İdari İşlemlerde Üst Makama Başvuru ve İtiraz Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
İdari İşlemlerde Üst Makama Başvuru ve İtiraz Usulü

İdari yaptırımlar veya kararlarla muhatap olan ilgililer, idari yargıda dava açmadan önce işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem tesis edilmesi talebiyle idari makamlara başvurabilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesinde düzenlenen bu yol kural olarak ihtiyari bir başvuru niteliği taşır. İdari dava açma süresi içinde usulüne uygun şekilde gerçekleştirilen bu başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:
Danıştay 13. Daire, E. 2025/1992, K. 2025/2632Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2025/1992 E.  ,  2025/2632 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No : 2025/1992 Karar No : 2025/2632 DAVACI : … Döviz ve Altın Ticareti Sınırlı Yetkili Müessese A.Ş. VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Bakanlığı DAVANIN KONUSU : Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No:2018-32/45) 29. maddesinin 10., 11., 22. fıkraları ile 30. maddesinin 1. fıkrası ve Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı işleminin iptali istenilmektedir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : 1- Davalı idarece tesis edilen 03/05/2024 tarihli işlemle davacı şirkete verilen yetkili müessese faaliyet izni ve "Yetkili Müessese Faaliyet İzin Belgesi", 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin 10., 11. ve 22. fıkralarına aykırılık nedeniyle iptal edilmiştir. 2- Davacı tarafından söz konusu işleme karşı açılan davada … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş olup … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla da temyiz kanun yolu açık olmak üzere istinaf başvurusu reddedilmiştir. 3- Davacı tarafından davalı idareye yapılan 08/07/2025 tarihli başvuruyla, 03/05/2024 tarihli işlemdeki ve bu işleme esas inceleme raporundaki hukuka aykırılıkların giderilmesi, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in hukuka aykırılığı Danıştay tarafından tespit edilen düzenlemelerinin uygulanmaması, mevcut düzenlemelerin de hukuka uygun şekilde uygulanması talep edilmiştir. 4- Bu başvuru kapsamında davalı idarece tesis edilen 24/07/2025 tarihli dava konusu işlemle, davacı şirket hakkında tesis edilen yetkili müessese faaliyet izninin iptaline ilişkin işleme karşı açılan davada, … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesince, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesine kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, bu kapsamda yargılama aşamasında söz konusu işlem hakkında aksi bir karar verilmediği sürece yetkili müessese faaliyet izninin iptaline dair işlemin geçerliliğini sürdürdüğünden davacının talebiyle ilgili Bakanlıkça yapılacak herhangi bir işlemin bulunmadığı belirtilmiştir. 5- Bunun üzerine davacı tarafından söz konusu işlemin 28/07/2025 tarihinde tebliğ edildiği belirtilerek 04/08/2025 tarihinde kayıtlara alınan dilekçe ile bakılan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin birinci fıkrasında, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda altmış gün olduğu; dördüncü fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri kuralına yer verilmiş; "İdari makamların sükutu" başlıklı 10. maddesinde, "İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler."; "Üst makamlara başvurma" başlıklı 11. maddesinde ise "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." kuralları yer almış; 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendinde, dava dilekçelerinin süre aşımı bulunup bulunmadığı yönünden inceleneceği; 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde de 14. maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendine aykırılık görülmesi halinde davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. Aktarılan düzenlemelerden, düzenleyici işlemin ilanından sonra dava açma süresi içerisinde bu işlemin iptali istemiyle dava açılabileceği veya 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında idareye başvuru yapılabileceği gibi dava açma süresinin geçmiş olması halinde, düzenleyici işlemin uygulanmasına ilişkin yeni bir işlem tesis edildiğinde uygulama işleminin veya dayanağı olan düzenleyici işlemin ayrı ayrı veya birlikte yine dava açma süresi içinde dava konusu edilebileceği, Kanun'un 10. maddesi uyarınca, önceden idari bir işlemin mevcut olmadığı durumlarda, idari bir işlem tesis edilmesi istemiyle ilgili idareye başvurulabileceği, Kanun'un 11. maddesi uyarınca, hakkında idari işlem tesis edilenlerin ise dava açmadan önce işlemin "kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması" istemiyle ilgili makamlara başvuruda bulunabileceği anlaşılmaktadır. Dosyanın incelenmesinden, davalı idarece tesis edilen 03/05/2024 tarihli işlemle davacı şirkete verilen yetkili müessese faaliyet izni ve "Yetkili Müessese Faaliyet İzin Belgesi"nin 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin 10., 11. ve 22. fıkralarına aykırılık nedeniyle iptal edildiği; davacı tarafından söz konusu işleme karşı açılan davada İdare Mahkemesince davanın reddi yolunda verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddedildiği; davacı tarafından davalı idareye yapılan 08/07/2025 tarihli başvuruyla, 03/05/2024 tarihli işlemdeki ve bu işleme esas inceleme raporundaki hukuka aykırılıkların giderilmesi, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in hukuka aykırılığı Danıştay tarafından tespit edilen düzenlemelerinin uygulanmaması, mevcut düzenlemelerin de hukuka uygun şekilde uygulanmasının talep edildiği; bu başvuru kapsamında davalı idarece tesis edilen 24/07/2025 tarihli dava konusu işlemle davacı hakkında tesis edilen yetkili müessese faaliyet izninin iptaline yönelik işlemin geçerliliğini sürdürdüğü, bu kapsamda davacının talebiyle ilgili Bakanlıkça yapılacak herhangi bir işlem bulunmadığının belirtilmesi üzerine davacı tarafından 04/08/2025 tarihinde kayıtlara alınan dilekçe ile bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Öncelikli olarak davacı tarafından, dava dilekçesinin "Dava Konusu" ve "Sonuç ve Talep" kısmında, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 29. maddesinin 30. fıkrasının iptali istenilmiş ise de Tebliğ'in 29. maddesinin 28 fıkradan oluştuğu, 30. fıkrasının bulunmadığı anlaşılmakla birlikte dava dilekçesinin "Açıklamalar" kısmında yer alan ifadelerden davacının Tebliğ'in diğer dava konusu düzenlemeleriyle 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemenin hukuka aykırı olduğundan bahisle iptalini talep ettiği görüldüğünden incelemenin Tebliğ'in 29. maddesinin 10., 11. ve 22. fıkraları ile 30. maddesinin 1. fıkrası yönünden yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacı tarafından iptali istenilen 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in 30. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemenin 30/01/2018 tarih ve 30317 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğü girdiği; 29. maddesinin 10., 11. ve 22. fıkralarında yer alan düzenlemelerin ise 12/10/2021 tarih ve 31626 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'de (Tebliğ No:2018-32/45) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in (Tebliğ No:2021-32/62) 28. maddesi ile Tebliğ'e eklendiği; bakılan davanın ise söz konusu düzenlemelerin Resmî Gazete'de yayımlandığı 30/01/2018 ve 12/10/2021 tarihlerinden itibaren altmış gün içinde açılmadığı gibi söz konusu düzenleyici işlemlerin uygulanması sonucunda tesis edilen 03/05/2024 tarihli Bakanlık işleminin tebliği sonrasında da açılmadığı, bakılan davanın aktarılan sürecin sonunda 08/07/2025 tarihinde davalı idareye yapılan başvuru sonrasında açıldığı görüldüğünden, davanın süresinde olup olmadığına ilişkin değerlendirmenin bu çerçevede yapılması gerekmektedir. Olayda, davacı tarafından yetkili müessese faaliyet izni iptal edildikten yaklaşık 16 ay sonra 08/07/2025 tarihinde davalı idareye yapılan başvuru ile söz konusu işleme itiraz edilerek konunun yeniden ele alınmasının talep edildiği, davacının başvurusunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında işlem tesis edilmesi niteliğinde olmadığı ve aynı Kanun'un 11. maddesi kapsamında daha önce tesis edilmiş olan işlemin değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması talebiyle yapılan bir başvuru niteliğinde olduğu, bu bakımdan dava açma süresinin hesaplanmasında 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı ve süre hesabının aynı Kanun'un 7. ve 11. maddesi kapsamında yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı tarafından 08/07/2025 tarihinde davalı idareye yapılan başvuruda "03/05/2024 tarihli işlem tesis edilirken kanser hastalığı nedeniyle oluşan durumun mücbir sebep kapsamında değerlendirilmediği" belirtilmiş ise de davacının yetkili müessese faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin işleme karşı … İdare Mahkemesi nezdinde açmış olduğu E:… sayılı davaya ilişkin dava dilekçesi UYAP üzerinden incelendiğinde, dilekçede yer alan açıklama ve beyanlardan davacının 08/07/2025 tarihli başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü iddiaları işbu davada da ileri sürdüğü, bu nedenle 08/07/2025 tarihli dilekçede belirtilen hususların davacı açısından yeni bir hukuki durum teşkil etmediği, bu yönüyle de davacının başvurusunun 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında değerlendirilmesi mümkün olmadığından dava açma süresinin hesaplanmasında aynı Kanun'un 11. maddesinin uygulanması gerektiği kuşkusuzdur. Bu itibarla, davacı tarafından yeniden değerlendirilmesi istenilen yetkili müessese faaliyet izninin iptaline ilişkin 03/05/2024 tarihli işlemin 07/05/2024 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, davacı tarafından bu işleme karşı dava açma süresi içinde doğrudan dava açılabileceği gibi (nitekim 13/05/2024 tarihinde … İdare Mahkemesi kaydına giren dava dilekçesi ile anılan işlemin iptali istemiyle dava açmıştır.), 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca anılan işlemin geri alınması, iptal edilmesi ya da düzeltilmesi istemiyle idari dava açma süresi olan altmış gün içinde idareye başvuruda bulunup, sonucunda olumsuz yanıt alması ya da isteğinin zımnen reddi üzerine dava açabilecek iken 07/05/2024 tarihinde tebliğ edilen bireysel işleme karşı, yeni bir hukuki duruma sebep olacak bir hususta olmamasına rağmen 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinde düzenlenen süreyi aşarak 08/07/2025 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesine imkan bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı ilan tarihini izleyen günden itibaren dava açma süresinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. Dava konusu düzenleyici işlemler 30/01/2018 ve 12/10/2021 tarihli Resmî Gazetelerde yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup anılan düzenleyici işlemlere karşı 04/08/2025 tarihinde açılan davanın süresinde açıldığından söz etmek mümkün değildir. Diğer taraftan, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı dava açma süresi geçtikten sonra dava açılabilmesi, ancak düzenleyici işlemin uygulaması sonucunda bir işlem tesis edilmesi ve bu işlem veya dayanağı olan düzenleyici işleme karşı ayrı ayrı veya birlikte dava açma süresi içinde dava açılması halinde mümkün olduğundan, 03/05/2024 tarihli işlemle uygulanan düzenleyici işlemlere karşı bu işlemin tebliğ tarihi olan 07/05/2024 tarihinden itibaren süresi içerisinde dava açılması veya dava açma süresi içerisinde Kanun'un 11. maddesi kapsamında ilgili makama başvuruda bulunulması gerekirken, anılan Kanun'un 11. maddesinde öngürülen süreler geçirildikten sonra yapılan başvurunun, geçmiş olan dava açma süresini canlandırmasına da hukuken olanak bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 15/1-b maddesi uyarınca DAVANIN SÜRE AŞIMI NEDENİYLE REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam …-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 4. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 12/09/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 4. Daire, E. 2022/6917, K. 2022/6328Kaynağı aç
Danıştay 4. Daire Başkanlığı         2022/6917 E.  ,  2022/6328 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2022/6917 Karar No : 2022/6328 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Vergi Dairesi Başkanlığı (… Vergi Dairesi Müdürlüğü) VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin …tarih ve E:… , K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı adına kanuni temsilci sıfatıyla, … Medya Yay. Etk. Yön.ve Paz. Hiz. A.Ş'nin borçlarının tahsili amacıyla düzenlenen … tarih ve …,…,… sayılı ödeme emirlerinin ve işbu ödeme emirlerinin iptali amacıyla davalı idareye yapılan başvurunun reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dava konusu ödeme emirlerinin 30/12/2021 tarihinde davacıya tebliği üzerine 31/12/2021 tarihinde işlemeye başlayan 15 günlük dava açma süresinin, davacının ödeme emirlerinin kaldırılması istemiyle davalı idareye 06/01/2022 tarihinde başvurması üzerine bu tarihte durduğu, söz konusu başvurunun davalı idarece reddine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin davacıya 15/01/2022 tarihinde tebliği üzerine 16/01/2022 tarihinde yeniden işlemeye başladığı ve 24/01/2022 tarihinde sona erdiği görülmekle, dava konusu … tarih ve … ve … sayılı ödeme emirlerine karşı en geç 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 55. maddesi uyarınca 15 günlük dava açma süresinin son günü olan 24/01/2022 günü mesai saati bitimine kadar dava açılması gerekirken, bu sürenin geçirilmesinden sonraki bir tarih olan 28/01/2022 tarihinde açılan bu davanın süre aşımı sebebiyle esasını inceleme olanağının bulunmadığı; öte yandan, davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde, dava konusu … tarih ve … sayılı ödeme emrinin … tarafından 08/02/2022 tarihinde ödenmesi nedeniyle takipten kaldırıldığının belirtildiği ve bu durumu tesvik eden belgelerin dosyaya sunulduğu görülmüş olup, davanın davalı idarece takipten kaldırıldığı anlaşılan … tarih ve … sayılı ödeme emrine ilişkin kısmının esasının incelenmesine hukuken imkan ve gerek bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen süreaşımı nedeniyle reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: Bölge İdare Mahkemesince; istinaf başvurusuna konu Vergi Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu ödeme emri içeriği borçların zamanaşımına uğradığı, işlemin yoklukla batıl olduğu, idarenin ret işlemi ile ilgili hüküm kurulmadığı, idare tarafından bahsedilen ödemenin kim tarafından yapıldığını bilmedikleri, zamanaşımını kesmeyeceği, davacının şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmadığından takip edilemeyeceği, eksik inceleme ile verilen kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Cevap verilmemiştir. TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : Davacı tarafından tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın dava konusu … tarih ve … sayılı ödeme emrine hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Davacının; kararın, dava konusu … tarih ve … ve … sayılı ödeme emirlerine dair davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin temyiz istemine gelince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda, tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren dava açma süresinin başlayacağı, 14. maddesinin 3/e bendinde, dilekçelerin süre aşımı yönünden de inceleneceği, 6. bendinde, yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı, 15. maddesinin 1/b bendinde de, süresinde açılmayan davanın reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 58. maddesinde, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu (06/01/1982 tarih ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 13. maddesine göre Vergi İtiraz Komisyonu deyiminden Vergi Mahkemelerinin anlaşılması gerekir.) nezdinde itirazda bulunabileceği, itirazın şekli, incelenmesi ve itiraz incelemelerinin iadesi hususlarında Vergi Usul Kanunu hükümlerinin tatbik olunacağı belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin 06/01/2011 tarih ve E:2008/96, K:2011/03 sayılı kararında da, ödeme emrinin özellik ve niteliği ile diğer idari işlemlerin özellik ve niteliklerindeki farklılıklar ve kamu hizmetlerinin aksatılmadan yürütülebilmesi, kamu alacaklarının sürüncemede bırakılmamasındaki kamu yararı ve yükümlünün ödeme emri tebliğ edilmeden önceki aşamalarda her zaman idari işlemlere karşı dava açma hakkı bulunduğu da dikkate alındığında ödeme emrine karşı açılacak davalarda bu sürenin onbeş gün olarak öngörüldüğüne vurgu yapılmıştır. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un ''Üst Makamlara Başvurma'' başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasında, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurmanın, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, olay tarihinde yürürlükte olan 2. fıkrasında, altmış gün içinde bir cevap verilmezse isteğin reddedilmiş sayılacağı, 3. fıkrasında da, isteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de hesaba katılacağı hükme bağlanmış ve maddenin gerekçesinde söz konusu düzenlemenin amacının, bir yönden, hukuka bağlı idare anlayışına uygun davranmak durumunda olan idareye, yapmış olduğu hukuka aykırı idari işlemini, dava yoluna gidilmesine gerek bırakmaksızın, düzeltme olanağı tanımak, diğer yönden de, idare edilenlerin, uzun ve masraflı yargı başvurusu yerine, daha kısa ve masrafsız olan idari başvuru ile hedeflerine ulaşabilmelerini sağlamak olduğu açıklanmıştır. Yukarıda mezkur Kanun hükümleri ile Anayasa Mahkemesi kararının birlikte değerlendirilmesinden, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinde, kişilerin daha önce haklarında tesis edilmiş bir işleme karşı idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle üst makama, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makama, idari dava açma süresi içinde başvurabileceklerine ilişkin ihtiyari bir yolun düzenlendiği, oysaki ödeme emrinin, vergi dairelerinin idari işlevleriyle ilgili olarak tesis ettikleri uygulanabilir nitelikte ve yükümlülerin hukukunu doğrudan etkileyen, onların hak ve yükümlülüklerinde yenilik yaratan irade açıklaması suretiyle tesis edilen işlemlerden farklılık arz ettiği, ödeme emirlerine karşı dava açma süresinin, genel dava açma süresinin aksine onbeş gün ile sınırlandırıldığı, buna göre, belirtilen özelliği gereği ödeme emrine karşı açılacak davalarda, dava açmadan evvel düzeltme talebi ile idareye başvurulmuş olmasının süreyi uzatmayacağı, dolayısıyla, sürenin durması ve kesilmesi gibi durumlar da özel kanunlarda düzenlenmediğinden, bu sürenin hak düşürücü süre olarak kabul edileceği açıktır. Dosyanın incelenmesinden, davacı adına düzenlenen ödeme emrinin 30/12/2021 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine davacı tarafından 06/01/2021 tarihinde davalı idareden ödeme emrinin kaldırılmasına ilişkin başvurusunun … tarih ve … sayılı işlemle reddedildiği, bu işlemin 15/01/2022 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, 28/01/2022 tarihinde Mahkeme kayıtlarına giren dilekçeyle ödeme emrinin iptali istemiyle iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda belirtilen haller dışında, vergi dairelerince amme alacağının tahsiline yönelik olarak düzenlenen ödeme emrinin tebliği üzerine 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığından, 17/06/2020 tarihinde tebliğ edilen dava konusu ödeme emirlerine karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde 14/01/2022 tarihine kadar dava açılması gerekirken, 28/01/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerektiğinden temyize konu Vergi Dava Dairesi kararında sonucu itibariyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin reddine, 2. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının, dava konusu … tarih ve … sayılı ödeme emrine hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin hüküm fıkrasının oybirliğiyle ONANMASINA, 3. Temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, dava konusu … tarih ve … ve … sayılı ödeme emirlerine dair davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin hüküm fıkrasının Sayın …'in karşı oyuyla oyçokluğuyla, yukarıda belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 4. 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı (3) sayılı Tarife uyarınca, … TL maktu karar harcından, varsa evvelce ödenen harcın mahsubundan sonra kalan harç tutarının temyiz eden davacıdan alınmasına, 5.Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 6. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de Vergi Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın Vergi Mahkemesine gönderilmesine, 09/11/2022 tarihinde karar verildi. (X) KARŞI OY : Temyize konu Vergi Dava Dairesi kararının dava konusu … tarih ve … ve … sayılı ödeme emirlerine dair davanın süreaşımı nedeniyle reddine ilişkin kısmının aynı gerekçeyle onanması gerektiği görüşüyle kararın buna ilişkin kısmına katılmıyorum.

Üst Makama Başvurunun Kapsamı ve İdarenin Yetkisi

İdare, gerek ilgililerin başvurusu üzerine gerekse kendiliğinden hukuka aykırı işlemlerini geri alabilir, kaldırabilir veya bunların yerine yeni bir işlem tesis edebilir. 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki başvuru, idarenin kendiliğinden tesis ettiği işlemlere, ilgililerin idari bir işlem yapılması yönündeki başvuruları üzerine kurulan işlemlere ve düzenleyici işlemlere karşı yapılabilir. Burada amaç, uyuşmazlığın yargı merciine taşınmadan önce idare bünyesinde yeniden ele alınarak çözülmesidir.

Başvurunun niteliği bakımından 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile 11. maddesi arasında temel bir işlev farkı bulunur. 10. madde, ilgililer hakkında önceden tesis edilmiş bir idari işlemin bulunmadığı hallerde yeni bir işlem yapılması talebini düzenlerken; 11. madde hakkında halihazırda idari işlem tesis edilmiş olan kişilerin bu işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması yönündeki itirazlarını kapsamaktadır.

Başvurunun Yapılacağı Merci ve Dava Açma Süresine Etkisi

Başvurunun işlemekte olan idari dava açma süresini durdurabilmesi için işlemi tesis eden makamın hiyerarşik üstü olan makama yöneltilmesi zorunludur. İşlemi yapan idari makamın üstü olan bir merci mevcut değilse başvuru işlemi tesis eden idari makama yapılır. Teşkilat yapısında hiyerarşik üst makam bulunmasına rağmen işlemi yapan makama yapılan başvurular ya da idari hiyerarşide üst konumda bulunmayan birimlere iletilen talepler dava açma süresini durdurmaz.

Dava açma süresini durdurma etkisi yalnızca işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yenisinin yapılması istemiyle yapılan başvurular için geçerlidir. Bu kapsam dışındaki farklı talep ve beyanlarla yapılan başvurular dava açma süresini kesintiye uğratmaz. Ayrıca bu başvuru hakkı ilk kullanıldığında süreyi durdurucu sonuç doğurur; ilk başvurudan sonra yapılan müteakip ikinci veya üçüncü başvurular dava süresini yeniden durdurmaz.

Başvuru idari dava açma süresini durdursa da kural olarak dava konusu idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz; işlemin icrailik vasfı kural olarak devam eder.

İdarenin Cevap Süresi ve Sürelerin Yeniden İşlemesi

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca yapılan başvuruya yetkili merci tarafından otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. Başvurunun açık bir işlemle reddedilmesi veya otuz günlük sessizlik neticesinde zımnen reddedilmiş sayılması hallerinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve idareye başvurma tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.

İdari dava açma süresi tamamen geçtikten sonra idari makama yapılan başvurular, sona ermiş bulunan sürenin yeniden canlanmasını veya işlemesini sağlamaz. Benzer şekilde, otuz günlük bekleme süresinde cevap verilmemesi üzerine yeniden işlemeye başlayan dava açma süresi bittikten sonra idarenin gecikmeli olarak vereceği bir cevap da yeni bir dava açma süresi başlatmaz.

Yeni İşlem Tesisine İlişkin Başvurularda Süreç

2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi uyarınca idareden bir işlem tesis edilmesinin istendiği durumlarda, idarece otuz gün içinde verilen cevap kesin değilse ilgili kişi bu cevabı istemin reddi sayarak dava açabileceği gibi kesin cevabı beklemeyi de tercih edebilir. Kesin cevabın beklenmesi durumunda dava açma süresi işlemez; ancak bu bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.[7] 3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.) Üst makamlara başvurma:

10. madde kapsamında dava açılmaması ya da açılan davanın süreden reddedilmesi durumlarında, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, ilgililer bu cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

Özel Kanunlardaki İtiraz Usulleri ve İstisnalar

Genel idari dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı bir süre belirlenmemiş hallerde Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gündür. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde süre ilan tarihini izleyen günden başlar; ilgililer düzenleyici işlemin uygulanması üzerine hem düzenleyici işleme hem de uygulama işlemine karşı birlikte veya ayrı dava açabilirler.

Danıştay 6. Daire, E. 2022/1341, K. 2023/6002Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2022/1341 E.  ,  2023/6002 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2022/1341 Karar No : 2023/6002 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Genel Müdürlüğü adına … Vakıflar Bölge Müdürlüğü/… VEKİLİ : Av… KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı/… VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin .. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … sayılı parsel ile mükerrerlik içeren … ada, …sayılı parselleri kapsayan alanda Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyonun iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … sayılı parseli kapsayan alanda parselasyon yapılmasına dair Belediye Encümeni'nin … tarihli, … sayılı kararının iptali istemiyle görülmekte olan dava açılmışsa da; söz konusu belediye encümeni kararına yapılan itirazların … tarihli, … sayılı belediye encümeni kararı ile değerlendirildiği ve 24/05/1991-27/06/1991 tarihleri arasında bir ay süre ile ilan edildiği, ilan süresi içerinde davacı tarafından yapılmış bir itirazın bulunmadığı, parselasyon işleminin birel işlem olduğu, 3194 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca herhalde 5 yıl içinde dava açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra 29/03/2021 tarihinde dava açıldığından süresinde açılmayan davanın esasının hukuken incelenme olanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek; 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesine 7221 sayılı Kanunun 6. maddesiyle, kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabileceği yönünde hüküm eklendiği, bu maddenin yürürlüğünden sonraki imar planlarına veya parselasyon planlarına uygulanacağına yönelik herhangi bir geçiş hükmüne ise yer verilmediği, anılan madde ile yapılan düzenlemenin imar planları ve parselasyon planlarına karşı dava açma sürelerini ortadan kaldırmadığı, aksine kanun metninde geçen "her halde beş yıl içinde" ifadesinin, her türlü imar planının kesinleşme tarihinden itibaren, 5 yıllık sürenin dolması üzerine her halde dava açılmasını engelleyen, planlara dava açma yolunu kısıtlayan, hak düşürücü bir süreyi düzenlediği, diğer bir ifade ile maddenin yürürlüğünden önce onaylanmış olan ve yürürlüğünden sonra onaylanmış olan imar planlarının ve parselasyon planlarının kesinleşme tarihinden itibaren beş yılın geçmesinden sonra artık geriye dönük olarak planlara dava açılamayacağı, açıklaması eklenmek suretiyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Temyiz istemine konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararındaki karşı oy gerekçesinde belirtilen nedenlerle kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Dava konusu 203.713 m2 yüzölçümlü, … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada,…. sayılı parselin, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen mazbut Hamidiye Vakfı adına tapuya kayıt ve tescil edildiği, … Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından dava konusu … ada, … sayılı parselin aplikasyonu yapılarak aplikasyon krokisinin verilmesi için lisanslı harita kadastro mühendislik bürosuna müracaat edilmesi üzerine, büronun … tarih ve … sayılı yazısı ile; … ada, … sayılı parselin tapu yüzölçümünün 203.713 m2 olduğu, teknik belgelere göre koordinatları elde edilerek yapılan yüzölçümü hesabında 203.390,84 m2 geldiği, aradaki farkın 322,16 m2 olduğunun tespit edildiğinin bildirildiği, … Vakıflar Bölge Müdürlüğünce … tarihli, … sayılı yazı ile … Kadastro Müdürlüğüne başvurularak; anılan isanslı harita kadastro mühendislik bürosu raporunda belirtilen nedenlerle …. ada, … sayılı parselde 3402 sayılı Kadastro Kanununun 41.maddesi uyarınca alan düzeltmesinin yapılmasının istenildiği, … Kadastro Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısı ile; … ada, … sayılı parsel ile parselasyon sonucunda oluşan … ada, …,…,… sayılı parsellerin ve yeşil alanın kısmen mükerrerlik içerdiğinin tespit edilmesi nedeniyle alan düzeltilmesi işleminin yapılamadığı hususlarının belirtildiği ve 26/01/2021 tarihli rapor ve eklerine göre işlem yapılması hususunun gereği için … Tapu Müdürlüğüne bildirildiği, Anılan 26/01/2021 tarihli raporun ise; … ada, … sayılı parselin tapu yüzölçümünün 203.713 m2 olduğu, teknik belgelere göre koordinatları elde edilerek yapılan yüzölçümü hesabında 203.384,69 m2 geldiği, aradaki farkın 328,31 m2 olduğunun ve bu farkın Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyondan kaynaklandığının tespit edildiği, tecviz miktarının 246,66 m2 olması nedeniyle parselin tapu kütüğü beyanlar hanesine "tecviz dışı alan hatası vardır" ve 447 ada, 4 sayılı kadastro parseli ile … ada, … sayılı imar parsellerinin beyanlar hanesine "mükerrerlik" belirtmesinin konulması ve taşınmaz malikleri ile ayni ve şahsi hak sahiplerine tebligat yapılarak iki ay içinde mükerrerliğin giderilmesi konusunda dava açmalarının istenmesi, bu süre içinde dava açılmaması durumunda tapu müdürünün kendi görüşünü de izah ederek dava açması ve dava sonucuna göre işlem yapılması gerektiği hususlarını içerdiği, … Tapu Müdürlüğünce davacıya gönderilen … tarihli, … yevmiye numaralı yazı ile; Kadastro Müdürlüğünün yazısı uyarınca … ada, … sayılı kadastro parseli ile … ada, … ,…,… sayılı imar parsellerinin beyanlar hanesine söz konusu mükerrerlik belirtmesi tesisinin yapıldığı belirtilerek,1515 sayılı Kanunun 2.maddesi uyarınca mükerrerliğin giderilmesi konusunda iki ay içinde dava açma hakkının bulunduğunun bildirildiği, Dava konusu … ada, … sayılı kadastro parseli ile mükerrerlik içeren … ada, …,…,… sayılı imar parsellerinin, … Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyon sonucunda oluştuğu, Anlaşılmaktadır. Bakılan dava, … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … sayılı parsel ile mükerrerlik içeren … ada, …,…,… sayılı parselleri kapsayan alanda … Belediye Encümeni'nin … tarihli ve … sayılı kararı ile kabul edilen parselasyonun; uygulamaya girmeyen … ada, … sayılı parsel ile uygulamaya giren … ada, …,…,… sayılı parseller arasında mükerrerlik oluşturulmasının dayanağını oluşturan işlem olduğu ileri sürülerek, iptali istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesinde; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." denilmektedir. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesinde ise "Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir. Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır. Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmü yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmında “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” düzenlemesi yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1) No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesinde de; "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez. " kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının “Dava Açma Süresi” başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve İdare Mahkemelerinde altmış (60) gün olduğu; ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabileceği kurala bağlanmıştır. Özel kanun olan 3194 sayılı İmar Yasasının 19. maddesinde; "İmar planlarına göre parselasyon planları yapılıp, belediye ve mücavir alan içinde belediye encümeni, dışında ise il idare kurulunun onayından sonra yürürlüğe girer. Bu planlar bir (1) ay müddetle ilgili idarede asılır. Ayrıca mutat vasıtalarla duyurulur. Bu sürenin sonunda kesinleşir. Tashih edilecek planlar hakkında da bu hüküm uygulanır. Kesinleşen parselasyon planları tescil edilmek üzere tapu dairesine gönderilir. Bu daireler ilgililerin muvafakatı aranmaksızın, sicilleri planlara göre re'sen tanzim ve tesis ederler." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 3194 sayılı İmar Yasasının 8. maddesine 14/02/2020 tarihli, 7221 sayılı Yasanın 6. maddesi ile; "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir." hükmü eklenmiştir. 20/02/2020 tarih ve 31045 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7221 sayılı Yasanın 38.maddesinin 1.fıkrasının (a) bendinde de, "Bu Kanunun; a) 6 ncı maddesiyle 3194 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin sonuna eklenen paragrafın birinci cümlesi hükümleri 1/7/2020 tarihinde" yürürlüğe gireceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, 3194 sayılı İmar Yasasının 8. maddesine eklenen "Kesinleşen imar planları veya parselasyon planlarına karşı kesinleşme tarihinden itibaren her halde beş yıl içinde dava açılabilir" hükmün yürürlüğe girdiği 01/07/2020 tarihinden önce kesinleşen imar ve parselasyon planları için uygulanıp uygulanamayacağı uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devleti ilkesinin yerine getirilmesi zorunlu koşullardandır. Yapılan düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde bulundurularak hukuki güvenlik sağlanır. Bireyin insan olarak varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanması zorunludur. Devlet açık ve belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları uyguladığı zaman hukuk güvenliği sağlanır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin (AYM) çeşitli kararlarında, kanunların geriye yürümezlik ilkesi tartışılmıştır. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinin ön koşulları arasında hukuki güvenlik ilkesi bulunmaktadır. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuki güvenlik, kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama tasarrufunda bulunulması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. (AYM, 13/2/2019 tarih ve E:2018/103, K:2019/4 sayılı karar). Kazanılmış haklara saygı ilkesi, hukukun genel ilkelerinden biri olup hukuk güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış bir haktan söz edilebilmesi için bu hakkın yeni kanundan önce yürürlükte olan kurallara göre bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olması gerekir (AYM, 28/12/2017 tarih ve E:2016/150, K:2017/179 sayılı karar). Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi de hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Hukuk devletinde güven ve istikrarın korunabilmesi için kural olarak kanunlar, yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanır (AYM, 24/12/2020 tarih ve E:2017/21, K: 2020/77 sayılı karar). Ancak kanun koyucunun kişilerin lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak kanun yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğuna kuşku yoktur (AYM, 28/12/2017, E.2016/150, K.2017/179 sayılı karar). Düzenlemede beklenen kamu yararının, "imar planlarının ve imar uygulamalarının sürüncemede kalmaması, mülkiyet haklarının kısıtlanmaması ve idari işlemlerin istikrarının sağlanması amacıyla (7221 sayılı Kanunun 6.maddesinin gerekçesi)" tesis edildiği kabul edilmekle birlikte bu konuda bireylerin haklarının ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir. Yasaların kural olarak yayımlandıkları tarihte yürürlüğe girecekleri ve bu tarihten sonraki olay ve hukuki uyuşmazlıklara uygulanacakları tabiidir. Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarından, hukuki güvenlik ilkesinden hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınması gerektiği anlaşılmakta olup kural olarak hukuki güvenlik ilkesi, kanunların geriye yürütülmemesini gerekli kılmaktadır. Uyuşmazlığa konu düzenlemenin daha önce tesis edilmiş bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması, hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturacağı gibi hukukun genel ilkelerinden biri olan kazanılmış haklara saygı ilkesinin de zedelenmesine neden olacaktır. Düzenlemede, yürürlük tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon işlemlerine dava açılması durumunda dava açılmasını engellemeye yönelik hak düşürücü nitelikte olan 5 yıllık sürenin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda bir hüküm yer almamaktadır. Bu açıdan bakıldığında düzenlemenin, 7221 sayılı Yasanın 6. maddesi ile yürürlük tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon işlemlerini de kapsayıp kapsamadığı hususunda tereddüt bulunmaktadır. Bu durumda, yapılan düzenlemenin kanunların geriye yürütülmemesi ilkesinin istisnaları kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunun irdelenmesi gerekmektedir. 7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile getirilen sınırlama, kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi gibi ayrıksı bir durum kapsamında değerlendirilemez. Bu sebeple, 7221 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce, 2577 sayılı Yasanın 7/4 maddesi uyarınca düzenleyici işlem niteliğinde olan imar planlarına karşı uygulama işlemi üzerine yasal dava açma süresi içinde dava açabileceklerine dair düzenlemeden faydalanma hakkına sahip kişilere yönelik 7221 sayılı Yasanın dava açma süresini beş yıl olarak sınırlayan hükmünün geriye dönük olarak uygulanması hukuka olan güven duygusunu zedeler ve hukuk güvenliği ilkesi ile de bağdaşmaz. Yine, Danıştay Altıncı Dairesinin istikrar kazanmış içtihadına göre, 3194 sayılı Yasanın 18. maddesi uyarınca yapılan parselasyon işlemi, parsel bazında getirdiği kararlar nedeniyle bireysel işlem mahiyeti taşıdığı, bu özelliği nedeniyle parselasyon planlarının ilan edilmesinin yanı sıra ilgilisine yazılı olarak da tebliğ edilmesi gerektiği, yazılı olarak tebliğ edilmeyen parselasyon planlarının ilgilisince sonradan öğrenilmesi ve/veya kararın tebliğ edilmesi halinde bu tarihten itibaren dava açma sürelerinin hesaplanması gerekmektedir. 7221 sayılı Kanunun 6. maddesi ile getirilen düzenlemenin, yasanın yayımı tarihinden önce kesinleşmiş imar planı ve parselasyon planlarına karşı dava açma süresini beş yıl olarak sınırlandırdığı biçiminde yorumlanması yasa hükmünün geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasa'da yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle temyiz istemine konu kararın dayandığı gerekçede isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, somut olayda, dava konusu … ada, … sayılı parselin, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu hükümleri uyarınca davacı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yönetilen mazbut … Vakfı adına 203.713 m2 yüzölçümlü olarak tapuya kayıt ve tescil edildiği, alanda yapılan ve … ada,… sayılı parselin dahil edilmediği parselasyon işlemi sonucunda parsel alanının tecviz sınırını aşan miktarda azaldığı açıktır. Bireysel işlem niteliğindeki parselasyona karşı açılan davalarda idari dava süresinin yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı yasa hükmü gereği olup davalı idarece işlemin davacıya tebliğ edildiğine ilişkin belgenin sunulamadığı anlaşılmaktadır. Hayatın olağan akışı içinde de uyuşmazlık konusu parseli kapsamayan dava konusu parselasyonun davacıya tebliğ edilmiş olduğu düşünülemeyeceğinden davacının parselasyonu tebliğ dışında başka bir yoldan öğrendiğinin tapu işlemi ve Mahkeme kararı gibi hukuksal ispat gücü olan vasıta ile ortaya konulması gerekmektedir. Olayda dosya kapsamında bu şekilde bir bilgi ve belgeye rastlanmamış olup davalı idarece de bu yönde bir beyanda bulunulmadığı görülmektedir. Davacı tarafından … Kadastro Müdürlüğünün … tarihli, … sayılı yazısının tebliğ edilmesi ile haberdar olunan işleme karşı tebliği takip eden 60 gün içindeki 29/03/2021 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu durumda, davacının yönetiminde olan taşınmaza ilişkin mülkiyet haklarını doğrudan ilgilendiren ancak davacının tarafı olmadığı bir idari işlem niteliğindeki parselasyonun, davacının hukuksal durumunu etkilediğinin ortaya çıktığı aşamada dava konusu edilebilmesi mutlak hak niteliğindeki mülkiyet hakkının korunması için son derece elzem olup davanın esastan incelenmesi gerektiğinden, davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, uyuşmazlıkta davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolunda verilen Mahkeme kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı olarak reddine dair kararda isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanunun 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımı yönünden reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun açıklamalı reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/06/2023 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.

Devlet memurları açısından 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 21 uyarınca resmi ve şahsi işlerinden dolayı müracaat, amirleri ve kurumları tarafından uygulanan eylem ve işlemlerden dolayı şikayet ve dava açma hakkı tanınmıştır. Şikayet ve müracaatlar silsile yolu ile gerçekleştirilir. Disiplin cezalarında ise aynı Kanun'un 135. maddesi uyarınca uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulmasına karşı yüksek disiplin kuruluna kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde itiraz edilebilir; merciler otuz gün içinde karar verir. Disiplin cezalarına karşı idari yargı yolu açıktır.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nda belirtilen haller dışında, vergi dairelerince kamu alacağının tahsiline yönelik olarak düzenlenen ödeme emirlerinin tebliği üzerine 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

İmar planlarına dayalı parselasyon planları, yetkili idari kurulların onayından sonra bir ay süreyle ilgili idarede asılarak ilan edilir ve mutat vasıtalarla duyurulur. Danıştay 6. Dairesinin E. 2022/1341, K. 2023/6002 sayılı kararına göre, parselasyon işlemleri parsel bazında getirdiği kararlar nedeniyle bireysel işlem mahiyeti taşıdığından ilan edilmesinin yanı sıra ilgilisine yazılı olarak da tebliğ edilmeli; yazılı tebligat yapılmayan parselasyon planlarının sonradan öğrenilmesi veya tebliğ edilmesi durumunda dava açma süresi bu tarihten itibaren hesaplanmalıdır.

İşlemlerde Başvuru Yolu ve Süresinin Gösterilmesi Zorunluluğu

Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve bu başvuruların sürelerini açıkça belirtmekle yükümlüdür. Bu kural doğrudan uygulanabilir niteliktedir.

Danıştay 7. Daire, E. 2017/354, K. 2020/4455Kaynağı aç
Danıştay 7. Daire Başkanlığı         2017/354 E.  ,  2020/4455 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y YEDİNCİ DAİRE Esas No : 2017/354 Karar No : 2020/4455 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı adına … Gümrük Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava Konusu İstem: … tarihli … numaralı TIR karnesi muhteviyatı eşyayı taşıyan … plakalı araçta yapılan inceleme sonucunda yurt dışı edilmesi gereken eşyanın yurt içinde bırakıldığından bahisle gümrük müşaviri sıfatıyla davacı adına 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 37. maddesine göre eşyalara ait gümrük, katma değer ve özel tüketim vergilerinin ödenmesine yönelik olarak tesis edilen işleme vaki itirazın zımnen reddine dair işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … Vergi Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; gümrük vergilerinin tahsiline ilişkin olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun gereğince yapılan ve ödeme emriyle başlanacak olan takibatın öncesinde anılan Kanun'un 37. maddesine göre düzenlenen yazının Gümrük Kanunu'nda düzenlenen idari itiraz yoluna tabi olmadığı, bu nedenle söz konusu yazıyla yapılan bildirime karşı doğrudan dava açılması ya da 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca üst makama başvuruda bulunulması, bu başvuru yapılırken de işleyen dava açması süresinin nazara alınması gerektiği, davacı tarafından dava açma süresi içerisinde 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi kapsamında … Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne başvurulduğu belirtilmekte ise de, bu başvurunun 10. madde kapsamında değil, 11. madde kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, dava konusu yazıya konu vergiler için 14/04/2016 tarihinde yapılan başvuru üzerine karar alma süresinin 14/08/2016 tarihine kadar uzatıldığı, bu durumda işlemin tebliğ edildiği 08/04/2016 tarihinden üst makama 14/04/2016 tarihinde yapılan başvuruya kadar 6 günlük süre geçtiğinden, zımni ret işleminin oluştuğu 14/08/2016 tarihinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başladığından 26/09/2016 tarihinde açıldığı anlaşılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Dava konusu edilen işlemin, idarenin karar alma süresinin uzatılmasına ilişkin yazısı olmadığı, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrası gereğince idarenin kesin cevabının beklendiği ancak Kanun'un öngördüğü 6 aylık bekleme süresi içerisinde cevap verilmediğinden bekleme süresinin sona ermesinden önce dava açıldığı, hak arama özgürlüğü ve dava haklarının engellendiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Davaya konu işlemde, işleme karşı izlenilecek başvuru yolu, mercii ve süresine ilişkin açıklamalara yer verilmediğinden Anayasanın 40. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen zorunluluğa aykırı ve dolayısıyla, Anayasanın 36. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen hak arama hürriyetini sınırlayıcı sonuç doğurduğundan, davanın süre aşımından reddi yolunda verilen mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Yedinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : … tarihli … numaralı TIR karnesi muhteviyatı eşyayı taşıyan … plakalı araçta yapılan inceleme sonucunda yurt dışı edilmesi gereken eşyanın yurt içinde bırakıldığından bahisle gümrük müşaviri sıfatıyla davacı adına 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 37. maddesine göre eşyalara ait gümrük, katma değer ve özel tüketim vergilerinin ödenmesine yönelik olarak tesis edilen işleme vaki itirazın zımnen reddine dair işlemin iptali istemiyle dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu hükümlerine yer verilmiştir. Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlıklı 40. maddesine, 4709 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen 2. fıkrada ise, "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır." düzenlemesi yapılmıştır. Bu ek fıkranın gerekçesinde değişikliğin, bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amacıyla ve son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerin belirtilmesinin hak arama; hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline gelmesi nedeniyle yapıldığına değinilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anayasal düzenlemeler ve değinilen gerekçeden Devletin, kurumları vasıtasıyla tesis edilen her türlü işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak yargı yeri veya idari makamlar ile başvuru süresinin gösterilmesinin bir anayasal zorunluluk haline getirildiği anlaşılmaktadır. Anayasanın bağlayıcılığı karşısında, bu zorunluluğa; yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının uymakla yükümlü oldukları sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durum, Anayasa Mahkemesinin 18/10/2003 tarih ve E:2003/67, K:2003/88 sayılı kararında; hukukun üstünlüğünün egemen olduğu ve bireyin insan olarak varlığının korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin sağlanmasının, hukuk devleti ilkesinin yerine getirilmesinin zorunlu koşullarından olduğu ve hukuki güvenliğin, statü hukukuna ilişkin düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde bulundurularak, açık ve belirgin hukuk kuralları yürürlüğe koyup, uygulayarak sağlanacağı şeklinde ifade edilmiştir. Bu bakımdan; Devletin bir kurumu olan gümrük idaresinin de tesis ettiği idari işlemlerde; işleme karşı başvurulacak kanun yolunu, idari mercii ve başvuru süresini göstermesi ilgili makamların takdirinde olmayıp, en üst hukuki norm olan Anayasanın bağlayıcılığının zorunlu bir sonucudur. Diğer yönden, uygulama yasalarında bu zorunluluğu öngören bir düzenleme bulunmayan durumlarda, Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasının, doğrudan uygulanabilirliği sorunu yönünden de değerlendirilme yapıldığında, Anayasa normları, kural olarak doğrudan uygulanacak hükümlerden olmayıp, yasalarda gerekli düzenlemeler yapılarak yaşama geçirilirler. Ancak, öğretide ve Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında, yürürlüğe konulması gereken yasal düzenlemede yer verilmesi gereken konuların anayasa metninde açıkça kurala bağlandığı durumlarda, bir özel yasa ya da yürürlükteki yasalarda uygun değişiklik yapılması gerekmeksizin Anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanacağı kabul edilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasının doğrudan uygulanması gerektiğini, 5225 sayılı Yasada, başvurulacak kanun yolu ve süresinin özel olarak düzenlenmemiş olmasının, Anayasa'nın 40. maddesine aykırılık oluşturmadığını belirterek benimsediği 08/12/2004 tarih ve E:2004/84, K:2004/124 sayılı kararında; bireyler hakkında kurulan işlemlere karşı kanun yolları, başvurulacak merciler ile sürelerin belirtilmesi yönünden Devlete verilen görevin bir zorunluluk içerdiğine, bu zorunluluk nedeniyle her yasada özel bir düzenleme yapılması gerekmediğine değinerek, Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasının, doğrudan uygulanır nitelik taşıdığını kabul etmiştir. Bu durumda; Devletin, işlemlerinde, bireylerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorunda olduğunu öngören Anayasanın 40. maddesinin 2. fıkrasının, ayrı bir yasal düzenlemenin varlığını gerektirmeyen, doğrudan uygulanabilir nitelik taşımasından dolayı yasama, yürütme ve yargı organlarının, idare makamlarının ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerinde, bu işlemlere karşı başvurulacak idari veya yargı mercileri ve kanun yolları ile sürelerini belirtmesi zorunludur. Dosyanın incelenmesinden dava konusu işlemde, başvuru merciinin tereddüte mahal bırakmayacak şekilde gösterilmediği ve sürenin de belirtilmediği anlaşılmaktadır. Bu durum, Anayasa'nın 40. maddesinin 2. fıkrasına ilişkin gerekçede belirtildiği gibi son derece karışık olan mevzuat karşısında bireylerin yargı yeri ve idari makamlar önünde haklarını sonuna kadar arayabilmelerini olanaklı kılmak amacıyla öngörülen zorunluluğa aykırı ve dolayısıyla, Anayasa'nın 36. maddesinde öngörülen hak arama hürriyetini sınırlayıcı bir sonuç doğurmuş ve Anayasa'nın temel hak ve hürriyetlerin korunmasını düzenleyen 40. maddesine açıkça aykırılık oluşturmuştur. Bu itibarla; Anayasa'nın 40. maddesindeki düzenlemeye aykırı olarak, başvurulacak mercii ve başvuru süresi gösterilmeyen işlemin iptali istemiyle açılan davada Anayasa'nın 40. maddesi dikkate alınmaksızın davanın süre aşımından reddi yolunda verilen mahkeme kararına yönelik istinaf başvurusunu reddeden Daire kararında hukuki isabet görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … Vergi Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. Yargılama giderlerinin yeniden verilecek kararda karşılanması gerektiğine, 05/11/2020 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Danıştay 7. Dairesinin E. 2017/354, K. 2020/4455 sayılı kararına göre, Anayasa'nın 40. maddesindeki düzenlemeye aykırı biçimde başvurulacak mercii ve başvuru süresi gösterilmeyen bir işleme karşı açılan davada bu anayasal yükümlülük gözetilmeden davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi hukuka uygun bulunmamıştır.

İdari işleme itiraz dava açma süresini durdurur mu?

Evet, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca dava açma süresi içinde yetkili üst makama veya üst makam yoksa işlemi yapan makama yapılan başvuru dava açma süresini durdurur.

İdare itiraz başvurusuna ne kadar sürede cevap vermelidir?

2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamındaki başvuruya idare otuz gün içinde cevap vermelidir; bu süre içinde cevap verilmezse talep zımnen reddedilmiş sayılır.

İtiraz reddedilirse dava açma süresi nasıl hesaplanır?

İdarenin ret cevabı vermesi veya otuz günlük sessizlikle talebin reddedilmiş sayılması durumunda dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvuruya kadar geçen süre hesaba katılarak kalan süre kullanılır.

Aynı işleme karşı birden fazla itiraz başvurusu yapılabilir mi?

İdari başvuru hakkı ancak ilk kullanıldığında dava açma süresini durdurur; aynı işleme karşı yapılan ikinci veya üçüncü başvurular dava süresini durdurucu etki göstermez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu