İdare Hukukunda Dava Türleri, Süreler ve Yürütmenin Durdurulması

by Avukat Erdal Ersoy
İdare Hukukunda Dava Türleri, Süreler ve Yürütmenin Durdurulması

İdare Hukuku Nedir ve Hangi Yargı Kolunda Görülür

İdare hukuku, devletin ve kamu kurumlarının bireyler ile şirketlerle ilişkilerini düzenleyen; idarenin tüm işlem ve eylemlerini hukuka uygunluk denetimine tabi tutan temel bir hukuk dalıdır. Bu alandan doğan uyuşmazlıklar adli yargıda değil, idari yargıda çözüme kavuşturulur. İdari yargı düzeni idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay'dan oluşmaktadır.

İdari İşlem ve İdari Eylem: Temel Ayrım

Tam yargı davası açmadan önce zararın hangi tür idari tasarruftan kaynaklandığının belirlenmesi, uygulanacak dava açma süresi rejimi bakımından zorunludur. İdari işlemler; idari makamların tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran, kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikteki tasarruflardır. İdari eylem ise idarenin işlevi sırasında gerçekleştirdiği, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan ya da idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyet veya hareketsizlik olarak tanımlanmaktadır. Bu iki kavramın ayrımı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun farklı usul rejimlerine tabi tuttuğu iki ayrı dava yolunu belirlemektedir.

Danıştay 6. Daire, E. 2021/7177, K. 2021/12511Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2021/7177 E.  ,  2021/12511 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/7177 Karar No : 2021/12511 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLLERİ : Av. …, Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : …Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Mersin İli, Yenişehir İlçesi, …Mahallesi, …pafta, …ada, …parsel sayılı taşınmazda bulunan, davacının da …numaralı bağımsız bölüm sahibi olduğu …blok numaralı binanın yıkılmasında davalı idarenin hizmet kusuru olduğundan bahisle, uğranıldığı iddia edilen toplam 39.000,00 TL (ıslah edilmek suretiyle 229.040,61 TL) zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararda; davanın kabulü ile 229.040,61 TL maddi tazminatın 39.000,00 TL'lik kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 28/07/2017 tarihinden itibaren, 190.040,61 TL'lik kısmının ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 22/10/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: Temyize konu kararda; dava açma süresinin kamu düzeniyle ilgili re'sen gözetilmesi gereken bir husus olduğu, buna göre de davanın, hizmet kusurunun dayanağı olan iskan raporundan kaynaklı olduğu ve anılan raporun en geç dava açılmasından yaklaşık bir yıl önce öğrenildiğinin açık olduğu, bu durumda, idari işlemden kaynaklı tazminat istemiyle açılan bu davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle İdare Mahkemesi kararı kaldırılarak, süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Bölge İdare Mahkemesi kararında, ortaya çıkan zararın salt idari işlemden (yapı kullanma izin belgesinden) kaynaklandığı, bu nedenle riskli yapı tespit raporuyla zararın öğrenildiği 14/11/2016 tarihinden itibaren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. ve 12. maddeleri uyarınca 60 gün içinde dava açılması gerektiği, davanın ise bu süre geçtikten sonra açıldığından bahisle süre yönünden reddine karar verildiği, ancak idarenin dava konusu taşınmazda hiçbir önlem almayarak hareketsiz kaldığı, üzerine düşen denetim görevini yerine getirmediği, bu nedenle zararın idarenin eylemine bağlı olarak meydana geldiği, zararın eylemden kaynaklanması nedeniyle öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içerisinde idareye başvurulduğu, dolasıyla davanın süresinde olduğu belirtilerek, hukuka aykırı olan kararın bozulması gerektiği iddia edilmiştir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Uyuşmazlığın, dava konusu yapının ruhsat ve eki projesine, fen kurallarına uygun yapılmamasına rağmen, idare tarafından taşınmaz hakkında yapı kullanma izin belgesi düzenlendiği iddiasından kaynaklandığı, dolayısıyla zararın idare tarafından mevzuata aykırı olarak tesis edildiği öne sürülen idari işlemden (yapı kullanma izin belgesi) doğduğu, bu nedenle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. ve 11. maddeleri uyarınca davanın zararın öğrenildiği belirtilen 10/10/2016 tarihinden itibaren 60 gün içinde açılması gerektiği, bu tarihten çok sonra açılan davada süre aşımı bulunduğunun açık olduğu belirtilerek, temyiz isteminin reddi ile usul ve kanunu uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının Dairemiz kararında belirtilen gerekçe ile bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17/2. maddesi uyarınca duruşma yapılmasına gerek görülmeyerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Mersin İli, Yenişehir İlçesi, …Mahallesi, …pafta, …ada, …parsel sayılı taşınmazda bulunan, davacının da 5 numaralı bağımsız bölüm sahibi olduğu …blok numaralı bina hakkında düzenlenen riskli yapı tespit raporuna göre; binanın Deprem Yönetmeliğine ve mevcut projeye uygun olmayan kolon demirleri ve yeterli etriye çapı, aralığı, sayısı ve sıkılaştırılma yapılmaması nedeniyle deprem açısından risk oluşturduğunun, binanın hedeflenen deprem performansını sağlamadığının, binanın mevcut durumda kullanımının can güvenliği bakımından sakıncalı olduğunun tespit edilmesi üzerine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Mersin İl Müdürlüğünün 20/10/2016 tarihinde onaylanan kararıyla taşınmazın riskli yapı olarak tescillendiği anlaşılmış ve …. Tüketici Mahkemesi'nin E: …D.İş sayılı dosyasında düzenlenen 31/10/2016 tarihli bilirkişi raporuna göre de, söz konusu binanın mukavemetini tamamen kaybettiği, güçlendirme çalışması ile mukavemetinin sağlanamayacağı belirtilmiştir. Taşınmaz hakkında düzenlenen riskli yapı kararı üzerine, bağımsız bölüm malikleri tarafından taşınmaz yıktırılarak, yıkım ruhsatı düzenlenmiş, davacı tarafından ise, taşınmazın yıkılmasında idarenin denetim görevini ihmal ettiği, hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülerek oluşan zararın tazmin edilmesi gerektiğinden bahisle idareye yapılan 28/07/2017 tarihli başvuru, idare tarafından 04/08/2017 tarihli işlem ile reddedilmiştir. Bunun üzerine, Mersin İli, Yenişehir İlçesi, …Mahallesi, …, …ada, …parsel sayılı taşınmazda bulunan, davacının …numaralı bağımsız bölüm sahibi olduğu …blok numaralı binanın yıkılmasında davalı idarenin hizmet kusuru olduğundan bahisle, uğranıldığı iddia edilen toplam 39.000,00 TL (ıslah edilmek suretiyle 229.040,61 TL) zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talebiyle 06/10/2017 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, son fıkrasında da, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde de; idarenin eylem ve işlemlerinden dolayı hakları muhtel olan kişiler tarafından tam yargı davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 7. maddesinde; dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, 12. maddesinde, İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, 13. maddesinde ise, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün (olay tarihinde altmış gün) içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği, hüküm altına alınmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari işlemler ve bu işlemlerin uygulanması ile idari eylemler sonucu meydana gelen hak ihlallerinin giderilmesi istemiyle açılacak tam yargı davalarına yönelik olarak 2577 sayılı Yasada ayrı usul hükümleri ve farklı dava açma süreleri öngörülmüştür. Yasanın 13. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurularak, başvurunun kısmen, tamamen veya zımnen reddi halinde bu tarihten itibaren dava açma süresi içinde dava açılması gerekirken; 12. maddede yer alan düzenleme uyarınca; idari işlemlerin yol açtığı hak kayıplarının giderilmesinin istenilmesi halinde ise doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasının açılması veya ilk önce iptal davası açılarak bu davanın karara bağlanması üzerine veya işlemin icrası nedeniyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içerisinde tam yargı davasının açılması gerekmektedir. 2577 sayılı Yasadaki bu farklı düzenleme nedeniyle öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen tasarrufların nitelendirilmesi, idari işlem mi yoksa idari eylem mi olduklarının belirlenmesi gerekmektedir. İdari işlemler, idari makam ve mercilerin idari faaliyet alanında idare hukuku çerçevesinde, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk aleminde sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu nitelikte tasarruflardır. İdarenin, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan veya bir idari sözleşmeye dayanmayan her türlü faaliyeti (fizik alanında görülen iş, hareket, ameliye ve çalışmalar) veya hareketsiz kalması ise idari eylem olarak tanımlanmaktadır. İdari işlemlerin, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğuran irade açıklamaları olmalarına karşın, idari eylemler, sadece ilgililerin hak ve yetkilerini kullanmaları koşuluyla hukuki etki ve sonuç doğurmaktadırlar. Dosyanın incelenmesinden; davacının, taşınmazların kullanıma açılabilmesi için şart olan yapı kullanma izin belgesinin idare tarafından gerekli ve yeterli inceleme ve denetim yapılmadan düzenlenmesinden ötürü meydana gelen zararın oluşumunda idarenin sorumluluğu bulunduğundan bahisle bu davayı açtığı, anılan taşınmazın yıkılması nedeniyle maddi zararının tazminini istediği anlaşılmaktadır. Görülmekte olan tam yargı davası, iki ayrı kategoride toplanması mümkün olan idari tasarruflar nedeniyle açılmış bulunmaktadır. Olayda, taşınmaza yapı kullanma izin belgesi düzenlenmesinin, yetkili idari makamların tek taraflı irade açıklamasıyla sonuç doğuran kesin ve yürütülmesi zorunlu idari işlem niteliğini taşıdığı, buna karşılık idarenin taşınmaz hakkında yapı kullanma izin belgesi düzenlerken gerekli inceleme ve denetimi yapmaması şeklindeki idarenin eylemsizliği ile ilgili tasarrufların ise, hukuk aleminde değişiklik, yenilik doğurmayı amaçlayan bir irade açıklamasına dayanmamaları nedeniyle idari işlem olarak nitelendirilmesine olanak bulunmayıp; bu tasarrufların idari eylem olduklarının kabulü gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda ise, idari işlemlerin uygulanması ve idari eylemler nedeniyle tam yargı davası açma süreleri Yasanın 12. ve 13. maddelerinde düzenlenmekle birlikte, idari işlem ve idari eylemlerin birlikte hak ihlaline neden olması halinde, dava açma süresinin nasıl hesaplanacağı belirlenmemiştir. Hak arama özgürlüğünün ancak yasayla sınırlandırılması, bir davanın, yasada duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta belirtilen sürede açılmaması halinde süre aşımı yönünden reddedilmesi mümkün olduğuna göre, yargılama usulündeki belirtilen boşluk ilgililerin dava açma hakkını kaybetmelerine neden olmamalıdır. Dolayısıyla yargılama usulü hükümlerinin, ilgililerin dava açma hakları korunacak biçimde yorumlanması zorunludur. Bu itibarla; giderilmesi istenilen hak ihlaline idari işlem ve idari eylem olarak nitelendirilen birden fazla idari tasarruf neden olmuş ve zarara yol açmaları yönünden idari işlem ve idari eylemlerin ayrılması mümkün değil ise, dava açma süresinin, ilgililere zararın doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde idareye başvuru ve daha sonra dava açma olanağı tanıyan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesine göre belirlenmesi hak arama özgürlüğünün gereğidir. Aksine bir yorumla zarara yol açan idari işlemlere göre dava açma süresinin hesaplanması, ilgililerin idari eylemlere karşı doğmuş olan dava açma hakkının gözardı edilmesi sonucunu doğuracaktır. Ayrıca hak ihlaline neden olmaları yönünden birbirinden ayrılması mümkün olmayan idari işlemler ve idari eylemler nedeniyle açılan davanın, sadece yargılama usulündeki boşluk nedeniyle bölünmesi, davanın idari işlemlere ilişkin olduğu varsayılan bölümü için dava açma süresinin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 12. maddesine göre hesaplanması da, dava açma hakkını zedeleyen bir yorum olacaktır. Bu durumda, yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri, açıklamalar ile somut olay birlikte değerlendirildiğinde, idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ileri sürülen zararın, taşınmaz hakkında riskli yapı kararının verildiği 20/10/2016 tarihinde yapının oturulamaz durumda olduğunun tespit edildiği dikkate alındığında, bu tarihte öğrenildiğinin kabulü gerektiğinden, bu tarihten itibaren bir yıl içinde, 28/07/2017 tarihinde zararın tazmini istemiyle idareye başvurulduğu ve idare tarafından talebin reddi yolundaki işlemin 12/09/2017 tarihinde davacıya tebliğ edilmesi üzerine, 06/10/2017 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı görüldüğünden, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle kabulüne ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile …. İdare Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı kararın kaldırılarak, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen …Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 15/11/2021 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.

İptal Davası: Hukuka Aykırı İşlemin Ortadan Kaldırılması

İptal davası, hukuka aykırı bir idari işlemin ortadan kaldırılması amacıyla açılır. İdari işlemin yetki, şekil, sebep, konu veya amaç unsurlarından herhangi birinde hukuka aykırılık bulunması hâlinde mahkeme işlemin iptaline karar verir. Verilen iptal kararıyla birlikte işlem tüm hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kalkar ve hiç yapılmamış sayılır.

Tam Yargı Davası: Zararın Tazmin Edilmesi

Tam yargı davası, idari işlem veya eylemler sonucunda kişilerin uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla açılır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, işlemden kaynaklanan zararlar ile eylemden kaynaklanan zararlar için farklı usul kuralları öngörmektedir; bu nedenle zarara yol açan tasarrufun nitelendirilmesi dava açma sürecinin ilk adımıdır.

İdari işlemden kaynaklanan zararlar için 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca ilgililer, iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi, işlemin icrası sebebiyle doğan zararlar için icra tarihinden itibaren dava süresi içinde yalnızca tam yargı davası da açabilirler. Bu hâllerde dahi 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında idareye başvurma hakkı saklıdır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 12Kaynağı aç
Madde 12 – İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır. Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması:

İdari Eylemlerden Doğan Davalarda Ön Başvuru Zorunluluğu

İdari eylemden zarar görenler, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi uyarınca dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini talep etmek zorundadır. Bu başvurunun yapılması gereken süre, eylemi öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıldır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Ön başvurunun kısmen veya tamamen reddi hâlinde ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren dava açma süresi işlemeye başlar. Başvuruya belirli bir süre içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava açılabilir. 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan zımni ret süresine ilişkin olarak mevzuat metni ile Danıştay kararları arasında farklılık bulunmaktadır: arşivdeki mevzuat metninde otuz gün yazarken aynı döneme ilişkin bazı Danıştay kararlarında altmış günlük uygulama görülmekte, bu durum maddenin değişiklik geçirdiğine işaret etmektedir. Hangi sürenin geçerli olduğu somut uyuşmazlık tarihi itibarıyla değerlendirilmelidir.

Danıştay 10. Daire, E. 2018/3881, K. 2022/4289Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/3881 E.  ,  2022/4289 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2018/3881 Karar No : 2022/4289 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : I. Hukuk Müşaviri Yrd. … 2- … Valiliği İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 27/07/2008 tarihinde İstanbul ili, Güngören ilçesinde meydana gelen terör saldırısında sol bacağında ve kulaklarında zarar gören davacı tarafından meydana gelen yaralanma nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararın ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin davalı idare işlemlerinin iptali ile 150.000,00 TL maddi ile 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerekli olduğu ve bu isteğin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava açma süresi içinde tam yargı davası açılması gerektiği, davacı vekili tarafından, 15/11/2017 tarihli başvuru dilekçesi ile davalı idareye maddi ve manevi tazminat istemiyle başvuruda bulunulduğu, olayın 27/07/2008 tarihinde meydana geldiği dikkate alındığında, eylem tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde idareye başvuru şartının yasada düzenlendiği, bu süreden çok sonra yapılan başvurunun reddi üzerine açılan bu davada süreaşımı bulunduğundan, davanın esasının incelenmesine imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davacının istinaf başvurusu üzerine, … Bölge idare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; 27/07/2008 tarihinde İstanbul ili, Güngören ilçesinde meydana gelen patlamada yaralan davacı hakkında en son Edirne Devlet Hastanesinin … tarih ve … sayılı sağlık kurulu raporuyla %45 oranında sürekli tüm vücut fonksiyon kaybı bulunduğunun belirtildiği, ancak olay nedeniyle oluşan zararın arttığına yönelik başkaca bir sağlık kurulu raporunun bulunmadığı, bu durumda, bahsi geçen sağlık kurulu raporuyla, oluşan bedensel zararın tüm sonuçlarının kesin olarak ortaya çıktığının ve anılan sağlık kurulu raporu üzerine 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi kapsamında bir yıl içerisinde idareye başvuru yapılarak dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra yapılan başvuru üzerine açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, 30/09/2013 tarihine kadar aralıksız 5 yıl kadar evde yatarak tedavi gördüğü, bu tedavilerin halen devam ettiği, 28/11/2017 tarihinde İstanbul Tıp Fakültesi ortopedi doktoru tarafından verilen raporda 2008 tarihinden beri tedavisinin devam ettiği, bu tarihten sonra rutin olarak takibinin gerektiği hususunun yazıldığı, zamanaşımı başlatılacaksa bunun ceza zamanaşımı olması gerektiği, aynı olay nedeniyle açılan bir davada başka bir davacının tazminat isteminin kabulüne ilişkin kararın temyiz incelenmesi üzerine onandığı, hakkında 21/06/2018 tarihinde alınan sağlık kurulu raporu ile % 40 oranında sürekli engelli olduğunun belirlendiği, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idarelerden İçişleri Bakanlığı tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup İstanbul Valiliği tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacının 27/07/2008 tarihinde İstanbul ili Güngören ilçesinde meydana gelen terör olayı nedeniyle sol bacağında ve kulaklarında meydana gelen yaralanma nedeniyle 15/11/2017 tarihinde İstanbul Valiliğine ve İçişleri Bakanlığına başvuru yaparak maddi ve manevi tazminat isteminde bulunduğu ve bu taleplerin idareler tarafından reddedildiği, bunun üzerine davacı tarafından, 30/09/2013 tarihine kadar tedavisinin aralıksız devam ettiği, 28/11/2017 tarihinde de İstanbul Tıp Fakültesinde çalışmakta olan ortopedi doktoru tarafından düzenlenen yazıda "davacının 2008 tarihinden beri tedavisinin devam ettiği, bu tarihten sonra rutin olarak takibinin gerektiği" hususunun belirtildiği ileri sürülerek bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan süreye ilişkin mevzuat kurallarının yorumlanmasında kişilerin haklarının ihlali yönünde ağır sonuçlara varan yorumdan kaçınmak gerekmektedir. Hukuki sorumluluğun koşullarının, her zaman, maddede öngörülen süreler içinde, olayın meydana geldiği anda ve bir arada ortaya çıkması mümkün olamamaktadır. Zararın idari eylemden kaynaklandığının bu sürelerden sonra ortaya çıkması mümkün olabildiği gibi, zararın gerçek miktarı veya illiyet bağı daha sonra da ortaya çıkabilmektedir. Bütün bu olasılıklar göz önünde bulundurulduğunda, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin, yargıya başvuru hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava dosyasındaki belgeler ve Uyap üzerinden yapılan incelemede; 27/07/2008 tarihinde İstanbul ili, Güngören ilçesinde meydana gelen patlama olayıyla ilgili olarak olayın faili olduğu şüphesiyle yargılanan şahıslar hakkında gerçekleştirilen yargılamada Yargıtay … Ceza Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla sanıklar hakkında verilen hükümlerle ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesi kararının kısmen onanmasına, kısmen düzeltilerek onanmasına, kısmen bozulmasına karar verildiği görülmekte olup henüz yargılamanın tümüyle sona erdiğinden bahsedilemez. Bu durumda, davacının uğradığı zararın, idareye yükletilebilecek bir eylemden kaynaklanıp kaynaklanmadığının ancak yapılacak ceza yargılaması sonucunda kesinleşeceği dikkate alındığında; davacı hakkında Edirne Devlet Hastanesinden 29/05/2014 tarihinde alınan sağlık raporu esas alınarak uğradığı zararla ilgili idari başvuru yapmak suretiyle dava açmasının beklenmesinin, adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edeceği ve davacıya makul sebeplere dayanmayan bir külfet yükleyeceği anlaşıldığından, pek çok mağdurun yer aldığı olayla ilgili olarak yürütülen Ceza yargılaması halen devam ettiğinden ve henüz sonuçlanmayan yargılama öncesinde 15/11/2017 tarihinde davalı idarelere yapılan başvurunun reddedilmesi üzerine 12/01/2018 tarihinde açılan işbu davanın süresinde olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yönündeki … İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin gerekçeli reddine ilişkin temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan davacı tarafından yapılan tazminat başvurusunun reddine ilişkin işlemlerin iptali de istenildiğinden ön karar niteliğindeki başvuruya ilişkin olarak da mahkemece bir karar verilmesi gerekmekte olup bu hususta hüküm kurulmamış olup anılan taleple ilgili olarak iptali istenilen işlemlerin iptal davasına konu edilemeyeceğinden talebin niteliği gözetilerek incelenmeksizin ret kararı verileceği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın süre yönünden reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun gerekçeli reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdare Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 10/10/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

Görevli olmayan adli yargı mercilerine yanlışlıkla açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde ise idari yargı mercilerine sonradan açılacak davalarda, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz.

Dava Açma Süresinin Yorumlanmasında Danıştay İlkeleri

Danıştay 10. Daire, E. 2018/3881, K. 2022/4289 ve E. 2018/1631, K. 2022/4287 sayılı kararlarında, 2577 sayılı Kanun'un süreye ilişkin hükümlerinin yorumlanmasında iki aşırı uçtan kaçınılması gerektiğini ortaya koymuştur: bir yandan hakkaniyeti zedeleyecek biçimde abartılı şekilcilikten, öte yandan kanunla öngörülen usul şartlarını işlevsiz kılacak ölçüde aşırı bir gevşeklikten uzak durulmalıdır. Her iki kararda da kişilerin haklarının ihlali yönünde ağır sonuçlara varan yorumdan kaçınılması ilkesi benimsenmektedir.

Aynı kararlarda, zararın gerçek miktarının veya idari eylemle illiyet bağının eylem tarihinden sonra ortaya çıkabileceği, bu olasılığın 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamındaki süre değerlendirmesinde gözetilmesi gerektiği de belirtilmektedir. Danıştay 10. Daire, E. 2018/1631, K. 2022/4287 sayılı kararında ise eylemin idari niteliğinin somut olgulara bağlı olarak sonradan ortaya çıkabileceğini; bu niteliğin belirlendiği tarihten itibaren kanunun 13. maddesi kapsamında başvuru süresinin işlemeye başlayacağını kabul etmiştir. Bu tespit somut olaya özgüdür, belirli bir belgenin tebliğinin her davada süre başlangıcı sayılacağına dair genel bir kural niteliği taşımamaktadır.

Danıştay 10. Daire, E. 2018/1631, K. 2022/4287Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2018/1631 E.  ,  2022/4287 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2018/1631 Karar No : 2022/4287 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından çobanlık yapmakta iken 18/03/2007 tarihinde Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, … Köyü, … Dağı Mevkii yakınlarında bulduğu bir yabancı cismin elinde patlaması sonucuna yaralanması nedeniyle uğradığı iş gücü kaybından kaynaklanan zararlarının tazmini istemiyle yapmış olduğu başvurunun … tarih ve … sayılı işlem ile reddedilmesi üzerine, anılan işlemin iptali ile olay nedeniyle uğradığı iş gücü kaybından kaynaklanan 375.482,21 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 475.482,21 TL zararın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; dava konusu işlemin iptali talebi yönünden davanın incelenmeksizin reddine, maddi tazminat isteminin kabulü ile 1.000,00 TL tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden ve 374.482,21 TL maddi tazminatın ise miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte hesaplanarak davalı idarece davacıya ödenmesine, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile toplam 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte hesaplanarak davalı idarece davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Davalı idarenin istinaf başvurusu üzerine, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; yaralanma olayından itibaren bir yıllık süre içinde 29/05/2007 tarihinde davalı idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine sonraki 60 gün içinde dava açılması gerekirken, bu süreler geçirildikten çok sonra, yeni bir durum ortaya koymayan ve geçmiş olan dava açma süresini canlandırma olanağı bulunmayan kamu personeline ilişkin açılan ceza davasına yönelik iddianamenin davacıya tebliği üzerine 26/11/2014 tarihinde idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süreaşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın süreaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma neticesinde 31/12/2013 tarihinde düzenlenen iddianamenin 06/02/2014 tarihinde taraflarına tebliği ile zararın idariliğinin kesinleştiği, eylemin idariliğinin tüm unsurlarıyla iddianamenin hazırlanması ile ortaya çıktığı, davacının %56 oranında malul kaldığı, Bölge İdare Mahkemesi kararındaki karşı oyda da süreaşımı bulunmadığının belirtildiği, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 18/03/2007 tarihinde Diyarbakır ili, Ergani ilçesi, … Köyü, … mevkii hayvan otlatmakta olan davacı …'ın, bulduğu bir yabancı cismin elinde patlaması sonucu ağır yaralandığı, söz konusu yaralanma nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle 29/05/2007 tarihinde İçişleri Bakanlığına başvurulduğu, İçişleri Bakanlığı tarafından söz konusu başvurunun davalı idareye iletildiği, idarece herhangi bir yanıt verilmediği ancak davacının dava açmadığı, söz konusu mühimmatın aynı mevkide daha önce Kara Kuvvetleri Komutanlığına bağlı bir birliğin yapmış olduğu atış talimatı esnasında patlamamış ve sonrasında da bulunamamış olan mühimmat olduğu, atış talimi sonrası patlamayan ve bulunamayan bir mühimmat olduğuna ilişkin herhangi bir duyuru yapılmadığı gibi buna ilişkin gerekli önlemlerin de alınmadığı iddialarıyla ihmal suretiyle memuriyet görevini kötüye kullanmaktan iki asker hakkında iddianame hazırlandığı, … Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyasında ceza davası açıldığı, anılan davaya ilişkin iddianamenin 06/02/2014 tarihinde davacıya tebliği üzerine 26/11/2014 tarihli dilekçe ile anılan olay nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyle davalı idareye tekrar başvurulduğu, başvurunun reddi üzerine ise maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları ödemekle yükümlü olup; idari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak gene de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir. Dava açma süresini saptarken, bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınılması gerektiğinden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda yer alan süreye ilişkin mevzuat kurallarının yorumlanmasında kişilerin haklarının ihlali yönünde ağır sonuçlara varan yorumdan kaçınmak gerekmektedir. Hukuki sorumluluğun koşullarının, her zaman, maddede öngörülen süreler içinde, olayın meydana geldiği anda ve bir arada ortaya çıkması mümkün olamamaktadır. Zararın idari eylemden kaynaklandığının bu sürelerden sonra ortaya çıkması mümkün olabildiği gibi, zararın gerçek miktarı veya illiyet bağı daha sonra da ortaya çıkabilmektedir. Bütün bu olasılıklar göz önünde bulundurulduğunda, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesinin, yargıya başvuru hakkını ortadan kaldırmayacak, ancak maddeyi de işlevsiz bırakmayacak bir şekilde yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava dosyasının incelenmesinden, atış talimi sonrası patlamayan ve bulunamayan bir mühimmat olduğuna ilişkin herhangi bir duyuru yapılmadığı, patlamamış mühimmatın bulunduğu alanın güvenliğinin sağlanması amacıyla herhangi bir önlem alınmadığı ve ilgili birimlere bu hususta herhangi bir bilgi ve emir verilmediği iddialarıyla ihmal suretiyle memuriyet görevini kötüye kullanmaktan iki asker hakkında iddianamenin 31/12/2013 tarihinde hazırlandığı, işbu iddianamenin davacıya 06/02/2014 tarihinde tebliğ edildiği, … Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyasında ceza davası açıldığı, asker sanıklara 01/06/2015 tarihinde 3.000'er TL adli para cezası verildiği görülmektedir. Temyiz incelemesi üzerine ise Askeri Yargıtay'ın … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlıkta, eylemin idariliği, davacının yaralanmasına neden olan yabancı cisimle ilgili 2 asker hakkında hazırlanan iddianamenin davacıya tebliğ tarihi olan 06/02/2014 tarihi itibarıyla ortaya çıkmıştır. Bu tarihten itibaren, 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi uyarınca bir yıl içinde idareye başvuru yapılarak tam yargı davası açılmıştır. Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesince uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, 04/02/2015 tarihinde açılan davanın süre aşımı yönünden reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın iptali istenen işlem yönünden incelenmeksizin reddi, maddi ve manevi tazminat istemleri yönünden kısmen kabulüne kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü, Mahkeme kararının kaldırılması ve davanın süreaşımı nedeniyle reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 10/10/2022 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

İdari işlem ile idari eylemin hak ihlaline birlikte yol açtığı ve zararlar bakımından birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığı durumlarda ise dava açma süresinin 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında, zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık ön başvuru ve ardından dava açma olanağı tanıyan kural çerçevesinde belirlenmesi gerektiği Danıştay 6. Daire, E. 2021/7177, K. 2021/12511 sayılı kararında ortaya konulmuştur. Bu ilkenin, idari işlem ile idari eylemin ayrılabildiği durumlarda uygulanıp uygulanmayacağı söz konusu kararda ayrıca ele alınmamıştır.

Genel Dava Açma Süreleri

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde dava açma süresini altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gün olarak belirlemiştir. Bu süreler hak düşürücü nitelik taşımaktadır; dava dilekçesinin süresinde verilmemesi, yanlış merciye başvurulması veya şekil şartlarının eksik yerine getirilmesi davanın esasa girilmeden reddine yol açabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

Adresi belli olmayanlara ilan yoluyla bildirim yapılan hâllerde, özel kanununda aksine hüküm bulunmadıkça dava açma süresi son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde ise dava süresi ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar; bu tür işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer hem düzenleyici işlem hem uygulama işlemi aleyhine ayrı ayrı ya da her ikisi aleyhine birden dava açabilir. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması, o düzenlemeye dayalı uygulama işleminin iptaline engel değildir.

İdareye Başvuru ve Dava Açma Süresine Etkisi

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi, dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için üst makama; üst makam yoksa işlemi yapan makama idari dava açma süresi içinde başvurulmasına olanak tanımaktadır. Bu başvuru zorunlu olmayıp ihtiyaridir; kullanıldığında işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. İdareye yapılan başvuruya otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması hâlinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:

Yürütmenin Durdurulması: Şartlar ve Usul

2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin birinci fıkrası uyarınca idare mahkemesinde dava açılması, dava konusu idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz. Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için aynı maddenin ikinci fıkrası iki koşulun birlikte gerçekleşmesini aramaktadır: idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27 – (Değişik: 10/6/1994-4001/12 md.) 1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/57 md.) Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. (Ek cümle: 21/2/2014-6526/17 md.) Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.[20] 3. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir. 4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022-7351/2 md.) (İptal cümle:Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2022/14, K.: 2022/70 sayılı Kararı ile.) 5. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir. 6. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. 7. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine (…)[21] kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. 8. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. 9. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Yürütmenin durdurulmasına dair verilen kararlar onbeş gün içinde yazılır ve imzalanır. 10. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz. Kararların sonuçları:[22]

Yürütmenin durdurulması kararı kural olarak davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe gösterilerek verilir. Kararda işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğunun ve uygulanması hâlinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun açıkça belirtilmesi zorunludur. Bunun yanı sıra, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir; ancak kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler bu kapsama dahil edilmemiştir.

Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılıyorsa mahkeme, savunma alınmaksızın istemi reddedebilir. Yalnızca ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuş olması gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.

Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. Teminata ilişkin anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren merci tarafından çözümlenir.

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz merciinin dosyayı aldığı tarihten itibaren yedi gün içinde karar vermesi zorunludur ve itiraz üzerine verilen karar kesindir. Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz. Yürütmenin durdurulması kararı verilen davalar öncelikli olarak incelenerek sonuçlandırılır; bu kararlara ilişkin yazım ve imza işlemleri on beş gün içinde tamamlanmak zorundadır.

İdarenin Sorumluluğu: Kusurlu ve Kusursuz Sorumluluk

İdarenin hukuki sorumluluğu iki ana başlık altında ele alınmaktadır. Kusurlu sorumluluk; idarenin yapmakla yükümlü olduğu bir hizmeti hiç, eksik veya hatalı biçimde yerine getirmesi durumunda doğar. Kusursuz sorumluluk ise idarenin herhangi bir kusuru olmaksızın, kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zararlar nedeniyle sorumlu tutulduğu halleri kapsar.

Sık Sorulan Sorular

İdare mahkemesinde dava açma süresi kaç gündür?

Özel kanunlarda ayrı süre belirlenmemişse Danıştay ve idare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür. Bu süre 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesiyle düzenlenmiş olup hak düşürücü nitelik taşır.

İdari eylemden doğan zararda dava açmadan önce ne yapılmalıdır?

İdari eylemden kaynaklanan zararlarda dava açmadan önce, eylemi öğrenme tarihinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurulması zorunludur. Başvuruya belirli bir süre içinde yanıt verilmemesi hâlinde istek reddedilmiş sayılır ve bu sürenin bitiminden itibaren dava açılabilir. Bu konuda 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesindeki zımni ret süresine ilişkin mevzuat metni ile bazı Danıştay kararlarında yer alan uygulama arasında farklılık bulunmakta olup somut uyuşmazlık tarihinin gözetilmesi önem taşımaktadır.

Yürütmenin durdurulması kararı hangi koşullarda verilebilir?

Yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesi gereğince iki koşulun birlikte sağlanması gerekir: idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve işlemin açıkça hukuka aykırı olması. Kural olarak teminat karşılığında verilen bu karar için davalı idarenin savunması beklenir; ancak uygulanmakla etkisi tükenecek olan işlemlerde savunma alınmaksızın da karar verilebilir. Kamu görevlileri hakkındaki atama ve nakil işlemleri bu son kategoriye dahil edilmemiştir.

İptal davası kazanılırsa idari işlem tamamen ortadan kalkar mı?

İptal kararıyla birlikte işlem tüm hüküm ve sonuçlarıyla ortadan kalkar ve hiç yapılmamış sayılır.

İdari işlem ile idari eylem aynı anda zarara yol açmışsa hangi dava süresi uygulanır?

İdari işlem ve idari eylemin hak ihlaline birlikte neden olduğu ve zararlar bakımından birbirinden ayrılmasının mümkün olmadığı durumlarda Danıştay 6. Daire, E. 2021/7177, K. 2021/12511 sayılı kararında dava açma süresinin 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında belirlenmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Bu hâllerde zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvuru yapılarak tam yargı davası açılabilir.

İdareye başvurmak dava açma süresini etkiler mi?

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında üst makama veya işlemi yapan makama yapılan ihtiyari başvuru, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. İsteğin reddi veya otuz gün içinde yanıt verilmemesi üzerine süre yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçen süre de hesaba katılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu