duruşma talep edebilir; bu talep dava dilekçesi ya da savunma aşamasında yapılır. Duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce gönderilmek zorundadır. Temyiz ve istinaf aşamalarında ise duruşma, tarafların istemine ek olarak ilgili mahkemenin kararına bağlıdır. Mahkeme tarafların talebine gerek kalmaksızın da resen duruşma yapılmasına karar verebilir.
İlan edilen düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresi nasıl işler?
İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. İlgililer düzenleyici işlemi, uygulama işlemini ya da her ikisini birden dava konusu edebilir. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması, o işleme dayalı uygulama işleminin iptali önünde engel oluşturmaz.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

