Belediyelerin Hizmet Kusuru Nedeniyle Tazminat Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Belediyelerin Hizmet Kusuru Nedeniyle Tazminat Sorumluluğu

Belediyelerin kamu hizmetlerini yürütürken yaptıkları eylem ve işlemler zaman zaman bireylerin mülkiyet, sağlık veya can güvenliğini doğrudan etkileyen zararlara yol açabilir. 1982 Anayasası'nın 125. maddesi idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Bu ilke belediyeler bakımından da geçerlidir; hizmetin yetersiz, aksak veya düzensiz yürütülmesi tam yargı davası yoluyla tazminata konu olabilir.

Danıştay 8. Daire, E. 1989/353, K. 1990/909Kaynağı aç
8. Daire         1989/353 E.  ,  1990/909 K. "İçtihat Metni" Daire : SEKİZİNCİ DAİRE Karar Yılı : 1990 Karar No : 909 Esas Yılı : 1989 Esas No : 353 Karar Tarihi : 17/09/990 DENETİM VE BAKIMI İLE GEREKTİĞİNDE ONARIMININ YAPILMASI BELEDİYENİN GÖREVİ OLAN İÇME SUYU ŞEBEKESİNE AİT BORUNUN PATLAMASI NEDENİYLE UĞRANILAN ZARARIN ÖDENMESİ GEREKTİĞİ HK. Davacının evinin yakınında içme suyu şebekesine dahil yer altından geçen su borusunun patlayarak davacının evinin temellerine doğru akmasıyla meydana geldiği ileri sürülen zararın, su borusunun bakımsızlık ve denetimsizlik nedeniyle patladığı, belediyenin hizmet kusurunun bulunduğu, Asliye Hukuk Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu göçebilme tehlikesi olan evin yıkılıp yeniden inşaası halinde 1.255.000 lira masrafa gereksinim olduğunun saptandığı iddialarıyla olay gününden itibaren yasal faizi ile birlikte tazminen ödenmesi istemiyle açılan davayı; İdare Hukuku ilkelerine göre bir olayda idarenin hizmet kususrunun varlığından söz edilebilmesi için, idarenin yürütmekte bulunduğu kamu hizmetinde kuruluş, işleyişya da personel açısından gereken emir ve talimatların verilmemesi denetimin yetersiz olması veya gereken önlemlerin zamanında alınmaması gibi nedenden oluşması ve meydana geldiği ileri sürülen zararın da bunlardan kaynaklanması gerektiği halde, dava konusu olayda belediye içme suyu şebekesinde meydana gelen birarızadan dolayı oluşan zararda belediyeye yüklenecek bir hizmet kusurundan söz edilemeyeceği, ayrıca idari yargıda açılacak tazminat davalarında ancak gerçekleşmiş bir zararın tazmini istenebileceğinden da vacının evinde meydana gelen hasarın giderilmesi için ortada yapılmış bir masrafın da bulunmadığı gerekçeleriyle reddeden İdare Mahkemesi kararının; şehre içme suyu temini hizmetinin Belediye tarafından görüldü ğünün aksinin davalı idarece iddia edilmediği, teknik açıdan tesisin kullanılma ömrü itibariyle gerekli kontrol ve bakımın yaptırılmasının da belediyenin sorumluluğunda bulunduğundan, bunun yapılmaması neticesinde ortaya çıkan zarar ile belediyenin hizmeti arasında illiyet bağının mevcut olduğu, dar gelirli bir kişi olduğu için ancak alınacak tazminat ile meydana gelen zararın tamirinin yapılacağı, dosyada mevcut iki bilirkişi raporu arasında zarar miktarları bakımından açık farklılık bulunduğu için yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak zararın karara bağlanabileceği öne sürülerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasasının 49.maddesi gereğince temyizen incelenerek bozulması istemidir. İdarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu, 1982 Anayasasının 125.maddesinin son fıkrasında kurala bağlanmıştır. 1580 sayılı Belediye Yasasının 15.maddesinin 25.fıkrası uyarınca beldeye su getirmek, suları sıhhi ve temiz tutmak belediyelerin görevlerindendir. Olayda belde su şebekesine ait borulardan birindeki hasar sonucu davacının evi zarara uğramıştır. Tesisin ömrü ile teknik özelliklerinin gözönüne alınarak denetim ve bakımının yapılması, tamirata gereksinimi bulunan durumların ortaya çıkması halinde de gerekli tamiratın yapılmasıda belediyenin görevi olduğundan aksine verilen mahkeme karararında isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi kararının bozulmasına ve dosyanın adnılan mahkemeye gönderilmesine karar verildi.
Danıştay 8. Daire, E. 2022/4434, K. 2025/952Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2022/4434 E.  ,  2025/952 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/4434 Karar No : 2025/952 TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNANLAR: I- (DAVACILAR) Kendi Adlarına Asaleten … ve …'ya Velayeten 1- …2- …3- …4- … VEKİLİ : Av. … II- (DAVALI) … Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … III- (DAVALI YANINDA MÜDAHİL) … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin… gün ve E:…, K:…sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 11/05/2015 doğumlu …'nın 07/06/2018 tarihinde … ili, … ilçesi, … Belediyesine ait oyun parkının içerisinden geçen su kanalına düşerek vefat etmesi olayında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, davacı anne … için 191.757,00 TL (miktar artırımı suretiyle) maddi ve 150.000,00 TL manevi, davacı baba … için 110.259,00 TL (miktar artırımı suretiyle) maddi ve 150.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 304.016,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın, dava dilekçesinde istememekle birlikte ıslah dilekçesinde talep edildiği üzere olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:… K:… sayılı kararda; meydana gelen olayla ilgili olarak … İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 08.06.2018 tarihinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen Olay Yeri İnceleme Raporu'nda müteveffa çocuğun 07.06.2018 tarihinde saat 19:00 civarında … ilçesi, … Beldesi sınırları içerisinde bulunan park içinden geçen su kanalında boğulmuş halde bulunduğu, … Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne götürüldüğü ancak ölmüş olduğunun tespit edildiği, parkı gören güvenlik kamerasının bulunmadığı, parkın bir adet kapısız girişinin bulunduğu, park içinden su kanalı geçtiği ve su kanalının üzerinin herhangi bir engelle, ızgara veya kapak sistemi ile kapatılmadığı, ızgaranın sadece demir kapının olduğu yerde bulunduğu, parkı çevreleyen duvarın sulama kanalı ile yol arasında kaldığı, suyun akış hızının süratli olduğu, parkın hali hazır durumu itibariyle tehlike arzettiği bilgilerine yer verilmiş olduğu, olay ile ilgili olarak kolluk tarafından düzenlenen fezleke ve ekinde yer alan ifade tutanaklarına bakıldığında, müteveffa çocuğun olay günü anne ve babası ile birlikte olmadığı, olay gününden önce dedesinde kaldığı, akşam 18:00 civarında büyükbaş hayvanların sağımları ile ilgilenildiği için çocuğun yanında kimsenin bulunmadığı, çocuğun bahçede oynamakta olduğu, bir ara bahçede görülememesi üzerine aramaya başlanıldığı ancak bulunamadığı, parka gidip bakıldığı, su kanalının taşmış olduğunun görüldüğü, su kanalına düşmüş olabileceği düşünülerek su kanalına bakıldığı ve su kanalında bulunan mazgalın altından çıkarıldığı, dedesi tarafından hastaneye götürüldüğü, yaşanan olayın bir anlık dikkatsizlik sebebi ile meydana geldiğinin belirtildiği, olayın tek görgü tanığı olan 2013 doğumlu çocuk tarafından müteveffa ile parka gittikleri, su kanalının üzerinde bulunan demirden karşıya geçtiği, karşıdayken dengesini kaybederek suya düştüğünün belirtildiği, olayla ilgili olarak Mahkeme tarafından 13.06.2019 tarihinde olay yerinde yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda özetle; park alanında park bekçisi bulunmadığı, su kanalının oyun alanına çok yakın olduğu, çocukların kanala düşmesini engelleyecek hiç bir güvenlik önlemi bulunmadığı, su kanalının üstünün tamamının mazgallar ile kapatılmadığı, uyarı levhasının bulunmadığı park alanında çocukların can güvenliği ve sağlığı açısından ciddi eksikliklerinin bulunduğunun belirtildiği, bu durumda, dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler ve de Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi üzerine düzenlenen bilirkişi raporu gözönünde bulundurulduğunda, davalı idarece inşa edilen çocuk parkının gerekli güvenlik önlemlerinden yoksun olduğu, içerisinde su kanalı geçmesine rağmen söz konusu kanalın çocukların can ve sağlık güvenliği açısından arzettiği tehlikeyi bertaraf edecek herhangi bir önlemin alınmamış durumda olduğu, dolayısıyla davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu açık olup, vuku bulan çocuk ölümünde bu kusurun etkisinin bulunduğu, diğer taraftan ölen çocuğun olay tarihinde 3 yaşında olması sebebiyle anne ve babanın velayeti altında bulunduğu dolayısıyla anne ve babasının kontrol ve gözetim yükümlülüğü altında olduğu, olay günü hayatını kaybeden çocuğun dedesinin evine bakması için bırakılmasının anne ve babanın velayet hakkından kaynaklanan sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı dikkate alındığında velayet hakkı kapsamında gözetim ve denetim yükümlülüğü bulunan davacı anne ve babanın çocukları …'nın vefatına neden olan olayla ilgili olarak takdiren %40 oranında kusurlu olduğu sonucuna varılarak, aktüerya bilirkişisi tarafından hesaplanan 302.016,00-TL maddi destekten yoksun kalma tazminatının, olayın meydana gelmesinde anne ve babanın da %40 oranında müterafik kusuru bulunduğu dikkate alınarak 120.806,40-TL tutarındaki kısmının ödenmesi gerektiği, ayrıca müterafik kusurun bulunduğu hallerde manevi tazminat miktarının uğranılan zarar karşılığı takdir edilecek miktara kusur oranlarının uygulanması suretiyle ve davacılar tarafından istenilen miktar aşılmayacak şekilde belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle anne ve baba için ayrı ayrı 50.000,00-TL, kardeşler için ayrı ayrı 25.000,00-TL olmak üzere toplamda 150.000,00-TL manevi tazminatın ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, 1- Maddi tazminat yönünden, A- Davanın davacılardan … için talep edilen maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile bilirkişi tarafından hesaplanan tutarın %40'ı olan 44.103,60-TL'nin 1.000,00-TL tutarındaki kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 28/09/2018 tarihinden kalan 43.103,60-TL'nin ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 17/03/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, B- Davanın, davacılardan … için talep edilen maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile bilirkişi tarafından hesaplanan tutarın %40'ı ol…n 76.702,80-TL'nin 1.000,00-TL tutarındaki kısmının davalı idareye başvuru tarihi olan 28/09/2018 tarihinden kalan 75.702,80-TL'nin ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği 17/03/2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, C- Diğer davacıların maddi tazminat taleplerinin reddine, 2- Davanın manevi tazminata ilişkin kısmı yönünden; davanın kısmen kabulü ile davacılardan baba … için 50.000,00-TL, anne … için 50.000,00-TL, kardeşi … için 25.000,00-TL, diğer kardeşi … için 25.000,00-TL olmak üzere toplam 150.000,00-TL manevi tazminatın davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, kalan kısımlar yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporları dikkate alındığında, öncesinde içerisinde üzeri açık sulama arkının geçtiği taşınmazın oyun parkı alanına dönüştürülürken parktan faydalananların güvenliğinin sağlanmasına yönelik davalı idarenin sunduğu kamu hizmetinin işleyişinde eksikliklerin bulunduğu, söz konusu eksikliklerin uyuşmazlık konusu zararın oluşması arasında illiyet bağının bulunduğu, bu nedenlerle olayın meydana gelmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu, diğer taraftan ölen çocuğun olay tarihinde 3 yaşında olduğu, bu nedenle anne ve babasının velayeti altında olduğu dolayısıyla anne babasının kontrol ve gözetim yükümlülüğü altında bulunduğu, olaydan bir gün önce çocuklarının … Beldesinde ikamet etmekte olan dedesi ve babaannesinin evinde kaldığı, olay günü dedesinin evinin bahçesinde oyun oynarken bir ara kaybolduğu, durumun farkedilmesi üzerine aranmaya başlanıldığı ve ölü vaziyette park içindeki su kanalında bulunduğu, burada anne ve babanın çocuğu dedesinin evinde bırakmasının başlı başına bir kusur olmadığı ancak çocuğun dedesinin evine bırakılmış olmasının velayet hakkından kaynaklanan sorumluluğu ortadan kaldırmadığı dolayısıyla çocuğun bırakıldığı yerde dedesi ve evde bulunan diğer şahısların çoçuk üzerindeki gözetimi yeterince yapmaması ve çocuğun bir süre gözden kaybolması sonrasında ölüm olayının yaşandığı dikkate alındığında velayet hakkı kapsamında gözetim ve denetim yükümlülüğü bulunan davacı anne ve babanın çocukları …'nın vefatına neden olan olayla ilgili olarak takdiren % 60 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, hizmet kusuru bulunan davalı idarenin destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin olarak yaptırılan bilirkişi incelemesi sonrasında belirlenen davacı anne yönünden 191.757,00 TL, davacı baba yönünden 110.259,00 TL tutarındaki maddi zarardan, olayın meydana gelmesinde anne ve babanın da %60 oranında müterafik kusuru zarardan indirilerek, davacı anne için 76.702,80 TL, davacı baba için 44.103,60 TL maddi zararın davalı idarece davacılara ödenmesinin, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemlerinin reddi gerektiği, manevi tazminat talepleri yönünden de davacı anne ve baba için ayrı ayrı 25.000,00-TL, davacı iki kardeş için ayrı ayrı 10.000,00-TL olmak üzere toplam 70.000,00-TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesi gerektiği, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine, maddi ve manevi tazminatlara işletilen faize ilişkin kısmın ise, davacılar tarafından dava dilekçesinde faiz talebinde bulunulmadığı, ıslah dilekçesinde faiz talebinde bulunulduğu, 2577 sayılı Kanunda miktar arttırım yolu ile faiz talep edilmesine yönelik bir düzenlemenin öngörülmediği, bu durumda davacıların ıslah dilekçesinde gündeme getirdiği yasal faiz talebinin ''taleple bağlılık'' kuralının istisnası olan miktar artırımı kapsamında olmadığından davanın genişletilmesi kapsamında bulunduğundan faiz taleplerinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı, dolayısıyla kararda faize ilişkin hüküm kurulmasında hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçeleriyle 1-davalı idarenin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne ve kısmen reddine, 2-davacıların istinaf başvurusunun reddine, 3-Davacı anne … için 76.702,80-TL, davacı baba için 44.103,60-TL maddi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat istemlerinin reddine, 4- Davacı kardeşler yönünden davacıların istinaf başvurusunun reddine, 5- Davacı anne … için 25.000,00-TL, davacı baba … için 25.000,00-TL, davacı kardeş … için 10.000,00-TL ve davacı kardeş … için 10.000,00-TL olmak üzere 70.000,00-TL manevi tazminatın davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin reddine, bu yönden idare mahkemesinin kaldırılmasına, 6- Maddi ve manevi tazminat istemlerine yönelik davacıların faiz istemlerinin reddine, bu yönden idare mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı … Belediye Başkanlığı tarafından, yerel mahkemece hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarını bölge idare mahkemesi, tarafların kusurları oranında indirmiş ise de, hükmedilen tazminat tutarlarının ağır olduğu, ön şart durumunda olan bazı usulü işlemlerin tam olarak yerine getirilmediği, 2015 doğumlu …'nın boğulduğu iddia edilen su kanalı, kanal olmaktan öte su arkı olarak tabir edilen küçük bir su mecrası olduğu, bu arkın yüzeye derinliğinin 35-40 cm civarında olduğu, bahsedilen kanalın çocuk parkı içerisinde olmayıp dışında bulunduğundan çocuğun ölü olarak bulunduğu noktaya başka bir yerde düşerek sürüklenmesi neticesinde gelebileceğinin kuvvetle muhtemel olduğu, bu sebeple de bilirkişilerce yapılan tespitlerin objektif ve bilimsel esaslara uyulmadığı, çocuğun ölü olarak bulunduğu yerin davacıların akrabası olan …'nın evinin bulunduğu yerin hemen yanındaki su arkı olması ve yaklaşık olarak 400 metrelik bir mesafe bulunduğundan üç yaşındaki bir çocuğun evinden bu kadar uzakta olmasında ailesinin kusurlu olduğunun açık olduğu, ayrıca iddia edilen su kanalının Belediye tarafından değil … İl Özel İdaresi tarafından projelendirilip gerçekleştirilmesi sebebiyle de sorumluluklarının bulunmadığı, Davalı idare yanında davaya katılan… tarafından, öncelikle belediye çalışanları ya da yetkilileri aleyhine verilen kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararının bulunmadığını, ölüm olayının yani çocuğun parkın içerisinde mi yoksa … beldesi içerisinde yaklaşık 3 km boyunca uzayan açık trapez sulama kanalının hangi noktasında gerçekleştiğinin, çocuğun tam olarak kanala nerede düştüğünün ortaya çıkarılamadığı, sulama kanalının belediye tarafından değil … İl Özel İdaresi tarafından projelendirilip gerçekleştirildiğinden sorumluluğun belediyede olmadığı, hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarının yüksek olduğu, Davacılar tarafından, yerel mahkemece kusur yönünden bilirkişi raporu alınmadan taraflarına takdiren %40 müterafik kusur atfedildiği, bölge idare mahkemesince de bu oranın takdiren %60 oranına çıkarılmış olmasının hukuka aykırı olduğu, yargılama esnasında defaatle kusur oranının belirlenmesi için ek rapor alınması talep edilmesine rağmen taleplerinin karşılanmadığı, bu sebeple davalı idarenin hizmet kusurunun ve davalı idare birlikte varsa kendilerine ait kusur oranlarının belirlenecek şekilde düzenlenecek bilirkişi raporu alınmak suretiyle kusur tespiti yapılması gerekirken eksik inceleme ile takdiren %60 oranında belirlenen kusur tespitinin hukuka uygun olmadığından kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı ve davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : 11/05/2015 doğumlu …'nın 07/06/2018 tarihinde … ili, … İlçesi, … Belediyesine ait oyun parkının içerisinden geçen su kanalında ölmüş vaziyette bulunması üzerine, meydana gelen olayla ilgili olarak Kovancılar İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 08/06/2018 tarihinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen Olay Yeri İnceleme Raporunda müteveffa çocuğun 07/06/2018 günü saat 19:00 civarında … İlçesi, … Beldesi sınırları içerisinde bulunan park içinden geçen su kanalında boğulmuş halde bulunduğu, … Devlet Hastanesi Acil Servisine götürüldüğü ancak ölmüş olduğunun tespit edildiği, parkı gören güvenlik kamerasının bulunmadığı, parkın bir adet kapısız girişinin bulunduğu, park içinden su kanalı geçtiği ve su kanalının üzerinde herhangi bir engelle, ızgara veya kapak sistemi ile kapatılmadığı, ızgaranın sadece demir kapının olduğu yerde bulunduğu, parkı çevreleyen duvarın sulama kanalı ile yol arasında kaldığı, suyun akış hızının süratli olduğu, parkın hali hazırda tehlike arz ettiği tespitlerine yer verilerek, yaşanan olayla ilgili olarak … Cumhuriyet Başsavcılığının …sayılı dosyası ile soruşturma başlatıldığı, meydana gelen olayda … Belediye Başkanlığının sorumluluğu alanında bulunan su kanalının üzerini kapatmayarak ve gerekli önlemleri almayarak hizmet kusurunun bulunduğundan bahisle zararların tazmini istemiyle 28/09/2018 tarihinde yapılan başvurunun cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi üzerine davacı anne … için 191.757,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi, davacı baba … için 110.259,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi, davacı kardeş … için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 304.016,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminatın, dava dilekçesinde istememekle birlikte ıslah dilekçesi ile faiz isteminde bulunarak taraflarına ödenmesine karar verilmesi talebiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdareler, yasalarla kendisine verilen kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak örgütü kurmak, araç, gereç ve personeli o hizmetin gereklerine uygun biçimde hazırlamakla yükümlü olup, hizmetin işleyişi ve yerine getirilişi sırasında gerekli önlemlerin alınmaması, hizmetin iyi işlememesi, kusurlu işlemesi nedeniyle kişilere verilen zararların idarece giderilmesi zorunludur. Kişilerin can ve mal güvenliğini korumakla görevli olan idare, üstlendiği kamu hizmetini gereği gibi yerine getirmek, hizmetin işleyişi ve yerine getirilişi sırasında gerekli teşkilatı kurmak, her türlü araç ve olanağı hazır bulundurmak ve yine doğması muhtemel bazı olayların önlenmesi ve anında bertaraf edilmesi için gerekli önlemleri almak zorundadır. Bir başka anlatımla, kamu idareleri, yürüttükleri hizmetin işleyişini sürekli kontrol etmek ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüğün tam ve gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle doğan zararların, hizmeti yürütmekle yükümlü bulunan idare tarafından tazmini gerekeceği açıktır. İdari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bu bakımdan; tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esastır. Olayın oluşumu ve zararın niteliğinin değerlendirilerek, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının tespit edilmesi, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerekmektedir. Kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sırasında bu hizmetten doğan nedenlerle kişilerin uğradığı zararların hizmetin sahibi idarece karşılanması esas olmakla birlikte, tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının, dolayısıyla olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığının da ortaya konulması gerekmektedir. Müterafik kusur (ortak kusur), zarara uğrayanın, zararın doğumuna veya zararın artmasına yardım (etki) etmesidir. Böyle bir durumda, zarara uğrayana ve yakınlarına ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında azaltılmalıdır. Uyuşmazlıkta, meydana gelen olayla ilgili olarak … İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından 08.06.2018 tarihinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen Olay Yeri İnceleme Raporu'nda müteveffa çocuğun 07.06.2018 tarihinde saat 19:00 civarında … ilçesi, … Beldesi sınırları içerisinde bulunan park içinden geçen su kanalında boğulmuş halde bulunduğu, … Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne götürüldüğü ancak ölmüş olduğunun tespit edildiği, parkı gören güvenlik kamerasının bulunmadığı, parkın bir adet kapısız girişinin bulunduğu, park içinden su kanalı geçtiği ve su kanalının üzerinin herhangi bir engelle, ızgara veya kapak sistemi ile kapatılmadığı, ızgaranın sadece demir kapının olduğu yerde bulunduğu, parkı çevreleyen duvarın sulama kanalı ile yol arasında kaldığı, suyun akış hızının süratli olduğu, parkın hali hazır durumu itibariyle tehlike arzettiği bilgilerine yer verilmiştir. İdare Mahkemesi'nce 13/06/2019 tarihinde olay yerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak düzenlenen bilirkişi raporunda; park alanında park bekçisi bulunmadığı, su kanalının oyun alanına çok yakın olduğu, çocukların kanala düşmesini engelleyecek hiç bir güvenlik önlemi bulunmadığı, su kanalının üstünün tamamının mazgallar ile kapatılmadığı, uyarı levhasının bulunmadığı park alanında çocukların can güvenliği ve sağlığı açısından ciddi eksikliklerinin bulunduğu belirtilmektedir. Olayla ilgili olarak … Asliye Ceza Mahkemesinde … sayılı dosyada yapılan ceza yargılamasında alınan 06/05/2024 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle; ''…… İli, … İlçesi, … Beldesi, içinden geçen ve mülga Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünce 2000'li yılların başında projesine uygun olarak inşa ettirilen ve kabulleri yaptırılan ve üzerinde sadece geçiş yolları için demir köprülerin teşkil edildiği 13 km uzunluğundaki açık sulama kanalının güzergahı üzerinde, Belde Belediyesi tarafından yaptırılmış bulunan ve içinde kaydırakların bulunduğu çocuk oyun parkında … isimli 3 yaşındaki çocuğun 07/06/2018 günü park içinde bulunan 51 m'lik kanal kesiminde dengesini kaybederek kanala düşmesi sonucunda meydan gelmiştir. Park içinden geçen dikdörtgen kesitli kanalda, çocukların suya düşmemesi için herhangi bir önlem bulunmamaktadır. Bütün olarak kanalın güvenlik sorumluluğunun İl Özel İdaresine ait olduğunun düşünüldüğü, ancak belde içinde belediyece yapılmış bulunan çocuk oyun parkı içinde kalan kanal kesimi için alınması gereken güvenlik önlemlerinden, parkın kamu adına maliki Belde Belediyesinin sorumlu olduğu açıktır. Belediyenin, anılan sorumluluğu kapsamında, küçük bir park içinde güvenlik görevlisi veya bir bekçi istihdam etmesinin düşünülemeyeceği ancak park içinde kalan kanal kesiminde yaptıracağı bir risk değerlendirmesi sonucunda tespit edilecek tehlikeleri ortadan kaldırmak için gereken, park içinde kanal üzerinin demir mazgal ile kapatılmasını sağlaması veya kanalın her iki yanına kanala ulaşımı engelleyecek tel çit teşkil etmesi ve bunları da uyarı levhaları ile tamamlaması gerekirken bu hususu ihmal ettiği değerlendirilmiştir. Diğer taraftan 4721 sayılı TMK'nun sorumluluk başlıklı 369.maddesi; ''Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur. Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Zorunluluk halinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.'' kapsamında zarar gören küçüğün ebeveynine sorumluluk yüklenmiştir. Ancak anne ve baba çocuklarını birinci derecede yakınları olan çocuğun dedesine ve babaannesine bir kaç günlüğüne bırakmakla çocuğun gözetim sorumluluğunu dede ve babaanneye aktarmışlardır. Hayvancılıkla uğraşan dede, meradan dönen hayvanlarını almak için meşgul olduğu sırada, bahçede oynamakta olan …'nın arkadaşı 5 yaşındaki … isimli çocuk ile dedesinin ikametinden yaklaşık 200 metre mesafede bulunan çocuk oyun parkına gittiği, park içindeki 45 x 60 cm dikdörtgen kesitli kanal üzerinde bulunan 4 metre genişliğindeki mazgal köprü üzerinden diğer tarafa geçtiği ancak dengesini kaybederek kanala düştüğü ve 9 cm derinliğinde bulunan ancak yüksek debili olduğu anlaşılan sudan çıkamayıp boğulduğu, birlikte oynadığı Mustafa Doğan isimli diğer küçüğün kolluk ifadesinden anlaşılmaktadır. Bu durumda bir an bile gözetimi bırakmış olan dede ve babaannenin sorumluluğuna gidilmesi gerektiği değerlendirilerek, … Belediyesinin gereken önlemleri almaması sebebiyle asli kusurlu, koruma ve gözetim yükümlüsü olan ebeveynleri (dede …) tali kusurlu olduğuna'' şeklinde görüş ve kanaatin bildirildiği görülmektedir. Bu durumda, 11/05/2015 doğumlu …'nın 07/06/2018 tarihinde … ili, … İlçesi, … Belediyesine ait oyun parkının içerisinden geçen su kanalında boğularak ölmesi ile sonuçlanan olayda, … İdare Mahkemesinin … tarihli ara kararı ile olay mahallinde yapılan keşif üzerine hazırlanan bilirkişi raporunda sadece olay yerinin durumu, anılan park alanının can güvenliği ve sağlığı açısından eksiklikleri tespit edilmiş olup, davalı idare ile müteveffayı koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan anne, baba, dede ve babaannesi açısından herhangi bir müterafik kusur oranları belirlenmeksizin yerel mahkemece davacılara %40, bölge idare mahkemesince de %60 oranında bir müterafik kusurun takdir edildiği görülmekle birlikte, yukarıda yer verilen ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporunda davalı idarenin asli kusurlu, müteveffayı koruma ve gözetimle yükümlü dedesinin de tali kusurlu olduğu tespitlerine yer verildiği, sonuç olarak ceza yargılamasında asli kusurlu olarak belirlenen davalı idarenin işbu tazminat davasında, oransal bir değerlendirme yapılmaksızın düzenlenen bilirkişi raporu doğrultusunda takdiren %40 oranında kusurlu belirlenmesinin hukuka uygun olmadığı, dolayısıyla, … İdare Mahkemesi'nce E:… sayılı dosyasında … tarihinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunun açık ve net olarak oransal bir şekilde müteveffanın koruma ve gözetiminden sorumluluğu bulunan ebeveynleri ve davalı idare açısından sorumluluklarının kapsamı, kusurları ve oranlarının belirlenmesine yönelik herhangi bir tespit olmaması sebebiyle içerdiği değerlendirmelerin bir bütün halinde hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu bağlamda; … Asliye Ceza Mahkemesinde … sayılı dosyada yapılan ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporu da gözetilerek, davacılar ve davalı idarenin yaşanan olayın meydana gelmesindeki sorumluluk sebeplerinin tamamının değerlendirildiği dengeli ve hakkaniyete uygun kusur oranlarının belirlendiği ek bilirkişi raporu alınarak yeniden karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…… K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak 14/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Hizmet Kusuru ve Nedensellik Bağı

Belediyelerin tazminat sorumluluğu; zararın, hizmet kusurunun ve bu ikisi arasındaki nedensellik bağının birlikte ortaya konulmasına dayanır. Zarar görenin ya da üçüncü kişinin kusuru bu sorumluluğun kapsamını daraltabilir; ancak idareye ait kusuru tamamen ortadan kaldırmaz. Tazminata hükmedilirken, olayın meydana geliş şekline göre zarara uğrayan kişilerin de kusurlu olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir; böyle bir durumda ödenecek tazminat miktarları müterafik kusur oranında azaltılmalıdır. Manevi tazminat ise müterafik kusur oranlarına göre matematiksel biçimde azaltılamaz; mahkemece takdiren belirlenmesi gerekir.

Yol ve Altyapı Güvenliğinden Doğan Sorumluluk

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 10. maddesi belediyelere, yapım ve bakımından sorumlu oldukları yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurma yükümlülüğü vermektedir. Aynı madde kapsamında belediyeler; yolda trafik için tehlike oluşturan engelleri gece veya gündüze göre kolayca görülebilecek biçimde işaretlemek ya da ortadan kaldırmak, karayolunda yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve denetlemek, yol yapısı veya işaretleme yetersizliği nedeniyle trafik kazalarının yaşandığı yerlerde yetkililerce önerilen tedbirleri hayata geçirmekle de yükümlüdür.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – (Değişik: 18/1/1985 – KHK 245/3 md.; Aynen kabul: 28/3/1985 – 3176/3 md.) Bu Kanunla belediyelere verilen görevler il ve ilçe trafik komisyonları ve mahalli trafik birimleri ile işbirliği yapılarak yürütülür. a) Kuruluş Her belediye başkanlığı bünyesinde, hizmet kapasitesi gözönünde tutularak İçişleri Bakanlığınca tespit edilecek ölçülere ve genel hükümlere göre, belediye trafik şube müdürlüğü, şefliği veya memurluğu kurulur. b) Görev ve yetkiler 1. Yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, 2. Gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmak, 3. Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve denetlemek, 4. Karayolunda trafik için tehlike teşkil eden engelleri gece veya gündüze göre kolayca görülebilecek şekilde işaretlemek veya ortadan kaldırmak, 5. Yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vukubulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak, 6. Çocuklar için trafik eğitim tesisleri yapmak veya yapılmasını sağlamak, 7. Bu Kanun ve bu Kanuna göre çıkarılan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmak. (Ek fıkra: 25/6/1988 – KHK 330/2 md.)[15]

Kanalizasyon veya yol çalışması sırasında açılan çukurların kapatılmaması ile gerekli işaret, uyarı ve aydınlatma önlemlerinin alınmaması hizmet kusuru oluşturmaktadır. Kaldırımdaki hasarlı bir menhol kapağının onarılmaması hâlinde belediye tali kusurlu sayılabilir; Danıştay 8. Dairesi, E. 2020/3669, K. 2024/833 sayılı kararında belediyeyi bu gerekçeyle tali kusurlu saymış, bisikletli bireyin gece hızlı ilerlemesini ise asli kusur olarak değerlendirmiştir. Söz konusu davada maddi zarar belgelenmediğinden maddi tazminat reddedilmiş, yaralanma ve kalıcı iz nedeniyle kişi ile anne-babası lehine manevi tazminata hükmedilmiştir.

Danıştay 8. Daire, E. 2020/3669, K. 2024/833Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2020/3669 E.  ,  2024/833 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2020/3669 Karar No : 2024/833 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACILAR) 1- … 2- … 3- … VEKİLİ : Av. … 2- (DAVALI) …Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : …Bölge İdare Mahkemesi …İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İdarenin hizmet kusuru sebebiyle davacı küçük …'ın yaralanarak yüzünde sabit iz kaldığı iddiasıyla, … için 1.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi, diğer davacıların her biri için 100.000,00-TL manevi tazminat olmak toplam 401.000,00-TL tazminatın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E: …, K: … sayılı kararda; Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Çocuk Acil Anabilim Dalı'nın … tarih ve … sayı raporu ile bilirkişi raporunun ve diğer belgelerin incelenmesinden; davacı …'nın 04/07/2018 tarihinde gece 22:30 civarında bisikleti ile yaya yolunda hızlı bir şekilde ilerlerken kaldırım üstünde bulunan taşa çarmak suretiyle yaralandığı, davacı bisiklet sürücüsünün kaza tarihinde henüz 11 yaşına girmediği, kazanın trafik ekiplerine bildirilmemesinden dolayı kaza yerinde trafik zabıtası tarafından bir tutanak düzenlenmediği, bisiklet sürücüsü davacının 11 yaşına girmemiş olması sebebiyle bisiklet süreme ehliyetine sahip olmadığı ve gece vaktinde bisikleti ile hızlı bir şekilde ilerlediğinden kazanın oluşunda asli kusurlu olduğu, idarenin ise bakımından sorumlu olduğu menhol kapağını tamir etmediğinden tali kusurlu olduğu, davacı … için istenilen 1.000,00 TL maddi tazminat istemi yönünden incelenmesinde, dosya kapsamında davacının idarenin kusuru ile malvarlığında azalma ya da kazanç kaybına uğradığına ilişkin bir bilgi ve belgeye rastlanmadığı, davacılar tarafından maddi zarara ilişkin veri ortaya konulamadığı, bu hali ile maddi zararın oluştuğunun kanıtlanmadığından bu istemin yerinde görülmediği, manevi tazminat istemi yönünden ise, davacı küçüğün asli kusuru idarenin tali kusuruyla meydana gelen yaralanmada müterafik kusur bulunsa da davalı idarenin yürüttüğü hizmet sebebiyle diğer davacıların oğlu olan davacı …'ın yaralanması ve yüzünde sabit iz kalması sebebiyle acı çektikleri, üzüntü duydukları kabul edilmek suretiyle manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanatine varıldığı, bu durumda, kazanın oluşmasındaki kusur oranları değerlendirilmek suretiyle takdiren davacı küçük … için 8.000,00-TL, anne ve babası diğer davacıların her biri için 1.000,00-TL olmak üzere 10.000,00-TL manevi tazminatın davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüyle, … için 8.000,00-TL, … için 1.000,00-TL … için 1.000,00-TL olmak üzere 10.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareden alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin ve … için istenilen maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 1-Davacılar tarafından, Kazanın oluş sebebinin, davalının görevini yerine getirmemesi, gerekleri önlemleri almaması olduğu, idarenin yetki alanında olan kaldırım, yol vs gibi yerlerde halkın güvenliğini tehlikeye sokacak hasarlı yapıları tespit ederek onarmadığı, gerekli bakımları yapmadığı, sağlıklı yaşam alanlarının sağlanması için gereken özeni göstermediği, bisiklet yolu yapmaması ve yaşam hakkını ve bu hakkın korunması için kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmediği, davaya konu kazanın davalının sorumluluklarını ve görevini yerine getirmemesi, görevinin eksik, yanlış yapılması veya gerekli denetim ve kontrol ve denetimlerin yapılmaması nedeniyle meydana geldiği, davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu, bilirkişi marifetiyle, kaza nedeniyle meydana gelen maluliyet oranı belirlenmesi ve davacının uğradığı maddi tazminatın hesaplanması gerektiği, manevi tazminat miktarının çok düşük ve hakkaniyete aykırı olduğu, Mahkemece tazminat taleplerine faiz işletilmediği, kaza tarihinden itibaren hükmedilen tazminatlara faiz işletilmesi gerektiği, faiz talepleri hakkında bir karar verilmediği ileri sürülmektedir. 2- Davalı idare tarafından, Davalı idare tarafından, kazanın yaşanmasında idarenin tek başına sorumlu tutulamayacağı, aydınlatma eksikliğinden Başkent Elektrik A.Ş'nin sorumluluğunda olduğu, yaşanan üzücü olayda herhangi bir ihmallerinin bulunmadığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davacılar tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ … 'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyize konu Kararının esasının incelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Temyize konu Kararının, maddi ve manevi tazminat talebinin yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden incelenmesi; Yargılama hukukunda, uyuşmazlığı çözmekle görevli ve yetkili yargı yerinin, kararını oluştururken davacının istemini hiç bir tereddüte yer bırakmayacak şekilde açık ve net olarak ortaya koyması ve istemle bağlı kalarak talepleri gerekçesiyle eksiksiz karşılaması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta, davacılar tarafından idarenin hizmet kusuru sebebiyle davacı küçük …'ın yaralanarak yüzünde sabit iz kaldığı iddiasıyla, … için 1.000,00-TL maddi ve 200.000,00-TL manevi, diğer davacıların her biri için 100.000,00-TL manevi tazminat olmak toplam 401.000,00-TL tazminatın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı, Mahkemece faiz istemi yönünden hüküm kurulmadığından "davanın kısmen kabulüyle, … için 8.000,00-TL, … için 1.000,00-TL … için 1.000,00-TL olmak üzere 10.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareden alınarak davacılara verilmesine" ibaresinin "davanın kısmen kabulüyle, … için 8.000,00-TL, … için 1.000,00-TL … için 1.000,00-TL olmak üzere 10.000,00-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalı idareden alınarak davacılara verilmesine" şeklinde düzeltilerek onanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… , K:… sayılı kararının maddi ve manevi tazminat talebinin yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesi istemi yönünden DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 22/02/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İmar Denetimi Eksikliklerinden Doğan Sorumluluk

Ruhsata aykırı ilave katlar için alınan yıkım kararını uygulamayarak yapının satın alınmasına ve yerleşime fiilen imkân veren belediye, yapının depremde yıkılması sonucu oluşan zarardan sorumlu tutulabilir. Depremin zararı doğuran olay olması, belediyenin inşa sürecindeki denetim eksikliğinden ve yıkım kararını uygulamamasından kaynaklanan sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İdari yargı kararıyla iptal edilmiş olmasına karşın yapının belediyece yıktırılması da hizmet kusuru oluşturabilir. Danıştay 6. Dairesi, E. 1990/1164, K. 1990/2548 sayılı kararında böyle bir hukuka aykırı yıkımda tazminat davasının konusunun yıkılan bina ile uğranılan zarar olduğunu, yıkım dolayısıyla arsa bakımından ayrıca bir zarardan söz edilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Aynı kararla, gelecekte elde edilmesi muhtemel gelirler ile kirada olduğu ve kira geliri elde edildiği belgelendirilmeyen taşınmazdan yoksun kalınan kira karşılığı istemler de reddedilmiştir.

Kişinin kendi taşınmazı üzerindeki ruhsatsız yapısının 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında yıktırılması da hizmet kusuru oluşturabilmektedir. Danıştay 6. Dairesi bu tür ruhsatsız yapılar için 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin uygulanabileceğini; bu husus gözetilmeksizin tesis edilen işlem sonucu oluşan zararda idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu belirlemiştir. Tazminat hesabında yapıların ruhsatsız niteliği de gözetilecek bir unsurdur.

Mülkiyet Hakkının İmar Kısıtlamasıyla Engellenmesi

İmar planında park veya yeşil alan olarak ayrılan bir taşınmazın kamulaştırılmaması ve bu kısıtlılığın giderilmemesi, mülkiyet hakkını belirsiz bir süreyle kısıtlayan hizmet kusuru olarak değerlendirilebilir. Danıştay 6. Dairesi, K. 2021/5459 sayılı kararında mülkiyet hakkının belirsiz bir süreyle kısıtlandığının sabit olduğu hâllerde mülkiyetin bedele çevrilmesi yoluyla tazminat ödenmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

İçme Suyu ve Altyapı Hizmetlerinden Doğan Sorumluluk

İçme suyu şebekesinin denetim ve bakımını yapmak, tesisin ömrü ve teknik özelliklerini göz önünde tutarak gerektiğinde onarımını sağlamak belediyenin görevidir. Danıştay 8. Dairesi, E. 1989/353, K. 1990/909 sayılı kararında bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucu boru patlamasından doğan yapı zararının tazmin kapsamında olduğunu; masrafın önceden yapılmamış olmasının tazminat istemine engel teşkil etmediğini belirlemiş ve ilk derece ret kararını bozmuştur.

İskân izni bulunmayan bir konutta idare tarafından sunulan altyapı hizmetlerinden yararlanan kişiler de kanalizasyon ya da yağmur suyu baskınından kaynaklanan zararlarda tazminat talep edebilir. Danıştay 8. Dairesi, K. 2007/6951 sayılı kararında yapı kullanma izninin bulunmamasının, idare tarafından sunulan hizmetlerden yararlanan kişinin bu tür bir zarara katlanmasının beklenemeyeceği gerekçesiyle sorumluluktan kaçınmak için ileri sürülemeyeceğini belirlemiştir.

Park ve Kamusal Alanlarda Güvenlik Önlemlerinin Eksikliği

Belediyeye ait oyun parkının içinden geçen açık su kanalının üzerinin kapatılmaması, koruyucu çit ve uyarı levhası bulunmaması hizmet kusuru oluşturmaktadır. Danıştay 8. Dairesi, E. 2022/4434, K. 2025/952 sayılı kararında; parkın içinde su kanalı geçmesine rağmen çocukların can ve sağlık güvenliği açısından tehlikeyi giderecek herhangi bir önlemin alınmamış olduğunu saptamış ve belediyenin hizmet kusurunun bulunduğunu hükme bağlamıştır. Kanalın bütününün başka bir idareye ait olduğu düşünülse de belediyece çocuk oyun parkına dönüştürülen bölümde güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünün belediyeye ait olduğu da aynı kararda vurgulanmıştır. Mahkeme, tarafların kusur oranlarının ek bilirkişi raporu ile belirlenmesi gerektiğine karar vermiştir.

Yerleşim alanı içindeki sulama kanalı bakımından sorumluluk dağılımı farklı biçimde şekillenebilmektedir. Danıştay 10. Dairesi, E. 2022/4668, K. 2025/4561 sayılı kararında; kanalın yapımı, işletimi ve bakımından yükümlü olan ilgili kamu kurumlarını asli sorumlu, belediyeyi ise mücavir alan sınırları içindeki genel denetim ve gözetim yükümlülüğü nedeniyle tali sorumlu olarak değerlendirmiştir. Aynı kararda manevi tazminatın müterafik kusur oranlarına göre matematiksel biçimde azaltılamayacağı, mahkemece takdiren belirlenmesi gerektiği de vurgulanmıştır.

Sahipsiz hayvanların oluşturduğu tehlikeye karşı gerekli önlemleri almayan belediye hizmet kusuru işlemiş sayılabilir. Danıştay 8. Dairesi, E. 2010/3241, K. 2010/3782 sayılı kararında kamu hizmetinin işleyişindeki yetersizlik ve aksaklığın hizmet kusuru oluşturduğunu; ihale sürecinin uzamasının bu kusuru ortadan kaldırmadığını belirlemiştir. Kamu tarafından karşılanmayan ve belgelenen tedavi giderleri maddi, yaşanan korku ve ızdırap ise manevi tazminat kapsamında değerlendirilmektedir.

Elektrik Altyapısı ve İtfaiye Donanımındaki Eksiklikler

Elektrik hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu belediyenin, hatta temas eden ağaçların dallarını EKAT Yönetmeliği'nde öngörülen emniyet mesafesine göre budatmaması hizmet kusuru sayılabilir. Danıştay 8. Dairesi, E. 2023/424, K. 2024/1251 sayılı kararında herhangi bir kişinin dikkatsizlikle dahi yaklaşabileceği uzaklıktaki elektrik hattına dokunulmasının olanaksız kılınması gerektiğini, buna aykırı durumun belediyenin hizmet kusurunu oluşturduğunu hükme bağlamıştır. Aynı olayda tesis çevresindeki çitlerin eskimesi nedeniyle bölgeye giriş çıkışı engelleyememesinin de kusura katkıda bulunan bir etken olarak değerlendirildiği görülmüştür.

Danıştay 8. Daire, E. 2023/424, K. 2024/1251Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2023/424 E.  ,  2024/1251 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2023/424 Karar No : 2024/1251 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACILAR): 1- ……, …, … ve …'e velayeten, kendi adlarına asaleten 2- … 3- … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin …tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, davacıların yakını …'in 04.05.2009 tarihinde su pompa tesisinin yanındaki ağaçta elektrik çarpması sonucu vefat ettiği olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00-TL (10.09.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile 252.085,25-TL) maddi ve 80.000,00-TL manevin tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; … Asliye Hukuk Mahkemesinin E:…, K:… sayılı dosyasında olaya ilişkin olarak kusur belirlemeleri yönünden yaptırılmış bilirkişi raporunda; "dosyadaki tüm belge ve bilgiler, tanık, davacı ifadeleri, ceza dosyasındaki belgelerin incelemesi sonucu olayın; 04/05/2009 tarihinde, saat 15:00 sularında 10 yaşındaki maktulün, içmesuyu kuyusu yakınında bulunan ağaca çıktığı, ağaçta çiçek topladığı sırada ağaç dallarının arasından geçerek içme suyu trafosuna giden enerji nakil hattı iletkenine parmaklarıyla dokunmasıyla gerilime kapılarak vefat ettiği görülmüştür. Elektriğin her iki elinin parmak uçlarından girip sağ ayak tabanından çıktığı görülmüştür. Kazalının çıktığı ağacın … Belediyesince işletilen içme suyu kuyusunun yakınında bulunduğu, olay sırasında etrafındaki çitlerin eskimiş olduğu için bölgeye giriş çıkışı engellemediği ancak olaydan sonra belediyece yenilendiği görülmüştür. Çarpılma olayının meydana geldiği ağaç dallarının büyüyerek, içme suyu trafosuna giden enerji nakil hattı iletkenlerine temas ettiği anlaşılmıştır . Halbuki EKAT Yönetmeliğine göre enerji nakil hattının ağaçlarla arasında düşey veya yatay en az 2,5 m. mesafe bulunması gerekmektedir. Kazaya sebep olan enerji nakil hattının bakım ve onarım sorumluğunun davalı … Belediyesine ait olduğu görülmüştür. İçmesuyu trafosuna giden enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu olan davalı tarafın, zaman zaman hatların kontrol ve denetimini yaparak hatta temas eden, tehlike yaratabilecek ağaçların kestirilmesini sağlaması gerekmektedir. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki elektrik hattına dokunulması olanaksız olmalıdır. Bu şekilde hatta temas eden kayın ağacının hatta yaklaşan dallarının kestirilmemiş olması davalı belediyenin hizmet kusuru olarak değerlendirilmektedir. (…) İçmesuyu trafosunu besleyen enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu davalı … Belediye Başkanlığının enerji nakil hattına temas eden ağaçları emniyet mesafesine göre budatmadığı için meydana gelen olayda %80 (yüzde seksen) oranında hizmet kusurlu, küçük yaştaki sağır ve dilsiz olduğunu ifade ettikleri çocuklarının oynadığı yerlere dikkat etmediği, eğitim, gözetim ve denetleme görevlerini yerine getirmediği görülen ebeveynin olayda %20 (yüzde yirmi) kusurlu oldukları, 10 yaşındaki kazalı …'e herhangi bir kusur verilmeyeceği" yönünde görüş ve kanaatte bulunulduğu, hazırlanan bilirkişi raporunun kusur belirlemeleri yönünden hükme esas alınabileceği değerlendirilerek raporun taraflara tebliğ edildiği ve anılan rapora davacı vekili tarafından yapılan itirazın raporu kusurlandıracak nitelikte olmadığı değerlendirilerek … Asliye Hukuk Mahkemesince hazırlattırılan bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte bulunduğu, buna göre; ölüm olayının davalı idarenin denetim ve işletimindeki içme suyu kuyusunda meydana gelmesi, olay sırasında etraftaki çitlerin eskimiş olması, bölgeye giriş çıkışın engellenememesi, içmesuyu trafosunu besleyen enerji nakil hattının bakım, onarım ve işletmesinden sorumlu davalı idarenin enerji hattına temas eden ağaçları emniyet mesafesine göre budamaması, idarece alınması gereken tedbirlerin noksan olarak yerine getirildiğinin görülmesi nedeniyle, bu şekilde yürütülen hizmetlerde, idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varıldığı, diğer taraftan, müteveffa çocuğun farik ve mümeyyiz olmadığı, bu nedenle küçüğün kendisini tehlikeye düşürmemesi için anne-babanın Türk Medeni Kanunu hükümleri gereği gerekli önlemleri alması gerektiği, şayet anne-baba gerekli önlemleri almamış ve bu önlem eksikliği nedeniyle çocuk bir zarar görmüşse, çocuğa bakmakla yükümlü olmanın bir sonucu olarak anne-babanın bu durumdan sorumlu olacağı, davacının söz konusu sorumluluğunun, müterafik kusura sebebiyet veren nitelikte bir kusur olduğu, bu açıklamalar çerçevesinde davacıların maddi tazminat istemine ilişkin olarak; olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunması nedeniyle hayatını kaybeden …'in maddi desteğinden yoksun kalan ailesinin hizmet kusuru ölçüsünde uğradığı maddi zararlarının tespit edilmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 08/07/2020 tarihli bilirkişi raporunda davacıların destekten yoksun kalma tazminat tutarlarının davalı idarenin toplam %80 kusur oranı da dikkate alınarak anne için 161.220,05-TL, baba için 90.833,20-TL olarak hesaplandığı, bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği, söz konusu rapora yapılan itiraz yerinde bulunmayarak Mahkemece hükme esas alınabilecek yeterlilik ve nitelikte bulunduğu, bilirkişi raporu üzerine 10/09/2020 havale tarihli ıslah dilekçesiyle dava konusu maddi tazminat miktarının 251.058,25-TL arttırılarak 252.058,25-TL talep edildiği; baba … için 90.833,20-TL; anne … için 161.225,05-TL destekten yoksun kalma tazminatının … Asliye Hukuk Mahkemesine dava açma tarihi olan 19.01.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği, davacıların manevi tazminat istemine yönelik olarak; davacıların yakınının vefatı nedeniyle ömür boyu üzüntü ve ıstırap duyacağı muhakkak olup, davacıların manevi zararlarına karşılık, anne… için 25.0000,00-TL; baba … için 25.000,00-TL, kardeş… için 10.000,00-TL, diğer kardeşler…, …,…, ve …'in her biri için ayrı ayrı 5.000,00-TL olmak üzere toplam 80.000,00-TL manevi tazminatın … Asliye Hukuk Mahkemesine dava açma tarihi olan 19.01.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, toplam 252.058,25-TL maddi tazminatın, 1.000,00-TL'lik kısmının … Asliye Hukuk Mahkemesine dava açma tarihi olan 19.01.2012 tarihinden itibaren, geri kalan 251.058,25-TL kısmının ise ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ tarihi olan 11.10.2020 tarihinden itibaren hesaplanacak olan yasal faiziyle birlikte ödenmesine, davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne, 80.000,00-TL manevi tazminatın … Asliye Hukuk Mahkemesine dava açma tarihi olan 19.01.2012 tarihinden itibaren hesaplanacak olan yasal faiziyle birlikte davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğu, istinaf nedenlerine neden itibar edilmediğine yönelik herhangi bir gerekçe gösterilmediği, ilk derece mahkemesince maddi delillerin değerlendirilmesi bakımından yetersiz ve eksik araştırma ile hüküm verildiği, davalı idarenin olay yerinde bulunan su tesisinin bakım ve onarımından sorumlu olduğu, su tesisine gelen enerji nakil hattının bakım ve sorumluluğunun davalı idareye ait olmadığı, olayın su tesisinde dahi gerçekleşmediği, su tesisinin yakınındaki bir ağaçta gerçekleştiği, bu nedenle davanın ilgili elektrik dağıtım şirketine açılması gerektiği, elektrik hattının kurulum işlemi davalı idarece üstlenilmediğinden, bakım ve onarım sorumluluğunun da davalı idareye yüklenemeyeceği belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmüştür. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar vekili tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz isteminin reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:… K:…… sayılı kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 07/03/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

İtfaiye hizmetleri bakımından belediyelerin teşkilatını şehrin yapılaşma düzenine göre kurması ve şehrin en yüksek binasına ulaşabilecek yükseklikte merdivenli araç bulundurması gerektiği Danıştay içtihadında yer almaktadır; bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hizmet kusuru oluşturabilir.

Personel Görevlendirme Hataları

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 45. maddesi hiçbir memurun sınıfının dışında bir görevde çalıştırılamayacağını, 33. maddesi ise kadrosuz memur çalıştırılamayacağını düzenlemektedir. Danıştay 5. Dairesi, E. 2001/2534, K. 2005/3655 sayılı kararında teknisyen kadrosundaki belediye personelinin sınıfı dışında ambulans şoförü olarak il dışına görevlendirilmesini ağır hizmet kusuru olarak nitelendirmiş; personelin önceki benzer görevlendirmelere itiraz etmemiş olmasının bu sorumluluğu ortadan kaldırmadığını belirlemiştir. Aynı kararla, ağır hizmet kusuru sonucu gerçekleşen ölüm olayında hayatını kaybeden kişinin eşi ve çocuklarının manevi zarara uğradıkları kabul edilmiş; idare tarafından ödenecek maddi ve manevi tazminat tutarlarına yasal faiz işletilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Danıştay 5. Daire, E. 2001/2534, K. 2005/3655Kaynağı aç
5. Daire         2001/2534 E.  ,  2005/3655 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y BEŞİNCİ DAİRE Esas No: 2001/2534 Karar No: 2005/3655 Temyiz İsteminde Bulunan (Davacı): … Vekilleri: … Karşı Taraf: … İsteğin Özeti: … İdare Mahkemesi'nin … günlü, E:…, K:… sayılı kararının, dilekçede yazılı nedenlerle temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir. Cevabın Özeti: Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır. Danıştay Tetkik Hakimi: … Düşüncesi: Teknisyenlik kadrosunda görevli iken bu kadrosu dışında şoför olarak görevlendirilmesi üzerine geçirdiği trafik kazası sonucu ölen muris …'ın ölümüne davalı belediyenin hizmet kusurunun sebep olması nedeniyle varisleri olan davacılar lehine maddi-manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmüştür. Danıştay Savcısı: … Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Beşinci Dairesi'nce işin gereği düşünüldü: Davalı idarede Teknisyen olarak görev yapmakta iken …'ya hasta nakli amacıyla şoför olarak görevlendirilen ve görev dönüşü meydana gelen trafik kazası sonucu vefat eden muris …'ın eşi ve çocukları olan davacılar, …-TL maddi, …-TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle dava açmıştır. … İdare Mahkemesi'nin … günlü, E:…, K: … sayılı kararıyla; muris …'ın şoför olarak görev yapmakta iken teknisyen kadrosunun özlük haklarından yararlandırılmak için teknisyen kadrosuna atandığı ve idare tarafından belli zamanlarda şoför olarak görevlendirilmesine itiraz etmeyerek rıza gösterdiği, gidiş dönüş 300 km.'lik bir yola iki günlük görevlendirmede mevzuat yönünden kısıtlayıcı bir hüküm bulunmadığı, buna rağmen ilgilinin görevin ikinci günü dönüş yapmak yerine aynı gün dönmek istediğinin anlaşılması karşısında, idareye yüklenecek nitelikte zarar doğuran kusurlu bir eylem ya da işlem bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Davacılar, teknisyen kadrosunda görevli olan muris …'ın kadrosunun dışında şoför olarak görevlendirildiğini, bu görevlendirme olmasaydı söz konusu kazanın meydana gelmeyeceğini, teknisyenlik kadrosuna özlük haklarından yararlanmak amacıyla değil bu kadroyu hakettiği için atandığını ileri sürerek idare mahkemesi kararının bozulmasını istemektedir. T.C. Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü tutulmuş, 657 sayılı Kanun'un 33. maddesinde, kadrosuz memur çalıştırılamayacağı hükmü, 45. maddesinde ise; hiç bir memurun sınıfının dışında bir görevde çalıştırılamayacağı hükmü getirilmiştir. Olayda; davacıların murisinin davalı idarede şoför olarak görev yapmakta iken 2.1.1996 tarihinde teknisyen kadrosuna atandığı ve ölüm olayının meydana geldiği tarihte de teknisyen unvanıyla görev yapmakta olduğu görülmüş olup; anılan şahsın teknisyenlik görevinin dışında kendi görev alanı ve sorumluluğuna girmeyecek şekilde ambulans şoförü olarak görev yaptığı il dışında (…-…arasında) hasta nakli amacıyla görevlendirilmiş bulunması karşısında, davalı idarenin bu görevlendirme ile ağır hizmet kusuru işlediği ve bu işleminden doğan zararı tazminle yükümlü olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca, davacıların idarenin ağır hizmet kusuru sonucu yaşadıkları ölüm olayı nedeniyle eş ve babadan yoksun kalmak suretiyle manevi zarara da uğradıkları açıktır. Öte yandan, davalı idarece tazmini gereken maddi ve manevi tazminat tutarlarına yasal faiz işletilmesi gerekmektedir. Bu durumda; anılan şahsın kadrosu dışında bir görevde çalıştırılması sonucu meydana gelen ölüm olayı nedeniyle davacılar lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinden, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; davacıların temyiz isteminin kabulüyle … İdare Mahkemesi'nce verilen … günlü, E:…, K:… sayılı kararın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 1/b. fıkrası uyarınca bozulmasına, aynı maddenin 3622 sayılı Kanun'la değişik 3. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen Mahkeme'ye gönderilmesine, 16.9.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY: İdare Mahkemesi'nce verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup, bozulmasını gerektirecek bir neden de bulunmadığından, temyiz isteminin reddiyle anılan kararın onanması gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Belediye Çalışanının İş Kazası

Belediye çalışanının iş kazası geçirmesi hâlinde; iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmemesi, görev tanımı yapılmaması, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesinin yaptırılmaması ve ilgili iş ekipmanları için talimat hazırlanmaması gibi eksiklikler hizmet kusuru sayılabilir. Danıştay 8. Dairesi, E. 2016/14819, K. 2021/2182 sayılı kararında bu tespitler doğrultusunda idare mahkemesi kararının manevi tazminata ilişkin kısmını onamış, maddi tazminata ilişkin kısmını ise kusur oranının ve net kazancın yeniden belirlenmesi amacıyla bozmuştur. Sürekli iş gücü kaybına ilişkin davalarda tazminat hesabında net kazancın esas alınması Danıştay'ın yerleşik ilkeleri arasında yer almaktadır. Bu tür davalarda üçüncü kişi aleyhine adli yargıda açılmış bir tazminat davası bulunup bulunmadığı ve ödeme yapılıp yapılmadığı araştırılmalı; mükerrer ödemeye yol açmayacak biçimde karar verilmesi esastır.

Danıştay 8. Daire, E. 2016/14819, K. 2021/2182Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2016/14819 E.  ,  2021/2182 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2016/14819 Karar No : 2021/2182 Temyiz İsteminde Bulunanlar : 1- (Davacı) … Vekili : Av. … 2- (Davalı) … Belediye Başkanlığı – … Vekili : Av. … İstemin Özeti : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca karşılıklı olarak temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi: … Düşüncesi :İdare Mahkemesi kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Dava, …Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğünde çalışmakta iken 24.05.2012 tarihinde Avcılar … Mahallesi … Caddesi girişinde bulunan arızalı çöp konteynırının havaya kaldırılırken aparatından ayrılarak davacının ayağına düşmesi sonucu malul kalan davacının uğranıldığı iddia olunan zararlarına karşılık 10.000,00-TL maddi ve 60.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 70.000,00- TL tazminatın, olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince; meydana gelen iş kazasında tarafların kusur durumlarının belirlenmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 13.06.2016 tarihli raporda; davalı …Belediye Başkanlığı'nın kusur oranın %40, davacının kusur oranının %40, dava dışı vinç operatörünün kusur oranının %20 olduğu görüş ve kanaatine yer verildiği, işgücü kaybı nedeniyle oluşan zararın belirlenmesi amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 24.10.2015 tarihli raporda; davacının %10 maluliyet oranı üzerinden iş gücü kaybından kaynaklı zararının 102.704,13-TL olarak hesaplandığı, davacının 102.704,13-TL'nin maddi zararının davalı idarenin (%40) kusur oranına oranlanması sonucu 41.081,65-TL olduğu, talep ile bağlılık ilkesi uyarınca 10.000,00-TL maddi zararın idareye başvuru tarihi olan 25.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine; manevi tazminat istemi yönünden ise, davacının duyduğu elem ve ızdırabın etkileri ve kazada %10 iş gücü kaybına uğraması nedeniyle bu durumun gelecekte sosyal yaşamını etkileyip olumsuz etkiler yaratacağı, davalı idarenin olaydaki kusur durumu ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması bakımından talep edilen 60.000,00-TL manevi tazminatın 10.000,00-TL 'lik kısmının kabul edilmesi, fazlaya ilişkin 50.000,00-TL'lik kısmının ise reddine, kabul edilen manevi tazminat miktarının idareye başvuru tarihi olan 25.11.2013 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, …Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü'nde şoför kadrosunda çalışan davacının, 24.05.2012 tarihinde …… Mahallesi, … Caddesi girişinde bulunan arızalı çöp konteynırını sağlam olanıyla değiştirmek üzere yanına vinç şoförünü de alarak konteynırın bulunduğu yere gittiği, çöp konteynırının yerinden çıkarıltılıp yere koyulmaya çalışıldığı esnada vincin boşalması sonucu konteynırın ayağına düşmesi nedeniyle iş kazası geçirdiği, meydana gelen iş kazasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle 10.000,00-TL maddi ve 60.000,00-TL manevi olmak üzere toplam 70.000,00- TL tazminatın, olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Temyize konu kararın manevi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi; İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır. İdare Mahkemesi'nce verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, kararın manevi tazminata ilişkin kısmının onanması gerekmektedir. Temyize konu kararın maddi tazminata ilişkin kısmının incelenmesi; İdare Mahkemesi'nce olayda davalı idarenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa kusur oranının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 13.06.2016 tarihli raporda; davalı Avcılar Belediye Başkanlığı'nın işveren olarak davacının iş sağlığı güvenliği eğitimlerini vermemesi, görev tanımlarını yapmaması, kaldırma ekipmanlarının periyodik muayenesinin yapılmaması, ilgili iş ekipmanları için talimat hazırlamaması ve ehliyeti yeterli olmayan bir personel çalıştırması nedeniyle asli olarak ve %40 oranında sorumlu olduğu, davacı kazazedenin operasyon sırasında bulunmaması gereken yerde ve davranmaması gereken bir davranışta bulunması, iş güvenliği kurallarına uymaması nedeniyle asli olarak ve %40 oranında sorumlu olduğu, vinç operatörünün eksik iş ekipmanı ile çalışmaya devam ederek hem kendisini hem de diğer çalışma arkadaşını tehlikeye atması nedeniyle tali olarak ve %20 oranında sorumlu olduğunun belirtildiği görülmektedir. Bu durumda, İdare Mahkemesi'nce davalı idarenin %40 oranında kusur sorumluluğu bulunduğu dikkate alınarak karar verilmiş ise de, vinç operatörünün kamu görevini yürüttüğü esnada, göreviyle ilgili hizmetin araç ve olanaklarını kullanarak iş güvenliği kurallarına aykırı hareket etmek suretiyle yaptığı kusurlu hareketin davalı idarenin kusur sorumluluğundan bağımsız düşünülemeyeceği sonuç ve kanaatine varıldığından, davalı Belediye'nin olaydaki sorumluluk oranının vinç operatörüne yüklenen kusur oranı da eklenerek belirlenmesi, yani toplamda %60 kusur oranı (%40 davalı belediye kusur oranı+ %20 vinç operatörü kusur oranı) esas alınarak bir karar verilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde bir karar verilebilmesi için öncelikle adli yargıda vinç operatörü aleyhine bir tazminat davası açılıp açılmadığı, açılmış ise operatör tarafından davacıya bir tazminat ödenmesine karar verilip verilmediğinin de araştırılması, eğer bir ödeme söz konusu ise bu miktarın işbu davada verilecek kararda dikkate alınması gerektiği de tabiidir. Öte yandan, sürekli iş gücü kaybı nedeniyle açılan tam yargı davalarında işleyecek dönem başındaki aylık gelir belirlenirken "net kazancın" esas alınması gerektiği Danıştay'ın yerleşik kararlarında ilke olarak kabul edilmiştir. İdare Mahkemesi'nce hükme esas alınan 24.10.2015 tarihli hesap bilirkişi raporunda da bilirkişi tarafından net kazancın esas alındığı belirtilmiş ise de davacının maaş bordrosunda yer alan brüt kazanç miktarı üzerinden hesaplama yapıldığı görülmektedir. Bu itibarla, davacının sürekli iş gücü kaybına bağlı gerçek maddi zararının yeniden yapılacak bilirkişi incelemesi ile ortaya konulması gerekmektedir. Bunun yanı sıra, davacı tarafından temyiz dilekçesinde, kusur bilirkişi raporuna yapılan itirazlarının Mahkemece değerlendirilmeksizin hüküm kurulması nedeniyle dava dilekçesinde talep edilen miktarı arttıramadıkları, kendilerine bu imkanın tanınmadığı belirtilmektedir. Kusur bilirkişi raporunun iş gücü kaybına bağlı zararın hesaplandığı bilirkişi raporundan sonra alındığı, kusur raporuna yönelik yapılan itirazların karşılanmadığı ve idari yargılama usulünde miktar artırımına ilişkin taleplerin bir defaya mahsus yapılabildiği de dikkate alındığında, Mahkemece yukarıda yer verilen gerekçeler dikkate alınarak yeniden yapılacak hesaplama sonrası belirlenecek yeni zarar miktarına göre davacının talep ettiği miktar yönünden artırım yapabilme hakkının saklı olduğu da açıktır. Açıklanan nedenlerle; … İdare Mahkemesinin temyize konu kararının manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının ise bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 08/04/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Nüfus ve Evlilik Hizmetlerindeki Hatalar

Kısıtlı kişinin nüfus kaydındaki kısıtlılık durumunu kontrol etmeden yasal temsilci izni olmaksızın evlenme ehliyet belgesi düzenleyen belediyenin hizmet kusuru işlediği Danıştay 8. Dairesi, E. 2021/1422, K. 2024/5411 sayılı kararında kabul edilmektedir. Bu kararda kısıtlılığın nüfus kayıtlarına önceden işlenmiş olduğu ve evlilik akdi gerçekleştiğinde kişinin halen vesayet altında bulunduğu tespit edilmiş; belediyenin evlenme talebinde kontrol ve denetim görevini gereği gibi yerine getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. Kısıtlılığı bilmeyen eşin bu olay nedeniyle manevi tazminat talebi kabul edilebilir. Bununla birlikte aynı kararda evlilik süresince yapılan harcamalar ve mali kayıplar ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat istemi reddedilmiştir. Karar oyçokluğuyla verilmiş olmakla birlikte, manevi tazminata ilişkin kısım Danıştay'ca onanmıştır.

Danıştay 8. Daire, E. 2021/1422, K. 2024/5411Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/1422 E.  ,  2024/5411 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/1422 Karar No : 2024/5411 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVACI) … (…) 2- (DAVALI) … Belediyesi – … VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: … tarihinde … Belediye Başkanlığı'nda düzenlenen nikah töreni ile … isimli şahısla evlenen davacı tarafından, … hakkında kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlama kararı bulunduğuğunun … Aile Mahkemesi'nde görülen boşanma davasının … tarihli ilk celsesinde öğrendiğinden bahisle, belediyece yeterli inceleme ve araştırma yapmadan, kısıtlı için yasal temsilcisinin yazılı izni alınmaksızın evlilik akdini gerçekleştirdiğinden; …'nin kendisine şiddet uyguladığı, buna ilişkin hastane raporlarının bulunduğu, evlilik süresince kira masrafları ve giderlerini kendisinin ödemek zorunda kaldığı, …'nin borçlandığı ve kendisini kefil olarak gösterdiği, …'nin evlenmeden önce sahibi olduğu malları kaybetmesine, borçlanmasına, evsiz kalmasına neden olduğu iddialarıyla 100.000,00-TL maddi, 300.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararında; dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde; …'nin … Sulh Hukuk Mahkemesi'nin … tarih ve E…, K… sayılı kararıyla 1 yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırıldığından bahisle vesayet altına alınmasına karar verildiği, kısıtlılığın … tarihinde nüfus kayıtlarına işlendiği ve evlilik akdinin gerçekleştiği … tarihinde de …'nin halen vesayet altında olduğunun açık olduğu, davalı idarece evlenme talebine dair beyannamenin verilmesi üzerine kontrol ve denetim görevinin gereği gibi yerine getirilmediği, …'nin kısıtlı olduğu ve evlenebilmesi için yasal temsilcisinin izni gerektiği hususu dikkate alınmaksızın evlenme ehliyet belgesi düzenlendiği, bu nedenle olayda davalı belediyenin hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı; buna göre, davacının 100.000,00-TL maddi tazminat istemi yönünden; uyuşmazlığa konu olayda, davacı tarafından …'nin evlilik süresince borçlandığı ve kendisini kefil olarak gösterdiği, kefaletten kaynaklı borçlar nedeniyle hakkında icra takibi başlatıldığı, bunların bir kısmını ödeyebildiği, …'nin evlenmeden önce sahibi olduğu malları kaybetmesine, borçlanmasına, evsiz kalmasına neden olduğu belirtilerek maddi tazminat talebinde bulunulmuş ise de, söz konusu harcama ve giderler ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddi gerektiği sonucuna varıldığı; manevi tazminat istemi yönünden ise; bakılan davada, davalı idarece evlenme talebine dair beyannamenin verilmesi üzerine kontrol ve denetim görevinin yerine getirilmediği, 1 yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırıldığından bahisle vesayet altına alınmasına karar verilen …'nin yasal temsilcisinin izni olmaksızın evlenmesine müsaade edildiği, …'nin kısıtlı olduğunu bilmeyen davacının da yaşanan olaylar nedeniyle manevi olarak yıprandığı dikkate alındığında, davacının bu olay nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği göz önüne alınarak takdiren 30.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulü gerektiği sonucuna varıldığı gerekçeleriyle, davanın maddi tazminat talebine ilişkin kısmının reddine, manevi tazminat talebine ilişkin kısmının kısmen kabulü ile 30.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareden alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : 1 – Davacı tarafından, kabul edilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğu, manevi tazminat miktarının artırılması gerektiği, evlendirildiği kısıtlı kişi yüzünden maddi olarak büyük zararlara uğradığı, maddi tazminat isteminin tamamının kabul edilmesi gerektiği hususları ileri sürülmektedir. 2 – Davalı idare tarafından, manevi tazminat miktarının fahiş olarak belirlendiği, davada süre aşımı bulunduğu, evlilik aktinin usulüne uygun olarak yapıldığı hususları ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : 1 – Davacı tarafından, davalının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. 2 – Davalı idare tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacının duruşma istemi yerinde görülmeyerek ve dosya tekemmül ettiğinden davalının yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle, 1. Temyiz istemlerinin reddine, 2. … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunanlar üzerinde bırakılmasına, kullanılmayan … TL yürütmenin durdurulması harcının istemi halinde davalıya iadesine, posta gideri avansından artan tutarın Mahkeme tarafından iadesine, 4. 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de belirtilen Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesini teminen dosyanın İdare Mahkemesine gönderilmesine, 5. Kesin olarak, 17/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY : (X)- Dava; … tarihinde … Belediye Başkanlığı'nda düzenlenen nikah töreni ile … isimli şahısla evlenen davacı tarafından, … hakkında kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlama kararı bulunduğuğunun … Aile Mahkemesi'nde görülen boşanma davasının … tarihli ilk celsesinde öğrendiğinden bahisle, belediyece yeterli inceleme ve araştırma yapmadan, kısıtlı için yasal temsilcisinin yazılı izni alınmaksızın evlilik akdini gerçekleştirdiğinden; …'nin kendisine şiddet uyguladığı, buna ilişkin hastane raporlarının bulunduğu, evlilik süresince kira masrafları ve giderlerini kendisinin ödemek zorunda kaldığı, …'nin borçlandığı ve kendisini kefil olarak gösterdiği, …'nin evlenmeden önce sahibi olduğu malları kaybetmesine, borçlanmasına, evsiz kalmasına neden olduğu iddialarıyla 100.000,00-TL maddi, 300.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Temyize konu Mahkeme kararıyla; maddi tazminat yönünden, söz konusu harcama ve giderler ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine; manevi tazminat istemi yönünden ise, …'nin kısıtlı olduğunu bilmeyen davacının da yaşanan olaylar nedeniyle manevi olarak yıprandığı dikkate alındığında, davacının bu olaylar nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için takdiren 30.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Mahkeme kararı birlikte incelendiğinde; davacının evlendiği …'nin … Sulh Hukuk Mahkemesi'nin … tarih ve E…, K… sayılı kararıyla 1 yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırıldığından bahisle vesayet altına alınmasına karar verildiği, kısıtlılığın … tarihinde nüfus kayıtlarına işlendiği ve evlilik akdinin gerçekleştiği … tarihinde de …'nin halen evrak üzerinde vesayet altında olduğu, davalı belediyeye davacı ve …nin nikah için birlikte başvurdukları, evlenme taleplerine dair beyannamelerinin verildiği, …'nin evrak üzerinde kısıtlı olduğu, davacıyla evlenebilmeleri için yasal temsilcisinin (vasi) yazılı izninin davalı belediyeye ibraz etmediği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık konusu olayda, davacı ve …'nin nikah için idareye birlikte başvurdukları, dolayısıyla tutukluluğun sona erdiği, evlenme taleplerine dair beyannamelerinin birlikte verildiği, …'nin tahliye edilmiş olmasına rağmen evrak üzerinde kısıtlı olduğu, bu haliyle davalı … Belediyesine hizmet kusurunun yüklenemeyeceğinin açık olduğu görülmüştür. Bu durumda, temyizen incelenen tam yargı davasında davalı belediyenin hizmet kusuru bulunmadığı anlaşıldığından, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin yukarıda belirttiğim gerekçeyle reddedilmesi gerektiği görüşümle, aksi yöndeki Dairemiz çoğunluk kararına katılmıyorum. KARŞI OY : (XX)- Dava; … tarihinde … Belediye Başkanlığı'nda düzenlenen nikah töreni ile … isimli şahısla evlenen davacı tarafından, … hakkında kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle kısıtlama kararı bulunduğuğunun … Aile Mahkemesi'nde görülen boşanma davasının … tarihli ilk celsesinde öğrendiğinden bahisle, belediyece yeterli inceleme ve araştırma yapmadan, kısıtlı için yasal temsilcisinin yazılı izni alınmaksızın evlilik akdini gerçekleştirdiğinden; …'nin kendisine şiddet uyguladığı, buna ilişkin hastane raporlarının bulunduğu, evlilik süresince kira masrafları ve giderlerini kendisinin ödemek zorunda kaldığı, …'nin borçlandığı ve kendisini kefil olarak gösterdiği, …'nin evlenmeden önce sahibi olduğu malları kaybetmesine, borçlanmasına, evsiz kalmasına neden olduğu iddialarıyla 100.000,00-TL maddi, 300.000,00-TL manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Temyize konu Mahkeme kararıyla; maddi tazminat yönünden, söz konusu harcama ve giderler ile idarenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine; manevi tazminat istemi yönünden ise, …'nin kısıtlı olduğunu bilmeyen davacının da yaşanan olaylar nedeniyle manevi olarak yıprandığı dikkate alındığında, davacının bu olaylar nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa gidermek için takdiren 30.000,00-TL manevi tazminat isteminin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Mahkeme kararı birlikte incelendiğinde; davalı belediyece davacının kısıtlı bir kişiyle yasal temsilcisinin yazılı izni bulunmaksızın evlenmesine izin verildiğinden hizmet kusuru bulunsa da; davacının iddia ettiği borçlanmalara ve harcamalara ilişkin giderler ile davalı belediyenin hatalı işlemi arasında illiyet bağı bulunmadığı açık olduğundan, maddi tazminat isteminin reddi kararı hukuk ve usule uygundur. Bunun yanında, davacının evliliği süresince eşiyle yaşadığı olumsuz olaylar nedeniyle yıprandığından bahisle istediği manevi tazminat ile davalı idarenin hatalı işlemi arasında da illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varıldığından, Mahkemece davacının manevi tazminat isteminin tümden reddedilmesi gerekirken kısmen kabul edilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Buna göre, temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararının manevi tazminatın kabulüne ilişkin kısmının bozulması gerektiği görüşümle, aksi yöndeki Dairemiz çoğunluk kararının bu kısmına katılmıyorum.

Hizmet Kusuru Davalarında Usul: İdareye Başvuru ve Dava Açma

İdari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin tam yargı davası açabilmesi için öncelikle ilgili idareye başvurmaları gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesi uyarınca bu başvurunun; eylemin yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yapılması zorunludur. İdare başvuruyu kısmen veya tamamen reddederse ret işleminin tebliğini izleyen günden itibaren, otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren dava açma hakkı doğar. Genel dava açma süresi 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi kapsamında düzenlenmiş olup idare mahkemelerinde altmış gündür. Görevli olmayan adli yargı merciinde açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi hâlinde ise sonradan idari yargıda açılacak davada bu başvuru şartı aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:
2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

İdari yargılamada miktar artırımı bir defaya mahsus yapılabilmektedir. Kusur bilirkişi raporuna yapılan itirazlar karşılanmadan hüküm kurulması hâlinde davacının bu artırım hakkı saklı tutulmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Belediyenin sorumlu olduğu yolda kaza geçirirsem ne yapmalıyım?

Eylemi öğrendiğiniz tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde belediyeye yazılı başvuruda bulunarak zararınızın tazminini talep etmeniz gerekmektedir. Başvurunun reddi ya da otuz gün içinde yanıt verilmemesi üzerine dava açma hakkı doğar; idare mahkemelerinde genel dava açma süresi altmış gündür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 10. maddesi belediyelere bakım ve işaretleme yükümlülükleri yüklemektedir; bu yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hizmet kusuru oluşturur.

Belediye hizmet kusuru davalarında hem maddi hem manevi tazminat istenebilir mi?

Koşulların gerçekleşmesi hâlinde her ikisi birlikte talep edilebilir. Maddi tazminatta zararın somut biçimde belgelenmesi aranmaktadır; belgelenemeyen kayıplar ile gerçekleşmesi kesin olmayan gelecekteki gelirler reddedilebilir. Manevi tazminat ise mahkemece takdiren belirlenir; müterafik kusur oranlarına göre matematiksel olarak azaltılamaz. İdare tarafından ödenecek tutarlara yasal faiz işletilmesi gerekir.

Sokak köpeği saldırısı için belediyeden tazminat alınabilir mi?

Sahipsiz hayvanların oluşturduğu tehlikeye karşı gerekli önlemleri almayan belediye hizmet kusuru işlemiş sayılabilir. Danıştay 8. Dairesi, E. 2010/3241, K. 2010/3782 sayılı kararında ihale sürecinin uzamasının bu kusuru ortadan kaldırmadığını belirlemiştir. Kamu tarafından karşılanmayan ve belgelenen tedavi giderleri maddi, yaşanan korku ve ızdırap ise manevi tazminat kapsamında değerlendirilmektedir.

Deprem sonrası yıkılan bir binada belediyenin denetim eksikliği varsa ne olur?

Ruhsata aykırı ilave katlar için alınan yıkım kararını uygulamayarak yapının satın alınmasına ve yerleşime imkân tanıyan belediye, yapının depremde çökmesi sonucu oluşan zararda sorumlu tutulabilir. Depremin zararı doğuran olay olması bu hizmet kusuru sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İmar planında park alanına alınan taşınmaz için tazminat davası açılabilir mi?

Taşınmazın imar planında park veya yeşil alan olarak ayrılması ve kamulaştırılmaksızın mülkiyet hakkının belirsiz süreyle kısıtlanması hizmet kusuru olarak değerlendirilebilir. Danıştay 6. Dairesi, K. 2021/5459 sayılı kararında bu tür durumlarda mülkiyetin bedele çevrilmesi yoluyla tazminata hükmedilebileceğini belirlemiştir.

Belediye çalışanı iş kazası geçirirse idare mahkemesine dava açılabilir mi?

Belediye çalışanının iş kazası geçirmesi hâlinde, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmemesi, ekipman muayenelerinin yaptırılmaması ve görev tanımı yapılmaması gibi eksiklikler hizmet kusuru oluşturabilir. Bu davalarda üçüncü kişi aleyhine adli yargıda açılmış tazminat davası bulunup bulunmadığı araştırılır; mükerrer ödemeye yol açmayacak biçimde karar verilmesi esastır. Maddi tazminat hesabında net kazancın esas alınması Danıştay'ın yerleşik ilkeleri arasındadır.

Belediyenin işlettiği iskelede kaza olursa sorumluluk kime aittir?

Belediyenin işletiminden sorumlu olduğu iskele gibi tesislerde meydana gelen kazalarda, belediyenin hizmet kusurunun ağırlığı dikkate alınarak manevi tazminata hükmedilebilir. Danıştay 8. Dairesi, E. 2024/5361, K. 2025/93 sayılı kararında olayda kusuru bulunmayan idare hakkındaki davayı reddederek sorumluluğun kusurlu bulunan belediyeye ait olduğunu hükme bağlamıştır.

Çocuk parkındaki kazada hem idare hem ebeveyn sorumlu olabilir mi?

Danıştay 8. Dairesi, E. 2022/4434, K. 2025/952 sayılı kararında parkın yeterli güvenlik önlemlerinden yoksun olduğu gerekçesiyle belediyenin hizmet kusurunun bulunduğunu saptamıştır. Öte yandan anne ve babanın velayet hakkından kaynaklanan gözetim ve denetim yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirip getirmediği de müterafik kusur değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır. Kusur oranlarının dengeli ve oransal bir bilirkişi raporu aracılığıyla belirlenmesi gerekmekte olup ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporları da bu süreçte gözetilmelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu