İdari Yargıda Başvuru Yolları ve Dava Açma Süresinin Durması

by Avukat Erdal Ersoy
İdari Yargıda Başvuru Yolları ve Dava Açma Süresinin Durması

İdari yargıda dava açma süreleri kamu düzenindendir; bu süreler geçtikten sonra açılan davalar mahkemece reddedilir. İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK), bazı koşullarda bu sürelerin işlemesini durduran başvuru mekanizmaları öngörmektedir. Söz konusu mekanizmalar esas olarak m. 10, m. 11 ve m. 13'te düzenlenmiştir. Her maddenin uygulama koşulları ve süre hesabı birbirinden farklıdır; doğru maddenin doğru şekilde uygulanması hak kaybını önlemenin temel güvencesidir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:
Danıştay 6. Daire, E. 2024/3605, K. 2024/5475Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2024/3605 E.  ,  2024/5475 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2024/3605 Karar No : 2024/5475 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Mersin ili, Silifke ilçesi, … Mahallesi, … mevki … parsel sayılı taşınmazı kapsayan alanda yapılan Silifke ilçesi 1. etap 1/5000 ölçekli İlave ve Revizyon Nazım İmar Planı değişikliğinin onaylanmasına ilişkin … tarihli, … sayılı Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Kararı ile anılan karara yapılan itirazın reddine ilişkin … tarihli, … sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen rapor ile dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, uyuşmazlık konusu 1/5000 ölçekli ilave ve revizyon nazım imar planı değişikliğinin gerek plan kademelenmesi, gerekse öngörülen yoğunluk miktarı yönünden şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olmadığı, ancak aynı plan değişikliğiyle uyuşmazlık konusu alana getirilen park alanının çevresinde öngörülen herhangi bir sosyal-teknik donatı alanı ve/veya doğal yapı ile bütünleşmediği, park alanın 2 katlı betonarme yapı ve bahçe duvarlarının bulunduğu alanda planlandığı taşınmazın batısında yer alan kuru dere yatağı ve yakın çevrede yer alan sosyal teknik donatı alanları ile bütünleşecek şekilde yapılmadığı, bu haliyle dava konusu planın açık alanların planlanması yönünden şehircilik ilkelerine ve kamu yararına uygun olmadığı sonucuna varıldığı gerekçesi ile dava konusu işlemlerin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İdari Dava Dairesince verilen kararda; davacının plan değişikliğine karşı ilan süresi içerisinde 2577 sayılı Kanunun 11. maddesi kapsamında itirazda bulunduğu, anılan itirazın ilanın son günü olan 02.10.2021 gününü izleyen 30 gün içerisinde yanıtlanmayarak reddi üzerine, 60 günlük süre içerisinde ve en geç 31.12.2021 tarihinde dava açılması gerekirken, bu sürenin geçirilmesinden sonra, dava açma süresini yeniden canlandırması mümkün olmayan itirazın reddine yönelik belediye meclis kararının davacıya tebliği üzerine 19.01.2022 günü açılan davanın esasının süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun kabulüne, dava konusu işlemlerin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Askı tutanaklarında zımni ret süresinin 30 gün olduğunun açıkça belirtilmediği, açılan davanın süresinde olduğu ve temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY :Davacıya ait Mersin ili, Silifke ilçesi … mevki, … Mahallesi … parsel sayılı taşınmazı kapsayan alanda yapılan 1. Etap (Silifke Merkez- Taşucu) 1/5000 ölçekli İlave ve Revizyon Nazım İmar Planının Mersin Büyükşehir Belediye Meclisinin … tarihli, … sayılı kararıyla onaylandığı, 26.02.2021-27.03.2021 tarihleri arasında askıya çıkartıldığı, davacının askı tarihleri arasında yaptığı itirazının … tarihli, … sayılı Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla kısmen kabul edilerek, planın dava konusu taşınmaza ilişkin kısmında değişiklik yapıldığı, anılan belediye meclis kararının 02.09.2021-02.10.2021 tarihleri arasında askıya çıkarıldığı, bu değişikliğe karşı davacı tarafından yapılan itirazın … tarihli, … sayılı Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla reddedildiği, bu kararın davacıya bildirilmesi üzerine 19.01.2022 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ifade edilmiş; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde de: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmüne yer verilmiş; Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanunun 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrada ise: "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." kuralı yer almış, bu ek fıkranın gerekçesinde ise: "Bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmiştir." açıklaması yapılmıştır. Bu bağlamda, Anayasanın "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddesinin son fıkrasında: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." hükmü getirilmiştir. Bu hüküm ile usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası andlaşmaların iç hukuk sistemine yansıtılma yöntemi belirlenmiştir. Buna göre, bu andlaşmalardan temel hak ve özgürlüklere ilişkin olanlarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uluslararası andlaşma kurallarının esas alınması anayasal bir gerekliliktir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinin 1. fıkrasında: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir." kuralı yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığını, bazı sınırlamalara tabi olabildiğini, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiğini, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceğini, bu ilkelerden, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine halel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir gevşeklikten kaçınmaları gerektiği belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun "Planların Hazırlanması ve Yürürlüğe Konulması" başlıklı 8. maddesinin (b) bendinde: "İmar Planları; Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce yapılır veya yaptırılır. Planlar, plan değişiklikleri ve plan revizyonları; kayıt altına alınmak ve arşivlenmek üzere Bakanlıkça oluşturulan elektronik ortama yüklenmek ve aynı sistem üzerinden Plan İşlem Numarası almak zorundadır. Planlar, belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan yerlerinde ve ilgili idarelerin internet sayfalarında bir ay süreyle eş zamanlı olarak ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin karara bağlar." hükmü yer almaktadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; ikinci fıkrasında, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlayacağı; dördüncü fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, "Üst Makamlara Başvurma" başlıklı 11. maddesinin dava konusu işlem tarihinde yürürlükte olan halinde ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, otuz gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı hususu kurala bağlanmıştır. Anılan maddelerin birlikte değerlendirilmesinden; imar planlarına karşı, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılacak başvurular için, 3194 sayılı Kanun'un 8/b maddesi ile özel bir itiraz süresi getirildiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, imar planlarına karşı, bir aylık askı süresi içinde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve bu başvuruya idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan son ilan tarihinden itibaren 30 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde, bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde veya son ilan tarihini izleyen 30 gün içinde cevap verilmek suretiyle isteğin reddedilmesi halinde bu cevap tarihinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içinde idari dava açılabileceği sonucuna varılmaktadır. Buna göre, imar planlarına askı süresi içinde bir itirazda bulunulmamış ise davanın, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca imar planının son ilan tarihini izleyen günden itibaren altmış gün içinde açılması gerekir. 2577 sayılı Yasada yer alan kurallar idari usulü belirleyen kurallar olmayıp, yargılama usulünün belirlenmesine ilişkin kurallardır. Yargılama usulünde, dava açılmadan önce, idari yoldan işlemin idare bünyesinde ilgili yönünden yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayan ve dava açılmasını idarenin bu değerlendirme sonucuna bağlayan ve bunu dava açma süresi ile ilişkilendiren Yasanın 10., 11., 12. ve 13. maddesindeki gibi kurallar yer almaktadır. Bu kapsamda yapılacak başvurulara cevap verilmemesi hali ise, dava açma süresine yönelik olarak oluşturulmuştur. İdari işlemlere ya da yargı kararlarına karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce idari işlemlerde ya da yargı organlarınca yargı kararlarında belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir. Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin korunması başlıklı 40. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan hüküm ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline geldiği maddenin gerekçesinde belirtilmiştir. Anayasanın 40. maddesi ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmıştır. Anayasadan kaynaklanan yükümlülüğün yerine getirilmesi esas olmakla birlikte belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemesi, idari işlemlere karşı açılan davalarda dava açma süresinin işletilmeyip, ihmal edilmesi sonucunu da doğurmamalıdır. Anayasa'nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim ya da düzenleyici işlemler ilan tarihinden başlayacağının belirtilmesi karşısında, usulüne uygun tebliğ olunan veya bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenilen idari işlemler üzerine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda açıkça belirtilen ve ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açma sürelerinin işletilmesi zorunludur. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15.03.2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararında; “özel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda, vergi mahkemelerinde 30, Danıştay ve idare mahkemelerinde 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği; aynı şekilde genel dava açma süresine tâbi bir idarî işlemde dava açma süresi gösterilmemiş olsa da, 30 ve 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği” hükme bağlanmıştır. İdari Yargılama Usulü Kanununda 8.07.2021 tarih ve 7331 sayılı kanun değişikliği ile genel dava açma süresinin başlangıcına esas alınmak üzere zımni ret süresi 30 gün olarak öngörülmüştür. Son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesi hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunlulu olması nedeniyle genel düzenleyici işlem olan imar planı ve parselasyon işlemlerinde askı tutanaklarında zımni ret süresinin 30 gün olduğu, zımni ret süresinin son gününü izleyen günden itibaren genel dava açma süresinin başlayacağı hususunun gösterilmesi İdari Yargılama Usulü Kanununda 8.07.2021 tarihli değişikle getirilen 30 günlük zımnı ret süresi öngörülmesine rağmen Anayasanın 40. madde hükmü uyarınca bu hususun askı tutanağında açıklanmaması halinde, ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel zımni ret süresi olan 60 gün olarak uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bakılan uyuşmazlıkta davacı tarafından askı süresi içerisinde itiraz edildiğinden İdari Yargılama Usulü Kanununun 11. maddesine göre dava açma süresinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda askı tutanaklarında zımni ret süresinin 30 gün olduğu açıkça belirtilmediği için zımni ret süresini ilgililerce kabul edilen süregelen zımni ret süresi olan 60 günün uygulanması suretiyle davanın süresinde açılıp açılmadığının hesaplanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlıkta ilan tarihinin son günü olan 02.10.2021 tarihini takip eden 60 günün sonunda itirazın zımnen reddedilmiş sayılacağı, zımni ret tarihini takip eden 60 gün içerisinde de dava açılması gerektiği, buna göre dava açma süresinin son gününün (30.01.2022 pazar günü olduğundan) 31.01.2022 tarihi olduğu, 19.01.2022 tarihinde açılan davanın süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptaline karşı yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararında isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Dava konusu işlemin iptali yolundaki Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile anılan kararın kaldırılarak yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine dair temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14.10.2024 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 8. Daire, E. 2020/5991, K. 2022/6051Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/5991 E.  ,  2022/6051 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/5991 Karar No : 2022/6051 DAVACI : … DAVALI : … Bakanlığı VEKİLİ : … DAVANIN ÖZETİ : Tehlikeli madde güvenlik danışmanı (TMGD) olarak görev yapan davacı tarafından; 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:TMKTDGM-01)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 15. maddesinin 5. fıkrası ile bahsi geçen değişiklik sonucu uğranılan mağduriyetin giderilerek 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ uyarınca haklarının iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı davalı idare işleminin iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu değişiklikle bireysel çalışan TMGD'lerin çalışma alanının daraltıldığı, mağduriyete sebep olan bu durumun hukuk devleti, kazanılmış hak, hukuki güvenlik ve istikrar ilkelerine aykırı olduğunu, 2014 yılında mesleğe girişte TMGD'lere tanınan hak ve imkanların tarafına yeniden iadesi ile 19/04/2017 tarihli değişikliğin iptal edilerek 22/05/2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrası gereğince işlem oluşturulması gerektiği iddia edilmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Usul yönünden, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; esas yönünden ise, tehlikeli madde taşımacılığı sürecinde hizmet veren TMGD’nin yapılan işin önemine istinaden görevlerini aksatmadan ve disiplin içinde yürütebilmesi, yürütmekte oldukları görevleri ile ilgili sosyal haklarının korunması, tehlikeli madde güvenlik danışmanlığı kuruluşları arasındaki haksız rekabetin engellenmesi amacıyla yapılan değişiklikte hukuka aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Dava konusu düzenlemeye ilişkin uygulamanın ayrıca bir işlem tesis edilmeksizin hukukî sonuçlarını doğurduğu ve etkilerini devam ettirdiği, dava tarihi itibarıyla da davacıya uygulandığı, bu uygulamalar dışında ayrıca bir uygulama işlemi aranmasının dava açma hakkının engellenmesi sonucunu doğuracağı hususu dikkate alındığında, davanın süresinde olduğu sonucuna varıldığından esasın incelenmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince dava dilekçesi ve ekleri 2577 sayılı Kanun'un 14/6. maddesi uyarınca incelenerek işin gereği görüşüldü: HUKUKİ SÜREÇ : 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:TMKTDGM-01)'in "Tehlikeli madde güvenlik danışmanının görev ve yükümlülükleri" başlıklı 23. maddesinin 5. fıkrasında, "Bir TMGD, en fazla 5 işletmeye danışmanlık yapabilir." hükmü yer almakta iken; 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ (Tebliğ No:TMKTDGM-01)'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in 15. maddesinin 5. fıkrası ile Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrası, "Bir TMGD, istihdam edildiği işletme ile birlikte bu işletmenin temsilciliği veya şubeleri de dâhil olmak üzere en fazla beş yerde danışmanlık yapabilir. TMGDK bünyesinde hizmet veren bir TMGD, TMGDK tarafından hizmet verilen en fazla sekiz işletme için danışman olarak görevlendirilebilir." şeklinde değiştirilmiş; 04/08/2022 tarih ve 31913 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'le de Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ yürürlükten kaldırılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlığını taşıyan 14. maddesinin 3/e bendinde, dilekçelerin süre aşımı yönünden inceleneceği; 6. fıkrasında ilk incelemeye ilişkin hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı; ''İlk inceleme üzerine verilecek karar'' başlığını taşıyan 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, süre aşımı yönünden yapılan incelemede Kanuna aykırılık görülürse davanın reddine karar verileceği hususları hüküm altına alınmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde; "1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. … 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz." hükmüne, "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde; "1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı,isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." hükmüne, "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer alan Kanun hükümleri uyarınca, ilgililerin, altmış günlük dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak yerine işlemi tesis eden idarenin hiyerarşik olarak üstü olan makama veya üst makam yoksa işlemi tesis eden makama başvurarak işlemin düzeltilmesini isteme hakkına sahip oldukları açık olup; yasa koyucu tarafından, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılacak başvuruya konu edilebilecek işlemin niteliği bakımından düzenleyici ya da bireysel işlem ayrımı gibi bir ayrıma gidilmemiş, 11. maddenin kapsamı salt bireysel işlemlerle sınırlandırılmamıştır. Bu itibarla, düzenleyici işlemlerin ilan edildiği tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde idareye yapılan başvurunun reddi üzerine, düzenleyici işlemin ilan edildiği tarih ile 11. madde kapsamında başvuruda bulunulduğu tarih arasında geçen süre de dikkate alınmak suretiyle kalan dava açma süresi içerisinde açılan davalarda süre aşımı bulunmamaktadır. Öte yandan, altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra düzenleyici işlemlerin değiştirilmesi, düzeltilmesi, kapsamının genişletilmesi gibi istemlerle yapılan ve 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmayan başvuruların, cevap verilmek suretiyle ya da zımnen reddi yolundaki işlemlerin iptali istemiyle açılan davalar yönünden, bu işlemlerin uygulama işlemi olarak kabulüne olanak bulunmadığından, bu davalarda süre aşımı bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Uyuşmazlıkta; tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak görev yapan davacı tarafından, 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrasında, 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'in 15. maddesinin 5. fıkrası ile yapılan değişiklikten doğan mağduriyetinin giderilerek 22/05/2014 tarihli Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrasında yer alan haklarının tarafına iadesi istemiyle 26/06/2019 tarihinde davalı idareye başvuru yapıldığı, davalı idarece bu başvurunun "ilgi dilekçede belirtilen talebin, devam etmekte olan mevzuat güncelleme çalışmalarında değerlendirileceği" belirtilerek … tarih ve … sayılı işlemle reddedildiği, bahsi geçen işlem ile birlikte 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ"in 15. maddesinin 5. fıkrasının iptali istemiyle 02/10/2019 tarihinde işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tebliğ hükmünün iptali istemiyle en geç 19/04/2017 tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresinin son gününde (19/06/2017) yapılacak başvurunun reddi üzerine dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, davacı tarafından bu tarihten sonra dava konusu Tebliğ değişikliğinin mağduriyete neden olduğundan bahisle değişiklik öncesi düzenlemenin tarafına uygulanması istemiyle yapılan 26/06/2019 tarihli başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı davalı idare işleminin davacı yönünden uygulama işlemi olarak kabulüne olanak bulunmadığından, davada süre aşımı bulunduğu sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davanın süreaşımı nedeniyle reddine, 2. Aşağıda dökümü yapılan … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, artan posta avansının istemi halinde davacıya iadesine, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca … TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Kararın tebliğ tarihinden itibaren 30 (otuz) gün içerisinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 27/10/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY: (X)-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında; dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu hüküm altına alınmış; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği kuralına yer verilmiş; Kanun'un 10. maddesinde ise, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri hükme bağlanmıştır. Uyuşmazlıkta; 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tehlikeli Madde Güvenlik Danışmanlığı Hakkında Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrasında, bir TMGD’nın en fazla 5 işletmeye danışmanlık yapabileceği, kuralına yer verilmiş iken; 19/04/2017 tarih ve 30043 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan dava konusu düzenleme ile bir TMGD’nın, istihdam edildiği işletme ile birlikte bu işletmenin temsilciliği veya şubeleri de dahil olmak üzere en fazla beş yerde danışmanlık yapabileceği yönünde değişiklik yapıldığı; tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak görev yapan davacı tarafından, bahsi geçen değişikliğin çalışma alanını kısıtladığından bahisle 22/05/2014 tarih ve 29007 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tebliğ'in 23. maddesinin 5. fıkrası gereğince işlem oluşturulması, tehlikeli madde güvenlik danışmanı olarak önceki haklarının tarafına iadesi ve mağduriyetinin giderilmesi istemiyle davalı idareye yapılan 26/06/2019 tarihli başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin 07/08/2019 tarihinde davacıya tebliği üzerine 02/10/2019 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Davaya konu düzenlemenin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu düzenlemeye ilişkin uygulamaların ayrıca bir işlem tesis edilmeksizin hukukî sonuçlarını doğurduğu ve etkilerini devam ettirdiği, dava açıldığı tarihte de uygulamanın sürdüğü, bu uygulamalar dışında yeni bir uygulama işlemi aranmasının dava açma hakkının engellenmesi sonucunu doğuracağı hususu dikkate alındığında, davacının davalı idareye yaptığı 26/06/2019 tarihli başvurunun, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında yapılan bir başvuru olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu durumda, davacının anılan başvurusunun reddi üzerine altmış gün içinde açmış olduğu davada süre aşımı bulunmadığından, uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.

İYUK m. 11: İhtiyari Üst Makam Başvurusu

İYUK m. 11/1 uyarınca ilgililer, idari dava açmadan önce idari işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını, değiştirilmesini veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan talep edebilirler. Bu başvuru ihtiyaridir; ancak yapıldığı anda işlemeye başlamış olan dava açma süresi durur. İYUK m. 11/2'ye göre belirli bir süre içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır ve dava açma süresi yeniden işlemeye başlar. Bu noktada önemli bir uyarı gereklidir: İYUK m. 11/2'de öngörülen zımni ret süresi konusunda yerel arşivdeki mevzuat metni otuz günü göstermekte, ancak bazı Danıştay kararları değişiklik öncesi döneme ait altmış günlük eski düzenlemeyi uygulamaktadır; hangi sürenin esas alınacağı güncel mevzuat metninden ayrıca doğrulanmalıdır. Ret ya da zımni ret üzerine yeniden işlemeye başlayan süre hesaplanırken başvuru tarihine kadar geçmiş süre de eklenir; dolayısıyla başvuru yapılırken kalan sürenin yeterliliği değerlendirilmelidir.

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2020/2122, K. 2021/337Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2020/2122 E.  ,  2021/337 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2020/2122 Karar No : 2021/337 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …. Turizm Ticaret Limited Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 14/04/2020 tarih ve E:2020/1881, K:2020/1986 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve E…. sayılı yazısı ekinde yayımlanan "Okul Servis Araçlarının Çalıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"ın 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ve ekinde yer alan "Okul Servis Araçları Çalıştırılması Tip Şartnamesi"nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin; 25/10/2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliği'ne aykırı olduğundan bahisle anılan Yönetmeliğe uygun şekilde düzenlenmesi talebiyle, 16/10/2019 tarihli dilekçe ile, Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğüne yapılan başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 14/04/2020 tarih ve E:2020/1881, K:2020/1986 sayılı kararıyla; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 8 ve 11. maddelerinde yer alan dava açma süresine ilişkin düzenlemeler belirtilerek, Davacı Şirket tarafından, Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve E… sayılı yazısı ekinde yayımlanan "Okul Servis Araçlarının Çalıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"ın 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ve ekinde yer alan "Okul Servis Araçları Çalıştırılması Tip Şartnamesi"nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin; 25/10/2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliği'ne uygun olarak düzenlenmesi talebiyle yapılan 16/10/2019 tarihli başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılmış bir başvuru olduğu, Dava konusu edilen düzenleyici işlemi 30/05/2018 tarihinde öğrenen davacının, bu başvurusunu 60 günlük dava açma süresinde yapması gerekirken, düzenleyici işlemin yayınladığı tarihin üzerinden bir yıldan fazla süre geçtikten sonra yaptığı dikkate alındığında; idari dava açma süresinde, idari makamlara başvuru yapılmaması nedeniyle, davada süre aşımı bulunduğunun açık olduğu gerekçesiyle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı Şirket tarafından, 16/10/2019 tarihli başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca yapılmış bir başvuru olarak değerlendirilmesi gerektiği, konunun aynı Kanun'un 11. maddesi kapsamında değerlendirilmesi halinde dahi davanın süresinde olduğu, çünkü 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenleyici işlemlere karşı uygulama işlemleri üzerine de dava açma hakkının tanındığı, Çankaya Kaymakamlığına bağlı Fevzi Özbey Ortaokulu Müdürlüğünün 10/10/2019 tarih ve E.19527865 sayılı yazısı üzerine 16/10/2019 tarihli başvuru yapıldığından, davanın süresinde açıldığının kabul edilmesi gerektiği, aynı Okul idaresi tarafından benzer konuda düzenlenen 17/01/2020 tarihli yazıya göre de davanın süresinde olduğu, öte yandan dava konusu düzenleyici işlemin yayımlandığı tarihten önce taşıma sözleşmelerini imzaladıklarından, söz konusu bu düzenlemelerin menfaatlerini ne şekilde ihlal edeceğinin yayımlanma tarihi itibarıyla bilinemeyeceği, Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda servis taşımacılığı yapan davacı Şirkete, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Fevzi Özbey Ortaokulu Müdürlüğünün 10/10/2019 tarih ve E.19537865 sayılı işlemiyle, Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 30/05/2018 tarih ve E.10581842 sayılı yazısı ekinde yayımlan "Okul Servis Araçlarının Çalıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar" çerçevesinde, öz mal olarak taahhüt edilen bazı araçların okulda çalıştırılmadığının tespit edildiği, öz mal araçların okulda çalıştırılması hususunda gereğinin yapılması gerektiği bildirilmiştir. Davacı Şirket, 16/10/2019 tarihli dilekçe ile, Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğünün … tarih ve E…. sayılı yazısı ekinde yayımlanan "Okul Servis Araçlarının Çalıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"ın 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ve ekinde yer alan "Okul Servis Araçları Çalıştırılması Tip Şartnamesi"nin 6. maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinin; 25/10/2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliği'ne aykırı olduğundan bahisle anılan Yönetmeliğe uygun şekilde düzenlenmesi talebiyle, Milli Eğitim Bakanlığı Destek Hizmetleri Genel Müdürlüğüne başvuru yapmıştır. Başvurunun zımnen reddi üzerine, 05/02/2020 tarihinde, temyizen incelenen dava açılmıştır. Anılan başvuru yapıldıktan fakat dava açılmadan önce, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Fevzi Özbey Ortaokulu Müdürlüğünce, davacı Şirket hakkında, yine "Okul Servis Araçlarının Çalıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"a dayanılmak suretiyle, ihalede öz mal olarak taahhüt edilen üç adet aracın eksik çalıştırıldığı, Şubat ayında yapılacak denetimlerde bu üç aracın eksik olduğunun yeniden tespiti halinde okul servis araçları sözleşmesinin feshinin gerçekleşeceğinin bildirilmesine ilişkin, 17/01/2020 tarih ve E.1302085 sayılı işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun; "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, "1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. … 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz." hükmüne, "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise, "1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayan dava açma süresi içerisinde idari davaya konu edilmeyen düzenleyici işlemlerin, bu tarihten sonra davaya konu edilebilmeleri için, ilgililerin menfaatini ihlal eden bir uygulama işleminin tesis edilmesi gerekmektedir. İlgililer, uygulama işlemiyle birlikte yeniden işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak yerine, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi çerçevesinde, işlemi tesis eden idarenin hiyerarşik olarak üstü olan makama veya üst makam yoksa işlemi tesis eden makama, başvurarak işlemin düzeltilmesini isteme hakkına da sahiptirler. Bu durumda, uygulama işlemlerinin tesis edildiği tarihi izleyen günden itibaren, düzenleyici işlemler yönünden yeniden işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içerisinde, idareye yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine, uygulama işleminin tesis edildiği tarih ile 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulduğu tarih arasında geçen süre de dikkate alınmak suretiyle kalan dava açma süresi içerisinde açılan davalarda süre aşımı bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, davacı Şirket hakkında, Ankara İli, Çankaya İlçesi, Fevzi Özbey Ortaokulu Müdürlüğünce, dava konusu "Okul Servis Araçlarının Çalıştırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar" ve ekinde yer alan "Okul Servis Araçları Çalıştırılması Tip Şartnamesi"ne dayanılarak tesis edilen 10/10/2019 tarih ve E.19537865 sayılı işlem ile 17/01/2020 tarih ve E.1302085 sayılı işlemin, dava konusu düzenleyici işlemin uygulaması niteliğinde işlemler olduğu ve her iki işleme göre de davanın, 2577 sayılı Kanun'un 7 ve 11. maddeleri çerçevesinde, altmış günlük yasal süresi içerisinde açıldığı görüldüğünden, davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 14/04/2020 tarih ve E:2020/1881, K:2020/1986 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Kullanılmayan … TL yürütmeyi durdurma harcının istemi hâlinde davacıya idareye iadesine, 4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın Danıştay Sekizinci Dairesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 22/02/2021 tarihinde, oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Sekizinci Dairesince verilen 14/04/2020 tarih ve E:2020/1881, K:2020/1986 sayılı kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Maddenin lafzı başvurulacak makamı açık biçimde sıralamaktadır: üst makam mevcutsa başvurunun üst makama yöneltilmesi gerekir; üst makam yoksa ancak o zaman işlemi yapmış olan makama başvurulabilir. Danıştay 7. Daire, E. 2000/3899, K. 2002/2966 sayılı kararında, üst makam mevcut iken işlemi tesis eden makama yapılan başvurunun İYUK m. 11 uyarınca dava açma süresini durdurmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu karar gümrük vergisi tahsilatına ilişkin bir uyuşmazlıkta verilmiş olmakla birlikte, m. 11'in başvuru makamını düzenleyen hükmünü somutlaştırmaktadır.

Danıştay 7. Daire, E. 2000/3899, K. 2002/2966Kaynağı aç
7. Daire         2000/3899 E.  ,  2002/2966 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No: 2000/3899 Karar No: 2002/2966 Temyiz İsteminde Bulunan: Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı adına İzmir Gümrük Müdürlüğü Karşı Taraf : … Vekili : Av. … İstemin Özeti : İzmir Gümrük Müdürlüğünde tescilli … gün ve … sayılı giriş beyannamesi ile geçici olarak ithal edilen eşyaların kanuni yurtta kalma süresi sona erdikten sonra, yurt dışı edilmediği ve süre uzatma talebinde de bulunulmadığından bahisle, giriş esnasında tahakkuk ettirilerek teminata bağlanan gümrük vergi ve resimlerinin tahsili amacıyla tesis edilen işleme vaki itirazın reddine dair işlemin iptali istemiyle açılan davada; olay tarihinde yürürlükte bulunan 1615 sayılı Gümrük Kanununun 81'inci maddesiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 14 ve 15'nci maddelerinden bahisle, olayda, uyuşmazlığa konu edilen vergiye yapılan itiraz hakkında miktar itibarıyla karar vermeye Gümrükler Genel Müdürlüğünün yetkili olduğu; bu sebeple ek tahakkuka yapılan itirazın yerinde görülmemesi üzerine gümrük müdürlüğünce verilecek karara karşı mükelleflerin Genel Müdürlüğe itiraz haklarının bulunduğu; itiraz hakkında yetkili makam olan Gümrükler Genel Müdürlüğünce tesis edilmiş bir işlem mevcut olmadıkça idari başvuru yollarının tüketildiğinin düşünülemeyeceği gerekçesiyle, dava dilekçesi ve eklerinin Gümrükler Genel Müdürlüğüne gönderilmesine ilişkin … Vergi Mahkemesinin … E:…; K:… sayılı kararının; davacının, şartların ihlali halinde 1615 sayılı Kanunun 149'uncu maddesine göre işlem yapılmasını verdiği taahhütnamede kabul ettiği; yapılan işlemin yasal olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir. Tetkik Hakimi …'ın Düşüncesi: Dosyanın incelenmesinden, geçici olarak yurda getirilen eşyanın, giriş esnasında gümrük vergi ve resimlerinin teminata bağlandığı, süresi içinde yurt dışı edilmediğinden bahisle de, 6183 sayılı Kanunun, teminatlı kamu alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin 56'ncı maddesi uyarınca işlem tesis edilerek yükümlüye tebliğ edildiği anlaşılmış olup, bu işlemin iptali istemiyle açılan davada, işin esasına girilerek geçici ithal rejimi şartlarına aykırı davranılıp davranılmadığı hususları incelenerek bir karar verilmesi gerekirken, yükümlünün itiraz yollarına gitme hakkının ortadan kaldırılmasının yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle işlemi iptal eden vergi mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı …'ın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp, vergi mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir. Açıklanan nedenle, temyiz isteminin reddi ile vergi mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Olay tarihinde yürürlükte bulunan 1615 sayılı Gümrük Kanununun 118'inci maddesinde, ham, yarı mamul veya mamul maddeleri dışarıdan getirterek memleket içinde, başkaca maddeler katılmış olsun olmasın tamamlayıcı veya değerlendirici ya da değiştirici az veya çok bir işçilik gördükten sonra yarı mamul veya mamul hale getirilen eşya ile bunların ihracında ambalaj maddesi olarak kullanılmak veya üzerlerine takılmak amacıyla ithal edilecek eşyanın geçici kabul rejiminden yararlanacağı; bu eşyanın, iki yıl içinde ihraç ve vergilerinin Bakanlıkça kabul ve tespit edilecek esas ve şartlar dairesinde teminata bağlanması gerektiği; 77'nci maddesinde, gümrük vergisi ve diğer vergilerin, tahakkuk ettirilip aynı kanunun 73'üncü maddesi gereğince ödenmeden veya teminata bağlanmadan ve gümrüğün izni olmadan, eşyanın gümrük denetlemesinde serbest bırakılamayacağı ve sahibine teslim edilemeyeceği belirtilmiş; Gümrük Yönetmeliğinin 879'uncu maddesinde de, geçici kabul veya geçici muaflık rejimine tabi eşyanın girişinde tahakkuk ettirilen vergi ve resimlerin yönetmelikte belirtilen teminat cinslerinden biriyle teminata bağlanacağı hüküm altına alınmıştır. Gümrük Kanununun 78'inci maddesinin 5'inci fıkrasında, gümrük vergisi tahakkuklarına karşı yapılacak itirazın sebepleri arasında muaflık hükümlerinin yerine getirilmemiş veya yanlış tatbik edilmiş olması hususları sayıldıktan sonra, 79'uncu maddesi ile 84'üncü maddesinde, itiraz yolunun ne şekilde işleyeceği hüküm altına alınmıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 54'üncü maddesinde, ödeme müddeti içinde ödenmeyen amme alacağının, tahsil dairesince cebren tahsil edileceği, 55'inci maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere 7 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun ödeme emri ile tebliğ olunacağı, 56'ncı maddesinde ise, karşılığında teminat gösterilmiş bulunan amme alacağı vadesinde ödenmediği takdirde, borcun 7 gün içinde ödenmesi, aksi halde teminatın paraya çevrileceği veya diğer şekillerle cebren tahsile devam olunacağının borçluya bildirileceği, 7 gün içinde borç ödenmediği takdirde, teminatın, anılan kanun hükümlerine göre paraya çevrilerek amme alacağının tahsil edileceği hükme bağlanmıştır. Dosyanın incelemesinden; gümrük giriş beyannamesi ile 1615 sayılı Kanunun 118'inci maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca geçici olarak ithal edilen eşyanın gümrük vergi ve resimlerinin ithalat esnasında tahakkuk ettirilerek teminata bağlandığı; anılan eşyanın kanuni yurtta kalma süresi içerisinde yurt dışı edilmediği veya süre uzatma talebinde bulunulmadığından bahisle, geçici ithal esnasında tahakkuk ettirilerek teminata bağlanan gümrük vergi ve resimlerinin tahsili amacıyla 6183 sayılı Kanunun 56'ncı maddesi uyarınca işlem tesis edilerek ve itirazda bulunulacaksa bir ay içerisinde itiraz edilmesi gerektiği hususu da belirtilerek davacıya tebliğ edildiği; davacı tarafından yapılan itirazın reddi üzerine de, bu karara karşı dava açıldığı anlaşılmıştır. Yukarıda değinilen yasal düzenlemelere göre; geçici olarak yurda getirilen eşyalara ait gümrük vergi ve resimlerinin giriş esnasında tahakkuk ettirilerek teminata bağlanması; geçici ithal rejimi şartlarına aykırı davranılması durumunda ise, başlangıçta tahakkuk ettirilerek teminata bağlanan vergi ve resimlerin, 6183 sayılı Kanunun teminatlı alacakların takip ve tahsiline ilişkin 56'ncı maddesine göre işlem yapılması gerekmektedir. Bu bakımdan, gümrük vergi ve resimlerinin tahakkukuna değil, geçici olarak ithal edildiği sırada tahakkuk ettirilerek teminata bağlanan vergi ve resimlerin tahsili amacıyla yukarıda sözü edilen 6183 sayılı Kanunun 56'ncı maddesi uyarınca tesis edilen işleme karşı, doğrudan idari dava yoluna gidilmesi gerekirken 1615 sayılı Kanunda öngörülen itiraz yollarına başvurulması isabetli değildir. Öte yandan; üst makam mevcut iken işlemi tesis eden makama yapılan başvuru, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 11'inci maddesi uyarınca işlemekte olan dava açma süresini durdurmayacağından; davacı Şirketin söz konusu başvurusunun anılan yasal düzenlemeye göre yapılmış kabulü de olanaklı değildir. Bu durumda; geçici ithal esnasında tahakkuk ettirilerek teminata bağlanan vergi ve resimlerin tahsili amacıyla tesis edilen işlemin iptali istemiyle açılan davada, geçici ithal rejimi şartlarına aykırı davranılıp davranılmadığı hususu araştırılarak, bu araştırma sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, dava dilekçesi ve eklerinin Gümrükler Genel Müdürlüğüne gönderilmesi yönünde verilen Mahkeme kararında yasal isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenle, temyiz isteminin kabulüne; Mahkeme kararının bozulmasına, bozma kararı üzerine yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri de hüküm altına alınacağından, bu hususta ayrıca hüküm tesisine gerek bulunmadığına, 26.9.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

Dava açma süresi zaten dolmuşsa sonradan yapılan idari başvuru o süreyi yeniden işler hale getirmez. İYUK m. 11'in sistematik yapısı bakımından, ilk ret üzerine tekrar üst makama başvurulmasının dava açma süresini ikinci kez durdurup durdurmayacağı kanun metninde açıkça düzenlenmemiştir; bu nedenle bu mesele somut uyuşmazlıkta dikkatle değerlendirilmelidir.

İYUK m. 11 ve Düzenleyici İşlemler

Danıştay 8. Daire, E. 2020/5991, K. 2022/6051 sayılı kararında (oyçokluğuyla), kanun koyucunun İYUK m. 11 kapsamındaki başvuruya konu işlem bakımından düzenleyici ya da bireysel işlem ayrımı yapmadığını belirlemiş; m. 11'in kapsamını salt bireysel işlemlerle sınırlandırmanın mümkün olmadığını hükme bağlamıştır. Aynı kararda çoğunluk, düzenleyici işlemin ilan edildiği tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlayan altmış günlük dava açma süresi içinde idareye m. 11 kapsamında başvuru yapılması ve başvurunun reddi üzerine, ilan tarihi ile başvuru tarihi arasında geçen süre de dikkate alınarak kalan dava açma süresi içinde dava açılması halinde süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Karşı oyda ise farklı bir hukuki nitelendirme benimsenmiştir.

Aynı kararda aynı zamanda şu husus hükme bağlanmıştır: altmış günlük dava açma süresi geçtikten sonra, düzenleyici işlemin değiştirilmesi veya düzeltilmesi gibi istemlerle yapılan başvuruların zımni ya da açık reddinin uygulama işlemi olarak kabul edilmesine hukuken olanak bulunmamakta; bu tür davalarda süre aşımının kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla m. 11'in düzenleyici işlemlere uygulanabilirliğinin sınırı, başvurunun altmış günlük süre içinde yapılmış olmasına bağlıdır.

İYUK m. 10: Harekete Geçirme Başvurusu ve Kesin Olmayan Cevap

İYUK m. 10, idarenin henüz herhangi bir işlem tesis etmediği durumlarda ilgililerin bu makamlardan işlem yapılmasını isteyebilmesini düzenlemektedir. Danıştay 8. Daire, E. 2021/1808, K. 2022/3491 sayılı kararında (oyçokluğuyla) bu iki madde arasındaki temel farkı netleştirmiştir: İYUK m. 10 kapsamındaki başvuru, daha önce idarece tesis edilmiş herhangi bir işlem olmaksızın yeni bir işlem veya eylem yapılması talebiyle yapılan başvurudur ve dava açma süresi bu başvuru üzerine tesis edilen işlemin tebliğinden itibaren başlar. İYUK m. 11 kapsamındaki başvuru ise daha önce tesis edilmiş bir işlemin kaldırılması, geri alınması ya da değiştirilmesi amacıyla yapılan başvurudur; dava açma süresi m. 11'deki esaslara göre hesaplanır. Hangi maddenin uygulanacağını belirlemek için başvurunun içeriği ve başvuru öncesinde tesis edilmiş bir işlemin bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir.

Danıştay 8. Daire, E. 2021/1808, K. 2022/3491Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/1808 E.  ,  2022/3491 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/1808 Karar No : 2022/3491 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Dava; Mersin İli Tarsus İlçesinde bulunan …Kolejinde öğretmen olarak görev yapmakta iken 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca görevli olduğu okulu kapatılan davacı tarafından, çalışma izninin iptaline ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K: …sayılı kararıyla; davacının çalışma izninin iptal edilip edilmediğini öğrenmek üzere idareye yaptığı başvuru üzeine ilk kez verilen olumsuz mahiyette cevabı yazının (idari işlemin) …tarih ve E.…sayılı işlem olduğu, bu işleme idareye başvurusundan itibaren 60 günlük yasal süre içerisinde cevap verilmemesi üzerine istemin reddedilmiş sayılacağı 24/10/2017 gününden itibaren 60 günlük yasal süresi içerisinde en geç 23/12/2017 günü mesai bitimine kadar doğrudan dava açılması gerekirken, bu süre geçtikten çok sonra 03/08/2018 tarihinde işbu davayı açtığı davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının açıklama ile onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ifade edilmiş; "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesinin 2. fıkrasında ise, Devletin, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (işlem tarihinde yürürlükte bulunan hali ile) "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde altmış gün olduğu; idari uyuşmazlıklarda bu sürenin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmüne yer verilmiş; Kanunun "İdari Makamların Sükutu" başlıklı 10. maddesinde ise, "1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." düzenlemesine; aynı Kanunun "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde;" 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükümlerine yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, davacı tarafından Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca, davalı idarece kendisine tebliğ edilen işlemlerde hangi kanun yoluna hangi süre içerisinde ve hangi makama başvurabileceğine ilişkin bilgilendirmeye yer verilmediği, dolayısıyla davasının süresinde olduğunun kabulü ile işin esasının değerlendirilmesi gerektiği iddia edilmektedir. İdari işlemlere karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir. Anılan Anayasa hükmü ile de bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. İdarenin Anayasa'dan kaynaklanan yükümlülüğünü yerine getirmesi esas olmakla birlikte belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemesi, idari işlemlere karşı açılan davalarda dava açma süresinin işletilmeyip, ihmal edilmesi sonucunu da doğurmamalıdır. Anayasa'nın 125. maddesinde idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağının belirtilmesi karşısında, usulüne uygun tebliğ olunan veya bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenilen idari işlemler üzerine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda açıkça belirtilen ve ilgililerce de bilindiğinin kabulü gereken genel dava açma sürelerinin işletilmesi zorunludur. Ancak, idari işlemlerin nitelikleri gereği özel yasalarda, genel dava açma süreleri dışında ayrı dava açma sürelerinin öngörülmüş olması halinde, idare tarafından idari işlemlerin nitelikleri ve tabi oldukları dava açma süreleri gösterilmedikçe özel dava açma sürelerinin işletilmesine olanak bulunmadığından, Anayasa'nın 40. madde hükmü uyarınca, özel dava açma süresine tabi olmasına rağmen, bu hususun idari işlemde açıklanmaması halinde, dava konusu idari işlemin tebliği tarihinden itibaren, özel dava açma süresinin değil, 60 günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Davacının iptalini istediği işlem açısından mevzuatta özel bir sürenin öngörülmediği, dolayısıyla genel dava açma süresinin uygulanacağı görülmüş olup; yukarıda yer alan açıklamalar ışığında davacının iddiasına itibar edilmemiştir. Yine, davacı tarafından, davalı idareye yaptığı başvuruların 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesinin 2. fıkrası kapsamında olduğu, dolayısıyla süresinde açılan davanın esasının incelenmesi gerektiği iddia edilmektedir. Kişilerin, haklarında daha önce idarece tesis edilmiş herhangi bir işlem olmaksızın, idari davaya konu olabilecek yeni bir işlem veya eylemin yapılması için yapılan başvuru neticesinde tesis edilen işlemin 10. madde kapsamında yapılmış başvuru olduğu ve dava açma süresinin de, bu başvuru üzerine tesis edilen işlemin tebliğinden itibaren başlayacağı, kişilerin haklarında daha önce tesis edilmiş işlem olmakla birlikte, idari dava açılmadan önce işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi yada yeni bir işlem yapılması amacıyla yaptıkları başvurunun ise, 11. madde kapsamında yapılmış başvuru olduğundan, dava açma süresinin de anılan maddede belirtilen esaslara göre hesaplanması gerekmektedir. Dolayısıyla; ilgililerin dava açmadan önce yaptıkları başvurunun içeriği (talebinin mahiyeti), başvuru öncesinde idarece tesis edilmiş herhangi bir işlemin bulunup bulunmadığı hususlarına bakılarak başvurunun niteliğinin belirlenmesi gerekmekte olup; buna göre usuli işlemlerin yürütüleceği izahtan varestedir. Davacının, 24/07/2017 tarihli başvurusunda; başka bir okulda çalışmasına engel bir durumun olmadığına dair kendisine belge verilmesi, çalışma izninin iptali ile ilgili işlem tesis edildiyse bu işlemin düzeltilmesini; 25/08/2017 tarihli başvurusunda; çalışma izninin 23/07/2016 tarihli işlem ile iptal edildiği, çalışma izninin iptaline ilişkin işlemin kaldırılarak yeniden çalışma izni verilmesini talep ettiği; 13/08/2018 tarihli başvurusunda; başvurularına olumlu ya da olumsuz cevap verilmediği, dilekçelerinin akıbeti hakkında bilgi almak istediği görülmekte olup; bu başvurulardan ilk ikisinin 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında; son başvurusunun ise; 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında olduğu görülmekte olup; anılan başvuruların 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında olduğu yolundaki iddialarına itibar edilmemiştir. Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının yukarıda yer alan açıklama ile ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. Kesin olarak, 26/05/2022 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : (X)-Dava; Mersin İli Tarsus İlçesinde bulunan …Kolejinde öğretmen olarak görev yapmakta iken 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca görevli olduğu okulu kapatılan davacı tarafından, çalışma izninin iptaline ilişkin işlemin iptali istemiyle açılmıştır. İdare mahkemesince davacının çalışma izninin iptal edilip edilmediğini öğrenmek üzere idareye yaptığı başvuru üzeine ilk kez verilen olumsuz mahiyette cevabı yazının (idari işlemin) …tarih ve E.…sayılı işlem olduğu, bu işleme idareye başvurusundan itibaren 60 günlük yasal süre içerisinde cevap verilmemesi üzerine istemin reddedilmiş sayılacağı 24/10/2017 gününden itibaren 60 günlük yasal süresi içerisinde en geç 23/12/2017 günü mesai bitimine kadar doğrudan dava açılması gerekirken, bu süre geçtikten çok sonra 03/08/2018 tarihinde işbu davayı açtığı davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (işlem tarihinde yürürlükte bulunan hali ile) "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde altmış gün olduğu; idari uyuşmazlıklarda bu sürenin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı hükmüne yer verilmiş; Kanunun "İdari Makamların Sükutu" başlıklı 10. maddesinde ise, "1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler." düzenlemesine; aynı Kanunun "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde;" 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." hükümlerine yer verilmiştir. 06/04/2022 tarih ve 31801 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 06/01/20202 tarih ve 2018/25011 Başvuru Numaralı Ayşe Ortak kararında; 15/07/2016 tarihinde yaşanan hain darbe girişimi sonrasında, FETÖ/PYD Silahllı Terör Örgütü ile mücadele kapsamında, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu'na tabi kurum ve kuruluşlar ve bu kuruluşlarda görevli personel ile ilgili olarak; anılan terör örgütüne üyeliği irtibatı iltisakı bulunan kişi, kurum ve kuruluşlar hakkında tesis edilen iş ve işlemlere ilişkin süreç hakkında ayrıntılı açıklamalara yer verildiği görülmektedir. Anılan kararda; Olağanüstü hâl (OHAL) tedbirleri kapsamında 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı OHAL KHK'sı) 2. maddesinde yapılan düzenlemeyle, millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) aidiyeti veya bu örgüte iltisakı, irtibatı belirlenen KHK ekindeki listede yer alan özel öğretim kurum ve kuruluşları kapatılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığının 21/7/2016 tarihli ve 7783529 sayılı Genelge'si (Genelge) ile de "Cumhuriyet Savcılıklarınca haklarında işlem başlatılan özel öğretim kurumları ile özel öğrenci yurtlarından yönetimine kayyum atanmayan kurumlar ve kayyum atanan kurumlarda kayyum ataması yapılmadan önce görev yapan, yönetici, eğitimci, öğretmen, uzman öğretici, usta öğretici ve diğer personelin Milli Eğitim Bakanlığı Bilişim Sistemleri (MEBBİS) üzerinden tespitleri yapılarak çalışma izinleri valiliklerce iptal edilecek, bu personele başka bir özel öğretim kurumunda çalışma izin onayı düzenlenmeyerek MEBBİS üzerinde gerekli bilgiler işlenecektir" kuralı getirildiği…Genelge hükümleri gereği, çalıştığı okulun kapatılması nedeniyle özel okulda çalışma izninin 29/7/2016 tarihinde iptal edildiği ve başka bir kurum için yeniden izin düzenlenemeyeceği Valilik tarafından bildirildiği, Ayrıca anılan tarih itibarıyla Millî Eğitim Bakanlığı Bilişim Sistemlerinde (MEBBİS) "Cezası:667 sayılı KHK ile kurumu kapatıldı ve …sayılı yazı" şeklinde şerh konulduğu belirtilmiştir. Yine anılan kararda; "79. 5580 sayılı Kanun'un 8. maddesinde gerekli şartları taşıyan yönetici, öğretmen, uzman öğretici ve usta öğreticiler sınıfında olan kişilere özel öğretim kurumlarında çalışabilmeleri için ilgili valilikler tarafından çalışma izni verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca anılan Kanun'un 10. maddesi ile de teftiş raporuyla başarısızlık tespiti hâlinde, çalışma izninin valilikler tarafından iptal edilebileceğinin düzenlendiği görülmüştür. Çalışma iznine başvuru şekli ise Yönetmelik'in 26. maddesinde düzenlenmiştir. Belirtilen Kanun ve Yönetmelik hükümleri birlikte değerlendirildiğinde özel öğretim kurumlarında çalışabilmenin valilikler tarafından verilecek çalışma iznine bağlandığı, bu kapsamda valiliklerce yapılacak inceleme sonucunda mevzuatta belirtilen koşulları sağlayan kişiye iznin verilebildiği ancak bu iznin sadece kişinin sözleşme yaptığı okulda çalışmasına olanak sağladığı anlaşılmıştır. 80. Bu durumla birlikte ilgili mevzuatta özel öğretim kurumunun kapatılması hâlinde çalışma izninin iptalinin gerektiğine ilişkin açık bir hüküm bulunmamakta, çalışma izninin valilikler tarafından verilebileceği ve iptal edilebileceğine dair genel düzenlemelere yer verilmektedir." ifadeleri yer almaktadır. Yukarıda yer alan Anayasa Mahkemesi kararınında da ifade edildiği üzere; özel öğretim kurumlarında çalışabilmenin valilikler tarafından verilecek çalışma iznine bağlandığı, bu kapsamda valiliklerce yapılacak inceleme sonucunda mevzuatta belirtilen koşulları sağlayan kişiye iznin verilebildiği ancak bu iznin sadece kişinin sözleşme yaptığı kurumda çalışmasına olanak sağladığı, dolayısıyla herhangi bir sebeple mevcut çalışma izninin sonlanması halinde, ilgililerin yeniden özel öğretim kurumunda çalışabilmeleri için çalışmayı talep ettikleri kurum ile yapacakları yeni sözleşmenin akabinde, kurum müdürü tarafından Yönetmelikte belirlenen gerekli evrakın İl/İlçe Milli Eğitim müdürlüklerine teslimi ile yetkili makam tarafından verilen onay neticesinde çalışma izni düzenlenecektir. Bu açıklamalar ışığında; 5580 sayılı Kanun'a tabi kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin, çalışma izninin iptali sonrasında, tarafına çalışma izni onayı verilmesine ilişkin yapmış olduğu başvurunun mahiyetinin, ilişiğinin kesildiği kurumdaki çalışma izni onayının tarafına iadesi olarak anlaşılmaması gerekmekte olup; geleceğe yönelik olarak, yeni bir çalışma izni onayı düzenlenmesi talebini -mevcut yasağın geleceğe yönelik olarak kaldırılması- içeren bir başvuru olduğunun kabulü ile davacının başvurusunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında olduğu, bu haliyle süresinde açılan davanın esasının incelenmesi gerektiği görüşüyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum.

İYUK m. 10/2 kapsamında idarenin belirli bir süre içinde kesin olmayan bir cevap vermesi halinde ilgili bu cevabı ret sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir. Bu noktada önemli bir çelişki mevcuttur: yerel arşivdeki İYUK m. 10 mevzuat metni cevap süresini otuz gün ve azami bekleme süresini dört ay olarak göstermekte; ancak bazı Danıştay kararları bu hükmün değişiklik öncesindeki halini aktarmakta ve altmış günlük cevap süresi ile altı aylık bekleme süresinden söz etmektedir. Bu çelişki iki dönem arasındaki mevzuat farkından kaynaklanmaktadır; hangi sürelerin güncel uygulamada esas alınacağı güncel mevzuat metninden doğrulanmalıdır. Her iki metinde ortak olan kural şudur: dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, zımni ret süresinin dolmasından sonra yetkili idari makamca cevap verilirse ilgililer cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.[7] 3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.) Üst makamlara başvurma:

İYUK m. 10 kapsamında zımni ret oluştuktan sonra, yani belirlenen süre cevapsız geçirildikten sonra dava açılmaksızın yeni bir başvuru yapılması ve bu başvuru üzerine bekleme süresi uygulanması mümkün değildir. Danıştay 8. Daire, E. 1998/7093, K. 2000/6612 sayılı kararında, zımni ret hükmünün kesin olmayan bir cevabın beklenmesiyle ilgili olduğunu ve bekleme süresinin sınırlandırılmasının da kesin yanıtın bekleneceği bir süreci kapsadığında kuşku olmadığını belirlemiştir. Aynı kararda, idare belirlenen süre içinde ne kesin ne de kesin olmayan herhangi bir cevap vermemişse ve bu zımni rete karşı dava açılmamışsa, idarenin daha sonra vereceği cevap üzerine yeni bir dava açma süresinin işlemeye başlayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Danıştay 8. Daire, E. 1998/7093, K. 2000/6612Kaynağı aç
8. Daire         1998/7093 E.  ,  2000/6612 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No: 1998/7093 Karar No: 2000/6612 Temyiz İsteminde Bulunan : … Vekili : … Karşı Taraf : 1- … Valiliği 2- Kültür ve Turizm Bakanlığı İstemin Özeti : Davacının … İlçesi … Köyü … mevkiinde devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazı kiralama talebinin reddine dair … Mal Müdürlüğünün 5.6.1998 gün ve 162 sayılı işleminin iptali istemiyle açılan davada, davacının 3.11.1995 günlü başvurusuna cevap verilmemesi nedeniyle 2577 sayılı Yasanın 7. ve 10. maddesinde öngörülen 6 aylık sürede en geç 3.5.1996 tarihine kadar davanın açılması gerekirken bu süre geçirildikten ve çok sonra yeni bir dava süresini ihya etmeyen 5.6.1998 günlü cevap üzerine 3.8.1998 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davayı reddeden … İdare Mahkemesinin … gün ve … sayılı kararının 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi …. 'ın Düşüncesi: Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı …. 'nın Düşüncesi: Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49.maddesinin 1.fıkrasında belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymayıp idare mahkemesince verilen kararın dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında anılan kararın bozulmasını gerektirir nitelikte görülmemektedir. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle idare mahkemesi kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Temyize konu edilen idare mahkemesi kararının özünü, 2577 sayılı Yasanın 10. maddesindeki idareye bir işlem yapılması yolundaki başvuruların yanıtlanmaması üzerine açılacak davaların altı aylık bekleme süresiyle sınırlı olup olmadığı oluşturmaktadır. Anılan 2577 sayılı Yasanın 10. maddesinin birinci fıkrasında, ilgililerin haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri, 2. fıkrasında ise, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde konusuna göre Danıştay'a, İdare ve Vergi Mahkemelerine dava açabileceği, altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgilinin bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebileceği, bu takdirde dava açma süresinin işlemeyeceği, ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği, davanın açılmaması veya davanın süreden reddi halinde, 60 günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse cevabın tebliğinden itibaren 60 gün içinde dava açılabileceği kuralı yer almaktadır. 10. maddenin temel özelliği, ilgililerin yönlendirmesiyle idarenin bir işlem yapmasının sağlanmasıdır. 521 sayılı Danıştay Kanununun 69. maddesinde de yer alan kuralın uygulanması sırasında kesin olmayan idari yanıtlar nedeniyle oluşan duraksamalarla karşılaşıldığından, sorun 2577 sayılı Yasanın ilk şeklinde giderilmeye çalışılmıştır. Daha sonra 3622 sayılı yasayla getirilen değişiklikle 521 sayılı Kanun zamanındaki ilkeye dönülmüşse de, 4001 sayılı Yasayla yeniden kesin olmayan yanıtlarla ilgili kural getirilmiş ve bu kez altı aylık bekleme süresi öngörülmüştür. Maddede bu kural dışında değişiklik yapılmamış, son cümledeki altmış gün geçtikten sonra cevap verilirse dava süresinin başlayacağı yolundaki temel anlayış korunagelmiştir. Yasalardaki bu gelişim karşısında, "Bekleme" sözcüğünün kesin yanıtın beklenmesiyle ilgili olduğu ve altı ayla sınırlamanın da kesin yanıtın bekleneceği bir süreci kapsadığında kuşku yoktur. Başka bir aktarımla, ilgililerin başvurusu üzerine idarece kesin olmayan bir yanıt verilirse, bu cevap isteğin reddi sayılıp dava açılabileceği gibi; kesin işlem de beklenebilecek, ancak bekleme durumunda başvuruyu izleyen altıncı aydan sonra dava süresi işlemeye başlayacaktır. Olayda ise anılan kuralların irdelenmesine bile gerek yoktur. Çünkü idarece kesin olan veya olmayan bir yanıtın verilmesi söz konusu değildir. Bu durumda cevap verilmeyerek oluşan ret işlemine karşı dava açılmadığına göre, anılan 2. fıkranın son cümlesi uyarınca, idarece ne zaman yanıt verilirse dava açma süresi işlemeye başlayacaktır. Yorum gerektirmeyen bu kuralın aksi bir yönde değerlendirilmesi, idarenin yapacağı kimi işlemlerin yargı denetimi dışına çıkarılması sonucunu doğuracak ve yönetimleri konuyu savsaklayıp altı ay geçtikten sonra cevap verme ve böylece yapacakları işlemleri yargısal denetimden uzak tutma eğilimine götürecektir. Tüm bu açıklamalar dışında, mahkeme kararıyla ulaşılan sonuç, maddede bekleme süresinden sonra yer alan ve önceki yasalarda da bulunan fıkrayı anlamsızlaştıracak, idari işlemin hiç yapılmamış olması olgusu ve düşüncesiyle sınırsız bir zamanı öngören ve bu konuda yerleşmiş idari yargılama kuralı düzeyinde olan yasal ilkeyi yersiz bir metin durumuna düşürecektir. Ayrıca, yasanın bu bölümünde yer alan, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap verilmesi halinde altmış gün içinde dava açılabileceği yolundaki kural da; sessiz kalınarak oluşan (zımni) red kararlarına karşı varolan dava süresinin altı aylık bekleme süreciyle ilintili olmadığını, "altmış gün" olarak belirtilen ana süreyle ilişkilendirildiğini açıkça göstermektedir. Belirtilen açıklamalar karşısında söz konusu 10. maddeye göre altmış gün içinde cevap verilmeyerek oluşan ret işleminden sonra, idarece bir yanıt verilirse dava açma süresinin işleyeceği açık olduğundan, aksine bir gerekçeyle davanın süreden reddinde hukuka uyarlık bulunmadığında kuşkuya yer yoktur. Açıklanan nedenlerle, … İdare Mahkemesi kararının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine 25.10.2000 gününde oybirliği ile karar verildi.

Danıştay 7. Daire, E. 1998/1893, K. 1999/1402 sayılı kararında ise ilk başvuruya belirlenen süre içinde cevap verilmemek suretiyle zımni ret oluştuğunda, dava süresi içinde dava açılmaksızın yapılan sonraki başvurular üzerine ikinci bir dava hakkının doğmasının mümkün olmadığı hükme bağlanmıştır. Bu iki Danıştay kararı arasında zımni ret sonrasındaki ikinci başvuruların hukuki etkisi konusunda farklı sonuçlara ulaşılmaktadır; söz konusu farklılığın bağlayıcı bir içtihadı birleştirme kararıyla giderilip giderilmediği doğrulanamamıştır.

Danıştay 7. Daire, E. 1998/1893, K. 1999/1402Kaynağı aç
7. Daire         1998/1893 E.  ,  1999/1402 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No: 1998/1893 Karar No: 1999/1402 Temyiz İsteminde Bulunan : … Fabrikaları Anonim Şirketi Vekili :Av. … Karşı Taraf : Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı İstemin Özeti : Dilucu Gümrük Müdürlüğünde tescilli 23.10.1995 gün ve 15; 24.10.1995 gün ve 16; 6.11.1995 gün ve 17; 10.11.1995 gün ve … sayılı tahakkuk kağıtları muhteviyatı şeker pancarının ithali nedeniyle fazladan alındığı ileri sürülen vergi ve resimlerin iadesi istemiyle yapılan 15.7.1997 gün ve … sayılı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davayı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 4001 sayılı Kanunla değişik 10'uncu maddesinden bahisle, olayda, davacının 1995 yılında ithali yapılan emtiaya ilişkin olarak 23.10, 24.10, 6.11, 10.11, 11.11.1995 ve 13.4.1996 tarihli tahakkuk fişleri ile tahakkuk ettirilen gümrük vergisinin fazla tahakkuk ve tahsil edilen kısmının iadesi istemiyle 14.12.1995, 22.1.1996, 10.6.1996, 23.10.1996 ve 15.5.1997 tarihlerinde Dilucu Gümrük Müdürlüğüne yapılan başvurulara cevap verilmediği; 15.7.1997 tarihinde Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığına başvurulduğu; 22.8.1997 tarihinde davacıya tebliğ edilen 13.8.1997 gün ve 887 sayılı yazı ile davacının daha önceki başvurularına ilişkin olarak Dilucu Gümrük Müdürlüğüne talimat verildiği ve konunun ilgili gümrük müdürlüğünden takibi gerektiği yolunda bilgi verildiği; davacının söz konusu yazıyı kesin olmayan cevap sayarak 6 ay bekleme süresini müteakiben 30 gün içerisinde dava açtığının anlaşıldığı; görüldüğü üzere en son 15.5.1997 tarih ve 974 sayılı yazı ile Dilucu Gümrük Müdürlüğünden gümrük vergisi alacağının hesaplarına aktarılmasının istenildiği, bu isteme 60 gün içinde bir cevap verilmemesine rağmen, süresinde mahkemelerinde herhangi bir dava açılmayarak istemin bu kez, Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığına hitaben yazılan 15.7.1997 gün ve 1453 sayılı dilekçe ile tekrarlandığı; anılan idarenin 22.8.1997 tarih ve 2817 sayılı yazısı ile verdiği cevapta, "İlgi yazınızda bahsolunan konu ile alakalı 25.6.1997 gün 378 ve 719 sayılı yazılarımızla Dilucu Gümrük Müdürlüğüne talimat verilmiştir. Konunun adı geçen gümrük müdürlüğünden takibini rica ederim." denildiği; verilen bu cevabın 15.7.1997 tarihli dilekçeye değil, evvelki başvurulara karşılık olduğunun içeriğinden anlaşıldığı; bu duruma göre, 15.7.1997 tarihli başvuruya bir cevap verilmediğinin açık olduğu; bu takdirde davanın, 13.9.1997 tarihinden itibaren 30 gün içinde açılması gerekirken 11.2.1998 günü açılmış olması nedeniyle süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle reddeden …Vergi Mahkemesinin …gün ve E:…; K:…sayılı kararının; Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığının 13.8.1997 gün ve 887 sayılı yazısında, açıkça, bu yazının 15.7.1997 günlü başvurunun cevabı olduğunun belirtildiği; bu kesin olmayan bir cevap olduğundan 2577 sayılı Kanunun 10'uncu maddesinin 2'nci fıkrasına dayanılarak açılan davanın süresinde olduğu ileri sürülerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır. Tetkik Hakimi …'ın Düşüncesi :Temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, 2577 sayılı Kanunun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında sayılan bozma nedenlerine uymadığından, temyiz istemi reddedilerek kararın onanması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı …'nun Düşüncesi: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında; temyiz incelemesi sonunda Danıştay'ın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerine uyulmamış olunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı öngörülmüştür. Temyiz dilekçesinde ileri sürülen hususlar, yukarıda belirtilen nedenlerden hiçbirisine uymadığı gibi, mahkeme kararının dayandığı hukuki ve yasal nedenler karşısında, bu kararın bozulmasını sağlayacak nitelikte de görülmemektedir. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddiyle mahkeme kararının onanmasının gerektiği düşünülmüştür. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Yedinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından …Özerk Cumhuriyetinden ithal edilen şeker pancarı nedeniyle 23.10.1995; 24.10.1995; 6.11.1995; 10.11.1995; 11.11.1995 tarihlerinde yapılan toplam 913.559.000.- lira tutarındaki vergi tahsilatının haksız olduğundan bahisle iadesi için 14.12.1995 ve 22.1.1996 tarihlerinde Dilucu Gümrük Müdürlüğüne başvuruda bulunulduğu; bu başvurulara cevap verilmemesi üzerine, 13.4.1996 tarihinde ödenen vergi de dahil olmak üzere toplam (913.559.000.- + 144.603.000.=) 1.058.162.000.- lira tutarındaki verginin iadesi istemiyle 10.6.1996 ve 15.5.1997 tarihlerinde aynı idareye başvurulduğu; bu başvurulara da cevap alınamadığından aynı istemin, 15.7.1997 tarihinde, Başbakanlık Gümrük Müsteşarlığı nezdinde tekrarlandığı; anılan idarece verilen 13.8.1997 gün ve 887 sayılı cevabi yazıda, konu ile ilgili olarak Dilucu Gümrük Müdürlüğüne talimat verildiğinin belirtildiği; bu yazının kesin cevap niteliği taşımadığından bahisle, 6 ay süreyle kesin cevap verilmesinin beklendiği; cevap verilmemesi üzerine de, istem reddedilmiş sayılarak 11.2.1998 tarihide zımni ret işleminin iptali istemiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. 1615 sayılı Gümrük Kanununun 87'nci maddesinde, kanuna göre fazla alındığı anlaşılan gümrük vergisinin eşyanın fiili ithal tarihinden itibaren bir yıl içerisinde geri verileceği, mükelleflerin ancak maddi hesap hatası sebebiyle fazla alınmış verginin geri verilmesini aynı süre içinde isteyebilecekleri, bu fıkra hükmünün gümrük vergisi ile birlikte gümrüklerce tahsil edilmekte olan bütün vergileri kapsayacağı belirtilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Dava açma süresi" başlıklı 7'nci maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; bu sürelerin, idari uyuşmazlıklarda, yazılı bildirimin yapıldığı; vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde, tebliğin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı açıklanmış; aynı Kanunun 10'uncu maddesinde de, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri; başvuruya altmış gün içerisinde cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı ve ilgililerin altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre, Danıştayda, idare ve vergi mahkemelerinde dava açabilecekleri; altmış gün içerisinde idarece verilen cevabın kesin olmaması halinde, ilgilinin, bu cevabı, istemin reddi sayabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği; bu takdirde, dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği; dava açılmaması veya davanın reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitiminden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabileceği öngörülmüştür. Bu hükümlere göre; yapılan başvuruya altmış gün içerisinde idarece verilen cevabın kesin olması veya başvurunun anılan süre içerisinde cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi hallerinde, davanın, cevabın tebliğini veya cevap verilmemek suretiyle geçen altmış günü izleyen günden itibaren, açıklanan 7'nci maddede davanın açılacağı idari yargı yerine göre belirlenen dava açma süresi içinde açılması gerektiğinden; bu süre geçirildikten sonra yapılan ikinci başvuru üzerine, idarece verilen cevap veya cevap verilmemek suretiyle tesis edilen işlem dolayısıyla ikinci bir dava hakkının doğması olanaklı değildir. Her ne kadar, anılan 10'uncu maddenin 2'nci fıkrasının son cümlesinde, dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca verilen cevap üzerine de dava açılabileceği açıklanmış ise de, bu cümlede dava açma olanağı sağlayacağı belirtilen cevabın ilk başvuruya verilen cevap olması gerektiği, maddenin anlatımından çıktığından, ilk başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddi üzerine yapılan sonraki başvurular dolayısıyla bu hükmün uygulanma yeri bulunmamaktadır. Bu hukuki durum karşısında; davacı şirketin ithal ettiği eşyalara ilişkin olarak fazladan tahsil edilen gümrük vergisi ile katma değer vergisinin iadesi istemiyle Dilucu Gümrük Müdürlüğüne 14.12.1995 tarihinde yaptığı, 913.559.000.- liranın iadesi istemini içeren başvuru ile 10.6.1996 tarihinde yaptığı, 1.058.162.000.- liranın iadesi istemini içeren başvuru üzerine cevap verilmemek suretiyle tesis edilen ret işlemlerinin iptali talebiyle 2577 sayılı Kanunun 7'nci maddesinde belirtilen süre içinde dava açılması gerekirken, bu süreler geçtikten sonra, 15.7.1997 tarihli beşinci başvuru üzerine tesis edilen zımni ret işleminin iptali istemiyle, 11.2.1998 tarihinde açıldığı anlaşılan davayı süre aşımı sebebiyle reddeden vergi mahkemesi kararında isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddine; mahkeme kararının onanmasına, … lira maktu karar harcının temyiz edenden alınmasına, 12.4.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.

İdari Eylemden Zarar Görenler: İYUK m. 13'teki Zorunlu Başvuru

İdari işleme değil, idari eyleme karşı tam yargı davası açmak isteyen kişiler için başvuru zorunludur. İYUK m. 13/1 uyarınca, idari eylemden hakları ihlal edilmiş olanlar, eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelidirler. Bu başvuru zorunluluğu yalnızca idari eylemden doğan tam yargı davaları için öngörülmüştür; idari işleme karşı açılacak davalara uygulanmaz. Başvurunun kısmen veya tamamen reddi ya da otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde dava süresi içinde dava yoluna gidilebilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Yetkili Makama Başvurma Zorunluluğu

Başvurunun dava açma süresini durdurabilmesi için yetkili makama yöneltilmiş olması gerekir. İYUK m. 11/1, başvurulacak makamı açıkça sıralamaktadır: önce üst makam, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makam. Üst makam mevcutken işlemi yapan alt makama yöneltilen başvurunun m. 11 kapsamında değerlendirilemeyeceği ve dava açma süresini durdurmayacağı, Danıştay 7. Daire, E. 2000/3899, K. 2002/2966 sayılı kararının sonucudur. Bu karar gümrük vergisi tahsilatına ilişkin özel bir uyuşmazlıkta verilmiş olup genel idari işlemlere uygulanması değerlendirilmelidir.

Özel kanunların zorunlu itiraz yolları öngördiği alanlarda bu yolların seçilmesindeki isabetsizlik dava açma hakkını etkileyebilir. Danıştay 7. Daire, E. 2000/3899, K. 2002/2966 sayılı kararında, 6183 sayılı Kanun m. 56 uyarınca tesis edilen tahsil işlemine karşı doğrudan idari dava yoluna gidilmesi gerekirken özel kanunda öngörülen itiraz yoluna başvurulmasının isabetli olmadığı vurgulanmıştır. Bu ayrım söz konusu özel mevzuat bağlamına özgüdür.

Dava Açma Süresinin Başlangıcı ve Genel Süreler

İYUK m. 7/1 uyarınca özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hâllerde dava açma süresi Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. İdari uyuşmazlıklarda bu süre yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde ise ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Düzenleyici işlemlerde ilan tarihinden itibaren altmış günlük süre içinde dava açılmaması hâlinde, söz konusu işlemin sonraki bir uygulama işlemi üzerine yeniden dava konusu yapılabilmesi için bireysel işlemin o düzenleyici işlemin uygulanması niteliğinde bulunması gerekir.

Danıştay 13. Daire, E. 2014/1028, K. 2017/2778Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2014/1028 E.  ,  2017/2778 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2014/1028 Karar No : 2017/2778 Davacı : … Anonim Şirketi ( Eski Unvan: … Ltd. Şti.) Vekili: … Davalı: Kamu İhale Kurumu Vekili: … Davanın Özeti: 03.01.2009 tarih ve 27099 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) "Başvuruların yapılacağı yerler" başlıklı 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, "…bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." ibaresinin, 6. fıkrasında yer alan, "Doğrudan Kuruma yapılan ve 15'inci madde uyarınca idareye gönderilen şikâyet başvurularında, dilekçenin idare kayıtlarına alındığı tarih, idareye başvuru tarihi olarak kabul edilir." kuralının, Yönetmeliğin "Şikâyet başvurusu üzerine inceleme" başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "8'inci maddede belirtilen ve dilekçe ile ekinde yer alması zorunlu olan bilgi ve belgeleri içermeyen şikâyet başvurularında, söz konusu eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir. Eksikliklerin başvuru süresi içerisinde tamamlanmaması hâlinde idare tarafından başvurunun reddine karar verilir." kuralının, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 54. ve 56. maddelerinde, Yönetmeliğin dava konusu düzenlemelerindeki kısıtlamaya yer verilmediği ileri sürülerek; Kamu İhale Kurulu'nun 27.01.2014 tarih ve … sayılı kararının ise, ihaleyi gerçekleştiren idarenin şikâyet başvusunun reddi kararı üzerine süresinde (26.12.2013 tarihinde) itirazen şikâyet başvurusunda bulunulduğu, yanlış makama başvurulduğu kabul edilse bile Kamu İhale Kurumu'na yapılan başvuru tarihinin ihaleyi gerçekleştiren idareye başvuru tarihi olarak değerlendirilmesi gerektiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15. maddesinde ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesinde yanlış makama yapılan başvuru tarihinin esas alındığı, dava konusu kararda başvurunun şekil yönünden de reddedildiği, yetki belgesinin hangi yönüyle usule uygun olmadığının belirtilmediği, eksikliğin giderilmesi için süre verilmeden başvurunun reddedilmesinin Anayasal hak olan hak arama özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğurduğu ileri sürülerek iptali ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 54. maddesine 6518 sayılı Kanun'un 50. maddesiyle eklenen 9. fıkrasında yer alan, "Belirtilen hususlara aykırılık içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki eksiklikler, idare veya Kurumun bildirim yapma zorunluluğu bulunmaksızın, başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir." kuralı ile aynı maddenin 10. fıkrasında yer alan "Başvuruların ihaleyi yapan idare veya Kurum dışındaki idari mercilere ya da yargı mercilerine yapılması ve başvuru dilekçelerinin bu merciler tarafından ilgisine göre idareye veya Kuruma gönderilmesi hâlinde, dilekçelerin idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir." kuralının iptali için … Mahkemesi'ne başvurulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti: Dava konusu düzenlemelerin, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 53. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hazırlandığı, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelikte, başvuruya eklenecek belgelerin usulüne uygun sunulmaması durumunda, başvurunun reddine karar verileceği, 54. maddenin (c) bendinde de başvurunun şekil kurallarına uygun olmaması durumunda başvurunun reddedileceğinin açıkça belirtildiği, düzenlemelerin etkin bir idari denetim yapılabilmesi ve incelemelerin mümkün olan en kısa sürede tamamlanması amacına yönelik olarak getirildiği, bu nedenle hak arama özgürlüğüne aykırı bir unsur taşımadığı, 4734 sayılı Kanun'un 55. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde şikâyet ve itirazen şikâyet süreçlerinin mümkün olan en kısa süre içerisinde sonuçlandırılmasının sağlanmasının amaçlandığı, anılan düzenlemelerle Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlanması ve zorunlu idari başvuru yolunun mümkün olan en kısa sürede tüketilmesini sağlama amacının kamu yararı doğrultusunda gözetildiği, davacının şikâyet ve itirazen şikâyet başvurularını süresinde yapmadığı, vekil sıfatını haiz avukatın yetkilendirildiği yetki belgesinin Yönetmelikte belirlenen usule uygun sunulmadığının tespit edildiği belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hâkimi …'nın Düşüncesi : Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, "…bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." ibaresinin iptali isteminin süre aşımı nedeniyle reddine; Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasının ve 10. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemleri hakkında davanın reddine; dava konusu Kurul kararı yönünden ise işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı …'ın Düşüncesi: Dava, Kamu İhale Kurulu'nun 27.01.2014 tarih ve … sayılı kararı ile İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin "Başvuruların yapılacağı yerler" başlıklı 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, "…bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." ibaresinin, 6. fıkrasında yer alan, "Doğrudan Kuruma yapılan ve 15'inci madde uyarınca idareye gönderilen şikâyet başvurularında, dilekçenin idare kayıtlarına alındığı tarih, idareye başvuru tarihi olarak kabul edilir." kuralının ve Yönetmeliğin "şikâyet başvurusu üzerine inceleme" başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "8'inci maddede belirtilen ve dilekçe ile ekinde yer alması zorunlu olan bilgi ve belgeleri içermeyen şikâyet başvurularında, söz konusu eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir. Eksikliklerin başvuru süresi içerisinde tamamlanmaması hâlinde idare tarafından başvurunun reddine karar verilir." kuralının iptali ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 54. maddesinin 10. fıkrasında yer alan, "Belirtilen hususlara aykırılık içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki eksiklikler, idare veya Kurumun bildirim yapma zorunluluğu bulunmaksızın, başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir." kuralının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması istemiyle açılmıştır. Anayasa'nın, "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." kuralı yer almış, 40. maddenin 2. fıkrasının gerekçesinde, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği belirtilmiştir. İdari işlemlere karşı başvuru yollarının ayrıntılı düzenlemelerde yer alması, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilebilmesi nedeniyle işlemlere karşı hangi idari birime, hangi sürede başvurulacağının idarelerce işlemde belirtilmesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir. Anılan Anayasa hükmü ile idareye, işlemlerinde ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 53. maddesinin (a) bendinde; "Bu Kanunla verilen görevleri yapmak üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Kamu İhale Kurumu kurulmuştur. Kamu İhale Kurumu, bu Kanun'da belirtilen esas, usul ve işlemlerin doğru olarak uygulanması konusunda görevli ve yetkilidir.", (b) bendinin ikinci ve üçüncü fıkralarında; "Kurum, görevlerinin yerine getirilmesinde resmi ve özel bütün kurum, kuruluş ve kişilerden belge, bilgi ve görüş isteyebilir. Belge, bilgi ve görüşlerin istenilen süre içerisinde verilmesi zorunludur. Kurum, kurul kararlarıyla bu Kanunun ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun uygulanmasına ilişkin standart ihale dokümanı, tip sözleşme, yönetmelik ve tebliğler çıkarmaya yetkilidir. Kurul ve Kurum yetkilerini, düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır. Standart ihale dokümanları, tip sözleşmeler, yönetmelik ve tebliğler Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulur." düzenlemelerine yer verilmiş, Kanun'un 54. maddesinin 1., 2. ve 3. fıkralarında; ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli olabileceklerin, bu Kanun'da belirtilen şekil ve usul kurallarına uygun olmak şartıyla şikâyet ve itirazen şikâyet başvurusunda bulunabilecekleri, şikâyet ve itirazen şikâyet başvurularının dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolları olduğu, şikâyet başvurularının Kuruma hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle yapılacağı kurala bağlanmış, maddenin 9. fıkrasında; başvuruların ihaleyi yapan idare veya Kurum dışındaki idari mercilere ya da yargı mercilerine yapılması ve başvuru dilekçelerinin bu merciler tarafından ilgisine göre idareye veya Kuruma gönderilmesi hâlinde, dilekçelerin idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edileceği, belirtilen hususlara aykırılık içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki eksiklikler, idare veya Kurumun bildirim yapma zorunluluğu bulunmaksızın, başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebileceği, aynı maddenin 10. fıkrasının (c) bendinde de; başvurunun süre, usul ve şekil kurallarına uygun olmaması, usulüne uygun olarak sözleşme imzalanmış olması veya şikâyete konu işlemlerde hukuka aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen şikâyet başvurusuna konu hususun Kurumun görev alanında bulunmaması hâllerinde başvurunun reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa'nın 40. maddesindeki düzenleme ile, son derece dağınık mevzuat karşısında idarelere, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirildiği ve bu durumun hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması ve idarenin denetlenmesi yönünden zorunlu olduğu, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilmesi hâlinin ilgili kişilerin mağduriyetlerine yol açabileceği hususları göz önünde bulundurulduğunda, işleme karşı başvuru yolunun ve süresinin yanlış bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi hâlinde kusurun başvuru sahiplerine yükletilemeyeceği açıktır. Öte yandan, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğ'in 11. maddesinin 7. fıkrasında, "Başvuru dilekçesi ve eklerinde Yönetmeliğin 8'inci ve 16'ncı maddelerinde sayılan bilgi ve/veya belgelerde eksiklik bulunması ve başvuru süresinin henüz dolmamış olması hâlinde, başvuru sahibi veya vekili/temsilcisi tarafından söz konusu eksikliklerin başvuru süresi içerisinde tamamlanmasını teminen eksik bilgi ve belgeler Kurumun www.ihale.gov.tr adresinde yayımlanır." düzenlemesine yer verilmiştir. Buna göre, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin dava konusu 9. maddesinin 5. ve 6. fıkrası ile Yönetmeliğin 10. maddesinin 2. fıkrası 4734 sayılı Kanun'un 54. maddesinin 9. ve 10. fıkralarına paralel düzenlemeler getirmiş olup, belirtilen Yönetmelik maddelerinde dayanağı Kanun hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır. Dava konusu 27.01.2014 tarih ve … sayılı Kurul kararının iptali istemine gelince; Yukarıda yer verilen mevzuat uyarınca, davacının başvurusunun reddine ilişkin işlemlerde başvuru yolu ve süresi gösterilmediğinden başvuru süresinin dolduğundan söz edilemeyeceği, davalı idare tarafından davacının başvurusunda yer alan eksik hususların Kurum'un internet sitesinde yayımlanması gerekirken yayımlanmadığı, bu nedenle de davacının eksik olduğu belirtilen hususları tamamlayamadığı anlaşıldığından davacının başvurusunun süre ve şekil yönünden reddinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin dava konusu 9. maddesinin 5. ve 6. fıkrası ile 10. maddesinin 2. fıkrasının iptali isteminin reddine, 27.01.2014 tarih ve … sayılı Kurul kararının iptali isteminin ise kabulüne karar verilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Dava, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) "Başvuruların yapılacağı yerler" başlıklı 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, "…bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." ibaresinin, 6. fıkrasında yer alan, "Doğrudan Kuruma yapılan ve 15'inci madde uyarınca idareye gönderilen şikâyet başvurularında, dilekçenin idare kayıtlarına alındığı tarih, idareye başvuru tarihi olarak kabul edilir." kuralının, Yönetmeliğin "Şikâyet başvurusu üzerine inceleme" başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "8'inci maddede belirtilen ve dilekçe ile ekinde yer alması zorunlu olan bilgi ve belgeleri içermeyen şikâyet başvurularında, söz konusu eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir. Eksikliklerin başvuru süresi içerisinde tamamlanmaması hâlinde idare tarafından başvurunun reddine karar verilir." kuralının ve Kamu İhale Kurulu'nun 27.01.2014 tarih ve … sayılı kararının iptali ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 54. maddesine 6518 sayılı Kanun'un 50. maddesiyle eklenen 9. fıkrasında yer alan, "Belirtilen hususlara aykırılık içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki eksiklikler, idare veya Kurumun bildirim yapma zorunluluğu bulunmaksızın, başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir." kuralı ve aynı maddenin 10. fıkrasında yer alan "Başvuruların ihaleyi yapan idare veya Kurum dışındaki idari mercilere ya da yargı mercilerine yapılması ve başvuru dilekçelerinin bu merciler tarafından ilgisine göre idareye veya Kuruma gönderilmesi hâlinde, dilekçelerin idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir." kuralının iptali için … Mahkemesi'ne başvurulması istemiyle açılmıştır. Davacının 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 54. maddesinin 10. fıkrasına ilişkin olarak ileri sürdüğü Anayasa'ya aykırılık iddiası ciddi görülmemiştir. 4734 sayılı Kanun'a 6518 sayılı Kanun'un 50. maddesiyle eklenen 9. fıkrasının iptali için … Mahkemesi'ne başvurulması istemi ise, bu kuralın bakılan davada uygulanma imkânı bulunmadığından geçerli görülmemiştir. Dava, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) "Başvuruların yapılacağı yerler" başlıklı 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, "…bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." ibaresi yönünden incelendiğinde; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hâllerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; aynı Kanun'un 4. fıkrasında da, ilânı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilân tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulama işlemi yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği; aynı Kanun'un 14. maddesinde "Dilekçeler üzerine ilk inceleme"nin düzenlendiği ve ilk inceleme konularından birisinin de "süre aşımı" olduğu; 15/1-b maddesinde ise, süre aşımı tespit edilmesi hâlinde davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. Buna göre, ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayan dava açma süresi içerisinde idari davaya konu edilmeyen düzenleyici işlemlerin, bu tarihten sonra davaya konu edilebilmeleri için, ilgili hakkında uygulama işlemi yapılmış olması; bireysel işlemin ise birlikte dava konusu yapıldığı düzenleyici işlemin uygulanması niteliğinde bulunması gerekmektedir. 03.01.2009 tarih ve 27099 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin "Başvuruların yapılacağı yerler" başlıklı 9. maddesinin 5. fıkrasında; "Başvuruların idare veya Kurum dışındaki idari mercilere (Mülga ibare: 24/09/2013-28775 R.G./1.md.) yapılması ve başvuru dilekçelerinin bu merciler tarafından ilgisine göre ihaleyi yapan idareye veya Kuruma gönderilmesi hâlinde, bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." düzenlemesine yer verilmiştir. Dava dosyasının incelenmesinden, uyuşmazlığın, … Genel Müdürlüğü'nce 19.11.2013 tarihinde gerçekleştirilen "Hologram Tipi Bandrol" ihalesinde değerlendirme dışı bırakılan davacı şirket tarafından 26.12.2013 tarihinde Kamu İhale Kurumu'na itirazen şikâyet başvurusunda bulunulması üzerine, yapılan başvurunun Kurum tarafından Yönetmeliğin 15. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ihaleyi gerçekleştiren idareye gönderilmesinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrası ise, başvuruların idare veya Kurum dışındaki mercilere yapılmasına yönelik durumlara ilişkin düzenleme içerdiğinden, bu davada uygulanacak kural niteliğini taşımamaktadır. Dava konusu işleme dayanak olarak alınamayacak dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrasının, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 1. fıkrasında belirlenen dava açma süresi içinde dava konusu edilmesi hâlinde incelenmesi mümkün olup; anılan maddenin 4. fıkrası uyarınca bu madde yönünden dava açma süresinin uygulama işlemi üzerine yeniden başlamasından söz edilemeyeceğinden, 03.01.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin belirtilen maddesine karşı altmış günlük dava açma süresi geçirildikten sonra 31.03.2014 tarihinde kayda giren dilekçe ile açılan davanın bu kısmının süre aşımı nedeniyle incelenme imkânı bulunmamaktadır. Dava, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) "Başvuruların yapılacağı yerler" başlıklı 9. maddesinin 6. fıkrası ve 10. maddesinin 2. fıkrası yönünden incelendiğinde; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 53. maddesinin (a) bendinde; "Bu Kanunla verilen görevleri yapmak üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip Kamu İhale Kurumu kurulmuştur. Kamu İhale Kurumu, bu Kanun'da belirtilen esas, usul ve işlemlerin doğru olarak uygulanması konusunda görevli ve yetkilidir.", (b) bendinin ikinci ve üçüncü fıkralarında; "Kurum, görevlerinin yerine getirilmesinde resmî ve özel bütün kurum, kuruluş ve kişilerden belge, bilgi ve görüş isteyebilir. Belge, bilgi ve görüşlerin istenilen süre içerisinde verilmesi zorunludur. Kurum, kurul kararlarıyla bu Kanun'un ve Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun uygulanmasına ilişkin standart ihale dokümanı, tip sözleşme, yönetmelik ve tebliğler çıkarmaya yetkilidir. Kurul ve Kurum yetkilerini, düzenleyici işlemler tesis ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır. Standart ihale dokümanları, tip sözleşmeler, yönetmelik ve tebliğler Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulur." düzenlemelerine yer verilmiştir. Aynı Kanun'un 54. maddesinin 1., 2. ve 3. fıkralarında; ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday veya istekli ile istekli olabileceklerin, bu Kanun'da belirtilen şekil ve usul kurallarına uygun olmak şartıyla şikâyet ve itirazen şikâyet başvurusunda bulunabilecekleri, şikâyet ve itirazen şikâyet başvurularının dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yolları olduğu, itirazen şikâyet başvurularının Kuruma hitaben yazılmış imzalı dilekçelerle yapılacağı kurala bağlanmış, maddenin 7. fıkrasında; itirazen şikâyet dilekçelerine, başvuruda bulunmaya yetkili olunduğuna dair belgeler ile imza sirkülerinin aslı veya yetkili mercilerce onaylı örneklerinin, varsa şikâyete idarece verilen cevabın bir örneği ile başvuru bedeli ve teminatının Kurum hesaplarına yatırıldığına dair belgenin eklenmesinin zorunlu olduğu, 10. fıkrasında; belirtilen hususlara aykırılık içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki eksikliklerin, idare veya kurumun bildirim yapma zorunluluğu bulunmaksızın, başvuru süresinin sonuna kadar, başvuru sahibi tarafından giderilebileceği, aynı maddenin 11. fıkrasının (c) bendinde de; başvurunun süre, usul ve şekil kurallarına uygun olmaması, usulüne uygun olarak sözleşme imzalanmış olması veya şikâyete konu işlemlerde hukuka aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen şikâyet başvurusuna konu hususun Kurumun görev alanında bulunmaması hâllerinde başvurunun reddine karar verileceği, Kanun'un 57. maddesinde ise; şikâyetler ile ilgili Kurum tarafından verilen nihai kararların, Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde dava konusu edilebileceği ve bu davaların öncelikle görüleceği kurala bağlanmıştır. Yönetmeliğin 9. maddesinin dava konusu 6. fıkrasında, doğrudan Kuruma yapılan ve 15. madde uyarınca idareye gönderilen şikâyet başvurularında dilekçenin idare kayıtlarına alındığı tarihin, idareye başvuru tarihi olarak kabul edileceği kurala bağlanmıştır. Anılan düzenlemede belirtilen 15. maddede de, idareye başvuruda bulunulması gerekirken doğrudan Kuruma yapılan başvurular ile idareye başvurulmuş olmakla birlikte Kurumun haberdar edilmesine yönelik başvuruların veya idarenin on günlük karar alma süresi beklenilmeden yapılan başvuruların ihaleyi yapan idareye gönderileceği hükmü yer almaktadır. Anılan düzenlemeyle, ilgililerin yanlış mercilere başvuru yapmaları nedeniyle ihale sürecinin uzamasına yol açarak kamu hizmetinin temininde gecikmeye neden olunmasının önüne geçilmek istendiğinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu şekilde, ihale işlemlerinin niteliğine göre ihtiyaçların zamanında karşılanması, kamu hizmetinin gecikmeksizin sağlanmasını teminen başvuru yolunun mümkün olan en kısa sürede tüketilmesi Kanun'un amacına uygun olacaktır. Bu itibarla, ilgililer tarafından, yargısal denetimden önce zorunlu idarî başvuru yollarının usulüne uygun olarak ve Kanun'un amacına uygun bir şekilde mümkün olan en kısa sürede tüketilmesi amaçlandığından Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrasında yer alan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 4734 sayılı Kanun'un yukarıda belirtilen 53. maddesi uyarınca çıkarılan İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik'in "Başvuruların şekil unsurları" başlıklı 8. maddesinin 5. fıkrasında; itirazen şikâyet dilekçelerine başvuruda bulunmaya yetkili olunduğuna dair belgeler ile imza sirkülerinin aslı veya yetkili mercilerce onaylı örneklerinin, varsa şikâyete idarece verilen cevabın bir örneği ile başvuru bedelinin, teminat alınan hâllerde başvuru teminatının Kurum hesaplarına yatırıldığına dair belgenin eklenmesinin zorunlu olduğu; "ön inceleme konuları ve ön inceleme üzerine yapılacak işlemler" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında da; birinci fıkrada yer alan bilgi ve belgeleri içermeyen ve henüz başvuru süresi dolmamış olan, itirazen şikâyet başvurularında, başvuru süresinin sonuna kadar, söz konusu eksikliklerin başvuru sahibi tarafından giderilebileceği kuralına yer verilmiştir. Öte yandan, İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğ'in 13. maddesinin 1. fıkrasında; Kanun'un 54. maddesi uyarınca, şekil eksiklikleri içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki şekil eksikliklerinin Kurum tarafından bildirim zorunluluğu bulunmadığından, henüz başvuru süresi dolmamış olan itirazen şikâyet başvurularında hangi hususların eksik olduğunun, Kurumun www…gov.tr adresinden takip edilebileceği ve başvuru süresinin sonuna kadar, söz konusu eksikliklerin başvuru sahibi tarafından giderilebileceği belirtilmiştir. 4734 sayılı Kanun'un genel gerekçesinin konuya ilişkin kısmında; ihalelerle ilgili şikâyetlerin incelenme sürecinin uluslararası uygulamalar ve uluslararası mevzuat hükümleri çerçevesinde ayrıntılı olarak düzenlendiği açıklamasına yer verilmiş, "Temel ilkeler" başlıklı 5. maddesinin gerekçesinde; idarelerin bu Kanuna göre yapılacak ihalelerde; saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumlu oldukları belirtilmiş, 4734 sayılı Kanun'un diğer maddeler yanında 53 ve 54. maddelerinde değişiklik yapan 5812 sayılı Kanun'un gerekçesinin konuya ilişkin kısmında da; kamu alımları ile ilgili Avrupa Birliği müktesebatında önemli değişiklikler olduğu, üye ülkeler açısından 31.01.2006 tarihine kadar gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla geçiş süreci tanındığı, yapılan değişikliklerin bir kısmının … sayılı Konsolide Direktifte mevcut olan düzenlemelere karşılık geldiği, öte yandan Direktiflere uyum gözetilmek suretiyle, ihalelere yönelik yapılacak başvurulara ilişkin incelemelerin kısa süre içerisinde tamamlanmasını mümkün kılacak değişiklikler ile, uygulamada yaşanan bazı sorunların çözümüne yönelik bazı düzenlemeler öngörüldüğünün belirtildiği, 54. maddeye ilişkin gerekçede de; şikâyet ve itirazen şikâyet başvuru dilekçelerinde aranması gereken asgari unsurlar ile dilekçe ekinde sunulması zorunlu olan bilgi ve belgelerin; Kanunda öngörülen sürelerde etkin bir idari denetim yapılabilmesi amacıyla eksiklik içermeyen dilekçelerle başvuru yapılmasını sağlamaya yönelik olarak sayıldığının belirtildiği görülmüştür. Yönetmeliğin dava konusu 10. maddesinin 2. fıkrasının, şikâyet başvurusu üzerine yapılan incelemeyle alakalı bir düzenleme olduğu; davacı tarafından yapılan şikâyet başvurusu üzerine ihaleyi gerçekleştiren idare tarafından şikâyet başvurusunun reddi kararında, Yönetmeliğin 8. maddesinde belirtilen ve dilekçe ekinde yer alması zorunlu belgelere ilişkin bir eksiklikten söz edilmediği; buna karşılık, davacı tarafından yapılan itirazen şikâyet başvurusuna ilişkin davalı idare tarafından tesis edilen işlemde Yönetmeliğin 8. maddesinde yer alan ve Kuruma yapılan başvurularda aranan şekil unsurlarına uygun olmadığı tespitinin yapıldığı görüldüğünden, netice itibarıyla başvurulardaki eksikliğin başvuru süresi içinde giderilebilmesine ilişkin dava konusu düzenlemenin Kanun'un 54. maddesinin 10. fıkrasının tekrarı mahiyetinde olduğu, Kanunun amacına uygun olarak düzenlendiği anlaşıldığından, anılan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Dava, Kamu İhale Kurulu'nun 27.01.2014 tarih ve … sayılı kararının iptali istemi yönünden incelendiğinde; Anayasa'nın "Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ifade edilmiş; "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde de, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş; "Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması" başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen 2. fıkrada ise, Devletin, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğu hükmü yer almış; bu ek fıkranın gerekçesinde ise, bu fıkra ile bireylerin yargı ya da idarî makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama hürriyetinin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği ifade edilmiştir. Devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı, yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmesinin zorunlu olduğu ortaya çıkmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından 19.11.2013 tarihinde açık ihale usulü ile “Hologram Tipi Bandrol” ihalesi yapıldığı, 25.11.2013 tarihinde ihaleye katılan davacının teklifinin teknik şartnamede aranılan şartları taşımadığı gerekçesiyle değerlendirme dışı bırakılarak kaynakların verimli kullanılması ilkesi uyarınca ihalenin iptaline karar verildiği, davacı tarafından bu kararın kendisine tebliği üzerine 05.12.2013 tarihinde ihaleyi yapan idareye şikâyet başvurusu yapıldığı, bu başvurusunun 11.12.2013 tarihli işlemle reddedildiği, şikâyetin reddine ilişkin kararın 16.12.2013 tarihinde davacıya tebliği üzerine davacı tarafından 26.12.2013 tarihinde Kurum'a itirazen şikâyet başvurusu yapıldığı, bu başvurunun Kurum tarafından şikâyet başvurusu olarak değerlendirilerek ihaleyi yapan idareye gönderildiği, Kurum tarafından gönderilen başvuru dilekçesinin ihaleyi yapan idarenin kayıtlarına 02.01.2014 tarihinde girdiği, idare tarafından başvurunun 03.01.2014 tarihinde reddedildiği, şikâyetin reddine ilişkin işlemin posta yoluyla davacıya gönderildiği, şikâyetin reddine ilişkin işlem davacıya ulaşmadan davacı tarafından 15.01.2014 tarihinde Kurum'a itirazen şikâyet başvurusu yapıldığı, bu başvurunun Kurul tarafından "şikâyetçinin 4734 sayılı Kanun … gereği şikâyete yol açan durumun farkına varıldığı (Teknik Şartnameye aykırılığa ilişkin gerekçelerin öğrenildiği) 16.12.2013 tarihini izleyen on gün içinde idareye şikâyet başvurusunda bulunması gerekirken, bu süre geçtikten sonra 02.01.2014 tarihinde şikâyet başvurusunda bulunduğu" ve "başvuru dilekçesinin İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Yönetmelik’in 8’inci maddesinde yer alan ve Kurum'a yapılan başvurularda aranan şekil unsurlarına uygun olmadığı, başvuru sahibinin, varsa vekil ya da temsilcisinin; adı soyadı, unvanı, adresi, imzası ile başvuruda bulunmaya yetkili olunduğuna dair belgelerin ve imza sirkülerinin aslı veya yetkili mercilerce onaylı örneğinin bulunmadığı (Av. …’in yetkilendirildiği yetki belgesinin usulüne uygun sunulmadığı)" gerekçesiyle süre ve şekil yönünden reddedildiği anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 40. maddesindeki düzenleme ile, son derece dağınık mevzuat karşısında idarelere, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirildiği ve bu durumun hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması ve idarenin denetlenmesi yönünden zorunlu olduğu, başvuru süresinin kısa olması veya olağan başvuru yollarına istisna getirilmesi hâlinin ilgili kişilerin mağduriyetlerine yol açabileceği hususları göz önünde bulundurulduğunda, işleme karşı başvuru yolunun ve süresinin yanlış bildirilmesi veya hiç bildirilmemesi hâlinde kusurun başvuru sahiplerine yükletilemeyeceği açıktır. Bu itibarla, ihaleyi yapan idarece Anayasa'nın 40. maddesine uygun olarak hangi kanun yolları ve mercilere başvurulabileceği ve sürelerinin belirtilmesi gerektiği hâlde, bu bildirim yükümlülüğü yerine getirilmediğinden, Kamu İhale Kurumu'nca işin esasının incelenmesi gerekirken başvurunun süre yönünden reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Öte yandan, 4734 sayılı Kanun'un 54. maddesinin 4. fıkrasında, şikâyet ve itirazen şikâyet başvurusuna ilişkin olarak dilekçelerde yer alması zorunlu olan hususlar belirtilmiş, 10. fıkrasında, "Belirtilen hususlara aykırılık içeren ve henüz başvuru süresi dolmamış olan başvurulardaki eksiklikler, idare veya Kurumun bildirim yapma zorunluluğu bulunmaksızın, başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir."; Yönetmeliğin "Ön inceleme konuları ve ön inceleme üzerine yapılacak işlemler" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında, "Birinci fıkrada yer alan bilgi ve belgeleri içermeyen ve henüz başvuru süresi dolmamış olan itirazen şikâyet başvurularında, başvuru süresinin sonuna kadar söz konusu eksiklikler başvuru sahibi tarafından giderilebilir."; İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğ'in "İtirazen şikâyet başvurularında aranılacak şekil unsurları" başlıklı 11. maddesinin 7. fıkrasında ise, "Başvuru dilekçesi ve eklerinde Yönetmeliğin 8. ve 16. maddelerinde sayılan bilgi ve/veya belgelerde eksiklik bulunması ve başvuru süresinin henüz dolmamış olması hâlinde, başvuru sahibi veya vekili/temsilcisi tarafından söz konusu eksikliklerin başvuru süresi içerisinde tamamlanmasını teminen eksik bilgi ve belgeler Kurumun www…gov.tr adresinde yayımlanır." hükmüne yer verilmiştir. Aktarılan düzenlemelere göre, başvuru dilekçelerinde yer alması gereken bilgi ve belgelerde eksiklik bulunması ve başvuru süresinin henüz dolmamış olması hâlinde, söz konusu eksikliklerin başvuru süresinin sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebileceği, eksikliklerin başvuru süresi içerisinde tamamlanmasını teminen eksik bilgi ve belgelerin Kurumun "www…gov.tr" adresinde yayımlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Davacı şirketin başvurusuna yönelik eksikliği süresi içerisinde tamamlamasını teminen İhalelere Yönelik Başvurular Hakkında Tebliğ'in 11. maddesinin 7. fıkrasında yer alan düzenleme gereğince eksik belgelerin Kurumun resmî internet sitesinde yayımlanması ve eksikliklerin süresi içerisinde tamamlanması hâlinde başvurunun esasının incelenmesi gerektiğinden, bu hususlar gözetilmeksizin tesis edilen dava konusu işlemin başvurunun şekil yönünden reddine ilişkin kısmında da hukuka uygunluk bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrasında yer alan, "…bu dilekçelerin ilgisine göre ihaleyi yapan idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih, başvuru tarihi olarak kabul edilir. Bu başvurularda, başvuru süresinin henüz dolmadığı hâllerde dilekçedeki eksiklikler başvuru süresinin sonuna kadar giderilebilir." ibaresinin iptali isteminin 2577 sayılı Kanun'un 15/1-b maddesi uyarınca SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE; Yönetmeliğin 9. maddesinin 6. fıkrası ve 10. maddesinin 2. fıkrasının iptali istemi yönünden davanın REDDİNE; Kamu İhale Kurulu'nun 27.01.2014 tarih ve …sayılı kararının İPTALİNE; dava kısmen süre ret, kısmen ret ve kısmen iptalle sonuçlandığından, ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin …-TL'sinin davacı şirket üzerinde bırakılmasına, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davacı şirketten alınarak davalı idareye verilmesine; geriye kalan …-TL yargılama giderinin ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacı şirkete verilmesine; posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacı şirkete iadesine, kararın tebliği tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 01.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İşlemin tebliğinde hangi mercie ve ne kadar sürede başvurulacağı açıkça gösterilmemişse Anayasa m. 40/2 devlete bu bilgiyi verme yükümlülüğü yüklemektedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, idari işlemlere karşı açılan davalarda dava açma süresinin işletilmeyip ihmal edilmesi sonucunu doğurmamalıdır. Danıştay 6. Daire, E. 2024/3605, K. 2024/5475 sayılı kararında ise imar planı askı tutanaklarında zımni ret süresinin açıkça belirtilmemesi nedeniyle Anayasa m. 40/2 gereği genel sürelerin esas alınması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Danıştay 8. Daire, E. 2021/1808, K. 2022/3491 sayılı kararında (oyçokluğuyla), özel dava açma süresine tabi olmakla birlikte bu sürenin idari işlemde açıklanmadığı durumlarda işlemin tebliğinden itibaren altmış günlük genel dava açma süresinin uygulanması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Dava Açıldıktan Sonra Yapılan Başvurular

Dava açıldıktan sonra yapılan idari başvuru, açılmış olan davanın süresini veya niteliğini etkilemez. İYUK m. 14/3-e ve m. 14/6 uyarınca dilekçeler süre aşımı yönünden incelenir; ilk incelemede tespit edilememiş olsa bile davanın her aşamasında m. 15 hükmü uygulanabilir ve süre aşımının tespiti hâlinde dava reddedilir.

Kamu İhale Hukukunda Zorunlu Başvuru Yolları

Kamu İhale Kanunu m. 54/2 uyarınca şikâyet ve itirazen şikâyet başvuruları, ihale uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce tüketilmesi zorunlu idari başvuru yollarıdır. Bu kural ihale hukukuna özgüdür ve genel idari başvuru rejiminden ayrı bir sistem oluşturur. İhale başvurularının ihaleyi yapan idare veya Kamu İhale Kurumu dışındaki mercilere yapılması hâlinde dilekçenin idare veya Kurum kayıtlarına girdiği tarih başvuru tarihi sayılır. Başvuruda eksiklik bulunmakla birlikte başvuru süresi henüz dolmamışsa eksiklikler süre sonuna kadar başvuru sahibi tarafından giderilebilir.

Danıştay 13. Daire, E. 2014/1028, K. 2017/2778 sayılı kararında, ihaleyi yapan idarenin Anayasa m. 40/2 uyarınca başvuru yolu ve süresini gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle başvuruyu süre yönünden reddeden Kamu İhale Kurumu kararını hukuka aykırı bulmuştur. Aynı kararda, eksik belgeler Kurum internet sitesinde yayımlanmadan ve eksiklik tamamlama imkânı tanınmadan yapılan şekil yönündeki red de hukuka aykırı bulunmuştur. Bu kararın gerekçesi Anayasa m. 40/2'ye dayanmaktadır; karar ihale hukuku bağlamında verilmiştir.

Gümrük Uyuşmazlıklarında İtiraz Süresi ve Zımni Ret

Gümrük Kanunu m. 242/3 uyarınca, itiraz dilekçesinin süresi içinde yanlış makama verilmesi hâlinde itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır. Bu hüküm Gümrük Kanunu'nun itiraz dilekçelerine özgü bir düzenlemesidir. Gümrük Kanunu m. 242/2 uyarınca ise üst makamın itiraz başvurularını otuz gün içinde karara bağlaması ve sonucunu ilgilisine tebliği yasal bir zorunluluktur; bu sürenin cevapsız geçirilmesi hâlinde başvurunun zımnen reddedildiğinin kabulü gerekir. Danıştay 7. Daire, E. 2016/6810, K. 2020/3740 sayılı kararı bu ilkeyi gümrük uyuşmazlığı bağlamında hükme bağlamıştır.

Danıştay 7. Daire, E. 2016/6810, K. 2020/3740Kaynağı aç
Danıştay 7. Daire Başkanlığı         2016/6810 E.  ,  2020/3740 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No : 2016/6810 Karar No : 2020/3740 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Kağıtçılık Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı adına … Gümrük Müdürlüğü … VEKİLİ : Av. … – Aynı adreste İSTEMİN KONUSU : … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem: Davacı adına tescilli … tarih … sayılı beyannamesi muhteviyatı eşya için ödenen gümrük ve katma değer vergilerinin eşyaya ait faturada gösterilen kıymete göre hesaplanan tutardan fazlasının 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca iadesi istemiyle yapılan geri verme başvurusunun zımnen reddi üzerine vaki itirazın zımnen reddine dair işlemin iptali ve fazla ödenen gümrük vergilerinin faizi ile birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: Olayda, davacı tarafından yapılan geri verme başvurusu hakkında davalı idarenin karar alması gereken 30 günlük süre içerisinde 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 6. maddesi kapsamında, söz konusu maddede belirtilen gerekçeli olma, ihtiyaç duyulan süreyi belirtme ve karar alma süresi içinde ilgiliye duyurulma şartlarını taşıyan bir işlem tesis edilerek davacıya bildirildiği, davacı tarafından henüz zımni ret işlemi oluşmadan ve açık ret işlemi de tebliğ edilmeden itiraz yoluna gidildiği, dolayısıyla idari karar oluşmadan yapılan itiraz başvurusunun herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı, ortada idari davaya konu olabilecek bir işlemin varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Gümrük giriş beyannamesi muhteviyatı eşyalar nedeniyle 30/06/2015 tarihinde geri verme talebinde bulunulduğu, davalı idarece, karar alma süresinin 31/08/2015 tarihine kadar uzatıldığına dair yazının 22/07/2015 tarihinde tebliğ edildiği, ancak, yapılan başvuruya 30 gün içinde kesin bir cevap verilmeyerek istemin zımnen reddedildiğinden, 10/08/2015 tarihinde itiraz yoluna gidildiği, itiraz başvurusunun da zımnen reddedildiği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari Makamların Sükutu" başlıklı10. maddesi kapsamında dava açabileceğinden, uyuşmazlığın esasının incelenmesinin gerektiği, ithalat esnasında cezai işleme veya yüklü teminatlara maruz kalmamak amacıyla, gümrük kıymetinin alış bedeli üzerinden değil, gümrük idaresinin belirlediği bedel üzerinden beyan edildiği, fazladan ödenen kısmının iadesinin gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: 4458 sayılı Gümrük Kanununun idari itiraz usullerini düzenleyen olay tarihindeki hükümlerinde, idari makamların başvurulara kaç gün içerisinde cevap vermesi gerektiği belirtilmiş ise de; başvurular üzerine verilen cevabın kesin olmaması durumunda ne olacağı hususunda herhangi bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Ancak, ilgililerin, 2577 sayılı Kanunun, idari davaya konu edilebilecek nitelikte işlem tesisi için idareye başvuru haklarını ve idarenin davranış biçimine göre doğabilecek hukuki durumlarla bu hukuki durumlar dolayısıyla idari dava açma hakkının kullanılma süresinin hesaplanmasında uygulanacak yöntemi düzenleyen 10. maddesi, aynı amaca hizmet eden ve gümrük vergileriyle ilgili özel bir uygulama olan düzeltme ve itiraz başvurularında da uygulanabilecek niteliktedir. Aksi halde, düzeltme ve itiraz başvurularının, cevap verilmemesi suretiyle sürüncemede bırakılması ve dolayısıyla hak arama özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracak uygulamaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Olayda, yapılan itiraz başvurusuna, 4458 sayılı Kanunun 242. maddesinde öngörülen otuz günlük süre içinde cevap verilmeyerek oluşan zımni ret işleminin süresi içinde dava konusu yapıldığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda isabet görülmemiştir. Bu nedenle, temyiz isteminin kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Davacı tarafından adına tescilli gümrük giriş beyannamesi muhteviyatı eşya nedeniyle ödenen vergilerin iadesi istemiyle 30/06/2015 tarihinde geri verme başvurusunda bulunulduğu, söz konusu başvuruya 30 gün içinde cevap verilmeyerek istemin zımnen reddedildiğinden bahisle 10/08/2015 tarihinde itiraz yoluna gidildiği, itiraz başvurusunun da zımnen reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesinin olay tarihinde yürürlükte bulunan şeklinin 1. fıkrasında, yükümlülerin, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilecekleri; 2. fıkrasında, idareye intikal eden itirazların otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edileceği; 3. fıkrasında, itiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itirazın süresinde yapılmış sayılacağı ve idarece yetkili makama ulaştırılacağı; 4. fıkrasında da, itirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrasında, ilgililerin, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilecekleri; 2'nci fıkrasında da, altmış gün içinde bir cevap verilmezse, isteğin reddedilmiş sayılacağı; ilgililerin, altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilecekleri; altmış günlük süre içinde İdarece verilen cevap kesin değilse ilgilisinin bu cevabı, istemin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceği; bu takdirde, dava açma süresinin işlemeyeceği; ancak, bekleme süresinin, başvuru tarihinden itibaren altı ayı geçemeyeceği; dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren idari dava açma süresi içinde dava açabilecekleri belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda yer verilen hükümlere göre; Gümrük Kanununda öngörülen idari itiraz prosedürü tamamlanmadan idari yargı yoluna başvurulamayacağı gibi, yükümlülerin itiraz başvurularının bir üst makamca otuz gün içinde karara bağlanarak sonucunun ilgilisine tebliği yasal bir zorunluluk olduğundan; bu sürenin cevapsız geçirilmesi halinde, idari başvuruların zımnen reddedildiğinin kabulü zorunludur. Aksi halde, idari başvuruların, cevap verilmemek suretiyle sürüncemede bırakılması ve dolayısıyla, hak arama özgürlüğünün kısıtlanması sonucunu doğuracak uygulamaların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Gümrük Kanunu uyarınca işlem tesis edilmesi istemiyle veya idarece re'sen veyahut ilgililerin isteği üzerine tesis edilen işlemlere karşı idareye yapılacak başvuru yollarının yöntem ve süreleri ile kendisine başvuruda bulunulan idarenin cevap verme süreleri, anılan Kanunda, genel hükümlerden (İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. maddesindeki esaslardan) ayrı olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle, Gümrük Kanununa göre yapılan vergi tahakkukları ile ilgili olarak idari davaya konu olabilecek işlemlerin oluşumunun, yukarıda açıklanan başvuru usulleri ve süreleri konusunda özel Kanun niteliği taşıyan, anılan Kanun hükümlerine göre, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde ise, genel Kanun niteliğindeki 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10. ve 11. maddeleri hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, davacının davalı idareye başvurusu üzerine, idarece tesis edilen ve istemin kesin olarak reddi niteliği taşımayan işlemin tebliğ edilmesinden sonra izlenecek usulün ne olması gerektiğine dair, 4458 sayılı Kanun'da herhangi bir düzenleme bulunmadığından, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinde yer alan, idareye yapılan başvuru üzerine verilen cevabın kesin olmaması halinde, ilgilisinin bu cevabı, istemin reddi sayılabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebileceğine dair kuralın uygulanması gerekir. Bu bakımdan; davalı idareye yapılan başvuru üzerine, idarece karar alma süresinin uzatıldığını bildiren yazının, 22/07/2015 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine davacı tarafından, cevap verme süresinin sonuna kadar beklenilebileceği gibi, istemin reddi koşulları oluştuğunun kabulü ile itiraz başvurusunda bulunabileceği de yukarıda yer verilen kuralın sonucudur. Olayda, davacı tarafından 30/06/2015 tarihinde yapılan geri verme başvurusuna cevap verme süresinin beklenildiği, istemin zımnen reddine dair işlemin oluşmasından sonra 10/08/2015 tarihinde itiraz başvurusunda bulunulduğu, 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinde öngörülen otuz günlük süre içinde cevap verilmeyerek oluşan zımni ret işlemine karşı da süresi içinde dava açıldığı anlaşıldığından, uyuşmazlığın esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen mahkeme kararında yasal isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. Yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 5. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Sık Sorulan Sorular

İdareye başvurduğumda dava açma sürem otomatik olarak durur mu?

İYUK m. 11/1 kapsamında yapılan başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur. Bunun için başvurunun dava açma süresi henüz dolmamışken ve yetkili makama yapılmış olması gerekir. Dava açma süresi dolduktan sonra yapılan başvurunun süreyi yeniden işler hale getirme etkisi yoktur.

İdare belirlenen süre içinde cevap vermezse ne olur?

İYUK m. 11/2 uyarınca belirlenen süre içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. Bu tarihten itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar; başvuru tarihine kadar geçen süre de bu hesaba dahil edilir. İYUK m. 11/2'de öngörülen zımni ret süresi konusunda mevzuat metni ile bazı Danıştay kararları arasında farklılık bulunmaktadır; bu nedenle kalan süre hesaplanırken güncel mevzuat metnine dikkat edilmesi önem taşır.

İdare 'konu incelenmektedir' diye cevap verirse sürem nasıl etkilenir?

İYUK m. 10/2, idare tarafından belirlenen süre içinde verilen kesin olmayan cevabı ayrıca düzenlemektedir. Bu hüküm kapsamında ilgili, belirsiz bir cevabı ret sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı da bekleyebilir. İdarece verilen cevabın gerçekten kesin olmayan cevap niteliği taşıyıp taşımadığı, başvurunun m. 10 mu yoksa m. 11 kapsamında değerlendirileceği ve somut koşullar birlikte incelenmelidir.

Üst makam varken alt makama başvurursam sürem durur mu?

İYUK m. 11/1'in lafzına göre üst makam mevcutsa başvurunun üst makama yapılması gerekir. Danıştay 7. Daire, E. 2000/3899, K. 2002/2966 sayılı kararında, üst makam mevcut iken işlemi tesis eden makama yapılan başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu karar gümrük vergisi uyuşmazlığına ilişkin olmakla birlikte m. 11'in başvuru makamını düzenleyen hükmünü somutlaştırmaktadır.

İdari eyleme karşı dava açmak için önceden başvurmak zorunlu mu?

Evet, zorunludur. İYUK m. 13/1 uyarınca idari eylemden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce ilgili idareye başvurmaları gereklidir. Bu başvuru, eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır. Bu zorunluluk yalnızca idari eylemden doğan tam yargı davaları için geçerlidir; idari işleme karşı açılacak davalarda uygulanmaz.

m. 10 ile m. 11 başvurusu arasındaki fark nedir?

İYUK m. 10 kapsamındaki başvuru, idarenin henüz herhangi bir işlem tesis etmediği durumlarda yeni bir işlem yapılmasını talep etmek için yapılır. İYUK m. 11 kapsamındaki başvuru ise daha önce tesis edilmiş bir işlemin kaldırılması, geri alınması veya değiştirilmesi amacıyla yapılır. Hangi maddenin uygulanacağı, başvurunun içeriğine ve başvuru öncesinde tesis edilmiş bir işlemin bulunup bulunmadığına bakılarak belirlenir. Danıştay 8. Daire, E. 2021/1808, K. 2022/3491 sayılı kararı bu ayrımı hükme bağlamıştır.

İşlemde başvuru yolu ve süresi gösterilmemişse ne kadar sürem var?

Anayasa m. 40/2 devlete işlemlerinde başvuru yollarını ve sürelerini gösterme yükümlülüğü yükler. Bu yükümlülük yerine getirilmediğinde dava açma süresi, işletilmeyip ihmal edilmesi sonucunu doğurmamalıdır. Özel dava açma süresine tabi olmakla birlikte bu sürenin gösterilmediği işlemlerde genel dava açma sürelerinin uygulanması gerektiği Danıştay içtihadında benimsenmiştir; bu, idare ve Danıştay mahkemelerinde altmış gün anlamına gelir.

Düzenleyici işleme karşı m. 11 kapsamında başvurabilir miyim?

Danıştay 8. Daire, E. 2020/5991, K. 2022/6051 sayılı kararı (oyçokluğuyla), kanun koyucunun m. 11 kapsamındaki başvuruda düzenleyici veya bireysel işlem ayrımı yapmadığını belirlemiştir. Ancak bu yolun süreyi durdurması için başvurunun altmış günlük dava açma süresi içinde yapılmış olması gerekir. Süre geçtikten sonra yapılan başvuruların zımni veya açık reddi uygulama işlemi sayılmaz ve yeni bir dava hakkı doğurmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu