İdari Yargıda Dava Açma: Dava Türleri, Süreler ve Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Yargıda Dava Açma: Dava Türleri, Süreler ve Sorumluluk

İdari yargı, kamu idarelerinin işlemleri ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetleyen özel bir yargı düzenidir. Bir idari karar ya da eylem hak ve menfaatlerinizi zedeliyorsa idare aleyhine dava açabilirsiniz; bu davalarda mahkeme hem zararı doğuran işlem veya eylemi hem de bundan doğan hukuki sonuçları inceler. Söz konusu düzenin temel çerçevesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) ile Anayasa'nın 125. maddesiyle oluşturulmuştur.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/4063, K. 2023/2930Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/4063 E.  ,  2023/2930 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/4063 Karar No : 2023/2930 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1) … ve … 'a velayeten, kendisine asaleten … 2) … , 3) … VEKİLLERİ : Av. … TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : 1. Hukuk Müşaviri Yrd. V. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …'ın 18/01/2016 tarihinde saat 09:30 sıralarında, İş-Kur vasıtasıyla çalışmakta olduğu Kilis İli, … Mahallesinde bulunan … İlkokulu bahçesine Suriye ülkesi sınırları içerisinde bulunan bir bölgeden atılan roket mermisinin isabet etmesi sonucu hayatını kaybetmesinde davalı idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğu ileri sürülerek müteveffanın eşi … için 50.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 85.260,27 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi, çocukları … ve … için ayrı ayrı 50.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, kayın validesi … ve kayın pederi … için ayrı ayrı 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararla, dava konusu olay nedeniyle davacılar yakını …'ın hayatını kaybetmesinde davalı idarenin sosyal risk ilkesi uyarınca kusursuz sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle, Mahkemelerince dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda, olay tarihi olan 18/01/2016 tarihi itibariyle davacılardan …’ın 85.260,27 TL, …'ın 21.520,96 TL, …’ın 34.087.97 TL destekten yoksun kalma maddi zararının bulunduğunun belirlendiği, bilirkişi raporu hükme esas alınabilir nitelikte bulunarak ve davacıların verdiği miktar artırım dilekçesi gözetilerek … için 21.520,96 TL, … için 34.087.97 TL maddi tazminat isteminin kabulü ile idareye başvuru tarihi olan 02/11/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birilikte ödenmesine fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, … için 85.260,27 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, 50.000,00 TL'sine idareye başvuru tarihi olan 02/11/2016 tarihinden, 35.260,27 TL'sine miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 29/11/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, dava konusu olay nedeniyle davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile takdiren …, … ve … için ayrı ayrı 75.000,00 TL, … ve … için ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihi olan 02/11/2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesince; terör olayı olduğu kabul edilen dava konusu olayda öncelikle idarenin hizmet kusuru/kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının araştırılıp bu haller yok ise sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali olarak kabul edilen 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmesi gerektiği, Suriye ülkesinden Kilis iline fırlatılan roket nedeniyle davacıların yakınının vefat etmesinde kamu hizmetinin yürütülmesinde idareye bir kusur atfedilemeyeceği, uyuşmazlığın sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde ve manevi tazminat istemine ilişkin uyuşmazlığın ise genel hükümler kapsamında karara bağlanması gerektiği, 5233 sayılı Kanun'un amacı, gerekçesi ve 12. maddesinin birlikte değerlendirilmesinden sulhnamenin imzalanmasından sonra dava açılmasına hukuki olanak bulunmadığı, bakılan uyuşmazlıkta davacıların olaydan sonra davalı idareye başvurduğu, başvurusu neticesinde ölüm nedeniyle komisyon ve davacılar temsilcisi arasında sulhname imzalandığı, sulhname ile davacıların uğradığı zararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın maddi tazminat açısından ortadan kalktığı, sulhnamenin tarafları bağlayıcı nitelik taşıdığı ve imzalama aşamasında davacıların iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığının görüldüğü, uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararının maddi tazminatın kabule ilişkin kısmına ilişkin yapılan istinaf isteminin kabulü ile kabul edilen maddi tazminata ilişkin kısımının kaldırılarak maddi tazminat istemlerinin reddi ile manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde ancak olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek bir miktarda olması gerektiği gerekçesiyle … ve … için hükmedilen ayrı ayrı 5.000,00 TL manevi tazminat yönünden tarafların istinaf istemlerinin reddine, diğer davacılar için hükmedilen ayrı ayrı 75.000,00 TL manevi tazminat yönünden davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı idarenin istinaf isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilerek davacılardan … için 50.000,00 TL, … ve … için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulü ile fazlaya ilişkin istemlerinin reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, maddi zararlarını sosyal risk kapsamında karşılanması gerektiği, bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle destekten yoksun kalma zararlarının belirlenerek hüküm kurulması gerekirken maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, yaşanan olay karşısında hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz kaldığı ileri sürülmektedir. Davalı idare tarafından, manevi tazminata hükmedilebilmesi için ağır hizmet kusurunun bulunması gerektiği, dava konusu olayda idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmayıp manevi tazminat istemleri yönünden de davanın reddi gerektiği, hükmedilen tazminat tutarlarının yüksek olduğu ileri sürülmektedir. TARAFLARIN SAVUNMALARI : Davacılar tarafından, davalı idarenin temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği; davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Bölge İdare Mahkemesi kararının, davacılardan …, … ve …'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısımı ile … ve …'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne ilişkin kısmının onanması, … ve …'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen reddine ilişkini kısmı ile maddi tazminatın reddine ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : …'ın 18/01/2016 tarihinde saat 09:30 sıralarında, İş-Kur vasıtasıyla çalışmakta olduğu Kilis İli, …Mahallesinde bulunan … İlkokulu bahçesine Suriye ülkesi sınırları içerisinde bulunan bir bölgeden atılan roket mermisinin isabet etmesi sonucu hayatını kaybetmesinde davalı idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğu ileri sürülerek davacılar tarafından, müteveffanın eşi … için 50.000,00 TL (miktar artırım dilekçesiyle 85.260,27 TL) maddi, 150.000,00 TL manevi, çocukları … ve … için ayrı ayrı 50.000,00 TL maddi, 150.000,00 TL manevi, kayın validesi … ve kayın pederi … için ayrı ayrı 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle görülmekte olan dava açılmıştır. Davacılardan … ile Kilis Valiliği arasında 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruya istinaden 09/03/2016 tarihinde imzalanan sulhname ile …'a 31.086,00 TL ödeme yapılmıştır. Kilis İl Özel İdaresinin …tarih ve …sayılı yazısında, davacılardan …, … ve …'a 5233 sayılı Kanun Ek-1. maddesi uyarınca aylık bağlandığı bildirilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Yine, Anayasa'nın 2. maddesinde, Devletin nitelikleri sayılmış ve sosyal bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış; 5. maddesinde, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış olup, "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" başlıklı 17. maddesinde, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu düzenlemelerden, tüm vatandaşların yaşama haklarının, devlet güvencesi ve onun pozitif yükümlülüğü kapsamı içinde koruma altında olduğu anlaşılmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacılardan … ve …'ın Manevi Tazminat İstemlerinin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine Yönelik İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurularının Reddine İlişkin Kısımı ile …'ın Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine Yönelik İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın davacılardan … ve …'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin kısmı ile …'ın manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun kısmen kabulü, kısmen reddi ile …'ın manevi tazminat isteminin 75.000,00 TL'sinin kabulüne ilişkin kısmının kaldırılarak takdiren 50.000,00 TL'sinin kabulüne, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi, usul ve hukuka uygun olup, taraflarca ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir. B- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davacılardan … ve …'ın Manevi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine Yönelik İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Manevi tazminat, kişinin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermeye yönelik bir tazmin aracı değil, manevi değerlerinde bir eksilme meydana gelen ve yaşama sevinci ve zevki azalan kişinin manen tatminini sağlamaya yönelik bir tazmin aracıdır. Manevi zararın başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın, zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmekte ise de, tam yargı davalarının niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı bir miktarda olması gerekmektedir. Temyiz konusu …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesince, Danıştayın yerleşik kararları, davacıların sosyo ekonomik durumu, manevi tazminatın özellikle ve öncelikle manevi tatmin olma amacı ve zararın mesleki riske dayalı olması gözetildiği gerekçesiyle … İdare Mahkemesinin manevi tazminatın kısmen kabulüne ilişkin kısmı kaldırılarak müteveffanın çocukları … ve … için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminat istemlerinin kabulüne, karar verilmişse de manevi tazminat, ilgililerin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin aracı olduğu gözetildiğinde, dava konusu olay nedeniyle davacılardan … ve …'ın küçük yaşta annelerini kaybetmeleri göz önünde bulundurulduğunda davacıların manevi varlığında meydana gelen zararın giderilebilmesi için Bölge İdare Mahkemesince … ve … için hükmedilen manevi tazminat tutarının yetersiz kalıp, … ve … için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmamaktadır. C- Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Davanın Maddi Tazminat İsteminin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine Yönelik İdare Mahkemesi Kararına Karşı Yapılan İstinaf Başvurusunun Kabulü İle Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısımının İncelenmesi: Bölge İdare Mahkemesince, dava konusu olay nedeniyle davacıların uğradıklarını ileri sürdükleri zararların karşılanması amacıyla yaptıkları başvuru üzerine Kilis Valiliği İl Zarar Tespit Komisyonunun 09/03/2016 tarihli kararı ile 5233 sayılı Kanun hükümleri uyarınca toplamda 31.086,00 TL ödeme yapılmasına karar verildiği, hak sahibi ve yetkili temsilci sıfatıyla davacılardan … ile idare arasında sulhnamenin imzalandığı, sulhname ile davacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın maddi tazminat açısından ortadan kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacıların iradesini fesada uğratan herhangi bir hususun da bulunmadığı görülen sulhname sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle Mahkeme kararının maddi tazminatın kabule ilişkin kısmında hukuka uygunluk görülmediği, maddi tazminat yönünden davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. İdare hukuku ilkelerine göre maddi zarar; idari işlem veya eylem nedeniyle kişinin malvarlığında meydana gelen azalma nedeniyle uğranılan zarar ile elde edilmesi kesin olan gelirden yoksun kalma sonucu uğranılan zarar olup; bedensel nitelikteki maddi zarar ise, kişinin sağlığına kavuşmak için yaptığı tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalması ya da yok olması nedeniyle elde edeceği gelirde meydana gelen azalmayı ifade etmektedir. Dava konusu olayda, davacıların yakını …'ın Suriye'den Kilis iline fırlatılan roket mermisinin patlaması neticesinde hayatını kaybetmesinden dolayı oluşan maddi zararın Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde idarece karşılanması gerektiği açıktır. Dosya kapsamında yer alan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının …tarih ve …sayılı yazısında davacılardan …'a, …sayılı yazısında davacılardan …'a, …sayılı yazısında davacılardan …'a 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında terör mağduru sivil vatandaş aylığı bağlandığı bildirilmiştir. Bu durumda Bölge İdare Mahkemesince davacıların destekten yoksun kalma zararlarının belirlenmesine yönelik olarak bilirkişi incelemesi yaptırılarak maddi zararları belirlenmelidir Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali çalışanın aylar itibariyle aldığı aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen terör mağduru sivil vatandaş aylıkları dikkate alınarak, desteğin aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan terör mağduru sivil vatandaş aylığı tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır. Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali çalışanın aylar itibariyle alabileceği aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan terör mağduru sivil vatandaş aylıkları dikkate alınarak, desteğin aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan terör mağduru sivil vatandaş aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile muhtemel ömrünün sonuna (TRH 2010 tablosuna göre) kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenecek terör mağduru sivil vatandaş aylıkları dikkate alınarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan terör mağduru sivil vatandaş aylığı tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Öte yandan, yapılacak hesaplamada, müteveffanın dava konusu olay tarihinde annesinin ve babasının hayatta olması gözetilerek destek payları belirlenirken; müteveffanın kendisi için 2 pay, eşi için 2 pay, annesi, babası ve çocuğu için ayrı ayrı 1 pay ayıracağı ihtimali gözetilerek hesaplama yapılması gerektiği noktasında da duraksama bulunmamaktadır. Ayrıca kural olarak eşin ölümü durumunda onun desteğinden yoksun kalan diğer eş yararına destekten yoksun kalınan süre ile sınırlı olarak destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilir. UYAP üzerinden yapılan araştırmada davacılardan …'ın 02/08/2019 tarihinde yeniden evlendiği anlaşılmaktadır. Bu durumda …'ın olay tarihi olan 18/01/2016 tarihinden yeniden evlendiği 02/08/2019 tarihine kadar olan dönem için hesaplanacak maddi tazminat hüküm altına alınmalıdır. Bununla birlikte …'ın sulhname ile aldığı 31.086,00 TL'nin yapılan hesaplamada yarar niteliği kabul edilerek düşülmesi gerekmektedir. Buna göre Bölge İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonrası düzenlenecek rapora göre maddi tazminat istemi hakkında yeniden bir karar verilmesi gerektiğinden, temyize konu kararın maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. Ayrıca yeniden verilecek kararda faiz başlangıç tarihi yönünden son Danıştay İçtihatlarının dikkate alınarak faiz başlangıç tarihinin belirleneceği de açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların ve davalı idarelerin temyiz istemlerinin kısmen reddi ile …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının; …İdare Mahkemesi kararının, …, …'ın manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının reddi ile …'In manevi tazminat isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının kısmen kabulü, kısmen reddi yönündeki kısmının ONANMASINA, 2. Davacılardan …, … ve …'ın temyiz istemlerinin kısmen kabulü ile …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının; …İdare Mahkemesi kararının, … ve …'ın manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının kısmen kabulü, kısmen reddi ile yönündeki kısmı ile …, … ve …'ın maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddi yolundaki kısmına karşı taraflarca yapılan istinaf başvurularının kısmen kabulü ile maddi tazminat isteminin reddi yönündeki kısmının BOZULMASINA, 3. Kararın bozulan kısmına yönelik olarak yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 31/05/2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6331 E.  ,  2020/4042 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/6331 Karar No : 2020/4042 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …. Bakanlığı (Mülga … Kurumu) VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACILAR) : Kendi Adına Asaleten Çocukları … ve …'ya Velayeten … VEKİLLERİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murisleri olan …'nın Bursa Devlet Hastanesinde gördüğü tıbbi müdahaleler nedeniyle hayatını kaybetmesi sonucu uğranıldığı ileri sürülen … için 1.000,00 TL (miktar artırım ile 119.996,32 TL), … için 1.000 TL (miktar artırım ile 26.904,87 TL), … için 1.000 TL (miktar artırım ile 13.355,24 TL) maddi, davacılardan her biri için 30.000,00'er TL manevi olmak üzere toplam 3.000 TL (miktar artırım ile 160.256,43 TL) maddi, 90.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararıyla; olaya ilişkin olarak ilgililer hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda özetle, kişinin 21/08/2012 tarihi saat 11:05'te fenalaştığı, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle ambulans çağrılması üzerine acil doktoru …'ın hastayı olay yerinde 10 dakika muayene ettiği, alınan ifadesine göre İYE tanısı ile Emojet ampul uyguladığı dikkate alındığında, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, yönünde görüş bildirildiği, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile anılan rapor birlikte değerlendirildiğinde, davacıların yakını …'nın ölümünde davalı idarenin ağır hizmet kusurunun bulunduğu, davacıların maddi zararlarının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan … tarihli raporda, …'nın ölümü nedeniyle, davacılardan …'nın destekten yoksun kaldığı tutar 119.996,32 TL, …'nın 26.904,87 TL, …'nın ise 13.355,24 TL olduğunun belirtildiği, bu durumda, davacılardan … için 119.996,32 TL, … için 26.904,87 TL, … için 13.355,24 TL olmak üzere toplam 160.256,43 TL maddi zararın davalı idarece yasal faiziyle birlikte tazmin edilmesi gerektiği, dava konusu olayda, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle davacıların eşi ve annelerini kaybetmeleri sonucu ağır elem, üzüntü, sıkıntı duydukları, davacılardan … için takdiren 20.000,00 TL, çocuklar … ve … için (ayrı ayrı) 30.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminat istemlerinin karşılanması, fazlaya ilişkin talebin ise reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların toplam 160.256,43 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, toplam 80.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda davalı idarenin ağır hizmet kusurunun bulunmadığı, hükmedilen tazminat tutarının çok yüksek olduğu, destekten yoksun kalma payları hesabının Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu, harçtan muaf olmasına rağmen nispi karar harcına davalı idare aleyhine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu'nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığının hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya sadece Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi …'nın, 21/08/2012 tarihinde saat 11.05'te evinde bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle fenalaştığı, bunun üzerine saat 11.16'da kızı tarafından ambulans çağrıldığı, saat 11.21'de gelen sağlık ekibinin hastayı muayene ettiği, bilincinin açık T.A.:11/8 olduğu, idrar yolu enfeksiyonu tanısıyla antiemetik bir ilaç olan Emojetin kas içine enjekte edilerek saat 11.32'de evden ayrıldıkları, ancak hastanın şikayetlerinin artması üzerine saat 12.05'te tekrar ambulans çağrıldığı, saat 12.11'de daha önce gelen sağlık ekibinin eve ulaştığı, müteveffanın tansiyonunun alınamadığı, bilincinin konfüze olduğu, bunun üzerine ambulansla Bursa Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada serebrovasküler olay?, aort disseksiyonu? ön tanılarıyla kan tetkikleri ile kranyo CT ve toraks CT istendiği, kranyo CT çekildiği, ancak toraks CT çekilirken kardiyak arrest geliştiği, resüsitasyona cevap alınamaması üzerine saat 14.30'da ex kabul edildiği, yapılan otopsisinde kişinin ölümünün kalp hastalığı sonucu meydana gelmiş olduğunun saptandığı, davacılar tarafından, 27/06/2013 tarihinde dava konusu olay nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle davalı idareye başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun reddi üzerine 12/09/2013 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, ilgililer hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda özetle, "kişinin 21/08/2012 tarihi saat 11:05'te fenalaştığı, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle ambulans çağrılması üzerine doktor …'ın hastayı olay yerinde 10 dakika muayene ettiği, alınan ifadesine göre İYE tanısı ile Emojet ampul uyguladığı dikkate alındığında, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu", kişiye müdahalede bulunan diğer doktorların uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, ilgili diğer doktorlara atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği yönündeki tıbbi ihmale dayalı tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Davacılar murisi …'nın, 21/08/2012 tarihinde saat 11.05'te evinde bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle fenalaşması üzerine çağrılan ambulansta gelen doktor … hakkında görevi kötüye kullanmak ve taksirle ölüme neden olmak suçları dolayısıyla açılan ceza davasında … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararıyla, taksirle ölüme neden olma suçu bakımından, ölüm olayının kalp krizinden gerçekleşmesi ve alınan doktor raporunda müdahale edildiği takdirde dahi hastanın kurtulmasının kesin olmadığının belirtilmesi karşısında atılı suçun unsurları oluşmadığından beraatine, görevi kötüye kullanmak suçu bakımından, göğüs ağrısı bulantı ve kusma şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye götürülmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, bu şekilde görevini ihmal ettiğinden 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmemek suretiyle taksirle ölüme neden olma suçu yönünden 26/06/2014 tarihinde, görevi kötüye kullanmak suçu yönünden 18/07/2014 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, müteveffanın 21/08/2012 tarihi saat 11:05'te fenalaşması üzerine bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle ambulans çağrıldığı, doktor …'ın hastayı olay yerinde 10 dakika muayene ettiği, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu belirtilmekle birlikte, hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesinin ölüme ne oranda etkisinin olduğu hususunda değerlendirme yapılmadığı, ayrıca Adli Tıp Kurumu raporunda kardiyoloji uzmanı katılımı olmadan görüş bildirildiği, adı geçen doktorun müteveffanın ölümüne taksirle sebebiyet vermediği de dikkate alındığında, davacılar murisinin vefatında davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının açık ve net olarak ortaya konmadığı, anılan bilirkişi raporunun, yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, müteveffanın muayene ve tedavi sürecine ilişkin dosyadaki tüm belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili (kardiyoloji uzmanı gibi) uzmanların oluşturduğu İhtisas Dairesi Kurulundan, davacılar murisinin bulantı kusma göğüs ağrısı şikayetleri bulunduğu dikkate alındığında, EKG'sinin çekilmesi ve hastaneye sevk edilmesinin gerekip gerekmediği, EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesinin hastanın ölümünde etkisinin olup olmadığı, hastaneye götürüldükten sonraki süreçte teşhis ve tedavisinde gecikme bulunup bulunmadığı, teşhis sürecinde gereken dikkat ve özenin gösterildiğinden söz edilip edilemeyeceği, müteveffaya uygulanan tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı hususlarında, taraf iddialarının açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan, müteveffaya, Bursa Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi ameliyelerde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan hayatını kaybettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen toplam 160.256,43 TL maddi, 90.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi isteminden kaynaklanan işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Mahkemece, esastan yeniden karar verilirken dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın res'en ilgililere davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ihbarı gerektiği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın kısmen kabulü, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararının kabule ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İdari Yargı Düzeninin Kademeli Yapısı

İdari yargı üç kademeden oluşur. İdare mahkemeleri, idarenin merkezi ve yerel organlarının kararlarını inceleyen ilk derece mahkemelerdir; görev sınırları İYUK ve özel kanunlarla ayrıntılı biçimde belirlenmiştir. Bu mahkemelerin kararlarına karşı itiraz yolu bölge idare mahkemelerine açıktır. En üst kademede yer alan Danıştay ise bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarına yönelik temyiz başvurularını karara bağlar; bozma kararı verilebilmesi 2577 sayılı İYUK'un 49. maddesinde öngörülen sebeplerin varlığına bağlıdır. Danıştay kararları kesindir.

İdari işlemler, idarenin tek taraflı irade beyanıyla doğar; vatandaşın rızasına gerek yoktur. Tesis edilen her idari işlem, tesis anında hukuka uygun kabul edilir; ancak bu karine idari yargı kararıyla bozulabilir. İdarenin işlem yapabilmesi kanunilik ilkesine dayanır: idare, kanunda açıkça kendisine tanınmış yetkilerin dışına çıkamaz.

İdari Dava Türleri

2577 sayılı İYUK'un 2. maddesi idari dava türlerini üç ana grupta toplamaktadır. İptal davaları; idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğunu ileri süren ve menfaati ihlal edilen kişilerce açılır. Tam yargı davaları ise idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin idare aleyhine açtığı tazminat davalarıdır; mahkeme burada hem zararı doğuran işlem veya eylemi hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit eder. Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar ise idari yargı kapsamı dışında tutulmuştur.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – 1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.[3] 3. (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/185 md.) İdari davaların açılması:

İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır; idare mahkemeleri yerindelik denetimi yapamaz. Bunun yanı sıra mahkemeler, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun yerine getirilmesini kısıtlayacak ya da idarenin takdir yetkisini ortadan kaldıracak nitelikte karar veremez.

Dava Açma Süreleri

2577 sayılı İYUK'un 7. maddesinin birinci fıkrasına göre dava açma süresi, özel kanunlarda ayrı bir süre öngörülmeyen hallerde Danıştay ile idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür. İdari uyuşmazlıklarda bu süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Adresi belli olmayan kişilere ilan yoluyla bildirim yapıldığında, özel kanunda aksine hüküm yoksa dava açma süresi son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

İlan gerektiren düzenleyici işlemlerde süre, ilan tarihini izleyen günden itibaren akar. Bu tür işlemlere karşı ilgililer; düzenleyici işlemi, uygulama işlemini ya da her ikisini birden dava konusu edebilir. Düzenleyici işlemin ayrıca iptal edilmemiş olması, o işleme dayalı uygulama işleminin iptali önünde engel oluşturmaz.

Yürütmenin Durdurulması

İdari yargıda dava açılması, dava edilen idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz. Yürütmenin durdurulması için mahkemeye ayrıca talepte bulunulması gerekir. 2577 sayılı İYUK'un 27. maddesine göre bu tedbire hükmedilebilmesi iki koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlıdır: işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacak olması ve işlemin açıkça hukuka aykırı bulunması. Kural olarak idarenin savunması alındıktan ya da savunma süresi geçtikten sonra karar verilir; kararda her iki koşulun dayandırıldığı gerekçeler açıkça gösterilmek zorundadır. Dava dilekçesi ve eklerinden istemin yerinde olmadığı anlaşılırsa, savunma beklenmeksizin istem reddedilebilir. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerde ise savunma alınmaksızın da yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir; bu kural kamu görevlileri hakkındaki atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirme işlemleri için geçerli değildir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27 – (Değişik: 10/6/1994-4001/12 md.) 1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/57 md.) Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. (Ek cümle: 21/2/2014-6526/17 md.) Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.[20] 3. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir. 4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022-7351/2 md.) (İptal cümle:Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2022/14, K.: 2022/70 sayılı Kararı ile.) 5. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir. 6. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. 7. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine (…)[21] kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. 8. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. 9. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Yürütmenin durdurulmasına dair verilen kararlar onbeş gün içinde yazılır ve imzalanır. 10. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz. Kararların sonuçları:[22]

Yalnızca ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesi mümkün değildir. Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması talebinde bulunulamaz. Bu kararlara karşı, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz yoluna başvurulabilir; itiraz mercii dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorunda olup bu karar kesindir.

Yürütmenin durdurulması kararları kural olarak teminat karşılığında verilir; ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

İdarenin Tazminat Sorumluluğu

Anayasa'nın 125. maddesi, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunu açık tutmakta; aynı maddenin son fıkrası idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. 2577 sayılı İYUK'un 2/1-b maddesi uyarınca idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilenlerin açtığı tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayılmaktadır. İdare, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazmin etmek zorundadır; bu sorumluluk, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde doğar.

Tam yargı davalarında mahkeme önce zarara yol açtığı ileri sürülen işlem veya eylemin hukuka uygunluğunu denetler; ardından hizmet kusuru bulunup bulunmadığını araştırır. Hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağı incelenir. Tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebi kararda açıkça belirtilmek zorundadır.

Hizmet kusuru; idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ya da boşluk olarak tanımlanır. Hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi bu kusurun başlıca görünüm biçimleridir. Hizmet kusuru, özel hukuktaki kişisel kusur anlayışından ayrışarak nesnelleşen ve anonim bir nitelik kazanan bir sorumluluk temelidir; idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturur. İdareler, kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları kurarak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda, hizmetin özelliğine uygun seçilmiş ve yetiştirilmiş personelle hizmeti yürütmekle yükümlüdür.

Tazminat; maddi zararları ve manevi zararları kapsayabilir. Manevi tazminat zenginleşmeye yol açmayacak biçimde belirlenmeli; manevi zararın varlığı yalnızca şeref veya haysiyet kırıcı eylemlerle ya da ölüm ve sakatlık hâllerine özgü tutulmamalıdır. Zarar görenin kendi kusuruyla zararı büyütmesi veya zararın tamamen kendisinden kaynaklanması hâlinde idarenin sorumluluktan kurtulabileceği kabul edilmektedir; ancak bu hal, sorumluluktan kurtuluşun tek olası gerekçesi değildir.

Sağlık Hizmetlerinden Doğan Zararlarda Sorumluluk

Sağlık hizmeti, riskli bir nitelik taşıdığından idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması, zararın hizmet kusuru sonucunda meydana gelmiş olmasına bağlıdır. Tıbbi ihmale dayalı davalarda bilirkişinin, somut tıbbi verileri kullanarak her türlü şüpheden uzak ve nesnel bir sonuca ulaşması; bu sonucu somut gerekçelere dayandırması gerekir. Bilirkişiler, uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip kişiler arasından seçilmelidir. Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042 sayılı kararında yetersiz bilirkişi raporuna dayalı olarak karar veren ilk derece mahkemesinin kararını bu gerekçeyle bozmuş; ilgili uzmanlık alanlarını kapsayan bir ihtisas dairesi kurulundan rapor alınarak hizmet kusurunun belirlenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. Aynı kararda, idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişilerin tespit edilerek davanın ilgililere ihbar edilmesi gerektiği de belirtilmiştir.

Terör Olaylarından Doğan Zararlar ve 5233 Sayılı Kanun

Terör olaylarından kaynaklanan zararlar kendine özgü bir tazminat rejimine tabidir. 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarına özgü sosyal risk ilkesini kanunlaştırmıştır; bu nedenle idari yargı yerlerinin aynı olaylar bakımından söz konusu Kanun dışında sosyal risk ilkesini bağımsız olarak uygulaması mümkün değildir. Bununla birlikte 5233 sayılı Kanun, nedensellik bağına dayalı hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleriyle 2577 sayılı İYUK'un 13. maddesi uyarınca tam yargı davası açılmasının önünde engel oluşturmamaktadır.

Danıştay 10. Daire, E. 2015/3266, K. 2020/4159Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2015/3266 E.  ,  2020/4159 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2015/3266 Karar No : 2020/4159 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- … … 12- … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar vekilleri tarafından, … ili, … ilçe, … köyünde ikamet eden müvekkilleri davacılardan …'ın … köyü, … Yaylası Mevkii olarak adlandırılan bölgede çobanlık yaparken bulduğu bir cismin patlaması sonucu sakat kalması nedeniyle olayda davalı idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen toplam 600.000,00 TL maddi ve 295.000,00 TL manevi (… için 600.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, … için 30.000,00 TL manevi, … için 30.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi) zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacılardan …'ın yaralanmasına neden olan cismin niteliği itibariyle patlayıcı olup olmadığının anlaşılamadığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterinde böyle bir patlayıcının mevcut olmadığından Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından olayın olduğu bölgeye yerleştirilmesine olanak bulunmadığı, olay yerinin askeri yasak bölge kapsamından çıkarılmış ve vatandaşın kullanımına açık olan bir bölge olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı gibi kusursuz sorumluluk ilkesi gereği de tazminat koşulların oluşmadığı anlaşıldığından, davacılarının tazminat talebinin kabulüne olanak bulunmadığı, öte yandan, davacı vekilince dava dilekçesinde davalı idarenin sosyal risk gereği olayda tazminat yükümlülüğünden bahsedilmiş ise de, davacı vekilince tazminata konu olay nedeniyle 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tazminat talebiyle Iğdır Valiliği'ne yapılan başvurunun Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'nun … tarih ve …. sayılı kararı ile reddedildiği, sosyal risk nedeniyle tazminat talebinin ancak Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'nun … tarih ve …. sayılı kararına karşı açılacak davada ileri sürülebileceği, kaldı ki zararın tazmini istemiyle 04/01/2013 tarihinde yapılan başvurunun da 5233 sayılı Yasa kapsamında bir başvuru olmadığı, söz konusu başvuruda idarenin hizmet kusuru nedeniyle tazminat talebinde bulunulduğundan, bu yönüyle de davanın reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, vatandaşların kullanımına açık bir bölgede meydana gelen olayda idarenin kusurlu olduğu, 5233 sayılı Kanun kapsamında idareye herhangi bir başvuru yapılmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dava, Iğdır ili, Merkez ilçe, Karakuyu köyünde ikamet eden müvekkilleri davacılardan …'ın … köyü … Yaylası Mevkii olarak adlandırılan bölgede çobanlık yaparken bulduğu bir cismin patlaması sonucu sakat kalması nedeniyle olayda davalı idarenin kusursuz sorumluluğu bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen toplam 600.000,00 TL maddi ve 295.000,00 TL manevi (… için 600.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, … için 30.000,00 TL manevi, … için 30.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi, … için 15.000,00 TL manevi) zararın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 5233 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, bu Kanunun amacının, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek olduğu; 2. maddesinde, bu Kanunun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1, 3, ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsadığı belirtilmiş; 7. maddesinin (b) bendinde; yaralanma, engelli hale gelme ve ölüm hallerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri; (c) bendinde, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan maddî zararları, bu Kanuna göre sulh yoluyla karşılanabilecek zarar kalemleri arasında sayılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Terör olayları nedeniyle meydana gelen zararların tazminini öngören 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör olaylarından doğan zararların tazminine yönelik tam yargı davalarında idari yargı yerlerince 5233 sayılı Kanun dışında sosyal risk ilkesinin uygulanması olanağını ortadan kaldırmıştır. Sosyal risk ilkesinin, terör olaylarına ilişkin olarak 5233 sayılı Kanunla kanunlaşması karşısında, sosyal risk ilkesine dayalı tazmin istemlerinin anılan Kanun ile yapılan tanım ve sınırlandırılmalar çerçevesinde karara bağlanması zorunludur. Ancak, 5233 sayılı Kanun, sosyal risk ilkesi dışında, nedensellik bağına dayalı, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk sebepleri nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre tam yargı davası açılmasına engel oluşturmamaktadır. Bu halde mahkemenin öncelikle terör olayı olduğu kabul edilen dava konusu olayda; idarenin hizmet kusuru/kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığının araştırılıp bu haller yok ise sosyal riskin terör olayları için yasalaşmış hali kabul edilen 5233 sayılı Kanun kapsamında olayı değerlendirmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; 27/07/2012 tarihinde davacılardan …'ın Iğdır ili, Merkez ilçe … köyü … yaylası … tepe mevkii olarak adlandırılan bölgede hayvan otlatırken bulduğu poşeti çubukla karıştırması sonucu poşet içerisinde bulunan patlayıcının infilak etmesi sonucu yaralandığı, patlama sonucu …'ın tüm vücut fonksiyonlarında %84 oranında kayıp meydana geldiği, olay nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların tazmini istemiyle 04/01/2013 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddi üzerine, uğranıldığı ileri sürülen zarar karşılığı toplam 600.000,00 TL maddi ve 295.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu olayda, Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan … tarih ve … soruşturma numaralı ve … fezleke numaralı fezlekede …'ın yaralanmasına neden olan patlayıcı maddenin mevzilere PKK terör örgütü üyelerince konulduğu, …'ın hayvan otlatırken askeri mevzii içerisindeki poşeti çubukla karıştırırken patlayıcı maddenin infilak etmesi üzerine yaralandığı bilgisine yer verildiği, Iğdır İl Jandarma Komutanlığı'nın Erzurum Jandarma Bölge Komutanlığı'na gönderdiği … tarih ve …. sayılı yazıda, … yaylasının Bakanlar Kurulu'nun 06/10/1999 tarih ve 99/13434 sayılı kararı uyarınca birinci derece askeri yasak bölge kapsamından çıkartılıp ikinci derece askeri yasak bölge kapsamına alındığı, bu tarihten itibaren Iğdır Valiliği'nce söz konusu bölgenin yayla ve mera kullanımına açıldığı ve … tarih ve …. sayılı Iğdır Valiliği'nin genel emrinde … yaylasının vatandaşın kullanımına açık olduğu bilgisinin yer verildiği, patlama sonrası davacının vücudundan çıkartılan parçanın Jandarma Kriminal Daire Başkanlığı'nca yapılan incelemesi sonucu hazırlanan … tarih ve …. sayılı uzmanlık raporunda, incelemeye verilen eşya bölümünde belirtilen parça üzerinde yapılan kimyasal analizler neticesinde organik veya inorganik yapıda herhangi bir patlayıcı madde artığına rastlanmadığı bilgisine yer verildiği görülmektedir. Bu durumda, terör örgütüne ait olma ihtimali bulunan mühimmat sebebiyle yaralanan davacının olayına ilişkin, idarenin olayla ilgili hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk haline sebep olacak olaya özgü ve kabul edilebilir bir sorumluluğunun bulunmadığı, davacının yararlanmasına sebebiyet veren durumun terör olayı olup olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekirken olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı ve kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir. Öte yandan; İdare Mahkemesince, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca tazminat talebiyle Iğdır Valiliği'ne yapılan başvurunun Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'nun … tarih ve …. sayılı kararı ile reddedildiği, sosyal risk nedeniyle tazminat talebinin ancak Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'nun … tarih ve …. sayılı kararına karşı açılacak davada ileri sürülebileceği, kaldı ki zararın tazmini istemiyle 04/01/2013 tarihinde yapılan başvurunun da 5233 sayılı Kanun kapsamında bir başvuru olmadığı, söz konusu başvuruda idarenin hizmet kusuru nedeniyle tazminat talebinde bulunulduğundan, bu yönüyle de davanın reddi gerektiği belirtilmiş ise de; 04/01/2013 tarihli başvuru dilekçesi incelendiğinde tazminat istemli dilekçenin İçişleri Bakanlığı'na gönderilmek üzere Iğdır Valiliği'ne verildiği, dilekçenin önce Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'na gönderildiği, komisyonca yapılan incelemede dilekçenin 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığının anlaşılması üzerine Iğdır Valiliği'ne iade edildiği, Iğdır Valiliği'nce de dilekçenin davalı idareye gönderildiği, anılan başvuru dilekçesine davalı idarece cevap verilmemesi üzerine bakılan davanın açıldığı, olayda davacılar tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında Iğdır Valiliği Zarar Tespit Komisyonu'na yapılmış bir başvuru olmadığı gibi anılan komisyonca başvurunun reddi yolunda tesis edilmiş bir işlemin de olmadığı görülmektedir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Danıştay 10. Daire, E. 2015/3266, K. 2020/4159 sayılı kararında terör olayı niteliği taşıyan uyuşmazlıklarda izlenecek yöntemi belirlemiştir: mahkeme önce idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluk halinin bulunup bulunmadığını araştırmalı; bu haller mevcut değilse olayı 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmelidir. Söz konusu kararda; terör örgütüne ait olduğu değerlendirilen patlayıcı nedeniyle yaralanan kişinin davasında idarenin olaya özgü hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddeden ilk derece mahkemesi kararı bozulmuş ve olayın 5233 sayılı Kanun kapsamında incelenmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

5233 sayılı Kanun kapsamında imzalanan sulhname, maddi tazminat isteminin doğrudan reddini gerektirmez. Danıştay 10. Daire, E. 2021/4063, K. 2023/2930 sayılı kararında sulhname ile ödenen tutarın yarar kalemi olarak kabul edilerek bilirkişi incelemesiyle belirlenecek maddi tazminattan düşülmesi gerektiğine hükmetmiştir. Sulhnamenin etkisi manevi tazminat istemini kapsamaz. Terör olayında ölen kişinin yakınlarına SGK tarafından bağlanan terör mağduru sivil vatandaş aylığı, destekten yoksun kalma zararının hesabında destek tutarından mahsup edilmesi gereken bir yarar kalemi oluşturur. Destekten yoksun kalan eşin yeniden evlenmesi hâlinde tazminat hakkı yeniden evlenme tarihine kadar olan süreyle sınırlı tutulur.

Yargılamada Delil ve Duruşma

İdari yargılamada idari işlem dosyası, tanık ifadeleri, bilirkişi raporları ve diğer belgeler delil olarak kullanılabilir. Dava dilekçesinde idari işlemin hangi yönden hukuka aykırı olduğu ve hangi hakların ihlal edildiği açıkça belirtilmelidir. 2577 sayılı İYUK'un 17. maddesi uyarınca Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal davalarında ve kanunda öngörülen parasal eşiği aşan tam yargı davalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır. Temyiz ve istinaf aşamalarında duruşma yapılması ise tarafların istemine ek olarak Danıştay ya da ilgili bölge idare mahkemesinin kararına bağlıdır. Duruşma talebi dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir; duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilmek zorundadır. Danıştay, mahkeme ve hâkim, kanundaki bu koşullara bağlı kalmaksızın resen de duruşma yapılmasına karar verebilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 17Kaynağı aç
Madde 17 – 1. (Değişik: 5/4/1990-3622/7 md.) Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve yirmibeşbin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı yirmibeşbin Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır.[13] 2. Temyiz ve istinaflarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır.[14] 3. Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir. 4. (Değişik: 5/4/1990-3622/7 md.) 1 ve 2 nci fıkralarda yer alan kayıtlara bağlı olmaksızın Danıştay, mahkeme ve hakim kendiliğinden duruşma yapılmasına karar verebilir. 5. Duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce taraflara gönderilir. Duruşmalara ilişkin esaslar:

Sık Sorulan Sorular

İdare mahkemesinde dava açma süresi ne kadardır?

2577 sayılı İYUK'un 7. maddesi uyarınca özel kanunlarda başka bir süre belirlenmemişse dava açma süresi idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde otuz gündür. İdari uyuşmazlıklarda bu süre yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlar. Adresi belli olmayanlar için ilan yoluyla bildirim yapılmışsa süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar.

Yürütmenin durdurulması kararı için hangi şartlar aranır?

2577 sayılı İYUK'un 27. maddesi iki koşulun birlikte gerçekleşmesini öngörür: idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğacak olması ve işlemin açıkça hukuka aykırı bulunması. Bu koşulların ikisi birlikte sağlansa dahi karar gerekçeli olmak zorundadır; gerekçede her iki koşulun nasıl oluştuğu ayrıca gösterilir. Yalnızca bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün Anayasa Mahkemesi'nce iptali istendiği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilmesi mümkün değildir.

İdare aleyhine tazminat davası açabilmek için ne gerekir?

Anayasa'nın 125. maddesi idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Tam yargı davasında zararın idare tarafından yürütülen kamu hizmetiyle nedensellik bağının kurulabilmesi gerekir. Mahkeme önce hizmet kusuru bulunup bulunmadığını inceler; hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağını değerlendirir ve tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebini kararda açıkça belirtir.

Hizmet kusuru nedir?

Hizmet kusuru, idarenin yürütmekle görevli olduğu hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ya da boşluktur; hizmetin kötü, geç veya hiç işlememesi biçiminde ortaya çıkar. Özel hukuktaki kişisel kusur anlayışından ayrışarak nesnelleşen, anonim ve bağımsız karaktere sahip bu sorumluluk temeli, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturur. Tıbbi uygulamalara ilişkin davalarda, hizmet kusurunun varlığını değerlendirecek bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip kişiler arasından seçilmesi ve somut tıbbi verilere dayanan nesnel gerekçelerle görüş bildirmesi gerekir.

Terör olayından zarar görürsem hangi yola başvurmalıyım?

Terör olaylarından doğan zararlar için 5233 sayılı Kanun kapsamında başvuru yapılabilir; ancak bu yol, nedensellik bağına dayalı hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk iddiasıyla 2577 sayılı İYUK'un 13. maddesi uyarınca tam yargı davası açılmasının önünde engel değildir. Danıştay 10. Daire'nin E. 2015/3266, K. 2020/4159 sayılı kararında belirtildiği üzere; mahkeme önce idarenin hizmet kusuru ya da kusursuz sorumluluğunu araştırmalı, bu haller mevcut değilse olayı 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirmelidir.

İdari yargıda duruşma talep etmek mümkün müdür?

Evet. İptal davalarında ve kanunda öngörülen parasal eşiği aşan tam yargı davalarında taraflardan biri duruşma talep edebilir; bu talep dava dilekçesi ya da savunma aşamasında yapılır. Duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az otuz gün önce gönderilmek zorundadır. Temyiz ve istinaf aşamalarında ise duruşma, tarafların istemine ek olarak ilgili mahkemenin kararına bağlıdır. Mahkeme tarafların talebine gerek kalmaksızın da resen duruşma yapılmasına karar verebilir.

İlan edilen düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresi nasıl işler?

İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. İlgililer düzenleyici işlemi, uygulama işlemini ya da her ikisini birden dava konusu edebilir. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması, o işleme dayalı uygulama işleminin iptali önünde engel oluşturmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu