İbra Sözleşmesi Nedir ve Geçerli Olarak Nasıl Hazırlanır?

by Avukat Erdal Ersoy
İbra Sözleşmesi Nedir ve Geçerli Olarak Nasıl Hazırlanır?

İbra Sözleşmesinin Tanımı ve Genel Hukuki Niteliği

İbra sözleşmesi, borcun alacaklı ile borçlu arasındaki mutabakatla ortadan kaldırılmasını sağlayan hukuki yoldur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 132 hükmü uyarınca, borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belirli bir şekle bağlanmış olsa dahi borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. Bu kural uyarınca genel borçlar hukuku kapsamında ibra sözleşmesi kural olarak şekil serbestisine tabidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 132Kaynağı aç
MADDE 132- Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. C. Yenileme I. Genel olarak

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/6566 Esas ve 2017/6234 Karar sayılı ilamında 6098 sayılı Kanun öncesi ibra sözleşmeleri değerlendirilirken, ibranın varlığı tartışmasız bir borcun sona erdirilmesine yönelik olduğu, şüpheli veya tartışmalı borçların ibraya konu edilemeyeceği açıklanmıştır. Bu çerçevede işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olamayacağı gibi savunma ve işveren kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin de geçersiz sayılacağı belirtilmiştir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2017/6566, K. 2017/6234Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2017/6566 E.  ,  2017/6234 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı … … …. Rektörlüğü vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davalı Üniversitede alt işveren şirketler nezdinde işçi olarak çalıştığını iş akdinin emeklilik nedeniyle sona erdiğini belirterek kıdem tazminatı ile genel tatil ücreti alacağının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı Üniversite vekili husumet itirazında bulunarak davacının diğer davalıların oluşturduğu ortak girişim işyerinde işçi olarak çalıştığını, ihale dönemlerinde davacıya ödemelerde bulunulduğunun şifahen öğrenildiğini, belgelerin temin edilerek sunulacağını beyanla davanın reddini, davalı şirketler vekili ise davacının … ay … gün süreyle belirli süreli sözleşmesiyle çalıştığını, davacının tüm çalışmasından sorumlu tutulamayacaklarını beyanla zamanaşımı itirazında bulunarak davanın reddini istemiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, dosya kapsamı ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davalı Üniversite vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: …-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı Üniversite vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine. …-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya dava konusu alacaklar ile ilgili yapılan ödemeler ve davacının farklı alt işverenlerde geçen çalışmalarının kıdem tazminatına esas sürenin tespitinde nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 120. maddesi uyarınca yürürlüğü devam eden mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun …/…. maddesi, işçinin aynı işverene bağlı olarak bir ya da değişik işyerlerinde çalıştığı sürelerin kıdem hesabı yönünden birleştirileceğini hükme bağlamıştır. O halde kıdem tazminatına hak kazanmaya dair bir yıllık sürenin hesabında da işçinin daha önceki fasılalı çalışmaları dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, her bir fesih şeklinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde gerçekleşmesi hizmet birleştirmesi için gerekli bir şarttır. İşçinin önceki çalışmaları sebebiyle kıdem tazminatı ödenmişse, aynı dönem için iki defa kıdem tazminatı ödenemeyeceğinden, tasfiye edilen dönemin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması mümkün olmaz. Ancak, aynı işverene ait bir ya da değişik işyerlerinde çalışılan süre için kıdem tazminatı ödenmemişse, bu süre aynı işverende geçen sonraki hizmet süresine eklenerek son ücret üzerinden kıdem tazminatı hesaplanmalıdır. Zamanaşımı def'inin ileri sürülmesi halinde önceki çalışma sonrasında ara verilen dönem on yılı aşmışsa, önceki hizmet bakımından kıdem tazminatı hesaplanması mümkün olmaz. Davacının aralıklı çalışmalarının her birinin iş sözleşmesinin feshi ile sonlanıp sonlanmadığı belirlenmeli ve bu feshe göre işçiye kanuni haklarının ödenip ödenmediği tespit olunmalıdır. Feshe göre işçilik haklarının ödendiği belirlendiğinde, önceki çalışmalarının tasfiye edildiği kabul edilmeli ve tazminat hesabı açısında daha sonraki çalışma süresine eklenmemelidir. Ancak yapılan ödemelerin kanuni hakların altında kaldığının anlaşılması halinde yine tasfiye esası benimsenmekle birlikte zamanaşımı def'i sebebiyle zamanaşımına uğramamış dönem için belirlenen fark alacaklar, her bir dönem ücretine göre belirlenmeli ve istekler yönünden karar verilmelidir. İşçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli sebeplerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemeler avans niteliğinde sayılmalıdır. İşçinin iş sözleşmesinin feshinde kıdem tazminatına hak kazanılması durumunda, işyeri ya da işyerlerinde geçen tüm hizmet sürelerine göre kıdem tazminatı hesaplanmalı, daha önce avans olarak ödenen miktar kanuni faiziyle birlikte mahsup edilmelidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz. İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir: A)Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir. B)İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay ….HD. ……..2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K). C)İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen …-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez. Öte yandan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun …. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir. İbranamedeki irade fesadı hallerinin, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay ….HD. 26…..2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez. D)İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay ….HD. ……..2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K). E)Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay ….HD ……..2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay ….HD. 24…..2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.). F)Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay ….HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. ……..2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K). G)Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay ….HD. ……..2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K). H)İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay ….HD. 24…..2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir. İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27…..2010 gün 2009/…-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay ….HD. ……..2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.). Somut olayda davalı Üniversite vekili bilirkişi incelemesi aşamasında ödeme belgeleri sunmuş ve bu belgelerdeki miktar mahsup edilmiştir. Temyiz sırasında da dilekçe ekinde bir kısım ibraname ve ödeme belgelerinin temin edilerek sunulduğu bildirilmiştir. Bu belgelerde değerlendirilmeli ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir. …-Davalı tarafta üç farklı tüzel kişilik davalı gösterildiği halde infazda tereddüte yol açacak şekilde "davalıdan" şeklinde hüküm kurulması hatalıdır. Davalı Üniversite asıl işveren ve diğer davalılar ise ortak girişimi oluşturan son alt işveren olmakla davacının tüm alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. …-Davalı Üniversite harçtan muaf olduğu halde harç yükletilmesi de hatalı olmuştur. Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 27.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İş Hukukunda İbra Sözleşmesinin Şartları ve Hükümsüzlük Halleri

İşçilik alacaklarının ibrası bakımından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 420/2 emredici geçerlilik koşulları düzenlemiştir. Düzenlemeye göre ibra sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından en az bir aylık sürenin dolması, alacak kaleminin türü ile tutarının açık biçimde gösterilmesi ve ödemenin eksiksiz olarak banka kanalıyla gerçekleştirilmesi zorunludur. Sayılan bu yasal unsurlardan herhangi birini barındırmayan ibranameler ya da ibra sözleşmeleri kesin hükümsüzlük yaptırımına tabidir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 420Kaynağı aç
MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir. İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur. İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır. VI. Tatil ve izinler 1. Hafta tatili ve iş arama izni

Kanunda yer alan en az bir aylık bekleme süresi, ibra sözleşmesinin düzenlenebileceği tarihe ilişkindir. Bu süre ifa ile ilgili olmadığından kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi işçilik haklarının ödeme tarihini bir ay süreyle ertelemez.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için kanundaki yasal şartların varlığı aranır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/6566 Esas ve 2017/6234 Karar sayılı kararında, anılan kanun öncesi döneme ilişkin olarak iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmelerinin geçersizliği vurgulanmıştır. Karara göre işçi bu dönemde işverene bağımlı durumda olduğundan iş ilişkisini sürdürmek veya alacaklarına kavuşabilmek adına iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalayabilmektedir. Yine bu kapsamda, tarih taşımayan ve içeriğinden fesih sonrasında düzenlendiği açıkça anlaşılamayan ibranamelere de itibar edilmemektedir.

Makbuz Hükmü ve Alacak Miktarının Gösterilmesi

İbra sözleşmesinde gösterilen ödemenin hakkı tam olarak karşılamadığı hallerde belgenin hukuki niteliği sınırlandırılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 420/3 uyarınca, hakkın gerçek tutarda ödendiğini içermeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını taşıyan diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu halde dahi ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 420/2 hükmü, ibra konusu alacağın miktarının açıkça belirtilmesini emredici bir geçerlilik şartı sayarak aksi durumu kesin hükümsüzlükle yaptırıma bağlamıştır. Buna karşılık Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2012/20410 Esas ve 2013/14039 Karar sayılı ilamında, miktarların yazılı olması durumunda belgenin makbuz sayılacağı, miktar yazılı olmayan fakat alacakların açıkça belirtildiği belgelerin geçerli ibra niteliği taşıyacağı ve miktar içermemenin tek başına geçersizlik sonucunu doğurmayacağı ifade edilmiştir. Ancak kanunun emredici hükmü karşısında bu farklı yaklaşımın kanuni miktar koşulunu ortadan kaldırmadığı dikkate alınmalıdır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/20410, K. 2013/14039Kaynağı aç
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi         2012/20410 E.  ,  2013/14039 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Taraflar arasındaki, kıdem, ihbar tazminatı, izin ücreti, işe başlatmama tazminatı, boşta geçen süre ücreti ile sosyal hak ve alacaklarının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı sebeplerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 11.06.2013 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat….. ile karşı taraf adına Avukat … geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, iş sözleşmesinin haksız şekilde işverence feshedildiğini ileri sürerek, bir kısım işçilik alacağının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Davacı izin ücreti alacağının ödenmediğini belirterek davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; davacının yıllık izin alacağının bulunmadığını ve ibraname imzaladığını savunmuştur. Mahkemece ibranameye değer verilmeyerek istek doğrultusunda karar verilmiştir. Dosyada mevcut ibranamede alacakların kalemler halinde sayıldığı, davacının izin haklarını aldığını beyan ettiği görülmüştür. Miktarlar yazılı olduğu takdirde ibranamenin makbuz niteliğinde olduğu, miktar yazılı olmayan ancak alacakların açıkça belirtmek suretiyle imzalanan belgelerin geçerli ibraname mahiyeti taşımaktadır. İbranamenin miktar içermemesi geçersiz olduğu sonucunu doğurmaz. İbranamenin içeriği ile davalı işverenin savunması arasında çelişkili bir durum da bulunmamaktadır. Mahkemece aksi düşünceyle ibranamenin geçersizliğine karar verilmesi hatalıdır. Bu sebeplerle davacının yıllık izin alacağı isteminin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, davalı yararına takdir edilen 990,00 TL duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 11.06.2013 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/6566 Esas ve 2017/6234 Karar sayılı ilamında 6098 sayılı Kanun öncesi ibra sözleşmelerine ilişkin ilkeler çerçevesinde, ibranamede yer alan alacakların bir kısmı yönünden savunma ile çelişki bulunmasının belgeyi tamamen geçersiz kılmayacağı belirtilmiştir. Bu çerçevede savunmayla çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesinin geçerliliğini koruduğu, buna karşılık belgede hiç yer almayan işçilik alacakları yönünden borcun sona erdiğinin kabul edilemeyeceği açıklanmıştır.

Banka Kanalıyla Ödeme ve Mahsup Sorunu

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu döneminde yapılan ibra sözleşmelerinde ödemelerin banka aracılığıyla yapılması kanuni bir zorunluluktur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/17421 Esas ve 2017/6818 Karar sayılı kararında, Türk Borçlar Kanunu m. 420 hükmüne aykırı şekilde ödemelerin banka aracılığı ile yapılmamasının ibranameyi hükümsüz kıldığı ve ibraname ile eki mahiyetindeki makbuz başlıklı belgedeki tutarlar mahsup edilmeksizin alacağın hüküm altına alınması gerektiği kabul edilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/17421, K. 2017/6818Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/17421 E.  ,  2017/6818 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Taraflar arasındaki, icra takibine yapılan itirazın iptali, takibin devamıyla % 20 icra inkar tazminatının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle kısmen gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davacı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.04.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat … geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; müvekkilinin iş akdinin haklı bir neden olmaksızın ve ihbar öneli de kullandırılmaksızın feshedildiğini, ayrıca işçilik alacaklarının da ödenmediğini, davalı işverence söz kousu alacaklar için yürütülen icra takibine kötüniyetli olarak itiraz edildiği ileri sürülerek; itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi talep ve dava olunmuştur. B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti: Davalı vekili; zamanaşımı itirazında bulunarak işyerinde küçülmeye gitmek zorunda kaldıklarını, bu nedenle bazı işçilerin işten çıkartıldığını, ancak işten çıkartılan işçilere tüm hakların ödendiğini, bu kapsamda davacının da alacaklarının ödendiğini, davacının çalışma saatlerini kendisini belirlediğini, fazla mesai ücretlerini ödendiğini, yine davacının tüm yıllık izinlerini kullandığını, davalı işyerinde hafta tatilinde bayram tatillerinde ve genel tatil günlerinde çalışma yapılmadığını, davacıya ücretlerinin de ödendiğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Karar süresinde davacı vekilince temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: 1- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir. İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420. maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. Somut uyuşmazlıkta; davacı işçi tarafından 6098 sayılı Borçlar Kanunu döneminde imzalanan ibranamede sadece kıdem ve ihbar tazminatı alacakları yönünden miktar belirtildiği, davacının bu miktarları tahsil ettiğinin ve başkaca bir alacağının bulunmadığının ifade edildiği görülmektedir. İbranamenin 08.02.2013 tarihinde davacı işçi tarafından imzalandığı, aynı tarihli makbuz başlıklı diğer bir imzalı belgede de ibranamedeki tutarlara aynen yer verilerek, davacının bu bedeli tahsil ettiği ifade edilmiştir. İbraname ile aynı tarihte davacı işçi tarafından imzalanan ve ibranamedeki miktarların birebir aynen yer aldığı makbuz başlıklı belgenin ibranamenin eki mahiyetinde olduğu ortadadır. Her ne kadar mahkemece; ibaranameye değer verilerek söz konusu tutarların mahsubu ile sonuca gidilmiş ise de, yukarıda ayrıntılı bir biçimde ifade edildiği üzere, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 420. maddesine aykırı olarak söz konusu ödemelerin banka aracılığı ile yapılmadığı ve bu durumun ibranameyi hükümsüz kıldığı gözetilmeksizin karar verilmiştir. İbraname ve ibranamenin eki mahiyetindeki makbuz başlıklı belgedeki tutarlar mahsup edilmeksizin alacağın hüküm altına alınması için kararın bozulması gerekmiştir. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 1.480.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 18/04/2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum. 18.04.2017

İbra Kapsamı Dışındaki Haklar ve Temsil

Anayasa'nın 60. maddesinde güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı, dokunulmaz ve feragat edilemez nitelikte olduğundan ibranamenin konusu olamaz. Dolayısıyla sosyal güvenlik alanına ilişkin haklardan ibra sözleşmesi yoluyla vazgeçilemez.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 420/4 gereğince, ibra sözleşmesinin yazılı şekil, bir aylık süre, açık miktar ve banka kanalıyla ödeme unsurları ile makbuz hükmüne ilişkin kurallar, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil olmak üzere hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.

İşçi adına ibra sözleşmesinin vekil vasıtasıyla imzalanabilmesi mümkündür; bu kapsamda vekaletnamenin salt ibraya yönelik olması veya ibra yetkisini içermesi gerekmektedir.

İrade Fesadı, İhtirazi Kayıt ve Usul Hukuku Kuralları

İbra sözleşmesi kurulurken irade fesadı halleriyle karşılaşılması durumunda sözleşmenin hükümsüz kılınması mümkündür. İşçinin hata veya hileyi öğrendiği, tehdidin sona erdiği veya aşırı yararlanma (gabin) halinde sözleşmenin kurulduğu andan itibaren bir yıl içinde ibranamenin iptali hakkı kullanılabilir. İptal beyanı herhangi bir şekil şartına tabi olmayıp bu beyanın karşı tarafa ulaşması ile ibraname hükümsüz hale gelir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/6566 Esas ve 2017/6234 Karar sayılı ilamına göre, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi'nin 2017/6566 Esas ve 2017/6234 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, ibraname savunması hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olduğundan yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.

İşe iade uyuşmazlıklarında feshin belirlenmesi bakımından ibraname içeriğindeki ifadelerin dikkatle incelenmesi gerekir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2012/14056 Esas ve 2012/32243 Karar sayılı kararında, mahkemece ibraname davacıya gösterilerek özel nedenlerden dolayı işten ayrıldığı yönündeki beyanın açıklattırılması, varsa istifa dilekçesi ya da muadili bir belge bulunup bulunmadığı üzerinde durulması ve tüm deliller değerlendirilerek iş sözleşmesinin hangi nedenle ve kim tarafından feshedildiğinin tereddütsüz biçimde belirlenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2012/14056, K. 2012/32243Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2012/14056 E.  ,  2012/32243 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı işçi, davalıya ait işyerinde belirsiz süreli hizmet akdi ile çalışmakta iken 04.07.2011 tarihinde hiçbir haklı ve geçerli fesih sebebi bildirilmeksizin ve herhangi bir fesih ihbarnamesi verilmeksizin iş sözleşmesinin feshedildiğini belirterek bu nedenle davalı tarafça yapılan feshin geçersizliği ile davacının yasal hakları ile birlikte işe iadesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının 04.07.2011 tarihinde kendi isteği ile iş sözleşmesini feshederek işten ayrıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, davacının davalı iş yerinde 08/03/2010 tarihinde çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin iş veren tarafından 04/07/2011 tarihinde 4857 sayılı yasanın 16 ve devamı maddelerinde belirtilen fesih bildirimi yapılmadan haklı ve geçerli nedene dayandırılmadan feshedildiği, davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödenmiş olduğu bu hali ile de iş sözleşmesinin iş veren tarafından feshedildiğinin anlaşıldığı, feshin 19. maddede belirtilen usule uygun yapılmadığı anlaşıldığından,işverence yapılan feshin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının iş sözleşmesinin kim tarafından ve hangi nedenle feshedildiği noktasında toplanmaktadır. Dosyaya ibraz edilen 04.07.2011 tarihli ibraname uyarınca iş sözleşmesinin davacının özel nedenlerinden dolayı işten ayrılması suretiyle sona erdiği hususu belirtilmiş olup söz konusu ibraname davacı tarafından ihtirazi kayıt konulmaksızın imzalanmıştır. Davacı vekili, dava dilekçesinde söz konusu ibraname yönünden işverenin imzalaması için dayattığını, davacının istifa etmesinin söz konusu olmadığını iddia etmiştir. Davalı vekili ise ibranamenin dayatma ile imzalatılmadığını, davacının maddi ihtiyacı ve talebi karşısında sadece bir iyiniyetli davranış ile kendi isteğiyle işten ayrılan davacıya kıdem tazminatı ödendiğini savunmuştur. Dosyaya ibraname dışında fesih ile ilgili herhangi bir yazılı bildirim ibraz edilmemiş olup işten ayrılma bildirgesinde “04” kod ile çıkış gösterilmiştir. Mahkemece, dosyada mevcut ibraname içeriğine yönelik davacının diyecekleri tespit edilmeksizin ve fesih yönünden ibraname irdelenmeksizin davacıya kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi nedeniyle iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiği ve feshin haklı ve geçerli nedene dayanmadığının kabulü ile hüküm kurulmuştur. Mahkemece ibraname davacı tarafa gösterilerek “ özel nedenlerden dolayı işten ayrıldığı” yönündeki beyanın açıklattırılarak ve varsa davacı tarafından verilmiş istifa dilekçesi ya da muadili bir belge olup olmadığı üzerinde durularak tüm deliller bu kapsamda değerlendirilerek iş sözleşmesinin hangi nedenle ve kim tarafından feshedildiği tereddütsüz bir şekilde belirlenerek hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. F) Sonuç : Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmesi geçerli midir?

İş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçinin bu dönemde işverene bağımlı durumda bulunması nedeniyle alacaklarına ulaşabilmek ya da işini sürdürebilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalayabileceği kabul edilmektedir.

İbranamede yasal hakların saklı tutulduğuna dair kayıt bulunması ne anlama gelir?

İşçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna yönelik ihtirazi kayıt koyması, borcu sona erdirme doğrultusunda bir ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.

Fesihten itibaren aranan bir aylık süre alacakların ödenmesini geciktirir mi?

Kanundaki bir aylık süre yalnızca ibranamenin düzenlenebileceği tarihe ilişkindir. Bu süre ifa ile ilgili olmadığından kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi hakların ödeme vadesini ertelemez.

İrade bozukluğu halinde ibra sözleşmesi ne zamana kadar iptal edilebilir?

İşçi hata veya hileyi öğrendiği, tehdidin sona erdiği veya gabin halinde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak bir yıl içinde herhangi bir şekle bağlı olmaksızın iptal hakkını kullanabilir. İptal beyanının karşı tarafa ulaşması ile ibraname hükümsüz hale gelir.

İbraname savunması davada hangi aşamaya kadar ileri sürülebilir?

İbraname savunması hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olduğundan davanın ve yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu