İdarenin Hizmet Kusurundan Kaynaklanan Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
İdarenin Hizmet Kusurundan Kaynaklanan Sorumluluğu

İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. İdari bir eylem hakkını ihlal eden kişi, dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini ister. İdari sözleşmelerden doğanlar dışında tam yargı davasında yetkili mahkeme, kanunda gösterilen sırayla belirlenir.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 125Kaynağı aç
Madde 125 – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm: 13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir. (…) (Ek cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) (…)[68] Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır. İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar. (Değişik birinci cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir. Kanun, olağanüstü hallerde, (…)[69] seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. C. İdarenin kuruluşu 1. Merkezi idare
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 36Kaynağı aç
Madde 36 – İdari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla: a) Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili, b) Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer, c) Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer. İdari mahkemesidir. Vergi uyuşmazlıklarında yetki:[28]

Ödeme yükümlülüğü ve yargı denetiminin sınırı

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin ilk cümlesine göre idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Aynı madde, idareyi kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü kılar. Metin bu yükümlülüğü hizmet kusuru, kişisel kusur veya kusursuz sorumluluk diye ayırmaz.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının denetimiyle sınırlıdır. Denetim, yerindelik denetimi biçiminde kullanılamaz. Mahkeme, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun yerine getirilmesini kısıtlayan, idari eylem ya da işlem niteliği taşıyan veya takdir yetkisini kaldıran bir karar veremez. Bu sınır, zararın ödenmesine hükmedilmesini yasaklayan bir kural da kurmaz.

İdari işlemlere karşı açılacak davalarda süre, yazılı bildirimin yapıldığı tarihten başlar. Kural idari işlemlere karşı açılan davalara ilişkindir ve idari eylemler için bir süre koymaz.

Hizmet kusurunun karardaki açıklanışı

Danıştay 15. Daire'nin E. 2016/8532, K. 2017/3145 sayılı kararının çoğunluk gerekçesi, Anayasa'nın 125. maddesinde yargı yolunun açık olduğunu ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunu belirtir. Gerekçe, hizmet kusurunu kamu hizmetinin organizasyonu ve işleyişine bağlar. Hizmet eksik veya kötü yürütülüyorsa ya da faaliyet hizmet gerekleriyle bağdaştırılamayacak nitelikteyse, hizmetin kusurlu yürütüldüğünün kabulü zorunlu görülür.

Danıştay Danıştay 15. Daire Başkanlığı, E. 2016/8532, K. 2017/3145Kaynağı aç
Danıştay 15. Daire Başkanlığı         2016/8532 E.  ,  2017/3145 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONBEŞİNCİ DAİRE Esas No : 2016/8532 Karar No : 2017/3145 Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davacı) : Vekili : Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) : Vekili : İstemlerin Özeti : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…; K:… sayılı kararının taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti: Davalı ….Bakanlığı tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuş, davacı tarafından savunma verilmemiştir. Düşüncesi : Lüks araç ithalatının belirli şirketler tarafından, belirli ülkelerden, belirli tip ve sınırlı sayıda yapılması nedeniyle ithal değerlerinin idare tarafından biliniyor olması, bilinmiyor ise ithal işlemleri bitmeden önce gerçek değer araştırmasının yapılması gereklidir. İthalatçı şirket tarafından beyan edilen değerin, idare tarafından şüphe duyulmadan kabul edildikten bir müddet sonra hiyerarşik emir ile harekete geçilerek ithal aracın yurt dışı faturasının temin edildikten sonra araca el koyma ve tedbir işlemleri yapılmasında hizmet kusuru bulunduğu düşüncesiyle mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelenerek görüşüldü: Dava; davacı şirket tarafından Zeytinburnu 3. Noter'liğinin 20.05.2014 tarih ve 5914 sayılı araç satış sözleşmesi ile 250.000,00-TL bedelle satın alınan …. plakalı … marka,… model, ….şase nolu araca, ithalatçı firma tarafından Yeşil Gümrük Müdürlüğü'ne ibraz edilen 19.08.2010 tarih ve IM005013 sayılı beyanname muhteviyatı fatura bedelinin düşük kıymetli olduğunun tespit edilmesi üzerine … Cumhuriyet Savcılığı'na yapılan suç duyurusu sonucunda el konulması ve ….Ağır Ceza Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyasında yapılan yargılamada aracın davacıya yed-i emin olarak teslim edilmesi sonucu, mülkiyet hakkının kısıtlandığı iddia edilerek, davalı idare tarafından aracın ithali sırasında, ithal koşul ve şartlarının olup olmadığı hususunun kontrol edilmemesi ve beyan edilen ithal bedeli ile yurt dışı değerinin araştırılmaması nedeniyle hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle ve bu nedenle uğranıldığı iddia edilen 250.000,00-TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. …. İdare Mahkemesi'nce; araç için düzenlenen faturanın aracın Türkiye'de serbest dolaşıma girişi sırasında ilgili gümrük idaresine sadece tutarı düşük yazılıp tanzim edilmek suretiyle ibraz edildiği dikkate alındığında, bu durumun yapılan soruşturma kapsamındaki araştırma ve incelemeler sonucunda anlaşılabildiği, idarelerin hileli işlemlerle yanıltıldığı, açık ihmallerinin tespit edilemediği, davacının aracı ithal ederken uygunsuz işlem yaparak kendisini aldatan firma veya firmalara karşı varsa uğradığı zararların tazmini için dava açabileceği, idarelere tazminat ödenmesini gerektirecek nitelikte bir hizmet kusuru izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davalı idarece, retle sonuçlanan davada lehlerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu olarak hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu; davacı tarafından ise, tazminat isteminin kabulü gerekirken davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek mahkeme kararının aleyhlerine olan kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Anayasanın 125. maddesinde; İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu ve idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir. İdarece hizmetin işleyiş ve yerine getirilmesi sırasında gerekli önlemlerin alınmaması, hizmetin iyi işlememesi, kusurlu işlemesi gibi nedenlerle kişilere verilen zararlar idare tarafından tazmin edilmek durumundadır. Hizmetin iyi işlememesi sonucu kişilerin zarara uğramaları halinde, doğan zararların idare tarafından karşılanması gerekmektedir. Ayrıca, hizmeti yürüten personelin görevi sırasında yaptığı eylem ve işlemlere ilişkin kişisel kusurunun hizmet kusuru oluşturacağı ve idarenin de bu zararın tazminiyle sorumlu tutulacağı, idare hukukunun bilinen ilkelerindendir. Hizmet kusuru, kamu hizmetinin organizasyonu ve işleyişinden kaynaklanır. Kamu hizmeti eksik veya kötü yürütülmekteyse veya bu faaliyet hizmet gerekleriyle bağdaştırılamayacak nitelikteyse, idarenin hizmeti kusurlu yürüttüğünün kabulü zorunludur. Ancak idarenin işlem ve eylemleri dolayısıyla hizmet kusuru işlediğini söyleyebilmek için saptanan hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerekmektedir. 4458 sayılı Gümrük Kanununun 23'üncü maddesinde, eşyanın gümrük kıymetinin, Gümrük Tarifesinin ve eşya ticaretine ilişkin belirli konularda getirilen tarife dışı düzenlemelerin uygulanması amacıyla bu bölümde yer alan hükümler çerçevesinde belirlenen kıymet olduğu belirtilmiş; 24'üncü maddesinin 1'inci fıkrasında, ithal eşyasının gümrük kıymetinin eşyanın satış bedeli, satış bedelinin ise, Türkiye'ye ihraç amacıyla yapılan satışta 27 ve 28'inci maddelere göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı fiilen ödenen veya ödenecek fiyat olduğu öngörülerek, eşyanın satış bedelinin gümrük kıymetine esas alınabilmesi için gerekli koşullara yer verilmiş; 24'üncü maddenin 3'üncü fıkrasının (a) bendinde ise, fiilen ödenen veya ödenecek fiyatın, ithal eşyası için alıcının, satıcı veya satıcı yararına yaptığı veya yapması gereken ödemelerin toplamı olarak tanımlanmış, ödemelerin para transferi şeklinde olabileceği gibi, akreditif veya ciro edilebilir bir kıymetli evrak kullanılarak ya da doğrudan veya dolaylı da yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Öte yandan, sözü edilen Kanunun 26'ncı maddesinde ise, 24 ve 25'inci madde hükümlerine göre belirlenemeyen ithal eşyasının gümrük kıymetinin, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII. Maddesinin Uygulanmasına Dair Anlaşmanın, Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının (GATT) VII. Maddesinin ve bu bölüm hükümlerinin prensip ve genel hükümlerine uygun yöntemlerle ve Türkiye'de mevcut veriler esas alınarak belirleneceği öngörülmüş; GATT'nın VII. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşmanın 17'nci maddesinde de, bu Anlaşmada yer alan hiçbir hükmün, gümrük idaresinin, gümrük kıymetinin belirlenmesi ile ilgili olarak ibraz edilen tutanak, belge veya beyannamenin gerçeklik veya doğruluğunu araştırma hakkını sınırlamayacağı ve bu hakkı tartışma konusu haline getirecek şekilde yorumlanamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelerden, gümrük idaresinin, beyanın doğruluğunu tespit amacıyla, her zaman, her türlü bilgi ve belgeyi inceleyerek değerlendirme hak ve yetkisine sahip bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinde; … Otomotiv Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. Tarafından 19.08.2010 tarihinde IM005013 tarih sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi ile Almanya'dan ithali gerçekleştirilen 2 adet … aracın beyan edilen değerinin 84.000,00 EURO karşılığı 162,027,60-TL olduğu, her iki aracın bu değer üzerinden gümrük işlemlerinden sonra yurtiçi edilerek tescil işlemlerinin yapıldığı, T.C. Devlet Bakanlığı' nın 01.10.2010 tarih ve 1894 ve 1895 sayılı onayı ile davalı idareye gönderilen yazıda, Türkiye'de yerleşik bazı firmaların yurtdışından düşük kıymetli otomobil ithal ettikleri yönündeki iddiaların incelenip soruşturulmasının istendiği, bu yazı üzerine gümrük idaresinin …Otomotiv İhtisas Gümrük Müdürlüğü'nden gerçekleştirilen ithalatlarla ilgili tespit ve değerlendirmeler yapıldığı, yapılan soruşturmada, Almanya yetkili makamlarından temin edilen fatura ile gümrük idaresine beyanname ekinde sunulan fatura arasında değer farkı olduğu başka bir ifade ile 2 aracın fabrika çıkış faturasının 117.000 Euro olmasına rağmen beyannamenin yukarıda belirtildiği gibi 84.000,00 Euro olarak verildiğinin tespit edildiği, bunun üzerine İstanbul Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü tarafından ithalatçı şirket yetkilisinin 23.06.2014 tarihinde ifadesinin alınarak, …. Cumhuriyet Başsavcılığından araçlara el konulması istenildiği, savcılığın el koyma ve tedbir kararından sonra …. plakalı araca 30.03.2015 tarihinde kolluk tarafından el konulduğu ve …. Ağır Ceza Mahkemesinin … E. sayılı dosyasında verilen karar ile davacının yed-i emininde olduğu ve davacının mülkiyet hakkının kısıtlanması nedeniyle zarara uğranıldığı iddiası ile bakılan davanın açıldığı görülmüştür. Bu durumda, davalı idarenin, ithalatçı şirketin verdiği ithal beyanının doğruluğunu tespit etmek amacıyla, her zaman, her türlü bilgi ve belgeyi inceleyerek değerlendirme hak ve yetkisine sahip olduğu halde ve aynı tip araçların önceden de ithalinin yapıldığının bilinmesine rağmen, dava konusu aracın ithal beyannamesi verilirken gerçek değerinin beyan edilen değerden düşük olduğunu bilerek buna göre işlem tesis etmesi gerekir iken, ithal işlemleri bittikten sonra, bakanlık emri ile harekete geçerek, aracın yurt dışı fatura bedelini tespit edip buna göre işlemler tesis ettikten sonra ithal araca el konularak davacının mülkiyet hakkının kısıtlanmasına neden olduğu, ithal işlemlerinin kusurlu olarak işletilmiş olması nedeniyle davacının uğramış olduğu zararın tazmini gerekeceğinden aksi yöndeki mahkeme kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Davalı idarenin vekalet ücretine ilişkin temyiz istemi incelendiğinde; Mahkemece, bozulan karar nedeniyle vekalet ücretinin yeniden hesap edileceği açık olup, davalı idarenin vekalet ücretine yönelik temyiz isteminin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile…. İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…; K:… sayılı kararının BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/05/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X)KARŞI OY : Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında; idarenin, eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmıştır. İdarenin kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan zarardan sorumlu tutulmasını gerektiren kuramlardan birisi hizmet kusurudur. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. İdarenin tazminle yükümlü tutulması, ancak bir maddi zararın kesin olarak ortaya çıkmış, belirgin hale gelmiş olması halinde mümkündür. Kişinin isteği dışında maddi varlığında meydana gelen kayıp ve eksiklikler ile çoğalma olanağından yoksunluk olarak tanımlanan maddi zarar, henüz kesin olarak ortaya çıkmamış, belirgin hale gelmemiş ise, bu aşamada idarenin tazmin yükümlülüğüne gidilmesine olanak bulunmamaktadır. Dosyanın incelenmesinden, her ne kadar davacının edindiği aracın yetkili Alman makamlarından temin edilen fatura ile gümrük idaresine beyanname ekinde sunulan fatura değeri arasında fark olduğunun anlaşılması üzerine, 5271 sayılı Kanunun 127/1. maddesi kapsamında … Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emri ile kolluk görevlileri tarafından araç üzerine el koyma işlemi gerçekleştirilmiş ise de aracın …Ağır Ceza Mahkemesinin … E. sayılı dosyasında verilen karar ile davacının yed-i emininde olduğu ve yargılamanın henüz tamamlanmadığı, ayrıca araç hakkında müsadere kararı da verilmediği, mülkiyetinin kamuya geçirilmesine dair bir idari yaptırım kararı tesis edilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının doğması muhtemel maddi zararının tazminine olanak bulunmadığından, davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında sonucu itibariyle hukuka uygundur. Belirtilen nedenle, İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Aynı gerekçeye göre, hizmet yerine getirilirken gerekli önlemlerin alınmaması, hizmetin iyi işlememesi veya kusurlu işlemesi gibi nedenlerle kişilere verilen zararları idare tazmin eder. Bu anlatım tazmin ilkesini açıklar; bir tutar veya faiz belirlemez.

Çoğunluk gerekçesi, hizmeti yürüten personelin görevi sırasında yaptığı eylem ve işlemlere ilişkin kişisel kusurun hizmet kusuru oluşturacağını ve bu zararın tazmininden idarenin sorumlu tutulacağını, idare hukukunun bilinen ilkeleri arasında sayar. Anlatım, personelin görev sırasındaki eylem ve işlemlerine ilişkindir.

Sakatlığın ağırlığı konusunda iki ölçü

Ağırlık bakımından tek bir şart bütün olaylara aynı kesinlikle uygulanamaz. Danıştay 15. Daire'nin E. 2016/8532, K. 2017/3145 sayılı kararının çoğunluk gerekçesi, idarenin hizmet kusuru işlediğinin söylenebilmesi için saptanan hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olmasını arar. Tehlikeli olmayan kamu hizmetlerinden yararlananlar bakımından ise kusurun ağır ya da hafif olmasının sorumluluk için önem taşımadığı, kusurun bulunmasının yeterli olduğu da belirtilir. Bu iki ölçü, biri diğerini kaldıran kesin bir kural haline getirilemez.

Kötü işleyen, geç işleyen ve hiç işlemeyen hizmet

Hizmet kusuru, kamu hizmeti görülürken hizmetin gereği gibi yerine getirilmemesi, zamanında yerine getirilmemesi veya hiç yerine getirilmemesi olarak da açıklanır. Bu sorumluluk idare hukukuna özgü sayılır. İstihdam edenin sorumluluğu gibi dolaylı değil, doğrudan bir sorumluluktur.

Hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ve hiç işlememesi başlıklarında toplanabilir. Kötü işleme, hizmetin beklenen özen, dikkat ve kalitede yapılmaması demektir. Başka bir anlatımla hizmet, gereği gibi yürütülmemiş olur.

Hizmetin kötü işleyip işlemediği, hizmetin niteliği, zaman ve yer şartları, idarenin elindeki imkân ve araçlar ile somut olayın niteliği incelenerek her olay için ayrıca belirlenir.

Ajanın seçimi ve denetlenmesinde yetersiz kalınması, ehil personel çalıştırılmaması, personelin yeterli biçimde eğitilmemesi, personel üzerindeki nezaret ve denetimin gereğince yapılmaması, hizmet yerine getirilirken gerekli önlemlerin alınmaması ve hizmetin iyi işlememesi, hizmetin kötü işlediği kabul edilen durumlar arasındadır. Bu durumlarda sorumluluk hizmet kusuru esasına bağlanır.

Hizmetin geç veya yavaş işlemesi, sorumluluk gerektiren bir idari kusurdur. Her geç işleyiş idareyi sorumlu tutmaz ve her gecikme kötü işleme sayılmaz. Aradan geçen kısa veya zorunlu bir süre içinde doğan zarardan idare sorumlu tutulamaz. İdarenin dikkatli ve titiz davranmasının sonucu olan bazı gecikmeler kusur oluşturmayabilir.

Hizmetin hiç işlemediğinden söz edilebilmesi için öncelikle idarenin o hizmeti yürütmekle ödevli ve yükümlü kılınmış olması gerekir.

Bir hizmetin ifası için mevzuatta öngörülen süreler genellikle azami sınırdır. İdare, bu sınırı aşmayacak bir süre içinde hareket etme yetki ve görevine sahiptir. Öngörülen sürenin sonuna kadar bekleme hakkı bulunduğu kabul edilmez.

Bağlı yetki ve takdir yetkisi

İdarenin yetkisi bağlı yetkiyse, belli koşullar gerçekleştiğinde hizmetin yürütülmesi zorunludur. Bu durumda idarenin hareketsiz kalması hizmet kusuru oluşturur. Takdir yetkisinin hukuka aykırı kullanıldığı mahkemece tespit edilirse idare, doğan zararları tazminle yükümlüdür.

Doktrinde, idare bir hizmeti görmekle yükümlü tutulmuşsa bunun hizmet kusuru sayılması, buna karşılık hizmeti görüp görmemekte takdir hakkı tanınmışsa hizmet kusuru sayılmaması yönünde görüşler vardır. Takdir yetkisinin hukuka aykırı kullanımında tazmin yükümlülüğü ile takdir halinde hizmet kusuru sayılmaması aynı kesin sonuca bağlanamaz.

Zarar, illiyet bağı ve ispat

Hizmet kusurundan sorumluluk için hizmetin kusurlu olması yetmez. Kusurlu hizmet ile zarar arasında illiyet bağı da bulunmalıdır.

İdare, kural olarak neden olduğu zararların tamamında kusurlu olmayabilir. Kusur bulunmayan bir zararda da illiyet bağı varsa idare zararı tazmin eder. Bu ihtimal, hizmet kusurunda aranan kusur şartının yerini almaz.

Hizmet kusurundan doğan zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Bu nedenle açılan davalar, idare mahkemelerinde görülen tam yargı davalarıdır. İptal davası ile tam yargı davası birlikte açılabileceği gibi ayrı ayrı da açılabilir. Önce iptal davası açılıp iptal kararı alındıktan sonra tam yargı davası açılması da mümkündür. Mümkün olması, davaların birlikte açılmasını zorunlu kılmaz.

İdarenin yürüttüğü faaliyette hizmetin gereği gibi işlemediği ya da hiç yerine getirilmediği, davacı tarafından ispatlanmalıdır.

Tam yargı davasında yetkili mahkeme

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 36. maddesine göre, idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme sırasıyla belirlenir. İlk sırada, zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi bulunur. Zarar bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa yetki, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer idare mahkemesinindir. Diğer hallerde dava, davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesinde açılır.

İdari eylemde dava açmadan önceki başvuru

Aynı Kanun'un 13. maddesinin birinci fıkrasına göre, idari eylemle hakkı ihlal edilen kişi dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini istemelidir. Başvuru, eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır. Her halde eylem tarihinden itibaren beş yıllık süre de gözetilir.

İstem kısmen veya tamamen reddedilirse dava, ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren dava süresi içinde açılabilir. İstek hakkında otuz gün içinde cevap verilmezse dava süresi, bu otuz günün bittiği tarihten itibaren işler.

Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davası görev yönünden reddedilirse, daha sonra idari yargıda açılacak davada birinci fıkradaki idareye başvurma şartı aranmaz.

Genel dava süresi ve sürenin başlaması

Özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde dava açma süresi, Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. Özel kanunun ayrı süre gösterdiği hale bu genel süre uygulanmaz. Madde, altmış ve otuz günlük süreleri hak düşürücü süre diye nitelendirmez.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

Yedinci maddedeki süreler, idari uyuşmazlıklarda yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlar. Anayasa'nın 125. maddesi ise idari işlemlere karşı açılacak davalarda süreyi yazılı bildirimin tarihinden başlatır. Biri bildirimi izleyen günü, diğeri bildirim gününü esas alır. İki lafız tek başlangıç gününde birleştirilemez. Anayasa'daki cümle idari eylemlere ait bir süre de kurmaz.

Adresi belli olmayan kişiye özel kanundaki hükme göre ilan yoluyla bildirim yapılmışsa, özel kanunda aksi hüküm yoksa süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar. Bu yol, hizmet kusuruna veya idari eyleme özgü ayrıca bir bildirim usulü değildir.

İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden başlar. İşlem uygulanınca ilgili, düzenleyici işleme, uygulanan işleme veya her ikisine birden dava açabilir. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması, ona dayanan işlemin iptaline engel olmaz. Kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere ilişkindir ve hizmet kusuruna özgü bir süre değildir.

İdari makama başvuru ve geciken cevap

2577 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre ilgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilir. Madde başvuruyu bir imkân olarak düzenler. Her tazminat davasından önce başvurulmasını bu fıkra zorunlu tutmaz ve idari eylemler için ayrı bir rejim de kurmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – 1. İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. 2. (Değişik: 10/6/1994-4001/5 md.) Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgililer otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Otuz günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, otuz günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.[7] 3. (Mülga: 10/6/1994-4001/5 md.) Üst makamlara başvurma:

Otuz gün içinde cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İlgili, otuz günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya, idare mahkemesine veya vergi mahkemesine dava açabilir.

Otuz gün içinde verilen cevap kesin değilse ilgili, bu cevabı isteminin reddi sayarak dava açabilir veya kesin cevabı bekleyebilir. Bekleme tercih edilirse dava açma süresi işlemez. Bekleme, başvuru tarihinden itibaren dört ayı geçemez. Dört aylık sınır, kesin olmayan cevap üzerine beklemeye ilişkindir ve her başvuruda sürenin dört aya kadar duracağı anlamına gelmez.

Dava açılmamışsa veya dava süreden reddedilmişse, otuz günlük süre bittikten sonra yetkili idare cevap verirse dava, bu cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde açılabilir. Altmış gün yalnız bu gecikmiş cevap haline bağlıdır. Hüküm reddi süreden ret olarak anar.

Onuncu maddenin üçüncü fıkrası 10/6/1994 tarihinde kaldırılmıştır.

İthalatta elkoyma uyuşmazlığında bozma

Danıştay 15. Daire, E. 2016/8532, K. 2017/3145 sayılı kararında gümrük kıymetine dair düzenlemelerden şu sonuca varmıştır: Gümrük idaresi, beyanın doğru olup olmadığını ortaya koymak için dilediği zaman bilgi ve belgeyi inceleyip değerlendirme hak ve yetkisine sahiptir. Sonuç, karardaki kıymet uyuşmazlığına ilişkindir ve bu olayın dışına genel bir kural diye taşınamaz.

Daire, aynı tip araçların daha önce de ithal edildiği bilinmesine rağmen, dava konusu aracın beyannamesi sırasında gerçek değere göre işlem kurulması gerekirken idarenin ithalat tamamlandıktan sonra bakanlık emriyle harekete geçtiğini kabul etmiştir. Yurt dışı fatura bedeli tespit edilerek işlem kurulmuş ve araca el konularak davacının mülkiyet hakkı kısıtlanmıştır. Bu kabul yalnız bu ithalat ve elkoyma olayına ilişkindir ve başka olaylar için bir işlem kuralına çevrilemez.

Gerekçede, ithal işlemleri kusurlu işletildiği için davacının uğradığı zararın tazmini gerekeceği ve aksi yöndeki mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığı belirtilmiştir. Bu gerekçe, tazminat isteminin kabulüne bizzat hükmedildiği anlamına gelmez.

Davacının temyiz istemi kabul edilmiş, ilk derece idare mahkemesinin kararı bozulmuş ve dosya yeniden karar verilmek üzere o mahkemeye gönderilmiştir. Karar 30/05/2017 tarihinde oyçokluğuyla verilmiş, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır. Bozma, kesin bir tazmin hükmü değildir.

İlk derece mahkemesi, idarelerin hileli işlemlerle yanıltıldığını, açık bir ihmalin tespit edilemediğini, davacının kendisini aldatan firma veya firmalara karşı varsa zararı için dava açabileceğini ve idarelere tazminat ödenmesini gerektirecek bir hizmet kusuru yüklenemeyeceğini belirterek davanın reddine karar vermiştir. Bu ret, dairenin benimsediği sonuç değildir. Daire mahkeme kararını bozmuştur.

Karşı oy, aracın ağır ceza mahkemesinin kararıyla davacının yed-i emininde bulunduğunu, ceza yargılamasının henüz bitmediğini, müsadere kararı verilmediğini ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine dair idari yaptırım kurulmadığını belirtmiştir. Doğması muhtemel maddi zararın tazminine olanak görmemiş ve davanın reddi yolundaki kararı sonucu itibarıyla hukuka uygun bulmuştur. Bu görüş karşı oydur; oyçokluğuyla verilen bozma hükmünün yerine geçmez.

Sık sorulan sorular

İdari eylemden doğan zarar için önce idareye başvurmak gerekir mi?

Evet. İdari eylemle hakkı ihlal edilen kişi, dava açmadan önce ilgili idareye başvurarak hakkının yerine getirilmesini istemelidir. Başvuru, eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılır.

Başvuruya otuz gün cevap verilmezse dava ne zaman açılır?

Cevap verilmezse dava, otuz günün bittiği tarihten itibaren dava süresi içinde açılabilir. İstem kısmen veya tamamen reddedilirse süre, ret işleminin tebliğini izleyen günden işler.

Tam yargı davası hangi idare mahkemesinde açılır?

İdari sözleşmelerden doğanlar dışında yetkili mahkeme sırayla belirlenir. Önce zararı doğuran uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi, zarar bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü ya da eylemin yapıldığı yer, diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer gelir.

Hizmet kusuru için sakatlığın ağır olması şart mıdır?

Bütün olaylar için tek bir ağırlık şartı kurulamaz. Bir kararda hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması aranırken, tehlikeli olmayan kamu hizmetlerinden yararlananlar bakımından kusurun ağır veya hafif olmasının önem taşımadığı ve kusurun varlığının yeterli olduğu da belirtilir.

Adli yargıda görevden reddedilen davada ön başvuru aranır mı?

Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davası görev yönünden reddedilirse, daha sonra idari yargıda açılacak davada 13. maddenin birinci fıkrasındaki idareye başvurma şartı aranmaz.

İptal davası ile tam yargı davası birlikte açılabilir mi?

Evet, birlikte açılması mümkündür. Ayrı ayrı açılması da mümkündür. Önce iptal kararı alınıp ardından tam yargı davası açılması da mümkün görülür; bu imkân birlikte açmayı zorunlu tutmaz.

Hizmetin gereği gibi işlemediğini kim ispatlar?

Hizmetin gereği gibi işlemediği ya da hiç yerine getirilmediği davacı tarafından ispatlanmalıdır.

Özel kanunda ayrı süre yoksa dava süresi kaç gündür?

Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gündür. Bu genel süre, özel kanunun ayrı süre gösterdiği hale uygulanmaz.

Dava süresi bildirimin hangi gününden başlar?

Başlangıç tek güne indirgenemez. Anayasa, idari işlemlere karşı açılacak davalarda süreyi yazılı bildirimin tarihinden başlatır. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi ise idari uyuşmazlıklarda süreyi yazılı bildirimin yapıldığı günü izleyen günden başlatır.

Hizmetin geç işlemesi her durumda sorumluluk doğurur mu?

Hayır. Geç veya yavaş işleme sorumluluk gerektiren bir idari kusur sayılsa da her gecikme idareyi sorumlu tutmaz. Kısa veya zorunlu süre içinde doğan zarardan idare sorumlu tutulamaz. Dikkatli ve titiz olmanın sonucu bazı gecikmeler kusur oluşturmayabilir.

Bağlı yetkide hareketsizlik hizmet kusuru mudur?

Yetki bağlı yetkiyse ve hizmetin yürütülmesini zorunlu kılan koşullar gerçekleşmişse, idarenin hareketsiz kalması hizmet kusuru oluşturur.

Geç gelen idari cevapta altmış gün hangi hale özgüdür?

Dava açılmamışsa veya dava süreden reddedilmişse, otuz gün bittikten sonra yetkili idarenin verdiği cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir. Bu altmış gün gecikmiş cevap haline özgüdür.

Elkoyma uyuşmazlığında bozma tazminata hükmeder mi?

Hayır. Bozma, tazminatın kesin hükme bağlandığı anlamına gelmez. Danıştay 15. Daire, ithal işlemlerinin kusurlu işletilmesi nedeniyle zararın tazmini gerekeceğini belirterek ilk derece kararını bozmuş ve dosyayı yeniden karar verilmek üzere mahkemeye göndermiştir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu